Blog

  • Telaffuzu Bile Zorlayan 8 İlginç Meslek İsmi

    Telaffuzu Bile Zorlayan 8 İlginç Meslek İsmi

    Çocukluğumuzda, “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna doktor ya da öğretmen gibi cevaplar verir anne-babalarımızı memnun ederdik. Sonra büyüdük ve hepimiz ayrı mesleklere dağıldık. Şimdi bazılarımız yaptığı işi söylediğinde anne-babasının anlam vermeye çalışan bakışlarıyla karşılaşıyor. Onların sıkıntısı da çocuklarının işini soran insanlara bir çırpıda cevap verememek. Çünkü bazı meslek isimleri hiç duyulmamış olabiliyor hatta telaffuzu bile zorluyor. Aşağıdaki listede bu mesleklere dair örnekler görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tramvay sürücüsü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Madalya ve eski para bilimiyle uğraşan kimse.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tereyağı, krema, peynir imalinde kullanılacak ana kültürü yaparak bundan bakteri kültürü çıkaran kişi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Deriyi kullanılabilecek duruma getiren kişi, sepici.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dairelerde, iş yerlerinde bazı para işlerine bakan görevli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İstatistiklere dayanarak sigorta primlerini, risklerini hesaplayan kimse.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İnsan vücudundaki kemik ve kaslarda meydana gelen bozuklukları elle veya çeşitli aygıtları kullanarak tedavi eden kişi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Genellikle metalleri lehimlemede kullanılan, güçlü alev çıkaran, benzin veya gazla çalışan aracı yani pürmüzü kullanan kişi.

  • ÜNLÜ İSİMLERDEN KİTAPLARA DAİR AFORİZMALAR

    Keyifli ve öğretici aktivitelerin başında gelen kitap okumak hem farklı bilgiler edinmemizi hem de bu bilgiler sayesinde farklı bakış açıları geliştirmemizi sağlar. Türü ne olursa olsun her bir kitap bilgi okyanusundaki birer damladır âdeta. Yeni şeyler öğrenmek ve hayatı daha iyi anlamak için kitapların dünyasına açılan kapıdan giren herkes bu tutkuyu kolay kolay terk edemez. Ünlü isimler de kitap okumanın önemine dikkat çekmek amacıyla fikirlerini beyan etmiş, üzerinden geçen onca zamana rağmen gerçekliğini kaybetmemiştir. İşte o sözler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Bebeğinizle Güçlü Bir Bağ Kurmanın İlk Adımları

    Bebeğinizle Güçlü Bir Bağ Kurmanın İlk Adımları

    Aşağıda sıraladığımız uzman görüşü küçük tüyolar ilk çocuklarını dünyaya getirmiş ebeveynlere oldukça tanıdık gelecek; hele ikinci ve üçüncü çocuğunu büyütmüş olanlar “Ne yani, bunları zaten hepimiz biliyoruz.” diyecektir. Ama ilk bebeklerini kucaklarına alacak anne-babaların, çocuklarının sağlıklı gelişimine katkı sunacak her bilgiye pür dikkat yaklaştıklarını biliyoruz. İşte bu sayfa onlar için!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dilsel iletişim…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Göz teması…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dokunmak…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şefkatle beslemek…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Uyurken yanında olmak…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Oyun oynamak…” title_font_size=”13″]
    çocuk oyunu
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İltifat etmek…” title_font_size=”13″]
  • Türk Müziği Arşivinden Besteler

