Blog

  • USTA YÖNETMEN HAYAO MİYAZAKİ VE EN SEVDİĞİMİZ FİLMLERİ

    Yaşamı, insanı ve doğayı ele alış şekliyle animasyonun en büyük ustalarından biri olarak kabul edilen Miyazaki, elde ettiği başarısıyla Time dergisi tarafından “Dünyanın En Etkileyici İnsanları” listesine girerken yarım asırdan fazla bir süredir ürettiği eserlerle hayal dünyasının kapılarını izleyicilerine aralıyor. Gelin bu usta ismi ve gönlümüzü fetheden ünlü filmlerini yakından inceleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    5 Ocak 1941’de Tokyo’da doğan Miyazaki, lisede okurken izlediği ve dünyanın ilk renkli uzun metrajlı animasyonu “Hakujadenfilminden çok etkilenir ve kendisi de daha o yaşlarda çizgi roman sanatçısı olmaya karar verir. Üniversitede uluslararası ilişkiler ve ekonomi eğitimi alan Hayao, mezun olduktan sonra Japon film şirketi Toei Animasyon Şirketinde animatör olarak çalışmaya başlar. Bu dönemde yönetmen Isao Takahata ile tanışan Hayao Mayazaki, 1985’te yapımcı Toshio Suzuki’yi de yanına alarak başarıya kavuşan filmleri çekecekleri “Studio Ghibli” isimli animasyon stüdyosunu kurar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Nihayet yıllardır kafasında oluşturduğu hikâyeleri çekebilmek için uygun kişilerle bir araya gelen Miyazaki, bilim kurgu tarzındaki ilk anime filminin Rüzgârlı Vadiolduğunu duyurur. Miyazaki’nin aynı ismi taşıyan mangasından uyarlanan film, esasen stüdyo kurulmadan bir sene önce, 1984’te tamamlansa da Studio Ghibli’nin ilk filmi olarak arşivlere geçer. Film, insanoğlu tarafından kirletildiği için yaşanılamaz hâle gelen doğanın kendini koruma güdüsüyle farklı bir dünyaya dönüşmesini anlatır. Hem senaryosunu yazdığı hem yönetmenliğini üstlendiği ilk filmi ile “Animage” dergisinin büyük ödülü dâhil birçok anime ödülünün de sahibi olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Stüdyonun ve Miyazaki’nin ikinci filmi, yine yoğun ilgiyle karşılanan ve izleyicilerin karşısına 1986’da çıkan “Gökteki Kale”dir. Filmde genç bir kızın başından geçen maceralar konu edinir. Sheeta, sahip olduğu gizemli mavi bir kristal sebebiyle hükûmet için çalışan gizli ajanlar tarafından kaçırılır ve uçan bir gemiyle bilinmeyen bir yere götürülür. Korsanların da peşine düştüğü kristal ile kaçmaya çalışırken maden işinde çalışan bir çocuk olan Pazu ile yolları kesişen Sheeta, yeni dostuyla birlikte korsanlara ve yabancı ajanlara karşı savaşarak onlardan önce efsanevi uçan şatoyu bulmaya çalışır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1980’lerden günümüze Komşum Totoro, Küçük Cadı Kiki, Dün Gibi, Kırmızı Kanatlar, Prenses Mononoke gibi anime efsanelerini çeken Miyazaki, 2001’de “Ruhların Kaçışı” filmi ile seyircisinin karşısına yeniden çıkar. Ailesiyle birlikte yeni bir mahalleye taşınan Chihiro Ogino’nun maceralarının anlatıldığı film, tüm zamanların en iyi filmlerinden biri olarak kabul edilir. 2002 yılında Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü’nü, 2003’te ise ilk Oscar Ödülü’nü Ruhların Kaçışı animasyonuyla alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    2004 çıkışlı anime filmi “Yürüyen Şato”, İngiliz yazar Diana Wynne Jones’un 1986’da yayımlanan aynı adlı kitabından uyarlanmıştır. Yapımcılığını Toshio Suzuki’nin üstlendiği filmin yönetmeni son anda projeden ayrılınca yerine yönetmenliği bıraktığını açıklayan Hayao Miyazaki gelir. 2004’te Venedik Film Festivali’nde ilk gösterimini yapan film, 232 milyon dolara yakın hasılat elde ederek finansal açıdan en başarılı Japon filmlerinden biri olur. Oscar’a da aday gösterilen film, Sophie isimli kendine güveni olmayan genç bir kızın ihtiyar bir kadına dönüştürülmesini anlatır. Sophie’nin maceraları sürükleyici olduğu kadar her Miyazaki filminde olduğu gibi toplumsal mesajlar da içerir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın farklı ülkelerinden birçok ödül kazanan Miyazaki’nin son uzun metrajlı filmi, “Rüzgâr Yükseliyor” olur. Konusunu Tatsuo Hori’nin kısa öyküsü olan “Kaze Tachinu adlı eserden alan film, 2013 yılında Altın Küre Ödülleri’nde “En İyi Yabancı Dilde Film” kategorisinde ve Oscar’da adaylık elde eder. Film, II. Dünya Savaşı’nda geçer ve Jiro Horikoshi’nin kurgusal biyografisi niteliği taşır. Üstat Hayao Miyazaki’nin muhteşem kariyerinin son filmi olan Rüzgâr Yükseliyor, Miyazaki’nin o kendine has masalsı anlatımıyla izleyicisinin kalbini bir kez daha fethetmeyi başarır.

