Blog

  • KİNOA VE KİNOALI LEZZETLER

    2013 yılında Birleşmiş Milletler Bölge Ofisi tarafından “Kinoa Yılı” ilan edilmiş ve o yıldan sonra ülkemizde de kinoa tarımı desteklenmiştir. Kinoa, anavatanı Güney Amerika olan, ülkemizde Konya Ovası’ndan Doğu Anadolu’nun yüksek bölgelerine yetiştiriciliği yapılabilen bir üründür. Son zamanların popüler lezzetlerinden olan kinoa için pirinç, bulgur kadar hayatımıza girmeye aday bir lezzet diyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kinoa, tohumları için tarımı yapılan bir bitkidir. Tahıl ürünleriyle benzer yönleri olduğu için buğdaygillerden sanılan oysa daha çok ıspanak, pancar gibi bitkilere yakın olan bir üründür. Kinoa kelimesi, Güney Amerika’nın And Dağları civarında konuşulan Keçuva dilinden İspanyolcaya ve oradan dilimize geçmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Lizin gibi temel amino asitler ve bol miktarda kalsiyum, demir ve fosfor içeren kinoanın, farklı renklerde çeşitleri ve kullanım alanları bulunmaktadır. Beyaz kinoa, pilav ve dolma içlerinde, siyah kinoa salatalarda, kırmızı kinoa yüksek oranda E vitamini içerdiği için bebek mamalarında kullanılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Diğer yiyeceklerde olduğu gibi kinoada da renk koyulaştıkça antioksidan değeri yükselir. Bu nedenle özellikle salatalarda siyah ve kırmızı kinoa tercih edilir. Kinoalı salataların sayısız tarifi bulunmakta. Akdeniz yeşillikleriyle, tahıl ürünleriyle, meyvelerle veya tavuk parçalarıyla kinoalı salata yapılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kinoa, bilhassa vegan tariflerde kullanarak yüksek oranda protein desteği sağlayabileceğiniz bir üründür. Bu tariflerin başında da sebzeli kinoalı burgerler veya köfteler gelmektedir. Bu köfte ve burgerlerin malzemesine kış ise karnabahar, brokoli; yaz ise enginar, kabak gibi mevsim sebzeleri dâhil edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kinoa, tuzlu tariflere yakıştığı kadar tatlı tariflerine de yakışır. Un yerine kinoa kullanılarak hazırlanan tatlı tarifleri özellikle glütensiz beslenenler tarafından tercih edilmektedir. Kolayca hazırlanabilecek lezzetli bir kinoalı kek için kinoa unu, Hindistan cevizi tozu ve yağı, kakao, vanilya, bal, yumurta ve dövülmüş fındığı mutfak robotunda karıştırarak fırına verebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Lezzet dolu bir başka kinoalı tarif ise kinoalı kurabiyedir. Püre hâline getirilmiş muz, tarçın, kakao, keten tohumu, kinoa unu ve balı hamur kıvamına gelinceye kadar karıştırın. Hamuru kurabiye ölçüsünde küçük parçalara ayırın ve önceden ısıtılmış 170 derecelik fırına verin. Dilerseniz kurabiyenizin hamur harcına çekilmiş kuru yemiş de ilave edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İçinde kinoa barındıran ve birbirinden farklı tarifleri bulunan başka bir lezzet de kinoa çubuklarıdır. İçinde Hindistan cevizinden yulafa, kuru meyveden fıstık ezmesine, baldan zeytinyağına farklı ve çok faydalı ürünler barındırabilen kinoa çubuklarını sade, bol kakaolu veya fındıklı yapabilirsiniz.

  • Türkiye’nin Dört Bir Yanında Sayısız Kanatlı Konuğu Barındıran 7 Kuş Cenneti

    Türkiye’nin Dört Bir Yanında Sayısız Kanatlı Konuğu Barındıran 7 Kuş Cenneti

    Türkiye’nin zengin doğası ve bitki örtüsü sayesinde ülkenin farklı köşelerinde farklı özelliklere sahip birçok ekosistem bulunmaktadır. Bu sayede ülkemizin doğal zenginliklerine tüm dünyanın hayranlığını kazanmış kuş cennetleri de dâhil olmuştur. İçeriğimizde Türkiye’nin 7 değerli kuş cennetini inceliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Manyas Kuş Cenneti” title_font_size=”13″]

