Blog

  • İSTANBUL GEZİ REHBERİ: BEYKOZ

    Evliya Çelebi, Beykoz’u Seyahatname’de şöyle tasvir eder: “Sekiz yüz haneli, bağ ve bahçeli, mamur bir kasabadır. Camisi, mescidi, hamamı, sıbyan mektebi, küçük sokakları, ağaçlarla müzeyyen çarşı ve pazarı vardır. Çarşı ve pazarı çok bakımlıdır. Halkı bahçıvan, oduncu ve balıkçıdır. Ab-ı havası nefistir.” Elbette, 17. yüzyıldan bu yana çok şey değişti Beykoz’da ama kestane, fındık, ıhlamur, meşe ve kayın ağaçlarıyla bezenmiş, denize komşu olması yetmezmiş gibi derelerle sulanıp serpilmiş doğası güzelliğini hiç kaybetmedi. Batısı İstanbul Boğazı, kuzeyi Karadeniz’le sınır, karadaki komşuları Şile, Çekmeköy, Ümraniye ve Üsküdar olan ilçede mutlaka görmeniz gereken yerler var. İşte onlardan sadece birkaçı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yahya Kemal’in, “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul” dizesini yazdığı Mihrabat Korusu, denize nazır yalıları, Arnavut kaldırımlı sokakları, pudra şekerli yoğurdu ve daha pek çok ünlü ayrıntısıyla Kanlıca semti, Beykoz’un göz bebeklerinden biri. Kanlıca’nın nostaljik ve sevimli iskelesi ise buluşma mekânlarının başında gelir. İskele civarındaki çay bahçeleri de Boğaz manzarasını huzurla seyre dalabileceğiniz yerler arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Beykoz’un Kavacık semtindeki Otağtepe, İstanbul Boğazı’nı doyasıya yaşayabileceğiniz, doğayla baş başa ve sakinlik içinde saatlerce vakit geçirebileceğiniz bir lokasyonda yer alıyor. Ayrıca manzaraya karşı sevdiklerinizle birlikte öğle ya da akşam yemeği yiyebileceğiniz hoş bir kafesi de bulunuyor. Bu arada Otağtepe isminin, Fatih Sultan Mehmet’in Fetih’ten önce kurdurduğu ve karargâh niteliği taşıyan otağından, yani çadırından geldiğini de ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kanlıca ile Kandilli arasındaki Anadoluhisarı semti, tarihi yapıları, görkemli yalıları ve muhteşem manzarasıyla mutlaka görülmesi gereken Beykoz semtlerinden biridir. Semt bu adı, Boğaz’ın en dar noktasına Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılmış Anadolu Hisarı’ndan alır. 14. yüzyıl yapısı olan Hisar, 7 bin m2’lik bir alan üstüne inşa edilmiştir. Günümüzde bazı bölümleri yıkılmış olan yapının ortasından bir yol geçmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir Boğaz köyü olan Çubuklu’nun sırtlarında, Mısır’ın son hidivi (yani valisi) Abbas Hilmi Paşa tarafından, 1907 yılında İtalyan mimar Delfo Seminati’ye yaptırılan Hıdiv Kasrı, İstanbul’un sembol kasırları arasındadır. 1000 dönümlük arazi üzerine art nouveau tarzında inşa edilmiş yapı, vitrayları, süs havuzları, çeşmeleri ve geniş bahçesiyle dikkat çekmektedir. Günümüzde restoran ve sosyal tesis olarak işlev gören Hıdiv Kasrı, ziyaretçilerini hem mimarisiyle hem de manzarasıyla kendine hayran bırakmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Söz kasırlardan açılmışken, Üsküdar-Beykoz sahil yolu üstünde bulunan ve tüm detaylarıyla göz kamaştıran bir eseri daha gezi listenize almanızı önereceğiz. O eser, Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan Küçüksu Kasrı. 19. yüzyılda Nigoğos Balyan tarafından yapılan Küçüksu Kasrı’nın iç dekorasyonu Paris Operası dekoratörü Sechan tarafından dizayn edilmiş. Bu yapı, sadece oya gibi işlenmiş mimari detaylarıyla değil, özgün bahçesiyle de ziyaretçilerini etkilemeyi başarıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    19.yüzyıldaki Kırım Savaşı sırasında, Boğaz ile Karadeniz arasındaki deniz yolu geçişlerini kontrol edebilmek amacıyla yapılan Anadolu Feneri, günümüze kadar ulaşmayı başaran özel yapılardan biridir. Adını verdiği Anadolufeneri de nostaljik bir balıkçı köyü olarak karşımıza çıkmakta. İstanbul gibi bir metropolde kendinizi sahil kasabasında hissedebileceğiniz Anadolufeneri, Beykoz’da mutlaka görülmesi gereken yerler arasında diyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Beykoz’da doğaya yakın olmak için çaba harcamaya gerek yok ama yine de temiz havayı çok daha rahat soluyup, kuş cıvıltılarını daha fazla duyabileceğiniz yerleri de var. Örneğin Polonezköy Tabiat Parkı onlardan biri. İstanbul’un ilk ve en büyük tabiat parkı olan yer, yürüyüş ve koşu parkurları, piknik alanları ve sahip olduğu çocuk oyun bahçeleri nedeniyle özellikle aileler tarafından tercih ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bu mutena ilçede, 360 dönümlük bir arazi içine konumlanmış ve ismini Osmanlı dönemindeki Beykoz Cam ve Billurât Fabrika-i Hümâyûnu’ndan alan bir müze var ki hem tarihi binası hem barındırdığı eserler hem de bahçesindeki 117 çeşit ağaç ile mutlaka görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor. Türk cam sanatının ve Avrupa camlarının, zengin bir koleksiyonla 12 ayrı bölümde sergilendiği Beykoz Cam ve Billur Müzesi, aynı zamanda ülkemizin ilk cam müzesi unvanına sahip.

