Blog

  • Türkiye’nin Yüz Ölçümü En Büyük İkinci İli: Sivas

    Türkiye’nin Yüz Ölçümü En Büyük İkinci İli: Sivas

    Sivas, İç Anadolu’nun en eski yerleşimlerinden biri. Aynı zamanda Türkiye’nin Konya’dan sonra yüz ölçümü en büyük ikinci ili. Farklı dönemlere ait tarihi birikimlerinin yanı sıra geniş coğrafyaya yayılan doğal güzellikleriyle de öne çıkan şehirde kış ayları oldukça çetin geçiyor. Bu nedenle Sivas’a seyahat amaçlı gitmek için en doğru zaman ilkbahar ve sonbahar ayları ile yaz aylarında düzenlenen festival dönemleri diyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sivas’ın ilginç tarafı İç Anadolu, Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgelerinde ilçeleri bulunmasıdır ve bu kadar geniş bir alana yayılması kültürel çeşitliliğinin en önemli nedenlerinden biridir. Şehre gider gitmez uğranması gereken yer ise Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet eserlerinin bir arada olduğu Cumhuriyet Meydanı’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Cumhuriyetimizin kurulmasında büyük bir öneme sahip olan Sivas Kongresi’nin gerçekleştiği bina günümüzde Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi olarak ziyarete açık durumda. Hem o dönemlere ait önemli belge ve eşyalar hem de şehrin kültürüne ait etnografik eserler şehrin merkezindeki müzede görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Divriği ilçesinde bulunan 13. yüzyıla ait Ulu Camii ve Darüşşifası 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştı. Bir cami ile ona bitişik bir darüşşifadan oluşan tarihi yapının taç kapıları ve iç kısımlarındaki mimari detaylar, tüm Türk-İslam eserleri arasında öne çıkmasını sağlayacak kadar dikkat çekicidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çift minareli taç kapısındaki hayvan figürleri, yıldız ve hayat ağacı motifleri ile muhteşem bir görüntüye sahip olan Gök Medrese Sivas’ın en özel tarihi mekânlarından biridir ve kitabesinde yapımı ile ilgili şöyle yazar: “Ulu sultan, yüce şahlar şahı, dünya ve dinin yardımcısı Kılıç Arslan oğlu Keyhüsrev’in devleti zamanında yapılmıştır. Allah devletini daim eylesin.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çevresinde doğa yürüyüşü yapıp manzarasına karşı çayınızı yudumlayabileceğiniz Sızır Şelalesi SİT alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştı. Gemerek ilçesinde Çat Ormanları içindeki Göksu Çayı üstünde bulunan şelale kent merkezine 135 km. mesafede olmasına karşılık yaz aylarında çok sayıda ziyaretçi ağırlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkece en sevdiğimiz çoban köpeklerinden olan Kangal, adını ait olduğu ilçeden alıyor yani Sivas’ın Kangal ilçesinden. Fakat Orta Asya’nın Kanglı Türk boyunun göçerken yanında getirdiği düşünülen köpeğin adını ilçeye vermiş olması da mümkün. Bununla birlikte fazla bilinmese de ilçenin Kangal köpeği gibi koyunu ve balıkları da ünlü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sivas mutfağı, İç Anadolu mutfakları içinde belki de en özgün olan mutfak. Kebaptan hamur işlerine farklı seçenekler bulunduran menüsünde sık kullanılan ürün ise yeşil mercimek. İçine erişte şeklinde hamur katılarak yapılan kesme aşı ya da bulgur ve domates eşliğinde yapılan mercimek badı misafirlere en çok ikram edilenlerin başında geliyor.