  • KOLAJEN HAKKINDA KISA KISA

    Bugünlerde sıkça duyduğumuz kolajen, aslında hareket sisteminin yapı taşlarını, özellikle kemik, kıkırdak, lif ve eklemleri oluşturan bir proteindir. Bu protein birbiri üzerine sarılmış üç alfa zincirinden meydana gelir. Günümüzde kozmetik alanında da sıkça kullanılan ve popülaritesi de buradan gelen kolajen ile ilgili bilgileri sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Nesilden Nesile Anlatılacak Güreşin 10 Altın Adamı

    Nesilden Nesile Anlatılacak Güreşin 10 Altın Adamı

    Ata sporumuz olan güreş, dünyanın dört bir yanında düzenlenen şampiyonalarda, spor dünyasının en büyük etkinliği olan Olimpiyat Oyunları’nda gerek Grekoromen gerek serbest stilde büyük başarılar elde ettiğimiz bir spor alanıdır. Ülkemiz, şanı tüm dünyaya yayılan güreşçiler yetiştirmiş, bu sporcular da madalyaları toplayarak bizleri gururlandırmıştır. İşte karşınızda, zaman geçse de unutulmayacak büyük güreşçilerimiz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Taha Akgül” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    Genç kuşak sporcularımızdan Taha Akgül son yıllarda Türkiye’den çıkan en büyük güreşçidir. Akgül 2012 yılından beri Avrupa Şampiyonası’nda altın madalyayı kimseye bırakmamış, Avrupa’da 5 altın madalya, Dünya Şampiyonası’nda 2 altın, 1 gümüş madalya ve 2016 yılında olimpiyatlarda altın madalya kazanmıştır. Genç sporcunun bu büyük başarıları sonucunda İstanbul’da Taha Akgül Spor Kompleksi açılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaşar Doğu” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    Türk güreşinin simgesi kabul edilen Yaşar Doğu’yu yenmek kolay iş değildi. İsveçlilerin onun için “kara saçlı kuvvet ilahı” dediği söylenir. Yaşar Doğu, Londra’da düzenlenen 1948 Olimpiyatları’nda altın madalya, 1951’de Dünya Şampiyonu olarak altın madalya, Avrupa Şampiyonu olarak 3 altın madalya kazandırmış ve tuş olmamasıyla güreş dünyasına adını kazımıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Haydar-Nurettin Zafer” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    Haydar ve Nurettin Zafer kardeşler, ilginç bir dünya rekoru kırmışlardır. İki kardeş aynı turnuvada farklı kilolarda madalya kazanmıştır. 1951 yılında Helsinki Dünya Şampiyonası’na giden takımda iki kardeş de bulunuyordu. Haydar ve Nurettin Zafer kardeşlerin her ikisi de kendi kilolarında altın madalya alınca, dünya tarihinde aynı turnuvada altın madalya kazanan ilk kardeşler oldular.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tevfik Kış” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    1934 doğumlu Tevfik Kış, 1960 Roma Olimpiyatları’nda ülkemize altın madalya getirmişti. 2 kez Dünya Şampiyonu olan sporcumuz güreşmeyi bıraktıktan sonra milli antrenörlerimiz arasında yer aldı ve Güreş Federasyonu’nda görev yaptı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hamza Yerlikaya ” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    Ülkemize 2 altın Olimpiyat madalyası, 8 Avrupa Şampiyonluğu ve 3 Dünya Şampiyonluğu getiren Hamza Yerlikaya, “Asrın Güreşçisi” unvanına layık görülmüştür. 1996 yılında Atlanta’da Olimpiyat madalyası aldığında askerlik görevine devam etmekte bulunan Yerlikaya, sivil bir olimpiyatta madalya alan ilk Türk askeri de olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gazanfer Bilge” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    1946 yılında Stockholm’de düzenlenen Avrupa Güreş Şampiyonası’nda altın madalya kazanan Gazanfer Bilge, 1948’de ise Türkiye’ye serbest stilde kazanılan ilk olimpiyat madalyasını getirmiştir. Sporcusu olduğu Kasımpaşa kulübü, onu gelmiş geçmiş en büyük sporcusu olarak anar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mithat Bayrak ” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    Mithat Bayrak; Celal Atik, Gazanfer Bilge gibi büyük antrenörlerle çalışma şansı bulmuş bir sporcumuzdur. 1956 ve 1960 yıllarında düzenlenen Melbourne ve Roma Olimpiyatları’ndan altın madalyayla dönmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mustafa Dağıstanlı” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    Mustafa Dağıstanlı’nın da 2 Olimpiyat 3 Dünya Şampiyonluğu madalyası bulunur. Bu kadar başarılı bir sporcu olmasının yanı sıra iş adamı olarak da büyük başarılar elde etmiş ve 1973 ile 1980 yılları arasında Samsun Milletvekili olarak TBMM’de yer almıştır. Dağıstanlı, Devlet Üstün Hizmet Madalyası’na layık görülmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ahmet Ayık” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    1964 Tokyo Olimpiyatları’nda gümüş, 1968 New Mexico Olimpiyatları’nda ise altın madalya kazanan Ahmet Ayık, güreşe Karakucak ile başlamıştır. 1961’de Türkiye Karakucak Şampiyonu olan Ahmet Ayık’ın 2 Dünya Şampiyonluğu ve 2 Avrupa Şampiyonluğu bulunmaktadır. Sporcumuz bir televizyon dizisinde ünlü güreşçi Kurtdereli Mehmet Pehlivan’ı canlandırmıştır ayrıca bir dönem Güreş Federasyon Başkanlığı da yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şeref Eroğlu” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    2004 yılında Atina Olimpiyatları’nda gümüş madalya kazanan Şeref Eroğlu, uzun yıllar boyunca ülkemizi uluslararası platformlarda temsil etti. 6 kez Avrupa Şampiyonu 1 kez Dünya Şampiyonu olan sporcumuza 1997 yılında FILA tarafından “Yılın Grekoromen Güreşçisi” unvanı layık görüldü.

