Blog

  • Dünden Bugüne Doğu’dan Batı’ya Bulmaca

    Dünden Bugüne Doğu’dan Batı’ya Bulmaca

    İnsanlığın bulmaca ile tanışması 1760 yılında Avrupalı kartografların yapbozu keşfetmesiyle başlamış. Günümüzde ise binlerce parçalık yapbozlar, çeşit çeşit kelime bulmacaları, Sudoku ve Kakuro gibi Uzakdoğu kökenli bulmacalar, çocuklar için eğitim amaçlı bulmacalar hayatımızın ayrılmaz bir parçası…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bulmaca çeşitlerinin en meşhuru kelime bilgisine dayanan kare bulmaca. Yer aldıkları yayına göre farklı zorluklarda örnekleriyle karşılaşabilirsiniz ama yine de en entelektüel bulmaca çeşidinin kare bulmaca olduğunu söylesek yanlış olmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kare bulmacanın mucidi İngiliz gazeteci Arthur Wynne. Belki de bu yüzden kare bulmaca en çok gazetelerde karşımıza çıkıyor. İngiltere’deki ilk örnek 1922’de Pearson’s da yayınlanmış, dünyaca ünlü New York Times kare bulmacası ise 1930’dan beri yayınlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ama bulmaca her zaman büyüklere hitap etmek zorunda değil! Çocukların hem becerilerini geliştirebilecekleri hem de eğlenebilecekleri bir alternatif labirent bulmaca.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sayılarla arası iyi olanlar için sayı avı ve aynı bulmacanın kelimelerle hazırlananı kelime avı ise daha çok dikkat ve odaklanma üzerine kurulu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Japonya kökenli Sudoku, zihnini genç tutmak isteyenlerin favorisi. 9 sayıyı kutucuklara yerleştirmeye dayalı bulmacadan her gün birkaç tane çözenlerin sayısı az değil!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1974 yılında Mimar Erno Rubik üç boyutlu geometriyi anlatan bir model yapmak istedi ve o günden beri dünyanın her yerinde milyonlarca insan 9 renkli bu küpün formülünü çözmeye uğraşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bulmaca çözmenin herkes için faydaları var. Özellikle yaşlılık yıllarında hafızayı zinde tuttuğu düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    plaj

    Gençler için ise bulmacalar sayesinde yeni kelimeler öğrenmek, dikkat ve koordinasyonu geliştirmek mümkün. Ayrıca tatilin de vazgeçilmez eğlencesi…

