Blog

  • 7 Maddede 30 Ağustos Zafer Bayramı

    7 Maddede 30 Ağustos Zafer Bayramı

    Kazanılan büyük bir zaferi o ordunun başkumandanından daha iyi kim anlatabilir ki? Atatürk zaferden iki yıl sonraki konuşmasında şöyle anlatmıştı: “30 Ağustos Zaferi, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, parlak zaferlerle doludur; ama Türk ulusunun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir akım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Besbelli ki yeni Türk Devleti’nin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı.” Atatürk’ün Dumlupınar’da yaptığı bu konuşmasında şu sözü de tarihe geçecekti: “Umulan ve istenen başarı, işte burada kazanılan zaferdi.” Onlar, devam eden kuşaklara büyük bir onur duygusu bıraktılar… Bizden umulan ve istenense bu duyguyu yaşatmamız, sonraki kuşaklara aktarmamız… Bugün ve daima kutlu olsun!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    kurtuluş savaşı, 30 ağustos

    Meclis’te 20 Temmuz 1922’de Mustafa Kemal Paşa’nın Başkumandanlığı onaylandı; o dakikalarda bilinmiyordu ama Kurtuluş Savaşı’nın şanlı nihayetine çok az bir zaman kalmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    kurtuluş savaşı, 30 ağustos

    Hazırlıklar çoktan yapılmıştı, Başkomutan’ın emriyle Büyük Taarruz başladı. Günler inanç ve cesareti, takvimler 26 Ağustos’u gösteriyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Karadan ve havadan sürdürülen savaş dört gün sürdü. “Umulan ve istenen başarı” dört günün sonunda elde edilmişti, 30 Ağustos zafere ulaşılan gün oldu. Kutlanacak gün işte bu gündü!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    kurtuluş savaşı

    Hepimizin bildiği Atatürk’ün tarihe geçen o emri de işte bu zafer yolunda verilmişti: “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” Türk ordusu bu zaferle son 200 yıldır taarruz kazanamayan bir milletin makûs talihini değiştirmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ölüm kalım mücadelesinde kazanılan zafer seneidevriyesinde kutlanamadı çünkü o yıl Cumhuriyet’in kuruluş hazırlıkları vardı. İlk kutlama hemen ertesi yıl, yani 1924’te “Başkumandan Zaferi” adıyla Afyon’da yapıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    30 ağustos

    1926 yılında ise 30 Ağustos kutlamalarına “Zafer Bayramı” denildi ve ondan sonra her yıl ulusal bir bayram olarak coşkuyla kutlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2023 yılı, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 101. yıl dönümü… Ve 101 yıldır hissedilen duygular tam da şairin ifade ettiği gibi… “Ne var bu dünyada sana yakışan, Alnında bir zafer sabahı kadar…”

  • GEMİLERİN SESSİZCE GELİP GEÇTİĞİ MARMARA DENİZİ

    GEMİLERİN SESSİZCE GELİP GEÇTİĞİ MARMARA DENİZİ

    Malum, Yahya Kemal Sirkeci Garı’nda yaşadığı bir ayrılığın ve Marmara sularında gözlerden uzaklaşan geminin ardından yazmıştı Sessiz Gemi şiirini… Ve kim bilir bu deniz daha kaç şaire, kaç yazar, kaç ressama böyle ilhamlar verdi. Bu yaratımlardan başlı başına bir külliyat çıkar ama biz şimdi en gerçek haliyle Marmara Denizi hakkında temel bilgiler vereceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Asya ile Avrupa’yı, yani iki kıtayı birbirinden ayıran Marmara Denizi’nin yüzölçümü 11,350 km2’dir. Tümü bir ülkenin egemenlik sınırları içinde yer alan tek denizdir ve konumu itibariyle iç deniz olarak nitelendirilir. Eski çağlardan beri mermer yatağı olarak bilinen Marmara Denizi’nin adı, Yunanca mermer anlamına gelen Marmaros’dan gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Marmara Denizi’ni Karadeniz ile bağlayan İstanbul Boğazı tüm dünyanın gözbebeği gibidir. Boğaz’ın sınırları kuzeyde Anadolu Feneri’ni Rumeli Feneri’ne birleştiren hat, güneyde ise Ahırkapı Feneri’ni Kadıköy İnciburnu Feneri’ne birleştiren hat olarak kabul edilmekte. İstanbul Boğazı, üstündeki üç asma köprü, denizin içinden geçen raylı sistem tüp geçit ve tünel ile Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Marmara Denizi’ni Ege Denizi’ne bağlayan su geçidi ise Çanakkale Boğazı’dır. Kurtuluş savaşımızın en önemli adımlarından birinin yaşandığı Çanakkale Boğazı’nın bir tarafı Gelibolu Yarımadası’yla kıyı, diğer tarafı da Biga Yarımadası’yla kıyıdır. İstanbul Boğazı’ndan yaklaşık iki kat daha uzun olan boğazda kıtalar arası ulaşım feribotlarla sağlanmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kuzey kıyılarına kıyasla güney kıyıları daha fazla girinti çıkıntı içeren Marmara Denizi’nde en ünlü körfezler de güney şeridinde yer alır. İzmit Körfezi, Bandırma Körfezi, Erdek Körfezi ve fotoğrafta gördüğünüz Gemlik Körfezi bunlardan bazılarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Marmara Denizi’nin alametifarikalarından biri de üstüne öbek öbek kurulmuş adalarıdır. Denize adını veren mermer de bu adalardan ve en çok da Marmara Adası’ndan çıkarılmaktadır. Yerli-yabancı turistlerin özellikle yaz aylarında akın ettiği adaları ise Balıkesir iline bağlı Avşa Adası ile İstanbul’a bağlı Büyükada, Kınalıada, Heybeli ve Burgaz Adası’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bu büyük iç denize kıyısı olan şehirler İstanbul, Kocaeli, Balıkesir, Yalova, Bursa, Çanakkale ve Tekirdağ’dır. Marmara Denizi’ne kıyısı olan semtler ise sanayinin, ticaretin ve turizmin en yoğun yaşandığı yerler arasındadır. Özellikle de İstanbul Boğazı kıyıları doğal ve tarihi güzellikleriyle dünyanın sayılı yerleşim alanlarındandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İster İstanbul Çengelköy sahilinden ister Çanakkale Boğazı Kilitbahir’den atın oltanızı, isterseniz sezonunda tutulan balıkları balıkçı tezgâhlarından alıp getirin sofranıza. Bu eşsiz denizin balıkları tüm bölge mutfağına dağılan bir lezzete sahiptir. Ve mutlaka aklınızda tutun, Türkiye’de, hele de Marmara Denizi kıyılarında balık yemenin keyfi paha biçilmezdir.

