Blog

  • TÜM ZORLUKLARA RAĞMEN İNŞA EDİLEN PANAMA KANALI

    Dünyanın en ünlü ve işlek ticari deniz rotalarından olan Panama Kanalı, uzun ve tehlikeli deniz yolculuklarını kısaltmak amacıyla 20. yüzyıl başlarında inşa edilir. Yapımı sırasında yaşanan olumsuzluklar nedeniyle inşası geciken ve geçmişte “hayali bir proje” olarak görülen Panama Kanalı, bir dönemin en görkemli mühendislik yapılardan biri olarak kabul edilir. Küresel ısınmanın sonuçlarından nasibini alan Panama Kanalı’nın tarihini, çalışma prensibini, inşası ve sonrasındaki yüzyılda karşılaştığı global tehlikenin yol açtığı sorunları yazımızda derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Pasifik ve Atlantik Okyanuslarını birbirine bağlamak için Panama’da bir geçiş yolu fikri, ilk olarak 16. yüzyılda yaşamış İspanyol kâşif Vasco Núñez de Balboa tarafından ortaya atılır ancak Balboa’nın projesi uzun yıllar boyunca çeşitli zorluklar nedeniyle gerçekleşmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    19. yüzyılın sonlarına doğru Fransız mühendis Ferdinand de Lesseps’e kanalın inşasında görev alması için teklif götürülür. Projenin başındaki başarılı mühendis, daha öncesinde benzer bir projeyi hayata geçirmesine rağmen Panama Kanalı projesindeki teknik sıkıntılar ve sıtma gibi sağlık sorunları nedeniyle kanal projesini tamamlayamaz ancak Süveyş Kanalı’nı inşa ederek Panama Kanalı projesinin önünü açan isim olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1904’te Amerika, Panama’nın bağımsızlığını kazanmasının ardından kanalın yapımını devralarak mühendisler ve kalabalık bir işçi grubu ile sıtma ve sarılık gibi hastalıklarla mücadele edip kanalın inşasını başlatır. İnşaat çalışmaları sırasında yaklaşık 27.000 işçi ölür. Tatlı su kaynaklarında bulunan proje, sivrisineklerin yaydığı hastalık nedeniyle büyük kayıplar verse de 1914’te ilk gemi geçidi gerçekleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Miraflores, Pedro Miguel ve Gatun ismindeki üç farklı kilit sistemi, gemilerin Pasifik Okyanusu’ndan Atlantik Okyanusu’na veya tersi yönde seyahat ederken seviye farklarını dengelemek için kullanılır. Bir geminin geçişinde 200 milyon ton tatlı suyun harcandığı sistemde gemiler farklı seviyelerdeki göllerden oluşan kanaldan geçerken su seviyesini dengeleyerek kanalın yükseklik farklarını eşitler. Bu sayede bir gemi Pasifik Okyanusu’ndan kanala giriş yaptığında önce Miraflores ve Pedro Miguel kilitleri arasındaki bölümleri geçer, ardından Gatun Gölü’ne ulaşır. Gölü de geçen gemi, Gatun kilitlerini kullanarak Atlantik Okyanusu’na doğru rotasına devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Panama Kanalı’nın ortasında yer alan Gatun Gölü; gemilerin seviye farkını dengelemek ve kanal boyunca su sağlamak için kullanılan yapay bir rezervuar alanıdır. Kanalın işleyişinde kritik bir rol oynar. 2016’da genişletilen ve modernize edilen kanala yeni bir kilit seti eklenerek kapasitesi artırılır; bu sayede daha büyük gemiler kanaldan geçebilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Küresel iklim sorunları Panama Kanalı’nın çalışma sistemini etkilediği için çeşitli önlemler alınmasına neden olur. Günde 25 gemi geçen kanalın işleyişi ve güvenliği etkilendiği için bu sayı 18 gemiye indirilir. Mühendisler karşılaştıkları yeni sorunu çözmek için çalışmalarını sürdürmektedir.