  • İLKLERİN SANATÇISI SEMİHA BERKSOY’UN İLHAM VEREN HAYATI

    Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği önemli isimlerden olan Semiha Berksoy, ülkemizin uluslararası alanda tanınan ilk sanatçılarından olduğu kadar bizlere de birçok ilki yaşatmış çok yönlü bir sanatçı… Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla sahneye konan ilk Türk operası “Özsoy Operası”nda Türk seyircisi ile buluşan Berksoy, ilerleyen yıllarda yurt dışındaki önemli opera sahnelerinde ülkemizi başarıyla temsil etti. Yaptığı resimlerle de dikkat çeken ve ilerleyen yaşına rağmen üretmekten ve sanattan kopmayan Berksoy, ülkemizde yaşayan her gencin ilham alması gereken isimlerden. “İlklerin kadını” lakaplı Semiha Berksoy’un başarılarla dolu hayatını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Semiha Berksoy, 1910’da İstanbul Çengelköy’de heykeltıraş ve ressam Fatma Saime Hanım ile maliye katibi ve şair Ziya Cenap Berksoy’un ilk çocuğu olarak dünyaya gelir. Çocukluk yılları sanatla iç içe geçer ve bu yeteneğini de ailesinden alır. Sekiz yaşında annesinin İspanyol gribinden vefat etmesi üzerine bir süre amcası ile yaşayan Berksoy, babasının yeniden evlenmesinden sonra ailesi ile önce Sultanahmet, ardından Kadıköy’de yaşamaya başlar. Ortaokul eğitimini Kadıköy’de tamamlayan Berksoy, evlerinin karşısında bulunan Kuşdili Tiyatrosunda amatör olarak sanat hayatına başlar. Çocukluğunda öyküler yazan Berksoy, Cağaloğlu’nda bulunan İstanbul Kız Lisesinden mezun olduktan sonra 18 yaşında, İstanbul Konservatuvarının kurucularından olan Nimet Vahit Hanım’dan şan dersleri alır. 19 yaşında halkın karşısında ilk kez şarkı söyleyen genç sanatçı, ünlü Rus müzisyen Nikolay Rimski-Korsakov’un bestelediği Sadko operasından çeşitli aryalar seslendirir ve bu konserlerinde kendisine Cemal Reşit Rey eşlik eder. 1930’da dönemin Güzel Sanatlar Akademisinde bulunan Namık İsmail Atölyesini kazanan sanatçı, usta isimlerden resim ve heykel dersleri alır. Okulun tiyatro sınavlarına da giren ve gösterdiği azim ile hedeflerine tek tek ulaşan genç sanatçı, Shakespeare’in yazdığı “Hırçın Kız” eserindeki Kate rolü ile tiyatro sınavında da başarıya ulaşır ve okula kabul edilir. 1931’de Muhsin Ertuğrul’un çektiği ilk sesli Türk filmi olan “İstanbul Sokakları”nda; 1933’te Nazım Hikmet’in yazdığı “Söz Bir Allah Bir” filminde rol alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1934’te Ahmet Adnan Saygun’un ‘ilk Türk operası’ sayılan Özsoy Operasında Ayşim rolüyle sahne alan Semiha Berksoy, 1936’da Berlin Devlet Yüksek Akademisi Opera Bölümü bursunu kazanır. Üç yıl sonra, Richard Strauss’un “Ariadne auf Naxos” isimli eserindeki performansıyla okuldan birincilikle mezun olan sanatçı; Batı Avrupa’da sahne almış ilk Türk opera sanatçısı ünvanına da erişir. Döndüğünde Ankara Devlet Operasının baş sanatçısı olarak görev alan Berksoy, Ankara Radyosu tarafından gerçekleştiren ilk radyo konserinde Cemal Reşit Rey ile tekrar bir araya gelir. İlklerin kadını Berksoy, 1941’de ülkemizde gerçekleşecek olan ilk opera stüdyosu kaydında da görev alır. Yine bu dönemlerde Ankara Gaz Şirketinde çalışan, aynı zamanda piyanist olan Ercüment Siyavuşgil ile evlenir ve bu evlilikten kızı Zeliha dünyaya gelir. Meslek ve aile hayatını başarılı bir şekilde sürdüren Berksoy, 1950’de Ankara Devlet Operasının solisti olur. 1961’de Feridun Altuna tarafından sahneye konulan “Hansel ve Gretel” operasındaki Haxel rolüyle sahne hayatına devam eden Berksoy, aynı sene Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinde sergilenen “Yeşil Cami” ve “Fatih’in Bursa’da Doğduğu Ev” resimleri ile ödüller kazanır. Resimleri, Alman Die Welt gazetesi de dahil olmak üzere birçok sanat çevresi ve yazardan övgüler alır. 12 Şubat 1963’te Verdi’nin opera eseri “Azucena” rolüyle 30. sanat yılında opera kariyerinin jübilesini yapar ancak sanattan hiçbir zaman kopmaz. Renkli iç dünyasını yansıttığı tuvalleri, ilerleyen günlerde uluslararası sanat dünyasında oldukça sükse yapacak ve büyük ilgi görecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İlk kişisel resim sergisini 1974’te Ankara Devlet Resim Heykel Galerisinde açan sanatçı, 1975’te eşi Ercüment Siyavuşgil’in vefatıyla 10 yıllık bir inzivaya çekilir. Yaşlılık ve ölüm korkusuna kapılan Berksoy, bu korkuyu yoğun üretim süreci ve sanatıyla yener. Yeniden resme, şarkılar söylemeye başlayan sanatçı; 1982’de Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nde resim sergisi düzenler. Türk kadınının seçme ve seçilme hakkı kazanmasının 50. yılı şerefine 1984’te Berksoy’a “İlk Kadın Opera Sanatçısı” ünvanı ile “Atatürk Opera Ödülü” verilir. Resimleri, Leningrad ve Moskova’da sergilenir. Yoğun bir şekilde resim yapmaya başlayan sanatçı, 1992’de daha önce birçok kez beraber sahne aldığı Cemal Reşit Rey’in anısını yaşatmak için isminin verildiği konser salonunda yeni resimlerini sergiler. 1993’te Ayaspaşa’daki evinin bir odasını, anıları ve hikâyeleri olan eşyalarıyla düzenleyen Semiha Berksoy, kendisi için anlam ifade eden tüm objeleri bu odaya yerleştirir. Daha sonra “Semiha Berksoy’un Odası” olarak anılacak bu odadaki tüm objeler, Mimar Sinan Üniversitesi Resim Heykel Müzesinin daimi koleksiyonuna dâhil edilir. 85 yaşında New York ve Almanya’da bulunan uluslararası resim sergilerine katılır. 1996’da Kutluğ Ataman ile bir araya gelen Berksoy, hayatını ve hayatı algılayışını konu alan 6,5 saatlik video enstalasyonunda kendi evinin odasında hayatını ve anılarını anlatır. Berksoy’un tabloları ile birlikte bu video, 1997’de İstanbul Bienali’nde yer alır. Sanat çevresinin büyük saygı duyduğu usta isim Berksoy’un videosu Milano, Berlin, Lüksemburg ve Montreal gibi şehirlerde de gösterime girer ve yoğun ilgi görür. 1999’da yani 89 yaşında New York’ta “Önceki Günler, Ölüm, Yıkım ve Detroit III” isimli operada sahne alır, aryalar söyler. 2000’de Viyana’da “Kunst Museum Bonn”da gerçekleştirilen yüzyılın en önemli sanatçılarını bir araya getiren “Zeitwenden 2000 Millenium” sergisine katılan ilk Türk ressam olur. Üstelik “Semiha Berksoy Odası” adlı yapıtıyla birincilik ödülü ile onurlandırılır. 2003’te Viyana’da son dönem resimlerini sergileyen Semiha Berksoy, 15 Ağustos 2004’te, 94 yaşında hayata veda eder. Son günlerinde bile neşesinden ve enerjisinden hiçbir şey kaybetmeyen Berksoy, sevenlerinin omzunda İstanbul’da toprağa verilir.

