Blog

  • MEMLEKET HİKÂYELERİNİN DUAYENİ: REFİK HALİD KARAY

    Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde doğmuş, Cumhuriyet Dönemi’nde yetişmiş yazarlarımızdan Refik Halid Karay’ın farklı dönemlerde ürettiği çok sayıda eseri bulunmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı’nın 100 Türk Edebiyatçısı arasında yer alan yazarımız, Kültür ve Yaşam’ın bu sayfadaki konuğu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hukukçu, gazeteci, siyasetçi ve yazar…” title_font_size=”13″]

    1888 ile 1965 yılları arasında yaşamış olan Refik Halid Karay, Galatasaray Sultanisinde hukuk öğrenimi görmüş, günümüzdeki adıyla Hazine ve Maliye Bakanlığında memur olarak çalışmıştı. II. Meşrutiyet’in ardından gazetecilik yapan Karay, Fecr-i Atî topluluğuna katılarak mizah ve eleştiri türünde yazılar yazmaya başladı. Dönem dönem kaleme aldığı yazılar Çorum, Ankara, Bilecik, Beyrut ve Halep’te sürgün hayatı yaşamasına neden oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkçeyi ustalıkla kullanmıştır…” title_font_size=”13″]

    Halit Fahri Ozansoy, Refik Halid Karay’ı “Türkçenin en iyi yazarı” olarak tanımlamıştır. İstanbul Türkçesi konuşan köklü bir aileden gelen Karay’ın eserlerindeki kelime ve deyim zenginliği dikkat çekicidir. İstanbul’un Bir Yüzü, Nilgün, Dişi Örümcek, Yeraltında Dünya Var gibi yirminin üstünde romanı, çok sayıda mizah, günlük ve anı türünde kitabı bulunmaktadır. Yukarıda gördüğünüz alıntı ise Bir Avuç Saçma isimli günlüğüne aittir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Anadolu’yu anlatan yazar olarak bilinir…” title_font_size=”13″]

    Refik Halid Karay’ın sürgün dönemleri Anadolu’yu tanımasına ve yazılarına aktarmasına sebebiyet vermiştir. Günümüzde yazarın adı geçtiğinde akla gelen kitaplar da bu dönemde ürettiği eserlerdir: Memleket Hikâyeleri ve Gurbet Hikâyeleri. Süsten uzak kısa cümlelerle kaleme aldığı Memleket Hikâyeleri’nde on sekiz öykü yer alır. Gurbet Hikâyeleri ise çoğu Orta Doğu’nun farklı yerlerinde geçen on yedi hikâyeden oluşmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En çok övgüyü hikâyeleri almıştır…” title_font_size=”13″]

    Birçok yazar ve eleştirmen, Refik Halid Karay’ın hikâyelerini diğer çalışmalarından daha özel bulmuştur. Örneğin Refika Taner’e ait Edebiyatımızda Seçme Hikâyeler kitabında Sabri Esat Siyavuşgil’in Karay’la ilgili şu sözü geçer: “Bana o hikâyeler, bugün, Anadolu’nun insan ve cemiyet hayatı hakkında yazılmış̧ ve yazılacak en azametli psikoloji ve sosyoloji eserlerinden daha etraflı, daha derin, daha dolu ve daha gerçek geliyor. Öyle sanıyorum ki bu hikâyeleri okumadan Anadolu’yu anlamanın, anlamaya çalışmanın imkânı yok.”

  • 12 Maddede Düğün Organizasyonlarının En Göz Alıcı Detayı Gelin Buketi

    12 Maddede Düğün Organizasyonlarının En Göz Alıcı Detayı Gelin Buketi

    Bir düğünde gelini ve gelinliği göz alıcı kılan küçük ama en önemli detay gelin çiçeğidir. Ve nasıl ki her yıl değişen bir gelinlik modası varsa, her yıl olmasa da dönem dönem değişen bir gelin çiçeği modasından söz etmek mümkündür. Biz de son moda gelin buketlerini görmek üzere sizi listemize davet ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Eskiden çoğunlukla yapay çiçek kullanılırmış ama günümüz gelinleri canlı çiçek tercih ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tıpkı beyaz gelinlik gibi beyaz çiçeklerden oluşan buketlerin modası da hiç geçmiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uzun yıllar saklamak istiyorsanız, özel olarak işlenmiş buketleri tercih etmelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Gül, gelin buketlerinin en iyi eşlikçisidir. Ama tabii ki ayrılık anlamına gelen sarı güller değil!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sükulentler, yani etli bitkiler gelin buketlerinin en yeni ve en egzotik üyeleri durumunda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tasarlayacağınız gelin buketi için düğünün gerçekleşeceği mevsimin çiçeklerini seçmek önemli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ağır kokulu bir çiçeğin onu gün boyu elinde taşıyacak olan gelini bunaltabileceği akılda tutulmalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Gelin buketini çiçeklerin taşıdığı anlamlara göre oluşturmak da bir seçenek…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Zeytin yapraklarını görmeye alıştığımız buketlerde bazı meyve ve sebzeler de kullanılabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Çiçeğinizi düğün temanıza ya da mekândaki hâkim renge göre seçmeniz yerinde olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”11#” title_font_size=”13″]

    Yaz için rengârenk buketler, sonbahar için kuru dallarla desteklenmiş çiçekler tercih ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”12#” title_font_size=”13″]

    Tek sorun, büyük bir titizlikle hazırladığınız buketinizi kimseye atmaya kıyamayacak olmanız!