  • KARBON AYAK İZİN NE KADAR?

    Günlük yaşantımızda farkında olmasak da attığımız her adım, gezegenimizde bir iz bırakıyor. Kullandığımız ulaşım araçları, tükettiğimiz gıdalar, evlerimizi ısıtma biçimimiz hatta interneti kullanma şeklimiz bile çevreye belirli bir karbon yükü getiriyor. İşte bu yük, “karbon ayak izi” olarak adlandırılıyor. Küresel iklim değişikliğinin etkisinin hızla artırdığı günümüzde, bu sorunun cevabını bilmek her zamankinden daha önemli. Çünkü önce etkimizin ne olduğunu anlamak, ardından da onu azaltmak için adım atmak gerekiyor. Yazımızda, karbon ayak izinin ne anlama geldiğini ve bu izi azaltmak için neler yapabileceğinizi öğrenebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Karbon ayak izi; bir kişinin, ailenin, organizasyonun ya da bir ürünün üretimi ve tüketimi sırasında atmosfere saldığı karbondioksit ve diğer sera gazlarının toplam miktarını ifade eder. Bu ölçüm, günlük yaşamımızdaki enerji kullanımı, ulaşım biçimlerimiz, tüketim alışkanlıklarımız ve daha pek çok faktörden etkilenir. Kişisel ulaşım, karbon ayak izimizi etkileyen en önemli unsurlardan biridir. Özellikle otomobil ile yapılan yolculuklar yüksek miktarda karbon salınımına yol açar. Buna karşılık toplu taşıma, yürüyüş ve bisiklet gibi alternatiflerle bu salınımı azaltmak mümkündür. Aynı şekilde, düşük karbon salınımı özelliğiyle öne çıkan elektrikli araçlar da çevre dostu bir seçenek olarak tercih edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Evde kullanılan enerji, karbon ayak izinin önemli bir parçasını oluşturur. Elektrik tüketimini azaltmak için enerji verimli cihazlar kullanılabilir, gereksiz açık bırakılan lambalar kapatılabilir ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklara geçiş yapılabilir. Ayrıca, düşük karbon salınımı sağlayan elektrik tedarikçilerini tercih etmek çevresel etkiyi azaltır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Karbon ayak izini azaltmaya yönelik bireysel adımlardan biri de içerik etiketlerini okumayı öğrenmektir. Bu, sürdürülebilir bir yaşam için son derece değerli bir beceridir. Etiket okumak, bir ürünün içeriği ve üretim süreci hakkında bilgi edinmemizi sağlar. Hayvansal kaynaklı ürünler, işlenmiş gıdalar ve uzak ülkelerden gelen ham maddeler daha yüksek karbon salınımına yol açabilir. Ayrıca, etiketlerde yer alan geri dönüşüm sembolleri, ürünün çevreye olan etkisine dair ipuçları verir. Geri dönüştürülebilir ya da doğada çözünebilen ambalajları tercih etmek, karbon ayak izini azaltmada önemli bir rol oynar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Atıklar, karbon ayak izimizi etkileyen önemli unsurlardan biridir. Atıkları azaltmak, plastik kullanımını en aza indirmek ve daha fazla doğa dostu malzeme tercih etmek, karbon ayak izinizi küçültmeye önemli ölçüde katkı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Hızla tüketilen ürünler ve tek kullanımlık eşyalar, yüksek karbon salınımına yol açar. İhtiyacınız olmayan ürünleri satın almaktan kaçınarak, dayanıklı ve uzun ömürlü ürünleri tercih edebilirsiniz. Ayrıca, yerel üreticilerden alışveriş yaparak ulaşım kaynaklı karbon salınımını da azaltmış olursunuz. Yerel ve mevsimlik ürünlerle beslenmek ise karbon ayak izini azaltan en etkili bireysel adımlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Video izlemek, sosyal medyada uzun vakit geçirmek ve gereksiz e-postaları saklamak bile enerji tüketimine yol açar. İnternet, dev sunucular üzerinden çalışır ve bu sunucuların sürekli aktif kalması büyük miktarda enerji gerektirir. Dijital temizlik yapmak, gereksiz bulut depolamalarını silmek ve çevrim içi alışkanlıkları gözden geçirmek, karbon ayak izini azaltmanın dijital yolları arasında yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Karbon ayak izini azaltmanın bir diğer yolu da çevre dostu yaşam tarzı ve sürdürülebilir alışkanlıklar konusunda bilgi edinmektir. Farkındalık oluşturarak çevrenizdeki kişileri iklim değişikliği hakkında bilinçlendirebilir, böylece hep birlikte karbon salınımını azaltmaya katkı sağlayabilirsiniz.