  • YEDİ TEPELİ İSTANBUL’UN ÜNLÜ KULELERİ

    Eşsiz boğaz manzarası, tarihi binaları, tüm dünyada ün salan sokak kedileri, simidi, vapurları, martıları ve barındırdığı pek çok güzellik ile dünyanın en önemli metropollerinden olan İstanbul’un siluetinin olmazsa olmaz diğer bir detayı da ünlü kuleleri… İstanbul’u ziyaret eden herkesin görmeden gitmediği ünlü kuleleri ve bu kulelerin hikâyelerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Üsküdar’da Salacak sahilinin açıklarında, denizin tam ortasında, kentin en gizemli yapılarından olan Kız Kulesi, oldukça eski bir geçmişe sahip. Tarihi M.Ö. 5. yüzyıla dayanan Kız Kulesi, Atinalı general tarafından Karadeniz’den gelen ticari gemilere istasyon olması için küçük bir kaya üzerine inşa edildi. 12. yüzyıla gelindiğinde Doğu Roma İmparatoru I. Manuel Komnenos, yapının etrafına taş duvarlarla korunan bir kule inşa ettirdi ve bu yapı günümüze kadar gümrük istasyonu, sürgün noktası, deniz feneri olarak kullanıldı. 1509’daki depremle büyük hasar gören kule onarıldıktan sonra 1721’de yangında hasar gördü. Çeşitli tadilatlardan sonra günümüzdeki hâlini alan ünlü kuleye kıyıdan özel teknelerle ulaşmak mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Her yıl milyonlarca turistin ziyaret etmek için uzun kuyruklar beklediği Galata Kulesi, Beyoğlu’nda bulunuyor ve konumlandığı yerden Kız Kulesi de dahil olmak üzere Tarihi Yarımada gibi İstanbul’un en güzel manzaralarına tepeden bakıyor. İstanbul’un başlıca sembollerinden olan Galata Kulesi’nin tarihi Bizans dönemine kadar uzanıyor. Bizans İmparatorluğu ile ittifak halinde olan Cenevizliler tarafından 14. yüzyılda inşa edilen Galata Kulesi, farklı dönemlerde farklı amaçlarla kullanıldı. Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’u fethiyle beraber levazım ambarı ve yangın gözetleme kulesi olarak da kullanılan kule, bazı dönemlerde savaş esirlerine bile ev sahipliği yaptı. 1509’daki depremden etkilenen kule, geçirdiği ufak tadilatlardan sonra 1831’de yanarak büyük hasar aldı ve köklü bir tadilattan geçerek mimari açıdan bazı değişikliklere uğradı; 1965-1967 yıllarındaki restorasyon çalışmalarıyla tamamen turistik bir yapıya dönüştü. Hezârfen Ahmet Çelebi’nin Galata Kulesi’nin Kız Kulesi’ne yazdığı mektupları uçarak iletme hikâyesi ise Galata Kulesi’ne dair en romantik efsanelerden biri…Rivayete göre tahta kanatlar takarak uçma denemesi gerçekleştiren Hezârfen Ahmet Çelebi, karşı kıyıda bulunan Üsküdar’a ulaşıp Galata Kulesi’nin Kız Kulesi’ne yazdığı aşk mektuplarını da beraberinde götürmek istemiş ancak rüzgâr sebebiyle tüm mektuplar boğazın sularına saçılmış…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un Fatih ilçesinde bulunan Beyazıt Kulesi, şehirde sık sık meydana gelen yangınları gözetlemek amacıyla 1749’da inşa edildi. 85 metre uzunluğunda, ahşap olarak inşa edilen Beyazıt Kulesi’nin de başından birkaç kez yangın geçmesine rağmen, yapılan tadilatlardaki ilavelerle 118 metreye ulaşan tarihi yapı, günümüzde de tüm heybetiyle ayakta duruyor. İstanbul Üniversitesinin merkez kampüsünde yer alan kulenin Beyazıt Meydanı’na bakan bölümünde II. Mahmud tuğralı bir kitabe bulunuyor. Beyazıt Kulesi’nin bir diğer önemi ise İstanbullulara uzun süre havanın nasıl olacağını bildirmesi… Eski dönemlerde kulenin mavi renkte aydınlatılması ertesi gün havanın açık olacağını, yeşil renk yağmurlu havayı, sarı renk sisi ve kırmızı ise havanın karlı olacağını ifade ederdi. Bu uygulamaya 1995’te son verildi. 2010’da ise tarihi önemini nesillerden nesillere aktarması amacıyla kente tekrar hizmet vermeye başlayan kule, eskiden olduğu gibi, yangın gözetleme, meteoroloji ve yol durumunu bildirmek amacıyla kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un en görkemli kulelerinden olan Dolmabahçe Saat Kulesi, Beşiktaş ilçesindeki Bezmiâlem Valide Sultan Camii ile Dolmabahçe Sarayı Saltanat Kapısı arasında yer alıyor. 1890-1895 yılları arasında II. Abdülhamid tarafından inşa ettirilen saat kulesi, o günden bu yana ziyaretçilerin akınına uğruyor. Şık mimarisiyle dikkat çeken kule, saray mimarı Sarkis Balyan tarafından neo-barok ve ampir tarzda tasarlandı. 27 metre yüksekliğe sahip kulenin her cephesinde Fransa’da imal edilen saatler bulunuyor. Paul Garnier markalı saatler 1979’da kısmen elektronik sisteme çevrilmiş ve çalışır durumda. Safranbolu’da 2012’de açılan “Zamanın Tanığı Saat Kuleleri Parkı”nda Dolmabahçe Saat Kulesi’nin bir maketi de yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    369 metreye ulaşan yüksekliğiyle Eyfel Kulesi’ni geride bırakan Çamlıca Kulesi, 29 Mayıs 2021’de açıldı. Küçük Çamlıca Televizyon Kulesi olarak da anılan Çamlıca Kulesi, İstanbul’un televizyon ve seyir kulesi olarak hizmet veriyor. Herhangi bir kent dokusundan bağımsız bir duruşu olan yapının; ışığı, doğayı ve mekânsal boşlukları kullanarak şaşırtıcı bir manzara oluşturması hedeflendi. Tek bir parçadan oluşan kulenin tasarımında Osmanlı döneminde Türkler için önemli bir simge haline gelen lale çiçeğinden ilham alındı. Kulenin ana aksı lalenin köklerini ve besleyici gövdesini; güneşe doğru yükseldikçe şekillenen seyir terası ve restoran katları ise henüz açmayan bir lale tomurcuğuna benziyor. İki restoran ve bir seyir terasının bulunduğu kulenin giriş katından antenlerin olduğu kata kadar yükselen panorama asansörleri, Asya ve Avrupa kıtalarını hem ayıran hem de birleştiren İstanbul Boğazı’nı simgeliyor.