  • MİKRO BESİNLER HAKKINDA TEMEL BİLGİLER

    Gözle görülemeyen ölçekteki gıdalara mikro besin denir. Bu besinlerin şekli ve miktarı gözle görülemeyecek boyutlarda olsa da vücudun ihtiyaç duyduğu enerji ve besin kaynakları bu bileşenler yoluyla karşılandığı için hayati öneme sahiptir. Gelin vücudumuz ve sağlığımız için önemli işlevleri yerine getiren mikro besinleri ve makro besinlerden farkını beraber inceleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mikro besinler terimi genel olarak vitaminleri ve mineralleri tanımlamak için kullanılır. Vücut, vitamin ve minerali kendi üretemediği için bu vitamin ve mineraller yeme-içme yoluyla alınmalıdır. A, C, D, E ve K gibi vitaminler; magnezyum, çinko, fosfor, demir ve kalsiyum gibi mineraller başlıca mikro besinlerdir. Suda ve yağda çözünen bütün vitamin çeşitleri mikro besin olarak tanımlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Vitaminler ve mineraller dört kategoriye ayrılır: Suda çözünen vitaminler, yağda çözünen vitaminler, makro mineraller ve tüm canlı türlerinde yüzlerce hücresel enzim için gerekli yardımcı moleküller olan iz mineraller. Türüne bakılmaksızın tüm vitaminler ve mineraller yani mikro besinler vücutta benzer şekillerde emilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Vitaminler; bitki ve hayvanlar tarafından üretilen ısı, asit veya hava ile parçalanabilen organik bileşiklerdir. Mineraller ise inorganiktir; toprakta veya suda bulunur ve parçalanamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sağlıklı bir şekilde mikro besinlerden faydalanmak için tükettiğimiz besinlerin katkısız ve koruyucusuz gıdalar olması gerekir. Bu konuyla ilgili sadece bir istisna bulunur; o da vücut tarafından güneş ışığı yardımıyla üretilen D vitaminidir. Kalsiyum gibi bazı mikro besinler bir süreliğine kemiklerde depolansa da çoğu mikro besin vücudumuzda depolanamadığı için ihtiyacımız olan mikro besinleri kontrollü ve sağlıklı beslenerek, düzenli ve yeterli miktarda temin etmemiz gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Vitaminler ve mineraller büyüme, bağışıklık sistemi, beyin gelişimi ve diğer birçok işlev için hayati öneme sahiptir. Her yemeğin mikro besin içeriği farklıdır, bu nedenle yeterli miktarda vitamin ve mineral alabilmek için çeşitli yiyeceklerden, renkli meyvelerden, doğal ve işlenmemiş tuzlardan, baharatlardan ve bitkilerden faydalanmak gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Makro besinler; protein, yağ ve karbonhidratları içerir. Vücudumuzun mikro besinlere makro besinlere oranla daha az oranda ihtiyacı vardır. Bu nedenle de zaten “mikro” olarak tanımlanırlar. Oranı az olsa da vücudun metabolik gereksinimlerini karşılayan mikro besinler; bağışıklık sisteminin güçlenmesi, kemik yapısının sağlıklı gelişimi, sindirim fonksiyonlarının düzenlenmesi ve doku hasarını engellemek için gereklidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sağlıklı bir beden için hem mikro hem makro besinler yeterli ve dengeli miktarlarda alınmalıdır. Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu mikro besin değerleri yaş, boy, kilo ve cinsiyet gibi özelliklere göre farklılık gösterir. Cildinizin ışıltısından bedeninizde hissettiğiniz enerjiye kadar birçok faktörü etkileyen mikro besinler; düzenli yapılan egzersizlerle bir araya geldiğinde olası birçok hastalık riskini de azaltacaktır.

  • ANTİBİYOTİK İÇEREN BESİNLER