  • Türkiye’nin Dört Bir Yanından Sokak Lezzetleri III

    Türkiye’nin Dört Bir Yanından Sokak Lezzetleri III

    Türk mutfağının sarayı da sokağı da alabildiğine çeşitlidir… Ve ülkemizdeki bir sokak lezzeti bile en az saray mutfağındaki bir yemek kadar özveri ister. Kültürümüze ait bu sokak lezzetlerini ilk iki listemize sığdıramadık, işte şimdi de üçüncü 10 maddelik listemizle huzurlarınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Şüphesiz ki ülkenin en sevilen tatlılarından biri çıtır çıtır hamuruyla ve şerbetiyle lokma… Yeni dökülmüş sıcak lokma ise uzun süre kuyrukta beklemeye değecek lezzetlerimizin başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sokak sandviççilerinde en sevdiğiniz malzemelerle hazırlatabileceğiniz ekmek arası lezzetler saat kaç olursa olsun her acıktığınızda bulabileceğiniz nadir yiyeceklerden.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Izgara üzerinde pişen köfte çıtır çıtır ekmekle buluştuğunda yediden yetmişe herkesin bayıldığı milli fast food’umuz meydana gelir. İncecik dilimlenmiş soğan ise ekmek arası köftenin olmazsa olmazı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Aslında İzmir’in spesiyali olsa da tüm ülkede sevilerek tüketilen kumru, üzeri susamlı özel ekmeği ve içindeki bol malzemesiyle tüm ülke geneline yayılmakla kalmamış, en sevilen sokak lezzetlerimizden biri haline gelmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sabah kahvaltılarının en lezzetli alternatiflerinden biri poğaça da sokakta tadı daha da güzelleşen yiyeceklerimizden… Camları buğulanmış ufak arabalarda satılan peynirli, kıymalı poğaçalara karşı koymak ise neredeyse imkânsız…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tadını baharat ve meyve aromalarından alan macun, Osmanlı zamanından beri ilgi gören şekerlemelerimizden… Macunun canlı renkleri özellikle turistler ve çocukları büyülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Patlamış mısır kokusuyla bile karnımızı acıktırabilen bir atıştırmalık… Mis gibi kokular yayan patlamış mısır arabası, bulunduğunuz sokağa girip de ağır ağır ilerlemeye başladığındaysa kocaman bir kese kâğıdı dolusu mısır almamak çok zor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Sokakta satılan tatlılarımızın en doyurucusu şambali aniden bastıran tatlı isteğini bastırmak için birebir… Bu sevilen lezzetin kaynağı ise içindeki irmik ve tuzsuz fıstık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Çocukluğumuzda tanıştığımız sokak lezzetlerinden kâğıt helva tek başına bile oyuna ara verdirebilecek kadar lezzetliyken, arasına dondurma koyulduğunda bir şahesere dönüşür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    İncecik yufkanın içine kıyma, baharat ve soğan karışımından oluşan iç malzemesi konur ve kızgın yağda kızartılır. Kâğıda sarılmış dışı çıtır çıtır içi yumuşacık çi böreği elde yemenin tadı ise bir başkadır.

