Blog

  • Bisiklet Dostu Bir Sayfa

    Bisiklet Dostu Bir Sayfa

    Yüklediği ağırlık ve maliyetle insanı zorlamayan, üstüne bir de eğlenceli dakikalar geçirmesini sağlayan bisiklet için hazırladığımız sayfadasınız… Lütfen ekranınızı aşağı doğru kaydırın…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    bisiklet

    Bisikletin tarihinin 12. yüzyıla ve Çin’e kadar gittiği söylense de günümüzdeki formunun icadı aslen 18. yüzyıl Avrupa’sına dayanıyor. Pedalsız bir araç olarak Fransa’da doğan bisiklet Alman ve Fransız mucitler tarafından geliştirilmiş, adını ise 1860’da Fransa’da almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    bisiklet tarihi

    Osmanlı topraklarına 19. yüzyıl sonlarında giren bu iki tekerlekli hafif araç, sonraları posta teşkilatından polis teşkilatına hatta orduda kullanılmaya başlanmış… İstanbul’daki bisikletler belediye tarafından 1907 yılında kayıt altına alınmış ve Galata Köprüsü’nden alınan geçiş ücreti 1914 yılında bisiklet kullanıcıları için de geçerli olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Otomobilin kullanımından daha erken ve yaygın biçimde kullanılmaya başlanan bisikleti 20. yüzyılda etkin biçimde kullanan şehirlerin başında ise Kuzey İtalya şehri Ferrara geliyor. Nüfusunun yüzde 30’u bisiklet kullanan şehirde bisikletliler için taksi ve otobüs de bulunuyor. Yine Kopenhag, Amsterdam, Strazburg dünyanın bisiklet dostu şehirleri arasında gösteriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    bisiklet gezisi

    Başlarda zor gelen, yürütmekte ve denge kurmakta zorlandığımız ama bir kere karşıya bakıp da pedal çevirmeyi başardığımızda üstünde kolay kolay dengesizlik yaşamadığımız bisiklet sürücülüğü şöyle bir deyime bile dönüşmüştür: “Bir kere öğrendiğinde bir daha unutmazsın!” Çocuk yaşlarda öğrenmeye çalışmaksa bu işi çok daha kolaylaştırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    bisiklet gezisi

    Şehir planı uygun yerlerde ulaşım için bisiklet kullanmak hem sürücünün yaşam kalitesi için hem de çevre sağlığı için oldukça faydalıdır. Kişinin yaşam kalitesini artırır çünkü egzersiz imkânı sunduğu gibi trafik ya da park yeri bulma stresi yaşatmaz. Çevre sağlığını korur çünkü enerji tasarrufu sağlayarak karbon ayak izinizi azaltır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Basit ve hafif bir araç olduğu doğru ama bisiklet sürmenin de kuralları var. Örneğin caddenin sağından sürmek, kavşaklarda durmak ve bisikletten inerek bisikleti yürütmek, dönüşlerde el ile sinyal vermek ama diğer zamanlarda mutlaka iki elle kullanmak gibi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    bisiklet gezisi

    Grup ile bisiklete binerken de dikkat edilmesi gereken bazı detaylar bulunuyor. Öndeki sürücü ile aranıza en az 30 santimetre mesafe koymak, ani hareketler yapmamak, yoldaki engeller konusunda ekibi uyarmak, öndeki sürücüyü geçerken sağında ya da solunda olduğunuzu ifade etmek bu detayların bir kısmı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    lamberto maggiorani, enzo staiola

    Bisikletin de rol aldığı bazı unutulmaz filmlerle listemizi sonlandıralım… Bunların başında şüphesiz Yeni-Gerçekçilik akımının en iyi örneği olan, Vittorio De Sica’nın yönettiği İtalyan yapımı “Bisiklet Hırsızları” gelir. Antonio’nun Roma sokaklarında 10 yaşındaki oğlu ile birlikte çalınan bisikletini aradığı bu film sinema tarihinin unutulmazları arasındadır.

