Blog

  • ÜLKELER VE GELENEKSELLEŞMİŞ LEZZETLERİ

    Bir ülkenin kültürünü en iyi yansıtan şeylerden birisi de yemekleridir. Hemen hemen her ülkenin kendi coğrafyasına özgü lezzetleri vardır. Yazımızda farklı kıta ve ülkelerdeki gelenekselleşen yemekleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dana eti, soğan ve kırmızıbiber ile hazırlanan Macarların çoban yemeği, 9. yüzyıldan beri sofralarda yer alıyor. Macar çobanlar, sürüleri otlaması için götürdükleri ıssız çayırlarda yanlarına hem besleyici hem de pratik yiyecekler alırdı. Gulaşı otlamaya gitmeden önce evlerinde hazırlayan çobanlar; kuşbaşı etleri, soğan, salça ve kıvam alması için un ve baharatlarla birlikte ağır ateşte yağı çekilinceye kadar pişirir, daha sonra yemeği kurutur ve koyun işkembesinden yapılan tulumlarda saklardı. Kurutulmuş haldeki yiyeceğin yenilecek kadarına su katarak, gittikleri yerde yemek ya da çorba şeklinde tüketirlerdi. O dönem az malzeme ile hazırlanan gulaş, zamanla ülkenin sevdiği bir lezzete dönüştü. 18. yüzyılda içine kırmızı kapya biber, sarımsak, domates ve kimyon da eklendi. Bazı tariflerinde patatese rastlamak da mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Meksika’ya ait sokak lezzeti olan takonun (taco) tavuklu, kıymalı, kuşbaşı etli, peynirli ve vejetaryenler için avokado ile hazırlanan guacamole soslu seçenekleri bulunuyor. Yapımında bizdeki yufka ekmeğine benzer mayasız, ince ve yassı tortilla ekmekleri kullanılıyor. İlk zamanlarda taqueria olarak adlandırılan seyyar tako tezgâhlarında satılan bu lezzet, 20. yüzyıl başlarında maden işçilerinin öğünleri olmuş. Günümüzde tüm dünyanın sevdiği bir atıştırmalık olan takoyu artık lüks restoranların menüsünde bile görmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İspanyol mutfağının en popüler lezzetlerinden olan paella, ismini İspanyollara özgü olan geniş kızartma tavasından alıyor. Kalamar, karides, midye ile pişirilen deniz ürünleri versiyonu olduğu gibi; çiftlik hayvanları, tavuk, tavşan eti ve ördek ile hazırlanan çeşitleri de bulunuyor. Biberiye ile tatlandırılan bu yemeğin içindeki sebzeler ise mevsime göre farklılık gösteriyor. Sarı rengiyle iştah kabartan bu yemeğin geleneksel tariflerinde safran kullanılsa da günümüzde zerdeçal ile hazırlayanlar da var. Ektikleri pirinçten hazırladıkları bu yemeği dini bayramlarında ve önemli aile toplantılarında et ya da deniz ürünleri ekleyerek ve baharatla lezzetlendirerek hazırlayan Endülüsler hem İspanya’da pirinci yaygınlaştırmış hem de bu yemeği ülkenin geleneksel lezzeti haline getirmişler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Almanya’nın millî yemeği haline gelen sauerbraten, yani sığır yahnisi, etin üç ila on gün arasında marine edilmesiyle hazırlanıyor. Kuzu, geyik, koyun veya tavşan etinden hazırlanan sauerbraten yemeği; sirke, karabiber, defne yaprağı, kişniş, ardıç meyvesi, karanfil, Hindistan cevizi ve daha pek çok baharat ve otla zenginleştirilen marinasyon ile lezzet kazanıyor. Marinesine havuç, soğan ve kereviz gibi sebzeler de eklenebilen et, hafifçe kurutulup yağda kızartılır. Daha sonra bu et, dört saatten fazla bir süre sulu ve yumuşak olana dek kalan marine sosu ile pişirilir. Et yumuşacık bir kıvama geldikten sonra yanında kırmızılahana, patates köfteleri, yumurta ve unlu erişte ile servis edilir. Yemeğin servis edilişi ve yemek ile birlikte servis edilen garnitürler bölgesel olarak farklılık gösterebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Adını İtalyanca pirinç anlamına gelen ‘riso’ kelimesinden alan risotto, İtalyanların en ünlü yemeği. Özel gün sofralarının lezzetiyken günümüzde pek çok yerde karşımıza çıkan risotto, Kuzey İtalya’ya özgü arborio pirincinin et, tavuk veya sebze suyuyla krema kıvamına ulaşıncaya değin pişirilmesi ile hazırlanıyor. 14. yüzyılda İtalya’nın güneyinde yetiştirilen pirincin kuzey bölgelerde de ekilmesi ile ortaya çıkan bu yemeğin ilk tarifine 1800’lü yılların başında rastlanır. Bu tarife göre; sosis, kemik iliği, safranlı sıcak et suyu ile soğan yavaş yavaş eklenir. Bir rivayete göre de Milanolu genç bir cam üfleyici çırağı, düğün yemeğinde bu tarife tat vermesi için safran katmasıyla risotto iştah kabartan altın rengine kavuşur. Değişik malzemelerle pişirilen farklı risotto tarifi olsa da bu yemeği hazırlamak için her zaman standart bir teknik kullanılıyor: Pirinç, kremamsı bir doku elde etmesi için yıkanmıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Turunçgiller ve baharatlarla marine edilmiş balık veya kabuklu deniz ürünleriyle hazırlanan ceviche, Peru’ya özgü bir lezzet olsa da Kolombiya, Kosta Rika, Ekvador, El Salvador, Guatemala, Honduras, Meksika, Nikaragua ve Panama’da da sıklıkla pişiriliyor. Çiğ balık, dilimlenmiş soğan ve limon veya ekşi portakal suyunda marine edilir ve acı biber ile lezzetlendirilir. Ancak balıklar hiçbir aşamada pişirilmez. Limon suyunda iki saat bekletilen çiğ balığın protein yapısı limondaki sitrik asit sayesinde değişir ve yenilebilir hâle gelir. Bu nedenle ceviche yemeğinde kullanılacak balığın o güne ait taze balık olması gerekir. Aksi halde bakteri tehlikesi oluşabilir. 2000 yıl önce Peru’nun kıyılarında Mochica yerlileri tuttukları taze balığı yerel bir meyve olan “tumbo”nun suyunda pişirirken, İspanyolların bölgeye ayak basmasıyla ceviche yapımında kullanılan limon ve soğan gibi malzemeler de eklenerek bugünkü haline ulaşmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Belçika’nın ulusal yemeği moules frites, yanında patates kızartması ile servis edilen bir midye yemeği. Belçika’da midye ucuz ve bol olduğu için bu yemek sıklıkla tüketiliyor. Başlangıçta fakir adamın yemeği olarak ünlenen bu lezzet, günümüzde lüks restoranların menüsünde yer alıyor. Fransa ve Hollanda’da pişirilse de yemeğin aslen Belçika’dan geldiği düşünülüyor çünkü midyeleri, balık bulunmadığında kış aylarında ülke genelinde yaygın olarak yenen patates kızartmasıyla ilk eşleştirenin Belçikalılar olduğuna inanılıyor.

