Blog

  • İSTANBUL’U İSTANBUL YAPAN SARAY VE KASIRLAR

    İSTANBUL’U İSTANBUL YAPAN SARAY VE KASIRLAR

    İstanbul’u İstanbul yapan ne çok şey var öyle değil mi? Boğaz, Kız Kulesi, Sultan Ahmet Camii, Adalar, martılar, balık-ekmek, Kapalı Çarşı, sokak kedileri, Anadolu ve Rumeli Kavakları, Galata, Kadıköy, Üsküdar… Saymakla bitmez ki! Birbiriyle alakalı ya da alakasız ama hepsi İstanbul’a ait yüzlerce değere sahibiz. Saray ve kasırlar ise mimari açıdan en görkemlileri… Şüphesiz İstanbul denince yerli-yabancı herkesin aklına ilk önce Topkapı Sarayı gelecektir. Bu şehri çok daha güzel hâle getiren diğer saray ve kasırları da biz sıralayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Beşiktaş semtinde yer alan Yıldız Sarayı yekpare bir yapı değil köşkler, kasırlar, cami, saat kulesi, fotoğraf atölyesi, basımevi, tiyatro, müze, gözlemevi gibi ayrı yapıları aynı koruda buluşturan büyük bir saray kompleksiydi. İçindeki ilk eser, Sultan III. Selim’in annesi Mihrişah Sultan için yaptırdığı kasır olmuştu. II. Abdülhamit devrinde en görkemli günlerini yaşayan saray kompleksinden günümüze ulaşan yapılar arasında üçüncü avludaki Yıldız Şale de bulunmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    19. yüzyılda Sultan Abdülaziz tarafından inşa ettirilen Beylerbeyi Sarayı 3 bin m2’lik bir alanı kaplıyor. Dikdörtgen planlı ve iki katlı asıl sarayla birlikte iki küçük deniz köşkü, Mermer Köşk, Sarı Köşk ve Ahır Köşk de bu alanın içinde yer alıyor. Sarkis Balyan’ın mimarlığında yapılan Beylerbeyi Sarayı’nın denizden karaya doğru setler halinde yükselen bir bahçesi bulunmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Küçüksu Kasrı, dış cephesini süsleyen detaylı kabartmalar bir tarafa, iç cephesindeki halılardan tablolara, şöminelerden mobilyalara, parkelerden tavanlara kadar sanatsal özellikler taşıyan bir yapı. Nigoğos Balyan tarafından inşa edilen yapı bodrum katı ile birlikte üç katlı. Boğaziçi’nde, Anadolu Yakası’nda, Üsküdar-Beykoz sahil yolu üstünde yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1843-1856 yılları arasında 110 bin m2’lik alana inşa edilen, Beşiktaş’ta sahil bölgesinde yer alan Dolmabahçe Sarayı için en görkemli Osmanlı sarayı denir. Boğaz’a dönük cephesinin uzunluğu 600 metre olan saray binasında 285 oda, 44 salon, 68 tuvalet, 6 hamam bulunmaktadır. İç ve dış süslemelerinde Batı üslubu hâkim iken genel mimarisinde eklektik bir anlayış görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    18. yüzyıl Osmanlı mimarisiyle dikkat çeken Aynalıkavak Kasrı, adını, iç dekorasyonunda kullanılan büyük boydaki aynalardan almıştır ve bu aynaların dönemin padişahı III. Ahmet’e Venedikliler tarafından hediye edildiği bilinmektedir. Beyoğlu ilçesindeki Hasköy semtinde konumlanan yapı günümüzde ziyarete açık bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    750 metre boyunca uzanan ön cephesinde görkemli pencereleri, zengin süslemeleri ile Boğaz’dan geçenlerin gözlerini alamadığı Çırağan Sarayı, Beşiktaş ile Ortaköy arasında yer almaktadır. 19. yüzyılda inşa edilen yapı 1910’da büyük bir yangınla karşı karşıya kalarak yıllar süren bir sessizliğe bürünmüştür. Ardından büyük tadilatlardan geçirilerek 1990’ların başında otel olarak hizmete açılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ihlamur Kasrı dendiği vakit akıllara, etrafını saran yeşil alanla birlikte toplamda 24 bin 724 m2’lik bir alan gelmelidir. Sultan Abdülmecit’in buraya “Nüzhetiye” adını verdiği ve bu kelimenin neşe, sevinç, ferahlık anlamına geldiği bilinmektedir. Ihlamur Kasrı, alan içinde inşa edilmiş iki köşkten süslemeleri daha çok dikkat çeken Merasim Köşkü’nün adıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Sultan Abdülmecit’in 19. yüzyıl ortalarında kız kardeşi Adile Sultan için yaptırdığı saray, Üsküdar ilçesindeki Kandilli semtinde Boğaz manzarasına karşı konumlanmıştır. Adile Sultan tarafından 1899 yılında bağışlanan yapı bir süre Kandilli Kız Lisesi olarak kullanılmıştır. 1986 yılında geçirdiği yangınla büyük hasar almış ancak yapılan bağış yardımıyla restore edilerek günümüze ulaştırılabilmiştir.