  • HAYVANLAR ÂLEMİNİN MİNİ MİNİ ÜYELERİ

    HAYVANLAR ÂLEMİNİN MİNİ MİNİ ÜYELERİ

    Elbette aşağıda göreceğiniz canlılardan çok daha küçük olanları bulunuyor doğada… Hatta bazılarını çıplak gözle görmekte bile zorlanıyoruz ama böyle bir kıyas listedeki hayvanların da minicik olduğu gerçeğinin önüne geçmiyor. 🙂 İşte karşınızda birbirinden sevimli o küçük arkadaşlar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bazı türleri 1.8 gram kadar hafif olan sinek kuşları dünyanın en küçük kuş türlerinden sayılıyor. Ne var ki bu minik canlı küçücük cüssesine bakmadan havada asılı biçimde kalarak kanatlarını saniyede 15-80 kez çırpabiliyor. Bu sırada kalp atışı dakikada 1200’lere çıkarken o tatlı tatlı şakımaya devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yumuşacık tüylerinden dolayı ipek maymun olarak da bilinen marmosetlerin bir diğer adı da parmak maymun. Cüce türleri gerçekten parmak kadar olan bu sevimli primatların ortalama boyu ise 20 santimetre. Marmosetlerin en ilginç taraflarından biri de boylarından büyük bir kuyruğa sahip olmaları.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Su dünyasının en minik sakinleri arasında yaklaşık 2.4 santimetre olan boyları ile adına masallarda sıkça rastlanan denizatları da bulunuyor. Su altında biblo gibi görünen farklı desenlerdeki rengârenk bedenleri ortalama 4-5 yıl hayatta kalabiliyor ve ne yazık ki nesilleri tükenmek üzere.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Boyu 6 ila 9 santimetre ve ağırlığı 15 ile 40 gram arasında değişebilen canlılara fındıkla beslenmeyi sevdikleri için fındık faresi denmiş ama isimleri görüntüleriyle de bir hayli eşleşiyor. Hemen hemen fındık kadar minik olan bu canlının tüyleri fındık rengine benziyor ve kuyruğu da neredeyse boyu kadar uzun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kurbağaya dönüşen prens masalına bakınca bu minik yeşil canlıların çirkin olduğunu düşünürüz oysa yukarıdaki fotoğraf bunun tam aksini söylüyor. Boyları 3 ila 12 santimetre arasında değişen ve çok iyi birer tırmanıcı olan sevimli ağaç kurbağalarını dünyanın her yerinde görmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    “Uç uç böceğim, annen sana terlik pabuç alacak…” diye seslendiğimiz puantiyeli renkli hayvan hangisidir? Tabii ki 0,5 santimetre boyu ile gözümüzün görebildiği en minik canlılardan olan uğur böceği. Bu sevimliler minicik bedenlerine rağmen muhteşem kanat sistemleri sayesinde çok iyi uçabiliyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bu mini minnacık köpeğin ağırlığı da 0.5 ila 2.7 kilogram arasında değişiyor. Adını Meksika eyaletlerinden Chihuahua’dan alan chihuahua, ya da bizdeki telaffuzuyla çivava o kadar küçük ki omuz yüksekliği bile sadece 10 santimetre civarında. Çivavaların tüyleri tamamen kahverengi de beyaz da alacalı da olabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bir at ırkı olan falabella, atların içinde en minyatürü, öyle ki boyu sadece 75-80 santimetre. Özellikle Avrupa ve Amerika’da yetiştirilen falabellayı ilk görüşte midilliye benzetebilirsiniz ama onlardan daha küçük ve farklı bir tür. Ve falabellalar da en az diğer atlar kadar insan canlısı ve zeki hayvanlar.

  • DÜNYANIN EN ÇOK ZİYARET EDİLEN İLK 5 ÜLKESİ

    Her yıl milyonlarca insan valizini toplayıp yola çıkıyor: Kimi yeni tatlar denemek, kimi tarihî sokaklarda dolaşmak, kimi de sadece denizin keyfini çıkarmak için… Bu hareketlilik, yalnızca gezginlerin hayallerini değil; şehirlerin ekonomisini, kültürlerin buluşmasını ve ülkelerin tanıtımını da şekillendiriyor. İşte bu yüzden Birleşmiş Milletler, 1979’da aldığı kararla 1980’den beri 27 Eylül’ü “Dünya Turizm Günü” olarak kutluyor. Ve gelelim en çok merak edilen kısma… BM Dünya Turizm Örgütünün (Mayıs 2025) verilerine göre Türkiye, 2024’te 56,7 milyon yabancı ziyaretçiyle dünyanın en çok turist çeken 4. ülkesi olarak karşımıza çıkıyor. Peki, diğer ülkeler hangileri? İşte ziyaretçi sayısıyla öne çıkan ilk 5 ülke…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fransa” title_font_size=”13″]

    BM Dünya Turizm Örgütünün verilerine göre 102 milyon ziyaretçiyle dünyanın en çok turist çeken ülkesi olan Fransa, Disneyland Paris ile öne çıkıyor; Avrupa’nın önde gelen eğlence merkezi, Val-d’Europe Bölgesi’nin ekonomik ve kentsel gelişimine katkı sağlıyor. Paris’teki Louvre Müzesi, paha biçilmez sanat eserlerini sergileyerek ziyaretçilerin ilgisini topluyor. Versailles Sarayı, kraliyet ihtişamını yansıtarak tarih meraklılarının dikkatini çekerken Eiffel Kulesi, Paris’in ve Fransa’nın simgesi olarak dünya çapında tanınan en ikonik yapılar arasında yer alıyor. Modern sanat alanında Pompidou Merkezi, 20. ve 21. yüzyıl görsel sanatlarını sergiliyor; Provence’ın lavanta tarlaları ve Côte d’Azur sahilleri ise doğal güzellik ve deniz keyfi arayanları cezbediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İspanya” title_font_size=”13″]

    İspanya’da Katalonya öne çıkıyor ve Barselona’nın da bulunduğu bu bölge, turistlerin ilgisini çekiyor. Balear Adaları, doğal plajları ve berrak sularıyla tatilcileri ağırlıyor. Endülüs; Mağribi mirası, flamenko dansı ve Costa del Sol’un güneşli plajlarıyla seviliyor. Kanarya Adaları, sunduğu çeşitli doğal manzaralar ve plajlarla gezginleri etkiliyor. Festivalleri ve sahil cazibesiyle Valensiya Topluluğu da ziyaretçilerini karşılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Amerika Birleşik Devletleri” title_font_size=”13″]

    ABD’de New York öne çıkıyor ve New York Newark-Jersey City Bölgesi uluslararası ziyaretçilerin ilgisini topluyor. Florida, Miami-Fort Lauderdale-West Palm Beach Bölgesi’yle tatilcileri ağırlıyor. Kaliforniya, Los Angeles-Long Beach-Anaheim ve San Francisco-Oakland-Berkeley bölgeleriyle seviliyor. Nevada, Las Vegas’ıyla dikkat çekiyor; Teksas ise ziyaretçileri çeşitli kültürel ve şehir deneyimleriyle karşılıyor. Orlando-Kissimmee-Sanford Bölgesi ise tema parkları ve eğlence olanaklarıyla turistleri çekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkiye” title_font_size=”13″]

