Blog

  • AIRFRYER İLE PİŞİREBİLECEĞİNİZ ÇEŞİTLİ LEZZETLER

    Günümüzün son yeme içme trendlerinden olan airfryer, besinlerin çok az yağ ile ya da yağsız kızartma işlemini yapmak için tasarlanmış bir cihaz. Sıcak havanın sirkülasyonu ile çalışan aletin pişirme haznesinden yayılan yüksek ısı, besinleri hızlı bir şekilde pişirirken zamandan tasarruf sağlıyor. Teknolojisi gereği besinleri gevrek ve lezzetli bir şekilde pişiren airfryer ile yapabileceğiniz tarifleri sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Airfryer’da yumurta bile haşlayabileceğinizi biliyor muydunuz? Hem de üç farklı kıvamda… Farklı markalarda olsa bile çalışma prensibi aynı olduğu için herhangi bir airfryer’ı 150 dereceye ayarlayın. Haznesine haşlamak istediğiniz adetteki yumurtaları yerleştirin ve 11 dakika pişirin. Bu derece ve süre, yumurtayı kayısı kıvamında pişirecektir ancak farklı kıvamlar için süreyi uzatabilir ya da kısaltabilirsiniz. Ayrıca olası çatlak ve kırıkların önüne geçmek için pişirmeden önce yumurtaya iğne yardımı ile küçük bir delik açabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Büyük küçük demeden herkesin çok severek yediği patates kızartması, airfryer ile hem lezzetli hem de sağlıklı bir atıştırmalığa dönüşüyor. Üstelik sadece patates kızartması değil, havuç ve karnabahar gibi sebzeleri az yağ ile pişirerek tüketmek mümkün. 180 dereceye ayarlanmış ve ısıtılmış cihazın haznesine dilimlenmiş patates ve havuçları çok da sıkışık olmayacak şekilde yerleştirin, bir kaşık sıvı yağ ekleyin ve ortalama 15 dakikada pişirin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sağlıklı beslenmeye önem verenlerin olmazsa olmazı fasulyeyi airfryer ile alışılagelmişin dışında bir lezzete dönüştürebilirsiniz. Hazırlaması 5, pişirmesi 15 dakika süren bu tarif şöyle: Kaynar suda 5 dakika haşlanmış fasulyeleri 180 derece ısıtılan airfryer’da dilediğiniz baharat karışımı ile pişirebilirsiniz. Fasulyeler yıkanır, kılçıkları ayıklanır, haşlandıktan sonra tuz, yağ ile iyice harmanlanır ve ısıtılan cihazda 15 dakika daha pişirilir. Kızaran fasulyeleri sarımsaklı yoğurt ile servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Airfryer’da balık bile pişirmek mümkün. Kekik, sarımsak ve limon dilimleri ile lezzetlenen ızgara somon filetoyu, shiitake mantar ve domates ile pişirerek temiz ve sağlıklı bir öğün elde edebilirsiniz. Airfryer’ın pişirme haznesinin pratik bir şekilde temizlenmesi için pişirme kâğıdı kullanmanızı tavsiye ederiz. Pişirme kâğıdı yerleştirilmiş hazneye dilediğiniz soslarla marine edilen somonu ve diğer sebzeleri yerleştirin ve 200 derecede 12 dakika pişirin. İşte bu kadar!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sıradaki tarifimizi pişirmek için bir barbeküye ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Adeta bir mangal keyfi yaşatan bu tarif için tavuk eti, domates, patlıcan, avokado, yeşil ve kırmızıbiber yeterli olacaktır. Tavuğun hangi kısmını seçeceğiniz, soslayıp soslamayacağınız tamamen size kalmış. Tavuk eti ve diğer malzemeleri yaklaşık iki yemek kaşığı yağ ile sosladıktan sonra pişirme kâğıdı yerleştirilen hazneye yerleştirin ve önceden ısıtılmış cihazınızda 190 derecede 15 dakika pişirin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Airfryer’da hazırlayabileceğiniz bir diğer tarif, Türk mutfağının olmazsa olmazı börek… Yazımızda böreğin tarifini değil, hazırladığınız böreği fırın yerine airfryer’da nasıl pişireceğinizi anlatacağız ancak lezzetli börek tarifleri için daha önce yayımladığımız içeriğe bu linkten ulaşabilirsiniz. Hazırladığınız böreği airfryer’ın haznesine yerleştirdikten sonra üzerine tıpkı fırındaki gibi fırça yardımı ile yağ sürün ve 200 derece ısıtılmış cihazda 15 dakika pişirin. Pişen börekler servise hazır!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İspanya, Filipinler, Şili, Peru, Meksika, Kolombiya olmak üzere birçok ülke mutfağında yer bulan empanada’yı airfryer’da pişirmek mümkün dersek… Ülkemizde de benzer tariflerinin bulunduğu bu içi malzeme dolu çöreğin iç harcını dilerseniz tatlı, dilerseniz de tuzlu besinlerle lezzetlendirebilirsiniz. Kıymalı olduğu gibi vişne, çilek gibi meyvelerle lezzetlendirilen empanada hamurunu hazırladıktan sonra önceden ısıtılmış 200 dereceli airfryer’da 15 dakika pişirerek çıtır çıtır çörekler pişirmeniz hem pratik hem de oldukça leziz.