  • Envaiçeşit Dolma

    Envaiçeşit Dolma

    Türk mutfağını zenginleştiren yemeklerin başında dolma gelir desek yeridir. Hani neredeyse dolma çeşitlerinden birkaç liste çıkarabiliriz. Mutfağımızda farklı sebzeleri dolmalık olarak kullanabildiğimiz gibi iç harcı için de çeşit çeşit malzemeyi bir araya getirebiliyoruz. Bakalım listemizdeki dolmalardan sizin tatmadığınız var mı?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Haşlanmış beyaz lahana yaprağına pirinç, bulgur ya da kıymadan hangisini isterseniz onu sarın ama sonrasında mutlaka yoğurtla servis edin.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Salamura ya da taze üzüm yaprağı ile yapılan sarma, zeytinyağlı yemeklerin başında gelir. Ve ne kadar ince sarılırsa o kadar fazla iltifat getirir.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kısık ateşte pişirilen biber dolmasının nefis kokusunu sokağın başından almaya başlarsınız. Ana malzemesi genellikle baharatlarla tatlandırılan kıyma ve pirinçtir.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kabak dolmanızın lezzetine lezzet katmak istiyorsanız kabağın kabuklarını soymadan doldurun. Hem böylece kabuğundaki vitaminlerden de yararlanmış olursunuz.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pirinçli/kıymalı, peynirli/ıspanaklı ya da pirinç ve zeytinyağlı… Domates dolması yapmayı ya da tatmayı henüz denemediyseniz çok şey kaçırdığınızı bilmelisiniz. ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Haşladığınız patatesleri kıyma, soğan, fesleğen ve baharattan oluşan karışımla doldurduktan sonra fırına verebilir, iyice yumuşayana kadar pişirebilirsiniz.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mantarın küçücük karnına ne sığdırılabilir ki demeyin. Sebzeli, peynirli, kıymalı hatta tavuklu mantar dolmalarını meze olarak servis edebilirsiniz.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuru dolma yapmanın püf noktalarından biri patlıcanları çok haşlamamak ve sonrasında soğuk suya atmaktır. Böylece pişerken dağılmalarına engel olabilirsiniz.” title_font_size=”13″]
  • Seçimi ve Sunumu Çaba Gerektiren Meyve

    Seçimi ve Sunumu Çaba Gerektiren Meyve

    Tatlı mı tatlı, sulu mu sulu meyve karpuz şerefine bir gün bile belirlenmiş… Gerçi bizim ülkemizde sevdiklerimize ve kendimize karpuz ikram etmek için herhangi bir sebebe ihtiyacımız yok ama aklınızda olsun 3 Ağustos Dünya Karpuz Günü… Nerelerde coşkuyla kutlandığını bilmediğimiz bu günü biz de sizin için sayfamızda kutluyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    5000 yıllık geçmişi olan meyvenin yabanisi Afrika kıtasının güneyinde keşfedilmiş ama karpuz günümüzde en çok Çin sayesinde Uzakdoğu Asya’da üretiliyor. Ülkemiz ise dünyadaki karpuz üretiminde ikinci sırada yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Karpuzu yeşil kabuklu, kırmızı bir meyve diye tarif etmek yanlış olabilir çünkü bazı coğrafyalarda sarı bile olabiliyor. 1200’den fazla çeşidi olan meyve konusunda Türkiye özellikle Diyarbakır karpuzlarıyla dünyaya nam salmış bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kabuğunu kesip içini görene kadar tadından emin olamayacağınız karpuzun seçimi önemli. Hafifçe vurarak tok bir ses duymaya çalışabilir ya da toprağa değen kısmının beyaz değil turuncuya yakın bir renkte olmasına dikkat edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ağırlığı ile öne çıkan bir karpuzu kesmeye çalışırken zorlanabilirsiniz ama bilin ki karpuz dilimlemeyi eğlenceli bir hale getirmek mümkün. Kabuklarını soyarak küp küp doğrayabilir, kabuklarından tutarak yiyebilmek için çubuklar halinde dilimleyebilir ya da bu esnada tamamen kendi yaratıcılığınızı kullanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Karpuzu çekirdeksiz servis etmek isterseniz birkaç kesim tekniğinden birini deneyebilirsiniz. Bir tanesini hemen anlatalım: Karpuzu enlemesine ortadan ikiye bölün. Sonra bu iki yarımı da ikiye bölerek dört adet üçgen prizma elde edin. Prizmaların çatı kısmını bir santim kadar aşağıdan bıçak yardımıyla boydan boya kesin. Böylece karpuzun çekirdek yüklü kısmına ulaşacaksınız ki hepsini birden rahatça temizleyebilirsiniz. Evet, şimdi istediğiniz gibi dilimleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Çekirdeklerini ayıkladığınız karpuzu sadece dilimleyerek servis etmeniz de gerekmez… Blender aracılığıyla püresini yaptığınız meyveye biraz limon suyu ekleyerek enfes bir yaz içeceği elde edebilirsiniz.