    Türkiye’de İstanbul öne çıkıyor ve Ayasofya, Sultanahmet Camii ile Topkapı Sarayı gibi tarihî yapılarıyla ziyaretçilerin ilgisini topluyor. Antalya; eski şehir merkezi, plajları ve tatil köyleriyle tatilcileri karşılıyor. Kapadokya; eşsiz kaya oluşumları, mağara evleri ve sıcak hava balonu turlarıyla göz alıyor. Efes, Celsus Kütüphanesi ve Büyük Tiyatro gibi kalıntılarıyla tarih meraklılarını etkiliyor. Pamukkale ise beyaz traverten terasları ve mineral bakımından zengin termal sularıyla doğal güzellik arayan ziyaretçileri cezbediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İtalya” title_font_size=”13″]

    İtalya’da Roma öne çıkıyor ve Kolezyum, Aziz Petrus Bazilikası ile Trevi Çeşmesi gibi tarihî yapılarıyla ziyaretçileri cezbediyor. Milano, katedrali ve küresel moda merkezi kimliğiyle ilgi topluyor. Venedik, kanalları ve eşsiz sanatsal mirasıyla romantik bir atmosfer sunuyor. Floransa, Rönesans’ın beşiği olarak sanat ve mimarisiyle dikkatleri üzerine çekiyor. Rimini ise Adriyatik kıyılarındaki plajlarıyla deniz ve güneş keyfi arayanları etkiliyor.

  • Plajdan Topladığınız Deniz Kabukları ve Taşlarla Yapabileceğiniz 9 Nesne

    Plajdan Topladığınız Deniz Kabukları ve Taşlarla Yapabileceğiniz 9 Nesne

    Bütün yaz sahillerden topladığı deniz kabukları ya da pırıl pırıl taşlarla ne yapacaklarını bilemeyenlere ilham vermek istedik bu listemizde… Mumluktan fotoğraf çerçevesine, masa üstü süslerinden rüzgâr çanlarına, bu doğal malzemeleri işlevsel hâle getirebileceğiniz o kadar çok seçeneğiniz var ki! Bunun için küçük bir araştırma yapıp ufak tefek yardımcı malzemeler edinmeniz yeterli… Sonrasında sevdiklerinize hediye de edebileceğiniz bu nesneler doğallık ve emek barındıran hâlleriyle emin olun çok beğenilecektir. Bizim seçtiklerimize bir göz atmaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Seçtiğiniz çerçeveye taş ya da deniz kabuklarıyla yeni bir form vermek için ihtiyacınız olan tek şey bir yapıştırıcı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Genelde benzer renklere sahip taş ve deniz kabuklarını renkli boyalarla daha eğlenceli bir hâle getirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Büyük ebatlı deniz kabuklarından olabilecek en estetik vazoları elde edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Başlı başına görsel bir malzeme olan deniz kabukları ve taşlarını kavanoza, cam ya da şık bir kaba yerleştirip yeni bir süs objesi yaratmanız mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Deniz kokan materyallerle kendi tablonuzu yapabilir, hayal gücünüze göre resminizi zenginleştirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kendi yaptığınız rüzgâr çanı aracılığıyla yaz meltemlerinin sesini duymak şüphesiz ki keyfinizi artırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İplere dizdiğiniz deniz kabukları, taşlar, hatta boncuklar ve renkli düğmelerle kapılarınıza perde ya da ihtiyaç gördüğünüz yerlere paravan yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Topladığımız deniz taşlarıyla beş taş oynamak en güzel çocukluk eğlencelerimizdendi, isterseniz siz bu oyunları çeşitlendirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Kapınıza yapacağınız süslemeler misafirlerinize “Hoş geldin!” demenin ve henüz kapıdayken gülümsetmenin en iyi yoludur.

  • AĞAÇLARIN HİKÂYESİ: BASTONA DÖNÜŞEN YOLCULUK

    Bir tahta parçasının zamanın bir yerinde en yakın yol arkadaşınız olabileceği hiç aklınıza geldi mi? El sanatları yalnızca bir uğraş değil; ustasının duygularını, yaşadığı coğrafyanın izlerini ve estetik anlayışını yansıtan sessiz bir anlatıdır. Her bir parça, geçmişten bugüne uzanan bir kültürün, sabrın ve emeğin izlerini taşır. Bu yazımızda, kökleri yüzyıllar öncesine dayanan ve bir el sanatı olan ağaç baston yapımının inceliklerine birlikte göz atacağız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bastonun Kısa Tarihi” title_font_size=”13″]

    Baston, genellikle yürümeyi kolaylaştıran bir sopa olarak bilinse de tarih boyunca farklı kültürlerde farklı anlamlar kazanmıştır. Bastonla sıkça karıştırılan asa ise, sapında tutma yeri bulunmayan ve eski çağlarda yalnızca bir destek aracı değil, aynı zamanda kralların ve dinî liderlerin gücünü simgeleyen bir semboldür. Antik Yunan vazolarında baston kullanan figürlere rastlanırken, mitolojide tanrıların ellerinde baston ya da asa sıkça görülür. Eski Mısır’da baston ve asa hem dinî hem de siyasi otoritenin simgesi olarak kullanılmıştır. Osmanlı Dönemi’nde baston, yalnızca yürümeye yardımcı bir araç değil, aynı zamanda bir sosyal statü göstergesi olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=” Baston Yapımında Kullanılan Ağaç Çeşitleri” title_font_size=”13″]