    Balıkesir’deki Manyas Kuş Gölü’nün kuzeydoğusunda yer alan Manyas Kuş Cenneti, 1975 yılında Avrupa Konseyi’nin A Sınıfı Diploması’nı almayı hak etmiştir. Gölün plankton açısından zengin suyu buradaki yabani hayatın çeşitliliğini sağlamıştır. Burada bulunan kuş çeşitlerinin başında sumru, çeltikçi kuşu, dikkuyruk, kaşıkçı, alaca balıkçıl, gece balıkçılı, karabatak ve tepeli pelikan gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İzmir Kuş Cenneti ” title_font_size=”13″]

    İzmir Kuş Cenneti, Gediz Deltası’nda bulunur, Ege’nin en büyük akarsularından Gediz Nehri’nin beslediği ovalarda bitki çeşitliliği de geniştir. Özellikle sulak alan kuşları açısından önemli olan İzmir Kuş Cenneti’nde, 289 çeşit kuş kaydedilmiştir. Bunların arasında toy, mezgeldek, kulaklı orman baykuşu, sütlabi gibi çeşitler bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sultan Sazlığı Yay Gölü Kuş Cenneti” title_font_size=”13″]
    filamingo

    Kayseri’deki Sultan Sazlığı Yay Gölü, 2006 yılında millî parka dönüştürülmüştür. Turizm açısından da önemli bir merkez olan millî parkta tatlı ve tuzlu su ekosistemleri bulunduğu için kuş çeşitliliği de fazladır, burada 301 çeşit kuş görülmüştür. Ayrıca tüm Avrupa üzerinde, turna, akbalıkçıl, kaşıkçı, flamingo kuşlarının bir arada kuluçkaya yattığı tek yer Sultan Sazlığı’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nallıhan Kuş Cenneti” title_font_size=”13″]

    Nallıhan Kuş Cenneti, Ankara’daki Sarıyar Barajı’nın hemen yanındaki yapay bir sulak alan ekosistemidir. Özellikle kış aylarında burada birçok kuş türü barınır ve bu sebeple kış ortası kuş sayımları burada gerçekleştirilmektedir. Burada kışlayan kuş çeşitlerinin arasında, yeşilbaş, angıt, sakarmeke ve karabaş bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bafa Gölü Kuş Cenneti” title_font_size=”13″]

    Bafa Gölü Kuş Cenneti, Kızılırmak Deltası’nda yaklaşık olarak 16 bin hektar büyüklüğünde bir alana yayılmış ve bu alanda 260 çeşit kuş olduğu tahmin ediliyor. Bu türlerin arasında bulunan tepeli pelikan, deniz kartalı, dikkuyruk gibi kuşların bölgedeki yüksek popülasyonu dikkat çekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Göksu Deltası Kuş Cenneti” title_font_size=”13″]

    Birçok kuş türünün kışladığı Göksu Deltası, Silifke’de bulunuyor. Akdeniz’in sadece belli özel bölgelerinde yaşayan saz horozu burada görülen kuş çeşitleri arasında en çok dikkat çekenlerden biri oluyor. Göksu Deltası Kuş Cenneti 330 kuş çeşidiyle büyük bir yabani hayat zenginliği oluşturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Birecik Kuş Cenneti” title_font_size=”13″]

    Şanlıurfa Fırat Vadisi üzerinde bulunan Birecik Kuş Cenneti dünyada sayıları azalmış olan kelaynaklara ev sahipliği yapar. Burada bulunan Birecik Kelaynak Üretim Merkezi’nin temelleri 1977 yılında atılmış ve merkez o tarihten itibaren kelaynakların beslenmesi, korunması ve üretilmesi açısından dünya çapında bir öneme sahip olmuştur.

