Blog

  • 8 Fotoğraf İle Sadelikle Şıklığı Bir Araya Getiren Minimalist Ev Tasarımları

    8 Fotoğraf İle Sadelikle Şıklığı Bir Araya Getiren Minimalist Ev Tasarımları

    “Sadecilik” ya da “sadelik” olarak Türkçeleştirebileceğimiz minimalizmin sanat ve felsefede birçok derin anlamı olsa da gündelik hayat temelinde baktığımızda, minimalizm sadece ihtiyacımız olduğu kadarına sahip olmak anlamına gelir. Hayatınızda amacı olmayan hiçbir ayrıntıya yer vermeyerek, gereksiz detaylardan kurtularak, daha sade bir yaşamı tercih ederek kendinizi minimalizmin güvenli kollarına bırakabilirsiniz. İşte karşınızda minimalizmi hayat tarzı edinen ellerden çıkmış 8 ev…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Minimalizm Evinizin Her Odasına Konuk Olabilir, İlk Başta İmkânsız Gibi Gelse De Çocuk Odalarına Bile…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gereksiz Aksesuarlar Yerine Renkleri Özgürce Kullanarak Evinizin Dekorasyonunu Farklılaştırabilirsiniz.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ya Da Karışık Desenler Yerine Düz Çizgilerin Uyumundan Faydalanabilirsiniz.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayatınızdaki Lüzumsuz Ayrıntıları, Evinize Yeni Bir Soluk Katacak Bitkilerle Değiştirebilirsiniz.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tasarımında İşleve Odaklanılmış Sade Mobilyalarla Düzenli Bir Ortam Yaratabilirsiniz.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Eşyaları Farklı Amaçlarla Kullanarak Gereksiz Alışverişlerden Kaçınabilirsiniz.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Misafirlerinizi Ağırlarken De Sade Bir Şıklığı Tercih Edebilirsiniz.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dekorasyonda Kullanacağınız Sanat Eserlerinde De Tercihinizi Sadelikten Yana Kullanabilirsiniz.” title_font_size=”13″]
  • 8 Madde İle İnsanlığın En Güzel Miraslarından Ayasofya

    8 Madde İle İnsanlığın En Güzel Miraslarından Ayasofya

    İnsanoğlunun yeryüzündeki en kıymetli miraslarından biri olan Ayasofya, karşı kıyıdan bakanlara Sultanahmet Camisi ile birlikte İstanbul’un kimliğini çizer. Adı, “ilahi bilgelik” anlamına gelen bu görkemli yapıyı Kültür ve Yaşam’ın 8 maddelik listesinde daha yakından tanıyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ayasofya, Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından yaptırılmış, 532 yılında başlanan inşası 5 yıl sürmüştür. Eserin büyüklüğüne bakıldığında bu oldukça kısa bir süredir fakat inşasında 10.000 işçinin çalıştığı bilgisini de eklemek gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en eski katedrali olan yapı bir kiliseye göre o kadar büyük yapılmıştı ki 1000 yıl boyunca bu büyüklüğün üstüne çıkan bir eser yapılamadığı ifade edilir. Bu haşmeti en iyi yansıtan detayı ise kubbesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bizans döneminin ürünü olan Ayasofya, Roma mimarisinin özelliklerini barındırır. Duvarları taş, tuğla ve harç ile inşa edilmiştir. İç yapı malzemesinde mermer ağırlığı dikkat çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ayasofya mermer küpleri, süslemeleri, freskleri ve mozaikleri ile efsaneleşir. Altın varak hâkimiyetindeki “Sunu Mozaiği” dünyanın en özel eserleri arasında bulunur. İstanbul ve Ayasofya maketlerini Hz. Meryem’e sunan imparatorların tasvir edildiği mozaiğin 10. yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethiyle camiye dönüştürülen yapıya, İslam’ı sembolize eden iç detaylar ve farklı zaman dilimlerinde dört adet minare eklenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ayasofya’nın iki katlı yapısında dikkat çeken bölümlerinden biri Dilek Sütunu ya da Terleyen Sütun adı verilen yerdir. Bronz levhalarla kaplanmış ortası oyuk bu sütunun olağanüstü özelliği olduğunu düşünen insanlar Bizans döneminden bu yana başparmaklarını bu oyuğa sokarak şifa bulacaklarına ya da dileklerinin olacağına inanmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ayasofya’nın yapımı ile ilgili çok sayıda efsane vardır. Altında gizli geçitler olduğu, sütunlarını Süleyman Peygamberin emrindeki devlerin taşıdığı, kilisenin planını arıların yaptığı, kapılarının tılsımlı olduğu bu efsanelerden sadece birkaçıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ayasofya 1 Şubat 1935 yılında müzeye dönüştürülmüştür ve dünyanın her yerinden ziyaretçileri akın akın İstanbul’a ve kendine çekmeye devam etmektedir.