  • FARKLI MEVSİMLERİ FARKLI COĞRAFYALARDA GEÇİREN KUŞ TÜRLERİ

    Afrika-Avrupa ve Afrika-Asya uzantısında göç eden türlerin mola ya da üreme noktası olan ülkemiz, kışı geçirmek üzere yola çıkanların da yazı geçirmek isteyen kuş türlerinin de giriş kapısı… Yazımızda yolu ülkemizden geçen başlıca göçmen kuş türlerini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Uzun mesafeleri en az enerji harcayarak katetmek için kanat çırpmadan, süzülerek uçan leylekler bahar ve yaz aylarını Avrupa ve İskandinav ülkelerinde; kış aylarını da Afrika ve Uzak Doğu ülkelerinde geçirir. Türkiye’ye mart ayında Afrika’dan çıkıp Hatay’dan Anadolu’ya gelir; İstanbul ve Trakya üzerinden de Avrupa ve Balkanlar’a sürüler halinde göç eder. Leyleklerin göç ederken karadan uzaklaşmamasının nedeni ise uzun süre kanat çırpmadan uçmak için gereksinim duydukları sıcak hava termallerinin deniz üzerinde oluşmamasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Türkiye ve Avrupa’daki en küçük akbaba türü olan küçük akbabaların türü tehlike altında olsa da Avrupa’daki en büyük yaşam alanı ülkemiz topraklarıdır. Ankara’nın Beypazarı ve Kirmir Vadisi en önemli üreme ve beslenme alanıdır. Küçük akbabalar kışı Afrika’da geçirdikten sonra mart ayında üremek için binlerce kilometre mesafeyi katederek Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye gelir. İlkbahar ve yazı geçirdikleri bu bölgelerde üreyen akbabalar, büyüyen yavruları ile eylül ayı sonundan itibaren tekrar Afrika’ya gider. Tek eşli olan bu tür, üreme dönemi olan ilkbahar aylarında çift olarak göç eder ve yuvalarını uygun buldukları yüksek yerlere inşa eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uzun bacaklı ve uzun boyunlu göçmen bir kuş olan turna, kabarık tüylere ve süslü bir görüntüye sahiptir. Türkülerimize ve masallarımıza da konu olan bu güzel kuşun yaşam alanı ise sazlık alanlardır. Turnalar kış aylarını geçirmek için temmuzdan ekime kadar Karadeniz’in kuzeyinden güneye, ilkbahar ve yaz aylarında ise güneyden kuzeye doğru göç eder. Sayıları 400’ü bulan gruplar halinde göç eden turnalar üremek için mart ayında tekrar kuzey bölgelere kanat çırpar. Üreme sezonu boyunca nehir ve göl çevresindeki ıslak çayırlarda ikamet eden turnaların ana göç yolu Kırım’dan başlayıp Orta Karadeniz semalarına doğru devam eder. Buradan da İç Anadolu üzerinden Doğu Akdeniz kıyılarına giden turnaların bir kısmı Akdeniz ve Kıbrıs üzerinden uçarak Mısır kıyılarına ulaşırken, diğer gruplar Adana ve Antakya ovaları üzerinden İsrail’e doğru iner, oradan Afrika’ya geçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Pelikangiller familyasından oldukça büyük bir tür olan ak pelikanlar her sene ilkbahar aylarında Afrika’dan Avrupa’ya göç eder. Kış aylarını sıcak iklime sahip Afrika’da geçirdikten sonra Hatay ve Adana ilinden ülkemize giriş yaparak Türkiye’nin batı bölgesinde kanat çırpmaya devam eden ak pelikanlar bu rota üzerinden Romanya’daki Tuna Nehri Deltası’na ulaşır. Her yıl 30 binden fazla ak pelikan göç ederken Bursa’nın Karacabey ilçesindeki Longoz Ormanları, Uluabat Gölü ve Balıkesir sınırlarındaki Manyas Kuş Cenneti’nde kalabalık gruplar halinde mola verir. Su yaşamına çok iyi uyum sağlayan bu türün kısa ve kuvvetli bacakları ile perdeli ayakları suyun içinden havalanmasına imkân tanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dar ve uzun kanatlara sahip, küçük kafalı ve uzun kuyruklu yırtıcı bir tür olan arı şahini, çoğunlukla sulak alanlara sahip ormanlıklarda yaşar. Arı şahini diğer birçok göçmen kuş türünde olduğu gibi yaz aylarını geçirdiği Avrupa’nın birçok bölgesinden kışları geçirmek için Asya ve Afrika’daki tropikal iklimlere sahip bölgelere göç eder. İskandinavya, Rusya ve Avrupa’nın birçok yerinde görülebilen türün ana yaşam alanı ise Hazar Denizi’nden Tayland’a kadar uzanır. Türkiye’deki göç rotası ise ülkemizdeki ormanlık alana sahip hemen hemen tüm şehirleri kapsarken en sık görüldüğü ilimiz ise Hatay’dır. Arı şahinlerini nisan ile ekim ayları arasında ülkemiz semalarında göç ederken görmek mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Orta boylu bir kartal türü olan küçük orman kartalı, İran’ın kuzeyi, Türkiye ve Doğu Avrupa kesimlerinde görülen bir türdür. Orta ve Doğu Avrupa üreme alanı olurken, Orta ve Güney Afrika’ya kışı geçirmek için göç eder. İlkbaharda Türkiye’den özellikle de İstanbul Boğazı’ndan sık sık geçer. Termal akımları kullanarak uzun uçuşlar yapan bu türün besinini küçük memeliler, amfibiler, sürüngenler, bazı böcekler ve avlayabileceği boyuttaki kuşlar oluşturduğu için yaşam alanları ve göç yolları diğer göçmen kuşlara nispeten daha geniş bir dağılım gösterir.