  • Bayramda Sevdiklerinizin Yüzünü Güldürmek İçin 8 Tebrik Kartı

    Bayramda Sevdiklerinizin Yüzünü Güldürmek İçin 8 Tebrik Kartı

    Kültürümüzde özel bir yeri olan bayram günlerinde hatırlanmak, saygı görmek herkesi mutlu eder. Kurban bayramının yaklaştığı günlerde ailenizin, akrabalarınızın, iş arkadaşlarınızın bayramını yaratıcı bir biçimde kutlamak, onlara sevildiklerini, sayıldıklarını en güzel şekilde hatırlatmak, iyi dileklerinizi sunmak için kullanabileceğiniz tebrik kartları tasarladık. Bu kartları, bilgisayarınıza, telefonunuza kolayca indirebilir, sevdiklerinize yollayabilir, sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • TÜRKİYE’DEKİ EN GÖZDE DALIŞ ROTALARI

    Üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemiz, geçmişten günümüze ev sahipliği yaptığı medeniyetlerin kalıntıları ve eşsiz doğal güzellikleri ile önemli dalış merkezlerine ev sahipliği yapıyor. Dalış için gerekli olan içi oksijen dolu bir tüp ile sualtı dünyasını keşfetmek mümkün olurken; derin denizlerde saatlerce vakit geçirmeye, okyanusun derinliklerini keşfetmeye imkân tanıyan bu ekstrem sporu ülkemizde deneyimleyebileceğiniz pek çok farklı nokta bulunuyor. Eşsiz sualtı canlılığı içinde ister amatör ister profesyonel olsun, gören herkesi büyüleyen bu dalış noktalarını yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yaz kış demeden yılın her mevsimi dalış tutkunlarının uğrak adresi olan Akvaryum Koyu, 20 metreye kadar suyun derinliklerini görebileceğiniz cennetten bir köşe. Kum balığı ve ahtapotların dünyasını merak edenler ve ilk kez dalış yapacaklar için tavsiye edilen Akvaryum Koyu, son senelerde koruma altına alındı. Canlı yaşam çeşitliliği ile görenleri hayrete düşüren bu koyun başlıca sakinleri ise; orfoz, denizatları, müren balığı, ahtapotlar, turuncu süngerler gibi sualtı canlıları… Amatör dalgıçların 18-20 metrelik dalış yapabildiği Akvaryum Koyu’nda, koyun 150 metre dışındaki sol alandan dalışa başlanıyor. Koyda bulunan kayalık bölge ve “Akvaryum Resifi” olarak adlandırılan duvar bölgesi, koyun en verimli bölgesi. Burada taşlara tutunarak birçok canlıyı izlemek mümkün. Nadir de olsa bu koyda deniz tavşanları ile karşılaşabilirsiniz de.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bodrum’a 20 dakikalık uzaklıkta bulunan Büyük Resif, yeni başlayanlar için uygun olduğu kadar profesyonel dalgıçların da en favori mekânlarından bir tanesi. Berrak suyu ve çok fazla canlı çeşitliliği ile sadece ülkemizin değil, dünyanın da göz bebeği dalış noktalarından olan Büyük Resif’te 37 metreye kadar dalış yapılabilmekte. Koyun başlıca sakinleri ise; müren, sinarit, lahos, orfoz, karagöz, ahtapot, iskorpit ve büyüleyici formlardaki süngerler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İzmir’in popüler tatil beldesi Çeşme’nin Ildır köyü açıklarındaki Fener Adası, her seviyeden dalgıç için uygun bir alan. Ortalama derinliği 18 metre olan Fener Adası’nın renkli dip yapısı ve sualtı canlılığı dalış yapmayı sevenlerin uğrak noktalarından biri olmasını sağlıyor. Sarpa ve karagöz gibi kalabalık balık sürüleri ile birlikte yüzme imkânı veren sualtı dünyasının en ilgi