    Türk Müziği Arşivinden Besteler

    Itri’den İsmail Dede Efendi’ye, Hacı Arif Bey’den Münir Nurettin Selçuk’a Klasik Türk Müziği birçok evrelerden geçmiş, Yesari Asım Arsoy, Sadettin Kaynak, Avni Anıl, Refik Fersan gibi bestekârlar sayesinde melodileri günümüze ulaşan binlerce eser üretilmiştir. Biz de okuduğunuzda nağmeleri kulağınıza gelecek tadımlık bestelerle karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alâeddin Şensoy, Kadere Bak” title_font_size=”13″]
    alaeddin şensoy
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Neveser Kökdeş, Neden Bilmem Bu İptila” title_font_size=”13″]
    neveser kökdeş
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Abdullah Yüce, Bu Ne Sevgi Ah Bu Ne Izdırap” title_font_size=”13″]
    abdullah yüce
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Münir Nurettin Selçuk, Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın” title_font_size=”13″]
    mini nurettin selçuk
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alaeddin Yavaşça, Boğaziçi Şen Gönüller Yatağı” title_font_size=”13″]
    alaeddin yavaşça
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ali Şenozan, Beni Bırakıp Burada Gitme Güzeller Güzeli” title_font_size=”13″]
    beni bırakıp burada gitme güzeller güzeli şiiri
  • ORTAYA ÇIKIŞINDAN GÜNÜMÜZE KİNETİK HEYKELİN HİKÂYESİ

    Alışageldiğimiz sanat türlerinden oldukça farklı olan kinetik heykel ya mekanik tasarımından ya da göz yanılması ve ışık oyunlarından dolayı hareket ettiğini düşündüren eserleri tanımlamak için kullanılıyor. Teknik ve sanatın bir araya geldiği kinetik heykellerin detaylarını okuyucularımız için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kinetik sanat, izleyicinin algıladığı hareketleri içeren veya izleyiciye verdiği etki için harekete ihtiyaç duyan bir sanat türüdür; çeşitli teknikleri ve stilleri kapsar. Çok boyutlu hareketi içeren kanvas tablolar kinetik sanatın en eski örnekleri olarak gösterilse de aslında M.Ö. 1000’li yıllarda yaşadığı düşünülen yarı tarihsel yarı mitolojik karakter olan Daidalos, kinetik sanatın bilinen ilk sanatçısı olarak kabul edilir. Daidalos hem mimar hem heykeltıraş hem de her türlü mekanik araçları yapan çok yönlü bir sanatçıdır ve Eflatun’un Menon Diyaloğu’nda geçen canlı heykeller esasen kinetik heykellerin ilk örnekleri kabul edilir. Kinetik heykel, en basit haliyle hareket eden heykel anlamına gelir. Hareketli heykellere genellikle rüzgâr, motor veya gözlemci tarafından güç verilir. Günümüzden yaklaşık 2300 yıl önceki Helenistik Dönem’de İskenderiye Mekanik Okulundaki matematikçi ve mekanikçi Ktesibios, filozof Philon, matematikçi ve mühendis Heron, kinetik heykel türünün öncüleri olmuş; hava ve su gibi doğal yollarla çalışan birçok mekanik alet icat ederek bu sanatın tohumlarını atmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Modern dönemde kinetik kelimesinin güzel sanatlarda ilk kullanımı, 1920’de Naum Gabo ve abisi Antoine Pevsner tarafından hazırlanan “Realist Manifesto”da görülür. 20. yüzyıla damgasını vuran Rus heykeltıraş Naum Gabo, konstrüktivizm akımının da önde gelen isimlerinden biridir ve hareketli heykeller üretmiştir. Konstrüktivizm, 1914’te Rusya’da ortaya çıkan; resim, heykel ve mimari alanlarında egemen olmuş, çağdaş malzemeleri kullanarak geometrik kompozisyonlar üreten bir akımdır ve doğası gereği hareketli heykellerin önünü açmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kinetik heykel, optik illüzyonları ve hareketi odağına alır. Bu heykellerin temel amacı; hareket, estetik ve mekaniği birleştirmektir. Kimi kinetik heykeller ise optik yanılsama ile sabit duran heykelleri bile hareketli göstermektedir. Optik yanılsama, beynin işlediği bilgilerin uyarıcı kaynak ile uyuşmamasından kaynaklanır. İsrailli heykeltıraş Yaacov Agam, zaman, değişim ve hareketi konu edinen eserleriyle optik yanılsama ile üretilen kinetik heykelin temsilcilerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Hava, su ve rüzgâr gibi doğal yollarla hareket ettirilen kinetik heykeller ve optik yanılsamayla yapılan kinetik heykellerin yanı sıra bir üçüncü tarz diyebileceğimiz, ışıkla oluşturulmuş kinetik heykeller de son yıllarda daha fazla karşımıza çıkar hâle gelmiştir. Bu tarzın öncül ismi Fransız sanatçı Nicolas Schöffer olmuş ve eserlerinde sıkça ışık ve hareketin yansımasından faydalanmıştır. 1961’de Belçika Liege’deki Kongre Sarayı’nın yanındaki yüksekliği 52 metreyi bulan “Cybernetic Light Tower” isimli kuleyi inşa eden Schöffer, ürettiği bu eseri ile kinetik sanatının anıt eserlerinden birine de imzasını atmıştır. Sanatçı, tıpkı Gabo gibi teknoloji ve sanatı birleştiren önemli bir isimdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kinetik heykel alanında ülkemizde eserleriyle ses getiren sanatçımız İlhan Koman olmuştur. Türk da Vinci olarak bilinen Koman’ın “Akdeniz Heykeli” kinetik heykele verilebilecek en güzel örneklerden biridir. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinde görev yaptıktan sonra 1959’da İsveç’e yerleşen Koman’ın, çoğunluğu Stockholm’de olmak üzere 20 şehrin sokaklarında heykelleri bulunmaktadır. En önemli eserinden biri ise Stockholm’deki “Leonardo’ya Selam” heykelidir.