  • ANTONİ GAUDİ’NİN GÖRENİ MASAL DİYARINA GÖTÜREN YAPILARI

    1852-1926 yılları arasında yaşayan, ülkesi İspanya’da yaptığı fantastik yapılarla mimariye yepyeni ve tekrar edilemez bir soluk getiren Antoni Gaudi’nin eserleri, 1984 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak ilan edildi. Gaudi, art nouveau akımının İspanya’daki öncüsü kabul edilse de bilinen kalıpların ve klasik anlayışın dışında eserler üretti. Onlardan bazılarını sayfamızda görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sagrada Familia” title_font_size=”13″]

    Sagrada Familia, Türkçesiyle Kutsal Aile, İspanya’nın Barselona şehrindeki devasa bazilikadır. Yapımını 1882’de halk başlatmış, bir yıl sonra, 1883 yılında Antoni Gaudi tarafından devralınmıştır. Gaudi, mimari dehasının bir yansıması olan bazilika üzerine yıllarca çalışmış, 1926 yılında tamamlandığını göremeden hayatını kaybetmiştir. Bazilikanın yapımı günümüzde de sürmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Park Güell” title_font_size=”13″]

    Barselona’da Gracia bölgesinde bulunan, bahçeler, mozaikler başta olmak üzere mimari unsurların, sosyal kullanım alanlarının, evlerin bir arada olduğu Park Güell, Gaudi tarafından 1900 ile 1914 yılları arasında inşa edilmiş fakat tamamlanmadan bırakılmış, 1926 yılında ise kamuya açılmıştır. Gaudi’nin yaşadığı ve müzeye dönüştürülen evi de Park Güell içinde yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Casa Batllo” title_font_size=”13″]

    Casa Batllo, kırık seramiklerle kaplı ön cephesinden dinozor sırtını andıran çatısına, çok farklı mimari detaylar barındıran iç cephesine kadar Antoni Gaudi’nin en görkemli imzalarından biridir. Orijinal adı Casa dels Ossos olan ve Kemikler Evi anlamına gelen bina, Gaudi’nin sıfırdan inşa ettiği değil, restore ettiği bir yapıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Casa Mila” title_font_size=”13″]

    1906-1912 arasında Gaudi tarafından inşa edilen ve La Pedrera yani Taş Ocağı adıyla da bilinen Casa Mila, içinde daire ve ofislerin bulunduğu bir bina olarak günümüz rezidanslarına benzer bir amaçla yapılmıştır. Bu yapıda da dik köşeli mimariden kaçınan Gaudi, binanın ön cephesinde deniz dalgaları formu, balkonların dökme demirleriyle de deniz yosunu izlenimi oluşturmak istemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Casa Vicens” title_font_size=”13″]

    Gaudi, Vicens Ailesi için 1884’te tasarladığı yapının pencere demirlerinden salonuna kadar yine doğanın farklı figürlerinden ilham almıştır. Casa Vicens, ünlü mimarın ilk tasarladığı evlerdendir ve o sırada 30’lu yaşlarındadır. Yaklaşık 1266 m2’lik bir alanı kaplayan, bodrum dâhil dört katı olan Barselona’daki ev günümüzde müze olarak ziyaret edilebilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güell Pavilyonları” title_font_size=”13″]

    Güell Pavilyonları, Gaudi’nin diğerleri kadar bilinmeyen, sıfırdan tasarlamayıp 1884-1887 yılları arasında çalışarak önemli yenilikler eklediği yapı kompleksidir. Mekânın en ünlü ayrıntısı, Yunan mitolojisinden esinlenerek ürettiği ejderha figürlü demir döküm kapısıdır. Günümüzde Barselona Üniversitesi’ne ait olan yapı kompleksinin bazı bölümleri rehber eşliğinde gezilebilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”El Capricho” title_font_size=”13″]

    El Capricho, Gaudi’nin Barselona dışında tasarladığı nadir yapılardan biridir. Comillas’da, zengin bir müşterisi için 1883-1885 yılları arasında inşa ettiği villa da tıpkı diğerleri gibi tüm detaylarıyla masal diyarından çıkmış gibidir. Dış cephesi dantel gibi ilmek ilmek işlenen El Capricho özellikle minareye benzetilen kulesiyle dikkat çekmektedir.

  • TÜRKİYE’DE SOSYAL MEDYANIN GELİŞİMİ VE İLK YERLİ PLATFORM: NEXT SOSYAL

    Sosyal medya platformları, son 20 yılda yalnızca iletişim kurma biçimimizi değil; düşünme, üretme ve sosyalleşme alışkanlıklarımızı da değiştirdi. Artık haberleri buradan alıyor, gündemi buradan takip ediyor, dijital kimliklerimizi bu sanal evrende kurguluyoruz. Yazımızda, sosyal medyanın Türkiye’deki yolculuğuna göz atacak ve ülkemizin ilk yerli ve millî sosyal medya platformu Next Sosyal’i keşfedeceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Anlık Mesajlaşmanın Dijital Yolculuğu” title_font_size=”13″]