çekici ögelerinden olan çiçek mercanları ise görülmeye değer. Birkaç eski fok mağarasının bulunduğu Fener Adası’nda kimi zaman foklara da denk gelmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Ege’de bulunan Ayvalık’taki Deli Mehmet’te tutkunları için iki farklı dalış noktası bulunuyor. Deli Mehmet 1; 18 ile 70 metre derinliği ile hem amatörler hem de profesyoneller için uygun bir nokta olurken, ikinci dalış merkezi olan Deli Mehmet 2 ise; 27 ile 70 metre derinliği ile daha çok profesyonel dalgıçların tercih ettiği bir nokta. 27. metreden itibaren kırmızı mercanların yaşam alanını gözlemleme imkânı veren dalış alanı; sarı gorgon ağaçları ve renkli balıklarla yüzebileceğiniz rengârenk bir sualtı dünyasına sahip. Deli Mehmet’te birlikte yüzebileceğiniz diğer canlılar ise çoğunlukla ahtapot, orfoz, gelincik balığı, karagöz, deniz böceği, antias ve mığrı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Saros Körfezi, sualtı akıntılarının fazlalığı, etrafında büyük yerleşim ve sanayileşme olmaması nedeniyle Ege Denizi’nin en temiz bölgelerinden biri. Körfez, yılda üç kez kendi kendini temizleme özelliğine sahip ve bu durum Saros Körfezi’nin sadece dalgıçlar için değil, tüm doğa severler için oldukça özel bir mekân olmasını sağlıyor. Tabandaki soğuk sularla yüzeydeki sıcak suların neden olduğu akıntılar, körfezdeki tüm atıklardan arınmasını sağlarken sualtı canlılığı için de temiz ve uygun bir ortam oluşturuyor. Bu sayede Saros Körfezi’nde çok sayıda farklı dalış noktası bulunuyor. 200’den fazla deniz canlısının yuvası olan Saros’ta dalış yapabileceğiniz noktalar ise: İbrice Limanı, Cennet, Cehennem, Toplar Burnu, Asker Taşı, Üç Adalar, Kömür Limanı, Bebek ve Minnoş Kayalıkları… Minnoş Kayalıkları, 15 metre derinliğe sahip ve daha ilk metrelerden sonra turuncu mercanlar, yunuslar, kaplumbağalar, fener balığı ve iri vatozlarla birlikte yüzme imkânı sağlıyor. Ayrıca Saros Körfezi’ndeki Suvla Koyu’nda 1908 yapımı, 188 tonluk “Lundy Batığı”na dalış yapmak mümkün. Geminin silueti 13 metreden sonra belirirken, 18. metreden sonra geminin kaptan köşkünü ziyaret etmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tarihi Likya Yolu ile Karia Yolu’nun kesişim noktasında yer alan Kaş, tarih öncesi dönemlerden kalan eşsiz yapısı, doğası ve sualtı dünyası ile sadece ülkemizin değil dünyanın göz bebeklerinden bir tanesi. Dalış severlerin adeta tutkunu olduğu Kanyon’da deniz canlılığının yanı sıra tarihi batıklar öne çıkıyor. Her mevsim dalış yapmak için uygun bir iklime sahip olan Kanyon’un turkuaz rengi denizinde kırmızı karides ve Akdeniz foku ile karşılaşmanız mümkün. İki ada arasında bulunan Kanyon’da, 20 metreden başlayan ve 30 metreye kadar uzanan iki adet dik duvarın olduğu mekânda tünel şeklinde doğal bir mağara bulunuyor ve bu alan ıstakoz, anemon, sünger ve yengeç gibi canlıların doğal yaşam alanı… Kanyon’un en dikkat çeken özelliği ise 42 metre derinlikteki Dimitri Batığı. Bu geminin 1968’de mayına çarparak battığı söyleniyor. Bolca rüzgâr esmesi ve dalgalı denizi sebebiyle en uygun zaman sabah saatleri olurken, Kanyon’u genellikle tecrübeli dalgıçlar tercih ediyor.