  • 9 Madde İle Uzaya Gönderilen İlk Mesajın Hikâyesi

    9 Madde İle Uzaya Gönderilen İlk Mesajın Hikâyesi

    İnsanlık her zaman bilinmeyene, uzaya, kâinatın gizemlerine karşı kuvvetli bir ilgi duymuştur. Bu ilgimizi tatmin etmek için dünyanın en büyük bilim kurumları araştırmalar yapmış, uzay araştırmalarına büyük kaynaklar ayırmıştır. Kâinatı keşfetme ve uzaydaki yaşam formları ile tanışma arzumuzun bir ürünü de 1977 yılında Voyager 1 ve Voyager 2 uzay araçlarıyla beraber uzaya gönderilen altın plaklardır. Karşınızda, 9 madde ile insanlık tarihinin en özel plakları ve bu plakların içinde yer alan Türkçe mesajın hikâyesi…

    1977 yılında, NASA Voyager 1 ve Voyager 2 isimli iki uzay aracını uzaya fırlatır. Voyager 1’in 40.000 yıl yani 17.6 ışık yılı sonra, Zürafa Takımyıldızı’nda bulunan  AC+79 3888 isimli yıldıza ulaşması planlanmıştır.

    Biz insanlar nasıl uzayı tanımak istiyorsak uzaydaki potansiyel canlı formların da bizi tanımak isteyebileceği düşünülerek dünyadaki yaşamı tanıtan kayıtlar yapılır ve altın plaklara kaydedilerek Voyager 1’in içine yerleştirilir.

    Voyager’ı planlayan bilim insanlarının amacı bu plakların bir uzaylı yaşam formunun eline geçmesi durumunda, dünya hakkındaki en önemli bilgileri karşı tarafa iletmekti. Elbette bu plakların içine gezegenimiz ile ilgili her şeyi kaydetmek mümkün değildi.

    Plaklara kaydedilecek bilgileri seçmesi için bir ekip oluşturuldu ve ekibin başına dünyaca ünlü astrobiyolog Carl Sagan getirildi. Carl Sagan bu projeyi, kozmik okyanusa içinde not olan bir şişe bırakmaya benzetmişti. Uzmanlardan oluşan ekip, titiz bir çalışma sonucunda 115 görüntü ve sesi bu plaklara kaydedilmek üzere seçti.

    Plaklarda, dünyanın doğal ortamını tanıtacak gök gürültüsü, dalga sesi, yağmur sesi gibi kayıtlara ve görüntülere de yer verilmiştir. DNA, insan anatomisi, güneş sistemi gibi konularda bilgi veren görseller bakırdan yapılarak altın ile kaplanan plaklara aktarılmıştır.