  • İKİ DENİZE DE KIYISI OLAN GÜZEL BALIKESİR

    İKİ DENİZE DE KIYISI OLAN GÜZEL BALIKESİR

    “Ayva çiçek açmış yaz mı gelecek, gönül bu sevdadan vaz mı geçecek” türküsü Balıkesir çıkışlıdır. “İki de keklik bir kayada ötüyor, ötmede keklik derdim bana yetiyor” türküsü de öyle… “Çay benim çeşme benim, aman derdimi deşme benim. Hakikatli yar isen, aman önümden geçme benim” türküsü de… Entarisi Damgalı, Mendili Oyaladım, Edremit’in Gelini de Balıkesir’de üretilmiş türkülerdir. Ve bu sayfa da türküleriyle olduğu kadar doğası, tarihi, mutfağıyla da konuşacak çok şeyi olan Balıkesir’e ait.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Şehrin 20 ilçesi bulunmakta ve Bigadiç’ten Gönen’e, Bandırma’dan Burhaniye’ye ilçelerinin çoğu en az kendisi kadar tanınıp bilinmektedir. İlçeleriyle birlikte gelişen Balıkesir’in şüphesiz ki en ünlü ilçesi turizm açısından da en çok tercih edilen Ayvalık’tır. Ege Denizi’ne kıyısı bulunan Ayvalık 7 kilometre uzunluğundaki Sarımsaklı Plajı ile yaz aylarının gözde tatil yerlerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Balıkesir hem Ege Denizi’ne hem de Marmara Denizi’ne kıyısı bulunan ayrıcalıklı şehirlerimizdendir. Hatta Marmara Denizi’ne kıyısı olan Erdek ülkemizin ilk yazlık mekânlarından biriydi. Ve Erdek ilçesinin kuzeyinde bulunan Marmara adaları da yine bu şehre bağlıdır ve adaların en büyüğü olan Marmara da Balıkesir’in bir ilçesidir. Anlayacağınız, mavinin en çok sevdiği yerlerden biridir bu memleket.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    kuş gölü

    Ve adını hepimizin bildiği Kuş Gölü, namıdiğer Manyas Kuş Cenneti de Balıkesir’indir. Bandırma ilçesinde yer alan gölde çok sayıda kuş çeşidi konaklar, yaşar ve ürer. Gölün kuzeydoğusundaki millî park ise uluslararası derecelendirmede övgüler almış bir doğa harikasıdır. Kuş gözlemciliği yapmak ve doğanın tadını çıkarmak için size mayıs ya da haziran aylarında gitmenizi tavsiye ederiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ege Denizi’nde, Ayvalık ilçesine bağlı 22 tane ada bulunuyor ve bunlardan en ünlüsü yazları sokakları rengârenk görüntülere sahne olan Cunda Adası’dır. Nostaljik evlerin sıralandığı daracık sokaklarda yürümek kadar, tarihî manastırları gezmek, restoranlarda balık ve Ege mezeleri yemek de bir o kadar keyiflidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sadece mavi değil yeşil de Balıkesir’in hâkim renklerindendir. O yeşili biraz da Kaz Dağı, ya da bilinen adıyla Kaz Dağları verir. Yine adını buradan alan ve Edremit ilçesi sınırları içinde olan Kazdağı Millî Parkı da doğanın doyasıya hissedilebileceği yerlerdendir. Bu coğrafya oksijen seviyesinin ve temiz hava oranının yüksek olduğu yerler barındırır ve bunların başında Edremit’in Altınoluk beldesi gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Doğal güzellikler açısından yeryüzünün şanslı çocuklarından olan Balıkesir, arkeolojik açıdan da hatırı sayılır bir öneme sahiptir. Çok eski bir yerleşim olması nedeniyle şehir genelinde mağaralar, höyükler ve antik kalıntılar görmek mümkündür. Sınırları içinde bulunan 15 kadar antik kentten Antandros Antik Kenti, Daskyleion Antik Kenti, Kyzikos Antik Kenti özellikle öne çıkanlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan Balıkesirliler saçaklı mantı, tirit, keşkek gibi Anadolu yemeklerini de sık tüketir fakat sebzeden süt ürünlerine, kırmızı etten balığa oldukça zengin bir mutfak geleneğine de sahiptir. Eğer Balıkesir’e yolu düşen bir turist iseniz, meşhur Ayvalık zeytini ve zeytinyağı, Bigadiç helvası, Ayvalık tostu, Susurluk ayranı tatmadan geçmemeniz lezzetlerindendir.

