Blog

  • KOKLADIĞIMIZ AN HUZUR VEREN KOKULAR

    Bazı kokular vardır ki o koku yayıldığı an yüreğimiz pozitif duygularla dolar taşar. Kimi kokular bizleri çocukluğumuzdaki hoş bir anıya götürürken kimi kokular içimizi huzurla doldurur. Belki bu listeye sizin de ekleyecekleriniz olacaktır ancak yazımızda ilk akla gelen huzur veren kokuları okuyabilir, dilerseniz siz de kendi huzur veren kokunuzu yorumlara ekleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • DALIŞ TUTKUNLARININ DÜNYADAKİ GÖZDE MERKEZLERİ

    Dünyada en fazla talep gören ekstrem sporların başında gelen dalış; farklı derinliklerde deniz ve okyanusun güzelliklerini görmek isteyenlerin tutkunu olduğu bir spor. Amatör ve profesyoneller tarafından yapılan ve tüple gerçekleşen bu spor ya da hobinin tutkunlarının vazgeçilmezi olan dünyanın en iyi dalış noktalarını yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dalış deyince ilk akla gelen, birçok otorite tarafından dünyada dalınacak ilk üç nokta arasında gösterilen Kızıldeniz, birçok farklı dalış noktasına sahip ancak Ras Muhammed Milli Parkı çölün ortasındaki görüntüsü ve bu kurak görüntünün aksine sualtı dünyasında sunduğu çok çeşitli canlılığı ile büyüleyici bir atmosfere sahip. Dalış yaptığınız an yarım metreden başlayan sualtı canlıları ve rengârenk mercan refisleri dalış tutkunlarının gözdesi olurken, Sina Yarımadası’nın güney ucunda bulunan Ras Mohammed Milli Parkı, Mısır’ın en iyi korunmuş ilk milli parkı olma özelliğine de sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sualtındaki büyülü dünya Kimbe Koyu, Hint-Pasifik’indeki mercan çeşitliliğin %60’lık kısmına ev sahipliği yapıyor. 900’e yakın resif balığı türü, balina ve yunuslar ile 400’den fazla mercan çeşidinin bulunduğu körfez, bu zenginlik ile denizlerdeki sualtı biyolojik çeşitliliğinin neredeyse %5’ini oluşturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    24 Mart 1911’de Melbourne’den Cairns’e giderken batan devasa gemi, bugün dalış tutkunlarının en gözde merkezlerinden biri olmuş durumda. Batık, deniz canlıları için adeta yapay bir resif görevi görürken, mezar yeri olduğu için enkaza girilmesi ve dokunulması yasak. Yakından görmek isteyenler; okyanus canlıları, mercan refisleri ve 100 yıldan fazladır denizin altında eskiyen gemi batığı ile inanılmaz bir tecrübe yaşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1971’de keşfedilen, mavi suları ile dünyanın en iyi dalış noktalarından biri olarak gösterilen Büyük Mavi Çukur, etkileyici jeolojik yapısı ve batık mağara ağları ile dünyanın en harika 10 yerinden biri… Belize açıklarında bulunan Büyük Mavi Çukur, deniz kaplumbağaları, papağan balıkları, renkli mercan resifleri ile dikkat çekerken bilim insanları bu bölgenin bir zamanlar kurak topraklar olduğunu belirtiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ekvatorun güneyinde Yeni Gine’nin yaklaşık 1800 km kuzeydoğusunda bulunan Mikronezya Adaları’ndaki Truk Lagünü, 1944’te batan Japon deniz filosuna ait gemi enkazı ve sualtı canlılığı ile dalış severlerin gözde mekânlarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İzlanda’nın milli parkı olan Silfra, Kuzey Amerika ile Avrasya’nın arasında tektonik bir sınır. Silfra’da bulunan tektonik plakalar arasında yüzerken, plakalar arasından onlarca yılda süzülerek ve filtrelenerek oluşan berrak temiz su, dalış yapanlar için inanılmaz bir görüş mesafesi de sağlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Gökova Körfezi; masmavi suları, yemyeşil koyları, bol sualtı canlılığı ile ülkemizin en önemli dalış noktalarından biri ve her yıl dünyanın farklı yerlerinden profesyonel dalgıçları ağırlıyor. Amatör ve profesyonel tüm dalış severlerin tercihi olan Gökova’nın pek çok farklı noktası bu sporu yapmak isteyenler için ideal bir merkez.

  • Yaz Günlerinin Serinleten Meyvesi Karpuzun 10 Faydası

    Yaz Günlerinin Serinleten Meyvesi Karpuzun 10 Faydası

    Yazın sıcak günlerinde herkesin severek tükettiği karpuzun birçok faydası bulunur. Güzel tadı kadar sağlığımıza olan yararları ve serinletici etkisiyle de öne çıkan karpuz; pikniklerin, bahçede geçirilen güzel akşamüstlerinin, sahil keyfinin değişmez meyvesidir. Diğer meyveler gibi doğal da olsa şeker barındıran karpuzu dikkatli tüketmek gerekir, özellikle şeker hastalığı ya da şekere yatkınlığı olanların doktorlarıyla görüşmeden fazla karpuz tüketmeleri tehlikeli olabilir. Bu lezzetli meyvenin tadını en güzel şekilde çıkarmak, karpuzun faydalarından yararlanmak için listemize göz atabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karpuzlu İçecekler” title_font_size=”13″]
    meyve suları

    Sulu ve tatlı bir meyve olan karpuz, yaz sıcağında serinlemenizi sağlayacak içecekler için çok uygun bir malzemedir. Karpuzu diğer meyveler ve soda gibi serinletici içeceklerle karıştırarak lezzetli meyve kokteylleri hazırlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Renkli Süslemeler” title_font_size=”13″]
    meyve suları