  • 8 Madde İle Türk Müziğinin Eskimeyen Sesi Gönül Yazar

    8 Madde İle Türk Müziğinin Eskimeyen Sesi Gönül Yazar

    Gönül Yazar’ın eski albümlerinden bir ses kaydını internetten bulup dinlemeniz önerisiyle başlamak istiyoruz bu listemize… Malum, yeni neslin o eski şarkılarla tesadüfen karşılaşma şansı oldukça az… Ama dilerseniz alaturka müziğin duayenini anlattığımız 8 maddelik listemizi de okuyabilir, şarkılarını dinlemiş kadar olabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gönül Yazar’ın sanat hayatı o dönem pek çok kişininki ile aynı şekilde başladı, yani bir ses yarışmasına katılıp bütün dikkatleri üzerine çekerek… 1952 yılındaki Ege Ses Kraliçesi Yarışması’nı kazandığında sadece 13 yaşındaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Asıl adı Mürşide Gönül Özyenginer’di. O dönemlerde eski sanatçıların, edebiyatçıların müstear isimler kullanması çok yaygındı. Güzel sanatçı takma isim kullanmadı ama Necdet Yazar’la evlendikten sonra soyadını aldı ve ayrıldıktan sonra da aynı soyadını taşımaya devam etti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İzmir doğumlu Gönül Yazar TRT Ankara Radyosunun en çok ilgi gören sanatçılarından biriydi. 1962 yılında ilk kaydını yaptı -ki o zamanlar albüm doldurdu değil kayıt yaptı denirdi- o ilk kaydın adı “Bak Bir Varmış – Takamadım Başıma Yıldızlardan Tacımı”ydı. 1965’te ise “Kelebeğim – Hayran Olurum Aşkı Bilene” isimli ilk 45’liği yayınlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1960’lı,70’li yıllarda esen Gönül Yazar fırtınası “Sensiz Saadet Neymiş” şarkısıyla daha da güçlendi. Bu bestenin yer aldığı 45’likle altın plak kazandı ve bu plakla Türk müziği yanında pop tarzında da ürün vermiş oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Hepimizin bildiği gibi Gönül Yazar adı geçince akla gelen sıfat Taş Bebek’tir. Bu ünvanı sadece güzelliği nedeniyle değil 1979 yılında yayınladığı Taş Bebek albümü ile almıştı. En beğenilen albümlerinin başındaysa “Gönülden Gönüllere” gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Taş Bebek albümünden sonra ünvanını pekiştirecek bir film gelmişti. Göksel Arsoy’la başrolünü paylaştığı 1960 yapımlı filmin yönetmeni Hulki Saner’di. Filmin adı tabii ki Taş Bebek’ti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Gönül Yazar’ı eskimeyen değerli bir ses olarak biliriz ama rol aldığı filmler konusunda birçoğumuz bilgi sahibi değilizdir. Örneğin Taçsız Kral filminde Metin Oktay’la başrolü paylaştığını biliyor muydunuz? Peki ya Cüneyt Arkın’la Fakir Bir Kızı Sevdim filminde oynadığını? Sanatçı, 40’a yakın filmde rol almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Gönül Yazar’ın hikâyesine ait bilgilerden biri de Belkıs Özener’in kız kardeşi olduğudur. Belkıs Özener de, Türkan Şoray, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit gibi Türk sinemasındaki duayen kadınların seslendirmesini yapmış bir ses sanatçısıdır.

  • Türkiye’den İlham Alan 8 İsim

    Bazı ülkeler, bazı şehirler insanda farklı duyguların uyanmasına, insanın hayata başka bir gözle bakmasına sebep olabilir. Sanatta veya hayatın başka alanlarında meyve veren öyle isimler var ki ilhamlarını Türkiye’den almış… İçeriğimizde, bu isimlerin 8 tanesini listeliyoruz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1# ” title_font_size=”13″]

    Giuseppe Donizetti, İtalyan asıllı orkestra ve bando şefi… Osmanlı ordusunun bandosu Muzıka-i Hümayun’u yöneten bir müzisyen. Batı müziğine olan ilgisini çevresine de aktaran Donizetti, dönemin padişahı II. Mahmut için Mahmudiye, sonrasında tahta geçen Abdülmecid için ise Mecidiye Marşı’nı bestelemiştir. Bu marşlar dönemlerinin millî marşı olarak çalınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Gerçek adıyla David Arugete Moreno, Aydın doğumludur. Musevi asıllı Türk gitarist, piyanist ve sinema oyuncusu aynı zamanda başarılı bir bestecidir. İzmir’de çalıştığı dönemde geceleri kütüphaneye gidip Fransızca öğrenmeye çalışmış ve eline geçen bir gitar sayesinde müzikle tanışmıştır. Birçok farklı yerde sahne alan Moreno bu sürede tanınan bir sanatçı hâline gelmiştir. Hayatının bir kısmını ise Fransa’da geçirmiş, çalışmalarını devam ettirmiş ve şarkılarında da Türk ezgilerini kullanmıştır. Ölümünün ardından İzmir’de oturduğu sokağın adı ‘‘Dario Moreno’’ diye değiştirilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1854’te Padova’da doğan İtalyan ressam, 1851‘de İstanbul’a gelerek tam 19 senesini burada geçirmiştir. Meslek hayatına duvarcı çırağı olarak başlayan Zonaro, yeteneğini keşfetmesiyle desen çalışmalarına ağırlık vermiş, eserlerinin yankısı dönemin padişahı Abdülhamit’e ulaştığında ise Mecidiye Nişanı ve Saray Ressamlığı ünvanına layık görülmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Besteci, piyanist ve aynı zamanda da halk müziği derleyicisi Bartok, 1881 Macaristan doğumludur. Besteleriyle adından söz ettirmiş ve 1936 yılında Ankara Halkevinin davetlisi olarak Türkiye’ye gelmiştir. Ülkemizde kaldığı süre boyunca Halk müziği derlemeleri hakkında birçok konferans vermiş, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Türk Halk Müziği arşivi oluşturulması için çalışmalar yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5# ” title_font_size=”13″]

