Blog

  • RENKLERİN HİSSETTİRDİKLERİ

    Hiç merak ettiniz mi hemen hemen tüm fast food restoranlarının iç mekân rengi neden sarıdır. Mavi bir gökyüzüne ya da denize baktığımızda bizi rahatlatan his nedir? İnsan psikolojisine olan etkilerini araştırmaya yönelik yapılan çalışmaların ortaya koyduğu üzere renkler, hayatımızı duygusal olarak her alanda etkilemektedir. Renkler bizimle konuşur, farkında olmasak bile iç dünyamızı, kararlarımızı ve duygularımızı etkiler. Diğer yandan içinde bulunduğumuz ruh hali hangi renge yöneleceğimizi de etkilemektedir. Giydiğimiz kıyafetin, sürdüğümüz ojenin ya da yaşadığımız odanın rengini seçerken içinde bulunduğumuz ruh hali tüm bu süreçlerin sonucu olarak tercihimizi belirlemektedir. Renkler sıcak/soğuk tonlar olmak üzere ikiye ayrılır ve uyarılmamızdan dikkatimize, tercihlerimizden tüketimimize birçok düşünsel süreçte söz sahibi olmaktadır. Reklamcılar, grafik tasarımcıları, satış pazarlama gibi toplumun ortak karar alma süreçlerine etki eden sektörler renklerin etkisinden sıkça faydalanmaktadır. Hangi rengin psikolojimizi nasıl etkilediğini sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Retinanın ilk fark ettiği renk kırmızıdır. Alıcıları hızla uyaran bu renk metabolizmayı hızlandırır, kan basıncını yükseltir ve solunum hızını artırır. Tutku, öfke, heyecan gibi yoğun duygularla özdeşleştirilen kırmızı, aynı zamanda tehlikenin de sembolüdür. Canlandırıcı bir etkiye sahip olan kırmızı rengi, mekânlarda kullanıldığında bir zaman sonra gerginlik yapabileceğinden çok da tercih edilmez ancak iştah açan bir etkisi olduğundan özellikle yeme içme yerlerinde sıkça tercih edilir. Dikkat ettiyseniz telefona indirilen yeme-içme ile ilgili uygulamalar ve ünlü fast food markaları logo tasarımlarında kırmızıyı tercih etmektedir. Hem iştah açmak hem de hafızada yer etmesi açısından hızlı bir uyaran olan kırmızı, dikkat çekmek isteyen insanların aksesuar ve kıyafetlerinde seçtiği bir renktir. Okullarda ders konularının önemli bölümlerine dikkat çekmek için kırmızı renkli kalemler kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kırmızının tam zıttı duyguları tetikleyen mavi huzur hissinin sembolüdür. Mavi renge maruz kalan kişinin kan akışı yavaşlar, göz bebeği küçülür, zihin daha işlevsel ve verimli bir hale gelir. Huzur verici olduğu kadar iştah kapatıcı özelliğinden dolayı yeme-içme mekânları çoğunlukla bu rengi tercih etmezken, diyetisyenler kilo vermek isteyen kişilere mavi tabaklarda yemek yemeyi ya da yemek salonlarının duvarlarının mavi renge boyanmasını tavsiye etmektedir. Mütevazılık, alçakgönüllülük ve dinginlik ile özdeşleştirilen mavinin lacivert tonu ise, ciddiyeti ve resmiyeti temsil etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uyarıcı renklerden olan sarı rengi metabolizmayı hızlandırmaktadır. Sarı tonu çok çekici bir renk olsa da özellikle çocuk odaları ve oyuncakları için sarı renk tavsiye edilmez. Aynı rengin farklı tonları duygularda da değişiklik gösterir. Limon sarısı fazla uyarıcı olduğu için dikkat dağıtıcı bir etkiye sebep olurken, pastel tonlarındaki bir sarı ise daha yaratıcı ve neşeli hisler uyandırır. Renklerin etkilerini gözlemlemek için yapılan beyin görüntüleme çalışmalarında, sarı rengin beynin sol lobunu tetiklediği gözlemlenmiştir. Bu çalışma, sarı rengin analitik işlemler ve yaratıcılık gerektiren konularda zihni besleyici bir işlevi olduğunu belirtirken, hafızamıza kazınması için kullandığımız minik not kâğıtlarının neden sarı renkte olduğunu açıklamış oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ahenk, empati, uyum ve güven rengi olan yeşil, baharı sembolize etmesinden dolayı değişimden çekinmeyen insanları tasvir etmektedir. Huzurun rengi de olan yeşil, güven verici bir renk olduğu için özellikle finans ile ilgilenen kurumlar bu rengi tercih etmektedir. Çalışan sayısının fazla olduğu işyerlerinde çalışanların arasında gerginlik çıkmaması ve daha sakin bir çalışma ortamı oluşturmak için duvarlar çoğunlukla yeşile boyanmaktadır. Yaratıcılığı tetikler, sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı bir etkiye sahiptir. Aynı zamanda mide rahatsızlıkları üzerinde de pozitif etkileri gözlemlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tarihte soyluların, asillerin ve zenginlerin en çok kullandığı renk mordur. Lüksün ve ihtişamın rengi olan mor tıpkı kırmızı gibi tutkuyu da temsil etmektedir. Verimliliği artıran mor, hayal gücünü besler ve özellikle kreatif işlerle uğraşan insanların en çok tercih ettiği renklerden biri olarak karşımıza çıkar. Bunca olumlu özelliklerinin yanı sıra bazı tonları stres hormonunun daha fazla salgılanmasına neden olabilmektedir. Sembolik olarak mor sonsuzluğu temsil etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Asil bir renk olarak tanımlanan siyah, değişime direnmenin rengidir. Otoriteyi ve gizemi temsil eden siyahın çok fazla kullanılması karamsarlığa ve depresif bir ruh haline yol açabilmektedir. Bunun tam zıttı olarak depresif ruh hali de siyah renginin kullanılmasına sebep olabilmektedir. Tüm toplumlarda yas tutmayı temsil eden siyah renginin bu özelliği hissettirdiği bilinmezlik ve gizem duygusundan kaynaklanmaktadır. Siyahın konsantrasyon sağlamada önemli bir yeri vardır. Bu sebeple Einstein’ın siyah perdeli karanlık bir odada çalışmayı tercih ettiği söylenmektedir. Gizemin, özgüvenin, asaletin ve cesaretin rengi olarak tanımlanan siyah, renk spektrumunda beyazın tam zıttı renktir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Siyahın zıttı olan beyaz farklı kültürlerde farklı anlamları ifade etmektedir. Batı kültüründe ve ülkemizde masumiyetin sembolü olurken, Asya ülkelerinde hüznün rengi olarak karşımıza çıkıyor. Beyaz güvenin, dürüstlüğün, temizliğin ve adaletin simgesidir. Düşünce gücünü ve güven duygusunu arttıran beyaz bu özelliğinden dolayı özellikle hastanelerde ve sağlık çalışanların üniformasında kullanılmaktadır. Beyaz rengi kullanan kişilerin güvenilir olduğu düşünülmektedir.