  • Kültürümüzde ve Damağımızda Yer Etmiş 10 Türk Şekerlemesi I

    Kültürümüzde ve Damağımızda Yer Etmiş 10 Türk Şekerlemesi I

    Türk mutfak kültürünün yüzyıllardır tüketilen lezzetleri arasında birbirinden güzel tatları, ilgi çekici görüntüleriyle tanınan şekerlemelerimiz de yer alır. Bu şekerlemelerin bir kısmı geleneklerimizin ayrılmaz bir parçası haline gelmiş, bazıları kahvenin yanında, misafir ziyaretlerinde vazgeçilmez ikramlar haline gelmiştir. Biz de bu lezzetleri sayfamıza konuk etmeye karar verdik ve tadına doyamadığımız şekerlemelerimizi ilk 10 tanesiyle karşınızdayız…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cezerye” title_font_size=”13″]
    türk şekerlemeleri

    Tüm ülkede sevilerek tüketilse de en çok Mersin bölgesiyle özdeşleşen cezerye, haşlanmış ve kavrulmuş havucun içine fındık, fıstık katılarak ve genelde kare şeklinde kesilen şekerlemenin üzeri Hindistan cevizi kaplanarak hazırlanır, yemeğin üzerine tatlı niyetine ya da canınız şekerli bir atıştırmalık çektiğinde afiyetle tüketilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Akide Şekeri” title_font_size=”13″]

    Osmanlı zamanından beri rengârenk görüntüsüyle şekerci dükkânlarının vitrinlerini süsleyen akide şekerinin onlarca çeşidi bulunur. Akide şekeri tarçınlısı, nanelisi, kahvelisi, çileklisi, fındıklısı, susamlısıyla yediden yetmişe herkesin gönlünü kazanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kestane Şekeri” title_font_size=”13″]

    Özellikle Bursa çevresine gidenlerin almadan dönmediği kestane şekerinin 16. yüzyıldan beri hem bizim topraklarımızda hem de özellikle Fransa’da olmak üzere Avrupa’da sevilen bir şekerleme olduğu bilinir. Kestanenin haşlandıktan sonra şerbetlenmesiyle yapılan bu meşhur şekerlemenin üstü çikolata kaplı çeşitleri de pek sevilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lohusa (Kızamık) Şekeri” title_font_size=”13″]

    Parlak kırmızı rengiyle tanıdığımız bu şeker şerbet hazırlarken kullanılır. Tarçın, karanfil gibi baharatlarla kaynatılan şeker, lezzetli bir şerbete dönüşür; adından da anlaşılacağı gibi yeni annelere ve onu ziyarete gelenlere ayrıca kızamık olan çocuklara içirilir. Şerbetin üzeri genellikle file bademle süslenir, badem ile şerbet mükemmel bir lezzet dengesi oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Badem Şekeri” title_font_size=”13″]

    Bademin şekerle kaplanmasıyla elde edilen badem şekeri, misafirliklerde özellikle de bayram günlerinde ikram edilir. Nikâh şekerinin de ana malzemesi olan badem şekeri kültürümüzde yer etmiş lezzetlerimizden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Portakal Şekeri” title_font_size=”13″]

    Portakal kabuklarını değerlendirmenin en güzel yolu olan portakal şekeri, kabukların büyük tencerelerde kaynatılması ve sonra tatlandırılmasıyla elde edilir. Şekercilerden de satın alabileceğiniz portakal şekerini yediğiniz portakalların kabuklarını biriktirerek evinizde de yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Macun Şekeri” title_font_size=”13″]
    şekerleme

    Uzun bir tarihe sahip olan macun şekerini eskiden sokakta gezen satıcılar satar, özellikle çocuklar dört gözle macuncuyu beklerdi. Günümüzde renkli görüntüsü ve ilginç sunumuyla çocukların olduğu gibi turistlerin de ilgisini çeken macunu özellikle turistik bölgelerde görmek mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pişmaniye” title_font_size=”13″]

    İlk kez Kandıralı Hayrettin Paşa tarafından yapıldığı düşünülen pişmaniyenin ana malzemeleri un, şeker ve tereyağıdır. Bu basit malzemelerin ustaca bir araya getirilmesiyle meşhur lezzetini kazanan pişmaniye özellikle İzmit bölgesinden yolu geçenlerin tadını çıkarmadan edemediği bir lezzet zenginliğimizdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mevlana (Peynir) Şekeri” title_font_size=”13″]
    şekerleme

