Blog

  • Düğün Organizasyonlarının Tatlı Detayı Nikâh Şekerinin 9 Yaratıcı Örneği

    Düğün Organizasyonlarının Tatlı Detayı Nikâh Şekerinin 9 Yaratıcı Örneği

    Düğünlerde, nikâhlarda misafirlere dağıtılan süslenmiş şekerler bu özel günün ince detaylarından biridir. Çok uzun zamandır düğünlerin ayrılmaz bir parçası olan nikâh şekeri eskiden genellikle tül ve çiçeklerle süslenmiş badem şekerlerinden oluşsa da günümüzde birbirinden yaratıcı ve renkli birçok alternatif mevcut… Listemizde sizi son zamanların yaratıcı nikâh şekerlerini keşfetmeye davet ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6# ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
  • MAVİ BALİNALAR HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Mavi balina, diğer adıyla gök balina, 150 ton ağırlığı ve 33 metreyi bulan cüssesi ile yaşayan en büyük memeli türüdür. Kuzey Buz Denizi dışında tüm denizlerde yaşamını sürdüren mavi balinalar hakkındaki ilginç bilgileri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mavi balinaların kafası o kadar büyüktür ki 150 tonluk yetişkin bir mavi balinanın dilinin üzerinde 50 insan aynı anda ayakta durabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yine yetişkin bir mavi balinadan yola çıkarsak 450 kg ağırlığındaki bir balina kalbi, ortalama bir araba ağırlığına denk düşer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sanıldığı gibi mavi balinalar yunuslarla değil, vahşi katil balinalarla akrabadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Fosil kayıtları balinaların atalarının 55 milyon yıldır okyanuslarda yaşadığını gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yeni doğmuş bir balina yavrusu ortalama iki ton ağırlığındadır ve iki ila üç sene annesi ile beraber hareket eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Diatom adlı mikroorganizmalar ile beslenen mavi balinaların gövdesi de ince bir tabaka halinde diatom ile kaplıdır. Bu nedenle balinaların bedeninin alt yüzeyi sarımsı yeşil ya da turuncumsu kahverengi renge bürünür.