    Karpuz, sofralarınızı süslemek için de kullanabileceğiniz bir meyvedir. Karpuz kabuğunu oyarak yapacağınız süslemeleri davet sofralarına yerleştirebilir, yeşil salatalarınızı renklendirmek için küp küp doğrayacağınız karpuz kabuklarını sirke ve şeker ile pişirerek salatanızın üzerine serpiştirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İyice Soğutulmuş Bir Karpuzun Serinliği Hiçbir Şeyde Yoktur” title_font_size=”13″]
    meyve

    Buzdolabında ya da eski usul denize, nehre sarkıtılarak iyice soğutulan bir karpuz sıcaklarda serinlemek için en güzel yiyecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karpuz Çok Su Barındırır” title_font_size=”13″]
    meyve

    Karpuzda çok fazla su bulunur. Yaklaşık olarak yüzde doksanı sudan oluşan karpuz sıcak havalarda kaybettiğiniz suyu telafi etmek için ideal bir meyvedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vitamin Mineral Deposu” title_font_size=”13″]
    meyve

    Karpuz diğer meyveler gibi vitamin ve mineraller açısından zengin bir yiyecektir. Özellikle C ve A vitaminleri içeren karpuz, aynı zamanda bir sodyum ve potasyum kaynağıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hafif Öğünler” title_font_size=”13″]
    meyve

    Yazın en sevilen menülerinden biri karpuz – beyaz peynir ikilisidir. Hem hafif hem de besleyici bir seçenek olan bu favori ikili ile doyurucu ve hafif bir öğle ya da akşam yemeği yiyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Liflerin Getirdiği Sağlık” title_font_size=”13″]
    meyve

    Lifli bir gıda olan karpuz, sizi tok tutar. Üstelik lifli gıdalar sindirim sisteminiz için oldukça yararlı olduğundan, karpuz da sindirim sistemi dostu bir meyvedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Hafif Tatlı” title_font_size=”13″]
    meyve

    Herkes tatlıyı sever ama içerdiği şeker nedeniyle tatlıların sık tüketilmesi doğru değildir. Canınız tatlı çektiğinde ağır tatlılar yerine karpuzu tercih ederek daha sağlıklı bir seçim yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çocukların Sevdiği Lezzet” title_font_size=”13″]
    meyve

    Özellikle yazları piknikte, plajda çocukları yemek yemeye ikna etmek zor olabilir. Ancak karpuz çocukların da sevdiği bir yiyecek olduğu için böyle durumlarda kurtarıcınız olarak yardıma koşar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Beta – Karoten ve Likopen Zengini” title_font_size=”13″]
    meyve

    Diğer kırmızı meyveler gibi karpuz da beta karoten ve likopen açısından zengindir. Güçlü bir antioksidan olan likopenin, güneşin zararlı ışınlarına karşı koruma sağladığı da düşünülmektedir.

  • VİTAMİN VE PROTEİN KAYNAĞI BEZELYENİN ŞAŞIRTAN FAYDALARI

    Ana vatanı Avrupa ve Batı Asya olan bezelye, baklagiller familyasına ait oldukça besleyici bir besin. Günümüzde artık birçok ülkede yetişen ve sofralarda sıkça yer alan bezelye, lezzetli olduğu kadar bağışıklık sistemini ve kemik sağlığını koruyan güçlü etkilere sahip. Kabuğuyla birlikte tüketilen sultani bezelye ve iri taneleri olan araka bezelye olmak üzere Türk mutfağında da sıkça tüketilen bezelye hakkındaki detayları yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bezelye, tıpkı domates ve biber gibi sebze değil meyvedir. Bezelyelere dair en eski bilgi ve bulgular Türkiye, Suriye, Yunanistan ve Ürdün’ün son neolitik döneminden kalmadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Protein bakımından oldukça zengin bir besin olan bezelyenin içeriğinde bolca C vitamini, lifler, B3 vitamini, B9 vitamini, beta-karoten, antioksidanlar, çinko ve demir bulunur. Kuru bezelye protein ve nişasta açısından taze bezelyeden daha zengindir. Ancak taze bezelyeyi sindirmek daha kolaydır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Son yıllarda giderek yaygınlaşan bitkisel bazlı protein tüketiminde en çok tercih edilen besinlerin başında bezelye geliyor. Vegan beslenenler, laktoz intoleransı olanlar ya da kolesterol alımını azaltmaya çalışanlar hayvansal süte alternatif olan bezelye sütünü tercih ediyor. Ayrıca kuru bezelye tanelerinin öğütülmesiyle elde edilen unu besleyici özelliklerinden dolayı çocuk mamalarında kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bezelyede bulunan yüksek orandaki lif kalp ve damar sağlığını korumada oldukça etkilidir ve kan şekerini dengeler. Kandaki kötü kolesterol düzeyini düşürdüğü için kalp krizi riskini azaltır. Lifin midede uzun süre kalması tok kalma süresini uzattığı için kandaki şeker düzeyini de sabit tutar. Ayrıca bezelyede bedenimizin üretemediği ve dışarıdan almak zorunda olduğumuz 8 aminoasit çeşidi bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bezelyeyi kışın da tüketmek isteyenler bezelyeyi çiğ olarak veya az haşlanmış şekilde şoklayarak buzlukta muhafaza edebilir. Kabuklu cins olan sultani bezelye haşlandıktan sonra salatalarda kullanılabilir. Pilava da oldukça yakışan sultani bezelye diğer sebzelerle birlikte pirinç ile pişirilerek daha sağlıklı bir öğün hazırlanabilir. Sultani bezelyeyi zeytinyağı ve tuzla harmanladıktan sonra ızgarada pişirerek farklı bir lezzet elde edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yaz günlerinde besleyici ve hafif bir bezelye çorbası ile bezelyenin nimetlerinden lezzetli bir şekilde faydalanabilirsiniz. Bunun için gerekli olan malzemeler: 250 gr. iç bezelye, bir buçuk su bardağı süt, bir çorba kaşığı tereyağı veya 4 kaşık zeytinyağı, iki çorba kaşığı tepeleme un, üç-dört bardak su veya et suyu, damak tadınıza uygun oranda tuz ve karabiber. Oldukça basit olan bu tarifte iç bezelyeler ayıklanır, üzerine üç parmak aşacak şekilde su eklenerek bezelyeler yumuşayana kadar haşlanır. Daha sonra robot veya blender yardımı ile bezelyeler haşlanan suyu ile birlikte pürüzsüz kıvama gelene kadar karıştırılır. Bir tencerede tercih edilen yağa un eklenir ve hafifçe sararana dek kavrulur. Ardından tencereye süt, su veya et suyu, tuz, karabiber ve bezelye püresi eklenir. Sürekli karıştırılması gereken çorba, kıvam alınca servis için hazırdır.