    Sadece su, şeker ve limonla hazırlanan Mevlana şekeri, Konya şehrimizin tüm ülkeye sunduğu bir lezzet olmuştur. Osmanlı zamanında hanedan üyeleri için İstanbul’a da yollanan Mevlana şekerinin renkli çeşitleri de üretilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Koz Helva (Nuga)” title_font_size=”13″]
    turkish candy

    Fındık, fıstık gibi kuruyemişlerin yumurta akı, bal ve şekerle karıştırılarak bar haline getirilmesiyle hazırlanır. Çocukluğumuzda diğer şekerli atıştırmalıklara kıyasla daha masum olduğu için anneler tarafından mazur görülen koz helva, hâlâ marketlerin, bakkalların, şekercilerin raflarında yer alır.

  • EMOJİLER BULMACASINDA SIRA TÜRK FİLMLERİNDE

    EMOJİLER BULMACASINDA SIRA TÜRK FİLMLERİNDE

    Birbirimizle mesajlaşırken kullandığımız gülen yüzler, şaşkın suratlar, kalp dolu gözler, meraklı bakışlar, çiçekler, sevimli hayvancıklar, yani çeşit çeşit emojiler bu kez sizin için hazırladığımız Türk filmleri bulmacasında bir araya geldi. Bakalım sorduğumuz filmlerin isimlerini bulabilecek misiniz? Birer cümlelik ipuçlarını ve emojilerin anlatmaya çalıştıklarını birleştirdiğinizde fazla zorlanmayacağınızı düşünüyoruz. Sağlamayı ise sayfanın en altına yazdığımız cevaplara bakarak yapabilirsiniz. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çağan Irmak’ın senarist ve yönetmenliğini yaptığı 2005 yapımlı film…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    2014 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan Nuri Bilge Ceylan filmi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu’nun hikâyesini konu eden film…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Filmin başrollerinde Tarık Akan, Halit Akçatepe ve Kahraman Kıral rol alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Başroldeki Türkan Şoray, filmin adını taşıyan şarkıyı da seslendiriyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yönetmen Semih Kaplanoğlu’ndan Yusuf Üçlemesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Film, adını Rüştü Asyalı’nın canlandırdığı masal kahramanından alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    1973 yapımlı filmin başrollerinde Filiz Akın ve Ediz Hun bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Komedi ve dramın içi içe geçtiği 2015 yapımlı Ali Atay filmi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Bu romantik komedi filminde Hülya Koçyiğit ve İzzet Günay rol alıyor.

    Cevaplar:

    1. Babam ve Oğlum
    2. Kış Uykusu
    3. Kelebeğin Rüyası
    4. Canım Kardeşim
    5. Kara Gözlüm
    6. Yumurta, Süt, Bal
    7. Keloğlan
    8. Kareteci Kız
    9. Limonata
    10. Kezban Paris’te
  • 9 Madde İle Mükemmel Gelinliği Nasıl Seçersiniz

