Blog

  • 70 DERDE DEVA MUCİZEVİ BİTKİ

    70 DERDE DEVA MUCİZEVİ BİTKİ

    “Başlıkta tarif edilen bitki hangisidir?” diye sorsak eminiz yüzde 99’unuz “sarımsak” cevabı verecektir. Ya da şöyle sorsak “Hangi bitki doğal bir antibiyotiktir?” Çoğunluk yine sarımsak diyecektir. İşte konumuz böyle kıymetli bir besin… Tadını ve kokusunu anlatmaya gerek yok çünkü herkes biliyor, peki ama hakkındaki şu bilgileri biliyor muydunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sarımsak deyince akıllara gelen ikinci isim soğandır ve bu boşuna değil. Bir kere sarımsak soğanlı bir bitkidir yani toprak altında baş oluşturur, ikincisi bildiğimiz soğan türleriyle hatta pırasa ile aynı familyadandır. Anavatanı Orta ve Batı Asya olsa da dünyanın her yerinde yetişebilir. Biz onu beyaz kılıfı içindeki haliyle tanırız ama sarımsak toprakta yetişirken pembeden mora rengârenk çiçekler açabilen bir bitkidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sarımsağın gücü daha toprağında yetişirken kendisini gösterir. Pek çok bitkinin büyürken etkilendiği bazı hastalıklardan ve zararlılardan etkilenmez. Hatta tavşanları, köstebekleri kokusundan dolayı tarlalardan kaçırdığı söylenir. Bu özel bitkiye kendine has kokusunu ve acı tadını veren sorumlu ise kükürtlü bileşiği ile “allicin” isimli uçucu yağdır. Taze sarımsağın bir dişinde 4-5 mg allicin bulunduğu belirtilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sarımsağın tarihçesi binlerce yıl önceye kadar uzatılabilir. Eski Mısır krallarından Tutankamon’un mezarında bulunan sarımsaktan tutun da Antik Yunan’a, Çin’in eski devirlerine kadar izi sürülebilir. Mutfakta ve tıpta eş zamanlı olarak kullanılmıştır. Çok sayıda bilgin sarımsağın faydalarını sıralamış, onu ilaç yapımında kullanmış ve önermiştir. Büyük tıp bilgini İbn-i Sina da onlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sarımsağın kalp ve damar hastalıklarına, kötü kolesterole, yüksek kan basıncına, mantar ve parazit enfeksiyonlarına karşı koruma kapasitesi olduğu biliniyor. Ayrıca kan sulandırıcı etkisi ve bağışıklık sistemini güçlendirmedeki rolü de ispatlanmış durumda. Kan şekerini dengelemekten kanser tedavisindeki etkisine faydaları saymakla bitmez. Doğal bir antibiyotik olarak tanımlanmasına neden olan ise Louis Pasteur’ün 19. yüzyılda yaptığı araştırma sonuçları olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dünyadaki sarımsak üretiminin yüzde 80’i Çin’e aittir ve onu Hindistan izler. Ülkemizde ise sarımsak üretimi denince akıllara Kastamonu özellikle de Taşköprü ilçesi gelir, bununla birlikte Gaziantep de sarımsak üretiminde liderliği paylaşan şehirlerimiz arasındadır. Ilıman iklim olduğu sürece her yerde yetişebilen sarımsağı isterseniz balkonunuzda bile yetiştirebilirsiniz. Dikim için uygun zamanlar ise sonbahar ya da ilkbahar başı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Siyah sarımsak ise bildiğimiz beyaz sarımsağın 60 ile 90°C aralığında iki ay kadar bekletilerek ve hiçbir kimyasal katkı maddesi kullanmadan fermente edilmesiyle elde edilir. Bu süreçte, daha önce sözünü ettiğimiz allicin isimli bileşen çok daha güçlü yapıdaki s-allilsistein isimli maddeye dönüşür. Siyah sarımsağın besin öğeleri çok daha güçlüdür ve allicin maddesi dönüşüm yaşadığı için daha az koku içerir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Uzmanlar sarımsağın tüm özelliklerinden yararlanabilmek için çiğ ve ezilmiş olarak yememiz gerektiğini söylüyorlar fakat kokusundan çekindiği için yiyemeyenler de yok değil. Et yemekleri başta olmak üzere sayısız tarife kattığı tat ve kokudan vazgeçmek de mümkün değil. Bu durumda en doğrusu daha çok sarımsak tüketebilmenin yollarını aramak olacaktır. Örneğin sarımsağı sütle kaynatarak özlerinin süte geçmesini sağlayabilir, sonra da sarımsak dişlerini ayırarak sütünüzü içebilirsiniz. Bu kürün bazı mide ve sindirim rahatsızlıklarına iyi geldiği düşünülüyor.