  • DOSTLUĞA YAZILAN ŞİİRLER

    “Sevilen, güvenilen, gönüldaş, iyi anlaşılan kimse; yâr, düşman karşıtı.” TDK sözlüğünün dost için yaptığı tanım… Bilim insanları bile sağlıklı bir şekilde yaşlanmak isteyen bireylere uzun süren dostluk ve sosyal ilişkiler tavsiye ediyor. Birleşmiş Milletler ise dostları ve dostluğun önemini hatırlamak için 2011 yılında 30 Temmuz’u “Dünya Dostluk Günü” ilan etti. Ortak anılarımızın kahramanı, dertlerimizin sırdaşı ve sevinçlerimizin samimi ortağı olan dostlar için yazılmış usta şairlerimize ait dostluk dizelerini bu güzel gün için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ahmet Kutsi Tecer – Dost Yüzü” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Haydar Ergülen – Dostluk Üzerine” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bedri Rahmi Eyüboğlu – Dostluğumuz” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cahit Külebi – Dost ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cahit Sıtkı Tarancı – İmkânsız Dostluk” title_font_size=”13″]
  • DÜNYANIN EN İYİ SUALTI MÜZELERİ

    Alışageldiğimiz müze tecrübelerinden çok daha farklı bir deneyim yaşatan sualtı müzelerinde çağdaş heykellerin yanı sıra çeşitli nedenlerle sular altında kalmış antik dünyalara ait eserler de bulunuyor. Sualtı yaşamına uyumlu, doğaya ve canlılığa zarar vermeyen materyallerle üretilen çarpıcı ve devasa heykellerin olduğu sualtı müzelerinin dünyadaki en seçkin ve en çarpıcı olanlarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Meksika’nın Cancun şehrinde bulunan müze, ziyaretçilerine oldukça farklı bir deneyim yaşatıyor. Orijinal ismi “Museo Subacuático de Arte” olan müze, kısaca MUSA olarak anılıyor. Dünyanın ilk sualtı heykel müzesi olan mekân, 2009’da ziyaretçilere açıldı. Başlangıçta 100 heykelin bulunduğu müzede, şu an 400’den fazla heykel bulunuyor. Meksika’ya gelen turistlerin en uğrak yeri olan Cancun’da bulunan heykeller, dört ile sekiz metre arasına yerleştirilmiş, insan figürleri, hayvan figürleri ve çeşitli cansız nesnelerin figürlerinden oluşuyor. Müzenin kurucusu ise bol ödüllü İngiliz fotoğraf sanatçısı, heykeltıraş ve dalış eğitmeni Jason deCaires Taylor. Müzenin en ilgi çekici eseri olan 26 çocuk heykeli Vicissitudes ve müzedeki diğer heykeller denizin farklı noktalarında bulunuyor. Bunun nedeni, yılda 1 milyona yakın turist ağırlayan şehrin denizinde bir noktada yoğunluk olmasının önüne geçmek. Bu sayede dalışlar farklı noktalarda gerçekleşiyor ve tek bir bölgeye yığılma olmuyor. Heykellerde kullanılan malzemeler, doğal hayata uyum sağlaması için özenle seçilmiş. Bu sayede heykeller, yapay resif görevi üstleniyor. pH değeri nötr olan bu dayanıklı çimento üzerinde mercanlar ve diğer deniz canlıları yuva yapabiliyor. Tüplü dalış yaparak gezilebilen sergiyi, şnorkel ile yüzenlerin de görmesi mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Jason deCaires Taylor‘ın Museo Atlantico adını verdiği sualtı müzesi 2017’de ziyaretçilerine kapılarını açtı. 300’den fazla heykelin bulunduğu dev sualtı müzesi, İspanya’ya bağlı Kanarya Adaları’nda, Lanzarote kentinin güneyindeki Coloradas Körfezi kıyılarında suyun 14 metre altında yer alıyor. Deniz tabanında yaklaşık 2 bin 500 metrekare alana yayılmış olan büyüleyici heykelleri tüplü dalış yapabilenler yakından izleyebilirken, eserleri altı cam olan özel teknelerle üstten görmek de mümkün. 