  • CENEVİZLİLERDEN OSMANLI’YA DAMLA SAKIZI

    Osmanlı İmparatorluğu’nun en özel lezzetlerinden olan damla sakızı, binlerce yıllık geçmişi ile hem Yunan hem de Arap mutfağının vazgeçilmezleri arasında. Akdeniz ikliminde ve Ege kıyılarında yetişen sakız ağacının değerli bir armağanı olan damla sakızının hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Öncelikle yaz-kış yapraklarını dökmeyen ve yeşil kalan sakız ağacını tanıtmakla başlayalım. Sakız Adası ve Çeşme Yarımadası’nın bazı bölgelerinde yetişen, bodur bir ağaç olan sakız ağacının bir ila dört metreye kadar uzayan boyu vardır ve beş yaşından itibaren sakızını salgılamaya başlar. Ortalama 200 sene yaşayan bu ağacın en verimli olduğu ve en çok sakız ürettiği dönem 40’lı yaşlarına denk gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sakız ağacı, bahar aylarında çiçeklenmeye başlar. Oldukça dikkat ve zahmet gerektiren damla sakızı üretimi için yaz aylarında önce ağaçlar dikkatlice çizilir ve ardından bu yarıklardan reçinelerin salgılanması beklenir. Ustalık gerektiren çizme işleminden sonra aslında sıvı olan ve gözyaşına benzeyen damlalar halinde akan reçinelerin bir kısmı ağaçta birikir ve bir süre sonra güneşin de etkisi ile giderek katı bir form alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kurumuş reçineler toplanır ve ardından temizlenir. Reçinenin rengi damla sakızının kalitesini gösterir; reçine ne derece şeffaf ve beyaz renkli olursa o derece kaliteli olduğu anlamına gelir.. Sarıya yakın renkteki sert ve saydam damla sakızı ise ağızda hoş bir tat bırakır ve güzel kokar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yunanistan’ın Ege Denizi’nde bulunan Sakız Adası, geçmişte uzun yıllar boyunca Cenevizlilerin kontrolünde paha biçilemez bir kazanç elde ettikleri bir ticaret merkezidir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Sakız Adası’nı fethetmesinden sonra Osmanlıların hâkimiyetine geçer. Bu tarihten sonra Cenevizlilerin bir aile üzerinden yaptığı ve tekeline aldığı damla sakızı ticareti değişir ve Osmanlı her yıl sonbahar ayında adadaki sakız üreticilerinden yaklaşık 26 ton damla sakızı vergisi almaya başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Türk mutfağında uzun zamandan beri yer alan damla sakızı, 15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar saray mutfağında baharat olarak kullanılır. Özellikle pilav, şerbet, macun, etli yemekler ve tatlılarda kullanılan bu şifalı ve leziz sakızın yiyeceklerde tercih edilmesinin ana nedeni de eşsiz aroması ve kıvam arttırıcı özelliğinden dolayıdır. Ekşi yemeklerde sıkça kullanılan damla sakızını yalancı tarhana, patlıcanlı pilav, nar ekşili kalye, sakız yahnisi, bayram ekmeği, mahlepli çörek, sütlü bulgur gibi yemeklerde de görürüz. Damla sakızı reçeli ve şerbetinin Ege Bölgesi’nde hâlâ tüketildiği, yeni lezzetler elde etmek için Türk kahvesine de damla sakızı eklendiği bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Damla sakızı, tıp ve ilaç sektöründe önemli bir yere sahiptir. Hipokrat, sakız ağacından elde edilen reçinenin kadın hastalıkları üzerinde etkili bir ilaç olduğunu belirtirken, İbn Sînâ damla sakızının sindirim sistemini düzenleyici olarak kullanılabileceği, mide ve karaciğerin düzenli bir şekilde çalışmasını sağladığı ve beyin gelişiminde de etkisi olduğunu belirtmiştir. Antik Mısır’da soğuk algınlığı tedavisinde kullanılan damla sakızını Yunanlılar diş ve ağız sağlığını korumak için tüketmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin ormanlaşması ve mevcut ormanlarının korunması için çalışmalar gerçekleştiren TEMA Vakfı, Çeşme’deki sakız ağaçlarının korunması ve yenilerinin dikilmesi için 2008 ve 2011 yılları arasında İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü tarafından bağışlanan 149 hektarlık alana üç bin adet sakız ağacı dikerek bu değerli reçinenin tekrar popülerleşmesi ve hayat bulması için çalışmalar yapmıştır. Sıcağı seven, kurak hava koşullarına dayanıklı olan ancak denizden gelen nemli rüzgâra da ihtiyacı olan sakız ağacı, soğuğa karşı savunmasız olduğu için en çok bu bölgede yetişmektedir.

  • 8 Madde İle Yeşilçam’ın En Babacan İsmi Hulusi Kentmen

    8 Madde İle Yeşilçam’ın En Babacan İsmi Hulusi Kentmen

    Yeşilçam’ı Yeşilçam yapan oyuncularımızdan Hulusi Kentmen farklı mizaçta birçok baba karakterini, fabrikatörden hâkime birçok rolü başarıyla canlandırmış, Türk sinemaseverlerinin gönlünde ayrı bir yer edinmiştir. Bu listemizde, 1993 yılında kaybettiğimiz değerli oyucumuzu anmak istedik ve onu anlatan 8 madde hazırladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yeşilçam’ın sevilen oyuncusuna uygun görülen “Hulusi” ismi “gönlü temiz” anlamı taşıyordu. Kentmen’in ismi adeta pos bıyıkları ve sert görüntüsünün altında yatan yumuşak kalbini müjdeliyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    ah nerede

    1912 yılında Bulgaristan’da doğan Kentmen, ailesiyle beraber Türkiye’ye göç etti ve Türk Deniz Kuvvetleri’nde astsubaylık yaptı, profesyonel oyunculuk kariyerine ise ancak donanmadan emekli olduğunda başlayacaktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hulusi Kentmen de birçok büyük oyuncu gibi ilk önce tiyatro sahnelerinde yer aldı. Türk sineması izleyicilerinin yakından şahit olduğu oyunculuk serüvenine Hisse-i Şaiya oyunuyla adım attı, 1942 yılında ise beyaz perdeye geçti ve hayatının sonuna dek oyunculuğuyla sinemamızı şenlendirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Hulusi Kentmen bir karakter oyucusuydu, birbirinden çok farklı, kuvvetli karakterleri başarıyla canlandırdı. Bahçıvanı da hakimi de fabrikatörü de aynı başarıyla oynayan Kentmen ilginç bir şekilde, birçok filmde oynadığı karakterlere kendi ismini verdi. Hatta bazı oynamadığı filmlerde bile duvarlarda portresi yer aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kentmen 1942 yılından 1988 yılına dek beş yüze yakın filmde oynadı. Kentmen’in oyunculuğu Türk sinemasını o kadar etkiledi ki halk arasında tatlı-sert erkek karakterlerini tanımlamak için “Hulusi Kentmen gibi” denmeye başlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    yeşilçam, baba