  • Çocuklara Kitap Okumayı Sevdirmenin 8 Yolu

    Çocuklara Kitap Okumayı Sevdirmenin 8 Yolu

    Kitap okuma alışkanlığını erken yaşta edinmek insanın başına gelebilecek en güzel şeylerden biri… Siz de çocuklarınıza küçük yaşlarda kitap sevgisini kazandırarak onlara büyülü bir dünya hediye edebilirsiniz. Onlara bu büyük iyiliği yapmak için başvurabileceğiniz yöntemleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çocuklarınıza kitap okuma alışkanlığını kazandırmanın en etkili yolu onlar için iyi bir rol model olmak… Sizi sık sık kitap okurken görürlerse onlar da kitap okuma alışkanlığını erken yaştan kazanırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Eğer çocuğunuz kitap okuyabilecek kadar büyük değilse ona siz kitap okuyabilirsiniz. Mesela her gece uyumadan önce ona bir hikâye okuyarak bunu bir alışkanlık haline getirmesini sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çocuğunuz için bir solukta okuyacağı kısa hikâyeler seçin, böylece okuduğuna heyecanla odaklanabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çocuğunuzla beraber kitap okurken onun hikâye ile etkileşime geçmesini sağlayarak kitaba ilgisini artırabilirsiniz. Mesela, hikâyede saklambaç oynayan çocuklar varsa, “Sence çocuk nereye saklandı?” gibi sorular yöneltebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kitap okumayı ailecek gerçekleştirilecek bir etkinliğe dönüştürebilir, hatta okuduğunuz hikâyeleri hep beraber canlandırabilirsiniz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Farklı yaş gruplarına yönelik hazırlanan okuma etkinlikleri de çocuğunuza erken yaşta kitap sevgisi edindirmenin bir başka yolu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çocuğunuzu mümkün oldukça kütüphanelere, kitapçılara götürerek kendi ilgisini çeken kitapları seçmesine izin verin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Çocuğunuzu küçük yaşlarda, hediye olarak kitap alıp verme ritüeliyle tanıştırın.

  • Mavi Gezegenimizin Minik Bireyleri

    Mavi Gezegenimizin Minik Bireyleri

    Yaşadığımız Dünya’yı ve hatta dünyamızı paylaştığımız ne kadar çok canlı var… Mikrodan makroya öyle bir yelpaze ki bu saymakla, anlatmakla bitmez… Detaylara girmeden, en miniklerine bakarak birkaç dakikalığına bulunduğunuz ortamdan uzaklaşmaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bakmayın böyle minicik göründüğüne, kalp atışı dakikada 1260’a kadar yükselebilen bir sinekkuşu saniyede 15 ile 80 kez kanat çırpabilir.” title_font_size=”13″]
    en küçük canlılar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saplarıyla birlikte 100 cm’ye kadar boylanabilen mine çiçeğinin minicik yaprakları çoğunlukla eflatun ya da mavi renktedir. ” title_font_size=”13″]
    en küçük bitki, en küçük canlılar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Uç Uç böceğim… Annem sana terlik pabuç alacak…” diye mırıldandığınız sırada sözünüzü dinleyip uçup giden minicik canlının boyu yaklaşık 0,5 cm’dir.” title_font_size=”13″]
    en küçük canlılar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Akarsu ve göllerde su üstünde yüzen su mercimeklerinden 5 bin tanesini bir araya getirseniz ancak bir yüzüğün kapladığı alanı kaplayabilirler.” title_font_size=”13″]
    en küçük çiçek, en küçük canlılar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir primat türü olan ipek maymununun ağırlığı doğduğu sırada yaklaşık 15 gramdır. Boyu anca 136 mm’ye ulaşabilirken 5 m’ye kadar sıçrayabilir.” title_font_size=”13″]
    en küçük canlılar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Boyları 16 mm’den 35 cm’ye kadar değişebilen, birbirinden farklı renklere sahip olabilen denizatlarının 40 kadar türü bulunuyor.” title_font_size=”13″]
    en küçük canlılar
  • SUYUMUZU KORUYAN YENİLİKÇİ PROJELER