  • İLK UZAY YOLCUMUZ ALPER GEZERAVCI

    Millî Uzay Programı’nın ilk ayağı olan “İlk İnsanlı Uzay Misyonu” kapsamında Uluslararası Uzay İstasyonuna (ISS) gönderilen ilk Türk astronot Alper Gezeravcı’nın yolculuğu ülkemize büyük heyecan yaşattı. 13 farklı bilimsel deneyin gerçekleşeceği misyon kapsamında Alper Gezeravcı, 19 Ocak’taki fırlatmanın ardından ISS’de 14 gün kalacak. Kanserden bağışıklık hücrelerine; biyoloji, tıp ve genetik alanlarında literatüre katkı sağlayacak çalışmaların bulunduğu 13 deney uzayda gerçekleştirilecek. Gezeravcı, misyonda İspanyol, İtalyan ve İsveçli astronotlarla birlikte görev alıyor. Peki, Alper Gezeravcı kimdir ve bu görev için nasıl seçilmiştir? Detaylar yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Alper Gezeravcı, 2 Aralık 1979’da Mersin’de dünyaya geldi. Hava Harp Okulundan Elektronik Mühendisi olarak mezun olduktan sonra ABD Hava Kuvvetleri Teknoloji Enstitüsünde Harekât Araştırması Bölümünde yüksek lisansını tamamladı. F-16 pilotu olan Alper Gezeravcı, 21 yıl boyunca Hava Kuvvetlerinde önemli görevlere ve başarılara imza atmış bir isim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Alper Gezeravcı’nın uzay macerası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2021’de Türkiye’nin Millî Uzay Programı’nı duyurması ile başladı. Bu kapsamda gerekli yeterlilikleri gösteren bir Türk vatandaşının uzaya gönderileceği açıklandı ve çalışmalar hız kazandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    36 bin adayın başvuru yaptığı “İnsanlı Uzay Misyonu” için seçilen 30 aday, Ankara’ya çağrıldı. Adayların seçilmesinde mühendislik, fizik, tıp ve astronomi alanlarında gösterdikleri faaliyetlerin yanı sıra yaptıkları sporlar da belirleyici etkenlerden oldu. Gerekli şartları sağlayan adaylar Ankara’da tıbbi ve psikolojik testlerden geçirildi. Yapılan son değerlendirmeler sonucunda Nisan 2023’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Ax-3” isimli uzay yolculuğu için Alper Gezeravcı’nın seçildiğini açıkladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Türkiye saatiyle 18 Ocak’ı 19 Ocak’a bağlayan gece 00.49’da yola çıkan ekip, eğitimlerini ABD merkezli Axiom Space Şirketinde tamamladı. SpaceX Falcon 9 roketi, Ax-3 mürettebatını SpaceX Dragon uzay aracıyla NASA’nın Florida’daki Kennedy Uzay Merkezindeki Fırlatma Kompleksinden ISS’ye kenetlenmesi için gönderildi. Mürettebatı taşıyan araç, 1,5 gün süren yolculuk sonunda 20 Ocak saat 13.15’te Uluslararası Uzay İstasyonu’na kenetlenecek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Uzay görevine gidecek uzay yolcuları yanlarında kişisel ve ülkelerini simgeleyen eşyayı götürebiliyor. Gezeravcı’nın tercihi başta yeğeni olmak üzere aile bireylerinin fotoğrafları, Yörük kültürüne ait bazı objeler ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine hediye ettiği Türk bayrağı oldu. Milyonlarca insanın canlı yayından izlediği fırlatma işleminin ardından uzay yolculuğuna başlayan Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın uzaydaki ilk sözleri, “Türkiye’nin insanlı ilk uzay misyonu için ilk Türk’ün uzaya adım attığı şu anda Yüce Atamızın sözüyle bu anı başlatmak istiyorum: Türkiye Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün dahiyane sözü ‘İstikbal göklerdedir!’” oldu.