  • 8 Fotoğrafla Gezegenler Dünyaya Yakın Olsa Anadolu Şehirleri Nasıl Görünürdü

    8 Fotoğrafla Gezegenler Dünyaya Yakın Olsa Anadolu Şehirleri Nasıl Görünürdü

    Yıldızları ve ayı seyretmeyi sevmeyen, onların akşamları gökyüzünde yanan sarı ışıklarına dalıp gitmeyen yoktur. Çıplak göz ile Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn gibi gezegenleri gözlemek mümkün olsa da onları sadece belli hava şartlarında görebiliriz. Üstelik, Dünya’ya olan uzaklıkları sebebiyle bu devasa gezegenler gökyüzünde bir toplu iğnenin başı kadar küçük noktalar olarak görülürler. Merakımıza hâkim olamadık ve gezegenler Dünya’ya yakın olsaydı Anadolu şehirlerinin siması nasıl değişirdi araştırdık, sizlerle paylaşmak için 8 maddelik listemizde görselleştirdik…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Adıyaman, Nemrut Dağı – Mars” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Doğubayazıt, İshakpaşa Sarayı – Jüpiter” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kars, Ani Harabeleri – Uranüs” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ürgüp – Neptün” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kapadokya – Venüs” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mardin – Merkür” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bitlis – Pluto” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Konya, Meke Krater Gölü – Satürn” title_font_size=”13″]
  • DOĞU ANADOLU’NUN EN SEVİLEN LEZZETLERİ