  • 8 Maddede Batı Karadeniz’in Hazinesi Kastamonu

    8 Maddede Batı Karadeniz’in Hazinesi Kastamonu

    Kastamonu’da yaz ya da hafta sonu tatili yapmayı düşünmüş müydünüz hiç? Düşünmemiş olanlar için söylemeliyiz ki Kastamonu deyince aklınıza, plajları ve koyları, dağları ve milli parkları, kanyonları ve mağaraları, müzeleri ve ören yerleri, tarihi konakları, yaylaları, hatta kış turizmi için kayak merkezi gelmeli. Ayrıca listemizdeki maddelerin de Kastamonu deyince aklınıza gelmesi gerekenler arasında olduğunu söylemeliyiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kastamonu, şehir merkezinde yoğun olarak görebileceğiniz tarihi konaklarıyla en özgün sivil mimarlık örneklerini verir. Ve bu bölgede pek çok konak tarihi hikâyelerinden aldıkları isimle tanınır. Kalenin, saat kulesinin ve sayısız tarihi mekânın çevrelediği Kastamonu merkezinde sayısı 500’ü aşan taşınmazların yaklaşık 400’ünün yüz yaşını aştığı belirtiliyor. Bu tarihi yapıların önemli özelliklerinden biri de her birinin cephesinde farklı mimari uygulamalara gidilmiş olması…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kastamonulu olmayanlar için en tanıdık yerleşim yerlerinin başında Cide geliyor. Cide deyince akıllara ilk gelen de elbette Rıfat Ilgaz… Ünlü edebiyatçının doğup büyüdüğü yer olarak eserlerinde de zaman zaman yer verdiği sahilleri, koyları, ormanları ile Cide mutlaka gidip görülmesi gereken bir yer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Rıfat Ilgaz’ın bu şehirden aldığı ve bu şehre kattığı o kadar çok değer var ki… Yazarın, soyadını memleketindeki temiz hava diyarı Ilgaz Dağları’ndan aldığını ekleyelim. Binlerce çeşit bitki çeşidini, çok sayıda hayvan türünü barındıran Ilgaz Dağları 1976 tarihinde Milli Park ilan edilmiş… Günümüzde Ilgaz’a gittiğinizde, sunduğu muhteşem manzaralar eşliğinde botanik geziler yapabilir, hayvan gözlemlerine katılabilir, kamp kurabilir, kış aylarında snowboard  ya da kayak yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Hani ülkemizin kıyı şeridi için “yeşil ve mavinin iç içe geçtiği” deriz ya, işte bu ifadenin hakkını sonuna kadar teslim eden bir şehir Kastamonu. Karadeniz’e kıyı kentin koyları eşsiz bir berraklığa sahip. Gideros Koyu, Günolu Koyu, Gemiciler Koyu sadece birkaç tanesi… Amazonlar tarafından kurulan Gideros Koyu’nun geçmişinin yüzlerce yıl önceye uzandığı biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çoğumuz Kastamonu’nun birbirinden farklı doğa harikası alanlara sahip olduğunu bilmeyiz. İlginç yeryüzü oluşumlarını, özellikle de kanyonları sevenler için bir cennettir burası. Örneğin, 1.2 km ile dünyanın en derin kanyonu olan Valla Kanyonu burada yer alır. 12 km uzunluğundaki kanyon, geçişi en zor kanyonlar arasında gösterilir. Yine dünyanın 4. büyük kanyonu olarak ifade edilen Çatak Kanyonu da Kastamonu’dadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şehrin en iddialı olduğu alanlardan biri de mutfağıdır. Taşköprü sarımsağından Tosya pirincine, İnebolu kestanesinden Araç cevizine, Azdavay armudundan Tosya üzümüne yöreye özgü yüzlerce çeşit lezzetten söz edildiğini duyduğumuzda biz de oldukça şaşırdık. Fakat oralara kadar gitmişseniz illa ki hindi etiyle yapılan bandumasından ve çekme helvasından tatmayı ihmal etmemelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bu kadar rengin yanında aynı zamanda bir müzeler şehridir Kastamonu… Hem arkeolojik açıdan verimliliği hem tarihsel kimliği bunu adeta zorunlu kılar. Mimar Kemaleddin Bey’in imzasını taşıyan Arkeoloji Müzesi dışında Etnografya Müzesi, Şapka Müzesi şehrin en çok ziyaretçi alan müzeleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ahşap işçiliğinin en zarif örneklerini taşıyan süs eşyaları, 500 yıllık geçmişi olan taş baskının en nadide ürünleri, dokuma tezgâhlarından çıkmış otantik eserler Kastamonu’ya gelen yerli-yabancı turistlerin hayranlıkla baktığı ve hatıra olarak alıp sakladığı kültürel değerler arasında bulunuyor.

  • GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE İLETİŞİM ARAÇLARI

    İnsanoğlu, çok eski çağlardan bu yana birbirileriyle iletişim kurmanın yolunu bir şekilde buldu; kimi zaman dumanla, kimi zaman minik bir güvercinle… Mağara yazılarından bilgisayara uzanan bu süreç teknolojinin de devreye girmesiyle saniyeler içerisinde iletişim kurabileceğimiz bir seviyeye ulaştı. Bu yazımızda eski iletişim araçları denince akla ilk gelenlerden birkaçını sizlerle paylaşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yazının icadından önce insanlar resim ile iletişim kurarlardı. Özellikle mağara duvarlarına yapılan resimler, en etkili iletişim yollarından biriydi. Yaklaşık 45 bin yıl önce çizildiğine inanılan, dünyanın bilinen en eski mağara resmi Endonezya’nın Sulawesi Adası’nda bulundu. Koyu kırmızı boyayla bir yaban domuzunun çizildiği resim, iletişim tarihinin en eski kalıntılarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Filmlerde, dizilerde, romanlarda karşımıza çıkan ve çok kez adını duyduğumuz posta güvercinleri, dönemin en önemli iletişim şekillerinden biriydi. Güvercinin ayağına bağlanan not, karşı tarafa gönderilir ve bu sayede iletişim kurulurdu. Posta güvercinlerinin Mısır’da milattan önce 1200’lü yıllarda yetiştirilmeye başlandığı tahmin edilir. Özellikle ticaret alanında haberleşme amaçlı kullanıldığı bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ulak, haberci anlamında kullanılan bir kelimeydi; bu iletişim ağırlıklı olarak devletler arasında kurulurdu. Söyleneni ya da yazılanı hızlı bir şekilde muhatabına iletmesi için görevlendirilen kişiler, bir dönemin en etkili haberleşme kanallarından biriydi. Ulakla haberleşmenin 7. yüzyılda başladığı rivayet edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yazının icadı ve kâğıdın bulunması, yeni yeni iletişim kanallarının ortaya çıkmasını sağladı. Bunlardan biri olan mektubun mazisi oldukça eskiye dayanır. Bilinen en eski mektupların Mısır firavunlarının milattan önce 15. yüzyılda yaptığı diplomatik yazışmalar olduğu bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1835 yılında Samuel Morse tarafından elektromıknatıslı telgrafın icat edilmesi, bambaşka iletişim dünyasının kapılarını araladı. Mors alfabesinin de çıkmasıyla telgraf, dönemin en ünlü iletişim araçlarından biri oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1843 yılında icat edilen ve patenti Alexander Bain’e ait olan faks makinesi, dönemin ünlü iletişim araçlarından biridir. Günümüzde resmi yazışmalarda nadiren kullanılmaya devam ediyor. Faks makinesi ile gerekli evraklar kısa sürede muhatabına iletilir ve iletişim hızlı bir şekilde gerçekleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1876 yılında Alexander Graham Bell tarafından icat edilen telefon, dünyanın en büyük buluşlarının başında gelir. Ahizeli telefonun icat edilmesiyle başlayan iletişim serüveni bugün akıllı telefonlara kadar şaşırtıcı bir şekilde ulaşmıştır.

  • TEMEL YOGA DURUŞLARINI BİLMEKTE FAYDA VAR

    TEMEL YOGA DURUŞLARINI BİLMEKTE FAYDA VAR

    Her geçen gün daha fazla insan zihin ve beden buluşması anlamına gelen yogayla ilgileniyor ve hayatının bir parçası haline getiriyor. Elbette bu yoğun ilginin belli başlı nedenleri bulunmakta. Kasların esnekliğini ve kütlesini artırması, beden farkındalığı geliştirmesi, doğru postüre sahip olmayı sağlaması, kalp sağlığını koruması, kimi kronik ağrıları azaltması yoganın bilimsel araştırmalarla kanıtlanan faydalarından sadece birkaçı. Bu faydaları görebilmenin yolu belli yoga duruşlarını düzenli olarak belirli sürelerde yapmaktan geçiyor. O duruşlar/pozlar herkesin yapabileceği en temel seviyelerden başlıyor ve güç, esneklik isteyen seviyelere kadar çıkıyor. Ve yoga da hemen hemen her duruşun/pozun bir ismi bulunmakta, temel seviye örneklerinden bazılarını aşağıda görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • DEPREM ÇANTASINDA HANGİ MALZEMELER BULUNMALI?

    DEPREM ÇANTASINDA HANGİ MALZEMELER BULUNMALI?