  • KORE MUTFAĞININ GELENEKSEL LEZZETLERİ

    Kore Yarımadası ve Güney Mançurya’daki eski tarım yöntemleri ve göçebe kültürün etkileşimiyle şekillenen Kore mutfağı; büyük ölçüde et, pirinç ve sebzelere dayanıyor. Susam yağı, soya sosu ve çeşitli baharatların bolca kullanıldığı Kore mutfağının gelenekselleşmiş lezzetlerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sundubu-jjigae veya Türkçe ismiyle yumuşak tofu yahnisi, Kore mutfağının en ünlü yemeklerindendir. Tofu, haşlanmış soya fasulyesinden elde edilen bir soya peyniridir. Taze olarak kesilmiş, süzülmüş ve preslenmiş tofu ile çeşitli sebzeler, mantarlar, soğan, isteğe bağlı deniz ürünleri veya et katılarak pişirilen yahni; Kore’ye özgü acı biber salçası gochujang veya kırmızıbiber tozu gochugaru ile hazırlanır. Bu lezzetli yahni yemeğini Koreliler genellikle dünyaca ünlü kimchi turşusu ile birlikte tüketir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bibimbap, pirinçle yapılan bir Kore yemeğidir ve haşlanmış bir kâse beyaz pirincin üzerine Korelilerin sebze yemeği olan namul ve gochujang ya da doenjang ile servis edilir. Doenjang tamamen soya fasulyesi ve salamura ile yapılan fermente edilmiş fasulye ezmesidir. Çeşni olarak yemekleri lezzetlendirmesi için sıkça kullanılır. 2011’de “dünyanın en lezzetli yemekleri” listesine 40 numaradan giriş yapan bibimbap, Kore’deki Jeonju, Jinju ve Tongyeong kentlerinde oldukça popülerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tteok, Güney Kore mutfağına ait geleneksel bir tatlıdır ve çeşitli şekillerde hazırlanabilir. Tteok’un temel bileşeni pirinç unudur ve bazı tariflerde isteğe göre glutensiz pirinç unu da kullanılabilir. Hamur, su ve şeker ile kıvamı gelinceye dek tencerede pişirilir ve sonrasında soğuması beklenir. Bir nevi pirinç keki diyebileceğimiz tteok, farklı renklerde, şekillerde ve tatlarla yapılabilir. Geleneksel olarak özel günlerde veya özel kutlamalarda tüketilen bu tatlının “baekseolgi” (beyaz renkli tteok), “ınjeolmi” (soya unu kaplı tteok), “bibimbap” (renkli katmanlardan oluşan tteok) ve “garaetteok” (silindir şeklinde tteok) çeşitleri vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tteokbokki, Kore mutfağına özgü bir pirinç keki olan ve bir üstteki maddede açıkladığımız küçük boyutlu ve silindir şekilli tteok ile hazırlanan bir yemektir. Balık kekleri, haşlanmış yumurtalar ve yeşil soğanın bir araya gelmesi ile elde edilen bu lezzeti Koreliler, damak tatlarına göre acılı gochujang veya acısız ganjang bazlı sos ile terbiye ederek hazırlar. Günümüzde tteokbokki’nin; körili, krem soslu, deniz ürünlü, siyah fasulyeden elde edilen jajang soslu veya galbili olmak üzere birçok çeşidi bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ülkeye özgü; beyaz renkte ince ve uzun buğday eriştesi somyeon ve et suyunda pişirilerek püre haline getirilen soya fasulyesiyle hazırlanan kongguksu çorbası, ince dilimlenmiş salatalık veya domates gibi farklı lezzetlerin eklenmesiyle servise hazır hâle gelir. Sıcak havalarda buz küpleri eklenerek servis edilmektedir.