    DOĞU ANADOLU’NUN EN SEVİLEN LEZZETLERİ

    Doğu Anadolu Bölgemiz o kadar renkli bir mutfağa sahip ki “en sevilen lezzetler” başlığını atarken “küçük bir kısmı” notunu da düşmeliydik aslında… Et türlerinden kurutulmuş sebze yemeklerine, tatlı çeşitlerinden hamur işlerine, çeşit çeşit baharat ve otla lezzetine lezzet katılan yemekler saymakla bitmez… En iyisi hemen, yoğurdun büyük önem taşıdığı mutfağa ayranlı bir çorbayla giriş yapalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bol bol süt ürünü üreten Doğu Anadolu’da yoğurt olmazsa olmaz bir yiyecektir ve yoğurtlu ya da ayranlı çorbalar hemen hemen her ilde sofraların açılış yemeğidir. Ayran aşı çorbası ise aşurelik buğday ile nohuttan yapılan ve yabani nane ilave etmek şartıyla ister sıcak ister soğuk tüketilebilen enfes bir tariftir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Doğu Bölgemizde köfte kültürü yaygındır ama Malatya söz konusu olunca sayısı 100’ü geçen köfte çeşidinden söz edilebilir. Analı-kızlı köfte, sumaklı köfte, sıkma köfte, elmalı köfte, hırçıkli köfte, glikli köfte derken liste uzayıp gider. Ve bu saydıklarımızın çoğu etsiz tariflerdir. Akdeniz’de karşımıza çıkan bulgur köftesi de bölgenin en sevilen köfte çeşitlerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Burası her şeyden önce en sağlıklı ve leziz etlerin yendiği bölgedir. Hayvancılığın geliştiği Doğu Anadolu’da et yemeklerini yiyip de vazgeçebilen görülmemiştir, hele de Erzurum’da cağ adı verilen şişlere takılarak odun ateşi üzerinde pişirilen cağ kebabını… Yanında soğan, domates ve sivri biberle servis edilen cağ kebabı şehirdeki çoğu mekânda vakit öğlen olmadan tükenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kaz eti de özellikle Kars’la özdeşleşmiş bir lezzet ve tamamen doğal yollardan beslenmiş kazlar, Karslıların protein kaynağı kış yiyeceğidir. İlk kar yağdığında kesilen hayvanların eti salamura edilerek saklanır ve soğuk kışlar geçene kadar tüketilir. Güvecini yapan da bulunur, tandırda ya da fırında pişiren de. Söylemeliyiz ki kurutulması ve yemeğinin yapılması emek, bilgi ve marifet isteyen bir iştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tandır, yemek pişirmek için kullanılan basit bir düzenek ve icadı asırlar öncesine dayanıyor. Erzurum başta olmak üzere bölgenin evlerinde tandır ocak görmek gayet normal bir durum. Düzenek basit ama burada et pişirmek oldukça çaba ve marifet istiyor. Gerçi kuzu tandır gibi yemekler artık evlerdeki fırınlarda da yapılabiliyor ama tandırda pişen ve lokum kıvamını alan etin yerini tutması mümkün değil.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Süt ürünlerinden olan peynir çeşitleri de Doğu Anadolu’nun alametifarikalarıdır. Kars gravyerinin, Erzincan tulumunun, Van otlu peynirinin dünyada alternatifi zor bulunur. Bu peynirler eşliğinde dört başı mamur bir kahvaltı yapmak için ise adres kesinlikle Van şehridir. Kavut, kaymak, murtuğa, yayık tereyağı derken öğlene kadar vaktin sofrada nasıl geçtiği anlaşılmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sütü, eti, yoğurdu bol Doğu Anadolu, yemeğin yanına katık yapılan ekmek çeşitleri ve hamur işleriyle de birkaç adım öndedir. Kars’ta kavrulmuş un ve ev yapımı tereyağı ile yapılan kete, Erzurum’da tandır ocaklarında pişirilen tandır ekmeği, hemen her evde yapılan sac yufka, lavaş ya da pide bolca tüketilen ekmek çeşitleridir. Özellikle Malatya’da çayın yanında tüketilen etli kömbe de tadılması gereken özgün lezzetlerden bir diğeridir.

  • Dünyanın En İlginç Yapıları Bu Sayfada!

    Dünyanın En İlginç Yapıları Bu Sayfada!

    İnsanın zekâsı ya da hayal dünyasıyla ilgili fikir veren alanların başında mimari geliyor. Öyle ki üç bin yıl, beş yüz yıl ya da elli yıl önce yapılmış yapılara bakıp da hayrete düştüğümüz çok olmuştur. Bu listemize bizi hayrete düşüren yapıları aldık; bakalım sizi en çok hangisi şaşırtacak?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#1 ” title_font_size=”13″]

    İşte size, daire ve ofislerden oluşan günümüz rezidanslarının ilk örneği! Barselona’da 1906-1912 yılları arasında ünlü mimar Antoni Gaudi tarafından tasarlanmış bir bina. Adı Casa Milà, ama La Pedrera yani Taş Ocağı olarak da biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#2″ title_font_size=”13″]