  • YAKAMOZUN HİKÂYESİ

    Özellikle sıcak ve durgun yaz gecelerinde, denizin karanlık yüzeyinde beliren o mavi-yeşil ışıltıyı fark ettiniz mi? Çoğumuz bunun ay ışığıyla birleştiğini düşünürüz, değil mi? İnanması zor ama yakamozun ay ile ilgisi yok! Bu ışık, biyolüminesans yeteneğine sahip tek hücreli deniz canlılarının suyun hareketine verdikleri tepkinin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Dalgaların üzerinde dans eden bu minik canlıların sırrını ve okyanusların “mavi gözyaşları” olarak anılmalarının nedenini gelin birlikte keşfedelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Peki, biyolüminesans nedir? Kısacası, bazı canlılar kendi enerjilerini ışığa dönüştürebilir. Yani enerji sadece ısıya dönüşmez; bunun yerine deniz yüzeyinde “soğuk ışık” olarak parlar. Böylece deniz, gece boyunca minik ışıklarla dolup hafifçe kıpırdayan bir görüntü sunar. Mikroskobik Noctiluca scintillans da bu ışığı sağlayan canlılardan biridir; kimyasal tepkileriyle suyun üzerinde hafifçe parlayan, canlı bir ışık oyunu oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ancak denizde gördüğümüz her ışık oyunu yakamoz değildir. Halk arasında sıkça karıştırılan bir başka doğa olayı daha vardır: Gümüşservi. Gümüşservi, tamamen ay ışığının deniz yüzeyine yansımasıyla oluşur ve mikroskobik canlılarla hiçbir ilgisi yoktur. Suyun yüzeyindeki dalgaların ve ışığın oyunu sayesinde ortaya çıkar; gözlerinizi suya çevirdiğinizde bu gümüş renkli yansımanın suyla dans ettiğini görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yakamozun sırrı ise ay ışığında değil, denizde yaşayan bu minik canlıların hareketlenmesinde yatar. Kıyıya vuran dalgalar, deniz yüzeyindeki hareketlilik veya yakından geçen teknelerin oluşturduğu titreşimler, tek hücreli bu canlıların fiziksel etkileşimlerle ışık saçmasına neden olur. Bu yüzden yakamoz en çok kıyı şeritlerinde ve hareketli sularda gözlemlenir. Hatta balıkçılar için de uzun yıllar bir işaret olmuştur. Karanlık gecelerde balık sürülerinin hareketi, biyolüminesans organizmaların ışık saçmasını tetikler ve bu ışık, balıkçılara balık sürülerinin olası yerini tahmin etme imkânı verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Peki, bu ışığı saçan minik canlılar nedir? Yaklaşık 1-2 milimetre çapındaki Noctiluca scintillans ne tamamen bitki ne de tamamen hayvan olarak tanımlanabilir. 19. yüzyıla kadar denizanalarıyla aynı gruba konulmuş olan bu tür hem suda yüzen mikroalgler ve bakterilerle beslenir hem de ışık üretmek için enerji kullanır. Yapışkan dokunaçlarıyla yiyeceklerini yakalar ve şeffaf yapısı sayesinde ne yediğini mikroskopla görmek mümkündür. Bilimsel araştırmalar, bu minik canlının hem beslenme hem de ışık saçma yetenekleri sayesinde deniz ekosisteminde önemli bir rol oynadığını ortaya koyuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ne var ki insan kaynaklı çevresel değişimler bu dengeyi etkiliyor. Son yıllarda iklim değişiklikleri, deniz sıcaklıklarının artması, besinlerin düzensiz dağılması, oksijen seviyelerinin azalması ve deniz akıntılarındaki değişimler, Noctiluca scintillans popülasyonlarının ani artışına yol açıyor. Bu nedenle yakamoz, bazı bölgelerde çok daha yoğun görülüyor.