  • Radyo Tiyatrosundan Kültür ve Yaşam’a

    Radyo Tiyatrosundan Kültür ve Yaşam’a

    Eskiden kitaptan radyo tiyatrosuna uyarlanırdı eserler… Radyo başında oturmuş hâldeyken karakterleri zihnimizde canlandırmaya çalışır, hikâyenin devamı için de bir sonraki günü iple çekerdik. Radyo günleri gibi radyo tiyatroları da eskide kaldı artık… Ama biz üşenmedik ve sizi o günlere götürecek bir içerik hazırladık. Tıpkı eskiden olduğu gibi karakterleri zihninizde canlandırabilirsiniz. Yok, eğer hikâyenin başını/sonunu merak ederseniz de kaynağına; yani Agatha Christie’nin “Bilinmeyen Hedef” isimli kitabına yönelebilirsiniz. Şimdi sırada Radyo Tiyatrosu!

  • EMOJİLERLE ANLATILAN BU NOSTALJİK DİZİLER HANGİLERİ?

    EMOJİLERLE ANLATILAN BU NOSTALJİK DİZİLER HANGİLERİ?

    Emoji yarışma serimiz tüm hızıyla devam ediyor! Bu kez de dizi-film isimlerini, yine emojilerle soruyoruz. Malum, dünya televizyonlarında uzun zamandır bir dizi film furyasıdır gidiyor. Bazılarına öyle tutuluyoruz ki sezon hiç bitmesin istiyor, yeni sezonun gelmesini heyecanla bekliyoruz. Türk televizyonlarında da en çok seyirci kitlesine sahip yapımlar tabii ki dizi filmler. Aşağıda isimleri emojilerle anlatılan diziler ise nostaljik önem taşıyor. Televizyon tarihimize damga vurmuş bu dizileri bakalım hatırlayabilecek misiniz? Cevaplar her zamanki gibi sayfanın en altında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Her bölümde şoförlerin yaşadığı günlük olaylar anlatılıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dizinin odak noktasında Fırıncı Nusret Baba ve kızları vardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dizinin konusu farklı karakterlerdeki apartman sakinleri ve günlük yaşamlarıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dizinin adını taşıyan şarkısı da çok ünlüydü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Samatya’da çekilen dizide duayen oyuncular başroldeydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Nöri Kantar diyerek neredeyse cevabı vermiş olacağız…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yeşil gözlü güzel kadın iyi miydi kötü mü, dizi boyunca anlaşılamamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kozmik olayların devrede olduğu fantastik komedi dizisiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Biz, aman Ali Rıza Bey ağzımızın tadı bozulmasın diyelim, siz anlayın…

    1. Çiçek Taksi
    2. Ekmek Teknesi
    3. Bizimkiler
    4. Süper Baba
    5. İkinci Bahar
    6. Kaynanalar
    7. Kara Melek
    8. Uzaylı Zekiye
    9. Yaprak Dökümü
  • KIŞ SOFRALARINA YAZ TADINI TAŞIYAN EV YAPIMI LEZZETLER

    Yaz mevsiminde tüketebildiğiniz bir şeyi kışın da bulmak ne harika değil mi? İşte tam da bu yüzden her yörenin kendine özgü hazırlıkları çok değerli. Yazın taptaze topladığımız sebze ve meyveler, erişteden tarhanaya, turşulardan konservelere kadar yapılan kış hazırlıkları sayesinde sofralarımıza aynı lezzetle geliyor. Hem mutfak kültürümüzü yaşatıyor hem de kış boyunca sağlıklı ve keyifli beslenmemizi sağlıyor. Peki, malzemeleriniz hazırsa tariflere geçmeye ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kesme Erişte” title_font_size=”13″]

    Kesme erişte yapmak sandığınızdan çok daha keyifli ve kolay! Önce 300 gram unu eleyin ve ortasına küçük bir yuva açın. Bu yuvaya üç yumurtayı kırın ve bir çatal yardımıyla içten dışa doğru karıştırarak unla buluşturun. Yumurtalar ve un birbirine karışır karışmaz üzerine 30 gram zeytinyağı ve bir çay kaşığı tuzu ekleyin ve yavaşça yoğurmaya başlayın. Hamur homojen bir kıvam alınca, onu yuvarlak bir beze hâline getirin, üzerini nemli bir bezle örtün ve 30 dakika kadar dinlendirin. Dinlenen hamuru oklava ile açın; yeterince büyük ve ince olduğunda şeritler hâlinde kesin, hamurun birbirine yapışmaması için hafifçe un serpmeyi unutmayın. Eş büyüklükteki şeritleri üst üste dizerek istediğiniz kalınlıkta kesin ve unladığınız bir tepsiye alıp birkaç saat kurumaya bırakın. İşte bu kadar! Erişteniz hazır; geriye sadece onun sosunu düşünmek kalıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dondurucuda Taze Fasulye” title_font_size=”13″]