  • İmzanın Osmanlı Dönemindeki Versiyonu: Tuğralar

    İmzanın Osmanlı Dönemindeki Versiyonu: Tuğralar

    Osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları, içinde ismi yer alacak şekilde hat sanatı ile yazılan sembollere “tuğra” deniyor. Osmanlı zamanında fermanlar, resmi belgeler ve paralar padişahlara ait bu tuğralarla mühürlenir, pek çok yerde de hanedan arması olarak kullanılırdı. Bugüne kadar Sultan Osman Gazi’ye ait bir tuğra bulunamadığından günümüze 35 padişah tuğrası ulaşmıştır. Bu birbirinden farklı ve yüksek bir estetik anlayışla tasarlanmış tuğraları 8 maddede huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tuğranın hepsi farklı ifade edilen bölümleri vardır. En altta metnin yazdığı “kürsü” ya da “sere” kısmı, sol tarafta içi içe geçmiş iki kavisten oluşan ve yumurta anlamına gelen “beyze” kısmı, beyzelerin devamında sağa doğru uzanan “hançere” de denilen “kollar” kısmı ve tuğranın üstünde, yukarıya doğru çekilen ve kimi zaman “elif” harfini andıran “tuğlar” kısmı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    tuğralar
    Mustafa han bin Abdulhamid el-muzaffer daima

    İlk tuğra örneklerinde padişah ile babasının isimleri yer alırken daha sonraki dönemlerde “han” ibaresi ile unvanları ve daima muzaffer olmalarını dileyen bir dua ibaresi olarak “el-daima muzaffer” yazısı ilave edilmiştir. Örneğin yukarıdaki tuğra görselinde, “Mustafa han bin Abdulhamid el-muzaffer daima” yani “Daima muzaffer Abdülhamit oğlu Mustafa Han” yazmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    tuğralar
    Selim han bin Mustafa el-muzaffer daima

    Padişahın tuğrası kendisi tarafından değil yetkilendirilmiş “tuğrakeş”ler tarafından yazılırdı ve kullanılacağı belgenin mutlaka baş kısmına yerleştirilirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    orhan gazi tuğrası
    Orhan bin Osman

    Osmanlı döneminde ilk tuğra 1324 tarihli ve Orhan Gazi’ye aittir. Sonraki tuğralar bu ilk tuğra üzerinden geliştirilmiş ve giderek hat sanatının bütün görkemiyle sergilendiği sanatsal bir alana dönüşmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    fatih sultan mehmet tuğrası
    Mehmed bin Murad han muzaffer daima

    Bir padişahın tuğra tasarımı onaydan geçtiyse padişah o tuğrayı saltanatı boyunca kullanırdı. Zaman zaman farklı tuğrakeşler tarafından yazılsa da tasarımı aynı kalırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    tuğralar
    Mahmud han bin Abdulhamid el-muzaffer daima

    Tarihi bir belgenin üstündeki tuğra o belgenin hangi döneme ait olduğu ile bilgi de veren önemli bir kaynaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    kanuni sultan süleyman tuğrası
    Süleyman Sah bin Selim Sah han el-muzaffer daima