30 metre uzunluğunda 110 ton ağırlığında bir duvarın da aralarında bulunduğu eserlerin tamamı pH nötr maddelerden yapıldı. Bu sayede UNESCO tarafından “Dünya Biyosfer Koruma Alanı” olarak belirlenen alanda yer alan müze sahasının balık ve diğer deniz canlıları için doğal bir yaşam alanı olmaya devam etmesi de sağlandı. Akdeniz’de yaşanan mülteci sorunlarına dikkat çekmeyi amaçlayan sanatçı, oluşturduğu bu sualtı müzesinde çok sayıda sarsıcı heykel enstalasyonunu ziyaretçilerine sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uzak Doğu’nun en gözde tatil yerlerinden biri olan Endonezya’daki Bali’nin kuzeybatı kıyısında yer alan Gili Adaları, farklı deneyimler yaşamak isteyen dalış tutkunlarının gözde mekânlarından biri olurken Gili Adaları’nın en sessiz ve küçük bir adası olan Gili Meno Adası’nda mercan resiflerine yuva olarak yapılan Nest Heykelleri bulunuyor. Gerçek insan boyutunda, tam 48 heykelden oluşan sualtı müzesindeki heykeller 5 metre derinlikte yer alıyor. Diğer sualtı müzelerinin de kurucusu Jason DeCaires Taylor’ın ‘Nest’ isimli projesinin bir parçası olan Gili Meno Heykelleri’nin amacı, tahrip olan mercan resiflerinin tekrar oluşmasını sağlamak. Heykeller, yaşamı ve sürekliliği temsil etmesi için çember biçiminde yerleştirilmiş. Yapay bir resif görevi görecek şekilde yerleştirilen heykeller pek çok balığa da yuva oluyor. Deniz tabanına sabitlenen heykeller, yumuşak mercanlar ve süngerlerle deniz yaşamına katkı sağlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İtalya’daki Napoli Körfezi’nin kuzeybatı açıklarında bulunan Baia Sualtı Parkı, listemizdeki diğer sualtı müzelerinden farklı bir özelliğe sahip. Baia Sualtı Parkı’ndaki eserler, deniz zeminine sonradan yerleştirilmiş modern sanat eserleri ve heykeller değil, Antik Roma İmparatorluğu’ndan arda kalan eserleri barındırıyor. 8. yüzyılda sıtma salgını nedeniyle terk edilen Baia bölgesi, ilerleyen yıllarda volkanik sarsıntılar nedeniyle tamamen su altında kalmış. Dalış tutkunlarının en gözde yerlerinden olan Baia’yı görebilmek sadece tüplü ve şnorkelli dalışla mümkün olurken, Roma döneminden kalan dev heykelleri de görebilmek mümkün. Baia, arkeolojik sit alanı statüsüne sahip ve mitolojik tanrıların, kral ve kraliçelerin mermer heykelleri arasında yüzerken mozaik zeminler de görülebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yine Jason deCaires Taylor tarafından yalnızca görsel açıdan çarpıcı olması için değil, aynı zamanda çevresel çeşitliliği iyileştirmek için tasarlanan sualtı heykel parkı, 2006’da Karayip Denizi’nde bulunan Molinere Körfezi’nde kapılarını açtı. Heykellerini, sürdürülebilir malzemelerden hazırlayan ve mercan büyümesini teşvik edecek deniz yaşamının kolonileşmesi için yapay kayalıklardan oluşturan sanatçı, okyanus tabanına; çoğunlukla yalnız bireylerden, okyanus akıntılarına bakan el ele tutuşan bir çocuk halkasına kadar bir dizi insan formundan oluşan beton figürler yerleştirdi. 800 m2’den büyük bir alanı kaplayan mekânda 65’ten fazla heykel bulunuyor. Molinere Sualtı Heykel Parkı, Afrika’dan getirilen ve köle olarak çalışmak zorunda bırakılan insanlara ithaf edilirken son yıllarda yerel bir sanatçı da heykel parkındaki alana yeni heykeller ekledi. 12 metre derinlikteki eserleri tüplü dalış ve cam tabanlı teknelerle ziyaret etmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Antalya’nın Manavgat ilçesine bağlı Side’de, Deniz Ticaret Odası Antalya Şubesi tarafından hayata geçirilen müze; kıyıdan 1,5 mil açıkta ve ortalama 12 ila 20 metre derinlikte yer alıyor. Türkiye’nin ilk sualtı müzesi olan Side Sualtı Müzesi, denizin derinliğinde 5 farklı temadan oluşuyor. Türk heykeltıraşlar tarafından yapılan 117 adet heykelin bulunduğu müzeyi ziyaret etmek için dalış yapacak olan ziyaretçilerde profesyonel dalış sertifikasına sahip olma şartı aranıyor. Müzede yer alan heykeller; Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale Savaşı temsilleri, Mevlâna ve semazenleri, Apollon Tapınağı ve deniz tanrısı Poseidon, geçmişte Side’den ticaret amacıyla tahıl ve gıda taşıyan deve kervanı temalarından oluşuyor. Üç buçuk metre uzunluğundaki ve 50 ton ağırlığındaki dev Poseidon heykeli en ilgi çeken eser olurken, eserlerin hepsi sualtı doğasına uygun malzemeden ve nötralize edilerek imal edilmiş materyallerden yapıldı. Deniz canlıları açısından da doğal resif görevi gören sualtı müzesini her yıl ortalama 10 bin kişi ziyaret ediyor.

  • SAĞLIKLI BİR CİLT BAKIMI İÇİN DOĞRULARI BİLİN!