    Microsoft’un 1990’ların sonunda geliştirdiği MSN Messenger, 2000’li yıllarda Türkiye’de yaygınlaştı. Gençler; arkadaşlarıyla yazışmak, durumlarını paylaşmak ve emojilerle duygularını ifade etmek için bu platformu kullanmaya başladı. Sosyal medya öncesi dönemin dijital sosyalleşme platformu olan MSN, bugünkü dijital alışkanlıklarımızın temelini o yıllarda attı. 2013’te tamamen kapanmasının ardından anlık mesajlaşma sahnesine üç güçlü oyuncu çıktı: 2009’da kurulan WhatsApp, 2025 itibarıyla yaklaşık 3 milyar kullanıcıyla dünyanın en yaygın mesajlaşma uygulaması hâline geldi. Facebook Messenger, özellikle Facebook kullanıcılarını yakalayarak 2025 yılında 950 milyonu aşkın aktif kullanıcıya ulaştı. 2013’te kullanıma giren Telegram ise güvenlik, hız ve kanal özellikleriyle öne çıkarak, 2025 yılı itibarıyla 1 milyar kullanıcıya ulaştığını duyurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Facebook” title_font_size=”13″]

    2004 yılında ABD’de kurulan Facebook, Türkiye’de özellikle 2007 sonrasında hızla yaygınlaştı. İlk dönemlerde üniversite öğrencileri arasında popülerken zamanla her yaştan kullanıcının dâhil olduğu geniş bir sosyal ağ hâline geldi. 2025 itibarıyla Türkiye’de 34,8 milyon aktif kullanıcıya sahip olan Facebook’un, genç kuşaklar arasında kullanım oranı ise giderek azalıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”X, Threads ve Bluesky” title_font_size=”13″]

    2006’da kurulan Twitter, Türkiye’de özellikle 2010’lu yılların başlarından itibaren güncel gelişmeleri takip etmek açısından önemli bir platform olarak yaygın şekilde kullanılmaya başlandı. 2023’te “X” adını alan platform, etkileşim gücü yüksek olmasına rağmen Instagram kadar geniş bir kitleye ulaşamadı; 2025 itibarıyla Türkiye’de yaklaşık 19,7 milyon aktif kullanıcıya sahip. Meta’nın 2023’te sunduğu Threads uygulaması ise Instagram tabanlı bir mikroblog deneyimi sunsa da veri aktarımıyla ilgili kararlar nedeniyle 2024’te Türkiye’de erişime kapatıldı. Twitter’ın kurucusu Jack Dorsey’in geliştirdiği Bluesky ise henüz sınırlı bir kullanıcı kitlesine ulaşsa da bağımsız altyapısıyla öne çıkmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Instagram ” title_font_size=”13″]

    2010 yılında kurulan Instagram, Türkiye’de 2012 yılından sonra hızla popülerleşti. Görsel içerik paylaşımına dayalı yapısıyla özellikle gençler arasında büyük ilgi gördü. Günümüzde hem bireysel kullanıcılar hem de markalar için vazgeçilmez bir platform hâline geldi. 2025 verilerine göre Türkiye’de en çok kullanıcısı olan platform, 58,5 milyon kişi ile Instagram oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Snapchat” title_font_size=”13″]

    ABD merkezli Snapchat, 2011’de kurulduktan sonra Türkiye’de özellikle 2015’ten itibaren yaygınlaşmaya başladı. 13 yaş üzeri kişilerin hesap oluşturabildiği, anlık görüntü ve hikâye paylaşımıyla gençler arasında popüler hâle gelen Snapchat, Instagram’ın benzer özelliği yaygınlaştırmasının ardından kullanıcı sayısında düşüş yaşasa da 2025 yılı itibarıyla Türkiye’de hâlâ gençler tarafından aktif olarak kullanılmaktadır. Snapchat’in 2025 yılı başı itibarıyla Türkiye’deki kullanıcı sayısı ise 15,7 milyondur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”TikTok ” title_font_size=”13″]

    Çin merkezli ByteDance tarafından geliştirilen TikTok, 2016’daki küresel lansmanının ardından Türkiye’de 2018’den itibaren hızla yaygınlaştı. Kısa video formatı ve gelişmiş algoritmasıyla özellikle Z kuşağı arasında vazgeçilmez bir uygulama hâline geldi. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’de TikTok’u aktif olarak kullanan, içerik üreten veya tüketen yaklaşık 40,2 milyon kullanıcı bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkiye’nin İlk Yerli ve Millî Sosyal Medya Platformu: Next Sosyal” title_font_size=”13″]

    Next Sosyal; haber, teknoloji, yaşam ve gündem odaklı içeriklerin paylaşıldığı, veri güvenliğini ve dijital özgürlüğü öne çıkaran bir sosyal medya platformudur. “Reklamsız, sansürsüz ve algoritmasız bir deneyim” sloganıyla dikkat çeken platform, Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı öncülüğünde geliştirilmiş ve Temmuz 2025’te genel kullanıma açılmıştır. Açık kaynak kodlu yapısıyla öne çıkan Next Sosyal, yazılım kodlarını kamuya açık şekilde paylaşarak geliştiricilerin kodları incelemesine, uygulamanın işleyişini görmesine ve kendi projelerine uyarlamasına imkân tanımaktadır.