    9 Madde İle Mükemmel Gelinliği Nasıl Seçersiniz

    Bir düğün davetinin belki de en önemli ayrıntısı gelinliktir. Gelinler aylar önceden heyecanla bu özel günde ne giyeceklerini düşünmeye başlar ama gelinlik seçimi önemli olduğu kadar zordur da… Biz de gelinlere yardımız dokunsun istedik ve mükemmel gelinliği ve uygun aksesuarları seçmek için 9 maddelik bir rehber hazırladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gelinlik almak için dükkânları gezmeye başlamadan önce bol bol araştırma yapın. İnternette ya da moda dergilerinde bulabileceğiniz modelleri inceleyerek tam olarak nasıl bir gelinlik istediğiniz konusunda fikir sahibi olun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Gelin adaylarının en sık düştüğü hatalardan biri düğüne kadar forma girerim düşüncesiyle kendilerine dar gelen gelinlikleri seçmek oluyor. Unutmayın ki üstünüze göre olmayan bir gelinliğin modelini tam olarak anlamanız ve bu önemli seçimde doğru kararı vermeniz mümkün olmayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gelinlik seçimi sürecinde karşılaşabileceğiniz zorluklardan biri de bütçenizi aşan bir gelinlikte aklınızın kalması. Böyle bir durumla karşılaşmamak için bütçenizi önceden belirlemeniz ve bu bütçeyi aşmayan modelleri denememeniz yerinde olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Gelinliğinizi seçerken en çok dikkat etmeniz gereken detaylardan biri düğün davetinin teması olmalı. Şık bir salonda yapılacak organizasyon için tasarlanmış gelinlik modeli bir kır düğünü için uygun seçim olmayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gelinlik seçerken zevkine güvendiğiniz büyüklerinizin, arkadaşlarınızın görüşlerini almak karar vermenizi kolaylaştırabilir ama bu sizin düğününüz ve gelinliğiniz de sizin zevkinize uygun olmalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ayakkabı seçimi sadece gelinliği tamamlaması açısından değil, gece boyunca rahat etmeniz için de kritiktir. Unutmayın ki, evleneceğiniz gün hayatınız boyunca ayakta kalacağınız günlerin en uzunu olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Düğün gününüzde göz alıcı olmak istemeniz doğala ama kibar ve sade takılar seçmenizde yarar var. Takılarınızın gelinliğinizden rol çalmasını istemezsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Çoğu gelin adayı gelinliği duvak ile tamamlamayı tercih ediyor. Fakat fazla uzun bir duvak ile yürümenin zor olabileceğini hesaba katmanızda yarar var. Gelin saçı deyince akla topuzlar gelse de, eğer kır düğünü yapacaksanız saçlarınızı açık kullanmanız çok daha uygun olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Bu özel günde makyajı fazla abartmamanızda fayda var. Aralarda makyajınızı tazelemeye fırsat bulamama ihtimalini de hesaba katmayı unutmayın.

  • Ustadan Çırağa Gelenekten Geleceğe Aktarılan 8 Zanaat

    Ustadan Çırağa Gelenekten Geleceğe Aktarılan 8 Zanaat

    Kültürel mirasımızın önemli bir ögesi el sanatlarıdır. Her biri uzun bir tarihe, geleneklere dayanan zanaatlar ülkenin belli bölgelerinde çağlardır süre gelmektedir. Bu zanaatlarda ustalaşmak bir ömür sürdüğünden genellikle eğitime çocukluktan başlanır. Ustasından öğrendiklerini yıllar içinde geliştiren çırağın kendisi de bir usta olur ve böylece gelenek devam ettirilir. Listemizde, Türkiye’mizin farklı bölgelerinde yaşatılan 8 zanaatı ve inceliklerini huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dokumacılık” title_font_size=”13″]
    esnaf

    Türk el zanaatları arasında dokumacılığın yeri ayrıdır, ülkenin birçok yöresinde dokumacılık yapılsa da Denizli yöresi Buldan ve Tavas gibi ilçeleri ile dünya çapında haklı bir üne sahiptir. Bu bölgede nesillerdir süre gelen dokumacılık zanaatı 19.yüzyıla dek el ile mekik atılan tezgâhlarda yapılırken, günümüzde otomatik ve yarı otomatik tezgâhlar da kullanılıyor. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin mintanının Buldan’da dokunan bezlerden yapılmış olması buranın tarih boyunca dokumacılıkta ne kadar iddialı olduğunu gözler önüne seriyor. Yine Denizli sınırları içindeki Kızılcabölük’te ise ünlü Hollywood filmi Truva’nın kostümlerinin yapılması bu geleneğin layıkıyla devam ettirildiğinin güncel bir kanıtı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lüle Taşı İşlemeciliği” title_font_size=”13″]
    lüle taşı, esnaf

    Osmanlı Devleti’nin ihraç ettiği ilk ürün olduğu düşünülen lüle taşı, Anadolu’da sadece Eskişehir yöresinde çıkarılıyor. “Beyaz Altın” olarak da anılan lüle taşının bulunması ve çıkarılması zorlu bir süreç. Toprağın neresinden lüle taşı çıkacağı belli olmuyor ve lüle taşı toprağın altındayken henüz yumuşak bir halde olduğu için, onu çıkarırken oldukça özenli olmak gerekiyor. Lüle taşı çıkarıldıktan sonra ise başka bir zorlu süreç başlıyor, lüle taşını işlemek. Anadolu’nun Beyaz Altını ince bir işçilik sonucunda türlü pipolara, tespihlere, takılara dönüştürülüyor ve dünyanın dört bir yanına ihraç ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bakırcılık” title_font_size=”13″]
    esnaf