  • Türk Sanat Tarihinin Emektar İsmi Erol Günaydın

    Türk Sanat Tarihinin Emektar İsmi Erol Günaydın

    Erol Günaydın, Türk sahnelerinin en sevilen isimlerinden biri olmasının yanı sıra çok yönlü bir oyuncu olarak da sanat tarihimizde özel bir yer edinmiştir. Tiyatro, sinema ve dizi oyunculuğunun dışında meddah yönünün de bulunması Erol Günaydın’ı özel bir sanatçı kılar. 2012 yılında kaybettiğimiz değerli oyuncumuzun çok yönlü sanat yaşamını anlattığımız listemizle Erol Günaydın karşınızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sanatçı 1933 yılında Akçaabat’ta doğdu fakat daha sonra ailecek Beşiktaş’a yerleştiler ve Erol Günaydın yatılı olarak Galatasaray Lisesi’ne girdi. Henüz okul yıllarında sınıfta yaptığı ufak gösterilerle yeteneğini sergilemeye başladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İlk kez Galatasaray Lisesi’nin Tiyatro Kulübünde sahne tozu yutan Günaydın, lisede yakından tanıma fırsatı bulduğu Fransız ekolünü sanat hayatında bir ilham olarak kullandı. Aldığı iyi eğitimin çok yönlü ve kalifiye sanatçı kişiliğindeki etkisi yadsınamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Haldun Dormen Cep Tiyatrosu’nda sergilenen “Papaz Kaçtı” oyunuyla profesyonel aktörlük hayatına adım atan Erol Günaydın, Dormen Tiyatrosu’nun sergilediği “Altın Yumruk”, “Ayı Masalı” gibi birçok oyunda da rol aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Erol Günaydın kariyeri boyunca tiyatrodan hiç vazgeçmedi ve birçok önemli oyunda yer aldı. Bir başka değerli oyuncumuz Ferhan Şensoy ile tiyatro çalışmalarına devam etti ve “Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı”, “Soyut Padişah”, “Fişne Bahçesu” gibi oyunlarda usta yeteneğini izleme şansı bulduk.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sinema kariyerine ise 1960 yılında, Sami Ayanoğlu’nun yönettiği Altan Erbulak ile başrolleri paylaştığı Yeşil Kurbağa filmiyle başladı ve 2010 yılına dek 80’den fazla yapımda aktör ve seslendirmeci olarak rol aldı. Güneşi Gördüm, Pardon, Vur Patlasın Çal Oynasın bu sinema filmlerinin arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ünlü oyuncu televizyon yapımlarında da rol aldı ve sevilerek izlenen birçok televizyon dizisinde rol aldı. Çiçek Taksi’nin Ramazan’ı, Tatlı Kaçıklar’ın Beton Raziye’si, Hırsız Polis’te Aksak’ın Babası, Sinekli Bakkal’ın Ali Küçük’ü olarak evlerimize konuk oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Erol Günaydın’ı eşsiz kılan özelliklerinden biri meddahlık geleneğinin günümüzdeki temsilcisi olarak kabul edilmesi, hatta “Son Meddah” diye anılmasıydı. Lisede İsmail Dümbüllü’nün taklidini yaparak meddahlık geleneğine ilgisini ve yeteneğini sergileyen sanatçı, ileride Dünya Tiyatrolar Günü İsmail Dümbüllü Ödülü’nü kazanacaktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Günaydın yeteneğini oyunculuğun her alanında göstermiş, bir seslendirme sanatçısı olarak birçok yapımda yer almıştı. Büyük ilgi gören Yüzüklerin Efendisi Üçlemesi’nin Bilbo Baggins’ini de o seslendirmiş ve sesi Bilbo Baggins karakteri ile kulaklarımıza kazınmıştı. Bir zamanların televizyon fenomeni Disko Kralı’nda müdavim konuk olarak yer almış, Athena grubunun Arsız Gönül müzik klibinde rol almıştı.