    İstanbul’da uzun yıllar yaşayan, günümüzde de bir İstanbul âşığı olarak nitelendirdiğimiz Fransız yazar ve asker, oryantalist Pierre Loti. Asıl adıyla “Julien Viaud”, 70 yıllık hayatında tam sekiz kez Türkiye’ye gelmiştir. Pierre Loti, Osmanlı kültüründen derinden etkilenir ve pek çok eserinde bu etki gözlenir. Yazılarında Millî Mücadele’ye verdiği destek sebebiyle Türk halkının sempatisini kazanmıştır. 1920 senesinde “İstanbul Şehri Fahri Hemşehrisi” olarak kabul görür, Divanyolu’ndaki bir caddeye, Eyüp’te de bir kahvehaneye adı verilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Fransız söz yazarı, şarkıcı ve piyanist Marc Aryan, 1926 yılında doğmuştur. Kendi becerileriyle nota okumayı ve piyano çalmayı öğrenen Aryan, 1963 yılında ilk albümünü yayınlamıştır. Konser vermek için geldiği ülkemizde Türkçe’yi öğrenmiş ve söz yazarı Fecri Ebcioğlu tarafından yazılan Türkçe sözlerle kendi bestelerini seslendirmiştir. Eserlerini Selçuk Ural, Ajda Pekkan ve Ay-Feri gibi sanatçılar da yorumlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Brenna McCrimmon, Türkçe konuşan ve Türkçe şarkı söyleyebilen, uluslararası platformda Türk halk müziği ses sanatçısı olarak kabul edilen, 1970 Kanada doğumlu bir sanatçı. Kanada’da bir kütüphaneyi ziyaret ederken ‘’Türkçe albümlere rastladım ve aniden duygusal bir bağ oluştu’‘ cümlesiyle Türk müziğine olan ilgisinin sebebini açıklamış… Türk ve Balkan ezgileriyle uğraşmış, Türk müziği teorileri üzerine çalışma yapmış ve halk müziği arşivleri araştırmıştır. Günümüzde de Türkiye’yle olan bağını sürdürmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8# ” title_font_size=”13″]

    1957 senesinde İstanbul’da doğmuş, yazar ve iletişim eğitmenidir. Çocukluğunu azınlık nüfusun yoğun olduğu semtlerde geçirmiş, eserlerinde de sık sık İstanbul’daki azınlıkların sorunlarından bahsetmiştir. İlk öyküsünü 1975’te yazmış, sonraları da Musevi gazetesi olan ‘‘Şalom’’un kültür ve sanat sayfasını yönetmiştir. TRT dünya müzikleri üzerine sayısız program, birçok reklam şirketinde de reklam ve köşe yazarlığı yapmıştır. 1990 yılında ‘’Bir şehre gidememek’’ adlı öyküsüyle Haldun Taner Öykü Ödülü’ne layık görülmüş, ardından ‘’İstanbul Bir Masaldı’‘ isimli öyküsüyle de Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazanmıştır.