    Baston yapımında çeşitli ağaç türleri kullanılır ve her biri kendine özgü özellikler taşır. Örneğin, kızılcık ağacı dayanıklılığı ve estetik yapısıyla öne çıkar, akçaağaç ise hem sağlam hem de işlenmesi kolay bir malzemedir. Ceviz ve kiraz ağaçları, dayanıklılıklarının yanı sıra zarif görünümleriyle de baston yapımında sıkça tercih edilir. Çam gibi iğne yapraklı ağaçlar, daha hafif bastonlar üretmek için uygundur. Meşe, kayın ve porsuk gibi ağaçlar ise sağlamlıklarıyla bilinir; özellikle uzun ömürlü bastonlar için idealdir. Gül ağacı ve döngel gibi türler, kendine has desenleriyle estetik açıdan dikkat çeker. Fındık ağacı da dayanıklı yapısıyla baston ustalarının tercih ettiği malzemeler arasındadır. Her bir ağaç türü, bastonun hem dayanıklılığını hem de estetik değerini belirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Baston Sapında Kullanılan Ham Maddeler” title_font_size=”13″]

    Baston sapı, genellikle dayanıklılığı artırmak amacıyla sert ağaçlardan yapılır. Çünkü sap ile gövdenin ikisi birden esnek olursa, kullanım sırasında sapın bastondan çıkma ihtimali söz konusu olabilir. Bu nedenle, sap kısmında sağlam ve sert ağaç türleri tercih edilir. Ayrıca, baston saplarında süsleme yapmak ve estetik değer katmak amacıyla gümüş gibi yarı değerli metaller sıklıkla kullanılır. Bazı bastonlarda ise manda boynuzu gibi hayvansal malzemelerden yapılan parçalar yer alır; bu malzemeler hem şık bir görünüm sağlar hem de bastonun dayanıklılığını artırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Baston Yapımında Kullanılan Araç ve Gereçler” title_font_size=”13″]

    Baston yapımında pek çok araç ve gereç kullanılır. Dalları ısıtmak için buhar kazanı, şekillendirmek için doğrultma tahtası ve baston tezgâhı gibi özel aletler, gövdeyi inceltmek için rende ve şerit testere, detaylı işlemler için ise el tornası, minyatür torna ve dişçi frezesi kullanılır. Bastonun yüzeyi törpü, eğe ve sistire ile düzeltilir; pürüzler ise zımpara ile giderilir. Boyama ve süsleme işlemlerinde fırça, yakı kalemi, mürekkep ve sedef gibi malzemelerden yararlanılır. Vernikleme içinse çeşitli vernikler, tiner ve vernik kovaları gereklidir. Kesme, sabitleme ve oyma işlemlerinde mengene, bıçak ve kıl testere gibi aletler kullanılır. Bu kadar çok araç ve gerecin bir arada kullanılması, baston yapımının ne denli detaylı ve ustalık gerektiren bir zanaat olduğunu açıkça gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Baston Zanaatkârlığının Sabrı” title_font_size=”13″]

    Ağaç dallarının baston yapımında kullanılması, büyük emek ve ustalık gerektiren bir zanaattır. Dalların doğal yapıları genellikle düzensizdir ve bu nedenle baston yapımına uygun hâle getirilmeleri için özel bir doğrultma ve düzeltme süreci uygulanır. Bu işlem, dalların 180-240 °C’de buharla ısıtılarak liflerinin yumuşatılması ve ardından elle ya da düzeltme tahtasında dikkatlice eğriliklerinin giderilmesiyle başlar. Sonrasında, dalların uçları düzgün biçimde kesilir; el tornasında kabukları soyularak şekillendirilir. Bu süreç oldukça zahmetli ve zaman alıcıdır. Dalların, olası deformasyonları önlemek ve kaliteyi koruyabilmek için yaklaşık üç ay kadar dinlendirilmesi gerekir. Tüm bu aşamalar, baston yapımının ne kadar sabır, dikkat ve el becerisi istediğini gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ağaçlarla Konuşan Usta: Tansel Işık” title_font_size=”13″]

    Peki, bu özel zanaatta sıradan bir odun parçası bir ustanın ellerinde nasıl bir sanat eserine dönüşür? Gelin, bunu Tansel Usta’dan dinleyelim. Onun için baston yapımı yalnızca bir zanaat değil; ruhunu kattığı, sabırla yoğrulmuş ve yıllara yayılan bir tutku. 1966 yılında Zonguldak Devrek’te doğan Tansel Işık, bastonculuk sanatını babası Fehmi Işık’tan öğrenmiş. Bugün kendi atölyesinde hem baston üretiyor hem de yeni ustalar yetiştiriyor. Zanaatına duyduğu saygı ve sorumluluğu ise şu sözüyle özetliyor: “Kendinizin satın almayacağı bir ürünü yapmayacaksınız.” 2021 yılında “Türkiye’nin Yaşayan İnsan Hazineleri” ünvanına layık görülen Tansel Usta’nın baston yapımının inceliklerini ve bu işe kattığı emeği anlattığı hikâyesini videodan izleyebilirsiniz.