    Dünya genelinde su kaynaklarının korunması, giderek daha büyük bir küresel mesele hâline geliyor. Hızla artan nüfus, sanayileşme, iklim değişikliği ve çevre kirliliği, tatlı su kaynaklarını tehdit eden en önemli faktörler arasında yer alıyor. Bu nedenle, suyun sürdürülebilir kullanımı ve korunması için dünya çapında pek çok yenilikçi proje hayata geçiriliyor. Hem yerel hem de küresel ölçekte yürütülen bu projeler, suyun verimli kullanımını, arıtılmasını ve korunmasını sağlayacak stratejiler geliştiriyor. Bu değerli kaynağın geleceğini güvence altına almak için dünya genelinde uygulanan projeleri yazımızda keşfedebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin tahıl ambarı olarak bilinen Konya Havzası, suyun değerini en iyi bilen bölgelerden biri. Kuraklıkla sınanan bu verimli topraklarda, yağmur damlaları âdeta altın kadar kıymetli. İşte tam da bu bilinçle hayata geçirilen “Yağmur Hasadı Projesi”, suyun boşa akmasını önlemek ve sürdürülebilir tarımı desteklemek için geliştirildi. Bu proje, yağmur suyunu yalnızca “yağan su” olarak değil, toprağın geleceği olarak görmeye dayanıyor. Bu proje sayesinde su, toprak yüzeyinde kaybolmadan özel kanallar ve havuzlar aracılığıyla toplanıyor. Böylece tarımsal sulamada kullanılabiliyor, yer altı su kaynaklarını destekliyor ve kuraklık riskini azaltıyor. Sonuç olarak, toprak daha verimli hâle gelirken çiftçiler de bu süreçte eğitiliyor. Yağmur suyu depolama yöntemleri öğretiliyor, toprak işleme teknikleri modernize edilerek suyun toprakta daha uzun süre tutulması sağlanıyor. Bu sayede, kuraklık dönemlerinde bile tarımsal üretkenlik artırılıyor ve suyun her damlası geleceğe yatırım hâline geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hayatın kaynağı olan su, bazen basit ama etkili yöntemlerle arındırılarak tekrar kullanıma hazır hâle getirilebilir. İşte fotokatalitik arıtma tam da bu noktada devreye giriyor. Bu yenilikçi yöntem, güneşin güçlü ışınlarını doğal bir temizlik aracına dönüştürerek suyu saflaştırıyor. Sürecin temelinde, özel bir madde olan titanyum dioksit (TiO₂) kullanılıyor. Güneş ışığıyla aktive olan bu madde, sudaki organik kirleticileri ve zararlı mikroorganizmaları parçalayarak yok ediyor. Üstelik bu işlemde ağır kimyasallar kullanılmıyor, yalnızca güneş ışığı ve doğanın gücü devreye giriyor. Bugün, Hindistan’ın kırsal bölgelerinde binlerce insan, bu yöntem sayesinde temiz içme suyuna kavuşuyor. Düşünün, bir şişe suyu arıtmak için ihtiyacınız olan tek şey, güneşin sıcak gülümsemesi ve biraz bilim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bir zamanlar dünyanın en büyük dördüncü gölü olan Aral Gölü, haritalardan silinmeye yüz tutmuş bir hâle gelmişti. Pamuk tarlalarını sulamak için yönü değiştirilen nehirler, gölü çölün ortasında susuz bir hatıraya dönüştürdü. Ancak Kazakistan, cesur bir adım atarak “Küçük Aral” adı verilen bölge için umut dolu bir restorasyon projesi başlattı. “Kokaral Barajı”, âdeta bir yaşam köprüsü olarak inşa edildi ve göle yeniden su taşıdı. Bunun sonucunda, yıllar önce terk edilen sulara balıklar geri döndü, yerel halk ise tekrar balıkçılığa başladı. Aral Gölü tam anlamıyla kurtarılamamış olabilir, ancak bize önemli bir ders verdi: Doğa, bir umut damlasıyla bile yeniden hayat bulabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Las Vegas denildiğinde akla ilk olarak ihtişamlı oteller ve ışıltılı caddeler gelse de bu çöl şehrinin ardında farklı bir hikâye saklı: Su tasarrufu için verilen sessiz bir mücadele. Las Vegas’ta başlatılan “Çöl Peyzajı Programı”, şehrin çimenlik alanlarını su dostu çöl bitkileriyle değiştirerek, her damla suyu kurtarma amacı taşıyor. Bu programda, aşırı su tüketen çimen yerine kaktüsler, sukulentler ve yerel çöl bitkileriyle tasarlanan bahçeler tercih ediliyor. Üstelik, şehir yönetimi vatandaşları bahçelerindeki yeşil alanları su tasarrufu sağlayan peyzajlarla değiştirmeye teşvik ederek dönüşümü hızlandırıyor. Bu sade ama etkili uygulamalar sayesinde Las Vegas, yıllar içinde milyarlarca litre su tasarrufu sağlamayı başardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    En fazla su sıkıntısı çeken sanayileşmiş ülkelerinden biri olan İspanya, kuraklıkla mücadelede öncü adımlar attı. Su kaybını minimuma indirmek için teknolojinin gücünden faydalanan ülke, eskiyen altyapılardan kaynaklanan su kaçaklarını tespit etmek için “Sensör ve Manyetik Böcekler Projesini geliştirdi. Eskiyen altyapı sisteminde sızıntı gibi sorunlardan kaynaklanan su kayıpları, mevcut suyun ortalama %30’unu oluşturuyor. Yani bu, ortalama her 100 litre suyun sadece 70 litresinin kullanılabildiği anlamına geliyor. Âdeta birer yapay böcek gibi tasarlanan minik robotlar, su kanallarının içinde serbestçe hareket edebiliyor; basınç farklılıklarını, nem seviyelerini ve su akışındaki anormallikleri algılayabiliyor. Manyetik alanlar sayesinde hassasiyetle yön bulup en dar borularda bile ilerleyebiliyorlar. Bu yenilikçi teknoloji sayesinde İspanya, sadece kaçak su kayıplarını azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda enerji tasarrufu sağlıyor ve su kaynaklarını çok daha verimli kullanabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Okyanuslar, dünya üzerindeki suyun büyük bölümünü barındıran, iklimi dengeleyen ve milyonlarca canlıya ev sahipliği yapan devasa ekosistemlerdir. Ancak iklim değişikliği, kirlilik ve aşırı avlanma gibi faktörler, bu hassas deniz sistemlerini giderek daha fazla tehdit ediyor. Özellikle mercan resifleri, okyanus ekosistemlerinin en değerli yapılarından biri olmasına rağmen, artan sıcaklıklar ve asitlenme nedeniyle hızla yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu noktada, yapay mercan resifleri çevresel restorasyon çalışmalarında umut vadeden çözümlerden biri olarak öne çıkıyor. Geri dönüştürülmüş malzemelerden veya doğaya uyumlu özel yapılarla oluşturulan bu resifler, doğal mercanların büyümesini destekleyerek deniz yaşamının korunmasına katkı sağlıyor. Bu projeler, ekosistemlerin kendini yenileyebilmesi için güçlü bir zemin hazırlarken, sürdürülebilir su yönetimi anlayışının da önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor.