    İskoç bilim insanı Sir Alexander Fleming tarafından 19. yüzyılda, ekmekteki yeşil küflü bölgede bakterilerin yaşamadığını fark etmesinden sonra hayatımıza giren penisilin, bir yüzyıl sonra araştırmacılar tarafından keşfedilecek olan antibiyotik için önemli bir adım olmuştur. 1940’lı yıllarda penisilinin saflaştırılması ile elde edilen antibiyotik, bakteri kaynaklı hastalıkların tedavisinde kullanılmaya başlandı ve tıbbın çaresiz kaldığı birçok hastalığa çare oldu. Ancak neredeyse bir yüzyıldır ilaç tedavisinde kullanılan antibiyotiklerin artan kullanımı mikroorganizmaların direnç kazanmasına neden oldu. Bu durumda özellikle kolay elde edilebilen, daha az yan etkiye sahip bitki kaynaklı doğal besinlerdeki antibiyotik ve antibakteriyel kullanımı önem kazandı. Kelime anlamı “yaşam karşıtı” olsa da aslında yaşam için çok önemli görevleri bulunan antibiyotikleri sadece laboratuvarlarda değil, doğada da sıkça görüyoruz. İşte o besinler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sarımsağın faydalarını bilmeyen yoktur. Antiviral ve antibakteriyel özelliği bulunan sarımsak, solunum yolları için oldukça faydalıdır ve bedenimiz için âdeta dezenfektan görevi görür. Bağırsak enfeksiyonlarına karşı da yararlı olan sarımsak, özellikle kış aylarında sıklıkla karşılaşılan soğuk algınlığından korunmada ve hastalıkların iyileştirilmesinde oldukça etkilidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Antibakteriyel ve antiseptik özellikleri bulunan soğanın hem tazesi hem kurusu enfeksiyonlarla savaşmaya yardımcı olmaktadır. Öksürük gibi üst solunum yolları enfeksiyonlarında da fayda sağlamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uzunca bir süredir Doğu tıbbında kullanılan zencefil, özellikle salmonella gibi gıda kaynaklı patojenlere karşı tüketmeniz gereken güçlü bir antibiyotiktir. Ayrıca solunum yolu ve diş eti enfeksiyonları üzerinde antibakteriyel etki gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Özellikle öksürüğe karşı iyi gelen ve uyku kalitesini artıran bal, aynı zamanda prebiyotiktir ve vücuttaki yararlı hücreleri arttırır. Bazı kanser türlerinin riskini azaltacak flavonoidler barındıran balın önemli bir özelliği de bakterileri temizlemesi ve iltihap önleyici olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kış hastalıklarına karşı en doğal antibiyotiklerden biri olan zerdeçal, içeriğindeki curcumin maddesi sayesinde astım, bronşit, nefes darlığı gibi hastalıklara karşı direnç sağlar, bağışıklık sistemini güçlendirir. Curcumin, antioksidanlarla doludur ve enflamasyonu azaltır. Zerdeçal ve balın karıştırılarak tüketilmesi antibiyotik etkisini artıracaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    “Turp gibi olmak” deyiminin nereden geldiğini hiç merak ettiniz mi? İçeriğinde zengin C vitamini, folik asit, fosfor ve yüksek diyet lifi bulunan turp, sağladığı faydalar nedeniyle tam bir sağlık kaynağı. İçeriğinde çok güçlü bir antioksidan özelliği bulunan turp, soğuk algınlığı gibi hastalıkların tedavisinde birebir. Yüksek lifli yapısıyla da sindirim ve boşaltım sistemini destekliyor, öksürüğe iyi geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Elma sirkesi, içeriğinde doğal antibiyotik barındırdığı gibi bağırsaklara faydalı bakterileri besleyen probiyotikler açısından da oldukça değerli. Sindirime yardımcı olur, artrit ağrılarına iyi gelir ve enfeksiyonlarla savaşır. Salata sosuna bir kaşık ilave ederek tüketebilirsiniz.