  • 10 Madde İle 40 Yıllık Hatırlara Vesile Olan Türk Kahvesi Fincanları

    10 Madde İle 40 Yıllık Hatırlara Vesile Olan Türk Kahvesi Fincanları

    Türk kültürünün ve yaşam tarzının önemli unsurlarından biri Türk kahvesidir. Günümüzde hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan Türk kahvesinin tadı ve kıvamı gibi içildiği kahve fincanları da bu kültürün önemli bir parçasıdır. Acı bir yorgunluk kahvesinin, sevilen bir dostla içilen bir fincan kahvenin yerini hiçbir şey tutamaz. Üstelik Türk kahvesi ikramı bayram ziyaretlerinde, kız isteme törenlerinde de önemli bir yer tutar. Böyle günlerde en güzel kahve fincanları çıkarılır, Türk kahvesi evdeki en değerli fincanlarda ikram edilir. İznik veya Kütahya çinisinden yapılan eski fincanlar en klasik Türk kahvesi fincanı örnekleridir. Özellikle Osmanlı döneminde sarayda kullanılan, kahve fincanlarına zenginlik katan bir diğer şey ise zarflardır. Fincanların içine yerleştirildiği bu şık kafesler; altın, mine gibi değerli işlemelere sahip olurdu. İncecik porselenler, taşlarla süslenmiş zarflar, fincanlara zarafet katardı. İşte, 10 zarif örnek ile tarihimizin her devrine şahit olmuş Türk kahvesi fincanları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü
  • PANORAMİK TÜRKİYE MANZARALARI

    Asya ve Avrupa’nın kesişme noktası olan ülkemizin her bölgesi farklı bir kültüre, coğrafyaya ve doğaya sahip. Yedi farklı bölgenin yedi farklı şehrinden görülmeye değer manzaraları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1# ” title_font_size=”13″]

    Sabahın ilk ışıklarında sıcak hava balonlarının kalkış yaptığı olağanüstü manzarası ile eşsiz Peribacaları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tarihi yat limanının büyüleyici manzarasına Toros Dağları’nın uzantısı Beydağları eşlik ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin en batısında bulunan Çeşme Kalesi’nden marina manzarası…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dağda meydana gelen heyelan sonucu oluşan Tortum Şelalesi, vahşi doğası ile ülkemizin en etkileyici manzaralarından biri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kaçkar Dağları’nda bulunan Pokut Yaylası’nın bulutları tepeden gören manzarası masal kitaplarından fırlamış gibi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Medeniyetin filizlendiği Hasankeyf’te tarihin ve doğanın etkileyici buluşması nefes kesiyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en eski ve etkileyici şehirlerinden biri olan İstanbul’da, Karaköy’den tarihi yarımadaya masmavi bir bakış.