  • BİLECİK’TEN YAYILAN DOĞAL VE KÜLTÜREL MİRASLAR

    BİLECİK’TEN YAYILAN DOĞAL VE KÜLTÜREL MİRASLAR

    “Ey oğul, artık Bey’sin! Bundan sonra öfke bana, uysallık sana. Gücenme bize, gönül alma sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik bize, hoş görmek sana. Anlaşmazlıklar bize, adalet sana. Haksızlık bize, bağışlamak sana.” İşte, Bilecik denince akıllara hemen Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye vasiyet ettiği bu sözler gelir. Gelin, bu kadim şehrin günümüze kadar taşıdığı kültürel ve doğal mirasları tekrar hatırlayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    600 yıl boyunca üç kıtada hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu’nun doğduğu bölge tam da Bilecik sınırları içindeydi. Ertuğrul Gazi liderliğindeki Kayı Türkleri, Bilecik’in Söğüt ilçesinde kurdukları 400 çadırlık bir uç beyliğinden Osmanlı Devleti’ni çıkarmışlardı. Anlayacağınız, böylesi tarihi öneme sahip bir şehir Bilecik… Yukarıda gördüğünüz fotoğraf da şehrin 8 ilçesinden Gölpazarı’na ait.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Daha eskilere gidildiğinde Hititler’den Frigler’e Romalılar’dan Bizans’a onlarca medeniyeti ağırlamış bu kent tarih meraklıları için tam bir cazibe merkezi. Hem arkeolojik hem de etnografik incelemeler yapmak için Merkez ilçesinde bulunan Bilecik Müzesi en doğru adres. Osmanlı’dan kalan izler ise şehrin bir ucundan diğer ucuna uzanan her yerde görülebilir. II. Abdülhamid Dönemi’nden kalma tarihî saat kulesi de bunlardan sadece biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı Devleti’nin kurucu isimlerinden ve Osmanlı Hanedanı’nın ilk padişahı olan Osman Gazi de Bilecik, Söğüt doğumlu. Kendisinin ve hocası olan Şeyh Edebali’nin türbeleri şehirde en çok ilgi gören mekânlar arasında bulunuyor. Sonraki yıllarda yaptırılan Ertuğrul Gazi Camii, Orhan Gazi Camii, Hamidiye Camii gibi eserler de şehrin alametifarikalarından. Fotoğrafta gördüğünüz 16. yüzyılda yapılan Rüstem Paşa Camii ise mimarisindeki geometrik ve simetrik detaylarla ziyaretçilerini büyülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bilecik’in zengin kültürel geçmişini farklı yapılar üzerinden görmek isterseniz Osmaneli ilçesinde bulunan Rum Ortodoks kilisesi Hagios Georgios ya da daha bilinen adıyla Aya Yorgi Kilisesi’ne bakabilirsiniz. Fakat bu eser sanıldığı gibi Bizans Dönemi’nde değil 19. yüzyıl Osmanlı’sında Macar bir mühendis tarafından inşa edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bilecik’te tarih bir yana doğa bir yana, bazen de tarih ve doğa iç içedir. Cennet Vadisi gibi doğanın içinde vakit geçirip etkinlikler yapabileceğiniz mekânlar olduğu gibi Türbin Mesire Yeri gibi özgürce hareket edebileceğiniz alanlar da bulunuyor. Çiçekli, Kömürsu gibi alabildiğine uzanan yeşil alanlar da şehrin akciğerlerini her daim tertemiz tutan yaylalar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sakarya Nehri’nin sulayarak geçip gittiği Bilecik’te bir doğa harikası var ki “cennetten bir köşe” ifadesinin dünyamızda kullanılabileceği yerlerden birine karşılık geliyor diyebiliriz. Mütevazı boyutlardaki Bozcaarmut Göleti’nden söz ediyoruz. Ağaçların ve yaban hayatının çevrelediği oluşum biz insanlara doğanın en güzel fotoğraflarından birini veriyor. Gölet, şehrin Pazaryeri ilçesindeki Bozcaarmut köyünde yer almakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Biraz da Bilecik’in yemek kültüründen söz edin derseniz, klasik bir Anadolu mutfağının bütün özelliklerini barındırdığını ama kendi farkını eklemekten de geri durmayan bir şehir olduğunu söyleyebiliriz. Mesela mantı çok tüketilen bir yemek; ama özellikle nohutlu ya da mercimekli olanı. Biber dolması oldukça meşhur; ama özellikle erikli ekşili olanı. Anadolu’da sıklıkla gördüğümüz keşkek, kuru fasulye, kesme hamur, güveç gibi yemekler de şehrin mutfağında en çok pişenlerden.

  • 10 Madde ile Sosyal Medya Kullanma Kılavuzu

    10 Madde ile Sosyal Medya Kullanma Kılavuzu

    Sosyal medya hem güncel hayattan haberdar olma hem de eğlenme şansını ayağımıza getiriyor. Her geçen gün daha da sık kullandığımız sosyal medya sitelerini evdeki bilgisayarımızdan cep telefonumuza dek her türlü cihazda kullanıyoruz kullanmasına ama ne kadar iyi kullanıyoruz? Bazı kısaltmalara ve kavramlara açıklık getirerek sosyal medya kullanımınızı şahlandırmak, çağı yakalamanızı sağlamak için yine bir dev hizmet ile huzurundayız. İşte, 10 maddede en çok kullanılan sosyal medya kısaltmaları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”DM yani Direct Message” title_font_size=”13″]
    sosyal medya

    DM, Direct (direkt) ve Message (mesaj) kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Birisine DM attığınızda mesajınızı onun hesabını takip eden herkes değil sadece mesajı yollamak istediğiniz kişi okur. Bu yüzden DM hassas konularda haberleşmek için en uygun yöntemdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”FF yani Follow Friday” title_font_size=”13″]
    sosyal medya