    Hulusi Kentmen birçok rolün hakkını başarıyla vermiş olsa da baba rolleriyle kalplere kazınmıştı. Özellikle Tarık Akan’ın babasını canlandırdığı filmler Yeşilçam’ın unutulmazları arasında yer aldı. Kentmen filmlerin başında katı yürekli olsa ve Osmanlı tokadının hakkını verse bile olay örgüsü içinde yumuşak kalpli tonton bir babaya dönüşür, izleyicilere duygusal anlar yaşatırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hulusi Kentmen tam bir sanatçıydı, sinemanın ve tiyatronun yanı sıra fotoğrafçılık ve müzikle de ilgilendi. Hatta İzmir Fuar’ında Hülya Koçyiğit’in kadrosuyla beraber sahne aldı, keman çaldı parodiler sergiledi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    1993 yılında böbrek yetmezliğinden kaybettiğimiz Hulusi Kentmen’in Türk sinema seyircisinin gönlünde kurduğu taht aradan geçen yıllara rağmen hiç sarsılmadı. “ Yıllarca hep zengin, fabrikatör baba rolünü oynadım. İşin en acıklı kısmı ise bütün gün zengin baba rolünü oynayıp çekim bitiminde eve gitmek için soğukta, köşedeki durakta dolmuş beklemem olmuştur.” sözleriyle de akıllara kazanan Kentmen’i tüm bir ülkenin bu kadar benimsemesinin sebebi belki de bu samimi tavrıydı.

  • İTALYAN SİNEMASINDA ÖNE ÇIKANLAR

    Sinemaseverlerin üstüne uzun konuşmalar yapabileceği, Mussolini döneminden başlayıp yeni nesil film ve oyunculara kadar uzun bir hikâyesi olan İtalyan sinemasını, öne çıkan kişi ve filmlerle karşınıza getiriyoruz. Yer verdiğimiz notların içinde es geçmemeniz gereken ve evde keyifli vakit geçirmenizi sağlayacak filmler olduğu da aklınızda bulunsun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İtalyan sineması, 1900’lerin başında ilk adımlarını atmış ve sessiz sinema, Cinecitta Stüdyoları ile “beyaz telefon filmleri” dönemi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelişen “yeni gerçekçilik akımı” gibi aşamalardan geçmiş, 1960-70’lerde ise altın çağını yaşamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İtalyan sineması genellikle yönetmenler ve filmleriyle anlatılır. Ünlü yönetmenlerinin birçoğu, dünya sinema tarihine de adını yazdırmış kişilerdir. Örneğin, 1912-2007 yılları arasında yaşayan Michelangelo Antonioni o isimlerin başında gelir. Özellikle İletişimsizlik Üçlemesi ismiyle bilinen Macera (L’avventura), Gece (La notte) ve Batan Güneş (L’eclisse) filmleri, yönetmenin İtalyan sinemasına katkısının görülebilmesi açısından önemlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İtalyan sineması dendiği vakit akıllara mutlaka 1920-1993 yılları arasında yaşamış yönetmen Federico Fellini gelmelidir. Fellini’nin ünlü yapıtlarının başında, dilimize Tatlı Hayat olarak çevrilen La Dolce Vita gösterilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Roma- Açık Şehir isimli yeni gerçekçi filmiyle sinema tarihinde kırılma noktası yaratan yönetmen Roberto Rossellini, kuralları çiğneyen yönetmen Pier Paolo Pasolini ve Çölde Çay, Küçük Buda, Paris’te Son Tango gibi filmlerin yönetmeni Bernardo Bertolucci İtalyan sinemasının büyük yönetmenleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Özellikle 1948 yapımlı Bisiklet Hırsızları filmiyle tanınan Vittorio De Sica (1902-1974), İtalyan sinema tarihindeki diğer bir usta yönetmendir. Bisiklet Hırsızları’nın senaristliğini yapan Cesare Zavattini ise 25 filmde daha Vittorio De Sica ile çalışmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İtalyan sineması, en az yönetmenleri kadar ikonik oyuncularıyla da öne çıkar. Claudia Cardinale, Anna Magnani, Isabella Rossellini, Ornella Muti gibi isimler ülke sinemasına adını çoktan yazdırmıştır. Şüphesiz ki İtalyan sanatçı Sophia Loren ikonik denince akıllara düşecek ilk isimlerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Roberto Benigni, İtalyan sinemasının başyapıtlarından olan Hayat Güzeldir (La vita è bella) filminin Oscar ödüllü oyuncusu,  senaristi ve yönetmeni olarak İtalyan aktörler arasında birkaç adım öne çıkar. Tanıdık gelecek İtalyan aktörler arasında ise Marcello Mastroianni, Adriano Celentano, Bud Spencer gibi isimler sayılabilir.

  • EVİNİZDE KENDİ MÜZİĞİNİZİ YAPMAK İSTEMEZ MİSİNİZ?