  • DÖRT GELENEKSEL DEĞERİMİZ UNESCO LİSTESİNDE

    Sözlü gelenek ve anlatılar, geleneksel danslar, müzikler, el sanatları, yemek pişirme gelenekleri gibi somut olmayan kültürel değerleri korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla “UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi”, 2003’ten beri her ülkeden farklı değerleri listesine ekliyor. 2023’te ülkemizden dört geleneksel kültür değerimiz bu listeye eklendi. Detaylar yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sedef Kakma İşlemeciliği” title_font_size=”13″]

    Sedef, istiridyelerin içerisindeki inciyi korumak için kabuklarında oluşan parlak, pürüzsüz ve beyaz renkli katmandan elde edilir. Fosforik özelliğe sahip parıltılı bir madde olan sedefin ahşap üzerine el emeği ile işlenmesiyle ortaya çıkan eserler ülkemizin değerlerinden. Bu geleneksel sanatın kökenleri Çin’e dayansa da Orta Asya Türkleri ile Anadolu’ya geldikten sonra önemli zanaatkârların ellerinden çıkan eserler sayesinde Türk-İslam sanatının sembolü olmuştur. Anadolu’da ahşabı oyarak eserler üreten Selçuklular bu mirası Osmanlı kültürüne sonrasında da bizlere miras bırakmıştır. 15. yüzyılda Topkapı Sarayı’nda sedef atölyesi kurulduğu ve burada sedefçilik öğretildiği kaydedilir. Edirne’deki II. Bayezid Camii ile III. Murad’ın Ayasofya’daki türbesinin kapı kanatları, Sultanahmet Camii’nin pencere ve tüm kapılarının kanatları, Balıkesir’deki Zağnos Paşa Camii’nin kapı kanatları mimari yapılarda kullanılan sedef işçiliğinin en görkemli örneklerini oluşturmaktadır. Ustalık, sabır ve marangozluk bilgisi isteyen bu sanatı icra edenlere sedefkâr veya sedefçi, sedef kakma sanatına ise sedefkâri denir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tezhip Sanatı ” title_font_size=”13″]

    Kelime anlamı “altınla süslemek” olan tezhip sanatı, 18 ve 22 ayar ezilmiş altın ve çeşitli renklerle kitap, levha, ferman gibi eserlerin süslenmesidir. İslam dünyasında yaygın olan tezhip sanatı, Osmanlı’da en parlak dönemine ulaşmış; Türk kültürü ile harmanlandıktan sonra en özgün ve en güzel eserlerini üretmiştir. Sabır ve özen gerektiren tezhip sanatında ince fırçalar kullanılır. Altın ve diğer renkli boyalarla çeşitli motifler çizilerek hazırlanan Kur’an-ı Kerim başta olmak üzere özel yazma kitaplar ve fermanlar padişahlara, devlet büyüklerine, önemli isimlere ve tanınmış kişilere hediye olarak sunulmuştur. Tezhip en çok Kur’an-ı Kerimlerin ilk ve son sayfalarında, surelerin girişlerinde kullanılır. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de ayetleri ayırmak için nokta yerine geçen küçük yıldız ve çiçek biçimindeki motifler de tezhiple yapılır. Bazen de kitapların sayfa kenarları ile köşelerinde, şiir kitaplarında mısra ya da beyit aralarında tezhip görülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İftar ve İftar Gelenekleri ” title_font_size=”13″]

    Ramazan aylarında oruçlu geçen günün sonunda kurulan sofralar ülkemizin olduğu kadar tüm Müslümanların geleneksel değerlerinden biri. İftar geleneğinin tarihi İslamiyet’in başlangıcı ile başlar. Akşam ezanının okunmasıyla dualar edilir ve sonra sevdikleri ile bir araya gelen aile üyeleri ve komşular genellikle hurma, zeytin veya su ile orucunu açar. İftar sofrasında bir araya gelinerek yenilen yemek sofrası hoşgörü ve kardeşlik duygularının gelişmesine katkıda bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mey/Balaban Zanaatkârlığı ” title_font_size=”13″]

    Mey, diğer ismiyle balaban, ülkemizde yüzyıllardır çalınan bir müzik aletidir. Mey; gövde, kamış ve kıskaç olmak üzere üç bölümden oluşur. Gövde kısmının üst tarafında yedi, arka tarafında ise bir delik vardır. Gövdesinin ağız kısmında geniş ve çift taraflı kamış bulunan mey üretiminde erik, kayısı, akasya, ceviz, dut ve gül gibi farklı iklim koşullarında yetişen ağaçlar kullanılır. Bu sebeple de mey üreten zanaatkârların iyi derecede bitki, ağaç ve iklim bilgisine sahip olması gerekir. Meye karakteristik sesi veren kısmı ise su kamışından üretilmektedir. Meyin ülkemizin belleğinde ve kültürel kimliğinde önemli bir yeri vardır. Âşıklık geleneğinde de çalgı olarak kullanılan mey, geleneksel sohbet toplantılarında, nişan ve evlilik gibi törenlerde ve çeşitli bayram etkinliklerinde icra edilir. Mey aynı zamanda Türk halk müziğinin de bir parçasıdır. Meyi üretmek ya da icra etmek hem aile üyeleri arasında hem de usta-çırak ilişkisiyle gelecek kuşaklara aktarılır.