    Kışın da taze fasulyenin tadını çıkarmak mümkün! Bunun için 2 kilogram taze fasulyeyi güzelce yıkayın, saplarını temizleyin ve istediğiniz şekilde doğrayın. 8 adet büyük boy domatesi yıkayıp kabuklarını soyduktan sonra küp küp doğrayın. Domatesleri derin bir tencereye alın ve doğranmış fasulyeleri ekleyin. Ocağa alıp ara ara karıştırarak yaklaşık 20 dakika pişirin; fasulyelerin rengi hafifçe solduğunda kıvam tamdır. Pişen fasulyeleri geniş bir tepsiye aktarın ve tamamen soğumalarını bekleyin. Soğuduktan sonra buzdolabı poşetlerine bölüştürüp dondurucuya kaldırın. Kışın istediğiniz zaman buzluktan çıkarıp çözdürdükten sonra bir adet soğan ve isteğe göre salça ile pişirerek servis edebilirsiniz. Afiyet olsun!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Domates Konservesi” title_font_size=”13″]

    5 kilo taze domatesin kabuklarını soyup küp küp doğrayın, ardından derin bir tencereye alın. Üzerine 1 yemek kaşığı tuz, 1 yemek kaşığı şeker ve yarım çay bardağı sıvı yağ ekleyin. Önce yüksek ateşte kaynatın, sonra kısık ateşte ara ara karıştırarak yaklaşık bir saat pişirin. Domatesler hâlâ kaynamaktayken cam kavanozlara iki parmak boşluk kalacak şekilde doldurun, metal kapakların yeni ve sağlam olduğundan emin olarak sıkıca kapatın ve soğuyana kadar bekletin. Oda sıcaklığında ya da kilerde rahatlıkla saklayabileceğiniz bu konserve kavanozlarının kapağını iyice kapattığınızdan emin olun; aksi hâlde hava alabilir. Afiyet olsun!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karışık Turşu” title_font_size=”13″]

    İşte 5 litrelik bidon için net ölçülerle kütür kütür bir turşu tarifi: 6 yemek kaşığı tuz, 1 yemek kaşığı şeker, 1 su bardağı sirke, 1 tatlı kaşığı limon tuzu. Sebzeleri güzelce yıkayın; biberleri saplarından ayırıp doğrayın, salatalıkların uçlarını kesin, domatesleri iriyse dilimleyin, havuç ve kırmızıbiberleri dilediğiniz gibi doğrayın. Bidona sebzeleri karışık yerleştirin; üzerine de sarımsak ve saplı maydanoz ekleyin. Hazırladığınız tuzlu sirkeli karışımla önceden kaynatılıp soğumuş suyu içine dökün. Kapağını sıkıca kapatıp iyice çalkalayın. Serin, karanlık yerde 20 gün bekletin. Hava aldırmadığınız sürece turşunuz kütür kütür olacak. Afiyet olsun!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tarhana” title_font_size=”13″]

    Kış sofralarınıza hem lezzet hem de emek katacak bir tarif: Ev yapımı tarhana! Önce domates, kırmızıbiber, soğan, maydanoz ve naneyi doğrayıp 1 litre suyla yumuşayıncaya kadar pişirin, haşlanmış nohutu ekleyip blenderdan geçirin. Karışıma yoğurt ve tuzu ekleyip karıştırın, üzerine un ilave ederek katı bir hamur elde edin. Hamuru birkaç gün mayalandırın, her gün karıştırmayı ihmal etmeyin. Ardından küçük parçalar hâlinde kurutun, kevgirden geçirin ve gölgede tekrardan iyice kurumasını sağlayın. Bez torbada veya yağlı kâğıtta saklayın; böylece kış boyunca kendi tarhananızla çorbalarınıza yazın tazeliğini taşımış olacaksınız. Afiyet olsun!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yufka” title_font_size=”13″]

    Ev yapımı yufka ekmek hazırlamak oldukça pratik ve keyifli. 5 su bardağı un ve 2 tatlı kaşığı tuzu yoğurma kabına alın, ortasını çukurlaştırıp 2,5 su bardağı suyu yavaş yavaş ekleyerek hamuru yoğurun. Hamur toparlanınca unlanmış tezgâha alın ve yoğurmaya devam edin. Ardından streçleyip 30 dakika buzdolabında dinlendirin. Hamuru 30 eşit bezeye bölün, streçleyip kurumalarını önleyin ve her birini olabildiğince ince açın. Açtığınız yufkaları temiz bir bezin üzerine yerleştirin ve yine bir bezle örtün. Yufkaları kızdırılmış tavada hızlıca çevirerek pişirin ve üst üste dizin. Uzun süre saklamak için çift kilitli poşetlere ya da nem almayan bir yerde üst üste dizerek yerleştirin; tüketeceğiniz zaman temiz bir bezle hafifçe nemlendirip dinlendirerek yumuşatabilirsiniz. Afiyet olsun!