    Evde kaliteli vakit geçirmenin bir yolu olarak size harikulade bir öneriyle geldik. Evinizde ritmi, melodisi size ait olan müzikler yapmak istemez misiniz? Şu an konuyla ilgili hiçbir bilginiz olmayabilir ama adım adım ilerlemenizi sağlayacak her türlü bilgiye internet ortamında ulaşmanız da mümkün. Kim bilir belki de aşağıdaki küçük öneriler de konuyla ilgili zihninizde bir ışık yakabilir ve harekete geçirecek motivasyonu size sağlayabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ne kadar amatör olursanız olun masanızın başında veya yatağınıza uzanmış haldeyken hayalinizdeki müziği oluşturmanız mümkün. Kendi melodinizi yaratmak için ihtiyacınız olan tek araç ise bir bilgisayar veya bir akıllı bir telefon. Bu iki araçtan birine sahipseniz yapmanız gereken tek bir şey kalıyor, telefon veya bilgisayarınıza bir müzik prodüksiyon uygulaması indirmek…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sözünü ettiğimiz müzik prodüksiyon uygulamaları Digital Audio Workstation kelimelerinin baş harflerinden oluşan DAW adı altında toplanıyor ve Ses Kayıt Programları, Dijital Ses İşleme Programları gibi isimlerle dilimize çevriliyor. Ücretsiz ve ücretli seçenekleri bulunan bu programlarla kendinize ait melodileri oluşturabiliyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bir akıllı telefon ve bir DAW yazılımı ile çocuğunuz ya da siz müzisyenliğe kolayca adım atabilirsiniz. Fakat bu işi biraz daha profesyonel biçimde yapmak istiyorum, dinleme kalitesini yükseltmek istiyorum diyorsanız o zaman bir odanızı veya odanızın bir köşesini “home studio (ev stüdyosu)”ya çevirmeyi düşünebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ev stüdyosu kurmak için birtakım teknolojik araçlar edinmelisiniz fakat tam bu noktada konuyu nasıl ele alacağınız önem taşıyor. Örneğin gitar veya klavye çalıp şarkı söylemek istiyor musunuz? Cevabınıza göre ihtiyacınız olacak malzemeler çeşitlenebilir. Yine de minimal bir ev stüdyosu oluşturmak için bilgisayar, harici mikrofon ve kulaklık, ses kartı, enstrüman kablosu ve midi klavye yeterli olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Eğer “ben elektronik gitar hatta bateri çalarak ses kaydetmek istiyorum” diyorsanız hem akustiğinizin iyi olması hem de komşularla karşı karşıya gelmemeniz için ses yalıtımı yapmanız son derece önemli. Aslında mikrofon kullanacaksanız bunu yapmanız neredeyse şart. İzolasyon için strafor ve köpük malzemeler kullanabilir, odanın zeminini tamamen halıyla kaplayabilirsiniz. Kalın perdeler, kanepe gibi büyük eşyalar da sesi odada hapsedeceği için izolasyona destek verecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Peki, siz gerçekte ne yapmak istiyorsunuz? Müzik üretmek mi? Kayıt yapmak mı? Yoksa müzik kaydınız var da miksaj ve mastering yapmak mı? Çıtayı daha da yükseltmek mümkün… Hepsinden önce bunlar arasındaki ayrımı öğrenmek, hangi DAW programının sizin ihtiyacınızı karşılayacağını anlayabilmek ve o programı nasıl kullanacağınızı bilmek için ücretli ve ücretsiz sunulan çevirim içi eğitimlerden faydalanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Evde kendi müziğinizi yaparken bunu tüm aile bireylerini içine alan bir aktiviteye dönüştürebilirsiniz. Annenizle birlikte kayıt yapabilir, çocuklarınıza farklı bir uğraş olarak temel bilgileri verebilir, ortaya çıkan melodileri ortak besteniz olarak ailece dinleyebilirsiniz. Fakat daha önce de söylediğimiz gibi müziğinizi gönül rahatlığı ile yapabilmek için komşuları rahatsız etmemenin yollarını da düşünmelisiniz.

  • CİLDİMİZİN NEMSİZ KALDIĞINI NASIL ANLARIZ?

    Cilt tipleri kuru, karma, yağlı ve normal olarak farklılaşıyor ve her cilt tipi nemsizlik problemi yaşayabiliyor. Cilt tipine göre nemsizlik probleminin etkileri, her cilt tipinde farklılık gösterebilir ancak genel olarak nemsizlik problemini duştan sonra ciltte gerginlik hissi ile tespit etmek mümkün. Cilt bakımı ve cilt sağlığında en önemli aşama öncelikle hangi cilt tipine sahip olduğunun tespit edilmesi ve cilt tipine uygun ürünler kullanmaktır. Ancak nemsizlikten bahsettiğimiz noktada en güzel bakım; içeriden uygulanan, doğal ve faydalı besinlerle ve bol su ile gelen sağlıktır. Yazımızda cildimizin nemsiz kaldığını anlamamızı sağlayan işaretleri okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ciltte Yağlanma ” title_font_size=”13″]

    Nemsiz bir ciltte, deri altındaki hücreler kuruluğu ortadan kaldırmak için aşırı sebum üretimine başlar. Bu da cilt yüzeyinde yağlı bir tabaka görünümü olarak yansır. Ciltte aşırı yağlanma ve parlama sorunu oluşmaya başladıysa bu nemsiz kalan cildin ilk işaretlerinden biri olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mat Bir Görüntü ” title_font_size=”13″]