    Günümüzde en çok bilinen ve tuğra denildiğinde akla gelen tasarım Kanuni Sultan Süleyman’ın kullandığı tuğradır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    sultan ikinci aldülhamit tuğrası
    Abdulhamid han bin Abdulmecid el-muzaffer daima

    II. Abdülhamit’e ait tuğra ise ünlü hattatlarca “Tuğraların Padişahı” olarak nitelenecek kadar mükemmel bulunmaktadır.

  • Uzakdoğu’daki Adalar Ülkesi Japonya

    Uzakdoğu’daki Adalar Ülkesi Japonya

    Asya kıtasının doğusunda, Büyük Okyanus’ta bulunan Japonya aslında bir ada ülkesi… Hatta 6.852 adadan oluşan bir takımada… 126 milyonluk nüfusuyla Dünya’mızın hem en kalabalık 10’uncu ülkesi hem de en renkli ülkelerinden biri… 2019 yılını topraklarında “Türk Kültür Yılı” olarak ilan eden Japonya şimdi Kültür ve Yaşam’da…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    “Geleneklerine bağlı olduğu kadar modern” diye tarif edilen ülkenin modern yüzünü görmek isteyenler mutlaka başkenti Tokyo’yu incelemeli. Dünyanın bu en kalabalık şehrinde caddeler 7/24 canlı ve dinamik bir görüntü verir ama bu durum ilginizi çekecek egzotik bölgeleri olmadığı anlamına gelmiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kyoto, “başkentlerin başkenti” olarak niteleniyor Japonya’da çünkü uzunca bir dönem Japon İmparatorluğu’nun başkentliğini yapmış. Yüz ölçümü bakımından ülkenin en büyük şehirlerinden olan Kyoto ne mutlu ki II. Dünya Savaşı’nı az hasarla atlatmış ve günümüzde tarihi/mimari yapılarıyla göz kamaştırmayı sürdürüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Adı tarihe oldukça trajik bir öyküyle, atom bombası atılan (II. Dünya Savaşı sırasında) ilk şehir olarak geçen Hiroşima, doğal ve mimari güzellikleriyle dikkat çekerken, tarihte yaşanan bu vahim olayın hazin anılarını müze, anıt ve mimari yapılarla canlı tutuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Japonya’nın en yüksek dağı Fuji, 1700’ün başlarındaki patlamasının ardından bir etkinlik göstermemiş olsa da özünde bir yanardağdır. Japonlar tarafından kutsal varsayılan dağın etrafı göller ve ormanlık alanlarla çevrili… Tokyo’dan da görülebilen ve zirvesi hep karlı olan Fuji’nin yüksekliği 3.776 metre…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bölgeler, prefektörlük ve belediyelerden oluşan Japonya’da ulaşım konusunda tüm dünyanın dikkatini çeken araçların başında Shinkansen trenleri geliyor. Dünyada hızlı treni ilk kez 1959 yılında kullanmaya başlayan ülke, saatte 210 km hız yapan bu trenleri ise ilk kez 1964’te kullanmaya başladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Japonya’nın kültüründe geleneksel kıyafetleri kimonodan, çizgi sanat ürünü animelere kadar birçok renkli detay bulunuyor. Eskiden soylular, imparatorlar, Budist rahipler için tasarlanırken günümüzde tüm dünyanın aşina olduğu Japon bahçeleri de ülkenin geleneksel değerleri arasında bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Japonya denince aklınıza ilk gelenler arasında muhtemelen Japon dövüş sanatları da olmuştur. Kılıç kullanma sanatı kendo, judo, aikido, karate… Bizlerin daha ziyade sinema perdesinden aşina olduğumuz sporların her birinin kendi felsefesi ve ince ince düşünülmüş teknikleri bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    japon mutfağı

    Hızlı ve kolay yapıldığı için tüm dünyada yaygınlaşan suşi/sushi artık bizim de yakından tanıdığımız bir Japon yemeği. Ekmek kırıntılarına batırılmış tempura, Japonların en sevdiği yiyeceklerden onigiri, buğday unundan yapılan makarna soba ve eriştenin çorba içinde sunulduğu ramen de Japonya’ya gitmenize gerek kalmadan burada da deneyebileceğiniz lezzetlerden…