    Deprem hiçbir zaman gerçekleşmemesini dilediğimiz ama her zaman yaşanma ihtimali bulunan bir doğa olayı. Bize düşen, tüm tedbirlerimizi almış olarak hayatımıza devam etmek. Bir deprem çantasını hazır bulundurmak da bu tedbirler arasında yer alıyor. Çantada genel olarak yer verilmesi gerekenleri aşağıda listeledik. Elbette özel durumlarınıza göre daha farklı öncelikleriniz olacaktır. Her durumda unutulmaması gereken detaylar ise malzemeleri mevsime göre güncellemek, yiyecek, içecek ve ilaçların son kullanma tarihlerine dikkat etmektir. Ayrıca deprem çantası mutlaka kolayca ulaşılabilecek bir yerde, kolayca taşınabilecek ağırlıkta olmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Su ve gıda malzemeleri” title_font_size=”13″]

    Deprem çantasında 3 gün boyunca yetebilecek miktarda su bulunmalıdır. Gıda malzemeleri bozulmayacak ürünlerden seçilmeli, örneğin işlem gerektirmeden yenebilecek konserve, kuru meyve, bisküvi olabilir. Uzmanlar tahin, pekmez gibi enerji veren besinlerin de çantaya dâhil edilmesini öneriyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”El feneri ve yedek piller” title_font_size=”13″]

    Deprem sonrasında güvenlik nedeniyle elektrik kesintileri yaşamak olası bir durumdur. Böyle bir anda kendi elektriğinizi temin etmeniz gerekebilir. Aydınlatma gücü yüksek bir el feneri ile yedek pillere deprem çantasında yer verilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kullanılan ilaçlar ve ilk yardım çantası” title_font_size=”13″]

    Sizin veya aile fertlerinizden birinin kullanmakta olduğu ilaçlar var ise onların yedeklerini deprem çantasında bulundurmalısınız. Yine hafif yaralanmalarda işinize yarayacak malzemeleri içeren bir ilk yardım kiti de çantada hazır bulunmalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Battaniye ve mevsime göre giysi” title_font_size=”13″]

    Hangi mevsim olursa olsun battaniye özellikle gece vakitlerinde ihtiyaç duyulan bir malzeme olabilir, bu nedenle deprem çantasında dört mevsim battaniye bulundurulmalı. Bir süre idare edebilecek giysiler mevsime göre seçilmeli. Sonbahar ve kış mevsimleri ise mutlaka yağmurluk, bere, eldiven, çorap ve kazağa yer verilmeli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kişisel hijyen malzemeleri ve maske” title_font_size=”13″]

    Hijyen malzemelerini bir poşette toplayarak deprem çantasına yerleştirebilirsiniz. Bunlar ıslak mendil, tuvalet kâğıdı, atık için poşet, dezenfektan ürünü, diş fırçası-macunu olabilir. Pandemi süreci düşünülerek çantada maske de bulundurulmalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çok amaçlı çakı ve çakmak” title_font_size=”13″]

    Konserve açmaktan ip kesmeye kadar iş görebilen çok amaçlı bir çakıya deprem çantasının kolay ulaşılabilir gözünde yer verilmeli. Ateş yakmak gerekebilir düşüncesiyle aynı göze çakmak veya kibrit de yerleştirilmeli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Telefon şarj cihazı ve telefon defteri” title_font_size=”13″]

    Telefon için yedek bir şarj cihazı veya mümkünse taşınabilir şarj cihazı (powerbank) deprem çantasında tutmak üzere temin edilmeli. Bununla birlikte önemli telefon numaralarının kaydedildiği bir defter de çantada bulundurulmalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kalem-kâğıt ve bir miktar para” title_font_size=”13″]

    Afet sonrasında herhangi bir yere veya kişiye not bırakmak ihtiyacı doğabilir. Böyle bir anda sıkıntı yaşamamak için çantada kalem, kâğıt veya bir defter olmalı. İhtiyaçlarınızı temin etmek, bir yerden bir yere gitmek gibi durumlar için de bir miktar parayı deprem çantasında tutmakta fayda vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Düdük ve pilli radyo” title_font_size=”13″]