    Cilt sağlığı hemen hemen herkesin önem verdiği bir konu. Özellikle ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan cilt sorunlarını doğru yaklaşımlarla en aza indirmek mümkün. Ancak bazı bilgiler var ki faydadan daha çok yıkıma neden olabiliyor. Sağlıklı bir cilt görünümüne kavuşmak için herkesin bilmesi ve kaçınması gereken hataları yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Cildin ve sağlığın cinsiyeti yoktur ve her birey yaşının gereklilikleri dahilinde öz bakımını gerçekleştirmelidir. Piyasada bulunan birçok cilt bakım ürünü kadınlar içinmiş gibi gözükse de aslında bu ürünleri erkekler de kullanarak sağlıklı ve temiz bir cilt görünümüne sahip olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yaygın inanışın aksine yağlı ciltler de diğer ciltler gibi nemlendirilmeye ihtiyaç duyar. Aksi takdirde cilt nemini kaybedebilir, cilt bariyerinin altındaki dokuları korumak adına daha fazla yağ üretmeye başlar. Yağlı ciltler için formüle edilmiş nemlendiriciler tercih edilmeli ve güzel bir cilt temizliğinden sonra bu ürünler ile nemlendirilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Güneşin zararlı etkileri yazın daha çok olsa da cilt sağlığını korumak için kışın da güneş koruyucu kremler kullanılmalıdır. 50 faktörlü kremleri yaz aylarında tercih edebilir; cilt durumuna bağlı olarak kış mevsiminde de en az 30 faktörlü bir koruyucu krem tercih edilerek cilt sağlığı korunabilir. Özellikle cilt lekesi sorunu yaşayanlar yaz kış demeden bu rutini yerine getirmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kırışıklıklar için cilt bakım ürünlerinin faydası olacaktır ancak tek başına yeterli değil… Vücudumuza giren su miktarı, beslenme şeklimiz, kısaca hayat tarzımız bir bütün olarak cildimize yansır. Bu nedenle sadece cilt ürünlerinden mucizevi sonuçlar beklemek yanlış olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ciltteki lekeler, yıllar içerisinde oluşan lekelerdir ve giderilmesi için oluşması kadar uzun bir süre gerekebilir. Lekeler için kullanılan ürünler elbette faydalı olacaktır ancak öncelikle sorunun özüne inilerek lekeleri oluşturan koşulların ortadan kaldırılması gerekir. Cilt lekeleri uzun soluklu bir cilt bakımı gerektirir ve doğru ürünlerle, doğru cilt bakımı rutini ile beraber en az seviyeye çekilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Güzellik uykusu bir şehir efsanesi değil. Bedenimiz ve cildimiz, salgıladığı hormonlar sayesinde gece kendini yeniler. Bu nedenle düzenli uyku kadar, uyumadan önce gerçekleştirdiğimiz cilt bakım rutini de çok önemlidir. Doğru ürünlerle cildimizin çalışma mekanizması desteklenirse gece uyguladığımız cilt bakım ürünleri daha hızlı sonuca ulaşmamızı sağlayacaktır.

  • DOĞA YÜRÜYÜŞÇÜLERİNİN GÖZDESİ KARİA YOLU

    İsmini antik Karya Bölgesi’nden alan ve yaklaşık 850 kilometre uzunluğa sahip Türkiye’nin en uzun yürüyüş yolu; Aydın’ın Çine ilçesinden başlayarak Muğla’nın yarımadalarının tamamını kapsıyor. Rota çeşitli köy ve kasabalara, koylara, tepe ve dağ yolları ile antik kentlere de uğramasından ötürü Türkiye’den ve yurt dışından pek çok doğa yürüyüşçüsünün gözde rotalarından bir tanesi olmuş durumda. Gökova Körfezi ve İç Karia olmak üzere dört ana bölüm ve Muğla çevresi olarak bir ek bölümden oluşan, Nat Geo tarafından 2021’de dünyanın en iyi altı macera rotasından biri olarak gösterilen Karia Yolu’nu daha yakından tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Öncelikle Karia Yolu’nun nasıl ortaya çıktığını anlatmakla başlayalım. Yunus Özdemir, arkadaşı olduğu Altay Özcan ve Volkan Demir’e Karia Antik Bölgesi’nde uzun mesafeli bir yürüyüş yolu rotası oluşturma fikrini sunar ve üç arkadaş 2009’da yola çıkar. Rotayı tamamlayıp amaçlarını gerçekleştirmek için dört kış yürüyecek olan bu ekibe, 1988’den bu yana Türkiye’yi yürüyerek gezen Dean Livesley de katılır. Köy kahvelerinde bölgenin yaşlılarına danışan ekip, patikalardan oluşan bir ağ̆ belirlemeye başlar. Gür bitki örtüsünün içinden yol alan ekip, unutulmuş patikaları tekrar gün yüzüne çıkarır. Antik yollar, çoban patikaları ve orman yollarının hepsi birleştirilerek Türkiye’nin en uzun yürüyüş yolu oluşturulur. Karia Yolu, Şubat 2013’te resmi olarak açılır. 850 kilometreden fazla mesafeye sahip rota, bölünmüş 46 etaptan oluşmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Marmaris’teki İçmeler’den başlayan ilk etap, Bozburun Yarımadası’nın el değmemiş güzelliklerine kadar uzanıyor. Keşif yapmak isteyen yürüyüşçüler için gözden uzak patikaların olduğu rota, geleneksel köylerin ya da turizm ihtiyaçlarına cevap veren sahil kasabalarının bulunduğu; Rodos ve Symi Adalarını gören harika manzaralar eşliğinde ilerliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Eski Datça’dan başlayan etap, önce güneye ve sonra batıya doğru ilerliyor. Engebeli burunlar ve koylar aşıldığında Knidos Antik Kenti’ne ve yarımadanın ucunda yer alan Deveboynu Deniz Feneri’ne ulaşılıyor. Bu noktadan doğuya, yani ana karaya doğru yol alan rota Datça Yarımadası’nın neredeyse hiç yerleşim görmemiş kuzey şeridini takip ediyor ve bölgenin en dar kısmı olan Balıkaşıran’a, buradan da Kleopatra ya da diğer adıyla Sedir Adası’na doğru ilerleyip “Yavaş şehir” unvanına sahip Akyaka’da son buluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Akyaka’dan başlayan rota, ormanlık patikalardan kıran dağlarına kadar uzanıyor ve vadi içerisinde yer alan köylere ulaşıyor. Yukarıdan Gökova Körfezi’nin etkileyici manzaraları ve Datça Yarımadası’nın dağları görülürken, rotanın bir kısmı; eğimi azaltmak için kıvrılarak ilerleyen eski kervan yollarından geçiyor. Aşağılara doğru indikçe saklı koylar ve ıssız plajlar yürüyüşçülere büyüleyici sürprizler sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gökova Körfezi’nden başlayan rota, halı dokumacılığı ile ünlü Milas’ın köylerinden geçerek, Karia’nın eski başkenti olan Mylasa’ya (Milas) ulaşıyor. Yemyeşil çayırların ve asırlık zeytinliklerin arasından, taş döşeli yollardan kıvrılarak geçen rota, Beşparmak Dağları’nın eteklerine ulaşıyor. Bafa Gölü’nün kıyılarından Beşparmak Dağları’nın zirvesine çıktığınızda tepede bir şemsiye gibi duran upuzun çam fıstığı ağaçları ve zeytinliklerin arasından Karia Kraliçesi Ada’nın kenti, Alinda’nın bulunduğu antik kente ulaşmak mümkün. Antik kentin agorasının altında Karia Yolu’nun da bitiş noktası olan Karpuzlu görünüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yine Akyaka’dan başlayan rota, bu defa eski bir kervan yolundan yükseliyor. İç kesimlere doğru ilerledikçe tarlalardan, ormanlık yamaçlardan ve Thera Antik Kenti’nin kaya mezarlarından geçen rota Muğla’ya yöneliyor. Karabağlar Yaylası’nda Osmanlı döneminden kalma, kimileri restore edilmiş kahvehaneler, muazzam güzellikteki Değirmendere Kanyonu, Muğla’nın ismini aldığı Mobolla Antik Kenti ve dar sokaklı eski Muğla yerleşimi; bu rotanın ilk etabını oluşturuyor. Terk edilmiş bir köy olan Meyistan’ı geçtikten sonra antik bir yol üzerinden Stratonikeia Antik Kenti’nin şaşırtıcı kalıntılarında son bulan rotada kuzeye doğru ilerledikçe “Aman Ormancı” türküsüne konu olan Belen Kahvesi’ne ulaşılıyor. Orman içi patikalardan ve sakin köy yollarından geçen bu rotanın büyük bir kısmını bisikletle de keşfetmek mümkün.