    Nemsiz kalan bir ciltte ilk fark edilen işaretlerden bir diğeri de cansız bir cilt; yorgun, soluk ve mat bir görünümdür. Cilt ışıltısını kaybeder. Zaten gergin ve hassas olan cilt, bir de nemden yoksun olunca iyice koyu ve mat bir görünüme bürünür. Bazen yanmalar hissetmek bile mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cilt Kaşıntısı ” title_font_size=”13″]

    Cildin nemsiz kaldığını gösteren bir diğer işaret, ciltteki kaşıntıdır. Nemsiz kalan cilt gerginleşir ve bu gerginlik kaşıntıya yol açar. Kaşıntı sonrasında pul pul dökülmeler ve yanma hissi görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dehidrasyon Çizgileri / İnce Çizgiler” title_font_size=”13″]

    Cilt yüzeyinde hidrolipid tabakası bulunur. Hidrolipidin görevi, cildi enfeksiyon, alerji, güneş ışınları, kuruma gibi dış etkilerden korumaktır ancak vücudumuz yeteri kadar su, yani oksijen almadığında hidrolipid tabaka zayıflar ve cilt korunmasız hâle gelir. Bu da cildimizde ince çizgilerin belirginleşmesine yol açar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cildin Ürünleri Kabul Etmemesi ” title_font_size=”13″]

    Cildin bir krem ya da nemlendiriciyi kabul etmemesi nemsiz kaldığını gösteren işaretlerden bir tanesi olabilir. İnsan vücudundaki suyun %20’si ciltte bulunur ve cildin yüzeyindeki kuruluk, cildimizin üst tabakasında bulunan ve bizi dış etkenlerden korumaya yardımcı olan doku bariyerlerinin de hasar görmesine, işlevini kaybetmesine, böylelikle de nemlendirici ürünlerin performansında düşüşe neden olur. Bu durumda öncelik bolca su içmek olmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hassasiyet ve Kızarıklık ” title_font_size=”13″]

    Cildimiz nemsiz kaldığında ortaya çıkan tüm bu belirtiler birbiri ile bağlantılı sonuçlardır. Gerginleşen ve kaşınan bir ciltte kaçınılmaz olarak hassasiyet ve kızarıklık olacaktır. Cilt, sağlığını koruyacak yeterli nemi bulamadığında ciltteki doku ve hücreleri besleyen oksijen de olmayacağı için görevlerini yerine getiremez hâle gelecektir. İnsan bedeninin ortalama %60’ı sudan oluşur ve su, insan sağlığının temel yakıtıdır. Hücreler, dokular, sinir sistemi ve iç organlar hepsi gücünü sudan alır. Bu nedenle bedeninizin sağlığı ve cildiniz için bolca su içmek, sorunları başından çözecek ilk adım olacaktır.

  • 8 Madde İle Ege’nin Sakin Cenneti Gökçeada

    8 Madde İle Ege’nin Sakin Cenneti Gökçeada

    Gökçeada için kimileri “saklı cennet” diyor, hâlbuki o Ege Denizi’nin kuzeyindeki konumu ve bütün güzelliğiyle açık seçik ortada… Türkiye’nin 13 “sakin kent”inden biri olan adaya arabalı feribot ya da deniz otobüsüyle rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Peki, bu yeryüzü cennetine ulaştığınızda nerelere gidebilir neler yapabilirsiniz? Hepsi Kültür ve Yaşam’ın 8 maddelik listesinde!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gökçeada Türkiye’nin en büyük adası… Sadece denize kıyısı olan bu kara parçasının farklı fotoğraflar veren sahilleri ise tatil için tercih edilmesinde başrolü oynuyor. Profesyonel sörf tutkunları ya da bu spora yeni başlayanlar için rüzgârın bile farklı şiddetlerde eserek desteklediği suları uluslararası bir üne sahip. Adanın en popüler sahili ise 1200 metre uzunluğundaki Aydıncık Plajı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Gökçeada ile anılan bir diğer spor da dünyada “kitesurf” olarak bilinen uçurtma sörfüdür. Bir uçurtma ve bir board ile su üstünde yapılan spor için özellikle Bulgaristan’dan turistler adaya geliyor ve köylerde kiraladıkları evler ya da tesislerde konaklayarak bütün sezonu adada geçiriyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Burada Türk ve Rum köyleri iç içe… Sokaklarında dolaşırken yolunuza çıkan bir köy kahvehanesine rahatlıkla girebileceğiniz, hikâyesini yerli halkından dinleyebileceğiniz sıcaklıkta köyler var Gökçeada’da… Tepeye kurulmuş ve adanın balkonu denen Bademli Köyü, merkeze yakın Eşelek Köyü, en hareketli köylerden Zeytinli, geçmişi antik zamanlara uzanan Kaleköy bunlardan birkaçı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Gökçeada’da dalış yapabileceğiniz hatta balık tutabileceğiniz çok sayıda koy ve burun var, Kaşkaval Burnu, Mavi Koy, Yıldız Koy… Bununla birlikte Türkiye’nin ilk ve tek “su altı milli parkı” Gökçeada’da bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yıldız Koyu’nda deniz suyunun şekillendirdiği taşlar adeta devasa heykellerin donattığı açık hava müzesine çeviriyor ada sahillerini… Yine Yıldız Koyu ve Kaleköy arasındaki bölgedeki ilginç jeolojik oluşumlar ve Peynir Kayalıkları Gökçeada’ya gittiğinizde görmeniz gereken özel yerler arasında bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tatiliniz boyunca alabildiğine huzur yükleneceğiniz Gökçeada’nın koyları, köyleri, sahilleri dışındaki alametifarikalarından biri de orman içinde 40 metre yüksekten dökülen Marmaros Şelalesi’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Gökçeada’da bademli kurabiyenin, sakızlı muhallebinin, dibek kahvenin özgün tatlarını bulabilir ya da Ege kıyılarına özel Türk ve Rum mutfaklarının yemeklerinden tadabilirsiniz. Hatta sebzeden meyveye köylülerin yetiştirip satışa sunduğu lezzetlerden alıp evinize götürebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’de güneş en son Gökçeada’da batar, çünkü burası Türkiye’nin en batı ucu… Tepebaşı veya Yıldız Koyu ise adadaki günbatımını rüya gibi izleyebileceğiniz yerler…