  • TÜRK FİLMLERİNDEN ZİHNİMİZE KAZINAN REPLİKLER

    TÜRK FİLMLERİNDEN ZİHNİMİZE KAZINAN REPLİKLER

    Özellikle de Yeşilçam döneminde çekilen filmlerde öyle replikler var ki aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen hafızamızdadır. Film isimlerini hatırlamakta zorlanırız ama o cümleleri ezbere söyleyebiliriz. Onları bu kadar unutulmaz kılan neydi acaba, hiç düşündünüz mü? Alışılmışın dışında ifadeler olmaları mı, söylerken oyuncunun kattığı jest ve mimikler mi, yoksa sadece komik ya da dramatik olmaları mı? Sebebi her ne olursa olsun, bu kadar kalıcı olmayı başarmış olmaları bile fazlasıyla takdire şayan…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    kemal sunal
  • BU MEYVELERDEN ÇOK GÜZEL MARMELAT OLUR!

    Söz konusu marmelat olunca, en çok merak edilen, reçel ile marmelat arasında nasıl bir fark olduğudur. Çok basit! Reçel, meyvelerin küçük küçük doğranmasıyla üretilirken, aynı meyveler marmelat yapımında, ezilir veya püre haline getirilirler. Tıpkı reçel gibi marmelat yapmanın da mevsimi yoktur. Her mevsimin kendine özel meyveleri bulunur ve önemli olan da marmelat yaparken mevsim meyvelerini kullanmaktır. Eğer siz de şimdiye kadar denemediyseniz, şu meyveleri mutlaka bir de marmelat halinde tüketin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kayısıları ortadan ikiye ayırarak çekirdeklerini çıkartın ve küçük küçük doğrayın. Üzerine şeker ve su ilave ederek, kısık ateşte kayısılar eriyene kadar pişirin. Koyu bir kıvam aldığında limon suyu sıkın ve biraz daha kaynattıktan sonra ocaktan indirin. Blender ile pürüzsüzleştirin ve işte kayısı marmeladınız hazır!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Marmelat yapımında genel mantık yukarıda anlattığımız gibidir. Farklı olan ise meyvelerin kendilerine has özellikleridir. Kullanacağınız meyveleri seçerken olgun, sulu ve tatlı olanları tercih etmeye özen gösterin. Örneğin, mürdüm eriği marmeladı için, daha tatlı olduklarından, iri olanları seçmenizi önerebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çilek, oldukça yumuşak bir meyve olduğu için önce robotta püre haline getirebilir, sonrasında su ve şekerle kaynatma aşamasına geçebilirsiniz. Yapacağınız çilek marmeladını, kek ya da kurabiyelerde de kullanabileceğinizi ve böylece lezzetlerinin katbekat artacağını hatırlatalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Mandalinadan marmelat yapmak için dikkat edilmesi gereken husus şudur: Kabuğunu soyduktan sonra, üzerinde kalan beyaz ipliksi dokulardan ve çekirdeklerinden dilimleri arındırmanız gerekir. Bunu yapmadığınız takdirde marmeladınızda acı bir tat belirecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şeftaliyi sadece yazın değil, sonbahar ve kış aylarında da yiyebilmenin en güzel yolu marmeladını yapmaktır. Bu durum tüm meyveler için geçerlidir. Ocaktan indirdiğiniz ve yapımını tamamladığınız marmelatları, ağzını sıkıca kapattığınız kavanozlara koyarak tüm yıl saklayabilir ve tüketebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Nasıl ki mayhoş tadıyla vişne reçelinin yeri bir başkadır, aynı hoşluk meyvenin marmeladı için de geçerlidir. Vişne marmeladını yaptıktan sonra ister pasta ister tart ister kek yapımında kullanın. Ama unutmayın ki dilim ekmeğin üstüne sürülmüş halinin yerini hiçbiri tutmayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ahududu, diğer adıyla frambuaz marmeladı ise tatlı veya mayhoş diyemeyeceğimiz, oldukça özgün tadıyla farklı bir yere sahiptir. Bu meyveleri ne öncesinde ezmeniz gerekir ne de sonrasında blender ile püre haline getirmeniz. Zaten yumuşak olan meyveler, kaynar kaynamaz istenen kıvama gelecektir.