  • CANNES FİLM FESTİVALİ’NDEN UNUTULMAZ ANLAR

    Sinemaseverlerin her yıl merakla beklediği film festivallerinden olan Cannes Film Festivali, her sene renkli görüntülere sahne oluyor. Dünyanın farklı ülkelerinden yıldızlar en güzel kıyafetleri ile festivale akın ederken, yaşanan bazı anlar festivale damga vuruyor. Aşağıda geçmiş senelerin bazı sansasyonel olaylarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1 Eylül 1939’da II. Dünya Savaşı sırasında Adolf Hitler festivali durdurmuş ve Polonya’yı aynı gün işgal ederek İkinci Dünya Savaşı’nı başlatmıştı. Sonraki 7 yıl boyunca gerçekleştirilemeyen festivalde o yıl gösterilen tek film “The Hunchback of Notre Dame” olarak kaldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1968’de Fransa’da öğrencilerin başlattığı ayaklanma ve protestolar sonrasında festival, olması gerekenden birkaç gün önce sona ermişti. Godard, Truffaut, Polanski, Lelouch, Malle gibi ünlü sinemacılar da protestoları destekledi. Başlayan protestolar greve dönüştü ve Carlos Saura tarafından yönetilen ve festivalde prömiyeri yapılacak olan “Peppermint Frappe” filmi, yönetmen tarafından festivalden geri çekildi. Film, Cannes’da ancak 40 yıl sonra, ilk kez 2008 yılında gösterildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1987’de ünlü modacı Catherine Walker’ın tasarladığı mavi elbiseyle Cannes Film Festivali’ne katılan Prenses Diana, yürüdüğü kırmızı halıda sinema dünyasındaki birçok yıldızdan rol çaldı. Birçok filmi, yönetmeni ve oyuncuyu geride bırakan Prenses Diana, o sene Cannes’da en çok konuşulan isim oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1998’de yönetmen Michael Bay, o sırada henüz tamamlanmamış ünlü felaket filmi “Armageddon”dan yarım saatlik bir bölümü festival davetlilerine izletti ancak duygusal sahnelerdeki kötü diyaloglar ve izleyiciye geçmeyen duygu nedeniyle salondaki çok sayıda izleyici kahkahalar atmaya başladı. Bunun üzerine salonda bulunan başrol oyuncusu Bruce Willis epey bozularak filmin prodüksiyonunun henüz tamamlanmadığını söyledi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1992’de Cannes plajlarında Jean Claude Van Damme ile bir başka aksiyon yıldızı Dolph Lundgren kavga ederken görüntülenmişti. Daha sonra ikili bu kavganın gerçek olmadığını ve filmleri “Universal Soldier” için bir tanıtım çalışması olduğunu iddia etmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Daha önce yönetmenliğini üstlendiği filmlerle Cannes’da yarışmış olan Sean Penn’in 2016 tarihli filmi “The Last Face”,basın gösteriminde yuhalanmış, duygusal açıdan gülünç, politik açıdan ise sorunlu bulunmuştu. Film, Cannes’daki meşhur eleştirmenler yıldız tablosunda 4 üzerinden 0.2 ortalama alarak ulaşılması güç bir skora imza attı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2015’te 50’li yaşlarındaki bir grup kadın izleyici yüksek topuklu ayakkabı giymemeleri nedeniyle kırmızı halıya alınmayınca güçlü bir feminist protesto başladı. Hatta Amy Winehouse’ın hayatının anlatıldığı Amy filminin yönetmeni Asif Kapadia’nın eşi Victoria Harwood da sağlık sorunları nedeniyle topuklu ayakkabı giyemediği için kendisine de benzer bir uyarı yapıldığını ama sonradan festivale katılabildiğini söylemişti. Bu tavır, oyuncular arasında da duyulunca kadın oyuncular kırmızı halıda bu kararı protesto etmeye başladılar. BlacKkKlansman filminin prömiyeri için Cannes’da olan Kristen Stewart kırmızı halıda, giydiği topuklu ayakkabısını eline alarak çıplak ayakla yürüdü. Sicario filmiyle festivale katılan Emily Blunt da filminin galasına düz bir ayakkabı giyerek katıldı ve bu protestolara destek verdi.