  • 8 Maddede Avrupa’dan Ortadoğu’ya Uzanan Öyküsüyle Fahrelnissa Zeid

    8 Maddede Avrupa’dan Ortadoğu’ya Uzanan Öyküsüyle Fahrelnissa Zeid

    Resimleri hala dünya bienallerinde ve sergilerinde yer alan Türk ressam Fahrelnissa Zeid’in hikâyesini Kültür ve Yaşam sayfamızda derledik. Babası Osmanlı devlet adamı annesi Giritli olan sanatçının Avrupa’dan Ortadoğu’ya uzanan hayat yolculuğunu listemizden okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1# ” title_font_size=”13″]

    Her biri sanatçı vasfıyla öne çıkan ünlü “Şakir Paşa Ailesi”nin içine doğdu. Babası Şakir Paşa asker, tarihçi ve devlet adamıydı. Kardeşlerinden biri Halikarnas Balıkçısı olarak tanıdığımız Cevat Şakir’di başka bir tanesi gravür sanatçısı Aliye Berger… Teyzesi ise dünyaca ünlü seramik sanatçımız Füreya Koral olacaktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Küçük yaşlarda resim yapmaya başladı ve Güzel Sanatlar Akademisinin öncüsü olan Sanay-i Nefise’nin ilk kadın öğrencilerinden oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın farklı yerlerindeki sanat çevrelerine girmesinde evlilikleri büyük rol oynadı. Yazar İzzet Melih Devrim’le yaptığı evlilik onu Avrupa entelijansiyasıyla, Irak’ın Ankara temsilcisi ve aynı zamanda Irak Kralı I. Faysal‘ın kardeşi Emir Zeid ile yaptığı evlilik ise Ortadoğu şehirleriyle buluşturdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Resim eğitimini, Paris’te Ranson Akademisi’nde ve İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde evlilik yıllarında da sürdürdü. İlk sergisini de 1944 yılında İstanbul Maçka’daki evinde açtı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’u Paris, Londra, New York, Brüksel gibi kentlerde açtığı onlarca sergi izledi. Londra’da açtığı dört sergiden bir tanesinin açılışı İngiltere kraliçesi Elizabeth ile yapıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bizans, İslam ve Batı figürlerini resimlerinde ustalıkla sentezleyen sanatçı ülkemizden daha çok Avrupa ve Ortadoğu’da ilgi gördü. Çağdaş üslubuyla özellikle Fransa’da tanınan Fahrünnisa, telaffuzu daha kolay olduğu düşüncesiyle “Fahrelnissa” adını kullanmaya ve eserlerini bu adla imzalamaya başladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Fahrelnissa Zeid’in eserlerini tek bir başlık altında kategorize etmek mümkün değilse de soyut geometrik kompozisyonlardaki ustalığı eserleri arasında bir adım öne çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    1970 yılında eşini kaybeden sanatçı Amman’a yerleşti ve eşi Zeid’in portreleriyle başlayan çalışmaları onu portre resimlerine yöneltti. Son sergilerini İstanbul, Fransa ve Almanya’da açtı. Amman’da bir sanat enstitüsü kurdu. 1901 yılında başlayan yaşamı 1991’de sona erdiğinde naaşı El Rağdan Sarayı Kraliyet Mezarlığı’na defnedildi.