  • VÜCUT SAATİMİZE BAĞLI SİRKADİYEN RİTMİN SAĞLIĞIMIZ İÇİN ÖNEMİ

    VÜCUT SAATİMİZE BAĞLI SİRKADİYEN RİTMİN SAĞLIĞIMIZ İÇİN ÖNEMİ

    “Yeryüzünde hayat, gezegenimizin dönüşüyle uyumludur. İnsanlar da dâhil yaşayan organizmaların bir iç, biyolojik saati olduğunu ve bu saatin organizmanın günün doğal ritmine uyum sağlamasına yardımcı olduğunu biliyorduk. Ancak bu saatin nasıl çalıştığını Hall, Rosbash ve Young’ın çalışmaları sayesinde öğrendik. Bu bilim insanlarının çalışmaları, bitkilerin, hayvanların ve insanların biyolojik ritimlerini Dünya’nın devinimiyle nasıl uyumlu hâle getirdiğini anlamamıza yardımcı oldu.” İşte 2017 yılındaki Nobel Ödülü Amerikalı üç bilim insanına verilirken Nobel Komitesi’nin yaptığı açıklama buydu. Gelin her birimizde benzer biçimde işleyen o saatin ve oluşturduğu ritmin detaylarına kısaca göz gezdirelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Vücudumuzdaki hormonların ne zaman salgılanacağı, beyin dalgaları, hücre büyümesi gibi metabolik işlemleri düzenleyen ve doğuştan gelen zamanlama aracına biyolojik saat, vücut saati veya sirkadiyen ritm deniyor. Sirkadiyen, Latince “circa” sözcüğünden türeyen ve “tahminen bir gün” anlamına gelen bilimsel bir terim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Başka bir ifadeyle, sirkadiyen ritmimiz 24 saatlik döngü içindeki kimyasal tepkime ve psikolojik davranışlarımızın bütünü anlamına geliyor. Aydınlık ve karanlık döngüsüne bağlı olarak ayarlanan sirkadiyen ritm için en önemli ayarlama aracı, uyku düzenimiz. Uyku düzenimizdeki dengenin şaşması bu ritmin bozulmasına ve sorunların ortaya çıkmasına neden olabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uyku düzenindeki şaşmalardan kaynaklı sirkadiyen ritim bozukluğunun orta vadede çıkardığı sorunlar yorgunluk, konsantrasyon sorunları ve zihinsel problemler olabilirken, uzun vadede kalp hastalıklarından depresyona, migrenden Alzheimer hastalığına birçok fiziksel ve psikolojik sağlık problemine kapı araladığı ifade ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Uyku düzenimizdeki şaşmalar gece geç saatlere kadar film izlemek gibi basit bir nedenden ortaya çıkabilir. Ama bununla birlikte uzun süreli uçuşlar, vardiyalı çalışma biçimleri, kullanılan bazı ilaçlar, hamilelik ve menopoz gibi farklı etkenler de önce uyku düzeninin, buna bağlı olarak da sirkadiyen ritmin bozulmasına neden olabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Vücut saati mekanizmasını aydınlatan bilim insanları, bu bilgiler ışığında tanı koyma ve tedavi geliştirme yönündeki çalışmalarını sürdürüyor. Bununla birlikte uyku düzeniniz basit nedenlerden bozulmuş ise kendi kendinize yapabileceğiniz ve aslında çoğunuzun öteden beri bildiği bazı basit uygulamalar da yok değil.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Uykuyu zorlaştıran etkenlerin başında mavi ışık yansıtan teknolojik aletler geliyor. Televizyondan ve son ana kadar elimizden bırakmadığımız cep telefonumuz ya da tabletimizden yansıyan mavi ışığı vücudumuzun gün ışığı olarak algıladığı ve melatonin sentezine başlayamadığı bilinmekte. Yani atılacak önemli adımlardan biri, bu araçlar eşliğinde değil onlardan uzakta uykuya dalmaya çalışmak olmalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Eğer odaya zamansız dolan güneş ışığı almanız gereken uykuyu engelliyor ve sizi zamanından önce uyandırıyorsa bu duruma da bir çözüm getirilmeli. Bu çözüm dilediğiniz zaman açacağınız kalın perdeler veya storlar, ya da kolayca takıp çıkarabileceğiniz göz bantları olabilir. Fakat sirkediyen ritm için güneş ışığını takip ederek yaşamının, yani güneşle birlikte uyanmanın özellikle önerildiğini de ifade etmeliyiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Gün içinde alınan fazla kafeinin uykuya geçmeyi zorlaştırdığını da unutmamak gerek. En azından yatmadan önce kafein içeren içeceklerden uzak durabilir, hafif ve kısa egzersizler, meditasyon, ılık duş gibi sizi uykuya yönlendirecek aktivitelerde bulunabilirsiniz. Son olarak da melatonin salgısının başladığı ve adrenal sistemin yenilendiği zaman dilimi 23.00 ile 01.00 arasında uykuda olmaya dikkat edilmesi gerektiğini ekleyelim.