  • Karadeniz Kültürünü Anlatan 11 Yöresel Lezzet

    Karadeniz Kültürünü Anlatan 11 Yöresel Lezzet

    Karadeniz’in doğası, müziği ve insanları gibi yemekleri de kendine özeldir. Karadeniz’in coğrafi yapısı ve iklim şartları bu bölgeye has yiyeceklerin karakterini belirler. Mısır, fasulye, karalahana, yöresel otlar ve elbette hamsi bölge mutfağına imzasını atan lezzetler arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hınkal” title_font_size=”13″]
    karadeniz kültürü

    Görüntü olarak iri mantıları andıran hınkal, peynirli, patatesli veya kıymalı olarak hazırlanır. Mantıyı andırmasına rağmen yoğurtsuz tüketilen hınkalı bir kez tadan unutamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hamsili Pilav” title_font_size=”13″]
    karadeniz kültürü

    Karadeniz ile özdeşleşen hamsinin pilavla buluştuğu bu yemek dillere destan lezzetlerden biridir. Çıtır çıtır hamsilerin arasında gizlenen tane tane pilavın ünü Türkiye’nin dört bir yanına yayılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hoşkıran Kavurması ” title_font_size=”13″]
    karadeniz kültürü

    Mısır tarlalarında yetişen hoşkıran otu, yöreye göre pirinç veya bulgurla beraber kavrulur. Bu lezzetli ve faydalı yemek beslenmesine özen gösterenler için de çekici bir alternatif olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karalahana Çorbası ” title_font_size=”13″]
    karadeniz kültürü

    Son zamanlarda en faydalı yiyeceklerinden biri olarak popülerleşen karalahananın çorbası Karadeniz’de en çok tüketilen yiyeceklerden biridir. Karalahanaya, mısır, barbunya gibi lezzetlerin de eklenmesiyle hazırlanan bu çorba bir vitamin deposudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karalahana Sarması” title_font_size=”13″]
    karadeniz kültürü

    Yediden yetmişe herkesin en sevdiği yemeklerin arasında yer alan dolma, karalahana ile bir başka lezzetli olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kaygana ” title_font_size=”13″]
    karadeniz kültürü

    Bol tereyağlı bir omleti andıran kaygana, hamsiyle, sebzelerle, yeşilliklerle hazırlanabilir. Hem kahvaltıda hem de ana yemeklerde tercih edilebilen bu lezzetli yiyeceğe çocuklar da bayılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuru Fasulye” title_font_size=”13″]
    karadeniz kültürü

    Milli yemeğimiz olan kuru fasulye, ülkenin başka bölgelerinde de yetiştirilse de Karadeniz’in yağışlı ikliminde mükemmel lezzetini bulur, pilav ve turşuyla beraber Türkiye’nin en sevilen menülerinden birini oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Laz Böreği” title_font_size=”13″]
    karadeniz kültürü

    Bu meşhur Karadeniz tatlısı, böreğin katları arasına hafif bir muhallebinin döşenmesi ile hazırlanır. Laz böreği, çayla kahveyle, yemeklerden sonra günün her saatinde reddedilemeyen bir tatlı olarak çok sevilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mısır Ekmeği” title_font_size=”13″]
    karadeniz kültürü

    Karadeniz’de bol bol yetişen mısır bölgenin çoğu yemeğine lezzet katar; çorbalarda, ana yemeklerde olduğu gibi sıcacık ekmekte de yerini bulur. Kahvaltıdan akşam yemeğine her öğünde sevilerek tüketilen mısır ekmeği, Karadeniz mutfağının temel taşları arasında bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mıhlama (Kuymak) ” title_font_size=”13″]
    karadeniz kültürü

    Trabzon peyniri, tereyağı ve incecik mısır ununun kavrulmasıyla hazırlanan mıhlamaya Artvin’de kaymak da ilave edilir. Sıcakken servis edilen mıhlama en karakteristik Karadeniz yemeklerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Turşu Kavurması” title_font_size=”13″]
    karadeniz kültürü

    Karadeniz’de sevilerek tüketilen fasulye turşusu bu yemeğin başkahramanıdır. Piyazlık soğan, ezilmiş sarımsak ve pul biberle beraber kavrulan fasulye turşusuna kimi zaman biber salçası da eşlik eder.