    Bu yapı, biyosfer çevre müzesi ve türünün ilk örneği… Kanada’nın Montreal kentinde bulunan ve 1967 yılında inşa edilen müze, jeodezik kubbeye sahip; yani kubbenin yapımında yerküre modellenmiş. Kubbe, çelik silindirik borulardan oluşuyor ve 76 metre çap ile 62 metre yüksekliğe sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Koca Balkan Dağları’nın 1441 metredeki zirvesine yapılmış Buzludzha Anıtı, halka pul satışı yapılarak finanse edilmiş ve 1981’de açılmış bir yapı. Dağın tepesine konmuş bir UFO’yu andıran anıt, başkent Sofya’ya 3 saat mesafede ve şu an atıl vaziyette…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir postacı olan Ferdinand Cheval’in 1879’da başlayıp 33 yılda hem de çakıl taşlarıyla yaptığı sıra dışı, hatta olağanüstü o yapıya bakıyorsunuz şu an! Cheval, posta dağıtırken karar vermiş böyle bir bina yapmaya… Topladığı taşları el arabasıyla taşımış ve geceleri gaz lambası ışığında tek tek örmüş. Postacı öldüğünde hayatını adadığı bu garip yapıya gömülmek istemiş ama ne yazık ki bu mümkün olmamış…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    St. Petersburg şehrini korumak amacıyla inşa edilmiş kalelerden biri Fort Alexander… 19. yüzyıl ortalarında yapay bir ada üzerine inşa edilen kale, üç kattan oluşan oval bir şekle sahip. İlk zamanlar askeri üs olarak kullanılan yapı, sonraları veba gibi hastalıklara aşı ve serum geliştirmek için kullanılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kitaplık rafını andıran bir kütüphane duvarı! Bir yapı daha ne kadar ilginç olabilir ki? Charles Dickens’tan İki Şehrin Hikâyesi, Shakespeare’den Romeo ve Juliet, Tolkien’den Yüzüklerin Efendisi gibi 22 kitap… Kütüphanenin cephesini oluşturan 7,5 m uzunluğundaki bu kitapların her biri halkın oyları ile seçilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#7″ title_font_size=”13″]

    2001-2007 yılları arasında Fransız mimar Paul Andreu tarafından titanyum ve camdan tasarlanan yapı elips küre şeklinde… Çin’deki en büyük tiyatro, opera ve konserlerin sahnelendiği bina 150 bin m2’lik bir alana sahip ve Pekin’in merkezinde.

  • Çocuk Bakışıyla Yorumlanan 10 Atasözü ve Deyim

    Çocuk Bakışıyla Yorumlanan 10 Atasözü ve Deyim

    Atasözleri ve deyimler, dilimize zenginlik katan, düşüncelerimizi daha nitelikli bir şekilde ifade etmemizi sağlayan sözcük öbekleridir. Atasözleri ve deyimlerde, kelimeler gerçek anlamlarında kullanılmaz, yeni anlamlar oluştururlar. Bu yüzden de onlara aşina olmayanların özellikle de bu sözleri ilk kez duyan çocukların zihinlerinde garip görüntüler canlanabilir. Biz de ufak bir deneme yaparak, çocuklarımız atasözü ve deyimleri ilk kez duyduklarında neler düşünüyorlar, tahmin etmeye çalıştık ve seçtiğimiz 10 atasözü ve deyimi çocuk bakışıyla yorumladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Etekleri Zil Çalmak ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Küplere Binmek” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Göz Gezdirmek” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”El Elin Aynasıdır” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Arada Dağlar Kadar Fark Olması” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fare Deliğe Sığmamış Bir De Kuyruğuna Kabak Bağlamış” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tavşan Dağa Küsmüş Dağın Haberi Olmamış” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Elmas Çamura Düşse Yine Elmas” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gözünün Bebeği Gibi Sevmek” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuşkulu Uyku Evin Bekçisidir” title_font_size=”13″]
  • HALK EDEBİYATI HAKKINDA KISA KISA