  • LOUVRE MÜZESİ: DÜNYANIN EN ÜNLÜ SANAT MÜZESİ

    Gerek mimari yapısı gerekse içinde barındırdığı binlerce eserle dünyanın sanat harikalarından biri diyebileceğimiz Louvre Müzesi, her birimizin hayatta bir kere de olsa görmek istediği mekânlardan biri. Öylesine zengin bir müze ki sadece fotoğraflarına bakmak bile insana sergi gezmiş hissi yaşatabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Louvre Müzesi’nin kurulduğu alan, Fransa’nın ikonik binalarından olan ve ilk inşası Orta Çağ’a kadar uzanan, 14. ile 18. yüzyıllar arasında kraliyet ikametgâhı gibi işlevler gören Louvre Sarayı’dır. Zamanla genişletilen yapı, 14. Louis’nin Versay Sarayı’na taşınmasıyla kraliyetin sanat eseri koleksiyonlarının sergilendiği yer olmuş, sonrasında bir asır kadar heykeltıraşlara ve edebiyat okullarına ev sahipliği yapmış, Fransız Devrimi’nden sonra ise müze olarak kullanılmasına karar verilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    10 Ağustos 1793’te 537 parça eserle açılan müze, günümüzde teşhir ettiği 35.000 civarındaki sanat eseri ile dünyanın dört bir yanından her yıl milyonlarca ziyaretçi çekmektedir ve en çok ziyaret edilen sanat müzesi olarak gösterilmektedir. Louvre Müzesi’nin sanat eserleri kadar ünlü bir tarafı da 1989 yılında inşa edilen ve müzenin giriş kapısı olan, Napolyon Avlusu’ndaki Louvre Piramidi’dir. Çin asıllı Amerikalı mimar Ieoh Ming Pei tarafından tasarlanan cam piramit yaklaşık 21 metre yüksekliğindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yakın Doğu eserleri, Mısır eserleri, Yunan, Roma ve Etrüks medeniyeti eserleri, çizimler ve heykeller, dekoratif sanatlar, İslam sanatı eserleri ve tablolar gibi bölümlerden oluşan, farklı uygarlıklara ait eserlere çatı olan Louvre Müzesi, Rembrandt, Rubens, Raphael, Michelangelo, Leonardo da Vinci gibi dünyanın en ünlü sanatçılarının eserlerini bünyesinde barındırmaktadır. Mona Lisa, Napolyon’un Taç Giyme Töreni, Medusa’nın Salı onlardan sadece birkaçıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Louvre Müzesi’nin sadece genel planını anlayabilmek için iki gün ayırmanızı öneririz. Kaldı ki bu süre bile hızlı bir turu gerektirmektedir. Yoksa tek başına Fransız Kraliyet Mücevherleri Koleksiyonu’nun sergilendiği Apollon Galerisi bile yarım gününüzü alabilir. Sanat eserleri bir tarafa müzenin kurulduğu binanın genel yapısı da dikkatle incelenmeyi hak etmekte. Özellikle yaz aylarında çok kalabalık olan müzenin büyük bir kütüphanesi bulunmakta, ayrıca eserlerin incelenip restore edildiği bir okul da müze kompleksinin sınırları içinde yer almaktadır.

  • Dünya Metropollerinin Rengârenk İllüstrasyonları

    Dünya Metropollerinin Rengârenk İllüstrasyonları

    Küçücük köylerden en büyük ülkelere kadar dünya coğrafyasını ekranlarınıza taşımak Kültür ve Yaşam’ın vazgeçemeyeceği alışkanlıkların başında geliyor. Şimdiye kadar bunu farklı bilgiler ve birbirinden güzel görsellerle yaptık, bu listemizde de illüstrasyonlarını getiriyoruz huzurlarınıza… Hangi metropollerin mi?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Vapuru, denizi ve Haydarpaşa Garı ile dünyanın en güzel şehri İstanbul…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en pahalı caddesi olarak bilinen Beşinci Cadde’siyle New York…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Simgesi haline gelen Eyfel Kulesi ile âşıklar şehri Paris…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Masa Dağı’na kadar çıkan teleferiği ve Signal Tepesi’yle Cape Town…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Aziz Vasil Katedrali’nin de bulunduğu Kızıl Meydan ile Moskova…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Meşhur Saat Kulesi Thames Nehri’ne bakan Londra…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Guinness Rekorlar Kitabı’ndaki dünyanın en yüksek kulesi Sky Tree ile Tokyo…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    San Pietro Bazilikası ve Meydanı eşliğinde Roma…

  • Efes Antik Kenti’ni Yaşatmaya Devam Eden 8 Kalıntı

    Efes Antik Kenti’ni Yaşatmaya Devam Eden 8 Kalıntı

    Bu listemizde sizi Efesliler arasında bir geziye davet ediyoruz! Böyle söylüyoruz çünkü kalıntılar arasında yürürken hissedeceğiniz duygu tam da bu: Hala yaşayan bir medeniyetin yerleşim yerine geldiğiniz duygusu. O kadar gerçek, o kadar canlı… Binlerce yıl içinde oluşturulmuş sistemli ve görkemli kent mimarisinin günümüze kadar ulaşan kısmı bile hayranlık uyandırmaya yetiyor. 150 yıl önce başlayan kazılar yaklaşık 100 yıldır Türk arkeologlar gözetiminde devam ediyor ve yeni buluntulara ulaşılıyor. Efes Antik Kenti’nde mutlaka görülmesi gereken onlarca bölümden 8 tanesini gelin birlikte gezelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    efes