    Yardım istemek, varlığından haberdar etmek, sesi daha uzağa duyurmak için çantaya bir düdük koyulmalı. Deprem sonrası televizyon, internet gibi haberleşme araçlarının kesintiye uğraması en muhtemel durumlardan biridir. Gerçekleşen deprem ve yardım çalışmaları hakkında bilgi alabilmek için bir radyoya da yine yedek pilleriyle birlikte yer verilmeli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çadır ve uyku tulumu” title_font_size=”13″]

    Yaz ayları olsa bile yaşanan bölgenin koşulları daha korunaklı olmayı gerektirebilir. Bu gibi yerler için deprem çantasında çadır ve/veya uyku tulumu hazır tutulmalıdır. Bunun dışında eğer çanta gereğinden fazla ağır olmadıysa çadır veya uyku tulumu elbette bütün deprem çantalarına dâhil edilebilir.

  • AGATHA CHRISTIE BİYOGRAFİSİ

    Shakespeare’den sonra kitapları en çok satılan ve İncil’den sonra en çok okunan yazar Agatha Christie… Polisiye hikâyelerinin ünlü kalemi, Mary Westmacott takma adıyla duygu yüklü aşk romanları yazarı Christie, en az kitapları kadar ilginç bir hayata sahip. Yazdığı kitaplar birçok kez dizi ve film olurken, tiyatro eserleri kesintisiz yıllarca en önemli sahnelerde temsil edilir. İstanbul’la da bağı bulunan dünyanın en ünlü yazarı Agatha Christie’nin hayatını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Agatha Christie, 5 Eylül 1890’da İngiltere’de dünyaya gelir. Tam ismi “Agatha Mary Clarissa Miller Christie Mallowan” olan yazarın daha küçük bir çocukken bile sanatla iç içe geçen bir yaşamı olur. Annesi tarafından yazması için sürekli cesaretlendiren Agatha, çok genç yaşta kaybettiği babasının ölümünün ardından 16 yaşında Paris’e şan ve piyano eğitimi alması için gönderilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Paris’te kısa süre kaldıktan sonra müzik ile uğraşmak istemediğine karar veren genç Christie, çocukluğundan beri hayalini kurduğu ve kısa denemeler yazdığı edebiyatla iç içe günler geçirir. İlk edebi denemeleri duygusal konuların ağırlıklı olduğu hikâyeler olur. Disleksi olmasına rağmen sürekli kitap okuyan Christie, 1914’te 24 yaşında iken Albay Archibald Christie ile evlenir ve tekrar Fransa’da yaşamaya başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Fransa’da yaşamaya başladıktan sonra bolca dedektif öyküleri okuyan Christie, ilk polisiye romanı olan “Styles’daki Esrarengiz Olay” kitabını kaleme alır. Birçok yayınevi tarafından reddedilen eser, nihayet 1920’de “Bodley Head Yayınevi” tarafından kabul edilir. Bu kitap Agatha Christie’nin dedektiflik hikâyelerinden oluşan ünlü “Hercule Poirot” serisinin ilki olur. Hercule Poirot, Belçikalı kurgusal bir karakterdir ve Christie’nin daha sonraları kaleme alacağı edebiyatın ilk kadın dedektifi “Miss Marple” ile birlikte yazarın en ünlü kurgu karakterleri olur. Miss Marple, on iki romanda ve sekiz kısa öyküde; Poirot ise yazarın otuz üç romanında ve elli dört kısa öyküsünde boy gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kısa sürede çok sevilen bir yazar haline gelen Christie, 1926’da ilginç bir olay yaşar. Tam 11 gün kayıplara karışan Agatha’dan hiç haber alınamaz. Günler sonra arabası bir göl kenarında ağaçlara çarpmış halde bulunur ancak genç yazar arabada değildir. Bir süre sonra bir otelde Mrs. Neele adıyla ortaya çıkan Christie, bu konu hakkında hiçbir açıklama yapmaz. O dönemde gazeteler birkaç olasılık üzerinde durur. Bunlardan ilki, yazarın geçici hafıza kaybı yaşadığı; ikincisi ise, dikkat çekmek için böyle bir senaryo ürettiği olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Christie, 1928’de eşinden boşanır ve iki yıl sonra eski bir tanıdığı olan Arkeolog Max Mallowan’ın Suriye ve Irak’taki kazılarına eşlik eder. Bu dönem yakınlaşan çift, evlenir. Yazarın en iyi eserleri arasında yer alan “Mezopotamya Cinayeti” ve “Nil’de Ölüm” gibi büyük yankı uyandıran kitapları bu anılarından ilhamla kaleme alınır. 