    Örneklerle anlatmak gerekirse, Dede Korkut Hikayeleri de Orhun Abideleri’ndeki yazıtlar da halk edebiyatına dâhildir. “Aşkın aldı benden beni / Bana seni gerek seni / Ben yanarım dünü günü / Bana seni gerek seni.” ilahisi de bir halk edebiyatıdır. Halk edebiyatı, sınırları kolay çizilemeyecek, ürün anlamında çok sayıda alt başlığı bulunan zengin bir edebiyattır. Yine de genel hatlarını şu şekilde çizebiliriz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • 8 Maddede Tarihin Haşmetli Tanığı Dolmabahçe Sarayı

    8 Maddede Tarihin Haşmetli Tanığı Dolmabahçe Sarayı

    Dolmabahçe Sarayı’nın 1856 yılında tamamlanan inşası Sultan Abdülmecit tarafından 1848 yılında başlatılmıştı. İçinde 6 padişah yaşamış, Atatürk burada hayata gözlerini yummuş, odalarında tarihi önemde sayısız olay vuku bulmuştu. Günümüzde halkın ziyaretine açık olan bu haşmetli tanığı, şaşırtan, göz dolduran, hayran bırakan özellikleriyle karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dolmabahçe’nin kara ve deniz tarafında farklı işlevleri olan tam 25 kapısı vardır. Fakat Dolmabahçe Sarayı denince çoğumuzun zihninde karaya bakan Saltanat Kapısı canlanır. Sultanların giriş çıkış yaptığı ve Merasim Kapısı da denen bu yapı, anıtsal görüntüsüyle daha içine girmeden sarayın ihtişamı hakkında bilgi verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Saray 110.000 metrekarelik bir alana yayılmıştır. 45.000 metrekareyi kaplayan ana yapı ise bodrum dahil üç katlıdır ve üç bölümden oluşur: Mabeyn-i Hümâyûn yani selâmlık, Muayede Salonu yani tören salonu ve Harem-i Hümâyûn… Bu üç bölümde 285 oda ve 46 salon, 6 hamam ve 68 tuvalet bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Denize nazır saray görkemini ana yapının dışındaki farklı yapılarla daha da pekiştirmiştir. Mefruşat Dairesi, Istabl-ı Amire, Serasker Dairesi, Hazine-i Hassa, Gedikli Cariyeler ve Kızlarağası Daireleri, Hereke Dökümhanesi, Baltacılar, Agavât, Bendegân, Musahibân gibi yapılardan bir kısmı günümüze kadar ulaşamamış, Camlı Köşk ve Kuşluk Bahçesi gibi bazıları ulaşmayı başarmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dolmabahçe Sarayı’nın mimarisi için tek bir üsluptan söz etmek mümkün değildir. Balyan Ailesi mensupları Garabet Amira Balyan ve Nikoğos Balyan’ın ortaya çıkardığı bu şaheser Avrupa’da doğmuş mimari akımların bir karmasını barındırır. Buna karşılık Namaz Odası, Minderli Oda gibi bölümler sarayın içinde Türk-İslam yaşamına uygun bir düzenleme yapıldığını gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sarayın zemini, meşe, çam ve Afrika’da yetişen bazı ağaç türlerinden elde edilmiş ahşap malzeme ile kaplı iken dış duvarları Marmara Adası’ndan çıkarılmış beyaz mermerlerle yapılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İç dekorasyonundan gündelik yaşamına sarayda kullanılan malzeme ve eşyalar ise göz alıcıdır. Gümüş ve kristal şamdanlar hatta gümüş ve kristal masalar, tarihi saatler, Çin, Avrupa, Japon ya da Türk porselenleri, Hereke halıları, korkuluğu Baccarat kristalinden yapılmış merdiven, 5.5 tonluk avize ve daha neler neler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sarayın tam 1427 penceresi olduğunu söylediğimizde küçük bir şaşkınlık yaşayacağınızı biliyoruz. Ve bu pencerelerin camları, kıymetli eşyaları güneş ışığından koruyabilmek için mor ötesi ışınları kesici niteliğe sahip…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Sanat içinde sanat barındıran bir yer Dolmabahçe Sarayı… Bünyesinde Osman Hamdi Bey’den Ayvazovski’ye, Gerome’den Zonaro’ya, Avni Lifiş’ten Baulanger’e, sarayın sanat danışmanı Şeker Ahmet Paşa tarafından koleksiyonu yapılan 600 tablo bulundurur. Ve sarayın günümüzde ziyaretçilerine açık olması sayesinde eğer isterseniz bütün bu harikaları görmeniz mümkündür.