  • 7 Maddede İkinci Yeni Şairleri

    7 Maddede İkinci Yeni Şairleri

    İkinci Yeni Şiiri 1950’li yıllarda ortaya çıkmış, ilk örnekleri Pazar Postası’nda yayınlanmış, Cemal Süreya’nın çıkardığı “Üvercinka” isimli kitabıyla doğuşunu ilan etmiştir. Hayal gücü ve duyguları imgelerle, çağrışım ve soyutlamalarla birleştiren bu akımı öncü şairleri anlatıyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1931 yılında doğmuş ve 70 yıl yaşamış şairimiz Ece Ayhan, İkinci Yeni’nin gerekliliğini bir röportajında şöyle açıklar: “Yeni ozan yeni müteşebbistir. Toplum içinde halen var olan ya da var olması istenilen gereksinmeleri duyar, sezer, piyasaya gelir, üretime başlar. Yeni gereksinmeleri karşılayacak olan müteşebbisin üretimi, en az halen var olan gereksinmeleri karşılayan müteşebbisin üretimi denli -belki de daha çok- önemlidir.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İkinci Yeni denince akla gelen ilk isimlerden biridir Cemal Süreya. 1931-1990 yılları arasında yaşayan şairimiz konuyla ilgili şu ifadeleri kullanmıştır: “İkinci Yeni bir akım olarak doğmadı. Bir programı, ortak bir bildirisi olmadı. Şairlerin çoğu birbirini tanımıyordu bile. Yazışmıyorlardı da. Sözgelimi ben Edip Cansever’le 1956’da, Turgut Uyar’la çok daha sonra tanıştım. İlhan Berk’le çok çok daha sonra. Sanırım metinlerin tanışması oldu. Ancak çok kişinin de katılmasıyla şiirsel bir devinim doğdu.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    2008 yılında 90 yaşında hayata veda eden İlhan Berk İkinci Yeni’nin savunucularındandı: “Her gün Muzaffer Erdost‘la beraberiz. Ona da bir dergi verdiler. Zaten Cemal de onun arkadaşıydı. O da bir şiirini bir dergiye yazmıştı, ama biz görmemiştik, duyduk… O şiir hemen bizim kulağımıza geldi. Bizim dediğimiz Turgut Uyar ve ben. Ankara‘da iki kişiydik. O şiiri de hani ‘Ha ha ha‘ diye başlayan şiiridir. Bizim ilgimizi çekti. Bu arada bir gün dergiye ‘Elişi Tanrısına Mektup‘ diye bir şiir gelmiş. Muzaffer‘e bu şiirin kime ait olduğunu sordum, bilmediğini söyledi. Şiir Ece Ayhan‘a aitmiş. İşte dediğim gibi yerden bitercesine çoğaldı. Sonra ben bu işin savunmasına geçtim.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1928-1986 yılları arasında yaşayan şairimiz Edip Cansever de İkinci Yeni öncülerindendir. 1957 yılında çıkardığı “Yerçekimli Karanfil” kitabında bu akımın en güzel örnekleri bulunur. İşte bunlardan biri… Şiirin adı Kesin.

    Gözlerim bir balığın onu tutma denizlerinde,
    Gözlerim bir balığın.
    Bir balık ellerimde
    Balıktan bir göz ellerimde;
    Kirpiksiz, tuzlu, kesin
    Bakışları günlerce.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Cemal Süreya ve Ece Ayhan’ın okul arkadaşı olan Sezai Karakoç da bir İkinci Yeni şairidir ve en çok bilinen şiiri Mona Roza’dır.