    Dünya ile ilgili bilimsel verilerin yanı sıra kültürümüzü tanıtması amacıyla çeşitli ses kayıtları da bu plaklara eklendi. Beethoven’dan Chuck Berry’e birçok müzisyenin eseri ve dünyanın farklı dillerinde mesajlar plaklarda yer buldu.

    Tam 55 farklı dünya dilinde kaydedilen mesajlardan biri de Türkçe’ydi. Plaktaki Türkçe mesaj, Arkeolog Peter Ian Kuniholm’un sesiyle kaydedildi. Kuniholm mesajda ünlü şairimiz Behçet Kemal Çağlar’dan öğrendiği, “Sayın Türkçe bilen arkadaşlarımız, sabahı şerifleriniz hayır olsun” cümlesini seslendirmişti.

    Bu plakları özenle hazırlayan ekip, plakların nasıl çalınabileceği ile ilgili açıklayıcı çizimleri de plakların köşesine iliştirdi. En yakın yıldıza ulaşmasının 40.000 yıl süreceği hesaplanan Voyager 1, bir gün yeni medeniyetler tarafından keşfedilir ve gezegenimizi tanıtan bu plaklar çalınabilir mi, bilmiyoruz.

    Uzaylı medeniyetlerin ilgisini çekip çekmeyeceği henüz bilinmese de dünyanın tarihini, yapısını, üzerindeki yaşamı mükemmel şekilde özetleyen bu değerli kayıtlar, plak ve CD formatlarında basılarak satıldı ve dünya çapında büyük ilgi gördü. Üstelik son günlerde plakların doldurulmasının 40. yılını kutlamak amacıyla tekrar basılmalarıyla ilgili çalışmalara da başlandı.

  • İZMİR’İN SEMBOLLERİ

    Denizi, saat kulesi, Kordon’u ve daha pek çok güzelliği ile Ege’nin incisi İzmir, ülkemizin en kalabalık üçüncü şehri. Buram buram deniz kokan, binlerce yıldır birçok önemli medeniyete ev sahipliği yapmış; zeytinyağlı yemeklerinden muhteşem koylarına, balıkçı kasabalarından tarihi mekânlarına ülkemizin en özgün şehirlerinden İzmir’in sembollerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Boyoz” title_font_size=”13″]

    Kendine özgü bir tadı ve lezzeti olan boyoz, sadece İzmir’de üretilir. İzmirlilerin çay ile sabah kahvaltılarını süsleyen sıcak bir boyoza akşamları da hayır diyecek birini bulmak oldukça zordur. Boyoz, mayasız hamurun kat kat açılıp içine peynir eklenmesiyle hazırlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İzmir Saat Kulesi ” title_font_size=”13″]

    Konak Meydanı’nda bulunan İzmir Saat Kulesi, Sultan II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yılını kutlamak için 1901’de inşa edildi. Bu zarif kule günümüzde arkadaşların buluşma noktası olarak popülerliğini hâlâ koruyor. İzmir’i ziyaret edenleri kulenin önünde fotoğraf çektirmek için poz verirken sıkça görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kumru” title_font_size=”13″]

    Özellikle İzmir Çeşme’ye özgü olan kumru, sabah kahvaltısından tutun da geceleri dahi tüketilen bir lezzettir. Farklı bölgelerde ve şehirlerde kumru adı altında satılan sandviçler olsa da İzmir kumrusunun ekmeği bile özeldir. Özel ekmeğinin arasında sosis, salam, sucuk ve İzmir’e özgü eritme bir peynir olan sayas bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İzmir Fuarı ” title_font_size=”13″]

    İzmir Enternasyonal Fuarı, kısaca İzmir Fuarı, her yıl İzmir’in kurtuluş günü olan 9 Eylül’e denk gelecek bir dönemde düzenlenir. Birçok markanın standı ile içinde bulunan lunapark ve çeşitli sanatçıların konserleriyle geçen fuar döneminde tüm İzmir’i saran bir bayram havası hâkim olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kordon” title_font_size=”13″]