56 senede 66 dedektiflik romanı yazan Christie, 1936’da Mary Westmacott adıyla dedektiflik hikâyeleri dışında da eserler üretir; yazdığı oyunlar New York ve İngiltere’deki önemli tiyatro sahnelerinde senelerce sahnelenir, ödüller verilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kendi hayatındaki gizemlerle de dikkatleri üzerine çeken Agatha Christie, Hercule Poirot’un gizemli bir cinayeti çözdüğü “Doğu Ekspresinde Cinayet”i İstanbul Beyoğlu’ndaki Pera Palas Oteli’nin 411 numaralı odasında kaleme alır. 1926 ile 1932 yılları arasındaki İstanbul ziyaretlerinde aynı otelin aynı odasını tercih eden Christie’nin ölümünün ardından ünlü film şirketi “Warner Bros.”, yazarın hikâyesini film yapmak ister. Ancak yazar hakkında yeteri kadar bilgiye sahip olmadıkları için bir medyumdan yardım almaya karar verirler. Tamara Rand isimli medyum, bu iş için yazarın ruhunu çağırmakla görevlendirilir. Medyum, kayıp 11 günün sırrının Pera Palace Hotel’de saklı olduğunu söyler. Bu çarpıcı iddianın ardından tüm dünyanın gözü, Agatha Christie’nin Pera Palace Hotel’de bulunan odasına çevrilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    411 numaralı oda artık tüm dünya tarafından merak edilir. Bir süre sonra söz konusu anahtar gerçekten de medyumun tarif ettiği yerde bulunur. Anahtarın bulunmasıyla birlikte otel yönetimi ve film şirketi arasında asla uzlaşılamayacak bir mücadele başlar. Bu mücadele asla bir sonuca varmaz ve bu olay çözülemeyen bir gizem olarak varlığını sürdürür. II. Dünya Savaşı’nda gönüllü olarak İngiltere’deki bir dispanserde görev alan Christie, 1971’de İngiltere’nin en yüksek unvanı olan “Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı” nişanı ile ödüllendirilir. 12 Ocak 1976’da da İngiltere’de hayata veda eder.

  • MARİNASYON ÇEŞİTLERİ

    Marinasyon veya marine etme, yiyecekleri pişirmeden önce asidik bir sıvıda bekleterek gıda maddelerini lezzetlendirmek için uygulanan yöntemdir. Limon suyu, bitki yağları, sirke, baharat ve soslarla yapılan marinasyon işleminde hoş koku verme ve lezzeti arttırma sağlanırken, marine işlemi saatlerce ya da günlerce sürebilir. Marinasyon, ülkelerin yemek kültürlerine bağlıdır; temel olarak asidik ve enzimatik unsurlarla sağlanır. Marine ederken lezzetli bir aroma yakalamanın püf noktası ise sosta kullanılacak malzemelerin mümkün olduğunca en ufak biçimde doğranması veya rendelenmesidir. İşte en lezzetli marinasyon çeşitleri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Zeytinyağı, portakal suyu, dilim zencefil, portakal kabuğu, dilim sarımsak, tane karabiber, tuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yoğurt, domates salçası, pul biber, toz kırmızıbiber, kekik, zeytinyağı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Zeytinyağı, taze kekik, soğan, tane karabiber, tuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Zeytinyağı, limon suyu, soya sosu, bal, tuz, karabiber, taze kişniş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Zeytinyağı, sarımsak, limon kabuğu, limon suyu, tuz, karabiber, taze biberiye.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Zeytinyağı, sarımsak, paprika, pul biber, acı sos, tuz, karabiber.