  • Dünyanın En İlginç 9 Çiçeği

    Dünyanın En İlginç 9 Çiçeği

    Dünyanın en güzel görünen ve en güzel kokan canlılarıdır çiçekler… Varlıklarıyla dünyamızı, evlerimizi hatta ruhlarımızı güzelleştirirler. Ama bu listemizde güzel olduğu kadar kötü de kokabilen hatta görüntüsüyle ürkütebilen alışılmışın dışındaki çiçeklerden söz edeceğiz. İşte listemiz ve dünyanın en ilginç 9 çiçeği…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1 mm çapındaki varlığıyla fark edilmesi oldukça zor olan udumbara çiçeğinin aslında bir çiçek değil böcek yumurtası olduğu artık biliniyor. Udumbara Sanskritçe’de “cennetten gelen uğurlu çiçek” demekmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hepimizin bildiği adıyla akşamsefasının kökleri aslında Amerika’nın tropikal bölgelerine dayanıyor. Çiçeğin ilginç tarafı ise akşamüstü açıp sabah olunca kapanması…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Avusturalya’nın posta pulunda yer verilecek kadar ünlenmiş bir çiçeği uçan ördek orkidesi… Adından da anlaşılacağı gibi ördeğe benzeyen görüntüsüyle hayrete düşürüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çiçekleri hep güzel kokar biliriz oysa kokusundan dolayı ceset çiçeği adını alan bitki nadir açan en büyük çiçek olarak biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fotoğrafta gördüğünüz orkide neye benziyor diye sorsak ne cevap verirdiniz? Yanılmadınız; bu çiçek dünyanın her yerinde maymun orkidesi olarak anılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dişi yaban arısına benzeyen ve bu nedenle yaban arısı orkidesi adını alan çiçeğe bakar mısınız? Çiçek arıları bu benzeyişle cezbederek kendine çekiyormuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kuru kafaya benzeyen bu çiçek tüm dünyada Yıldız Savaşları filmindeki karakterin adıyla anılıyor: Darth Vader çiçeği… Bu ilginç çiçek aynı zamanda zehirli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Fotoğrafa bakınca siz de kundaklanmış bebekler görüyor musunuz? Bir orkide türü olan çiçeğin Latince adı anguloa uniflora…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Ruj sürülmüş bir dudağı andıran bu ilginç çiçek Güney Amerika ülkelerindeki tropikal bölgelerde yetişiyor.

  • DOĞAL YOLLARLA OLUŞAN MUHTEŞEM KEMERLER VE KÖPRÜLER

    Doğa, milyonlarca yıl süren süreçler boyunca çarpıcı yapılar oluşturmuştur. Rüzgârın, suyun ve yer hareketlerinin kayaları yavaş yavaş aşındırmasıyla zayıf noktalar oyulmuş, böylece doğal yollarla şekillenen benzersiz yapılar ortaya çıkmıştır. Bize hem doğanın gücünü hem de sabrını hatırlatan, görsel olarak büyüleyici ve jeolojik açıdan önemli bu oluşumların eşsiz örneklerini yazımızda derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rainbow Bridge National Monument, ABD” title_font_size=”13″]

    Rainbow Bridge National Monument (Gökkuşağı Köprüsü Ulusal Anıtı), ABD’nin Utah eyaletinde, Lake Powell Gölü’nün yakınlarında yer alan etkileyici bir doğal yapıdır. Dünyanın en büyük doğal köprülerinden biri olarak kabul edilir ve 1910 yılında ABD Başkanı William Howard Taft tarafından ulusal anıt ilan edilmiştir. Yaklaşık 84 metre uzunluğundaki köprü, doğal erozyon süreçlerinin bir sonucu olarak yaklaşık 5 milyon yıl önce oluşmuştur ve ismini, kaya kemerinin üzerinden gün ışığının yansıması sonucu meydana gelen renkli manzaradan almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aloba Arch, Çad” title_font_size=”13″]

    Aloba Arch (Aloba Kemeri), Çad’ın Ennedi Bölgesi’nde yer alan ve dünyanın en büyük doğal taş kemerlerinden biri olarak kabul edilen etkileyici bir oluşumdur. 122 metre yüksekliğindeki kemer, granit ve kireç taşı gibi kayaçların erozyon ve diğer doğal süreçler sonucu aşınmasıyla meydana gelmiştir. Milyonlarca yıl süren bu aşındırma süreci, rüzgârın da etkisiyle kemerin bugünkü formunu almasını sağlamıştır. Kemerin çevresindeki kaya yapıları ise oldukça dikkat çekicidir; bölge, doğal kaya oluşumları açısından zengin çeşitliliğiyle âdeta bir açık hava müzesini andırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Le Pont d’Arc, Fransa” title_font_size=”13″]

    Le Pont d’Arc (Kemer Köprüsü), Fransa’nın güneydoğusunda, Ardèche Nehri’nin geçtiği Ardèche Bölgesi’nde yer alan doğal bir oluşumdur. Fransa’nın en ünlü doğal köprülerinden biri olarak bilinen bu etkileyici kemer; yaklaşık 60 metre yüksekliğe, 54 metre genişliğe sahiptir ve en az 500.000 yıllık bir geçmişe dayanır. Ardèche Nehri’nin kayayı aşındırmasıyla oluşan Le Pont d’Arc, kano gezilerinin de gözde noktalarındandır. Ayrıca, MÖ 30.000 yıl öncesine tarihlenen ve dünyaca ünlü duvar resimleriyle tanınan Chauvet Mağarası da aynı bölgede yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Forzhaga Arch, Libya” title_font_size=”13″]