  • 8 Madde İle Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Yazma Festivali

    8 Madde İle Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Yazma Festivali

    Sanatçı bir ailenin ferdi olan Bedri Rahmi Eyüboğlu, Türkiye’nin çok yönlü sanatçılarından biri olarak, sanat tarihimizde değerli izler bıraktı. Ressam, yazar ve şair Bedri Rahmi’yi ve her sene İstanbul Kalamış’taki evinde düzenlenen Geleneksel Yazma Şenliği’ni 8 maddede listeliyoruz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi, o zamanların “Akademi”sinde Ahmet Haşim, İbrahim Çallı gibi isimlerden ders alan Bedri Rahmi Eyüboğlu eğitimine Paris’te devam etti ve hem edebiyat hem de güzel sanatlar alanında ülkenin önde gelen isimleri arasında yer aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Cemal Tollu’nun kurucusu olduğu “D Grubu” ressamları arasında bulunan Bedri Rahmi, Avrupa’da ve Türkiye’de birçok sergi açtı. Yurt dışında bulunduğu yıllarda ülkesiyle bağını koparmayan sanatçının eserlerinde Türk Halk Sanatı’nın etkisi görülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Ben doğuştan ressam olmadım, çalışarak ressam oldum.” diyen Bedri Rahmi, sanat hayatı boyunca araştırdı, çalıştı ve hep üreten bir sanatçı oldu. Sanat eğitimine başladığı Akademi’ye yıllar sonra ders vermek üzere geri döndü; yurt dışında önemli üniversitelerde de konuk profesör olarak bulundu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bedri Rahmi aynı zamanda bir şairdi de… Daha okul yıllarında şiire ilgi duymaya başlayan Eyüboğlu’nun birçok şiir kitabı basıldı. En ünlü şiirlerinden biri ise kuşkusuz “Karadut” oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Kalamış’ta kendi ismini taşıyan sokakta bulunan evi günümüzde Mavi Kaplumbağa Sanat Galerisi olarak sanat meraklılarına, öğrencilerine hizmet veriyor. Birçok sanat eserinin üretimine şahit olan, birçok sanatçıyı ağırlamış bu önemli evin ileride yaşayan bir müzeye dönüştürülmesi yönünde çalışmalar da bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İşte bu sanat dolu evin bahçesinde her sene Geleneksel Yazma Şenliği düzenleniyor ve kültürümüzün en eski değerlerinden biri olan yazma ve Eyüboğlu ailesinin ellerinden çıkan güzeller güzeli yazma motifleri sanatseverler ile buluşuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Anadolu’da köklü bir tarihi olan “yazmacılık” Eyüboğlu ailesi için bir aile geleneği haline gelmiş. 1951 yılında ilk yazma sergisini açan Bedri Rahmi ve kendisi gibi bir sanatçı olan eşi Eren Eyüboğlu’nun yazma motifleri sene boyunca düzenlenen atölyelerde geleneksel yollar kullanılarak çoğaltılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bu değerli motifler kullanılarak hazırlanan yastık kılıfı, masa örtüsü gibi tekstil ürünleri ve çeşit çeşit kıyafet her sene haziran ayında düzenlenen Geleneksel Yazma Şenliği’nde sergileniyor ve satışa sunuluyor. Bu sene 2-3 Haziran tarihleri arasında düzenlenecek sergiyi ziyaret ederek bu büyük sanatçının yazma motiflerini yakından görebilirsiniz.