  • KEÇİ SÜTÜNDEN GELEN LEZZET

    Kahramanmaraş dövme dondurması, Maraşlı Osman Ağa’nın orkideden salep yaparken tesadüfen keşfettiği sütlü bir tatlıdır. “Salepli karsambaç” ismiyle Osmanlı döneminde tüketilen bu lezzetli dondurma, üç kuşak sonra “Maraş dondurması” olarak tanınır oldu. Keçi sütünden yapıldığı için diğer tüm dondurmalardan farklılaşan Maraş dondurması hakkındaki detayları yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dondurma, Maraş dağlarındaki kekik, çiğdem, keven ve sümbül bitkileri ile beslenen keçi sütünden yapılır. Anadolu’ya özgü bir ürün olan Maraş dondurması, yalnızca Maraş sınırlarında imal edilmek zorundadır. Tamamen tesadüflere dayalı hikâyesi ise şöyle…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yörede Maraşlı Osman Ağa diye tanınan ve Osmanlı saraylarına ve soylu ailelere yabani orkide yani salep satan Maraşlı tacir, bir gün satıştan artan salebi şeker ve süt ile karıştırarak kara gömer. Ertesi gün salebin kıvamındaki değişiklik dikkatini çeker ve bu karışımın yoğunluk kazandığını, sakız gibi uzadığını görür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tadına baktıktan sonra bu yeni karışımı oldukça lezzetli bulan Osman Ağa, çevresindeki insanların da bu yeni tatlıyı beğenmesi üzerine “Salepli karsambaç” olarak ticaretini yapmaya başlar. Kahramanmaraş dondurmasının en büyük özelliği, üretiminde kullanılan sütün sadece keçi sütü olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kahramanmaraş’taki Ahir Dağı’nın eteklerinden beslenen keçilerin sütü önce bir uzman tarafından kontrol edilir. 90 °C sıcaklıkta ısıtılan sütler mikroorganizmalardan arındırılır. Daha sonra bu süte, Ahir Dağı’ndan toplanan salep ve şeker katılır. İyice karıştırılan bu karışım, 6-8 saat dinlendikten sonra -6 °C derecede soğutulur. Lezzetli olduğu kadar sağlığa da faydası olan Maraş dondurması işte böyle üretiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    A, B, C, D ve E grubu vitaminler bulunan Maraş dondurması, keçi sütü ile yapıldığı için içerisinde kalsiyum, fosfor, sodyum, magnezyum, demir, potasyum ve çinko gibi mineralleri de barındırıyor.