    Forzhaga Arch (Forzhaga Kemeri), Libya’nın Fezzan Bölgesi’nde yer alan doğal bir oluşumdur. Yaklaşık 40 metre yüksekliğindeki bu kemer, rüzgâr erozyonu ve su aşındırma gibi doğal süreçlerin etkisiyle meydana gelmiştir. Yüzyıllar boyunca süren jeolojik süreçler, kireç taşı ve kum taşı kayaçlarının aşınmasıyla kemer bugünkü formunu almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”El Arco de Cabo San Lucas, Meksika” title_font_size=”13″]

    El Arco de Cabo San Lucas (Cabo San Lucas Kemeri), Meksika’nın Baja California Yarımadası’nın en güney ucunda, Cabo San Lucas şehrinde yer alan ünlü bir deniz kemeridir. Bölge, Pasifik Okyanusu ile California Körfezi’nin birleştiği noktada bulunur. Kemer, şehrin güney ucunda konumlandığı için “Land’s End” (Karanın Sonu) olarak da adlandırılır. Altın rengiyle özellikle gün batımında en çok fotoğraflanan doğal yapılardan biridir.

  • Akdeniz’den Gelip Geçen 7 Roman

    Akdeniz’den Gelip Geçen 7 Roman

    Körfezleri, boğazları, adaları ve alt denizleriyle Akdeniz; Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının çevrelediği büyük bir iç denizdir. Kıyılarını tam 29 ülke paylaşır… Marsilya’dan Barselona’ya, Atina’dan Malta’ya, Mersin’den Antalya’ya, Malaga’dan Tel Aviv’e birçok şehir Akdeniz’le sınırdır. Birbirinden farklı kültürlerin ve dillerin Akdeniz’e sürdüğü kaç tane hikâye vardır kim bilir dedik ve bu engin denizi ya da kıyılarını mekân seçen romanlardan 7 tanesini sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dedektif romanlarının piri İngiliz yazar Agatha Christie’nin yazdığı “Nil’de Ölüm” romanı Mısır’dan geçerek Akdeniz’e dökülen Nil Nehri’nde geçer. Yazarın pek çok romanında kullandığı dedektif Hercule Poirot karakteri bu kitabında da yerini alır ve Nil turu sırasında yaşanan gizemli cinayetleri aydınlatmanın peşine düşer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İçindeki karakter çeşitliliği ile 1670 yılında Galata Limanı’ndan yola çıkan Amat isimli gemi, kitap boyunca esrarengiz olaylar eşliğinde Akdeniz’de yolculuk yapar. İhsan Oktay Anar’ın denizcilik terimlerini yoğun olarak kullandığı romanı Amat’ta neredeyse hikâyenin tamamı denizde geçmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    ddmond dantes

    Alexandre Dumas’nın tarihi macera romanı Monte Kristo Kontu, Fransa, İtalya ve bazı Akdeniz adalarında geçer. İftiraya uğrayan Edmond Dantes isimli genç karakterin dinmeyen intikam duygusu ve Monte Kristo Kontu kişiliğini kazanması kitabın temel direğini oluşturur. Kitap 1844 yılında yayımlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    cevat şakir kabaağaçlı

    Merhaba Akdeniz, Halikarnas Balıkçısı mahlasıyla yazan deniz tutkunu Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın kitabıdır. Cevat Şakir, Ege’yi ve Akdeniz’i Anadolu efsaneleri eşliğinde en iyi anlatan yazar olarak bu kitabında da insanları, balıkçılığı, gemiciliği denizin başını çektiği olaylarla anlatmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kıbrıslı şair ve yazar Mehmet Yaşın’ın kaleme aldığı Sarı Kehribar’ın hikâyesi, Akdeniz’in Sicilya ve Sardinya’dan sonra üçüncü büyük adası olan Kıbrıs’ta geçiyor. Romanda, İpçizade ailesinden üç kız kardeşin 1920 ile 1960 yılları arasındaki yaşamları fotoğraflar eşliğinde anlatılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tarihsel kurgu kitaplarıyla bilinen İngiliz yazar Barry Unsworth’un yazdığı Kralların Şarkıları romanı da Yunanistan kıyılarında geçer. Defalarca kitaplara, filmlere konu edilen Troya Savaşı başlamadan hemen önce Miken ordusunun Aulis’te geçirdiği birkaç haftalık dönem anlatılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Nikos Kazancakis’in 1946 yılında yayımladığı ve günümüzde modern klasikler arasında yer alan Zorba kitabı Yunanistan’ın en büyük Akdeniz’in de beşinci büyük adası Girit’te geçer. Zorba ise enstrümanı santur ve sürekli yaptığı raksla hayatın zorluklarını hafifletmeyi başaran roman karakterinin adıdır.