  • TOK ATLAR SEVİNÇLİ İNSANLAR DİYARI TOKAT

    TOK ATLAR SEVİNÇLİ İNSANLAR DİYARI TOKAT

    Evliya Çelebi, dere tepe dolaştığı ve övgü dolu sözler söylediği bu memleket için tok, yani doygun, besili atların ve sevinçli insanların yaşadığı diyar da demiştir. Yine ünlü seyyah, şehre kimilerinin “Tohat”, kimilerinin “Tokat”, kimilerinin “Doğat”, ama şehir zariflerinin “Dokat” dediğini de bizlere aktarmıştır. Hikâyesi bol olan Karadeniz şehrine gelin kısa bir yolculuk yapalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    5 ya da 6. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen Tokat Kalesi için, “…korkusuz bir surdur ki Samanyolu gibi göğe baş uzatmıştır. Ve dört tarafı cehennem çukurundan nişan verdiğinden asla hendek olacak yeri yoktur.” notunu düşen de Evliya Çelebi’den başkası değildir. Daha ilginç olan bilgi ise Eflak Prensi Kazıklı Voyvoda’nın veya efsaneleşmiş adıyla Drakula’nın bir süre bu kalede hapis hayatı yaşadığıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    “Hey onbeşli onbeşli, Tokat yolları taşlı / Onbeşliler gidiyor, kızların gözü yaşlı” türküsünün cephelere giden gençler için söylendiğini biliyor muydunuz? Peki ya Roma İmparatoru Julius Caesar’ın “Veni, Vidi, Vici” yani “Geldim, gördüm, yendim” dediği mektubunu Tokat’ta yazdığını? Anlayacağınız, Niksar’dan Zile’ye, Erbaa’dan Turhal’a 12 ilçesinde hikâyelerin, tarihî ve doğal güzelliklerin eksik olmadığı bir şehir Tokat.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tokat kültürel ve tarihî yapılarını korumaya çalışan bir şehir. Örneğin, 12. yüzyılda inşa edilmiş iki medresesi var ki Anadolu’nun ilk Türk medreseleri olarak yoğun ilgi görüyor. Medreselerden biri şehrin merkezinde diğeri Niksar ilçesinde yer alıyor. Adları ise Danişmendlilerin kurucusu Dânişmend Gazi’nin torunu Nizameddin Yağıbasan’dan geliyor. Medreselerin açık kubbeli oluşu da gök bilimleri eğitimlerinin verildiğini ortaya koymakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Niksar’da, Kelkit Çayı üstüne kurulmuş taş köprünün adı sağlam, güvenilir anlamına gelen Talazan… Talazan Köprüsü’nün inşa tarihi tam olarak bilinmese de 13. yüzyıl ile ilişkilendiriliyor. Boyu 161 metre, eni 5,5 metre olan köprünün yüksekliği ise 9 metre. Tarihi İpek Yolu üstündeki konumuyla ulaşımda önemli bir rol üstlenmiş Talazan Köprüsü hâlâ köyler arasındaki ulaşım için önem arz ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    73 hektar kuru, 201 hektar sulu olmak üzere 274 hektarlık bir alana karşılık gelen Kaz Gölü, göçmen kuşların rotaları üstünde bulunan, onlar için yuvalanma ve kuluçkalanma yeri olan bir doğa harikası. Tokat’taki göle kadar gidip de gözetleme kulelerinden birine çıktığınızda göreceğiniz kuşlardan bazıları ak ve kara leylek, saksağan, angut, saz bülbülü, ördek ve kaz türleri, söğüt serçesi ve balıkçıl kuşları olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Her yıl on binlerce kişinin ziyaret ettiği Ballıca Mağarası büyüleyici oluşumlara ev sahipliği yapan ülkemizin en önemli mağaralarından biridir. Ülkemizde soğan sarkıt denen oluşumların bulunduğu tek mağara Ballıca’dır. 5 kat ve 9 salondan oluşan 680 metre uzunluğundaki bu fantastik alan 2019 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne eklenmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tokat mutfağı hem Karadeniz’in hem de Orta Anadolu’nun mutfak kültürünü taşıyan bir zenginliğe sahip. Tokat kebabı ise bu mutfağın başını çekiyor, adı ülke genelinde ün yapmamışsa da şehirdeki evlerin içinde sırf bu kebap için tasarlanmış fırınlar görmek mümkün. Tokat’ın ülke genelinde ün yapan lezzeti ise Erbaa bağlarında yetiştirilen asma yaprakları ve bu yapraklarla yapılan nefis dolmalarıdır.

  • İNSANSI ROBOTLARLA BİLİM KURGU GERÇEĞE DÖNÜŞÜYOR

    Bir zamanlar yalnızca bilim kurgu filmlerinin konusu olan insansı robotlar, bugün teknoloji dünyasının en heyecan verici gerçeklerinden biri hâline geldi. Yüz ifadeleriyle duyguları taklit edebilen, yürüyebilen, konuşabilen ve hatta sanat üretebilen bu makineler, insanla makine arasındaki sınırları her geçen gün biraz daha belirsizleştiriyor. Sophia’dan Ameca’ya, Atlas’tan Ai-Da’ya kadar birçok farklı robot hem mühendisliğin geldiği noktayı hem de insanların teknolojiyle kurduğu karmaşık ilişkiyi gözler önüne seriyor. Bu yazıda, dünyanın en dikkat çekici insansı robotlarını keşfedebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sophia” title_font_size=”13″]