    Romantik gün batımının adresi Kordon, İzmirlilerin ve turistlerin uğrak noktalarından biri. Cumhuriyet Meydanı ile Alsancak Limanı arasında kalan kıyı şeridinin geçmişi 1850’li yıllara kadar uzanıyor. Yaz aylarında iğne atsanız yere düşmeyecek kadar kalabalık olan Kordon’da yerel lezzetleri satan sokak satıcılarından müzik yapan gençlere, spor yapan insanlardan çocuklarıyla hava almaya çıkan ailelere kadar her kesimden insanı bir arada görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çiğdem” title_font_size=”13″]

    İzmir’in geleneksel aktivitelerinden bir tanesi de “çiğdem çitlemek”tir. Aslında ay çekirdeği olarak bilinen siyah çekirdeğin İzmir’deki adı çiğdemdir. İzmirliler çekirdek kelimesini sadece kabak çekirdeği için kullanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tarihi Asansör” title_font_size=”13″]

    1907’de inşası tamamlanan Tarihi Asansör iki cadde arasındaki ulaşımı sağlamak amacıyla tasarlandı ve günümüzde de bu işlevini sürdürüyor. Yüz yıldan fazla bir süredir çalışır durumda olan Tarihi Asansör’ün üst katında bir de restoran bulunuyor ve terasından etkileyici İzmir manzarası seyrediliyor. Taşları Marsilya’dan getirilen Tarihi Asansör’ün bulunduğu bu sokak, Fransa’da oldukça üne kavuşan Türk müzisyen Dario Mario Sokağı olarak da biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gevrek ” title_font_size=”13″]

    Bildiğimiz susamlı simide İzmir’de gevrek denir ancak İzmir gevreği ile İstanbul simidinin yapımında farklı işlemler uygulanır. Yani aslında bildiğimiz simit demek çok da doğru olmayacaktır. İstanbul’da pekmezleme işlemi ön pişirme olmadan soğuk yapılırken, gevrekte hamura halka şekli verildikten sonra kaynayan pekmez dolu kazanlarda ön pişirme yapılıp sonra susama bulanarak fırına verilir.