    FF, takip etmek (Follow) ve Cuma (Friday) kelimelerinin baş harflerinden oluşur. FF, Twitter’da takip ettiğiniz ve takipçilerinize de önermek istediğiniz hesapları duyurmanızı sağlar. Örneğin müthiş paylaşımlarda bulunan bir moda bloggerını kuzeninize tavsiye etmek isterseniz FF tam size göre demektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Flood” title_font_size=”13″]
    sosyal medya

    Malum, Twitter’da en uzun paylaşım 280 karakter oluyor, söyleyeceğiniz 280 karaktere sığmıyorsa arka arkaya birçok tweet yazmak suretiyle bir flood oluşturabilir derdinizi uzun uzun anlatabilirsiniz. Flood oluşturmanın püf noktası ise her bir tweeti numaralandırmayı unutmamaktır, böylece okuyucular tweetlerinizi doğru sırayla okuyarak ne demek istediğiniz tam olarak kavrayabilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”# Hashtag” title_font_size=”13″]
    sosyal medya

    Sosyal âlemlerle ilgili öğrenilmesi gereken ilk ders “hashtag” kavramının anlamıdır. Sosyal medyanın etiketi sayılabilecek hashtag, herhangi bir paylaşımınızın hangi konu başlığında değerlendirilmesini istediğinizi gösterir. Örneğin bir bebek fotoğrafının altına #bebek yazarsanız, fotoğrafınızın bir bebek fotoğrafı olduğunu belirtmiş olursunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mention” title_font_size=”13″]
    sosyal medya

    Twitter’da bir tweetinizin özellikle bir kişiyle alakalı olduğunu belirtmek isterseniz kişinin ismini @ işareti önüne yazmanız yeterli olacaktır. Mention özelliği birine cevap olarak yazdığınız tweetlerde de kullanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Repost” title_font_size=”13″]
    sosyal medya

    Twitter’da Retweet varsa Instagram’da da Repost var. Repost, Instagram’da paylaşılmış bir fotoğrafı, kendi hesabınızdan tekrar paylaşmanız demektir. Twitter ve Facebook’dan farklı olarak Instagram’da Repost yapabilmeniz için ayrı bir uygulama indirmeniz gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”RT yani ReTweet” title_font_size=”13″]
    sosyal medya

    Retweet, başkasının yazdığı bir tweeti kendi hesabınızdan tekrar paylaşmanız anlamına gelir. Okuduğunuz ve beğendiğiniz bir tweeti böylece sizi takip eden kişilerle de paylaşmış olursunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tag” title_font_size=”13″]
    sosyal medya

    Tag yani etiketleme sayesinde fotoğraf ve video paylaşımlarınıza istediğiniz kişileri iliştirebilirsiniz. Paylaştığınız bir fotoğrafta kimlerin yer aldığını belirtmek için tag özelliğini kullanabileceğiniz gibi paylaşımınıza belli kişilerin dikkatini çekmek için de onları tagleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”TBT yani Throwback Thursday” title_font_size=”13″]
    sosyal medya

    Başta Instagram olmak üzere tüm sosyal medya kanallarında kullanılan TBT yani Throwback Thursday dilimize “Ah ne günlerdi onlar.” diye çevrilebilir. Sosyal medyada eski günlerden kalma fotoğraflarınızı paylaşırken #TBT ibaresini ekleyerek bu akıma siz de uyabilirsiniz. İnternetin yazılı olmayan kurallarına göre TBT olarak paylaşılan fotoğrafların en az 5-10 yıl önce çekilmiş olması gerekse de TBT daha çok geçen sene çıkılan tatilden fotoğraflar paylaşmak için kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”TT yani Trending Topic” title_font_size=”13″]
    sosyal medya

    Twitter’da en çok konuşulan konulara TT yani Trending Topic denir. TT sayesinde o anda dünyada, Türkiye’de ve hatta belli bir şehirde en çok hangi konularda tweet atıldığını görebilirsiniz. Türkiye’de bir derbi maçı oynandığında dünya genelinde bu maçın TT olması ise ülkemizde Twitter kullanımının ne kadar gelişmiş olduğunun ispatıdır.