  • KİTAPSEVERLER GÜNÜ’NDE UNUTULMAZ KALEMLER

    Dünya Kitapseverler Günü, resmi olarak ilan edilmese de tüm dünyada kitapseverler tarafından her yıl 9 Ağustos’ta kutlanıyor. Bizler de bugünü, Türk edebiyatına önemli eserler vermiş ve okuyucuların kalbinde taht kurmuş önemli yazarlarımızı anarak kutluyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Türk edebiyatının 1950 kuşağı yazarlarından olan Leyla Erbil, eserlerinde çoğunlukla sıradan insanları ve bu insanların yaşadığı psikolojik durumları kaleme aldı. Bireyin iç dünyasındaki psikolojik ve psikanalitik derinliği ve kadın-erkek ilişkilerini anlattığı edebi yaşamında birçok ödüle layık görülen Erbil, Cüce isimli kitabı ile 2002’de Nobel Edebiyat Ödülü’ne de aday gösterildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yaşadığı kederli günleri ve ruhsal bunalımlarını yansıttığı eserleri ile Türk okuyucusundan oldukça beğeni ve takdir toplayan Peyami Safa, edebiyatımıza büyük katkılar sağlamış önemli bir kalem. Hem Osmanlı hem Cumhuriyet döneminde yaşayan Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Bir Tereddüdün Romanı, Fatih Harbiye, Yalnızız kitapları okuyucuların kalbinde taht kurmuş eserleri arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Edebiyatımızın önde gelen isimlerinden biri olan ve ülkemizde kısa hikâyeciliğin ilk örneklerini veren Ömer Seyfettin, edebiyatta Türkçülük akımının kurucuları arasında yer alıyor. 36 yaşında vefat eden Seyfettin, ülkemize büyük hizmetler vermiş, kısa yaşamına rağmen yüzlerce eser üretmiş bir isim. Yazar, şair, öğretmen ve aynı zamanda asker olan Seyfettin’in maalesef ki trajik bir hikâyesi var. Hastalığından dolayı hastanede yatan ve bir başına ölen Seyfettin’i hastane çalışanları “kimsesiz” olarak kaydetmiş ve naaşı kadavra olarak kullanılmıştır. Durumu gazete ilanı ile fark eden arkadaşları ne yazık ki müdahale etmek için geç kalmıştır. Türkçede sadeleşmeyi savunan ve Türk dilinin gelişmesine büyük katkıları olan yazarın en bilinen eserleri: Yalnız Efe, Kaşağı, Efruz Bey olsa da kaleme aldığı birçok kitabı bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yirmiden fazla roman, öykü kitabı ve tiyatro eserini kaleme alan Halide Edip Adıvar, eserlerini Osmanlı’nın son dönemleri ve ardından yeni ilan edilen Cumhuriyet döneminde kaleme almış önemli kadın yazarlarımızdan biridir. Kitaplarında kadına ve kadınların toplumda güçlü bir şekilde temsil edilmesine oldukça önem vermiştir. Birçok eseri sinema ve televizyon dizilerine uyarlanan Halide Edip’in Sinekli Bakkal, Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye, Handan, Türk’ün Ateşle İmtihanı kitapları en çok bilinen eserleri arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Türk halkı Rıfat Ilgaz’ı “Hababam Sınıfı” filmi ile tanıdı. Kaleme aldığı roman, öykü ve şiirleri ile Türk edebiyatının güçlü kalemleri arasında yer alan Ilgaz, eserlerini her zaman toplumcu tarzda üreten ve toplumdan hiçbir zaman kopmayan bir isimdir. Türk halkının okumasına oldukça önem veren Ilgaz, ülkemizin en zor günlerinde bile dergi çıkararak insanları okumaya teşvik etmiş; özellikle çocuk okuyucuların okuma alışkanlığı kazanması için eserler üretmiştir. Edebiyatımızın en üretken isimlerinden olan Ilgaz’ın en sevilen eserleri arasında Halime Kaptan, Karartma Geceleri, Hababam Sınıfı, Bacaksız Okulda, Apartman Çocukları, Yıldız Karayel yer alıyor. Ayrıca Karartma Geceleri isimli eseri 2004’te “100 Temel Eser” listesine girdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Cumhuriyet döneminde ürettiği eserlerle tanınan Tarık Buğra, kaleme aldığı romanların yanı sıra hikâye, tiyatro ve gezi yazıları alanlarında da eserler vermiş oldukça üretken bir kalem. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın öğrencisi olan Buğra, Oğlumuz adlı hikâyesi ile okuyucuların dikkatini çekmiş ve ardından Osmancık, Küçük Ağa, Gençliğim Eyvah gibi bilinen ve sevilen eserlerini yazmıştır. 1991’de Devlet Sanatçısı ünvanıyla onurlandırılan Buğra’nın Ayakta Durmak İstiyorum ve Üç Oyun adlarıyla kitaplaştırdığı piyeslerinin hepsi tiyatro sahnelerinde temsil edildi ve romanları TV dizisi oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Oğuz Atay, Türk roman anlayışını çağdaş romancılık seviyesine çıkaran önemli bir isim. Tutunamayanlar adlı eseri ile 1970 TRT Roman Ödülü’ne layık görülen Atay, Tutunamayanlar’ın ardından ikinci romanı Tehlikeli Oyunlar’ı ve öykülerini bir araya topladığı Korkuyu Beklerken eserini yayımlamıştır. Sağlığında hiçbir eseri ikinci baskı yapmayan kitapları, Atay’ın vefatından sonra yüzlerce kez basılarak en çok okunan Türk yazarlar arasında yerini almıştır. Bir Bilim Adamının Romanı, Oyunlarla Yaşayanlar, Eylembilim ve Günlük diğer önemli eserleri arasında yer alırken, eserlerinde düşle gerçeğin birbirine karışması; tüm kurmaca türlerine atıfta bulunan bir kurmaca türü olan üstkurmaca kurgu türünde eserler üretmesi nedeniyle ülkemizin postmodernist roman kategorisinde eser veren ilk Türk yazar olarak da tarihe geçmiştir.