  • TÜRK RESİM SANATINDA BİR MİHENK TAŞI: FEYHAMAN DURAN

    Türk resim sanatının öncü isimlerinden Feyhaman Duran, kendine özgü tekniğiyle bir dönemin ruhunu tuvallerine taşımakla kalmamış, eğitmen kimliği ile yeni ressamların yetişmesinde yol gösterici olmuştur. Sanata olan tutkusu onu İstanbul’dan Paris’e, oradan da Türk resim tarihinde unutulmaz bir yere taşımıştır. Yaşamı boyunca hem üreten hem de öğreten bir ressam olarak büyük bir miras bırakan sanatçının yaşamını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#1″ title_font_size=”13″]

    1886 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Feyhaman Duran, henüz altı yaşındayken babası Şair Süleyman Hayri Bey’i kaybeder. Babasının ona bıraktığı en kıymetli miras, büyüdüğünde okuması için kaleme aldığı 141 beyitlik bir öğüt şiirdir. Babası bu şiirde, evladına aktarabileceği tüm yaşam rehberini satırlara döker; kendi hayat görüşünü, inançlarını ve değerlerini anlatarak iyi bir insan olabilmesi için nelere dikkat etmesi gerektiğini vurgular. Şiir şu dizelerle başlar:

    Feyhamanım beni dinle imdi 

    (Feyhamanım, beni dinle şimdi)

    Zikret Allah’ını, Peygamberini 

    (Söyle Allah’ını, Peygamberini)”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Annesini de kaybettikten sonra dedesi tarafından büyütülen Duran, annesinin vasiyeti üzerine Mekteb-i Sultanide (Galatasaray Lisesi) eğitimine başlar. Burada Batı kültürüyle tanışır, Fransızcayı akıcı bir şekilde öğrenir ve okul müdürü Abdurrahman Şeref Bey’in desteğiyle kara kalem portreler çizer. Çini mürekkebi, yağlı boya ve hat sanatıyla ilgilenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Altıncı sınıfı bitirdikten sonra çalışma hayatına atılan Feyhaman Duran, bir süre Babıalide kâtiplik yapar. 1907 yılında okuluna geri dönerek Fransızca güzel yazı öğretmenliğine başlar ve bu dönemde Tevfik Fikret’le dostluk kurar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1910 yılında Osmanlı devlet adamlarından Abbas Halim Paşa ile tanışan Duran, onun yönlendirmesiyle resimle iç içe bir hayata adım atar. Paşa, Duran’a ailesinin portrelerini yaptırır ve onu Paris’e gönderir. Burada önemli ressamlardan ders alır, tekniğini ve anatomi bilgisini geliştirir. 1914’te I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Paris’te bulunan birkaç Türk öğrenciyle birlikte Rusya üzerinden zorlu bir yolculukla İstanbul’a döner. Tüm yaşamı boyunca mütevazı ve saygılı bir karaktere sahip olan Duran, eğitimini üstlenen Abbas Halim Paşa’nın gönderdiği paranın yalnızca gerektiği kadarını harcar; biriktirdiği miktarı ise İstanbul’a döndüğünde Paşa’ya iade eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1915-1918 yılları arasında yayımlanan Harp Mecmuası için savaş resimleri çizer. Yaptığı portreler ve özgün tekniğiyle dikkatleri üzerine çeken Duran, 1916’da katıldığı Galatasaraylılar Sergisi’nde Dr. Âkil Muhtar’ın Portresi adlı eseriyle gümüş madalya ve Zikr-i Cemil (Güzelliği Anma) Ödülü kazanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1919 yılında kadınlara güzel sanatlar eğitimi vermek amacıyla İstanbul’da kurulan İnas Sanayi-i Nefise Mektebinde resim öğretmenliği yapacak biri arandığında, Türk resim tarihinin ilk kadın ressamlarından Mihri Müşfik Hanım, Feyhaman Duran’ı önerir. Duran, bu okulda 1951’de emekli olana kadar öğretmenlik yapar ve pek çok genç sanatçının yetişmesine katkı sağlar. 1921 yılında yeni bir tüzükle “Türk Ressamlar Cemiyeti” adını alan Osmanlı Ressamlar Cemiyetinin kurucu üyeleri arasında yer alır. 1922 yılında ressam Güzin Hanım ile evlenir; çift, bir süre Baltalimanı ve Beylerbeyi’nde yaşadıktan sonra Güzin Hanım’ın ailesinden kalan Süleymaniye’deki eve taşınır. Günümüzde bu ev, Feyhaman Duran Kültür ve Sanat Evi olarak yaşamaktadır; sanatçının kişisel eşyaları, atölyesi ve eserleri burada sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1939 yılında değerli ressamlarımız İbrahim Çallı ve Ayetullah Sümer ile İsmet İnönü’nün portresini yapmak üzere Ankara’ya davet edilir. Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün ardından kendi izlenimlerine ve mevcut fotoğraflara dayanarak onun pek çok portresini yapar. Bu eserler hem resmî hem de kişisel gözlemleri ustalıkla birleştiren çalışmalardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Öğrencilerine her zaman sevgi dolu, anlayışlı ve yumuşak bir tavırla yaklaşan Feyhaman Duran, emekliliğinin ardından portre çalışmalarından uzaklaşarak daha çok doğa manzaralarına, peyzajlara ve özellikle çiçekli natürmortlara yönelir. Sanatçının bilinen son eseri, 1968 yılında yaptığı bir çiçek tablosudur. Yaşamının son iki yılında giderek artan görme problemleri nedeniyle fırçasını elinden bırakmak zorunda kalan Duran, Türk resim sanatının öncü isimlerinden biri olarak 6 Mayıs 1970 tarihinde İstanbul’da hayata veda eder.