    Nesilden nesile aktarılan Türk el zanaatlarından bir diğeri ise bakırcılıktır. Bu zanaatı küçük yaşlardan itibaren öğrenmeye başlayan bakırcılar, keser, tokmak, neri ve tel çekiç kullanarak bakıra ustaca şekil verir, bakırdan, tencereler, tepsiler, ibrikler yaparlar. Bakır tencerelerde pişen yemeklerin tadı bir başka olur, hatta Türk yemeklerinin en iyi bakır tencerelerde piştiği söylenir. Bakırcılık ülkemizin her yerinde değerli bir zanaat olarak ilgi görse de en çok Diyarbakır ve Gaziantep yörelerinde gelişmiştir, bu bölgeyi her ziyaret eden bakır işçiliğinin inceliğine ve çeşitliliğine hayran kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Teknecilik” title_font_size=”13″]
    tekne yapımı, esnaf

    Bir yarımada olduğu için denizcilikle ilişkisi kuvvetli olan ülkemizde sürdürülen el sanatlarının bir diğeri de tekneciliktir. Günümüzde teknecilik deyince akla teknolojik üretim süreçleri gelse de bu topraklarda İyon Uygarlığı zamanından beri el testeresi, çekiç, çivi, rende, keser gibi basit aletlerle tekne yapılmaktadır. Bu geleneğin en iyi örneklerinden biri Bartın’ın Kurucaşile ilçesinde görülür, burada binlerce yıldır aynı özen ve ince işçilikle birbirinden güzel tekneler yapılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bastonculuk” title_font_size=”13″]
    esnaf, el yapımı, baston yapımı

    Ahşabın tornada işlenmesiyle yapılan bastonlar çağlardır dünyanın her yanında ilgi görür, her ülkede kullanılır. Türkiye’de bastonculuğun merkezi ise Zonguldak yakınındaki Devrek’tir. Burada 1800’lü yıllardan beri bastonculuk yapıldığı hatta Devrekli ustaların sarayda da saygıyla karşılandığı söylenir. Devrek bastonunun özelliklerinden biri de narinliğini ve hafifliğini yapımında kullanılan kızılcık ağacına borçlu olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kalaycılık” title_font_size=”13″]
    esnaf

    Kalaycılık ve bakırcılık birbirlerinden ayrılmaz el sanatlarıdır. Bakır kaplar, tencereler kullanıldıkça bakır korozyonu ortaya çıkabilir ve bu durum zehirlenmelere sebep olabilir, korozyonun önüne geçmek için bakırların düzenli olarak kalaylanması gerekir. Ateşte ısıtılan bakır kabın üzeri kalay ile kaplanır ve bakır soğuyunca kalay da sertleşir. Yıllar içinde bakırın kullanımı azaldıkça kalaycılık zanaatına da daha az rastlanmaya başlamıştır fakat bakırcılığın gelişmiş olduğu yerlerde kalaycılık da hâlâ uygulanmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Demircilik ” title_font_size=”13″]

    Genellikle eski kentlerin merkezlerinde yer alan demirci dükkânları neredeyse her yerde hayatın merkezi gibi görülmüşler. Ocağın başında kor halindeki demire şekil veren ustalar Anadolu’da hayatın nabzının demirci dükkânlarında attığını bilerek, gündelik işlevi çok yüksek aletleri büyük bir dikkatle imal ederler. Bu özverili zanaatın babadan oğula aktarıldığı durumlar sıkça yaşansa da usta – çırak ilişkisi zanaatkârlar için hala belirleyiciliğini koruyor. Ustaların kendi özel şekillerini oluşturup ürünlerin üzerine damgalayarak marka ve garanti gibi kullanmaları ise zanaatın sıkça rastlanan gelenekleri arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Taş Ustalığı” title_font_size=”13″]
    esnaf

    Tarih boyunca birçok önemli medeniyete ev sahipliği yapan Türkiye toprakları, birçok farklı mimari anlayış ile tanışmış, farklı çağlarda burada barınan medeniyetlerin mimari geleneklerinden beslenmiştir. En güzel örneklerini Mardin Midyat’ta gördüğümüz taş evler de bu birikimin bir sonucudur. Mardin’in dört bir yanına dağılmış olan taş atölyelerinde bu evlerin yapımında kullanılan taşlar hazırlanır, taş figürler incelikle işlenir. Taş ustalığı da diğer zanaatlar gibi genelde babadan oğula geçer, çünkü bu zorlu zanaatta tam bir usta olmak için eğitime küçük yaşlarda başlamak gerekir.