  • KAVUN HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Yaz mevsiminin alametifarikası kavun, hoş kokusu ve lezzetli aromasıyla yediden yetmişe herkesin sevdiği bir meyve. Güzel tadının yanı sıra sağlığa olan faydaları ve serinletici etkisi ile birçok kişinin favori meyveleri arasında yer alıyor.Çekirdeğini Antik Mısırlılar şifa olsun niyetiyle kuruyemiş olarak tüketirken, kabuğundan turşu yapanlar bile var. Kavunun dikkat çeken özelliklerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kavun bitkisi, “Cucurbitaceae” yani kabak, salatalık, karpuzun da olduğu familyaya aittir. Büyük yaprakları ve sarı çiçekleri olan tırmanıcı veya sürüngen gövdeli bir bitkidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Asya ve Afrika’dan tüm dünyaya yayılmıştır. Günümüzde de kavun, çoğu tropikal ve subtropikal bölgelerde yetiştirilmektedir. Çin, en büyük kavun üreticisidir. Türkiye ve Akdeniz’in çevresindeki ülkeler de yüksek miktarda kavun üreten ülkelerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kavun çiçeklerinin poleni ağırdır ve rüzgârla yeterince dağılmaz. Bu sebeple arılara ve diğer böceklere ihtiyaç duyar. Büyük ticari kavun çiftliklerinde, çiçekler açmadan önce, hektar başına iki ya da üç arı kovanı yerleştirilir ki yeni kavunlar yetişebilsin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kavun, yüksek besin değerine sahiptir: C vitamini, A vitamini, B grubu vitaminleri, manganez, demir ve fosfor gibi mineraller içerir. Ayrıca, potasyum açısından da zengindir, kan basıncını kontrol etmeye yardımcı olur, kalp atışlarını düzenler. Ancak tıpkı karpuz gibi yüksek oranda şeker içerdiğinden özellikle diyabet hastaları sınırlı miktarda tüketmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kavunlar toplandıktan sonra olgunlaşmaz, bu yüzden kavunu tam olarak olgunlaştıktan sonra koparmak gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en tatlı kavunu olduğu belirtilen Yubari kral kavunu, en pahalı kavun cinsidir. Sadece Japonya’nın küçük bir bölgesinde yetişir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İyi kavun ağır olur. Bir kavun ne kadar yumuşaksa içi o kadar asitleşmiş ve lezzeti kaçmış demektir. Turfanda kavunlar lezzetsizdir. Kavunu, sezonun başlangıcından bir ay sonra tüketmek gerekir çünkü ancak o zaman lezzetli olur.