  • 8 Madde ile Tarihten Bugüne Evimizin Bir Parçası Seramik

    8 Madde ile Tarihten Bugüne Evimizin Bir Parçası Seramik

    Torna tezgahında dönen çamur kütlesi ve ona şekil vermeye çalışan usta ellerin izleyende bir meditasyon duygusu yarattığı muhakkak… Çanak-çömlek formunda insan hayatına giren seramik, bugün ev eşyası, duvar ya da yer kaplaması ve tabii ki süs eşyası olarak hayatımızın büyük bir parçası olmuş durumda… Uzun yolculuğu sırasındaki gelişimiyle bir sanat ürününe dönüşmesi de kaçınılmaz olmuş elbette… Biz de 8 madde ile seramiğin köy evlerinden saraylara ve sergi salonlarına uzanan hikâyesini sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    seramik vazo

    En eski seramik kalıntıları bundan 8000 yıl öncesine yani Cilalı Taş Devri’ne ait… Bu kalıntılar yine burada, Anadolu topraklarında yapılan kazılar sırasında elde edilmiş. Truva’dan Lidya’ya, Hitit’ten Urartu’ya, Bizans’tan Selçuklu’ya seramiği kullanmayan medeniyet neredeyse olmamış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    seramikçilik

    Dünyanın farklı yerlerinde ortaya çıkan buluntular, insanoğlunun seramikten sadece çanak, tabak, fincan gibi kullanacağı eşyalar değil heykeller, takılar, dekoratif eşyalar üretmeye binlerce yıl öncesinden başladığını gösteriyor. Çin’de, Mısır’da, Anadolu uygarlıklarında üretilen seramikten yapılmış sanat eserleri günümüze kadar ulaşmış durumda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çin’de ve İslam kültüründe de gelişen seramik sanatı Türkleri de etkisi altına almış, Büyük Selçuklu döneminde Türkler yeni teknikler geliştirerek seramik işçiliğini ileri seviyelere taşımış ve bu işçilik Selçuklular eliyle Anadolu’ya geçmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    seramik

    Özet bir anlatımla geleneksel seramik, kil bazlı özel bir çamura şekil verip pişirilerek elde ediliyor. Pişen seramiğin üzerine pürüzlü ve kaba yüzeyini daha parlak ve dayanıklı yapacak kimyasal bileşenlerden oluşan bir sıvı dökülüyor ki buna “sır” deniyor. Sırlama, insanın seramik sanatında yüzyıllar içinde keşfettiği ve onu ileri boyutlara taşıyan önemli bir aşama…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    seramikçilik

    Seramik, yan ürünü olarak niteleyebileceğimiz çini ile de sanatsal açıdan zirveye ulaşmıştır. Özel bir seramik hamurundan üretilen ve renkli motiflerle bezenerek bir yüzü sırlanan çiniler Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan yolculuklarında gösterişli eserler vermelerini sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    seramikçilik

    Osmanlı’da ise Kütahya ve İznik çiniciliğin merkezi olur. Geometrik şekiller, bitkisel motifler, çeşitli kompozisyonlar ağırlıkla mavi, lacivert, firuze, beyaz renkler eşliğinde çinilere uygulanır ve dünyaca ünlenen eserler üretilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    seramikçilik

    Türkiye’de seramik sanatı dediğimizde ise Füreya Koral ismini anmadan geçmemiz mümkün değildir. 1910 doğumlu sanatçı tüberküloz nedeniyle İsviçre’de tedavi gördüğü sanatoryumda seramik sanatıyla tanışır. Fransız seramik sanatçıları ile çalışmalarını geliştirir, Paris’ten Prag’a Washington’dan İstanbul’a sergiler açar ve ödüller kazanır. Kültürümüzün öğelerini baskın tutarak Doğu ve Batı seramik anlayışını birleştirir ve seramik alanında ülkemizden dünyaya yeni eserler yansıtır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    seramikçilik

    Bugün, teknolojiden enerji sektörüne kadar çok farklı alanlarda kullanılan seramikte endüstriyel üretime geçilmiş durumda… Ama hala ilk seramik uygulamalarını hatırlatan torna tezgâhlarının kullanımına da devam ediliyor. Hatta çağlar öncesine ait bu sanat çocuklar için tasarlanan küçük tezgâhlarla geleceğe taşınmaya çalışılıyor.