    Açma pencereni perdeleri çek.
    Mona Roza seni görmemeliyim,
    Bir bakışın ölmem için yetecek.
    Anla Mona Roza, ben bir deliyim,
    Açma pencereni perdeleri çek…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1925 ile 1985 yılları arasında yaşayan ve İkinci Yeni’nin öncülerinden olan Turgut Uyar kendi şiirindeki değişimi şöyle anlatmıştır: “Arz-ı Hal yayınlandığında yirmi yaşındaydım. Arabistan yayınlandığında ise otuz iki. Okuduklarım değişmişti, mekânım değişmişti. Türkiye’de yeni bir toplumsal-siyasal yapı oluşuyordu. Ben de bu yapı içindeydim. Değişmeler etkiliyordu ister istemez. Hazır bulduğumuz şiir belki yetmiyordu bu yeni oluşum içindeki insana. Yani bu değişim bir bakıma zoraki bir değişim değildi. Tam tersine kendini zorlayan bir eğilimdi. Yeni insana, daha doğrusu değişen insana yeni anlatım olanakları aramak çabasıydı.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İkinci Yeni Şiiri’nin yaşayan son şairlerinden Ülkü Tamer’i 2018 yılında kaybettiğimizde 81 yaşındaydı. Cemal Süreya’nın öncülük ettiği ve İkinci Yeni şiirlerinin en güzel arşiv kaynağı olacak Papirüs Dergisi’nin başlangıç hikâyesini şöyle anlatmıştı: “Papirüs’ü çıkaracağız, Cağaloğlu’nda küçücük bir handa ufacık bir oda tuttuk. Dergi 1500 liraya mal olacak, toplasanız ikimizde 50-60 lira ya var ya yok. Ne yapacağız diye düşünüyoruz. Yazılar hazır bekliyor, matbaaya verecek para yok. Evden küçük külüstür bir halı getirip sermişiz, bir tahta masa var ortada. Edip Cansever geldi bir gün sohbet ediyoruz. Bu halı iyi bir parça olabilir dedi, anlıyordu bu işten antikacı dükkânı vardı çünkü. Daha iyi anlayacak kişiyi çağırdı, o da, siz bu halıya basıyor musunuz deyip rulo yapıp götürdü. Sonra Kapalıçarşı’dan başka bir tanıdıkları gelip 2000 lira verdi bize. Derginin parası böylece çıktı.”

  • SAKLI KALMIŞ HAZİNE: NUBİA PİRAMİTLERİ

    Alabildiğine uzanan çöl, göçebe kabileler ve arada sırada ortaya çıkan develer dışında hiçbir şeyin olmadığı Sudan’ın Meroe bölgesinde büyük bir piramit kompleksi bulunuyor. Piramitler, yani binlerce yıl öncesinin gizemli kral mezarları, hâlâ milyonlarca insanda hayranlık uyandırmaya devam ediyor. Piramit denilince ilk akla gelen ülke Mısır olsa da Sudan’daki Nubia piramitleri Mısır’daki benzerlerinden önemli farklarla ayrılıyor. Akademik çalışmaların 1800’lerin ortalarında başladığı UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne giren bu piramitler hakkındaki bilgileri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    M.Ö. 720-300 yılları arasında inşa edilen Nubia piramitleri, Mısır’daki Aswan ile Sudan’daki Hartum arasındaki yere denk gelen Nubia bölgesindeki çöllerde Meravi Antik Kenti’nde bulunuyor. Gücünü o zamanlar tarımdan alan bu bölgede; tanrılarını, krallarını, kraliçelerini ve soylularını onurlandırmak için 250’den fazla piramit inşa ettirildiği tahmin ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Siyahi firavunlar olarak bilinen Kuş Krallığı, günümüzden binlerce yıl önce bugünkü Sudan topraklarını idare etmiş. Kısa sürede genişlemesi ve zenginleşmesi ile bu krallık, başkentleri Nubia’da piramit inşa etmeye başlamış ve krallıkları tarihin tozlu sayfalarına karışana dek Sudan’ın çöl bölgelerine piramit inşa etmeyi sürdürmüş. Günümüze ulaşan bu tarihi yapı, işte bu krallığın eseri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Anıtsallık bakımından Mısır’daki piramitlerden çok daha küçük olsalar da bu piramitler bölgenin kültürü hakkında önemli bilgiler verir. Nubia piramitlerinde Mısır piramitlerinde olduğu gibi ölüler mumyalanmaz. Mezar odaları da Mısır’dakinin aksine piramitlerin içerisinde değil, altında bulunur. Nubia piramitlerinde ölüyle birlikte gömülen değerli eşya ve kişisel objeler yer alırken aynı zamanda piramitlerin içinde Nubia’nın günlük yaşamı ve kralların kahramanlıklarını betimleyen duvar resimleri ve kabartmalara rastlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ancak maalesef 1800’lerin öncesinde piramitlerin içindeki değerli eşyanın bir kısmı hazine avcıları tarafından yağmalanır. 19. yüzyılda ise İtalyan kâşif Giuseppe Ferlini’nin geriye kalan eserleri Avrupa’ya taşımasıyla piramitlerin içi neredeyse boşaltılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Genel olarak yüksekliği 6-30 metre arasında değişen, taban genişliği de sekiz metreyi bulan Nubia piramitleri, Mısır piramitlerinin aksine daha küçük ve dik olarak, granit taşından ve dikdörtgen şeklinde inşa edilir. Aynı zamanda Nubia piramitlerinin giriş kısımları güneşin doğuşunu karşılamak için doğuya bakacak şekilde tasarlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İlerleyen yıllarda iklim değişikliğinin olumsuz etkileri, kum fırtınaları ve başka birçok doğal olay piramitlere onarılamaz şekilde zarar verse de bilim insanları çölün ortasında bulunan bu piramitler hakkında günümüze ulaşan bilgiler yakalamayı başarır ve 2011’de UNESCO tarafından korunmaya alınır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sudan’da yaşanan iç savaşlar ve devam eden istikrarsızlık, ülkenin seyahat etmesi riskli ülkeler listesinde yıllarca kalmasına yol açarak turizm endüstrisinin gelişmesine engel olur. Doğal afetlerin de etkisiyle ne yazık ki Nubia piramitleri, günümüzde yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