  • IŞIK SAÇAN CANLILAR

    Gezegenimizi milyonlarca farklı canlı türü ile paylaşıyoruz. Keşfedilmeyi bekleyen okyanuslar, büyük yağmur ormanları ve uçsuz bucaksız dağların zirveleri gelişen teknolojilerle daha da bilinebilir hâle geldikçe yeni yaşam formları ile karşılaşıyoruz. Biyolüminesans türlerin çoğu da işte bu bahsettiğimiz, henüz 100 yıldır bilinen canlılar arasında. Vücutlarındaki kimyasal tepkime ile ışık ürettikleri gibi, yaşamı paylaştıkları simbiyoz ilişki neticesinde de ışık yayan bu canlıların en ilginç yedi tanesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    “Coronate Medusa” olarak da bilinen Atolla denizanası dünyadaki tüm okyanuslarda yaşar. Rengi koyu kırmızı olan bu tür, tehlike anında dış kenarında kırmızı renkli polis sirenini andıran dairesel hareketli ışık yayarken, tepe bölümünde mavi ışık dalgasıyla tepkisini gösterir. DNA’sına işlenmiş bu yetenek ile okyanusun derin ve karanlık sularında ışık saçan Atolla denizanası, 13 santimetreyi bulan cüssesine rağmen gezegenimizin en ilginç canlılarından bir tanesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kısa kuyruğu ile alışageldiğimiz mürekkep balıklarından farklı olan Hawai mürekkep balığını diğer yakın akrabalarından ayıran en önemli özelliği okyanusun karanlık sularında yaydığı ışığı… Vibrio fischeri denilen bir bakteri ile simbiyoz ilişkisi sayesinde ışık yayan Hawai mürekkep balıkları aynı zamanda diğer canlıların yerini algılayabilen bir haritalama sistemine de sahip. Kıyıya yakın sığ sularda yaşayan tür, gece avlanır ve bedenindeki ışık yayan bakteri sayesinde gölgesi zemine düşmez, bu da av sırasında avantaj sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yaydığı yeşil ve mavi ışık ile derin denizlerin en ilginç canlılarından olan “Bathocyroe Fosteri”, Atlantik Okyanusu yakınlarında bol miktarda bulunur. Boyu 5 cm olan bu canlı, narin de olsa mavi ve yeşil ışık yayar. Biyolüminesans olan bu canlı şeffaf bir bedene sahip ve okyanusun derinliklerinde kurbağa sıçrayışına benzer hareketle loblarını birbirine çarpıştırarak hareket eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Karanlık derin denizlerde yaşayan fener balığı, yüzüne doğru sarkan feneri ile karanlıkta ışık saçarak ufak balıkları avlayarak beslenir. Bu ilginç balık, Türkiye’de Karadeniz hariç tüm denizlerde yaşar ve tadının lezzetli olmasından ötürü balıkçıların av listesinde yer alır. Atlas Okyanusu’nda da görülen fener balıklarının vücudu oldukça yassıdır. Büyük kafası ve dişleri ile korkutucu görüntüsü olan bu canlının sırtındaki dikenlerinden bir tanesi diğerlerinden daha uzundur ve ağzının önüne sarkar. Fener balığının ışık kaynağı bu dikenin ucunda bulunan bakteridir. 40 ile 60 cm arasında değişen büyüklükte olan fener balıkları üremek için dişi birey bulamadıklarında geçirdikleri metamorfoz ile dişiye dönüşür ve devasa boyutlara ulaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Deniz sularında özel olarak tasarlanmış mavi LED ışıklarına benzer ışık yayan noctiluca scintillans planktonu, yakamozda ışık üreten planktonların oluşturduğu etkileyici bir manzara oluşturur. Milyonlarca planktonun bir araya gelerek oluşturduğu bu eşsiz görüntünün dahası da var. Elinizi suya batırdığınızda teması hisseden bu canlılar ışıklarının elinizde bile yayılmasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bahar ve yaz aylarında çıkardıkları ses ve yanıp sönen ışığı ile biyolüminesans canlılar arasında çevremizde görmeye en alışık olduğumuz canlıların başında ateş böcekleri geliyor. Kısa aralıklarla yanıp sönerek ışık saçan bu tür, ışığının yanma-sönme ritmine göre erkek ve dişi bireyler arasında bir lisan oluşturur. Kimi araştırmacılar bu ışığın aynı zamanda bir savunma mekanizması olduğunu ve ateş böceğinin acımsı tadını avcılarına hatırlatmak için yaydığını belirtmiştir. Karın bölümlerinin son kısmında bulunan organından ışık yayan ateş böceklerinin yaydığı ışık, bu bölümdeki oksijenin yavaş yavaş oksitlenmesiyle ortaya çıkan kimyasal enerjinin ışığa dönüşmesiyle oluşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Mycena lux-coeli mantarı Japonya’nın Wakayama bölgesinde yaşar ve yağmurdan sonra ortaya çıkar. Büyürken yeşil renkli ışık saçan bu biyolüminesan mantar türü, ilk olarak 1954 yılında keşfedilmiş. Chinquapin cinsi bir meşe ağacının üzerinde yetişen bu mantarların şapka bölümlerinin çapı 2 santimetreyi buluyor ve ufak olmalarına rağmen bir arada oluşturdukları görüntü ışık şölenine dönüşüyor.