  • Zamanı Aşabilen Şarkıların Sahibi

    Zamanı Aşabilen Şarkıların Sahibi

    “…içini dökmenin muazzam bir yolunu bahşetti bana hayat: Müziği ve sözleri…” diyen sanatçı, 1970’lerin ortasında girdiği müzik dünyasına sesi ve sözüyle içini öyle bir dökmüş, öyle şarkılar bırakmıştır ki adeta aşk üzerine söylenmemiş söz kalmamıştır. Kültür ve Yaşam’ın bu sayfası Türk pop müziği denince akla ilk düşen kişiye, Sezen Aksu’ya ait…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1954 yılında Denizli’de doğan sanatçının asıl adı Fatma Sezen Yıldırım’dı. 1970 yılında Hafta Sonu dergisinin açtığı Altın Ses yarışmasında 6. olmuş, “Haydi Şansım / Gel Bana” isimli ilk 45’liğini Sezen Seley adıyla çıkarmıştı. Bundan sonraki 45’likleri ise Sezen Aksu adıyla geldi. 1980’lerin başına kadar art arda çıkardığı 45’likler Türk popunun en çok satan plakları arasına girdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    80’li yıllarda çıkardığı albümlerle müzikte Sezen Aksu fırtınası esmeye başladı. Şarkıları sadece yorumlamıyor, birçoğunun sözlerini yazıp bestesini yapıyordu. Firuze, Sen Ağlama, Git, Gidiyorum, Geri Dön, Haydi Gel Benimle Ol, Belalım, Tükeneceğiz, Kavaklar ve dillere pelesenk olmuş daha niceleri bu dönemin ürünleriydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    90’lı yıllarda ise bir taraftan şarkılarıyla insanların duygularına tercüman olmaya devam ederken diğer taraftan prodüktörlüğünü yaptığı yeni sesleri müzik dünyasına kazandırıyordu. O isimler Sertab Erener, Harun Kolçak, Aşkın Nur Yengi, Levent Yüksel, Işın Karaca, Hande Yener, Yıldız Tilbe; o şarkılar Gülümse, Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam, Vazgeçtim, Her Şeyi Yak, Masum Değiliz, Küçüğüm ve diğerleriydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Milenyum, Minik Serçe’nin üretkenliğini azaltmak şöyle dursun perçinlediği yıllardı. Keskin Bıçak, Sarı Odalar, İstanbul İstanbul Olalı, Perişanım Şimdi, Şarkı Söylemek Lazım, Gidemem, Kardelen gibi unutulmaz şarkılar 2000’li yılların ürünleri oldu. Ve hemen herkeste bir karşılığı olan bu şarkıları nasıl yazdığı sorulduğunda ise, “yazma kaygısıyla değil söyleme içgüdüsüyle” olduğunu ifade edecekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Buraya kadar söz ettiklerimizi muhtemelen çoğunuz biliyordu… Peki sanatçının, Şener Şen, İlyas Salman ve Ayşe Gruda ile “Bin Yıl Önce, Bin Yıl Sonra” isimli müzikalde aynı sahneyi paylaştığını biliyor muydunuz? Ya da beyazperdede göründüğünü? Evet, Sezen Aksu 1990 yapımlı dram türündeki “Büyük Yalnızlık” filminde Ferhan Şensoy ile başrolü paylaşmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Minik Serçe’yle ilgili pek bilinmeyenlerden biri de Eurovision macerasıdır. 1983 yılında “Heyamola”, 84 yılında “1945”, 85 yılında “Küçük Bir Aşk Masalı” isimli şarkılarla Eurovision Şarkı Yarışması’na katılmak istemiş fakat hak kazanamamıştı. Sonraki yıllarda ise bildiğiniz gibi defalarca “Yılın Sanatçısı” seçilmiş ve yüzlerce ödülün sahibi olmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dinleyicilerine 9 adet 45’lik, 8 single ve 25 albüm bırakan sanatçı 2016 yılında müziği bıraktığını açıkladıysa da neyse ki kısa süre sonra bu kararından vazgeçti, söyleme içgüdüsü tükenmesin istediğimiz sanatçı üretmeye devam ediyor. Son bir bilgi daha… Yazdığı şiirsel nitelikteki şarkı sözleri, kendi ifadesiyle “zamanı aşabilecek güçteki o şarkılar”, Eksik Şiir isimli iki kitapta bir araya getirildi.