  • GİRESUNLULARIN KULLANDIĞI KELİMELER

    Dil tıpkı toplumlar gibi sürekli değişen canlı bir varlıktır. İnsanların anlaşmasını sağlayan, üzerinde yaşadığımız dünyada koca bir medeniyet üretmemize yol açan dil, en önemli araçtır. Tıpkı iklimler gibi dil de coğrafi farklılıklara göre kendine özgü bir yapı oluşturur. Ülkemizdeki yedi bölgenin kendine ait lehçe ve şiveleri vardır. Öyle ki aynı coğrafi bölgede bulunup yan yana olan şehirlerde bile farklı farklı şiveler ve ağızlar kullanılmaktadır. Doğu Karadeniz’in yeşil şehri Giresun’da sadece o bölge halkının ve yakın komşusu Orduluların kullandığı kelimeleri sıraladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Giresunlular her ne kadar dayıya höre demese de dayılanmak kelimesi için “hörelenmek” kelimesini kullanırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Giresun’da bir kahvaltıcıya gittiğinizde menüde “Cırıtta”yı görürseniz ve eğer kilo ya da kolesterol sorununuz yoksa hiç düşünmeden sipariş verebilirsiniz çünkü bu kelime pişmiş hamurun Giresun’daki adıdır. Yani bildiğimiz pişi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Feşellik yapma ya da feşel olma dediklerinde bu uyarıyı dikkate almak gerekir çünkü Giresun’da “Feşel” yaramaz anlamına gelmektedir. “Anam çocuk feşel feşel feşeldüğ” sokaklarda sıkça duyabileceğiniz cümleler arasında…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz’in uçsuz bucaksız yeşil doğasında birbirinden uzak konumlanan evler arasında o denli uzun mesafeler var ki, gökteki yıldızlar olmasa mutlak karanlığın içinde kaybolmamak mümkün değil. İşte bu derin karanlığa ışık tutan gaz lambasına yöre halkı “Finnuri” demektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Giresun, yaylaları ve ormanları ile ünlü bir şehir. Doğayla bu denli içinde olmak insana kendini çok iyi hissettirse de vahşi yaşamın üyeleri ile her an karşılaşmanız mümkün. Eğer Giresun’daysanız ve birisi “Hortik, hortik!” diye bağırmaya başladı ise siz de oradan uzaklaşmak için kendinizi hazırlamalısınız çünkü hortik, ayı yavrusu için kullanılan bir kelime… Yavrusu varsa annesi de etrafında olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bir yerin ya da bir şeyin nerede olduğunu sorduğunuzda alacağınız cevap “Deydaha” olursa bilin ki Giresun’dasınız. Bu cevap aklınızı karıştırabilir ama aradığınız şeyin cevabı aslında “İşte orada!”dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Güzel, hoş anlamına gelen “Haccak” bir sıfat olarak da kullanılıyor; bir işi, bir durumu nitelemek için de… Güzel bir manzara gördüklerinde “Ne haccak manzara…” dedikleri gibi, bir iş yaparken “Haccak yap işini!” derler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Çizgi roman dünyasının en ünlü süper kahramanlarından olan Batman’in ismi ile ilgili en çok espri yapılan ülke olduğumuz kesin… Giresun’da “Batman” çok ağır anlamına gelir ve harman yerinde biri “Batman batman!” diye sesleniyorsa bilin ki o sene güzel bir fındık hasadı olmuş demektir.

  • Bembeyaz Yumuşak Pamuk Gibi Bir İçerik

    Bembeyaz Yumuşak Pamuk Gibi Bir İçerik

    “Pamuk gibi” denince akıllara “yumuşacık” diye bir kelime gelir. Hafif mi hafif, beyaz mı beyaz dedirtir. Pamuk tarlaları ve pamuk fabrikaları ise kimimize Yaşar Kemal ya da Orhan Kemal’i kimimize romanlarında geçirdikleri Çukurova’yı anımsatır. Şimdi de bu eşsiz bitkinin güzelliğini zihninize kazımaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Dünya’nın En Küçük Kıtasında Dünya’nın En Büyük Canlısı

    Dünya’nın En Küçük Kıtasında Dünya’nın En Büyük Canlısı

    İngilizce adıyla Great Barrier Reef, Türkçesi Büyük Bariyer Resifi… Yeryüzündeki en estetik, en ilginç, en doğal oluşumlardan birini birbirinden güzel fotoğraflarla ekranlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Milyonlarca küçük mercandan oluşan koloniler bir araya gelerek tam 25 milyon yıl önce Avusturalya kıtasının kuzeydoğusundaki en büyük canlı organizmayı yani Büyük Bariyer Resifi’ni oluşturdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Gezegenimizin yörüngesindeki araçlardan çıplak gözle görülebilen tek canlı Büyük Bariyer Resifi’dir. 2900 resif ile 1050 adanın birleşmesiyle 2250 kilometre uzunluğundaki bir alanı kaplar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bu dev canlı kendi içinde olağanüstü bir biyoçeşitlilik barındırır. Binlerce yumuşakça, yüzlerce balık, onlarca mercan, kuş, balina ve yunus türü Büyük Bariyer Resifi’nin adeta vücudunu oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Büyük Bariyer Resifi’nin varlığı Aborijinler tarafından biliniyordu elbette ama tüm dünyanın haberdar olması 1770 yılında İngiliz denizci ve kâşif James Cook’un gemisinin bu bölgede karaya oturmasıyla gerçekleşti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    25 milyon yaşındaki Büyük Bariyer Resifi 20. yüzyılda, 1981 yılında UNESCO “Dünya üzerindeki en etkileyici deniz alanı” olması sebebiyle Dünya Mirası Sit Alanı ilan etti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın her yerinden gelip Avustralya’nın Queensland sahili açıklarında canlı organizmaların oluşturduğu Büyük Bariyer Resifi’ni yakından görmek isteyenler sualtına dalış yaparak olağanüstü deneyimler yaşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Deniz uçağı, cam tabanlı tekneler, yelken ve helikopter gibi araçlarla deniz üstünden de seyredilebilen Büyük Bariyer Resifi ne yazık ki açılan maden alanları, yanlış avlanma benzeri nedenlerle günümüzde büyük tehdit altında!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Dünya’mız resiflerin ölümüne daha önce tanık olmuştu; Florida Resifi, Mercan Üçgeni bunun örneklerindendir. Çevresel felaketler nedeniyle Büyük Bariyer Resifi’nin de ölümle karşı karşıya olduğu haberleri gelmeye devam ediyor.