  • BU RENKLER TANIDIK AMA İSİMLERİ ÇOK YABANCI

    BU RENKLER TANIDIK AMA İSİMLERİ ÇOK YABANCI

    Bazı renkler vardır ne yeşildir ne sarı, ne kırmızıdır ne mavi ama biz yine de sarımtırak, açık mavi, koyu kırmızı diye adlandırarak konuyu oracıkta çözeriz. İşin tuhafı şu ki eski dönemlerde çoğunlukla Avrupa’da kullanılan o renklerin büyük bir kısmının ismi bulunuyor. Hangi tanıdık renklerin bize oldukça yabancı gelecek isimleri varmış gelin birlikte bakalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    az bilinen renkler

    Kırmızının bir tonudur. Doğum yeri İsveç’in Falun şehridir. Adını bölgedeki madenlerden elde edilen pigmentten alır ve genellikle o bölgedeki ahşap yapıların boyamasında kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    az bilinen renkler

    Kırmızı toprak rengi şeklinde tanımlanabilir. Kapadokya’dan çıkarılan renk pigmenti, Avrupa’ya Sinop limanından ihraç edildiği için Karadeniz’deki şehrimizin adını almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    ara renkler

    Çoğumuzun açık mavi diyerek geçeceği rengin asıl adı “watchet”… Adını İngiltere’nin aynı isimli liman kentinden alıyor. Nedeni ise kentin yamaçlarını kaplayan bu renkteki kaymaktaşları.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    ara renkler

    Erkek yeşilbaş ördeğin ilham verdiği renk için yanardöner parlak bir yeşil denilebilir. Renge doğrudan esinlenildiği yerin adı verilmiş: Drake’in boynu, yani ördek boynu rengi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    ara renkler

    İlk bakışta kan kırmızısı diyerek tanımlayacağımız rengin adı inkarnadin. Ve bu ismi bu şekilde kullanan ilk kişilerden biri Shakespeare olmuş, hem de ünlü oyunu Macbeth’te.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    az bilinen renkler

    Gece mavisine çok yakın olan bu rengin ismi diğerlerine göre kulağa daha tanıdık gelebilir. Kobalt rengi veya kobalt mavisi. İlk zikredildiği yıl ise 1777.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    az bilinen renkler

    Yeşil ve mavi pigment olarak kullanılabilen rengin adı verditer. Kelimenin Eski Fransızca’da toprak yeşili anlamına gelen “verd de terre” tamlamasından türetildiği biliniyor.