  • Televizyon Öncesi Dönemde Evde Ailecek Eğlenceli Zaman Geçirdiğimiz 8 Etkinlik

    Televizyon Öncesi Dönemde Evde Ailecek Eğlenceli Zaman Geçirdiğimiz 8 Etkinlik

    Televizyonun henüz oturma odalarımızın, salonlarımızın merkezi haline gelmediği günlerde evde ailemizle beraber zaman geçirmenin birçok eğlenceli yolu vardı. Tüm aile bir araya gelir, sohbet eder, oyunlar oynardık. Ufak bir nostalji yaşamak için sizi o günlere götürüyor, televizyon öncesi dönemde evde ailemizle nasıl zaman geçirdiğimizi 8 maddelik listemizle hatırlıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Arkası Yarın’ın bir sonraki bölümünü dinlemek için radyonun başına toplanırdık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sessiz sinema, kulaktan kulağa gibi oyunları oynarken ailecek güler eğlenirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    anılar

    Büyüklerimizin anılarını hep beraber eski fotoğraflara bakarak dinlerdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kızmabirader, isim-şehir gibi oyunları oynar, tatlı bir rekabet yaşardık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    torunlar

    Dedelerin, ninelerin dizleri dibine oturur, anlattıkları heyecanlı masalları dinlerdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sobanın üzerinde pişirdiğimiz kestanelerin mis gibi kokusu tüm eve dağılırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sıcacık çay demler, yanında annemizin pişirdiği keklerin kurabiyelerin tadını çıkarırdık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Büyüklerimizin keyifle sergilediği gölge oyunlarını hayranlıkla seyrederdik.