  • Doğanın En Kıymetli Metallerinden Altın Hakkında İlginç Bilgiler

    Doğanın En Kıymetli Metallerinden Altın Hakkında İlginç Bilgiler

    Altın gibi parlamak… Altın çağını yaşamak… Altın kesmek… Altın yumurtlayan tavuk olmak… Bütün bu deyimlerden çıkaracağımız ikincil anlam, altının ne kadar değerli olduğu. Paha bakımından oldukça değerli materyale sahip olmak neredeyse yeryüzünde yaşayan pek çok insanın isteği… Ama biz size altının çok daha farklı özelliklerinden söz edeceğiz. Lütfen ekranınızı aşağı doğru kaydırın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    altın yemek
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    altın eritme
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    altın arama
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    altın
  • Sevginin Öğretmeni Yunus Emre

    Sevginin Öğretmeni Yunus Emre

    Yunus Emre’nin hayatı hakkında çok fazla bilgiye sahip değilsek de hayatı boyunca sevgiden söz ettiğini biliyoruz. 13. ve 14. yüzyıllarda yaşamış büyük mutasavvıf, şiirlerinin çoğunu hece ölçüsü ve sade bir dille yazmış, hemen hepsinde kin, kibir, nefret gibi duyguları dışlayarak insanoğlunu saf sevgiye yöneltmek istemiştir. Yunus Emre’yi söylediği 8 söz ve sevgiyle anıyoruz biz de…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    yunus emre şiirleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    yunus emre şiirleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    yunus emre sözleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    yunus emre sözleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    yunus emre sözleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    yunus emre şiirleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    yunus emre şiirleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    yunus emre sözleri
  • BU LEZZETLER FARKLI ÜLKELERİN DÜĞÜNLERİNDE SERVİS EDİLİYOR

    Düğün davetlerinin önemli bir kısmını yemek menüleri oluşturur ve eğer söz konusu olan geleneksel bir düğünse menü de kaçınılmaz olarak geleneksel lezzetlerden oluşur. Bu konuda ülkemizle yarışacak kültür ise çok azdır çünkü neredeyse 81 ilimiz kendine özgü bir düğün menüsüne sahiptir. Gelin biz, farklı kültürlerin düğünlerinde hangi yemeklerin öne çıktığına bir göz atalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Düğün çorbası için geleneksel düğün menülerinde en çok rastlanan yemektir diyebiliriz. Kelime anlamı “düğün çorbası” olan Hochzeitssuppe da Alman düğünlerinin geleneksel başlangıç yemeğidir. Tavuk suyunda sebze, tavuk eti ve köfte taneleri barındıran çorbanın yapımı bir hayli zahmetlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İtalyancada “düğün çorbası” anlamına gelen Zuppa di Nozze ise düğünlerde servis edilmez fakat ismi nedeniyle pek çok yerde bir düğün çorbası olduğu bilgisiyle karşılaşmanız mümkündür. Zuppa di Nozze değilse de İtalyan düğünlerinde de menünün büyük bir kısmını çorba, salata ve mezeler oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Endonezya’da daha çok gösterişli düğünlerin menülerinde görülebilecek Rijsttafel, pirinç veya pilav masası anlamına gelir. Bu masada, Endonezya sarı pirinciyle koni biçiminde hazırlanan pilav başta olmak üzere ülkenin farklı bölgelerine ait lezzetler küçük tabaklarda servis edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Damadın girişte şerbet ve tatlılarla karşılandığı Bangladeş düğünlerinin geleneksel yemeği Biryani ise Güney Asya ülkelerine özgü bir pilav çeşididir. İçinde karanfilden tarçına, safrana, kimyona, kakule ve kişnişe birçok baharat barındıran Biryani, tavuk, koyun eti, sığır eti veya balıkla birlikte pişirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fas’ta düğünler kadar bayramların da popüler yemeği Tajine’dir. Tajin aslında koni biçiminde kapağı bulunan topraktan mamül bir tür güveç kabıdır. Tajine ise içinde kuzu eti veya tavuk eti barındıran, malzemeleri arasında irmik, bal, kuru erik ve farklı baharatlar bulunan bir güveç yemeğidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Korovai, Ukrayna düğünlerinin sadece geleneksel yemeği değil adeta bir parçası gibidir. Gelinin evinde damadın ailesinden kadınların da katıldığı bir buluşmada şarkılar eşliğinde hazırlanır. Üzerinde kuş, ay, çam kozalağı, çiçek gibi figürler, hamur parçaları, buğday sapları ve çeşitli otlar bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Brezilyalıların, düğünlerde gelin ve damadın tatlı bir uyum içinde yaşamalarını dileyerek servis ettikleri lezzetin adı ise Casadinhos’tur ve kelime Portekizce “evli” anlamına gelir. Ortası bal, reçel veya marmelatla doldurulan yuvarlak kurabiyeler şekere batırılarak pişirilir.