  • ÇAĞDAŞ TÜRK MÜZİĞİNİN KURUCUSU CEMAL REŞİT REY

    Cumhuriyet tarihinin ilk çağdaş bestecilerinden olan Cemal Reşit Rey, klasik müziği Türk topraklarında icra eden öncü sanatçımızdır. Henüz sekiz yaşında ilk vals bestesini annesinden aldığı müzik eğitimiyle gerçekleştiren, ilkokul yıllarında piyano çalmayı öğrenen Cemal Reşit Rey’in hayatını ve Türk müziğine yaptığı katkıları öğrendikçe Cemal Reşit Rey’e bir kez daha hayranlık duyacaksınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    24 Eylül 1904 senesinde Kudüs’te dünyaya gelen Cemal Reşit Rey’in babası Kudüs mutasarrıfı Ahmet Reşit Rey, annesi ise Sadrazam İbrahim Edhem Paşa’nın torunu olan Fethiye Hanım’dır. Saraya yakın ilişkileri olan bir ailede doğan Rey’in müzikle olan ilişkisi doğduğu ve çocukluğunun geçtiği Kudüs’te başlar. İlk müzik eğitimini annesinden alan müzisyenin ilk çaldığı enstrüman ağız mızıkasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Babasının tayini ile beş yaşında İstanbul’a taşınan Cemal Reşit Rey, eğitim hayatına Galatasay Lisesi’nde başlar. Babasının görevi nedeniyle 1913 yılında ailesiyle birlikte Paris’e taşınmak zorunda kalan besteci dönemin ünlü piyanisti Marguerite Long’dan müzik eğitimi alır. I. Dünya Savaşı başlayınca ailesiyle Paris’ten Cenevre’ye göç eden Rey, normal lise eğitimine devam ederken Cenevre Konservatuvarı’nda da müzik eğitimine devam eder. Konservatuvarın ustalık sınıfına yükselmeyi başaran genç besteci, babasının Dahiliye Nazırlığı’nda göreve atanması üzerine 1919 yılında ailesiyle birlikte tekrar İstanbul’a taşınır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’da arzu ettiği müzik eğitimini alamayan Rey’in talebiyle ailesi 1920 senesinde henüz 17 yaşındayken genç müzisyeni tek başına Paris’e gönderir. Yeniden Marguerite Long ile müzik eğitimine devam eden Rey, 21 yaşında mezun olana kadar Paris’in önemli isimlerinden kompozisyon, enstrüman ve orkestra şefliği eğitimi alır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanıyla vatan hasreti çeken Rey, sanatını Türkiye’de icra etmek ve aldığı eğitimi Türk öğrencilere aktarmak için İstanbul’a döner.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’a döner dönmez ismi sonradan İstanbul Belediye Konservatuvarı olan Darülelhan’da öğretmenliğe başlar. Mustafa Kemal Atatürk’ün yoğun çaba ve teşvikiyle Türk müziğini saygın ve evrensel bir konuma getirme çabası ilk meyvesini verir ve Türk Beşleri kurulur. Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Ahmet Adnan Saygun, Hasan Ferit Alnar ve Necil Kazım Akses’ten oluşan bu beşli Batı müziği yapısı içerisinde Klasik Türk müziği ve Türk Halk müziğini harmanlayarak konserler vermeye başlarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’de klasik müziğin öncüsü olan Cemal Reşit Rey, çok iyi bir piyanist olmasının yanı sıra besteler de yapan üretken bir müzisyendir. Onuncu Yıl Marşı’nı besteleyen Rey’in diğer önemli eserleri arasında Zeybek, Deli Dolu, Bebek Efsanesi, Fatih, Sultan Cem, Çağrılış, Anadolu, Eski Bir İstanbul Türküsü Üzerine Çeşitlemeler, İkinci Senfoni ve daha birçok eser bulunur. Muhsin Ertuğrul ve İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ’ın talebiyle yazdığı Üç Saat opereti halktan büyük beğeni toplar, hemen ardından da en bilinen eseri “Lüküs Hayat”ı besteler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1934 senesinde Yaylı Sazlar Grubu’nu kuran Rey, yaptığı çalışmalar ile Türk gençlerinin müziğe yönelmesinde önemli katkılar sağlamıştır. İlk Türk Senfoni Orkestrasını kuran besteci, 1968 yılına kadar orkestra şefi olarak her hafta düzenli konser vermeyi sürdürmüştür. 1938’de Ankara Radyosu’nun Batı Müziği Şefliğini yapmış, 1945’te İstanbul’da kurduğu Filarmoni Derneği ile dünyaca ünlü şef ve solistlerin ülkemizde konserler vermesini sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1981 yılında devlet sanatçısı ünvanını alan Rey, çok sevdiği mesleğinin son performansını 1985’te, üzerinden 51 sene geçen “Lüküs Hayat” operetinin İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda yeniden sahnelenmesiyle gerçekleştirir. Aynı sene hayata veda eden besteci, vefatına kadar Mimar Sinan Üniversitesi’ne bağlı Devlet Konservatuvarı’nda kompozisyon öğretmenliği yapmıştır. Sanat hayatı boyunca ölümsüz eserlere imza atan, yurt içi ve yurt dışındaki birçok organizasyonda göğsümüzü kabartan üretken bestecinin müziğinin hiç susmamasını diliyoruz.