  • UÇAMASALAR DA KUŞLAR

    Cüsselerinin büyük olması, minik kanatlara sahip olmaları ya da hiç kanatları olmaması sebebiyle uçamayan kuş türleri vardır. Bu kuş türleri büyük kanat kaslarını destekleyen omurgaları sahip olmasa da, hayatta kalma yeteneklerini çoğunlukla güçlü bacakları ile sağlarlar. Uçamayan kuş türlerini sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yeni Zelanda’da yaşayan kivi kuşları kanatları olmadığı için uçamayan bir kuş türüdür. Boyu 45 cm olan kivi kuşlarının ağırlıkları ise dört buçuk kilogramı bulabilmektedir. Gagaları uzun bir hortuma benzeyen bu kuş türünün en önemli özelliği çok iyi koku alabilmesidir. Bacakları kalın ve güçlü olduğu için çok iyi koşabilen kivi kuşları gece avlanır, gündüz ağaç kovukları gibi karanlık yerlerde saklanırlar. Kivi kuşlarında kuluçkaya sadece erkek kuşlar yatar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Afrika kökenli olan deve kuşları, uçamayan en büyük kuş türüdür. Ağırlıkları 63 ile 130 kg arasında değişen deve kuşunun boy uzunluğu ise 2,75 metreyi bulabilmektedir. Uçamamasının oluşturduğu dezavantajı saatte 97 km hızla yarım saat boyunca durmaksızın koşabilmesi ile kapatır. Kuşlar arasında en büyük yumurtaya sahip olan deve kuşlarının açık kanat uzunluğu 32 metreyi bulmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yeni Zelanda’da yaşayan weka kuşu da uçamayan kuş türlerinden biri. Ortalama büyüklüğü bir tavuk kadar olan weka’ların kızıla çalan kahverengi gagaları 5 cm uzunluğundadır. Dişi ve erkeklerinin nöbetleşe kuluçkaya yattığı weka’lar sivri kuyruklarını tıpkı yavru bir köpek gibi sürekli sallarlar. Uçamayan tüm kuş türlerinde olduğu gibi sağlam ve güçlü bacakları vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Hindistan’nın güneydoğusundaki kırmızı hint kuşundan geldiği düşünülen tavuklar, dünyada en fazla bulunan kuş türüdür. Bir tavuk senede 300’den fazla yumurta yapabilmektedir. Tavukların boyunlarında bir zürafadakinden daha fazla kemik bulunur. En yakından tanıdığımız kuş türü olan tavukların uçuş rekoru yalnızca 13 saniyedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Oldukça iri cüsseleri ile uçamayan bir kuş türü olan tepeli devekuşu en tehlikeli kuş türüdür. Avustralya ve Yeni Gine ormanlarında görülen bu kuş türünün ortalama boyu bir buçuk metreyi geçebilmektedir. Kıla benzeyen tüy yapısı kuru kalmalarını sağlar. 50 senelik ömürleri ile dünyanın en uzun yaşayan kuş türleri arasına girer. Hantal görüntüsüne rağmen hızlı bir koşucu olan tepeli devekuşunun pençeleri 10 santimetreye ulaşabilmektedir. Erkek tepeli devekuşu 50 gün süren kuluçkaya tek başına yatmaktadır ve yumurtadan çıkan yavrusunu 9 ile 18 ay boyunca yine tek başına yetiştirmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Genellikle gece papağanı olarak bilinen kakapo, uçma yeteneğini kaybetmiş bir gece kuşudur. Yeni Zelanda’da yaşayan kakapoların gaga çevresi bıyık benzeri sert bir tüyle kaplıdır. Uçamayan tek papağan türü olan bu tür aynı zamanda dünyanın en ağır papağanıdır. Kamuflaj yeteneği ile zorlu doğa şartlarında saklanabilen kakapoların vücut uzunluğu 54 ile 68 cm arasında değişebilmektedir. Çok kısa kanatlara sahip olan kakapolar, kanatlarını ağaçlardan aşağı atlarken denge oluşturacak şekilde kullanırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Galapagos Adaları, Antartika, Yeni Zelanda, Avustralya, Güney Amerika, Güney Afrika ve Güney Kutbu’nda yaşayan penguenler kuş türü olmalarına rağmen denizde daha çok vakit geçirirler. Boyları 30 ile 105 cm arasında değişen penguenlerin 18 türü bulunmaktadır. En iri penguen türü 45 kilograma ulaşan ağırlığıyla İmparator penguen türüdür. Ayakta durabilen penguenler, aynı zamanda çok hızlı yüzücüdürler. Kanatları uçmalarını sağlayan anatomik özelliklere sahip olmasa da, su altında çok hızlı yüzmelerini sağlayan yüzgeç görevi görmektedir. Kalın yağ tabakası sıfırın altındaki dondurucu soğuklarından korunmalarını sağlamaktadır.