  • MODANIN TARİHİ VE TRENDLERİ

    Doğayla girdiğimiz mücadele boyunca üzerimizi kapatacak ve bizleri güneşin yakıcı, soğuk havaların üşütücü etkilerinden koruyacak her türlü örtünme eylemine giyinme denir. Ancak bu ihtiyaçlardan kaynaklanan giyinme, son yüzyılımızda öyle bir duruma geldi ki artık örtünmek için kullandığımız kumaşlar bir bez parçası olmaktan çok öte… İşte modanın akıl almaz serüveni!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bir çağa damgasını vuran kültür ve yaşam biçimine ilişkin beğenilerin bütününe moda denir. Modanın başlangıç hikâyesi ise 1900’lü yıllardaki İngiliz kraliyet ailesine uzanır. 1901’de Kraliçe Victoria’nın vefatıyla; şatafatlı yaşamı ile ün salan oğlu Edward tahta geçer. Dönemin aristokrasisini etrafında toplayan kraliyet ailesinin kıyafetleri halk tarafından taklit edilirken, Endüstri Devrimi’nin sonuçları bu yüzyılda kendini iyice göstermeye başlar. Yeni teknolojiler, insanların yaşam şekillerini de değiştirir; fabrikalaşma ile birlikte gelişen yeni orta sınıf, dikiş makinelerinin yaygınlaşması, hazır giyim kıyafetlerinin kolaylıkla üretilmesi ve kadınların kendi kıyafetlerini daha kolay dikebilmesi artık giyim kuşam için yeni bir çağın habercisi olur. İş hayatında aktif ve dışa dönük, eğitimli yeni orta sınıf kadınların ulaşmak istedikleri şıklık İngiliz kraliyet ailesinden ilham alır. Edward döneminde trendleri belirleyenler, Gibson Girl ve Alice Roosevelt Longworth olur. Gibson Girl, Charles Dana Gibson’un illüstrasyonlarında tasvir edilen isimsiz, hayal ürünü bir karakterdir ve 20 sene boyunca kadın modasının belirleyicisi olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yüzyılın değişmesi ve kadınların aktif iş hayatında rol almasıyla birlikte kıyafetlerin tasarım trendleri de değişir. Bir önceki yüzyılın kabarık etekleri ve ağır kumaşları, yerini hareketli yaşam tarzına uygun hafif kumaşlara bırakır. 1907’de uzun ve salkım elbiselerle yeni bir moda akımı başlarken 10 yıl sonra elbise modellerinde parçalanmalar ve çeşitli desenler işlenmeye başlar. Yine Edward döneminde, bedenin duruşunu değiştiren ve çok da sağlıklı olmayan; bel ve kalçalarda S şeklinde bir kıvrım oluşturan korse piyasalara sürülür ve rahat olmamasına rağmen yoğun ilgi görür. 10 yılın sonuna doğru moda yeniden şekillenir ve korselerin yerini kuşaklar alır; kadınların kum saati silüeti değişir. Blazer ceketler, uzun etekler ve yün kazaklar gibi ürünler bu çağın mirasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1910’lı yıllarda etek boyu ayak bileğini hafifçe geçerek yürümeyi daha da kolaylaştırırken, aynı dönemlerde, ayak bileği boyunca dar olan ve bazen diz altından bantlanan, tasarımcı Paul Poiret tarafından popüler hâle getirilen “Hobble etekler” moda olmaya başlar. Hobble etekler o kadar dardır ki hareketi imkânsız hale getirir. Bu moda çok uzun sürmez ancak yine o dönemin ürünü olan pratik tozluklar ve bağcıklı çizmeler bugün bile moda dünyasında yer almaya devam eder. 1920‘lerle birlikte giyim ve kuşam biraz daha sporlaşır. Ekoseli kumaşlar görünür hâle gelirken, elbise ve etek boyları genellikle diz altı midi elbiseler olur ve kadınlar artık daha rahat hareket edebilir. İki parça elbiseler popülerlik kazanırken, çoğunlukla etek uçlarına kumaşlar ve dantellerle fırfırlar işlenir. Flapper yani püsküllü elbiseler, 1920’lerin moda akımının en akılda kalıcı tarzı olur. Coco Chanel bu dönemde bütün dünyada halen moda olan küçük siyah elbisesini tanıtır. Bu elbise, sadelik ve zarafet sunar. Ayrıca hizmetkârlarla veya dullarla ilişkilendirilen siyah renk, şıklığın sembolü olur. 1930’larda vatka modası son derece popüler olmaya başlar. Kadın-erkek herkes geniş omuzlu gözükmek ister; bu istek tüm güncel modayı ve tasarımcıları etkiler. Özellikle ceket ve montlara dikilen iri vatkalar kadınların daha ince, erkeklerin de daha sportmen görünmesini sağlar. Bu moda akım uzun bir süre devam ederken, 30’lu yıllarda Hollywood’un altın çağı ile birlikte moda dünyasında Joan Crawford, Marlene Dietrich gibi film yıldızlarının etkileri görülür ki moda, sinema ve sinema yıldızlarının tercihlerine göre şekillenmeye başlar. Artık kraliyet ailesinin tahtını sinema yıldızları almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    2. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla modanın kalbi olan Avrupa, yerini Amerika’ya bırakır. İşgal altındaki Paris’e gidemeyen Amerikalı tüccarlar ve tasarımcılar çıkış yapmaya başlar. Sinema sektörünü de arkasına alan Amerika, seri imalata geçer. Fransız “Haute Couture” yerini, Claire McCardell gibi Amerikan tasarımcılara bırakır. Daha rahat, spor ve günlük giyime yönelik kıyafetler tasarlanır ve böylelikle Amerikan stili kendini göstermeye başlar. Savaş döneminde Avrupa’nın pek çok yerinde kumaş kısıtlamaları olur ve moda, rasyonel, karamsar bir hâl alır. Kadınların iş gücünde olması nedeniyle pratik, maskülen tasarımlar ve ucuz kumaşlar kullanılır. Malzeme kıtlığı “Make Do and Mend” akımını ortaya çıkarır. 1943’te New York moda haftası başlar. 1945’in savaş sonrası Paris’inde modanın yeniden doğuşunu müjdelemek ve Parisli “Haute Couture” evlerinin hünerlerini sergilemek amacıyla bir gezici moda tiyatrosu olan “Théâtre de la Mode” dünya turuna başlar. Bu tiyatroda ünlü Paris Couture tasarımcılarının kreasyonları minyatür modellere giydirilir. Modeller aksesuarlar dahil olmak üzere mükemmel bir şekilde hazırlanır ve Paris modasını tanıtmak için dünya turuna çıkarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1950’lerde geniş omuz demode olur, kadınlarda omuz dekolteleri ön plana çıkar. Kadınlar bu yıllarda spora önem vermeye başlar, kısa saç modası yaygınlaşır. Kabarık ve kısa etekler 1960’larda gençlik trendleri arasında yer alırken, 1950’lerin sonu 60’ların başıyla birlikte moda dünyası gençlik ve alt kültürlerin etkisi altında kalır. James Dean ve Marlon Brando gibi aktörler isyan, deri ceket, denim pantolon gibi ögeleri moda dünyasına getirirler. Bu dönem aynı zamanda sıra dışı tasarımların zirve yaptığı dönemdir ve 1965’te Paco Rabanne, metal elbiseler tasarlayarak moda dünyasında sansasyon yaratır. Bu avangart modanın yansıması 70 ve 80’lerde metalik ve neon renkli kumaşlarla zirve yapacaktır. Bu akımın en ünlü ismi Twiggy takma adıyla ünlenen İngiliz model, oyuncu ve şarkıcı olur. 60’larda Londra’daki gençlik hareketinin kültürel ikonu ve önde gelen bir modeli olan Twiggy’nin tarzı hızla tüm dünyaya yayılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1970’lere gelindiğinde ünlü Japon modacıları, Avrupa’da doğu rüzgârı estirerek yeni bir sentez oluşturur. Bunlar arasında Mitsuhiro Matsuda’dan, Kenzo Takado’ya kadar birçok ünlü modacı vardır. 60’lardan 70’lere geçerken hazır giyim gitgide daha ulaşılır hâle gelir. Sentetik kumaşların kullanımı modayı daha da ucuzlatırken, bu dönemde “Hippie” etkisi modayı domine eder. 1970’lerde disko akımı moda olur ve bugün bile modası geçmeyen İspanyol paça, modadaki yerini alır. Saçlarda dalgalı modeller ön plana çıkmaya başlar, kadınlarda kabarık kloş eteklerin kullanımı ve aynı modele ve desene uygun saç bandanaları sık sık tercih edilen parçalar olur. Greece müzikali ruhunun rahatlıkla hissedildiği bu dönem 1980’lere kadar devam eder. Fosforlu, metalik ve cırtlak renkler sadece kadınların değil erkeklerin de rahatlıkla kullandığı renklerdendir. Kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması ile moda kavramı artık iyice önemli bir öge haline gelir. Sinema ve müzik dünyasının yıldızları moda ikonları olurken top model kavramı da hayatımıza girer. Moda dergileri yüksek satış trendleri elde etmeye başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1990‘lı yıllara geldiğimizde kadınlarda ön plana çıkan kıyafetler; bol, geniş ve salaş kesim olur. İspanyol paça modası bu dönemde neredeyse etkisini yitirmeye başlar. Kabarık ve permalı saçları, röfleler süsler ve vücut hatlarını pek belli etmeyen geniş bel kesimli pantolonlar moda olur, vatkalar yeniden kullanılır. 90’lı yıllar globalleşen dünyanın karma ruhuna sahiptir ve canlı renklerle dolu bir dönem olur. Saçlardan kıyafetlere, aksesuarlardan makyaj stiline kadar uzanan moda, en renkli yıllarını bu dönemde yaşar. Neon renkler konusunda en iddialı kombinler yine 90’larda görülür. 2000’ler ise milenyum çağıdır ve internetin hayatımıza girmesiyle bambaşka bir hâl alır. Yönünü genelde geleceğe çeviren moda trendleri, 2000’lerle birlikte geçmişten ilham almaya başlar. Günümüz modasında retro, vintage gibi geçmiş dönem modasına ait elementlerin trend olduğu akımlar dikkat çekerken bu akım; 2000’ler modası yani “Years of 2 Thousand” olarak adlandırılır.