  • 6 resimli tasvirle aşık veysel’in uzun ince bir yoldayım türküsü

    6 resimli tasvirle aşık veysel’in uzun ince bir yoldayım türküsü

    1894’te Şarkışla’da dünyaya gelen Âşık Veysel elinde sazı, tertemiz kalbiyle Anadolu topraklarını arşınladı. Duru ve anlamlı sözleri, dokunaklı müziğiyle bu toprakların sakinlerinin kulak pasını aldı, gönül gözlerini açtı. Âşık Veysel hep yollardaydı, şimdi 129. doğum gününde O’nu Uzun İnce Bir Yoldayım türküsü eşliğinde derin bir saygıyla anıyor, her dinleyenin içinde yer eden bu türküyü, resimli tasvirlerle huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Uzun İnce Bir Yoldayım
    Gidiyorum Gündüz Gece
    Bilmiyorum Ne Haldeyim
    Gidiyorum Gündüz Gece

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünyaya Geldiğim Anda
    Yürüdüm Aynı Zamanda
    İki Kapılı Bir Handa
    Gidiyorum Gündüz Gece

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uykuda Dahi Yürüyom
    Kalmaya Sebep Arıyom
    Gidenleri Hep Görüyom
    Gidiyorum Gündüz Gece

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kırk Dokuz Yıl Bu Yollarda
    Ovada Dağda Çöllerde
    Düşmüşüm Gurbet Ellerde
    Gidiyorum Gündüz Gece

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Düşünülürse Derince
    Uzak Görünür Görünce
    Bir Yol Dakka Miktarınca
    Gidiyorum Gündüz Gece

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şaşar Veysel İş Bu Hale
    Kah Ağlaya Kahi Güle
    Yetişmek İçin Menzile
    Gidiyorum Gündüz Gece

  • Türk Sinemasının En Fedakâr 10 Annesi

    Türk Sinemasının En Fedakâr 10 Annesi

    Annelerimizin hayatımızdaki ve kültürümüzdeki yeri Türk Sineması’na da yansımıştır. İşte hepimizin ilk sırdaşı, kıymetlisi, yufka yüreklisi olan annelerimizi beyaz perdeye taşıyan 11 sinema karakteri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zil Çaldı Çocuklar” title_font_size=”13″]
    türk sineması, yeşilçam

    Hababam Sınıfı’nın bir tanecik annesi Hafize ana, anne sevgisinden uzak olan kuzucuklarına koşulsuz sevgi ve şefkat gösterir, gerekirse onlar için kılıktan kılığa girer, hiçbir fedakârlıktan kaçınmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sevgi Neydi?” title_font_size=”13″]

    Bir Yeşilçam klasiği olan Selvi Boylum Al Yazmalım’da Türkan Şoray’ın canlandırdığı Asya, bize sevginin emek olduğunu öğretmiş, kocasının kendisini bebeğiyle bırakıp gitmesinin ardından yılmamış, oğlunu tek başına büyütmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Annelerin Sultanı ” title_font_size=”13″]

    Yoksulluk içindeyken dört çocuğunun yanı sıra bir köpeğe bile bakacak kadar fedakâr anne olan gönüllerin sultanı Türkan Şoray, fedakârlıkları en unutulmaz annelerimizden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Üç Haylazın İyi Kalpli Annesi” title_font_size=”13″]