  • 8 Film Festivali ve Yapıldıkları Şehirler

    8 Film Festivali ve Yapıldıkları Şehirler

    Sadece bir bölgenin ya da ülkenin değil artık dünyanın geleneği haline gelmiş film festivalleri sinemanın, sanatın ve sanatçının yüceltildiği özel günlere karşılık gelir. Festival döneminde ilgili şehrin salonlarına akın eden sinemaseverler hatıralarına unutulmaz saatler ekleyerek evlerine dönerler. Dünyanın dört bir yanında gerçekleşen onlarca film festivalinden 8 tanesini ve düzenlendikleri şehirleri aşağıda görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Büyük ödülü Altın Palmiye olan ve her yıl mayıs ayında gerçekleşen Cannes Film Festivali ilk kez 1946 tarihinde düzenlendi. Festivale adını veren Cannes ise Fransız Rivierası’nda yer alan turistik şehirlerden biri. Cannes, sinema sanatı açısından olduğu gibi magazin açısından da oldukça dikkat çekici… Biliyor musunuz; ünlülerin üzerinde yürüdüğü, festivalin alametifarikası olan kırmızı halı festival süresince her gün üç kez yenisiyle değiştiriliyor!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1932 yılından beri düzenlenen dünyanın en eski film festivaline İtalya’nın Venedik şehri ev sahipliği yapıyor. Ağustos sonu eylül başı yapılan Venedik Film Festivali’nin ana ödülüyse en iyi filme verilen Altın Aslan. Aynı zamanda festival, 1895 yılından beri düzenlenen Venedik Bienali’nin bir bölümü…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Adana Film Festivali ülkemizin uluslararası boyutta düzenlenen en ünlü film festivallerindendir. Akdeniz’in bereketli toprağı Adana’da 1969 yılından bu yana yapılan festivalin diğer adı, Çukurova’nın ürünü pamuğu sembolize eden Altın Koza’dır. Verilen büyük ödülün de Altın Koza olduğu festivalde bu ödülü alan ilk sinemacı ise Metin Erksan olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Berlin Film Festivali 1951 yılından bu yana düzenlenmektedir. Almanya’nın başkenti Berlin’de her yıl şubat ayında yapılan festivalde büyük ödül, şehrin de simgesi olan Altın ve Gümüş Ayı’dır. Festival Berlinale adıyla da bilinir ve dünyanın halka açık en büyük film festivalidir; örneğin 2014 yılında tam 325 bin kişi festival filmlerini izlemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kanada’nın en büyük şehri Toronto’da düzenlenen film festivalinin başlangıç tarihi 1976 yılına kadar gidiyor fakat 1994 yılına dek ismi “Festivallerin Festivali” olmuş. Toronto Film Festivali yarışma içermeyen bir etkinlik, programını diğer festivallerde ödül alan filmler oluşturuyor. En büyük ödülü de izleyicilerin oylarıyla belirlenen Halkın Seçimi Ödülü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin en gelişmiş turistik kentlerinden Antalya’da düzenlenen film festivalinin 2015 yılından önceki adı Antalya Altın Portakal Film Festivali’ydi. İlk kez 1964’te düzenlenen festival “Türkiye’nin Oscar”ı olarak da anılır ve verilen büyük ödül Altın Portakal’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İspanya’da Bask Bölgesi’ndeki San Sebastián kentinde yapılan film festivali ilk kez 1953 yılında gerçekleşmiştir. Alfred Hitchcock’un Vertigo’su gibi birçok büyük filmin ilk gösterimine ev sahipliği yapmış, gösterimlere Elizabeth Taylor, Audrey Hepburn gibi starlar katılmıştır. Her yıl eylül ayında düzenlenen San Sebastián Film Festivali’nin büyük ödülleri Altın ve Gümüş İstiridye’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Film festivaline adını veren Şangay, Çin’in en büyük kentidir. İlk kez 1993 yılında düzenlenen ve Doğu Asya’nın en büyük film festivallerinden olan Şangay Film Festivali’nde verilen ana ödül Altın Kadeh Ödülü ve ayrıca aksiyon filmlerinin efsanevi ismi Jackie Chan adına verilen bir ödül de bulunuyor.