  • TOPRAK BAYRAMI HEPİMİZE KUTLU OLSUN!

    TOPRAK BAYRAMI HEPİMİZE KUTLU OLSUN!

    1945 yılında çıkarılan kanunla, ülkemizde her yıl 11 Haziran tarihini takip eden pazar günü Toprak Bayramı olarak kutlanıyor. “Neden 11 Haziran?” sorusunun cevabı ise “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu”nun kabul edildiği tarih olması. Ve bu yıl Toprak Bayramı 18 Haziran Pazar gününe denk geliyor; hepimiz için kutlu olsun! Gelin bu özel bayramı toprak çeşitleri konusunda bilgi edinerek kutlayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • HİTİT İMPARATORLUĞU VE YEŞİL TAŞIN GİZEMİ

    Hititler, diğer adıyla Eti uygarlığı, M.Ö. 1650’den M.Ö. 1200’lere kadar Anadolu’da kurulan önemli bir uygarlıktır. Kendisinden sonra gelen medeniyetlere önemli izler bırakan Hitit halkı, Hint-Avrupa dillerinin bilinen ilk örneği olan Anadolu dilleri sınıfına ait Hititçe ve Luvice dillerini konuşmuş, hiyeroglif ve çivi yazısı kullanmış önemli bir medeniyet… Hititler, M.Ö. 3000’li yılların sonunda küçük gruplar halinde Kafkasya üzerinden Anadolu’ya göç etmiş ve zamanla yerli halk olan Hatti nüfusu ile kaynaşmıştır. Tarihi kaynaklarda “Bin Tanrılı Şehir” olarak söz edilen başkent Hattuşa’da saray ve tapınaklar, binlerce tablet, çoğu günümüze kadar oldukça sağlam kalmış olan anıtsal kapılar bulunur. Günümüze uzanan birçok eser ve yapı olsa da ibadet alanının ortasında bulunan yeşil taş halen gizemini korumaktadır. Yazımızda Anadolu’nun göbeğinden çıkan, komşularını ve kendisinden sonra gelen uygarlıkları hem dini hem politik hem de kültürel olarak etkileyen Hitit İmparatorluğu’nu ve yeşil taşın gizemini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    M.Ö. 1200’lerde Mısır’da yapılan Kadeş Savaşı sonrası, Mısır Firavunu II. Ramses ile Hitit Kralı III. Hattuşili arasında imzalanan Kadeş Antlaşması, tarihteki ilk yazılı antlaşma olarak kayıtlara geçmiştir. Bu antlaşma, ilk uluslararası yazılı belge olması açısından çok önemlidir. Boğazköy, diğer adıyla Hattuşa, kazılarında bulunan kil tablet örneği, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Antlaşma metninin büyütülmüş bir kopyası ise New York’taki Birleşmiş Milletler binasında bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hitit uygarlığına ait kayıt ve bilgiler, arkeolojik kazılara kadar yalnızca Eski Ahit’in bazı bölümlerinde geçmektedir. Ancak 19. yüzyılın ikinci yarısında yapılan arkeolojik kazılarla Hitit İmparatorluğu’nun ne kadar büyük bir medeniyet inşa ettiği gün yüzüne çıkmıştır. Fransız gezgin ve arkeolog Charles Texier, 1834’te ilk Hitit kalıntılarını keşfettiğinde bu kalıntıların ünlü tarihçi Herodot’un kitaplarında geçen “Pteria”ya ait olduğunu düşünmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hitit İmparatorluğu, Anadolu’da hâkim olan din, sanat ve kültürü oldukça etkilemiş, büyük boyutlarda anıtsal eserler inşa etmişlerdir. Mabetler, saraylar, sosyal yapılar, kaya ve yapılara uyguladıkları kabartmalar ile Anadolu’ya özgün eserler üreten Hititler, kendilerinden önce gelen veyahut komşu topraklarda filizlenen medeniyetlerden farklılaşmışlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Hitit İmparatorluğu, M.