  • PALADYUM HAKKINDA MERAK EDİLENLER

    Son yıllarda, geleneksel kıymetli madenlerden altın ve gümüşün yanı sıra paladyum da yatırımcıların ilgisini çekmeye başladı. Özellikle otomotiv sektöründeki kritik rolüyle öne çıkan bu nadir maden, hızla artan değeri ve çeşitli kullanım alanlarıyla dikkat çekiyor. Peki, paladyum nedir? Nerelerde kullanılır? Değeri neden giderek artıyor? Tüm bu soruların cevaplarını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Paladyum, sembolü “Pd” olan ve platin grubu metaller arasında yer alan bir elementtir. 1803 yılında İngiliz kimyager ve fizikçi William Hyde Wollaston tarafından keşfedilmiştir. İsmini, o dönemde yeni keşfedilen bir asteroit olan “2 Pallas”tan alır. 2 Pallas, hacim ve kütle bakımından Güneş Sistemi’ndeki en büyük ikinci asteroittir. Aynı zamanda, Antik Yunan tanrıçası Athena’nın bir sıfatı olan “Pallas”a da göndermede bulunur. “Palladium” kelimesi hem bu mitolojik bağlantıya atıfta bulunur hem de “koruyucu” anlamına gelir. Antik Yunan ve Roma kültürlerinde “Palladium”, kutsal ve koruyucu bir nesne olarak kabul edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Parlak, gümüş-gri beyaz renkte olan bu element; yumuşak ve esnek yapısı sayesinde kolayca şekil verilebilen bir metaldir. Paladyum, oksitlenmeye karşı yüksek direnç gösterir. Bu özelliği sayesinde havadaki oksijenle kolayca tepkimeye girmez ve kararma yapmaz. Diğer pek çok metalin aksine paslanma veya oksitlenme gibi sorunlarla karşılaşmaz. Düşük erime noktası, paladyumun sanayi ve teknoloji alanlarında daha rahat işlenmesini sağlar. Bu özelliği sayesinde döküm, lehimleme ve takı yapımında tercih edilir; metalin istenilen forma getirilmesini kolaylaştırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Paladyum, doğada nadir olarak saf hâlde bulunur. Genellikle platin grubu metallerle birlikte özellikle platin, nikel ve bakır yataklarında yan ürün olarak elde edilir. Bu nedenle, paladyumun doğrudan çıkarılması zordur ve çoğu zaman diğer metallerle birlikte işlenmesi gerekir. Saf paladyuma rastlanılması son derece enderdir; bu durum da onun değerini artıran başlıca etkenlerden biridir. Paladyumun en büyük üretici ülkeleri arasında Rusya, Güney Afrika, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri yer alır. Bu ülkeler, dünya genelindeki paladyum arzının büyük bölümünü karşılamaktadır. Özellikle Rusya, küresel üretimin önemli bir kısmını tek başına üstlenirken; Güney Afrika, platin grubu metaller açısından zengin yataklara sahip olması nedeniyle paladyum üretiminde stratejik bir rol oynamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Paladyum, benzinli araçlarda katalitik konvertör üretiminde de önemli bir rol oynar. Bu sistem, egzozdan çıkan zararlı gazları daha zararsız hâle getirerek çevreye salınan emisyonları azaltır. Benzinli araçlarda paladyum tercih edilirken, dizel araçlarda genellikle platin kullanılır. Yüksek iletkenlik özelliği sayesinde paladyum; elektronik devrelerde, özellikle lehimleme işlemlerinde, sıklıkla kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Paladyum, mücevher yapımında da tercih edilen bir metaldir. Platin grubuna ait olduğu için benzer parlaklığa ve dayanıklılığa sahiptir; ancak platin kadar yoğun değildir, yani daha hafiftir. Bu özelliği, paladyumu günlük kullanım için daha konforlu bir seçenek hâline getirir. Mücevherlerde kullanılan beyaz altının beyaz rengini elde etmek için paladyum alaşımlarına yer verilir. Ayrıca paladyum, estetik görünümü ve dayanıklılığı sayesinde diş kaplamaları ve dolgularında da yaygın olarak kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Paladyum, dünya genelinde sınırlı rezervleri bulunması nedeniyle stratejik öneme sahip bir metaldir. 2000’li yıllardan bu yana otomotiv sektöründeki çevre düzenlemelerinin sıkılaşmasıyla birlikte paladyuma olan talep artmış, bu da fiyatların yükselmesine yol açmıştır. Hatta 2000’li yılların başlarında, İngiltere’de paladyum içerdiği için araç egzoz sistemleri çalınmaya başlanmıştır. 2019-2021 yılları arasında paladyumun fiyatı rekor seviyelere ulaşmış; 2019 ve 2020’de ons fiyatı 3.000 doların üzerine çıkarak altını dahi geride bırakmıştır. Uzmanlar, bu yükselişin başlıca nedenleri arasında Rusya’nın üretimi sınırlaması ve otomotiv sektöründeki yoğun talebi göstermektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Paladyum, eski otomobillerin katalitik konvertörlerinden geri kazanılabilme özelliği sayesinde ileri dönüşüm (geri kazanım) endüstrisi açısından da son derece değerlidir. Ancak bu dönüşüm süreçleri hem karmaşık hem de maliyetlidir. Bazı uzmanlara göre, elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla birlikte içten yanmalı motorların ortadan kalkması, paladyumun kullanım alanlarını daraltabilir. Öte yandan, hibrit sistemler ve hidrojen yakıt hücreli araçlar gibi geçiş teknolojilerinde paladyuma hâlâ ihtiyaç duyulacağı da ifade edilmektedir. Son yıllarda fiyatının hızla yükselmesiyle yatırımcıların dikkatini çeken paladyum, altın ve gümüş gibi kıymetli madenler arasında yerini almıştır. Bu değerli metalin gelecekteki potansiyeli hem otomotiv sektöründeki teknolojik gelişmelere hem de ileri dönüşüm süreçlerinin verimliliğine bağlı olarak şekillenmeye devam etmektedir.

  • Kayıngiller Ailesinin Lezzetli Tohumu Kestane İle 8 Tarif

    Kayıngiller Ailesinin Lezzetli Tohumu Kestane İle 8 Tarif

    Havalar soğur soğumaz sokaklara kestanenin mis gibi kokusu yayılır. Bu güzel kokuyu duyanlar tezgâhların başına üşüşür. Kestane kebabın gönlümüzdeki yeri ayrı olsa da bu lezzetli tohum, birçok yemek ve tatlı tarifinde de yer alır. Kış aylarının sevilen lezzetini listemize konuk ediyor, sizi kestaneli tariflerle buluşturuyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kestane Aşı” title_font_size=”13″]

    Kestane ile etin birleştiği bu tarif davetlerinizin ana öğünü olmaya aday… Kuşbaşı doğranmış etleri suyunu salana kadar kavurup, sarımsak ve arpacık soğan ekleyin. Et tamamen pişince önceden tavada 10-15 dakika kavurmuş olduğumuz kestaneleri, tarçını, karabiber ve bir su bardağı sıcak suyu yemeğe ekleyin. Yemeğiniz suyunu çektiğinde servise hazır olacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kestane Reçeli” title_font_size=”13″]