  • DÜNYADAN SEVİNDİREN EKOLOJİK HABERLER

    Dünyamız sekiz milyara yaklaşan nüfusu ve gelişen teknoloji ile oldukça ileri bir medeniyet seviyesine ulaştı. Fosil yakıtların kullanımı ve artan karbon salınımını engellemek için dünyanın dört bir yanından bilim insanları ve sektör temsilcileri çalışmalar yaparken, her geçen gün sevindirici haberler de peşi sıra geliyor. En dikkat çekici ekolojik gelişmeleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Belçika hükümeti daha az karbon salınımı için önemli bir karara imza attı ve işe bisikletle gidilmesini yaygınlaştırmak için ödenek hazırladı. 1 Mayıs 2023’ten itibaren işe pedal çevirerek giden tüm vatandaşlar kilometre başına 0,27 Euro ödeme alacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çin hükümeti Tayvan Boğazı üzerine yaklaşık 10 kilometre uzunluğunda ve yıllık 54 cigavat (GW) elektrik üretme gücü olan “dünyanın en büyük rüzgâr türbini” santralini inşa etmek için çalışmalara başladı. Bu temiz enerji kaynağı, tek başına Norveç’in enerji ihtiyacının fazlasını üretecek kapasiteye sahip olacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Maxeon Solar Technologies firması tarafından üretilen güneş panelleri bir kurşun kalemden daha ince ve çatılarda kullanılan diğer güneş panellerinden yarı yarıya daha hafif. Bu teknoloji sayesinde aşırı ağırlık sebebiyle çatılarına güneş panelleri kurulamayan ticari işletmeler ve evler güneş enerjisinden yararlanarak sürdürülebilir enerjiden faydalanabilecek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Japonya’nın başkenti Tokyo’daki Tokyo Demiryolları’na ait trenler 2022’den itibaren tamamen yenilenebilir enerji ile çalışır hâle geldi. Böylece Tokyo’nun yedi tren hattı ve bir tramvay hizmeti karbondioksit salınımını sıfırlamış oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bahamalar’da kurulan Coral Vita adlı şirket, iklim krizini önlemek amacıyla türünün ilk örneği olan çiftlikte deniz canlıları için bir sera diyebileceğimiz suni bir havuzda, 50 kat hızla büyüyen bir sistem geliştirdi. Şirket bu sayede senede 1 milyar mercan resifi yetiştirmeyi hedefliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Beton; kömür, petrol ve doğalgazdan sonra dünyaya en çok karbondioksit salan madde. İngiltere’deki bir şirket ise karbondioksit gazını emen bir beton türü geliştirdi. Concrete4Change adlı şirketin yeni geliştirdiği bu beton, atmosferdeki karbondioksiti emiyor ve sera gazı salınımını büyük ölçüde azaltıyor. Eski betonlara eşdeğer güçte beton üretmek için de daha az kaynak kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bir güzel haber de Avrupa’nın en büyük güneş enerji santrallerinin bulunduğu Konya’dan. Konya’da kurulan güneş enerji santralinde tam kapasite elektrik üretimine başlandı. 2 bin 800 futbol sahası büyüklüğündeki santrallerden yıllık 2 milyondan fazla nüfusun elektrik ihtiyacı karşılanacak. Bu sayede de yılda 1.5 milyon tondan fazla karbondioksit salınımı da engellenmiş olacak.