  • Vecihi’nin Büyük Aşkını Anlatan 11 Sahne

    Vecihi’nin Büyük Aşkını Anlatan 11 Sahne

    “Gülen Gözler” filminin vefakâr aşığı Vecihi, Türkiye’nin ilk uçak tasarımcısı ve üreticisi olan ayrıca savaş pilotu olarak gösterdiği başarılarla İstiklal Madalyası’na layık görülen Vecihi Hoşgör’den ilham alınarak yaratılmıştır. Filmde pilotluk yeteneğiyle değil de Fikret’e olan sonsuz aşkıyla göz dolduran, Şener Şen tarafından canlandırılan Vecihi, sinemamızda sınırsız ve saf aşkın sembolü haline gelmiştir. Aynı uçağına hâkim olamadığı gibi, Fikret’e olan aşkına da hâkim olamaz ve sevdiği kız için her türlü eziyete, zorluğa katlanır. Bu büyük aşığın hayranlarını kırmadık ve Vecihi’yi Vecihi yapan, ona kalbimizde temiz bir sayfa ayıran replikleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Vecihi  – Efenim, ziyaretimin sebebine gelelim.

    Yaşar Usta  – Hiç gelmeyelim, ben senin niye geldiğini biliyorum…

    Vecihi  – Sahi mi, niye geldim?

    Yaşar Usta  – Kızımı isteyeceksin yine.

    Vecihi  – Evet, nereden bildiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türk sineması

    Vecihi  – Veremezsiniz…

    Yaşar Usta  – Kendi kızım değil mi kime istersem veririm!

    Vecihi  – Teessüf ederim!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türk sineması

    Vecihi  – Tüh. Olur mu be! Öyle kalkılır mı? Allah kahretsin! Düzelt! Yüksel! Yüksel!

    Fikret  – Sakin ol Vecihi’m.

    Vecihi  – Bunlarda pilot mu be? Bir uçağı doğru dürüst kaldıramıyorlar. Ben koskoca Boeing’i Ankara Asfaltı’na indirdim!

    Fikret   – Ama kıymetini bilmediler Vecihi’m. Kovdular seni!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    ayşen gruda, yeşilçam

    Vecihi  – Veriyor musunuz?

    Yaşar Usta  – Vermiyorum.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türk sineması

    Vecihi  – Aa! Bu bey kim? Yoksa Fikret’i mi istiyor?

    Yaşar Usta  – Hayır İsmet’i.

    Vecihi  – Haa, İsmet’i kime isterseniz verin gitsin.

    Yaşar Usta  – Hay Allah razı olsun, sağ olasın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türk sineması, yeşilçam

    Fikret  – Vecihi’m, bir şeyin yok ya Vecihi’m.

    Vecihi  – Hayır, Fikret’im…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türk sineması, yeşilçam

    Vecihi  – Efendim çamaşırlarınızı getirdim

    Yaşar Usta  – Benim çamaşırlarımın ne işi var sende?

    Vecihi  – Çamaşırlarınız uçağımın kuyruğuna takıldı da. Ama ütületip getirdim. Buyrun…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    türk sineması, yeşilçam

    Dursun  – Bak Vecihi aşk için neler yapıyor.

    Temel  – Ben de yaparım.

    Yaşar Usta  – Çeneyi bırakın da takımları tutun, hepsi düşecek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    türk sineması, yeşilçam

    Vecihi  – Böyle bir günde beni reddetmezsiniz?

    Vecihi  – Kıpırdamayın çekiyor.