  • 9 Maddede İstanbul Fatihi Fatih Sultan Mehmet

    9 Maddede İstanbul Fatihi Fatih Sultan Mehmet

    Sadece 49 yıl yaşamasına rağmen en çok iz bırakan hükümdarlardan biri, Osmanlı İmparatorluğu’nun daha 19 yaşındayken tahta çıkan yedinci padişahı, İstanbul Fatihi,  “Grand Turco” yani Fatih Sultan Mehmet’i 9 maddeyle listemize taşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı İmparatoru olarak birçok başarıya imza atmış olsa da dünya çapındaki ününün hatırı sayılır bir kısmını, henüz 21 yaşındayken elde ettiği zamanının en büyük askeri başarılarından biri; Konstantinopolis’in fethi ile elde etmiştir. Bu zafer, on günlerce süren bir kuşatmanın zekice yönetilmesiyle mümkün olmuş ve tarihin akışını değiştirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Fatih Sultan Mehmet fetih süresince tüm dünyayı hayran bırakan stratejiler, zeki çözümler geliştirmiştir. Haliç’e deniz yoluyla ulaştırması mümkün görülmeyen gemileri, karadan silindirler üzerinde ilerleterek Haliç’e indirmiş, kendi tasarımı olan Rumeli Hisarı diğer adıyla Boğazkesen’i İstanbul’u alabilmek için inşa ettirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un fethi sadece bu topraklarda değil, tüm dünyada yankı uyandırmıştı. Tarihin en büyük imparatorluklarından biri bu şekilde son bulmuş ve Osmanlı’nın başkenti olan İstanbul, müslüman bir devletin hâkimiyeti altına girmişti ve bu durum Ortaçağ’ın sonunu getiren gelişmelerden biri olarak kabul edildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Fatih Sultan Mehmet’in tüm dünyada saygı görmesinin ve Grand Turco olarak adlandırılmasının sebeplerinden biri de çok iyi bir eğitim alması ve bilime karşı sevgi ve ilgisiydi. Zamanının en büyük âlimleri arasındaki Şeyh Akşemseddin padişahın hocalarından biriydi. Üniversite seviyesinde eğitim veren ilk kurum olan Sahn-ı Seman’ı Fatih Külliyesi içinde kurmuş böylece İstanbul Üniversitesi’nin temellerini atmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bilime olduğu gibi sanata da büyük ilgi gösterirdi. Ünlü İtalyan ressam Gentile Bellini Fatih’in portresini yapmış, bu eser Osmanlı İmparatorluğu’nda yağlıboya resmin ve portre ressamlığının gelişmesine katkı sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Osmanlıca, Arapça ve Farsça dışında İbranice, Keldanice, Slavca, Latince, Yunanca ve İtalyanca gibi 6 yabancı dil bilen padişah, çağın en büyük eserlerini okumuştu ve böylece yabancı kültürleri de yakından tanırdı. Fatih Sultan Mehmet edebiyat alanında ise sadece bir okuyucu değildi, sanatkâr kişiliği bu alanda da kendini göstermiş, ünlü padişah “Avni” mahlasını kullanarak birçok şiire de imza atmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hem kendi zamanında hem de günümüzde tüm dünyada saygı gören Osmanlı İmparatoru, farklı kültürlere, dinlere ve yaşam tarzlarına saygılı bir hükümdardı. Çağın ünlü matematikçi, dilbilimci ve astronumu Ali Kuşçu’nun yanı sıra birçok Batılı bilim insanı ve sanatçıyı da sarayında konuk etmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un mimari çehresinde de büyük etkisi olmuş bir hükümdardı, onun emriyle yapılan birçok eser içinde Topkapı Sarayı, Rumeli Hisarı, İstanbul’un ilk külliyesi olan Fatih Külliyesi de bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un fethiyle akıllara kazınan Fatih Sultan Mehmet’in mezarı da özdeşleştiği bu güzel şehirde bulunur. Adı hem İstanbul’da hem de Türkiye’nin farklı yerlerinde parklara, köprülere verilmiş, onu anlatan birçok film ve dizi yapılmış, kitaplar yazılmıştır.

  • KIRMIZI EN ÇOK BU BİTKİLERE YAKIŞIYOR

    Kırmızı çiçekler dünya genelinde sevgiyi ifade etmenin en iyi yolu olarak kabul edilir. İster büyük ve gösterişli çiçekler olsun ister küçük ve zarif, bu rengin gücü doğanın ve yeşilin ihtişamı ile birleştiğinde hem göze hem ruha hitap ediyor. Kırmızı açan çiçekler sadece estetik güzellikleriyle değil aynı zamanda oluşturduğu duygusal etki ile de önemli bir rol oynuyor. Kimi zaman aşkın ve zarafetin kimi zaman özlemin kimi zaman da gücün ve asaletin sembolü olan kırmızının en güzel tonlarını taşıyan çiçekleri ve özelliklerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kırmızı Lilyum ” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı Asya olan ve güneşi oldukça seven lilyumun uzun ve ince gövdeler üzerinde büyüyen çiçekleri büyük ve huni şeklinde parlak kırmızı tona sahiptir. Zambakgiller familyasından olan lilyumun kırmızı, beyaz, sarı, pembe ve turuncu renkli gösterişli çiçekleri bahar ve yaz aylarında açar ve güzel kokusuyla dikkat çeker. Hoş kokusunun yanı sıra dekoratif görünümleri ile ön plana çıkan çiçeklerden olan lilyum, zarafetin, asaletin ve masumiyetin temsilcisi olarak bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Guzmanya ” title_font_size=”13″]

    Egzotik, dayanıklı ve gösterişli bir bitki olan guzmanya, özellikle iç mekânlarda dekoratif amaçlarla yetiştirilen popüler bir çiçektir. Parlak renkli çiçekleri ve yapraklarıyla dikkat çeken guzmanyanın rozet şeklindeki yapraklarından yükselen kırmızı çiçekleri uzundur. Tropikal bölgelerde doğal olarak yetişen guzmanya, nemli ve sıcak iklimleri sever. Bu nedenle iç mekânlarda yetiştirirken aydınlık ama direkt güneş ışığı almayan alanlar tercih edilmelidir; ayrıca bitkinin geceleri havadar bir ortamda durması önemlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yıldız Çadırı” title_font_size=”13″]