  • Büyük Düşünürlerden Büyük Sözler

    Büyük Düşünürlerden Büyük Sözler

    Her insanın kendi çapında bir düşünür olduğunu düşünürsek, üretimde bulunup tarihe geçmiş ünlü düşünürler için “büyük” sıfatını kullanmamız gayet anlaşılır. “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir” ya da “Gerçek bilgi, insanın ne kadar cahil olduğunu bilmesidir” kabullerinin de o büyük düşünürlere ait olduğunu aklımızda tutarak, listemizde, büyük düşünürlerin hayatın farklı alanlarına bıraktıkları sözlere yer veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • Açıklanamayan 10 Kedi Davranışı

    Açıklanamayan 10 Kedi Davranışı

    Kedi dediğimiz sokağın da evin de efendisidir, onların ne yaptığına karışılmaz, insan aklımızla onların işlerine güçlerine anlam vermeye çalışılmaz çünkü onların tuhaf davranışlarını kendilerinden başka kimse anlayamaz. İşte kâinatın dört bir köşesine dağılmış çılgın kedilerin açıklanamayan davranışlarından 10 tanesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    kedi gifleri

    Mesela bir kedi bir anda limbo dansına başlayıp sonra bir boksör gibi pati sallayabilir ama sebebini merak etmek haddimize değildir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    komik kediler

    Ya da bir kedi maymun gibi davranmaya karar verirse bize sadece izlemek düşer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    komik kediler

    Bir örtünün altında gerçekte neler olduğunu ancak bir kedi bilir ve gerekli yaklaşımı itina ile sergiler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    komik kediler

    Bazı görüşlere göre kedilerin hayattaki en büyük dertleri kuyruklarıyladır ve bu durum tuhaf davranışlara sebep olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    sevimli kediler

    Üstelik bazı ev aletleri kedilerin garip davranışları sayesinde keşfedilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    sevimli kediler

    Bazı ev aletleri ise garip davranan kedi gücüyle çalışır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    kedi gifleri

    Hepimizin oldukça aşina olduğu bu görüntü bir kedinin henüz keşfedilmemiş kişiliğinin şimdiki zamana yansımasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    evcil hayvanlar, komik kediler

    Ve çağın en büyük muamması: “Kedilerin kutularla alıp veremedikleri nedir?”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    kedi gifleri

    Bu gizemli hayvanların dans hareketleri bizimkiler gibi olacak değildi, değil mi?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    sevimli kediler

    Kedilerin kitabında tahmin edilebilir olmak yazmaz, işte bu yüzden de kedilerin tuhaf hareketleri açıklanamaz.