    2016’da aktif hâle getirilen Sophia, Hong Kong merkezli Hanson Robotics tarafından geliştirilen bir insansı robottur. Sophia, 60’tan fazla insan benzeri yüz ifadesi ve gelişmiş yapay zekâ yetenekleri sayesinde konuşma, yüz tanıma ve doğal dil anlama işlevlerini yerine getirebilmektedir. 2017’de Suudi Arabistan’dan vatandaşlık alan ilk robot olan Sophia, TV programları ve uluslararası ziyaretleriyle insan-robot etkileşimini araştıran bir platform olarak öne çıkmaktadır. Eğitim, eğlence, yaşlı bakımı ve müşteri hizmetleri alanlarında kullanılabilecek Sophia, gelecekte insan-robot iş birliğinin nasıl şekilleneceğine dair ipuçları da sunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”ASIMO” title_font_size=”13″]

    2000 yılında Honda tarafından tanıtılan ASIMO; yürüyebilen, koşabilen ve çevresine tepki verebilen ilk insansı robotlardan biriydi. Yaklaşık 1,30 metre boyunda ve 48 kilogram ağırlığında olan ASIMO, merdiven çıkma, engellerden kaçma, tepsi taşıma veya kapı açma gibi görevleri yerine getirebiliyordu. Görüntü işleme, ses tanıma ve jest algılama özellikleri ile insanlarla etkileşim kurabilen ASIMO, programlanabilir yapısıyla araştırma ve tanıtım amaçlı kullanılıyordu. Honda, 2018’de ASIMO’nun üretimini durdurma kararı aldı ama bilgi ve deneyimlerini, yaşlı bakımı için robot destekli çözümler, otonom araç sistemleri, afet müdahale ve kurtarma robotları gibi alanlara aktardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ameca ” title_font_size=”13″]

    İngiltere merkezli Engineered Arts tarafından geliştirilen Ameca, 2021’de tanıtılan bir insansı robottur. Gülümseme, şaşırma, kaş çatma gibi doğal yüz ifadeleri sergileyebilen Ameca, gözlerindeki kameralar ve kulaklarındaki mikrofonlarla çevresini algılar. Ameca, araştırma laboratuvarları, teknoloji fuarları ve sosyal etkileşim alanlarında kullanılmış; fiziksel görevler için tasarlanmamış olsa da mimik ve konuşma becerileriyle sosyal robotik alanında çığır açan bir örnek olarak öne çıkmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Chihira Aico” title_font_size=”13″]

    Chihira Aico, Japonya merkezli elektronik devi Toshiba tarafından geliştirilen ve 2014’te tanıtılan, insansı görünüme sahip bir robot rehberdir. Gerçekçi yüz hatları ve mimikleriyle dikkat çeken bu insansı robot, özellikle turistik bölgelerde bilgi verme, yönlendirme ve çok dilli iletişim kurma amacıyla geliştirilmiştir. Japonca, Çince, İngilizce gibi dilleri konuşabilen bu robot, insanlarla doğal bir diyalog kurabilmesi için gelişmiş konuşma, tanıma, jest ve mimik sistemleriyle donatılmıştır. Chihira Aico, Japonya’daki bazı turizm ofislerinde ziyaretçilere yardım etmekte ve robotların halka açık alanlarda nasıl kullanılabileceğine dair önemli bir örnek sunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Atlas” title_font_size=”13″]

    Boston Dynamics tarafından geliştirilen Atlas, 2013’ten bu yana dünyanın en dinamik insansı robotlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Robot; yürüyüş, koşma, zıplama ve takla atma gibi hareketleri gerçekleştirme, iki eliyle nesneleri taşıyabilme ve yerleştirebilme özelliklerine sahiptir. İlk versiyon hidrolik aktüatörlerle çalışırken, 2024’te tanıtılan yeni nesil Atlas, tamamen elektrikli olup elektrikli aktüatörlerle daha verimli hareket etmektedir. Başlangıçta arama-kurtarma çalışmaları için tasarlanan Atlas, 2025 itibarıyla endüstriyel ortamlarda, özellikle fabrikalarda görev alabilecek potansiyele sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ai-Da” title_font_size=”13″]

    2019’da Oxford Üniversitesi iş birliğiyle geliştirilen Ai-Da, adını İngiliz matematikçi ve bilgisayar öncüsü Ada Lovelace’ten almış ve dünyanın ilk ultra gerçekçi yapay zekâ destekli robot sanatçısı olarak tanıtılmıştır. Kameralarla donatılmış gözleri sayesinde gördüklerini analiz eden Ai-Da, robotik kolu ile çizim, resim ve performans sanatı üretir. Eserleri çeşitli sergilerde yer almış, yapay zekânın sanattaki rolü üzerine küresel tartışmalar başlatmıştır. İlk solo sergisi Oxford Üniversitesinde teknolojinin toplumsal etkilerini sorgulayan eserlerden oluşmuştur. Ai-Da’nın Alan Turing Portresi ise 2024’te 1,08 milyon ABD dolarına satılmıştır; bu eser, yapay zekânın sanattaki yeri ve geleceğine dair önemli bir gösterge olarak değerlendirilmektedir.