    “Sabah çiçeği” veya “sabah yıldızı” olarak da bilinen bir tür sarmaşık bitkisi olan yıldız çadırı, zarif çiçekleriyle tanınır. Bahçelerde, çitlerde ve pergolalarda yetiştirilir. Hızlı büyüyen bitkinin yaprakları ince ve tüylüdür. Çiçekler ise küçük ve geometrik bir yapıdadır. Çiçeklerin ortasındaki beyaz veya sarı renkteki boğum, çiçeğin güzelliğine güzellik katar. Sabah güneşiyle birlikte kırmızı çiçeklerini açan yıldız çadırı, akşamları tekrar kapanır. Yıldız çadırı sarmaşığı soğuk havalara karşı dayanıklı bir türdür, uygun şartlarda yetiştirildiği taktirde bitki boyu 6 metreye kadar uzayabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gelincik ” title_font_size=”13″]

    Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika’nın yemyeşil çayırlarında kırmızı çiçekleriyle görsel bir şölen sunan gelincik, oldukça zarif bir yapıya sahiptir. Çiçeklerini yaz aylarında açan gelinciğin bazı türleri beyaz, pembe, mor veya turuncu olabilir. Sıcak havaların sembolü olan gelincik birçok kültürde özgürlük, aşk ve güzellik gibi anlamlar taşır. Ayrıca Bozcaada’da gelincik yaprağı, tarçın, şeker ve suyla yapılan şerbet, bölgede Türk kahvesinin yanında içilmekte ve ferahlatıcı bir tat sunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Antoryum ” title_font_size=”13″]

    Tropikal bölgelerde doğal olarak yetişen antoryum, büyük ve parlak yaprakları ile dikkat çekici kırmızı çiçekleriyle iç mekânlarda en çok tercih edilen bitkilerin başında gelir. Yaprakları kalp şeklindedir, parlak ve pürüzsüz bir yüzeye sahiptir. Çiçekleri ise dolgun ve dayanıklıdır; beyaz, pembe veya mor renkte de olabilir. Çiçeklerin ortasında ise uzun bir çiçek başı bulunur. Antoryum sadece dekoratif bir bitki olmanın ötesinde havayı temizleme özelliğine de sahiptir. Yaprakları havadaki zararlı maddeleri emerek temizler ve daha sağlıklı bir ortam sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gelin Tacı ” title_font_size=”13″]

    Hanımeligiller familyasının bir diğer kırmızı üyesi gelin tacının kalp şeklindeki yapraklarının arasından açan beyaz, pembe, mor, kırmızı veya turuncu çiçekleri sıra dışı sayılabilecek bir güzelliğe sahiptir. Işık seviyesine göre renk değiştiren çiçekleri gölgede daha beyazken tam güneşte ise kırmızı tonlarını alır. Küçük, çalı tipi görünümü ve eşsiz güzellikte renk renk çiçekleri ile Asya kökenli gelin tacı, bahçe çiçeği olmasına rağmen büyük saksılarda, balkon ve verandalarda da yetiştirilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Atatürk Çiçeği ” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı Meksika ve Orta Amerika olan çiçek, ülkemize Atatürk zamanında getirilir ve Ulu Önder tarafından çok sevildiği için adına “Atatürk çiçeği” denilir. Çok sıcak ya da çok soğuk ortamlarda tutulmaması gereken bir bitki olan Atatürk çiçeği, güneşi sever ve bu nedenle gün içerisinde sürekli güneşe ihtiyaç duyar ancak güneş ışığına doğrudan maruz bırakılmamalıdır. Kış ayları bittiğinde yapraklarını döken çiçeğin bahar aylarında gövdesi üzerinde bulunan cansız yapraklar temizlenerek ve bitkinin zayıf dalları kesilerek budama işlemi tamamlanır. Bitkinin kırmızı açması için ise eylül ayından sonra karanlıkta beklemesi şarttır. Günde en az 14 saat ışıksız kalması gereken bitkiyi bir dolaba koyabilir ya da üzerine ışık geçirmeyen bir örtü örtebilirsiniz.

  • Eğer Sevimli Bir Canlıyı Hayatınıza Almayı Düşünüyorsanız…

    Eğer Sevimli Bir Canlıyı Hayatınıza Almayı Düşünüyorsanız…

    Hayatımıza sevgi katan minik dostlarımızı gözetmek, onların haklarını korumak insanlar olarak bizlerin görevi dedik ve sevimli bir canlıyı sahiplenme niyetinde olanlar için küçük bir liste hazırladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    kedi

    Bir canlıyı sahiplenmek için harekete geçmeden önce ortalama 10-15 yıllık bir hayat arkadaşı edineceğinizin bilincinde olmalısınız. Bu uzun soluklu yolculukta beslenmesinden sevgi ihtiyacına, sağlığından fiziksel bakımına arkadaşınızın sorumluluğunun sizde olacağını kavramalı ve sorumluluklarınızı yerine getirebileceğinizden emin olmalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    köpek