  • YAŞINIZ KAÇ OLURSA OLSUN EVDE AİLECEK OYNAYABİLECEĞİNİZ OYUNLAR

    YAŞINIZ KAÇ OLURSA OLSUN EVDE AİLECEK OYNAYABİLECEĞİNİZ OYUNLAR

    Bu oyunlar hem zihninizi çalıştıracak hem evde bir heyecan dalgası yaratacak, hem de keyifli zaman geçirmenizi sağlayacak türden. Kaç kişi olursanız olun, yaşınız kaç olursa olsun, ister kelimelerden ister sayılardan isterseniz stratejiden hoşlanın, aralarında mutlaka kendinize göre bir oyun bulacaksınız. Şimdiden iyi eğlenceler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kızmabirader üzerine nostalji üretilebilecek bir masa oyunu çünkü bir dönem evlerin vazgeçilmez eğlence araçlarından biriydi. Bu oyunla keyifli dakikalar geçirmek için iki ya da dört kişi olmanız yeterli. Unutmayın, seçtiğiniz renge ait dört piyonunuzu oyun tahtasının ortasındaki aynı renk alanına taşımak için sadece şansa değil doğru hamlelerde bulunmaya da ihtiyacınız olacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Evde tek başına ya da ailece bir arada olabilirsiniz. Zihninizi hem çalıştıracak hem de rahatlatacak bir oyun olarak, altından kalkabileceğiniz büyüklükte bir puzzle almaya ne dersiniz? Altından kalkabileceğiniz diyoruz çünkü parçaları birleştirerek fotoğraf ya da resmi tamamlamaya dayalı bu oyunun 100 parçalısı da var, 1.000, 3.000, hatta 10.000 ve 20.000 parça olanı da!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dama, genellikle 64 kareden oluşan bir tahta üstünde, farklı iki renge ait taşlar ileri sürülerek oynanan bir oyun. Anladığınız üzere oyun iki kişiliktir ve bu kişilerden taşlarını kaybetmeden ilerlemeleri için doğru stratejiler geliştirmeleri beklenir. Kökleri Eski Mısır’a kadar dayanan damanın teknikleri bilindiği takdirde oyunun rakibiniz için daha zor ve hepiniz için çok daha keyifli hale geleceğini söylemeliyiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dünyada bir spor dalı olarak kabul edilerek turnuvaları düzenlenen satrancı evinizde oynamaya ne dersiniz? İki kişilik bu masa oyununu öğrenmeniz belki biraz zaman alabilir… Ama bir kere başladığınızda, karşı tarafın şahını mat etmek için zihninizi çalıştırarak geçireceğiniz dakikalar, hatta saatler bu çabaya fazlasıyla değecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İşte nostaljik bir oyun daha, isim-şehir. Aynı zamanda hiç eskimeyecek, ne zaman oynansa aynı tadı verecek bir oyun. İhtiyacınız olan sadece birer kalem ve kâğıt. Katılımcı sayısında sınır bulunmuyor. Önce kâğıtlar İsim, Şehir, Bitki, Hayvan, Eşya, Ülke kategorilerine ayırılıyor, sonra bir harf seçilerek bütün kategoriler bu harfle başlayacak şekilde dolduruluyor. İki önemli nokta: Birbirinizden kopya çekmemelisiniz ve süre sınırlı olmalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Go, kökeni Çin’e ve oldukça eskiye dayanan, hatta dünya üstünde oynanan en eski oyun olduğu iddia edilen iki kişilik bir strateji oyunu. Uzakdoğu kökenli olunca haliyle oyunda öğrenci, usta, profesyonel gibi kategoriler olması da kaçınılmaz olmuş. Siyah ve beyaz renkteki taşlarla, özel tahtası üstünde alan ve hâkimiyet kurma amacı güdülen oyun oldukça basit kurallara sahip ama bitirip bırakması o kadar kolay değil.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tavlanın ülkemizde en çok oynanan oyunlardan biri olduğu biliniyor. İki farklı renkteki taşlar ve bir çift zar ile özel kutusu üstünde oynanıyor. Zar atıldığında ortaya çıkan kombinasyonların Hep Yek, Dü Beş, Penc-ü Se, Şeş Beş gibi isimleri dilimize Farsça’dan geçmiş. İçinde şans da barındıran tavla elbette olasılıkları iyi hesap etmeye ve stratejiye de dayanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ve çeşit çeşit bulmacalar… İster tek başınıza kelime avı bulmacası ya da sudoku çözün (bu arada sudoku adını Japon dilinde “sayı tek olmalı” tümcesinin baş harflerinden alıyor), isterseniz okuyup ev halkından cevaplar bekleyeceğiniz kare bulmaca. Hepsinin ortak yanı zihninizi açarak iyi zaman geçirmenizi sağlayacak olması.