    Efes, 9000 yıllık bir yerleşim yeri ve özellikle Antik dönemde liman kenti olarak bütün dünyada ilgi görmüş. Liman Caddesi ise şehir merkeziyle limanı birbirine bağlayan yolun adı. Geçmişte denizciler yüklerini bu cadde üzerinden şehre taşır, krallar bu yol üzerinde karşılanır, dini törenler burada yapılırmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Roma Senatörü Tiberius Julius Celsus öldüğünde oğlu babasını onurlandırmak için bir anıt mezar yaptırmak ister fakat kent yönetiminden gerekli izinleri alamaz. O da ikinci kez ama bu sefer kütüphane yaptırma talebiyle girişimlerde bulunur. Bu sayede hem olağanüstü mimarisiyle Celsus Kütüphanesi’ni yaptırır hem de içine babasının lahdini yerleştirerek onun çok farklı bir anıt mezarda uyumasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Burası bir zamanlar, St. Paul’ün kalabalıklara vaazlar verdiği, atletizm yarışmalarının düzenlendiği, gladyatörlerin güç gösterisine sahne olan, sanatsal etkinliklerin yapıldığı, 24 bin kişilik kapasitesiyle dünyanın en büyük açık hava tiyatrosuydu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Celsus Kütüphanesi’ne doğru inen yolun adı Kuretler Caddesi’dir. Adını o dönemdeki bir rahip sınıfından almış. Caddenin iki tarafında da göreceğiniz farklı yapılar, Efeslilerin planlı kent yaşamına ne denli önem verdiklerini anlamınızı sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    MS 117 yılında tahta geçen Hadrianus adına yapılan tapınağın alınlığında Efes’in kuruluş öyküsünü anlatan kabartmalar bulunuyor. Herakles’in Theseus’la savaşı, Kral Androklos’un yaban domuzunu öldürüşü, Apollon, Artemis, Dionysos, Afrodit, Ares ve diğerleri… Fakat alınlığın orijinalini Efes Müzesi’nde görebilirsiniz. Tapınağın üzerindeki ise MS 4. yüzyıldaki restorasyon sırasında konulmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde klasik müzik konserlerinin düzenlenebildiği Odeon, “Eski Yunan’da müzisyenlerin konser verdiği basamaklı yer” anlamına geliyor. Efes’teki 1400 kişilik odeonda eskiden de meclis toplantıları yapılır, tiyatro, konser etkinlikleri düzenlenirmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kuretler Caddesi üzerindeki üç katlı hamam MS 1. yüzyılın sonlarında inşa edilmiş ve restorasyonu Skolastika isminde bir kadın tarafından MS 400 yıllarında yaptırılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Efes harabeleri içinde günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış en değerli yapılardan biri de geçmişin Efesli zenginlerine ait olan Yamaç Evleri. Bu direnişte zeminindeki mozaik yapıların etkisinin büyük olduğu düşünülüyor. Yeraltı ısıtma sistemi ve banyosu bulanan evlerin, belediye işlerinde kullanılmak üzere dönemsel olarak yöneticilere verilmiş olabileceği arkeolojik kazılarla desteklenen bilgiler arasında bulunuyor.

  • İyi Ahlak, Doğruluk Ve Kardeşlikle Kurulan Ekonomik Düzen 7 Madde İle Ahilik

    İyi Ahlak, Doğruluk Ve Kardeşlikle Kurulan Ekonomik Düzen 7 Madde İle Ahilik

    Ahilik geleneğinin ismini Arapça’daki kardeşim anlamına gelen “ahi” kelimesinden ve Türkçe’deki “yiğit, cömert” anlamlarına gelen “akı” kelimesinden aldığına dair iki farklı görüş bulunur. Temelleri Büyük Selçuklu Devleti zamanında atılan Ahilik, üreten ve çalışanın dürüstlük, sevgi, dostluk, yardımlaşma gibi değerleri ilke edinmesi amaçlayan bir düzendir. Ahilik geleneği, Hacı Bektaş Veli’nin önerisiyle Ahi Evran tarafından kurulmuştur. Kişisel çıkarları değil halk yararını gözetmeyi öğütleyen Ahilik, kişinin kendini durmaksızın iyiye ve güzele doğru geliştirmesini, çevresine yararlı bir birey olmasını sağlar. Yüzyıllardır Anadolu topraklarında süre gelen ve günümüz esnafının yaşattığı meziyetlerin temelini oluşturan bu gelenek her yıl Ahilik Haftası’nda kutlanır. İnsanları iyiye, güzele teşvik eden Ahiliğin 7 kuralını bu önemli kültürel değerimizi anmak için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cimrilik Kapısını Bağlamak, Lütuf Kapısını Açmak” title_font_size=”13″]