  • TÜRK TARİHİNİN BÜYÜK HARİTACISI PİRİ REİS

    1513 yılında Osmanlı denizcisi ve haritacısı Piri Reis tarafından çizilen “Dünya Haritası”, yalnızca bir coğrafi belge değil, aynı zamanda dönemin denizcilik birikimini ve keşif ruhunu yansıtan önemli bir eserdir. Günümüze ulaşan parçası; Güney Amerika’nın doğu kıyılarını, Afrika’nın batı kıyılarını ve Atlantik Okyanusu’nu ayrıntılı şekilde gösterir. Bu olağanüstü çalışma, yalnızca Osmanlı denizciliğinin ulaştığı düzeyi değil, 16. yüzyılın dünya görüşünü de belgeleyen kültürel bir miras niteliğindedir. Bu nedenle UNESCO, 2011 yılında aldığı kararla 2013 yılını “Piri Reis Haritası’nın 500. Yıl Dönümü” olarak ilan etmiştir. Yazımızda, Piri Reis’in haritalarına ve denizcilik mirasına detaylı biçimde göz atacağız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Piri Muhyiddin bin Hacı Mehmed (Piri Reis), 15. yüzyılın ortalarında Gelibolu’da doğar. Genç yaşta amcası Kemal Reis’in yanında denizciliğe başlar ve onunla Akdeniz’in çeşitli bölgelerinde seferlere katılır. Bu dönemde Venedik, Sicilya, Tunus, Cezayir ve İspanya kıyılarını dolaşır; Kuzey Afrika’daki bazı liman kentlerinde konaklar. Genç yaşta kazandığı bu deneyimler, Piri Reis’in hem denizcilik bilgisini hem de haritacılık yetkinliğini şekillendirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1495-1496 yıllarında II. Bayezid’in çağrısıyla devlet hizmetine giren Piri Reis, Osmanlı donanmasında önemli görevler üstlenir. 1499 yılında Batı Yunanistan’daki İnebahtı Kuşatması’nda göke kaptanı; 1500-1501 yıllarında ise Mora Yarımadası’nın güneybatısında bulunan Modon, Koron ve Anavarin’in fetihlerinde kadırga reisi olarak görev yapar. Aynı dönemde Ege’de ticaret yollarını korumak ve Rodos’taki Müslüman esirleri kurtarmak amacıyla düzenlenen seferlere katılır. 1511 yılında amcası Kemal Reis’in bir deniz kazasında hayatını kaybetmesinin ardından Piri Reis, Gelibolu’ya döner ve haritacılığa yönelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1513 yılında, onu dünya çapında tanınır kılacak ilk dünya haritasını hazırlar. Avrupa ve Afrika’nın batı kıyıları ile Güney Amerika’nın doğu kıyılarını gösteren bu harita, Amerika kıtasını betimleyen en eski haritalardan biri kabul edilir. Kristof Kolomb’un da aralarında bulunduğu yirmi farklı kaynaktan derlenerek oluşturulan bu eser, 16. yüzyılın Avrupalı ve Müslüman denizcilerine ait coğrafi bilgileri bir araya getiren son derece değerli bir belgedir. 1516-1517 yıllarındaki Mısır Seferi sırasında Nil Nehri boyunca yaptığı gözlemler, ona yeni coğrafi bilgiler kazandırır. 1513’te tamamladığı haritasını, 1517’de Mısır’ın fethinden hemen sonra Yavuz Sultan Selim’e sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Piri Reis, 1521’de Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad Seferi sırasında Tuna donanmasında görev alır; ardından Rodos Seferi gibi önemli deniz harekâtlarına katılır. 1524 yılında, Sadrazam İbrahim Paşa ile çıktığı Mısır yolculuğunda, Kitâb-ı Bahriyye’nin ilk taslağını İbrahim Paşa’ya sunar. 1526’da ise, Kitâb-ı Bahriyye’nin ikinci ve geliştirilmiş nüshasını tamamlar. Bu eser hem denizcilik rehberi hem de coğrafya ansiklopedisi niteliğinde olan çok önemli bir eserdir. Aynı yıl İbrahim Paşa’nın aracılığıyla Kanuni Sultan Süleyman’ın himayesine girer ve Hint Deniz Seferleri’nde görev alır. 1528 yılında ise hazırladığı ikinci dünya haritasını Kanuni’ye sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Piri Reis’in 1528 yılında çizdiği ikinci dünya haritasından günümüze ulaşan parça, haritanın kuzeybatı köşesini gösterir. Bu parçada Orta Amerika kıyıları, Florida, Kanada’nın kuzeydoğusu ve Grönland yer alırken; dönemin keşiflerine dayanarak adalar ve kıyılar daha doğru ve ayrıntılı biçimde gösterilmiştir. Kolomb’un hatalı haritasına dayanan ilk haritanın aksine, Bahama, Antiller, Haiti ve Küba bu kez daha gerçekçi biçimde çizilmiştir. Ayrıca, 1517-1519 yıllarında keşfedilen Yucatán Yarımadası ve Honduras’ın da bulunduğu bu haritada, Küba “Isla di Vana” olarak adlandırılır. İlk haritada yer almayan Yengeç Dönencesi, bu haritada “Günuzadısı” adıyla gösterilir ve yanına “Bu hat, günün çok uzadığı yere işarettir.” notu düşülür. Daha büyük ölçekli ve teknik açıdan gelişmiş olan bu ikinci harita, döneminin en ileri örneklerinden biri kabul edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sadece bir Osmanlı kaptanı olarak değil; aynı zamanda bir bilim insanı, bir kâşif ve çağının çok ötesinde bir haritacı olarak tanınan Piri Reis’in 1528 yılında hazırladığı ikinci dünya haritasının ne yazık ki yalnızca üçte biri günümüze ulaşır. Bugün Topkapı Sarayı’nda korunan bu harita, ondan bize kalan değerli bir mirastır. Piri Reis hakkında daha fazla bilgi için videomuzu izleyebilirsiniz.

  • ŞİİRLERDE DEMLENEN ÇAY

    ŞİİRLERDE DEMLENEN ÇAY

    5000 yıllık geçmişi olan çay bitkisi Türk toplumuyla geç tanışmışsa da kültürüne derin kökler salmakta gecikmemiş. Artık çoğumuz kahvaltıda çay, ikindi atıştırmalıkları yanında çay, akşam yemeğinden sonra çay içmezsek damağındaki tat eksik kalan kişileriz. Hâl böyle olunca edebiyatımızda kendisini göstermesine de şaşmamak gerekir. Kokusu, rengi ve lezzeti demlendikçe güzelleşen bu içecek bakalım şiirlerde hangi duygulara eşlik etmiş?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zindandan Mehmed’e Mektup – Necip Fazıl Kısakürek” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ne Kadar Güzel – Orhan Veli Kanık ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çay – Sezai Karakoç” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mutsuzluk Gülümseyerek – Cemal Süreya” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aylak Göz – Cahit Zarifoğlu” title_font_size=”13″]