  • 8 Madde ile Dünyanın Gönlünü Çelen Adam Cüneyt Arkın

    8 Madde ile Dünyanın Gönlünü Çelen Adam Cüneyt Arkın

    Yaşamında 80. yılı geride bırakan Fahrettin Cüreklibatur, Cüneyt Arkın adıyla tam yarım asırdır hayatımızda… “Ailemizden biri” klişesi ise hâlâ bu gibi durumları en iyi anlatan tanımlama… İnsanımızda, tesadüfen karşılaşsa sarılmadan yoluna devam edemeyecek kadar samimi duygular uyandıran sinema emekçimiz, 8 madde ile huzurlarınızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Söylemekten çekinmeyelim, her şeyden önce artist gibi bir artistimizdir Cüneyt Arkın. 70’li yıllardaki filmlerine bakınca önce yeşil gözleri ve müstehzi gülüşü olmak üzere, fiziği ile dikkatinizi çeker. Kaldı ki 1963 yılında Artist isimli derginin düzenlediği sinema artisti yarışmasında birinci olmuş ve oyunculuk hayatı bu yarışmanın ardından Gurbet Kuşları ile başlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Buna karşılık gönüllerimize bir Malkoçoğlu, bir Battal Gazi, bir Kara Murat olarak tahtını kurmuştur. Kurgulanmış bir filmi değil de tarihsel bir belgeseli seyrediyormuşçasına gururlandığımız dakikalar yaşatmıştır hepimize… Surların tepesinden atlayıp bir grup düşman askerini “bovling” topu gibi dağıttığında, tek seferde en az dört ok atıp her biriyle hedefi 12’den vurduğunda hiçbirimizi şaşırtmaz sadece heyecanlandırırdı. Gözleri dağlandığında bile hedefi şaşırmayan bu fantastik kahramanı bizi gerçeğin ötesine götürdüğü için bu kadar severdik belki de.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Uçan tekme” ifadesini jargona Uzak Doğulu oyuncular mı yoksa Cüneyt Arkın filmleri mi kazandırdı bilmiyoruz ama kimi çocukların film biter bitmez gördüklerini uygulama gayretlerinin evleri bir süre karıştırdığına tanık olmuşluğumuz var. Cüneyt Arkın o rollerin hakkını verebilmek için Medrano Sirki’nde altı ay ücretsiz çalışmış, bu arada akrobasi eğitimi almıştı. Karate ve at binmede uzman sporcuydu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    400’e yakın filmde rol aldı ki saymakla bitmez. Ama bu sırada filmografisi gibi başka bir liste daha oluşmuştu hayatında. Çekimler sırasında attan düşmüş, omuzu, boyun omurları ezilmiş, dört kaburgası, el ve bilek kemiği kırılmış, kaşı yarılmış, omuzu çıkmış, felç tehlikesi atlatmış, Malkoçoğlu çekiminde yaşadığı kaza yüzünden bir hafta komada kalmıştı. Bir dönem hayatımızı renklendiren o filmlerin, o sahnelerin bize ulaşması için, dublörü, sigortası, hiçbir güvencesi olmadan kendi deyimiyle canını hiçe saymış, gerçek bir sinema emekçisiydi Cüneyt Arkın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    “Hoşça kal, düşman beldenin yaman güzeli.” Replikten de anlayacağınız gibi aktörümüz cengâverliğinin yanı sıra Bizans sarayına girdiğinde bile mutlaka bir güzelin kalbini çalarak çıkan bir gönülçelendi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İtalya’da John Arkin olarak tanındı, James Bond’da rol alması için teklif aldı, İran’da kadınların ilgi odağıydı. Sadece avantür değil komedi ya da toplumsal içerikli çok sayıda filmde de rol aldı. Dublaj sanatçısından kaynaklanan ve koca bir ülkenin diline düşen “N’ayır… N’olamaz…” kalıbı en çok onunla anıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Cüneyt Arkın’ın tıp okuduğunu hepimiz biliriz ama şu bilgiyi çoğumuz daha önce duymamış olabiliriz: Oyunculuktan önce edebiyata ilgisi vardı. Çok beğenilen öyküler, şiirler yazardı. Hatta öykülerinin yayınlanması için Cemal Süreya’ya vermiş o da Pazar Postası’nda yayınlanması için Muzaffer Erdost’a göndermişti. İlgilendiği başka bir sanat dalı da resim oldu, bu alanda sergi açacak kadar güzel eserler üretti. Anlayacağınız, o vurdulu kırdılı rollerin arkasında sakladığı ruh, ince, çok inceydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Onu ilk keşfeden kişi usta yönetmen Halit Refiğ olmuştu. Eskişehir 1. Hava Üssü’ndeki bir film çekimi sırasında subay kıyafetleri içindeki yakışıklı dikkatini çekmiş, genç adam askerliğini bitirip yanına geldiğinde ona Gurbet Kuşları’nda rol vermişti. Ardından başka filmlerde de birlikte çalıştılar. Yıllar geçtikten sonra ünlü yönetmen düşüncelerini şu sözlerle ortaya koydu: “Cüneyt Arkın benim için, değeri ancak John Wayne, Burt Lancaster, Toshiro Mifune ve Alain Delon ile kıyaslanabilecek, Türk sinema tarihindeki en önemli ve başka benzeri bulunmayan bir sinema oyuncusudur.