    Kahvaltıda en çok tercih edilen çeşitlerden biri olan reçel de kestanenin lezzetinden payını alıyor. Haşladığınız ve kabuklarını soyduğunuz yarım kilo kestaneyi 170 derece fırında 15 dakika kadar pişirin, daha sonra 4-5 dakikalığına tekrar kaynatıp kenara alın. 2 su bardağı su, 1.5 su bardağı şeker ve yarım limonun suyunu kaynatarak bir şerbet hazırlayın ve kestaneleri içine atıp karıştırın. İşte bir mevsim boyunca kahvaltılara lezzet katacak reçeliniz hazır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kestaneli Pilav” title_font_size=”13″]

    Gösterişli sofraların sevilen lezzetlerinden biri kestaneli pilavdır. Dolmalık fıstık, kuş üzümü, yenibahar ve pirinç kavrulur üzerine ızgarada pişirilmiş kestaneler, tuz, karabiber ve su eklenerek pilav suyunu çekene dek pişirilir ve afiyetle yenilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kestane ve Brüksel Lahanası Salatası” title_font_size=”13″]

    Sağlıklı ve doyurucu bir salata için, diri kalacak şekilde haşlanmış brüksel lahanası, ızgarada pişmiş kestane ve kırmızı soğan halkalarını derin bir kâseye alın, yağsız tavada kavurduğunuz dolmalık fıstıkları ekleyin. Tüm malzemeleri karıştırıp nar ekşisi ve zeytinyağı ile lezzetlendirin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çikolata Soslu Kestane Kebap” title_font_size=”13″]

    Soğuk kış günlerinde film seyrederken, sevdiklerinizi evinizde ağırlarken pratik bir tatlı hazırlamak istediğinizde, kestane yardımınıza koşuyor. Kestanelerin üzerini çizip 180 dereceye ısıtılmış fırında pişirin. Bir yandan da bitter çikolataları benmari usulü eritin. Çikolata sosunu pişen kestanelerin üzerinde gezdirin ve bu kolay tatlının keyfini sevdiklerinizle çıkarın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kestaneli Ekmek” title_font_size=”13″]

    En az bir kek kadar lezzetli olan kestaneli ekmek, çay saatlerinin yıldızı olmaya aday. 1 çorba kaşığı kuru maya, yarım su bardağı kestane unu, anason, muskat ve 2 su bardağı unu karıştırın. Başka bir kapta 2 çay bardağı ılık süt, 1.5 çay bardağı ılık su, 1 çorba kaşığı balı ocakta ısıtın, kuru malzemelerle karıştırın. Bu karışıma 3 su bardağı elenmiş un ve 10 közlenmiş kestaneyi ekleyin. İki saat dinlendirdiğiniz hamurdan parçalar koparıp 180 derece fırında 45 dakika pişirin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kestaneli Yeşil Salata” title_font_size=”13″]

    Kestane ile lezzetli ve hafif bir tarif hazırlamak isterseniz, yeşil salata ile kestanenin mükemmel uyumundan faydalanabilirsiniz. Yıkayıp kuruttuğunuz salata yapraklarının üzerine havuç, ızgarada pişmiş kestane ve tavada çevrilmiş mantar dilimleri ekleyin. Salatanızı balzamik sirke ve zeytinyağı eşliğinde hazırladığınız sos ile lezzetlendirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kestane Şekerli Pasta” title_font_size=”13″]

    Hızlı bir şekilde lezzetli bir pasta hazırlamak isterseniz kestane şekerinden yardım alabilirsiniz. Hazır pasta tabanının üzerini 500 ml süt, 1 su bardağı şeker, 3 yumurta, 3 yemek kaşığı nişasta ve 1 paket vanilya kullanarak hazırladığınız krema ile kaplayın ve kremanın üzerine kestane şekerlerini dizin. İşte pratik pastanız hazır.

  • Ah Bu Şarkıları Müzeyyen Senar’dan Dinlemek Vardı

    Ah Bu Şarkıları Müzeyyen Senar’dan Dinlemek Vardı

    8 Şubat 2015 tarihinde kaybettiğimiz sanatçı Türk Sanat Müziği’nin en önemli seslerinden biriydi ve zaten “Cumhuriyetin Divası” da onun unvanıydı. Etkileyici yorumunu dinleme şansına sahip olmuş yaş aralığında iseniz şanslısınız. Yok, eğer Müzeyyen Senar’ı henüz hiç dinlemedim diyecek yaşlardaysanız mutlaka videolarını internet üzerinden bulup dinlemenizi öneririz. Sanatçının sesiyle bütünleşmiş, romantizm rüzgârları estiren şarkılara kayıtsız kalamayacaksınız. Ve biz bütün yaş aralıkları için o şarkılardan bir demetle karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    müzeyyen senar şarkıları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    müzeyyen senar şarkıları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    müzeyyen senar şarkıları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    müzeyyen senar şarkıları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    müzeyyen senar şarkıları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    müzeyyen senar şarkıları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    müzeyyen senar şarkıları