  • Yedikten Sonra Pişmanlık Yüklemeyen 8 Sütlü Tatlı

    Yedikten Sonra Pişmanlık Yüklemeyen 8 Sütlü Tatlı

    Sütlü tatlı denince hepimizin aklına hafif, hazmı kolay, pratik, lezzetli kelimeleri gelir. Biz de envaiçeşit sütlü tatlısı olan bir mutfağa sahibiz. Hepsini evimizde rahatlıkla yapabildiğimiz bu tatlılarda şeker oranını düşük tutabilirsek tatlı krizimize de en iyi çözümü sunarlar. Böylece son kalan parçayı ağzımıza atarken, “Niye yedim şimdi bunu?” aklımıza bile gelemeyecek bir soru cümlesi oluverir. Bu listemizde 8 sütlü tatlı çeşidimizi tadımlık olarak masanıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sütlaç” title_font_size=”13″]

    Sütlü tatlılar içinde en yaygın olanıdır. Kıvam konusu ise öteden beri tartışma konusudur. Ne kadar “cıvık” olması gerektiği kişiye göre değişirken pirinçten yapılmış kalıp kek görüntüsünde olmaması işi bilen bilmeyen herkesin ortak arzusudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Keşkül” title_font_size=”13″]

    Bir kısmımız adını bildiğimiz keşkülün tadını bilmiyor olabilir. Süt, pirinç unu, patates unu, dövülmüş badem ve şekerden yapılan bir tatlıdır keşkül. Muhallebi tarzında pişirilirken altını kapatmadan önce hindistan cevizi tozu eklenir. Bu bilgilerle tadını biraz da olsa hissedebildiğinizi umuyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tavukgöğsü” title_font_size=”13″]

    Mutfağımızın en şahsına münhasır tatlılarından biridir, çünkü malzemelerinin başında haşlanmış tavuk eti gelir. Tavuk eti kullanılmadan yapılanı da vardır ki tarifin aslına uyulmadığı için ona “yalancı tavukgöğsü” denmektedir. Romalılardan Bizans’a geçen ama zamanla Avrupa’da unutulan tavukgöğsü tatlısı Türkler elinde itibarını korumaya devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kazandibi” title_font_size=”13″]

    Kazandibi, tavukgöğsü tatlısının dibinin hafiften yakılmasıyla keşfedilmiştir. Fakat günümüzde çoğunlukla içine tavuk eti konmadan pirinç unu, nişasta, şeker, vanilya ile yapılmakta ve bu haliyle en beğenilen sütlü tatlılar arasında yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güllaç” title_font_size=”13″]

    Güllaç adı geçtiğinde aklımıza Ramazan ayının gelmesi normal, çünkü hafifliği nedeniyle iftar yemeklerinden sonra en çok tercih edilen sütlü tatlıdır. Yufkaları sütle ıslatırken içine gül suyu da eklenen tatlının adı dilimizde “güllü aş”tan dönüşerek güllaç halini almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sütlü İrmik Tatlısı” title_font_size=”13″]
    sütlü tatlılar

    Kısık ateşte ve sürekli karıştırılarak pişirilen tatlının sunumunda vizyonunuza göre çok farklı uygulamalar gerçekleştirebilirsiniz. İster çikolata sosu isterseniz çilek dilimleriyle kaplayabilir ya da arasına yerleştireceğiniz bisküvi parçacıklarıyla servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Muhallebi” title_font_size=”13″]
    sütlü tatlılar

    “Muhallebi kıvamı” tanımını doğuran tatlıdır. Bu kıvamın nasıl olduğunu hemen hemen hepimiz çocukluğumuzdan biliriz. Annelerimizin yaptığında pirinç ununa çoğunlukla su eşlik etmiş olsa da aslen süt kullanılarak yapılan çok hafif bir tatlıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Krem Karamel” title_font_size=”13″]

    Süt, yumurta, un, şeker, vanilya ile muhallebisi, şeker ile karameli yapılan tatlı her ne kadar Fransız esintiler taşısa da artık bizim menülerimizin de seçeneklerinden biri halinde… Ayrıca krem karamelin alerjik bünyeler için yumurtasızını yapmak da mümkün.