  • ORMANIN İÇİNDEKİ ŞİFA: SHİNRİN YOKU

    Ormanın derinlerine yapılan bir yolculuğun beden ve zihne iyi geldiğini tecrübe etmeyen yoktur. Doğanın dinginleştirici gücünün bedenimizin işleyiş yapısına olumlu katkılar sağladığını ispatlayan bilimsel çalışmalar bile mevcut. Beynimizde salgıladığımız hormonlardan hayata karşı tutumumuzu şekillendiren düşüncelerimize etki eden orman gezisine Japonlar “Shinrin Yoku” diyor. Japonların Shinrin Yoku olarak adlandırdığı doğa gezileri elbette ki her ülkenin doğa sevdalıları tarafından yapılıyor ancak Japonya’nın bu konuda kendine özgü bir protokolü bulunuyor. Detayları ve Shinrin Yoku’nun faydalarını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    “Ormanda nefes almak” veya “Orman banyosu” anlamına gelen Shinrin Yoku’nun ortaya çıkışı Japonya Orman Bakanlığının 1980’lerde vatandaşlarına sağlıklı bir ruh ve beden sağlığına ulaşması amacıyla doğada düzenli olarak vakit geçirmelerini tavsiye etmesiyle ortaya çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Japonya ve Güney Kore başta olmak üzere araştırmacılar, yaşayan bir ormanın gölgesi altında zaman geçirmenin sağlığa olan yararları hakkında bilimsel araştırmalar gerçekleştirir ve literatür oluşturur. Shinrin Yoku’daki ana fikir: bir insanın doğada vakit geçirdiğinde sakinleştirici, canlandırıcı ve iyileştirici etkilerinden faydalanmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Japonya Orman Terapi Birliği kurumu, 10 milyondan fazla insanın sık sık doğada vakit geçirmesini sağlar ve buna ek olarak sağlık sigortası kapsamında senede bir defa ücretsiz Shinrin Yoku gezisine katılma hakkı tanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Shinrin Yoku’nun faydaları: Bağışıklık sistemini güçlendirir, ruh hâlini iyileştirir, tansiyonu ve uyku düzenini dengeler, enerjiyi yükseltir, stresi azaltır, kalp ritmini düzenler, dikkat eksikliği ve hiperaktivite olan çocuklarda odaklanmayı arttırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Peki ormanda ya da doğada geçirdiğimiz bir günün sonunda bu denli yarar sağlayan etkenin sebebi nedir? Cevap, “Fitonsit” adlı bileşende gizli. İlk olarak 1928’te Biyolog Bori P. Tokin tarafından keşfedilen bu organik uçucu bileşen bitkileri; mantar, bakteri ve böcek saldırılarından doğacak hasara karşı korur. Biz insanların da doğa denilen bütüncül bir sistemin parçası olduğunu hesaba katarsak fitonsitlerden dolaylı olsa da etkileniriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Soğan ya da sarımsağı doğrarken gözlerimizi yaşartan da aslında fitonsit bileşenidir. Bitkileri besin yoluyla tükettiğimizde fitonsite maruz kaldığımız gibi, ormanda geçirdiğimiz bir günün sonunda da bu uçucu bileşenin etkilerinden fayda sağlarız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bu metni okuduktan sonra kendinizi en yakın ormana atmak isteyeceğinize eminiz. Ancak herhangi bir ormana gitme imkânınız yoksa fitonsiteden faydalanmak için esans yağlarının şifalı gücünden faydalanabilirsiniz. Çam ağacı, sedir ve selvi ağacı yağı gibi uçucu yağları evinizde difüzör makineleri ile kullanabilirsiniz. Ancak en güzeli rutinlerinizin arasına bir doğa ya da orman yürüyüşü eklemek olur.