  • ÇİZGİ ROMANLARIN TARİHSEL YOLCULUĞU

    Antik Mısır hiyeroglifleri ile Orta Çağ’daki el yazmalarında yer alan resimli anlatılar ve minyatürler, resim ve metnin birlikte kullanıldığı görsel hikâye anlatımının en eski örnekleri arasında yer alır. 19. yüzyılda modern çizgi romanın ortaya çıkışıyla bu gelenek yepyeni bir boyut kazanmış; başlangıçta çocuklara eğlenceli hikâyeler sunmayı amaçlayan çizgi romanlar, zamanla yetişkinlerin de ilgisini çeken milyon dolarlık bir sektöre dönüşmüştür. Günümüzün en etkili medya araçlarından biri hâline gelen çizgi romanların tarihsel serüvenini yazımızda derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İsviçreli yazar ve karikatürist Rodolphe Töpffer’in 1837’de yayımlanan Les Amours de Mr. Vieux-Bois (Bay Vieux Bois’in Aşkları), kısa sürede yazarın en bilinen eseri oldu. 1841’de İngilizce versiyonu The Adventures of Mr. Obadiah Oldbuck (Tilt & Bogue, Londra) çıktı; ABD’de ise 1842’de Brother Jonathan dergisinde yayımlandı ve bilinen ilk Amerikan çizgi romanı oldu. 1849’da eser, orijinal çizimleri korunarak The Adventures of Mr. Obadiah Oldbuck (Wilson & Co, New York) adıyla yeniden basıldı. Hikâye, 1921’de kısa animasyona da uyarlandı. 1896’te ise Richard F. Outcault’un The Yellow Kid (Sarı Çocuk) karakteri, konuşma balonlarını kullanan ve geniş kitlelere ulaşan ilk çizgi roman olarak tarihe geçti. Başlangıçta çocuklara yönelik olan çizgi romanlar, zamanla yetişkinlerin de ilgi gösterdiği büyük bir sektöre dönüştü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1938’de DC Comics (o dönemdeki adıyla National Allied Publications), Action Comics #1 sayısını yayımlayarak Superman’i tanıttı. Bu sayıda, süper güçlere sahip ilk kahraman fikri geniş kitlelere ulaştı. Superman’in başarısı, Batman, Wonder Woman ve Captain America gibi karakterlerin doğmasına ilham verdi. “Altın Çağ” olarak bilinen bu dönemde çizgi romanlar, gazete bayilerinden marketlere kadar her yerde satılmaya başladı ve milyonlarca kopya tirajlara ulaştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1950’lerin başında, çizgi romanlara yönelik artan eleştiriler ve şiddet içerikli yayınların etkisiyle, ABD Senatosu tarafından 1954’te düzenlenen oturumlar endüstriyi derinden etkiledi. Bu baskılar sonucunda aynı yıl Comics Magazine Association of America (CMAA) kuruldu ve Comics Code Authority (CCA) adlı denetim organı oluşturuldu. CCA, çizgi romanlarda şiddet, korku ve suç temalarını ciddi şekilde kısıtlayan bir içerik kodu benimsedi. Bu düzenleme, birçok yayıncının faaliyetlerini durdurmasına veya içeriklerini CCA’nın onayına uygun hâle getirmesine yol açtı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1950’lerin sonunda süper kahramanlara olan ilgi azalırken, Marvel’ın öncüsü Stan Lee ve çizer Jack Kirby 1961’de Fantastik Dörtlü’yü oluşturarak süper kahraman türünü yeniden canlandırıp Marvel Evreni’nin temellerini attı. Ardından Örümcek Adam, İnanılmaz Hulk ve X-Men gibi karakterler geldi. Bu kahramanlar zaafları, duygusal derinlikleri ve birbirleriyle gerçekçi etkileşimleriyle klasik süper kahramanlardan ayrıldı. Steve Ditko gibi sanatçılar da bu dönemde karakterlerin görsel dünyasını şekillendirdi. Marvel’ın bu daha gerçekçi ve ilişkisel yaklaşımı, genç yetişkin okuyucular arasında büyük ilgi uyandırdı ve Marvel Evreni’nin popülerleşmesini sağladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1970’lerde çizgi roman okuyucuları yaşça büyüyüp olgunlaştı. 1980’lerin ortasından itibaren ise çizgi romanlar, çocuklara yönelik eğlencelik olmaktan çıkarak daha derin ve entelektüel bir anlatıya dönüştü. Watchmen, The Dark Knight Returns ve Maus gibi eserler; okuru sarsan, düşündüren ve süper kahraman kavramını sorgulatan yapılarıyla bu dönüşümün öncüsü oldu. Amerikalı çizer Art Spiegelman’ın Maus’u, tarih, politika ve travma gibi temaları işleyerek Yahudi bir ailenin Nazi Almanyası’ndan kaçışını ve toplama kampı deneyimlerini çizgi roman diliyle anlattı. Karakterlerin sembolik betimlemelerle aktarıldığı eser, 1992’de Pulitzer Özel Ödülü’ne layık görüldü ve çizgi roman tarihinde bir ilki temsil etti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    20. yüzyılın ortalarından itibaren Japonya’da “manga” adı verilen çizgi romanlar, dinamik çizimleri ve güçlü karakter gelişimleriyle çocuklardan yetişkinlere geniş bir kitleye ulaştı. Akira Toriyama’nın Dragon Ball’u, Masashi Kishimoto’nun Naruto’su ve Eiichiro Oda’nın hâlen devam eden One Piece’i dünya çapında milyonlarca hayran kazandı. Mangalar, kültürel kimliğini koruyarak evrensel başarıya ulaşırken; Avrupa’da Tintin ve Asteriks gibi klasikler öne çıktı. Böylece çizgi roman, Amerikan geleneğini aşarak küresel bir ifade biçimine dönüştü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2000’lerden itibaren çizgi romanlar hem endüstriyel hem de sanatsal açıdan dönüşüm geçirdi. Çocuk eğlencesi olmaktan çıkıp “görsel edebiyat” olarak değerlendirilmeye başlandı. Bu dönemde grafik romanlar yükselişe geçti; derin hikâyeler anlatan, yetişkinlere de hitap eden eserler öne çıktı. Dijital medya ile çizgi romanlar çevrim içi platformlara taşındı, temalar ve karakterler çeşitlendi. Böylece süper kahraman geleneği, edebî ve sanatsal açıdan daha geniş bir evrene dönüştü.