    Türk Sineması’nın en popüler temalarından biri olan sert baba – yufka yürekli anne ikilisinin harika bir örneğini “Ah Nerede” filminde Hulusi Kentmen ve Şükrüye Atav’dan izleriz. Şükrüye Atav bize her haylazlığımızda kollayan annelerimizi anımsatır, içimizi ısıtır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Neşeli Günler’in Sıdıkası” title_font_size=”13″]
    vecihi

    Kızını, hayırsız Ziya’dan korumak için çırpınan dul anne Sıdıka, çocuğunu kendinden çok düşünen fedakâr annelerimize mükemmel bir örnektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gülen Gözler’in En Güzeli” title_font_size=”13″]

    Adile Naşit’in canlandırdığı, kızları için her şeyi yapan fedakâr anne Nezaket Hanım, eşine küçük oyunlar oynar ve hep istediğini elde eder. Tüm kızlarıyla ayrı ayrı ilgilenir ve kızının düğünü için evini ipotek ettirebilecek kadar da fedakârdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Toprak Ana: Zeliha” title_font_size=”13″]

    Kocasının ölümünden sonra çocukları için yaşamaya devam eden köylü güzeli Zeliha’yı Fatma Girik canlandırır. Zeliha anne, evlatlarını tüm dünyaya karşı gerekirse ağaya karşı bile korur. Her izleyişimizde bizleri duygulandıran filmde, bir annenin evlatları için tek başına verdiği mücadeleye şahit oluruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yılın Annesi” title_font_size=”13″]

    Yavrularım filminde Hülya Koçyiğit’in canlandırdığı Seher karakteri kanser olmasına rağmen dişini tırnağına takar ve çocuklarının geleceği için çırpınır. Bu çabaları yılın annesi seçilmesini sağlar ama o bunu hiçbir zaman öğrenemez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”100 Numaralı Adam’ın Annesi” title_font_size=”13″]

    Şaban’ın şefkatli annesi Leman Akçatepe beceriksiz oğlunun her başarısızlığında onun ardında durmaya devam eder. Şaban da fedakâr annesini saraylarda yaşatmak için hiçbir zorluktan çekinmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kıymeti Bilinmeyen En Fedakâr Anne” title_font_size=”13″]
    türk sineması, yıldız kenter

    Onun için hizmetçilik bile yapsa kızına yaranamayan Fatma anneyi Yıldız Kenter canlandırır. Değer bilmez kızı, onun kendisi için yaptığı fedakârlıkları ancak annesi ölünce anlar. Ve her izlediğimizde fedakârlık tanımı Fatma anneyle yeniden can bulur.

  • İTALYA’NIN 2000 YAŞINDAKİ MİMARİ SEMBOLÜ: KOLEZYUM

    İtalya’nın Roma şehrinde yer alan Kolezyum, yaklaşık 2000 yaşında fakat ilk dönemlerini saymaz isek, bugünkü önemine son asırda kavuşmuş. Çünkü ancak 1900’lerde yapılan kazılarla yapının sistematiği ortaya çıkarılmış ve zamanla turizme kazandırılmış. İçinde yaşananlar hakkında film senaryoları bile yazılan Kolezyum’u biraz daha yakından tanımaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Burası 55 bin seyirci kapasiteli bir arena, yani 2000 yıl kadar önce öyleymiş. O dönem insanlar, tiyatro oyunları, çeşitli tören gösterileri ve gladyatör dövüşlerini seyretmek için arena tribünlerini doldururmuş. Rivayet o ki dövüşler MS 5. yüzyılda yasaklanınca arenanın popülerliği bir hayli azalmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yapımına, MS 72 yıllarında Flavius Hanedanlığı’nın krallarından Vespasian tarafından başlanan, fakat ömrü vefa etmediği için MS 80 yılında oğlu Titus tarafından tamamlanan arenanın orijinal adı ise Flavium Amfitiyatrosu olarak geçmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kolezyum’un (İtalyanca: Colosseo) adını ise arenanın yakınında bulunan İmparator Neron’un 30 metre yüksekliğindeki “Colossus” isimli heykelinden aldığı ifade ediliyor. Buna göre, “Colossus yakınındaki arena” olarak tarif edilen amfitiyatro zamanla Kolezyum ismini almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Elips şeklindeki Kolezyum’un çevre uzunluğu 527 metredir. Toplam 4 katlı olan yapının dış duvar yüksekliğinin ise ortalama 50 metre olduğu belirtiliyor. 24.000 m2’lik alanı kapsayan yapı, her katta 80, toplamda 240 kemere sahiptir. Dolayısıyla 80 farklı girişi bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    100.000 m3’ten fazla traverten taşının 300 ton demir kıskaçla bir arada tutulduğu Kolezyum’da sütunlar önemli bir yere sahiptir. Fakat kat kat değişen dor, iyon ve korint sütunlar taşıyıcı olmaktan çok dekoratif amaçlı kullanılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kolezyum’un en popüler olduğu dönemlerde her katı farklı statülerdeki kişilere ayrılır, o katlara da fiyatına göre belirlenmiş numaralı biletlerle girilirmiş. Oturma düzeni bulunmayan çatı katı ise kölelere izin verilen izleme alanıymış. 360 derecelik en güzel manzaranın da burası olduğu söylenmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kolezyum yüzyıllarca âtıl kalmış, 16. ve 17. yüzyıllarda fabrikaya dönüştürülmesi ya da boğa güreşleri için kullanılması bile düşünülmüştür. Hatta taşlarının bir kısmı sökülüp başka inşaatlarda kullanılmıştır. Günümüzde ise İtalya’nın en çok turist ağırlayan yapılarının başında gelmektedir.