  • Hikâyesi Bol Şehir

    Hikâyesi Bol Şehir

    Dağların çevrelediği bir vadiden, tam ortasından kıvrıla kıvrıla geçip giden nehire… Kayalara oyulmuş mezarlardan, taşların ince ince yontulduğu mimari harikası türbelere… Osmanlı şehzadelerinden Ferhat-Şirin aşkına… Kültür ve Yaşam bu sefer Amasya’da.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Harşena Dağı üstüne kurulmuş Amasya Kalesi görebileceğiniz en görkemli kalelerden biri olabilir. Tepeden baktığı Yeşilırmak’tan 300 metre yüksekteki kalenin ırmak seviyesine kadar 8 savunma kademesi bulunuyor. Eğer merdiven çıkmaktan gocunmayan biriyseniz şehrin vadiye kurulmuş halini mutlaka Amasya Kalesi’nden de görmelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Amasya’daki saat kulesi, şehir merkezinde, Yeşilırmak üstündeki köprülerden Hükümet Konağı’na en yakın olanının kuzey ucunda bulunuyor. Mütevazı boyutlarıyla gelen geçeni selamlayan tarihi yapı, ilk olarak 1865 yılında yapılmışsa da aldığı hasarlar yüzünden 2002 yılında neredeyse yeniden inşa edilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kalker kayalara oyularak yapılan ve Helenistik dönemle tarihlenen Kral Kaya Mezarları’na yine kayalara oyulmuş yollar ve merdivenler aracılığı ile çıkılıyor. Bu ilginç yapılar tarihsel süreçte hapishane ve hatta inziva alanı olarak kullanılmış. En çok dikkat çeken bölümü ise mezarların arka taraflarına oyulmuş ve dilden dile geçen rivayetlerle daha da gizemli hale gelen geçitleri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Burmalı Minare Camii, II. Bayezid Külliyesi, Hatuniye Camii gibi Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalma camilerin son derece estetik mimarileri Amasya’nın merkezini çok daha cazip bir hale getiriyor. Gökmedrese Camii de bunlardan biri. Aslında yanı başındaki medrese ve türbe ile kapalı bir külliye olan yapı, “Gök” adını mimarisinde kullanılan turkuaz renkli çinilerden almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yeşilırmak kıyısında bitişik nizamda sıralanmış Amasya Evleri genellikle ahşap çatkı arası kerpiç dolgu tekniğiyle yapılmış. Yalıboyu Evleri ismiyle de bilinen yapılar Türk ahşap işçiliğinin geleneksel özelliklerini yansıtıyor ve ister nehir kıyısında yürüyüş yaparak uzaktan, isterseniz müze, restoran, kültür merkezi olarak hizmet veren yapılara giderek çok daha yakından inceleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şehir merkezine 63 km. mesafede Taşova ilçesi sınırları içinde bulunan Borabay Gölü seyrine doyamayacağınız bir doğa harikası. Burası, etrafını 360 derece çevreleyen yürüyüş yolunda birkaç tur atmak, hemen kıyısındaki masalarda piknik yapmak ya da göl manzarasına bakan bungalov evlerde sakin bir hafta sonu geçirmek için eşsiz bir alternatif.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Amasya’nın özgün yemekleri nedir diye soracak olursanız, toyga çorbası, bamya yemeği, bakla dolması ve keşkek diye bir sıralama yapabiliriz. Ama hepsinden önce Amasya denince akla gelen lezzet hepimiz biliyoruz ki en sade haliyle elmadır. İncecik kabuğu, yeşil ve kırmızı tonlarındaki renkleri, sert ve dayanıklı haliyle Amasya elması dünyanın en güzel tatlarından biridir.