  • İÇ ANADOLU’UN KLASİK HALİNİ ALMIŞ LEZZETLERİ

    İÇ ANADOLU’UN KLASİK HALİNİ ALMIŞ LEZZETLERİ

    Ülkemizin tahıl ambarı olarak nitelenen bölgesindeyiz. Aynı zamanda önemli medeniyetlerin gelip geçtiği ve ardında mutfak kültürüne dair önemli izler bıraktığı bir coğrafyada… Un ve bulgurun geniş yer tuttuğu bu mutfak doyurucu, besleyici ve tadı hafızalarda yer eden tarifleriyle ünlü. Kimi ülkemizin hemen her iline ulaşmışken kimini özgün tadıyla yemek ille de İç Anadolu’ya gitmeyi gerektiriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çiçek bamya ile kuşbaşı et ihtiva eden çorba Konya’nın en özel lezzetlerindendir. Öyle ki düğünlerde, davetlerde, ramazan akşamlarında sofraların neredeyse olmazsa olmazıdır. Bununla birlikte yazın toplanıp ipe dizilerek kurutulan çiçek bamyalar Konyalıların evlerinde her daim bulunur ve yaz-kış pişirilerek, çorba niyetine değil ara yemek olarak tüketilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yer yer malzemeleri değişmekle birlikte, nohut, buğday, yeşil mercimeğin ayran ya da süzme yoğurt ile buluşmasından oluşan çorba İç Anadolu’nun birçok şehrinde yapılmaktadır. Çorbanın ayranla yapılarak serinlik veren soğuk tarifi bulunduğu gibi yoğurt, un, yumurta ile terbiye edilerek yapılan sıcak tarifi de bulunmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kuru fasulye neredeyse millî yemeklerimizden biri fakat güveç veya çömlekte pişirilen kuru fasulye özellikle Kırşehir ve Nevşehir civarında tadına doyum olmayan bir lezzete dönüşüyor. Killi topraktan yapılan güveçlerde yemeğin pişme süresinin uzaması tadını daha da güçlendiriyor. Bu yemeğin bölgeye has özelliklerinden biri de içinde mutlaka kuşbaşı et barındırması.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Orta Asya’dan topraklarımıza geldiği düşünülen mantı, Osmanlı Dönemi’nde saray mutfağının da gözde yemeklerindenmiş. Kayseri ile bütünleşen bu eşsiz lezzetin ayırt edici özelliği ise “bir şimşir kaşıkta kırk tane mantı” barındırması. Yoğurt sosunun sarımsaklı ya da sarımsaksız olması ise tamamen size kalmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Keşkek öyle bir yemek ki ülkemizde Trakya’dan Doğu Anadolu ve Karadeniz’e kadar pek çok yerde farklı tarifler eşliğinde pişirilir, hatta UNESCO tarafından Türkiye’nin Somut Olmayan Kültürel Miras Listesine bile dâhil edilmiştir. Elbette tahıl ambarı İç Anadolu’nun da özel gün yemeklerinden olan keşkek yarma buğday ve et ile yapılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Baklagillerin protein deposu ürünlerinden yeşil mercimeğin ülkemizde en çok kullanıldığı bölgelerin başında İç Anadolu geliyor. Kimi evlerde çorba olarak tüketilen yeşil mercimek, kimi evlerde soğanlı, salçalı suda kaynatılıp içine kısa eriştelerin de eklendiği doyurucu bir yemek olarak sofralara getiriliyor. Yeşil mercimeğin her tarifine en çok yakışan baharatın nane olduğu da aklınızda bulunsun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kimileri tarafından lahmacuna kimileri tarafından pideye benzetilen etli ekmek tamamen özgün bir yiyecektir. Kuşbaşı etin çapraz tutulan iki bıçakla kıyılması, içine yine ince ince kıyılmış soğan, domates, biber, maydanoz serilmesi ve taş fırındaki odun ateşinde pişirilmesi tarifine dayanır. Sivas mutfağında da yer almakla birlikte özellikle Konya’nın adını ülkenin genelinde temsil eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Biliyor musunuz asıl adı çi börek değil şır börekmiş. Yani Kıpçak dilindeki anlamıyla nefis börek. Tatarların telaffuzundan dolayı şır börek “şi” böreğe dönüşmüş, Türkçeyle karşılaşınca da olmuş size “çi” börek. Eskişehir’le ünlenen bu börek içine kıyma yerleştirilerek şöyün adı verilen toprak-bakır karışımı kazanda kızartılarak yapılıyor.

  • SEYRİNE DOYUM OLMAZ DEDİRTEN MANZARA FOTOĞRAFLARI

    SEYRİNE DOYUM OLMAZ DEDİRTEN MANZARA FOTOĞRAFLARI

    “Neyleyim seni kartpostal manzara / Rüzgârın yok o yerin havasından / Uğuldamak yaraşır ormanlara / Denizin güzelliği dalgasından / Geyik dağdan dağa atlarken güzel / Nar dalında diş diş çatlarken güzel…” diye devam eder Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiiri. Doğru da söyler, güzel bir manzaranın içinde olmanın, kokusunu alıp sesini duymanın yerini hangi fotoğraf karesi tutabilir ki? Ama kabul edelim böyle fotoğraflara bakmak yine de ruhlarımıza iyi gelir. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Göl dediğin bir su masalı… Aynı suyun anlattığı masallar dünyanın her yerinde farklı farklı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çiçekleri yapraklarından önce açar erguvanın… Çiçekleri dünyayı kuşatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Orhan Veli’ye kulak vermeli şimdi: “Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol / Git gidebildiğin yere.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Siz gölge edin, bütün ihsanlar bizim olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yüzmekten yorulan genç sevgilisine son kez seslendi: “Ah Tamar!”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Gerçeği ayrı sureti ayrı güzel… Gerçeği ve sureti aynı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bulutlar mı, palmiye yaprakları mı, kumsal mı yoksa hepsinin birden kucakladığı mavi sular mı?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Şairin dediği gibi, “Öyle bir yazdı ki, sanki gökyüzünde oturuyorduk…”