  • 8 Madde İle Büyük İlgi Gören Çevre Hareketi Dünya Saati

    8 Madde İle Büyük İlgi Gören Çevre Hareketi Dünya Saati

    Dünya Saati her yıl sadece 1 saat yapılan ve sembolik bir eylem olmasına karşılık bütün dünyada büyük ilgi ve destek gören bir kampanya. Bu bir saatlik eylem sayesinde küresel ısınmaya ve doğal yaşamın korunması gerekliliğine dikkat çekmek, uyarıcı olmak amaçlanıyor. 2021 yılındaki “Earth Hour” yani Dünya Saati, bugün 20:30 ile 21:30 saatleri arasında gerçekleşecek. Biz de “Dünya Saati nedir? Neden yapılır? Nasıl katılabilirim?” gibi sorularınız olabileceği düşüncesiyle sizin için 8 maddelik bir liste hazırladık!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dünya Saati eylemi, World Wide Fund for Nature ya da kısaca WWF, Türkçe adıyla da Dünya Doğayı Koruma Vakfı tarafından bütün dünya genelinde organize ediliyor. Vakfın temelleri 1961’de atılmış ve 4000 çalışanı, taraf olduğu 2000 koruma projesiyle bugün çevre konusunda dünyanın en büyük kuruluşu durumunda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünya Saati ilk kez 2007 yılında Avusturalya’nın başkenti Sidney’de uygulandı. Onlarca kurum ve 2 milyon üzerinde insan bir saatliğine ışıklarını kapatarak bu çevreci eyleme katıldı. O gün Liman Köprüsü’nden opera binasına şehrin sembol yapıları 60 dakikalığına ışıklarını söndürdü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Her yıl Mart ayında yapılan eyleme giderek daha fazla ülke ve insan katılmaya başladı. 2017 yılına gelindiğinde katılım o kadar büyümüştü ki ışıklarını kapatanlar arasında 187 ülke, 7000 şehir, 3000’den fazla kurum vardı. Bu sefer Çin Seddi’nin, Roma’daki Kolezyum’un ve Rusya’dan Kanada’ya kadar daha pek çok ünlü yapının da ışıkları destek için kapanmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Türkiye, Dünya Saati buluşmasına 2008 yılında katıldı. Yıllar içinde ülkemizdeki katılım da giderek genişledi ve yüzlerce kurum, on binlerce kişiyle birlikte Dolmabahçe Sarayı, Beylerbeyi Sarayı, Galata Kulesi, Ankara Opera Binası, Kastamonu Kalesi, Ayasofya ve Kız Kulesi de ışıklarını 60 dakikalığına söndürdü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    “İklim değişikliğini değiştirmek bizim elimizde… Sen de milyonlara katıl ve dünyamıza bir saatini ayır… Işıkları kapatıyoruz.” cümleleri ile çevresel sorunlara dikkat çekmeyi amaçlayan WWF, 2021 yılı için de duyarlı kurumları ve bireyleri destek olmaya çağırıyor. Kurumlardan talep ettikleri şey bir saatliğine binaların güvenlik dışında kalan tüm ışıklarını söndürmeleri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bireysel olarak da katılabileceğiniz uygulamada 1 saatinizi elektrik enerjisini kullanmadan geçirmeniz gerekiyor. “Uyumak” da bir alternatif olmakla birlikte yapabileceğiniz sayısız faaliyet arasında oldukça pasif kalacaktır. Bu saatler de ne mi yapabilirsiniz? Eğer sakin kalmaksa niyetiniz evinizde egzersiz, yoga yapabilir, mum ışığında kitap okuyabilir, balkonunuzda yıldızları seyredebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Işıklarınız bir saat için kapalıyken dışarı çıkıp yürüyüş ya da koşu yapmak, bisiklete binmek de alternatifleriniz arasında yer alabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bugün 20:30 ile 21:30 saatleri arasında yapılacak etkinlik için geri sayım başladı. WWF Türkiye’nin web sitesinde bireysel ve kurumsal katılımlar için kayıt bölümleri bulunuyor ve kampanyaya destek vermek isteyenlerin duyurularına yer veriliyor. Siz de https://dunyasaati.org/ adresini ziyaret edebilir, bireysel katılım sağlayabilirsiniz.