  • 8 Madde ile Dayanıklı ve Enteresan Kaktüsler

    8 Madde ile Dayanıklı ve Enteresan Kaktüsler

    İlginç görüntüleri, renkleri, bazı türlerin zehirli olabilen dikenleri, zorlu iklim şartlarında yaşamaları kaktüsleri dünyanın en ilgi çekici bitkilerinden biri yapıyor. Bir yandan da bakımının kolay olması ve karakteristik görüntüsüyle evlerimizde, bahçelerimizde vazgeçilmez bir renk olarak hayatımıza dâhil oluyor. Bu ilginç bitki ve özellikleri 8 madde ile listemizde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kaktüs dikenleriyle tanınır… Bu dikenler aslında başkalaşım geçirmiş yapraklardır ve bitkinin su kaybını azalttıkları için sıcağa ve susuzluğa dayanıklı olmasını sağlarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sevimli görüntüleri kadar radyasyon ışınlarını emdikleri iddiası yüzünden de kaktüsler evlerimizin en sevilen süs bitkilerindendir. Ama kaktüslerin bu olağanüstü meziyetinin bilimsel bir kanıt olmadığını da not düşelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kaktüslerin bir üst familyası, son zamanların huzur verici hobisi ve teraryumların değişmez yeşili sukulent…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kökünde, yapraklarında ve gövdelerinde su depolayabilen sukulentlerin aloe vera ve kaktüslerin de dâhil olduğu birçok alt türü bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kaktüsler de aynı sukulentler gibi suyu depolama özelliğine sahip olduğu için çöllerin ve tropik iklimlerin doğal bitki örtüsü arasında…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kaktüsgillerin o kadar çok çeşidi var ki minicik saksılardaki sevimli kaktüsler ile boyu 15 metreye kadar varanların aynı bitki olduğuna inanmak neredeyse imkânsız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sukulentler ve kaktüsleri birbirinden ayırt etmek pek kolay değil ama farklı renkleri ve formlarıyla hayatımıza renk kattıkları kesin…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Sık sık karşımıza çıkan bu minik ve sevimli kaktüslerin üzerindeki çiçekler ise sanılanın aksine kaktüsün gerçek çiçeği değil sonradan yerleştirilmiş yapma çiçekler…

  • 7 Maddede Edebiyatçı Müzeleri ve Kütüphaneleri

    7 Maddede Edebiyatçı Müzeleri ve Kütüphaneleri

    Yazı dünyasının ülkemizdeki büyük isimlerinin müzeye dönüştürülen yaşam alanlarını ziyaret ettiniz mi hiç? Aslına bakarsanız bu ziyaretler edebiyatçının eserlerindeki satır aralarını okumanıza da yarayacak önemli yolculuklardır. Bir de ülkemizde yaygınlaşmaya başlayan edebiyat müze kütüphaneleri vardır ki adı üstünde hem müze hem de kütüphane işlevine sahiptir. Biz de bir derleme yaparak edebiyatçı müzeleri ve edebiyat kütüphanelerine bir yolculuğa çıkaralım istedik sizi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çayır Sokak No:15 Burgazada… Bu adres, Sait Faik’in uzun süre yaz aylarını ve son on yılını geçirdiği köşke ait… Yazarın annesiyle yaşadığı köşk vefatından sonra müzeye dönüştürülerek 1959’da ziyarete açıldı. Yukarıdaki fotoğraftan ise, Sait Faik’in çatı katındaki çalışma odasından her gün gördüğü manzara yansıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    “…Cide, doğduğum eşsiz, benzersiz memleket… Ne iyi etmiş de anam beni bu cana yakın memlekette doğurmuş!” cümlelerini kuran Rıfat Ilgaz’ın buradaki evi 2011 yılında sevenlerinin ziyaretine açıldı. Yazardan kalan fotoğraflar, eşyalar, el yazısıyla yazılmış notlar Kastamonu-Cide’deki kültür ve sanat evinde sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Aşiyan Müzesi” diye de bilinen Tevfik Fikret Müzesi, yazarın 1906-1945 yılları arasında yaşadığı evdi. Bahçesinde Fikret’in mezarının da bulunduğu müzede kendisine ve ailesine ait eşyalarla birlikte Abdülhak Hamit Tarhan’a, şair Nigar Hanım’a ait eşyalar da sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Raflarına dizilmiş tam 9000 kitapla Gülhane Parkı içindeki mekân gerçek anlamda bir edebiyat müze kütüphanesi… 33 yazara ait özel eşyanın da görülebileceği Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi’nde süreli yayınlar da bulunuyor. Diyarbakır’da Ahmet Arif Edebiyat Müze Kütüphanesi, Erzurum’da Erzurumlu Emrah Edebiyat Müze Kütüphanesi, Adana’da Karacaoğlan Edebiyat Müze Kütüphanesi de ülkemizdeki diğer benzer mekânlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    cahit sıtkı tarancı müzesi, diyarbakır