  • BAHARATLAR HAKKINDA BİLGİLER

    Yemeklere lezzet katan baharatlar, yalnızca aroma olarak değil tarih boyunca bir şifa kaynağı olarak da kullanıldı ve günümüzde popülerliğini korumaya devam ediyor. Tarihte ilk olarak M.Ö. 5000’li yıllarda Uzak Doğu’da ortaya çıkan baharatın kullanımı, insanların yiyeceklerini ateş ile pişirmeyi keşfettiği döneme denk gelmektedir. Tarihte altın kadar değer görmüş baharatın Çin’den Batı’ya uzanan hikâyesi Hindistan, Mısır, Anadolu ve İtalya’ya uzanan rotasıyla tarihi Baharat Yolu’nun ortaya çıkmasına bile neden olmuştur. Şeflerin yanı sıra alternatif tıp ile ilgilenenlerin de gözdesi olan baharatlar hakkında ilginç bilgileri sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sıcak ve kuru yaz rüzgârlarının estiği yarı kurak iklimleri seven safranın en çok yetiştiği bölgeler Akdeniz ülkeleri ve Kuzey Amerika’dır. Soğuk kış koşullarında kar altında bile hayatta kalabilse de kurak dönemlerde muhakkak sulama istediği için yetiştirilmesi zor bir türdür. Dünyanın gelmiş geçmiş en pahalı baharatlarından biri olan safranın bir kilogram maliyeti neredeyse birkaç bin doları buluyor. Üretimi de oldukça zor olan safradan yaklaşık yarım kilo elde etmek için ortalama 20 saatlik iş gücüne ihtiyaç duyulmakta ve yine yarım kilo safran için binlerce safran çiçeğinin hasat edilmesi gerekmektedir. Uygun ölçüde katıldığında yemeklere eşsiz bir lezzet veren safranın aşırı kullanımının da vücudumuz için tehlikeli olabileceğini belirtmekte fayda var.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir diğer ismi Hint cevizi olan Muskat’ın anavatanı Endonezya’nın batısında bulunan Banda Adaları. Banda Adaları tarihte baharat yetiştiriciliğinin önemli merkezlerinden bir tanesi ve konumu gereği sadece Asyalıların değil, Arap ve Venedikli tüccarların da sıkça ticaret yapmak için uğradığı bir ada. Tropik bir ağaç cinsinin meyvesi olan muskat yemeklere verdiği farklı aromayla mutfaklarda yerini alırken, yetiştiği bölgelerde hiç alışık olmadığımız tariflerine rastlamak da mümkün. Kremalı yemeklerden kek ve kurabiyelere kadar oldukça geniş bir kullanım yelpazesi bulunun bu baharatın geçmişte reçeli bile yapılıyormuş. Kendine özgü tadı ve kokusuyla salatalara da lezzet katan muskatın çok keskin bir tadı olduğu için, az miktarda kullanılması tavsiye edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Anavatanı Güney Asya olan zerdeçalın en çok yetiştiği ülkeler Hindistan, Bangladeş, Pakistan ve Çin. Bugün pek çok hastalığın şifası olarak görülen ve Hint safranı olarak da bilinen zerdeçalın diğer isimlerinden birkaçı safran kökü, sarıboya, zerdeçavdır. İpek kumaşlar ve ince derilerin boyanmasında da kullanılan zerdeçalın son yıllarda yapılan tıbbi çalışmalarla popülerliği giderek artmış ve baharat olarak kullanımı gittikçe yaygınlaşmaya başlamıştır. Zerdeçalın içerisindeki kurkumin adlı bileşen, cilt sağlığından bağışıklık sistemine birçok farklı alanda olumlu etkilere sahip. Genellikle yemeklerde baharat olarak kullanılan zerdeçalın ismini farklı çay tariflerinde de sıkça duymanız mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Turpgiller familyasından olan hardalın esasen tohumları baharat olarak kullanılmaktadır. Tahminen 1700’lü yıllarda Kuzey Amerika’dan geldiği ve oradan tüm dünyaya yayıldığı düşünülüyor. Tohumu Kuzey Amerika’dan gelse de yetiştirildiği ilk yer Akdeniz ülkeleri olan hardalı baharat olarak yemeklerde ilk kullananlar da Fransızlar olmuş. Acılığı ile bilinen bir baharattır ancak bu acılık bitkinin ezilmesinden sonra ortaya çıkar. Bitkinin hücreleri ezildiğinde yapısında bulunan iki madde birleşir; bu maddeler dilde acımsı bir tada neden olan bir diğer üçüncü maddenin ortaya çıkmasına sebep olur ve böylelikle hardal acımsı, sert ve keskin bir aroma haline gelir. On taneden fazla çeşidi olan hardalın en çok kullanılan çeşitleri ise beyaz, siyah ve kırmızı hardal olmak üzere üç tanedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Güneşi çok seven, kurak topraklarda bile kolayca hayat bulan kekik, çoğu Akdeniz ülkesinde yetişmektedir. Fransa, İtalya ve İspanya dâhil olmak üzere yaklaşık 70 türü bulunan kekiğin ülkemizde de 38 türü bulunmakta. Tıpkı adaçayı, biberiye, fesleğen, lavanta ve nane gibi Ballıbabagiller familyasına mensup olan kekiğe güzel kokusu veren maddeler ise timol ve karkavoldur. Hemen hemen her yemeğin olmazsa olmazı kekik, yalnızca taneleri ile değil suyuyla da şifa kaynağı. Kekiğin bileşenlerinden biri olan timol maddesi antiseptik, antibakteriyel, antioksidan özellikler taşır bu da vücutta enfeksiyonların, bakterilerin ve mantarların giderilmesini sağlar. Banyo suyuna 1-2 bardak kadar ilave edilen kekik suyunun ağrı ve spazmlara iyi geldiği belirtiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Safrandan sonra dünyanın en pahalı baharatının vanilya olduğunu biliyor muydunuz? Anavatanı Güney Amerika olan vanilya, tarihte 19. yüzyıla kadar sadece Meksika ve çevresinde yetişen bir orkide türü olarak karşımıza çıkıyor. İspanyol denizcilerinin harika kokan bu çiçek türünü Avrupa’ya getirmesiyle artık bir gıda ürünü olarak kullanılmaya başlanıyor. İlk önce çikolata yapımında yardımcı madde olarak mutfaklarda yer bulmaya başlayan vanilya, daha sonrasında Fransızların dondurmada  ana madde olarak vanilyayı kullanmasıyla hem ticareti hem de popülerliği giderek artıyor. Kokusunun kaygı giderici ve stres atıcı özelliği vardır. Antioksidan bakımından zengin, solunum yollarını rahatlatıcı ve ruh halini sakinleştirici yapısıyla aromaterapistlerin gözdesi olan vanilyanın içeriğinde kalsiyum, demir, sodyum gibi mineraller bulunuyor.