    Yaşar Usta  – Vermiyorum be…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    gülen gözler

    Vecihi  – Fikret’im…

    Fikret   – Vecihi’m…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”11#” title_font_size=”13″]
    türk sineması, yeşilçam

    Veee mutlu son…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”12#” title_font_size=”13″]

    Sınırsız aşkın vücut bulmuş hali…Vecihi

  • En Zarif Haliyle Porselenin Hikâyesi

    En Zarif Haliyle Porselenin Hikâyesi

    Özenle seçerek sofralarımızda yer verdiğimiz porselenler göze en çok hitap eden objeler arasında. Kullanımı özen ve dikkat isteyen bu narin malzemeyi fırın ve mikrodalgada ısıtabileceğinizi ama ateşle direkt temas ettirmemeniz gerektiğini biliyorsunuz… Bulaşık makinesinde ise 60 derecenin altında bir programda yıkamalı, mutlaka kireç önleyici deterjan kullanarak kireç tabakası oluşmasını engellemelisiniz… Takdir edersiniz ki bu bilgiler önemli ama birazdan anlatacaklarımız ışıl ışıl parlayan haliyle porselenin geçmişten günümüze hikâyesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan kalıntılar, porselenin hikâyesinin MÖ 4000 yıllarına kadar uzandığını ve bu zarif hikâyenin Çin’de başladığını göstermekte. Bugün aşina olduğumuz teknik ve estetik açıdan gelişmiş porselenler ise Çin’de MS 7. yüzyılda yapılmaya başlanmış. Ve zaman içinde daha da geliştirilerek saraylarda imparatorlara layık bir ürün haline getirilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Aslında porselen, killi topraktan üretilen seramik grubunun bir öğesi fakat bu öğe seramiğin en mükemmel formuna karşılık geliyor. Ham maddesi tamamen doğal kaynaklar olan kaolin yani Çin kili, kuvars ve feldispat. Porselenin sahip olduğu beyaz rengi vermek için de herhangi bir boya kullanılmıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Porselen hamuru 1400 °C sıcaklıkta pişirilerek pekiştiriliyor ve bu da porselen ürünlerin daha çok tercih edilmesini sağlıyor. Çünkü pekişmiş yapısı mikrop barındırmazken koku ve tat sindirmiyor, yani oldukça sağlıklı. Ayrıca ısı saklayabilme özelliğine sahip olması servis sırasında yemeğin sıcaklığını da koruyabilmesini sağlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Avrupa’yı porselenle tanıştıran kişi, 13. yüzyılda Çin’i baştanbaşa gezen kâşif Marco Polo olmuş ve bunu Venedik’e dönerken yanında götürdüğü porselenlerle yapmış. 17. yüzyıla gelindiğinde Avrupa saraylarına deniz yoluyla Çin porselenleri taşınmaya başlanmış. Zaten kısa bir süre sonra Avrupa’da da üretime geçilmiş ve böylece dünya porselen devlerinin temelleri atılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’ya baktığımızda ise, 1800’lerin ortalarında porselene olan ilgi artınca dağınık halde çalışan ustaların Beykoz’un İncirli köyünde bir araya getirildiğini ve burada üretim yapan küçük ölçekli bir fabrika kurulduğunu görüyoruz. II. Abdülhamit döneminde ise Yıldız Sarayı’nın bahçesinde dekoratif ürünlerden sofra takımlarına eşsiz güzellikte eşyalar üreten Çini Fabrika-i Hümayunu kurulmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Porseleni dekore etmek için kullanılan teknikler de yüzyıllar içinde gelişerek mükemmel seviyesine ulaşmış. Örneğin sır üstü dekorasyon 1. yüzyılda Çin’de kullanılırken sır altı dekorasyon ilk kez 12. yüzyılda İran’da uygulanmış. Anlayacağınız, günümüzde mücevher gibi değer ve ilgi gören porselenin yolculuğu neredeyse bütün dünyayı içine almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yukarıda kısaca anlattığımız hikâyeye tanıklık etmiş porselenler de var ki bugün değerleri milyon dolarla ölçülüyor. Örneğin dünyanın en pahalı porselenlerinden biri Qing Hanedanı Porseleni ve değeri 84 milyon dolar. Aynı şekilde Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki en değerli koleksiyonları da porselenler oluşturmakta. Bunların çoğu yakut, zümrüt ve yarı değerli taşlarla, altın ve gümüş tellerle süslenmiş bakmaya doyamayacağınız güzellikte porselenler…