    1733 yılında inşa edilen ve tarihi Diyarbakır evlerinin en güzel örneklerinden olan evde Cahit Sıtkı Tarancı’nın çocukluğu ve gençliğinin bir bölümü geçmiş. Avluyu çevreleyen dört kanatlı bu geniş mekân, yazarın özel eşyaları ve kitaplarıyla birlikte Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi’ne dönüştürülmüş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ankara’nın Altındağ ilçesinde tipik Ankara evlerinden biri… Olağanüstü olansa bu evin İstiklal Marşımızın yazıldığı mekân olması… Mehmet Akif Ersoy’un Burdur mebusu iken bir süre yaşadığı bu ev, milli şairimizin kişisel eşyaları da muhafaza edilerek müzeye dönüştürülmüş ve hafta sonları ile resmi tatil günleri haricinde her gün ziyaret edilebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Necati Cumalı doğup büyüdüğü Urla’daki evde daha sonra eşiyle birlikte yaşamıştı. Şimdi Necati Cumalı Anı ve Kültür Evi’ne dönüşen mekânın ikinci katında edebiyatçıya ait özel eşyalar ve eserleri sergilenirken, taş yapının zemin katı ilçe kütüphanesi olarak hizmet veriyor.

  • ANADOLU’DA BİLMEYENİ ŞAŞIRTAN KELİMELER

    Ülkemizde güneyden kuzeye, doğudan batıya değişebilen “Anadolu ağızları” bulunmaktadır. Bu ağızlarda bazı kelimeler veya deyişler vardır ki duyar duymaz anlamak için o coğrafyanın yerlisi olmak gerekir. Ama bir kere öğrendikten sonra da öyle hoşunuza gider ki yer yer kullanmak istersiniz. İşte size yurdumuzun farklı bölgelerine ait ağızlardan örnekler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • 9 Madde ile Şehrin İçinde Şehirden Uzak, İstanbul’un Prens Adaları