    Ahi, maddiyattan kişisel kazancını gözetmekten uzak durmalı, başkalarına iyilik yapmaktan geri kalmamalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kahır Ve Zulüm Kapısını Bağlamak, Hilm Ve Mülâyemet Kapısını Açmak” title_font_size=”13″]

    Ahi, herkese karşı iyi niyetli ve yumuşak başlı olmalı, kimseye kötü davranmamalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hırs Kapısını Bağlamak, Kanaat Ve Rıza Kapısını Açmak” title_font_size=”13″]

    Ahi, kişisel hırslara kapılmamalı, gözü yükseklerde olmamalı elindekiyle yetinmeyi bilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tokluk Ve Lezzet Kapısını Bağlamak, Riyazet Kapısını Açmak” title_font_size=”13″]

    Ahi, gündelik hayatın zevklerine kapılmamalı, nefsinin isteklerini kırmayı bilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Halktan Yana Kapısını Bağlamak, Hak’tan Yana Kapısını Açmak” title_font_size=”13″]

    Ahi, insanlarla olan ilişkilerini değil Allah’la olan ilişkisini gözetmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Herze ve Hezeyan Kapısını Bağlamak, Marifet Kapısını Açmak” title_font_size=”13″]

    Ahi, dedikodudan, gereksiz konuşmalardan kaçınmalı, işine odaklanmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yalan Kapısını Bağlamak, Doğruluk Kapısını Açmak” title_font_size=”13″]

    Ahi, asla yalan söylememeli ne olursa olsun gerçekten, doğrudan yana olmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”79 Yıldır Ahiliğe, Esnafa Destek Veriyor Ve Ahilik Haftası’nı Kutluyoruz.” title_font_size=”13″]
  • Yeşiliyle Mavisiyle En Güzel Tatillerin Adresi 10 Muğla Koyu

    Yeşiliyle Mavisiyle En Güzel Tatillerin Adresi 10 Muğla Koyu

    Ege Bölgesi’nin en çok ziyaretçi alan şehri Muğla, koylarının güzelliğiyle büyülüyor. Türkiye’nin en büyük 24. şehri olan Muğla’nın nüfusu yaz aylarında güzel doğası ve renkli hayatı sayesinde kat kat artıyor. Bodrum, Marmaris gibi beldelere bağlı olan koylar, masmavi denizin ve yemyeşil doğanın tadını çıkarabileceğiniz, tüm yılın yorgunluğunu üzerinizden atabileceğiniz bir ortam sağlıyor. Muğla koylarında hem şirin pansiyonlar hem de bungalov ya da çadırlarda konaklayabileceğiniz tesisler her zevke göre bir tatil seçeneği sunuyor. Çevresindeki havaalanları, gelişmiş kara ve deniz yolculuğu sayesinde kolayca ulaşabileceğiniz, unutulmaz bir tatil için yaşayabileceğiniz 10 Muğla koyu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    ege koyları, tatil yerleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    ege koyları, tatil yerleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    ege koyları, tatil yerleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    tatil yerleri, ege koyları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    tatil yerleri, ege koyları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    tatil yerleri, ege koyları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    tatil yerleri, ege koyları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    ege koyları, tatil yerleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    ege koyları, tatil yerleri
  • RENKLERİN VE MOTİFLERİN DÜNYASI: ÇİNİ SANATINDA ZAMAN YOLCULUĞU

    Çini sanatı, yüzyıllardır hayatımıza dokunan, evleri, sarayları, camileri ve gündelik eşyaları güzelleştiren köklü bir süsleme sanatıdır. İlk bakışta sadece fayans ya da seramik üzerine yapılmış desenler gibi görünse de aslında her motifin ve her rengin ardında derin bir kültürün izleri saklıdır. Peki, çiniyi sadece bir süsleme olmaktan çıkarıp onu kültürümüzün simgesi hâline getiren sır nedir? Bu yazımızda, motiflerin dili ve renklerin anlamı eşliğinde, çini sanatının büyülü dünyasını inceleyeceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1# ” title_font_size=”13″]