  • İç Anadolu’nun Genç ve Dinamik Şehri

    İç Anadolu’nun Genç ve Dinamik Şehri

    Ülkemizin büyükşehir yapısına sahip illerinden Eskişehir, çok sayıda öğrenci barındıran genç ve dinamik karakteriyle öne çıkar. Kalabalık bir nüfusa ve büyük bir yüzölçümüne sahip kenti beş dakikada kısaca tanımak için okumaya devam edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    448 km uzunlukla Sakarya Nehri’nin en uzun koludur Porsuk Çayı… Eskişehir’in tam da içinden geçen haliyle kente yeni gelenlerin ilgi odaklarından biridir aynı zamanda… İki tarafında restoranların, kafelerin, otellerin sıralandığı Porsuk’ta gondollarla yapılan bir tura katılmak, şehir hakkında özet bir bilgi edinmenizi sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Eskişehir’in otantik adreslerinin başında Odunpazarı semti geliyor. Osmanlı mimarisini günümüze taşıyan Odunpazarı Evleri de bu semtte. Büyük bölümü restore edilen evleri mesken edinen de var, kültürel ve turistik amaçlı işleten de… Şehre özgü hediyelik eşyaları kolaylıkla bu semtte bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Odunpazarı semtinde yer alan önemli yapılardan biri Kurşunlu Camii ve Külliyesi… 16. yüzyılda inşa edilen ibadethane adını kurşunla kaplı kubbesinden almış. Külliyenin kapladığı geniş alanda kervansarayı, şadırvanı, hatta bir zamanlar işlevsel olan medreseyi, sıbyan mektebini ve aşevini de görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tarihine ve kültürel birikimine sahip çıkan bir kent Eskişehir; bunu ziyarete açtığı müzelerle ispat ediyor. Cam Sanatları Müzesi, Eskişehir Kurtuluş Müzesi, Ahşap Eserler Müzesi, Havacılık Müzesi, Arkeoloji Müzesi ve yerli-yabancı ünlülerin balmumu heykelleriyle Madame Tussauds Müzesi’ni andıran Balmumu Müzesi çokça ziyaretçi ağırlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Park dediğimize bakmayın! Sazova Parkı tam 400.000 metrekarelik bir alana kurulu bilim, sanat ve kültür alanı… Amfi tiyatrodan konser salonuna, gözlemevinden oyun alanlarına, masal şatosundan uzay evine, korsan gemiden yapay gölete yok yok! Rahatlıkla, Eskişehir’de 7’den 70’e eğlenceli ve öğretici saatler geçirmenin yolu Sazova Parkı’ndan geçiyor diyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eskişehir’le özdeşleşen en sevimli şeyi soracak olursanız duraksamadan “çoban köpeği Akbaş” cevabını veririz. Anadolu’nun pek çok yerinde yetişen bu sadık dost, özellikle Sivrihisar’la anılır. Beyaz gövdesiyle siper olduğu ailesine çok bağlı, zeki ve çeviktir. Ülkemizin en değerli canlılarından olan Akbaşlar ABD’de de “En İyi Sürü Bekçi Köpeği” ödülünü almıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    eskişehir taşı

    Elinizde gerçek lületaşından yapılan bir aksesuar varsa, muhtemelen Eskişehir’in lületaşı yataklarından çıkarılıp işlenmiştir. 5000 yıllık bu maden çıkarılması zor işlenmesi kolay bir yapıya sahip. Birbirinden şık, el emeği göz nuru objeleri bulabileceğiniz yer ise yine Odunpazarı semti…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Eskişehir mutfağını merak edenlere kentin çok eskiden beri “Anadolu’nun buğday ambarı” olarak kabul edildiği bilgisini verelim. Şehrin yemek kültüründe hamur işleri, börekler çeşit çeşit tariflerle yerini alırken, haşhaş önemli bir yer tutuyor. Sadece çiğ börek servis eden mekânların da kısa aralıklarla karşılaşabileceğiniz yerler arasında olduğunu söylemeden geçmeyelim.