    9 Madde ile Şehrin İçinde Şehirden Uzak, İstanbul’un Prens Adaları

    İstanbul’un hem turistler hem de sakinleri için en çekici güzelliklerinden biri de Prens Adaları’dır. Şehrin Avrupa ve Anadolu Yakası’ndaki iskelelerden kolayca ulaşılabilen adalar, bir günlüğüne bile olsa şehrin karmaşasından uzaklaşmak için bir fırsat sunar, güzel doğası ve bir tablo gibi saatlerce izlemek isteyeceğiniz sokaklarıyla ruhunuzu dinlendirir. İşte karşınızda 9 madde ile Marmara Denizi’nin üzerine inci gibi sıralanmış Prens Adaları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstanbul Adaları olarak da anılan Prens Adaları, 9 ada ve 2 kayalıktan oluşur. Bu adaların sadece 5 tanesinde yerleşim vardır. Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada ve Sedef Adası’nda yaz kış yaşayanlar bulunur. Sivriada, Yassıada, Tavşan Adası ve Kaşık Adası’nda ise düzenli yerleşim bulunmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Prens Adaları’nın hepsi bir arada İstanbul’un Adalar ilçesini oluştururlar, Adalar ilçesinde yaklaşık 16.000 kişi yaşar. Fakat Adalar özellikle ilkbahar ve yaz aylarında ziyaretçilerle dolar taşar ve yazlıklarına gelenleri de ekleyince nüfusu kat kat artar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Adalarda motorlu taşıtların kullanımı yasaklanmıştır, ada sokaklarını en çekici yapan özelliklerden biri de trafiğin gürültüsünden eser olmamasıdır. Eskiden adanın alametifarikaları arasında bulunan faytonlar, hayvan hakları savunucularının itirazları sayesinde yerlerini yavaş yavaş elektrikli bisikletlere bırakmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Adaları ziyaret edenlerin en keyif aldığı aktivitelerden biri de birbirinden güzel köşkler ve villalar ile dolu, rengârenk çiçeklerin, yemyeşil ağaçların süslediği bahçeleri seyrederek ada sokaklarını arşınlamaktır. Bu sokakları ilk kez gezen herkes burada bir evi olduğunun, bu güzel ve sakin sokaklarda yaşadığının hayalini kurar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Prens Adaları’nın en büyüğü olan Büyükada’nın en çok ilgi gören yapıları, Aya Yorgi Kilisesi ve şu anda boş olan Rum Yetimhanesi’dir. Aya Yorgi Kilisesi’ne çıkan zorlu yokuşu tırmanan ziyaretçiler burada dilek dileyip, ağaçlara dilek kurdelesi bağlar, kilisenin yanındaki restoranda dinlenip manzaranın tadını çıkarır. Rum Yetimhanesi ise dünyanın en büyük yekpare ahşap binası olarak bilinmektedir. Büyükada’daki Nizam Plajı ve Aşıklar Kır Gazinosu da ziyaretçilerin yoğun ilgisini çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Adalar’ın tek Bizans Kilisesi olan Kamariotissa, ikinci büyük ada olan Heybeliada’da bulunur. Ünlü edebiyatçımız Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın yaşadığı ev de müzeye çevrilmiş ve ziyaretçilere açılmıştır. Heybeliada’nın sahil kesiminde yer alan sıra sıra restoranlar, adanın arkasındaki Çam Limanı’nda bulunan sanatoryum adanın ilgi çeken yönleri arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Burgazada ise Sait Faik Abasıyanık ile tanınır. Ünlü hikâyecimiz burada yaşamıştır ve anısına kurulan Sait Faik Müzesi de burada bulunur. Kalpazankaya, güzel plajıyla Marta Koyu, sanatoryum Burgazada’ya has güzelliklerdir. Çam ormanları ve ahşap köşkler de Burgazada’nın en çok ilgi gören yönleri arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi ve Hristos Manastırı, Kınalıada’nın gezilecek yapıları arasındadır. Diğerlerinden daha küçük ve sakin bir ada olan Kınalıada’nın özellikle arka kısmında bulunan koylar denizin tadını çıkarmak için çok uygundur, burada hem özel hem de halk plajları bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Sedef Adası’nın büyük bir kısmı özel mülk olduğu için bu adada yapılabilecekler sınırlı. Ama İstanbul’a en uzak ve sakin ada olan Sedef Adası’nda güzel bir doğa yürüyüşünün tadını çıkarabilir, daha sonra ister halk plajında ister özel plajda gün boyu güneşlenip denize girebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Güzel doğası ve şehre yakın ama uzak konumuyla adalar birçok sanatçıya ev sahipliği yapmıştır. Kültür ve sanat hayatımızı renklendiren birçok eser adalarda üretilmiştir. Mehmet Akif Ersoy, Orhan Veli Kanık, Necip Fazıl Kısakürek, Reşat Nuri Güntekin, Yahya Kemal Beyatlı bu sanatçılar arasındadır. Adaların kültürel zenginliğini keşfetmek için, Büyükada Reşat Nuri Güntekin Evi, Heybeliada İnönü Müze Evi gibi merkezleri de ziyaret edebilirsiniz.

  • FLAMİNGOLAR NEDEN PEMBEDİR?

    Hiç flamingo gördünüz mü? Uzun bacakları, kıvrık gagaları, ince boyunları ve pembe tüyleriyle gerçekten çok güzeller, değil mi? Bu sevimli kuşlar genellikle göllerde ve tuzlu sularda yaşar. Türkiye’de ise en çok Tuz Gölü’nde görülür. Peki, bu güzel kuşlar neden pembedir, biliyor musunuz? Hadi birlikte keşfedelim!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pembe Rengin Peşinde” title_font_size=”13″]

    Flamingoların tüylerinin pembe olmasının sebebi, yedikleri besinlerde bulunan karotenoid adlı bir maddedir. Karotenoid, doğada bazı yiyeceklere renk veren doğal bir pigmenttir. Mesela havuca turuncu, domatese kırmızı, mısıra sarı rengini bu madde verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ne Yiyor Bu Flamingo?” title_font_size=”13″]

    Flamingolar; yosun, küçük karidesler, böcek yavruları gibi minicik canlılarla beslenir. Bazen de salyangoz, midye ve küçük balıkları afiyetle yutarlar! Bu besinlerde bulunan karotenoid adlı madde, zamanla flamingoların bacaklarında, gagalarında ve tüylerinde birikir. Böylece renkleri yavaş yavaş değişir. Yani aslında flamingolar, yedikleri yiyecekler sayesinde o güzel pembe rengini alır!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Senin Seçimin Hangisi?” title_font_size=”13″]

    Şimdi sıra sende: Senin en sevdiğin karotenoidli yiyecek nedir? Havuç mu, domates mi yoksa mısır mı? Ben domatesi seçtim çünkü rengini çok seviyorum. Peki, senin seçimin ne oldu?