  • Ülkemizin 7 Kaplıcası ve Şifalı Suları

    Ülkemizin 7 Kaplıcası ve Şifalı Suları

    Her yıl milyonlarca turiste ev sahipliği yapan ülkemizin en önemli turizm kaynaklarından biri de termal turizm… Özellikle kış aylarında turistler birçok şifası olduğu düşünülen kaplıcalarımıza akın eder. Biz de tatilini bu şifalı sulardan faydalanarak değerlendirmek isteyenler için ülkemizin en çok tercih edilen 7 kaplıcasını ve şifalarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    kaplıca, termal kaplıca, şifalı su

    Pamukkale sisteminin bir parçası olarak sayılan Karahayıt Kaplıcası şehir merkezine 5 km uzaklıkta bulunur. Renginden dolayı kırmızı su olarak da bilinen kaynak suyunun içildiğinde üst gastrointestinal sistemin fonksiyonel bozukluklara, mide ve yemek borusu rahatsızlıklarına, kemik erimesine ve ürolithiasisde hastalıklara karşı etkili olduğu düşünülüyor. Kırmızı suyun oluşturduğu çamur ise ortopedik, nörolojik romatizmal, siyatik, bel-boyun fıtığı ve kireçlenme gibi sorunları olanlar için rahatlatıcı etki taşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    termal kaplıca şifalı su

    Afyon’un Sandıklı ilçesinde bulunan Hüdai Kaplıcaları çamur banyosuyla dünya çapında haklı bir üne sahiptir. 68 derece sıcaklığındaki şifalı suyun toprak ile karışmasından elde edilen çamurun, romatizma, sinir hastalıkları, cilt ve deri hastalıklarına iyi geldiğini düşünülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İnegöl şehir merkezine 15 km uzaklıkta bulunan Oylat Köyü’ndeki kaplıcalar Romalılar tarafından keşfedilmiş ve kullanılmıştır. Kaplıcaların yanındaki Oylat Mağarası, Oylat Şelalesi ve Oylat Vadisi ile her yıl binlerce turisti cezbeder. Köyün kaplıcalarının romatizma, sinir uyuşukluğu, nevralji ve felç gibi birçok hastalık için rahatlatıcı etkisi olabilmektedir. Öyle ki kaplıcaların Bizans efsanelerinde hiç kimsenin iyileştiremediği Tekfur’un kızına şifa olduğu anlatılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    termal kaplıca, şifalı su

    Yoncalı Kaplıcaları Kütahya şehir merkezine 16 kilometre mesafede bulunmaktadır. Anadolu Selçuklu Devleti döneminde II. Alaattin Keykubat 1233 yılında insanların şifa bulması için havuzlu büyük bir hamam yaptırmıştır. Evliya Çelebi’nin notlarında da kendine yer bulan tarihi kaplıcanın karaciğer bozuklukları, böbrek hastalıkları ve romatizmal hastalıklara iyi geldiği bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    yalova, kaplıca

    Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle yapılan Yalova Termal Kaplıcaları İstanbul’a deniz yoluyla 1 saat uzaklıkta bulunuyor. Kaynak ısısı 66 derece olan kaplıca suyunun sıcaklığı 40 dereceye kadar düşürülebiliyor. Kış aylarında hafta sonunu değerlendirmek isteyen İstanbullularla dolan kaplıcaların deri hastalıkları, romatizma, karaciğer ve safra rahatsızlıklarına iyi geldiği düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    şifalı su

    Van ilimizin çevresinde irili ufaklı birçok kaplıca bulunur. Bunlar arasında en bilinenlerinden biri Van şehir merkezine 86 km uzaklıkta bulunan Muradiye Kaplıcaları’dır. Şifalı sularının sindirim ve böbrek hastalıklarına iyi geldiği bilinen kaplıcaları her yıl çevre illerden de birçok turist ziyaret eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    termal kaplıca

    Ünü sınırlarımızı aşmış Gönen Kaplıcaları Balıkesir’in Gönen ilçe merkezine 300 metre uzaklıktadır. M.Ö. 4. yüzyıldan itibaren kullanıldığı bilinen kaplıcaların, bir zamanlar kralların yaz tatillerini geçirdikleri merkez olduğu düşünülmektedir. Kaplıcaların hemen yanında Bizans döneminden kalan Mozaik Müzesi de turistlerin dikkatini çeker. Kaplıcalarda su sıcakları 36 ile 82 derece arasında değişmektedir. Gönen Kaplıcaları’nın romatizma, kireçlenme, astım, sinüzit, migren ve deri hastalıklarına iyi geldiği düşünülür.