Ö. 1200’lerde nedeni tam olarak bilinmese de yıkılmıştır. İmparatorluğun yıkılmasında çeşitli etkenlerin neden olduğu belirtilmektedir. Hititlerin son yıllarında tarihlenen yazılı kaynaklar, sefalet içinde olduğu belirtilen Anadolu’ya Suriye ve Mısır’dan büyük miktarlarda tahıl sevk edildiğini yazmaktadır. Aynı zamanda Anadolu’daki huzursuzluklar ve Suriye üzerindeki Hitit etkisinin azalması da Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasında neden ya da sonuç olarak gösterilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gelelim gizemli yeşil taş meselesine… Hitit İmparatorluğu’nun başkenti olan Hattuşa, günümüzde Çorum Boğazköy sınırlarında yer almaktadır. Anadolu’da yüzyıllar boyunca önemli bir merkez olan Hattuşa, 1986’da UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil edilmiştir ve özel koruma altındadır. Bu bölge, Çorum’un güneydoğusunda bulunan Sungurlu ve Boğazkale ilçesinin içinde kalmaktadır. Hitit İmparatorluğu’ndan kalan yeşil taş ise bu bölgede bin yıllardan beri durmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hattuşaş antik kentini inşa eden Hititler, taş duvar konusunda ileri derecede gelişmiş bir toplumdur. İnşa ettikleri eserler taş işçiliği konusunda ileri seviyede olduklarını kanıtlarken, Hattuşaş ile özdeşleşen gizemli yeşil taş, bir zamanlar ibadet için inşa edilen “Büyük Tapınak” alanında bulunur. Uzmanlar gizemli taşın işlevi konusunda fikir birliğine varamasa da bazı arkeologlar bu taşın Kadeş Barış Antlaşması’ndan sonra Mısır firavunu II. Ramses’in bir armağanı olduğunu düşünür. Ancak buna dair herhangi bir kanıt henüz bulunmamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Oldukça pürüzsüz ve parlak olan bu taş, harika bir şekilde ışığı yansıtır. Bu yekpare yeşil taşın kente nasıl, ne zaman ve nereden geldiği henüz yanıtlanamamış olsa da bu alandaki arkeolojik çalışmalar 1907’den beri ara vermeden devam etmektedir. Hattuşa, tüm bu yönleriyle pek çok tarihi gizem içerir. Ancak kentteki hiçbir gizem “Büyük Tapınak” bölgesinde yer alan koyu yeşil renkteki büyük kaya parçası kadar şöhrete sahip değildir. Günümüzde yerel halk bu taşı dilek taşı olarak kullanmaktadır. Taşın türü henüz bilinmezken, yılan taşı ya da yeşim taşı olduğu düşünülmektedir. Bölgenin jeolojik yapısında bu tip taşlara rastlanırken, böylesine büyük bir taşın tek parça halinde günümüze ulaşması uzmanları şaşırtmaktadır. Bu antik kenti merak edenler ise surlarla çevrili 6 km’lik ören yerini ziyaret edebilir, Anadolu’da köklü izler bırakmış bu medeniyete ait yeşil taşı, anıtsal kapıları, yapı ve heykellerini görebilir.