    Sevimli dostunuzun günlük olarak açık havada vakit geçirmesi gerektiği gibi, veteriner ve mama gibi harcama gerektiren ihtiyaçları da olacak. Yani bir kedi ya da köpek sahiplenmek istediğinizde ekonomik koşullarınızın uygunluğunu ve yeterli zamanınızın olup olmadığını tekrar gözden geçirmenizde fayda var.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hayvan sahiplenmek isteyenlerin çoğunluğunun tercihi cins kedi ya da köpekler oluyor, oysa sokak ya da barınaklar bir yuvaya ihtiyaç duyan birbirinden güzel canlılarla dolu. Ama illa ki cins bir hayvan sahiplenme niyetindeyseniz hayvan severlerin açtığı internet siteleri üzerinden bir şekilde yuvasından ayrılmış kedi ya da köpeklerle buluşabilir, mahrum kaldığı ev sıcaklığını ona tekrar yaşatabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir kedi ya da kuş sahiplenmek istiyorsanız sorun olmayacaktır belki ama bir köpek sahiplenme niyetindeyseniz oturduğunuz evin konumunu gözden geçirmeniz gerekir. İdeali bahçeli bir ev iken en kötü ihtimalle eviniz, köpeğinizin rahatça koşup oynayabileceği bir parkın yakınlarında olmalıdır. Aksi takdirde dostunuzu güdüsel ihtiyaçlarını karşılamaktan mahrum bırakmış olursunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    pug cinsi köpek

    Bir kedi, bir köpek ya da minik bir kuş… Sizin yoksa bile evinizdeki bireylerin ve hatta çocuklarınızın bu sevgi yumağı canlıların tüylerine, kokusuna alerjisi olup olmadığını biliyor musunuz? Ev halkından birinin sahipleneceğiniz hayvana özel bir alerjisi bulunuyorsa durumun sizin için de minik dostunuz için de zora gireceğini unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    barınak, köpek

    Yavru kedi ya da köpek sahiplenmek isteyenlerin genel düşüncesi kendisini daha çabuk benimsemesi ve alışması oluyor. Oysa bu canlılar o kadar sıcakkanlı ki hangi yaşta olursa olsun sevgi ve ilgi gördükleri bir kişiye kısa sürede alışabiliyorlar. Unutmayın ki yuva arayan ama yavru olmayan hayvanlara kucak açmak da hayvanseverliğin yazılı olmayan kanunlarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    hayvan sahiplenme

    Düşündünüz taşındınız, kendinizi ve şartlarınızı gözden geçirdikten sonra bir canlıyı sahiplendiniz. Yapacağınız ilk iş barınaktan, sokaktan veya sahibinden alarak sahiplendiğiniz minik canlıyı bir veterinere götürmek ve sağlık kontrolünden geçirmek olmalı. O gün gerekli aşılarını hatta bakımını yaptırarak yeni hayatınıza ilk adımı atabilirsiniz.

  • Hayatımızın Her Yerinde Bulunan Plastik Hakkında

    Hayatımızın Her Yerinde Bulunan Plastik Hakkında

    Mutfağımızdan salonumuza, kıyafetlerimizden çocuklarımızın oyuncaklarına, ulaşım araçlarından ofislerimizde kullandığımız eşyalara kadar hayatımızın pek çok alanında yer verdiğimiz plastiği, çevreye zararlarını ve bu zararlar konusunda yapabileceklerimizi sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    çevre kirliliği

    Malumunuz plastik doğadan elde ettiğimiz bir madde değil, bazı ısıl işlemlerle elde ettiğimiz yapay bir ürün. Adını da Yunanca “plastikos” kelimesinden almış ki bu kelimenin kökeni “biçimlendirme” anlamına geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    deniz kirliliği

    Sıcakla temas ettiğinde kanserojen maddeye dönüşerek biz insanlar için zararlı hale gelen plastik araştırmalara göre her yıl 100 binden fazla deniz memelisinin ölümüne neden oluyor. Yani denizlere atılan plastikler sadece çevre kirliliğine değil onları besin zannederek yiyen deniz canlılarının ölümüne de neden oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    deniz kirliliği

    Dünya’mızda üretilmiş plastiklerin %46’sı okyanuslarda bulunuyor. Yapılan araştırmalara göre denizlerin dibinde ışığın, hareketliliğin, ısının çok düşük olması nedeniyle maddeler dibe çöküyor ve orada kalıyor. Bu konuda yapabileceğimiz en iyi şey, plastik atıklarımızı asla ve asla denizlere bırakmamak…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    poşet

    Her gün tüketilen milyonlarca plastik poşet konusunda bütün dünya uzun zamandır alternatif çözüm arayışına girdi. Bu konuda bilinmesi gereken detaylardan biri de özellikle siyah poşetlerin çevre sağlığına oldukça zararlı olduğu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    çevre kirliliği

    Plastik kavanoz ve şişeler plastiğe alternatif olarak en çok kullanılan materyaller arasında bulunuyor. Geri dönüşüm özelliği bulunmayan pet şişeler, pipetler çevre kirliliğini artırdığı gibi sağlıksız yaşama zemin hazırlarken, ambalaj olarak cam ürünleri tercih etmek en doğru tercih oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    deniz kirliliği

    2018 rakamlarına göre plastik üretimi 350 milyon tonu aşmış bulunuyor. Plastik üretiminde Çin, Endonezya, Filipinler, Tayland gibi ülkeler başı çekerken Almanya, Güney Kore, Avusturya plastikleri geri dönüştürmede ilk sıralarda yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    çevre kirliliği

    Plastiğin zararlarını en aza indirmek için enerjiye dönüştürmek, geri dönüştürerek kullanmak ve imha etmek gibi bazı yolları bulunuyor. İmha etmek doğada kalıntı bırakacağı için doğru bulunmazken geri dönüştürmek, doğayla temas ettirmeyeceği ve yeni plastik üretimine gerek bırakmayacağı için en doğru seçenek olarak görülüyor.