  • DÜNYANIN EN SIRA DIŞI KASABASI

    Coober Pedy, Avustralya’nın güneyindeki Adelaide şehrinin kuzeyinde yer alan bir kasaba. 1915’te Amerika’dan altın aramak için Avustralya’ya gelen maden işçilerinin tesadüfen opal taşı keşfetmesiyle bir maden kasabası haline gelen Cooper Pedy’de günümüzde iki binden fazla insan yaşıyor. Bu sayının üç yüze yakınını Aborjinler oluşturuyor. Coober Pedy’i ilginç kılan ise binlerce kişinin 100 yıldır yerin altında yaşaması. Detaylar yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Büyük Buhran sonrası düşen opal taşı fiyatlarının 1960’larda yeniden canlanmasıyla birçok Avrupalı göçmenin akınına uğrayan bölge, milyon dolarlık endüstrisi ile hızla modern bir kasabaya dönüştü. Dünya genelinde opal taşı madenciliğinin %95’i bu bölgeden sağlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın opal madeni başkenti olarak sayılan Coober Pedy’de maden çıkartmak için açılan binlerce kuyu bulunuyor. Madencilikten geriye kalan atık kum tepeleri çorak kasabanın manzarasının bir parçası gibi gözükse de aslında bu tepelerin altında yaşam alanları bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bu kasabayı ilginç kılan asıl şey ise evleri. Nüfusun yüzde 60’ı yerin altında oyulmuş evlerde yaşıyor. Kumtaşı ve silttaşı kayalarına inşa edilen toprak altındaki evleri fark edebilmek ise havalandırma bacaları sayesinde oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yazın hava sıcaklığının 40 ile 70 derece arasında hissedildiği Coober Pedy’de insanlar kendilerini yer altı evleri sayesinde koruyabiliyor. Küresel ısınmanın etkisiyle sıcaklıkların giderek artması bu evlere talebi artırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kasaba, herhangi bir yerleşim yerinde bulunan modern imkânların hemen hemen hepsine sahip. Kasabanın elektrik ihtiyacı ise güneş ve rüzgâr enerjisi ile sağlanıyor. Coober Pedy’nin tek ağacı ise bölgedeki sıcak havaya ve bu sıcaklıklarda yaşamanın ne kadar zor olduğuna gönderme yapan metal bir ağaç heykeli; ağaç, kasabanın en tepe noktasında duruyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bu kasabada birçok mağaza, kilise, müze, sanat galerisi ve hatta bir otel bile var. Dışarıdan bakıldığında normal bir bina gibi gözüken evlere yerin altından giriş sağlanırken, sokaklarda bulunan tüneller de giriş için kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Coober Pedy, sıra dışı yaşam tarzı ve benzersiz coğrafyasıyla sadece Avustralya’nın değil, dünyanın en dikkat çekici kasabalarından biri olma özelliği taşıyor. Benzeri bir yeraltı şehrini ülkemizde Kapadokya bölgesinde görmek mümkün. Her iki bölgenin de kurak iklimi bu mağaralarda nem sorunu olmadan yaşamaya imkân veriyor. Ayrıca yeraltı evlerinde yaşayan sakinler böcek ve sinek sorunu yaşamadıklarını belirtiyor.