    Çinicilik 12. yüzyıldan bu yana süregelen Türk zanaatkârlığını yansıtan bir sanattır. Minai (çok renkli ve sır üstü boyama), lüster (metal oksitlerle yapılan parlak ve ışıltılı yüzey), perdah (parlak ve pürüzsüz bir yüzey elde etme yöntemi) ve sır altı gibi tekniklerle uygulanır. Kökeni Çin’e dayanmakla birlikte Karahanlılardan Osmanlı’ya uzanan süreçte Türk kültürüyle bütünleşmiş ve 15. ila 18. yüzyıllar arasında zirveye ulaşmıştır. Bu dönemin en göz alıcı örnekleri arasında Yeşil Camii, Muradiye Camii, Çinili Köşk ve Üsküdar Çinili Camii yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    16. yüzyıldan bu yana çini ustaları, geleneksel reçetelerle hazırladıkları çinilerde genellikle sır altı tekniğini kullanmıştır. Önce hamur şekillendirilir, astarlanır ve fırınlanarak sert, gözenekli ve pürüzsüz bir yüzey elde edilir. Kâğıt üzerine çizilen desenler, ince işçilik gerektiren ajur tekniği ile delinip kömür tozuyla yüzeye aktarılır; ardından dış konturlar siyah boya ile elle çizilir. Desenler çeşitli renklerle boyandıktan sonra seramiğin üzeri sır ile kaplanır ve ikinci kez 900-940 °C’de pişirilir. Böylece çininin yapımı tamamlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çinilerdeki her motif ve renk bir anlam taşır. Lale, gül, karanfil, servi veya hayat ağacı yalnızca estetik bir süsleme unsuru değil, aynı zamanda derin sembolik anlamlar içerir. Lale hem harf yapısı hem de sayısal değeriyle kutsal kavramlarla ilişkilendirilirken; hayat ağacı ölümsüzlüğün, gül aşkın ve güzelliğin, karanfil ise sevgi ve bağlılığın simgesidir. Bu sembolik dil, yalnızca motiflerle değil, renklerin kullanımıyla da kendini gösterir. İznik çinilerinin mercan kırmızısı ve turkuaz mavisi yalnızca göze hitap etmez; gökyüzü, su ve yaşam enerjisinin yansımasıdır. Geleneksel çinilerde beyaz veya lacivert fon üzerinde kırmızı, kobalt mavisi, turkuaz mavisi ve yeşil renkler karakteristik olarak kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Geleneksel çini sanatına karakter kazandıran en temel unsur; ham maddeden boyalara, fırınlama süreçlerinden süsleme tekniklerine kadar nesiller boyunca aktarılan zanaatkârlık bilgisidir. Bu geleneğin taşıyıcıları çini ustalarıdır. Günümüzde Türkiye’de yaklaşık 5.000 çini ustası bulunmaktadır. Atölyelerde şekillendirmeyi yapan “çarkçı”, süsleme ve konturları çizen “tahrirci”, desenleri renklendiren “boyamacı” ve fırınlama işini üstlenen “fırıncı” gibi ustalar; kalfalar ve çıraklar birlikte bu geleneğin yaşatılmasında önemli rol oynar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çini bilgisi ve ustalık geleneği, usta-çırak ilişkisiyle kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. “El almak” geleneğiyle kalfalar, ustalarından yalnızca teknikleri değil, aynı zamanda etik değerleri de öğrenir. Çini, mimaride estetiği ve kültürel mirası gelecek kuşaklara taşırken, kamusal ve dinî yapıların cephelerini süsleyerek kent kimliğinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Bu gelenek; Kütahya, İznik ve Çanakkale’nin yanı sıra Antalya, Konya, Kayseri, Sivas ve İstanbul’daki simgesel yapılarda da özel bir yer tutar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde bu geleneğin yaşayan örneklerinden biri de sanatkâr Mehmet Gürsoy’dur. 1950 yılında Denizli’nin Bekilli ilçesinde doğan ve 10 yaşında ailesiyle Kütahya’ya taşınan Gürsoy, 1975’ten bu yana çini sanatını profesyonel olarak sürdürmektedir. UNESCO tarafından 2009 yılında “Yaşayan İnsan Hazinesi” ünvanıyla onurlandırılan Mehmet Gürsoy, Kütahya’daki atölyesinde 16. yüzyıl desenlerini modern tekniklerle birleştirerek çini sanatını zamansız kılmaya devam etmektedir. 50 ülkede 72 sergi açan sanatkârın hikâyesi videoda!