  • Türkiye’de Görebileceğiniz 9 Kuş Türü

    Türkiye’de Görebileceğiniz 9 Kuş Türü

    Dünyada yaklaşık 10 bin, Türkiye’de ise 468 kuş türü yaşıyor. Fakat çevre kirliliği, doğal yaşam alanlarının yok edilmesi, avcılık gibi nedenler yüzünden tehlike altında olan 30 tür ve yok olmak üzere olan da 13 kuş türümüz bulunuyor. Bu listemizde birbirinden sevimli halleriyle bir kısmı yerli, bir kısmı yolculuğu sırasında ülkemizde mola veren yüzlerce kuş türünden 9’unu görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    türkiyedeki kuş türleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türkiyedeki kuş türleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türkiyedeki kuş türleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    türkiyedeki kuş türleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türkiyedeki kuş türleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türkiyedeki kuş türleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türkiyedeki kuş türleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    türkiyedeki kuş türleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    türkiyedeki kuş türleri
  • Boncuklarla Renklenen Dünyamız

    Boncuklarla Renklenen Dünyamız

    Çağlar öncesinden beri onu takan kişiye bolluk getireceğine inanılan boncuk, küçücük hacmine rağmen renk renk, ışıl ışıl haliyle bugünün insanına da büyük umutlar vaat etmeye devam ediyor. Bu listemizde özellikle “cam boncuk”la ilgili merak edebileceklerinizi 8 maddede bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    boncuk çeşitleri

    Boncuğun tarihi 45 bin yıl öncesine dayanıyor. Cam icat edilene yani neredeyse 4 bin yıl öncesine kadar deniz kabuklarından, hayvan dişinden ya da pençesinden, ya da kil gibi organik malzemelerden yapıldığı biliniyor. Cam olarak yapılmaya başlanmasıyla birlikte Roma İmparatorluğu’nda, Mısır’da, Akdeniz kıyılarında, Venedik’te yaygınlaşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    boncuk çeşitleri

    Cam boncuktan söz ederken, Sultan III. Selim tarafından 18. yüzyılda Venedik’teki Murano Adası’na gönderilen Mevlevi dervişi Mehmet Dede’yi ve İstanbul’a döndüğünde öğrendiği teknikleri uygulamak üzere Beykoz’da açtığı ilk cam atölyesini anmadan geçmemek gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Camdan heykel yapan, ateşte kıvama getirilen cama üfleye üfleye şekil veren sanatçıların bu meslekte öğrendikleri ilk aşama boncuk yapımıdır. Boncuk yapımı bu işin ilk aşamasıdır ama uzmanlara göre boncuğu hakkıyla yapabilen için sonrası çorap söküğü gibi gelecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Buna rağmen cam boncuk üretimi düşünüldüğü kadar kolay değil…  Killi çamurdan yapılmış fırının 1000 derece sıcaklığı karşısında akıtmadan bozmadan kıvamını mütemadiyen koruyarak boncuk yapmak ustalık istiyor. Bu işin kışın keyifli olacağını düşünenler ise yanılıyor çünkü boncuğun ana vatanı sayılan Görece’deki ustalar “Sırtın donar yüzün pişer, kışın daha zor.” cevabını veriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Boncuk bir ya da iki şişle yapılıyor ve şişlerin ucundaki cam ustanın hayal gücüne göre yüzlerce farklı türde şekillenebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    boncuk

    Renk renk boy boy farklı şekillerdeki boncukların kullanılabileceği alanlar da çeşit çeşit… İsterseniz boncuklarla kolye, bileklik, küpe, bilezik, toka, tesbih de yapabilirsiniz, isterseniz dekoratif amaçlı da kullanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    boncuk çeşitleri

    Onca çeşide rağmen yine de boncuk deyince ilk akla gelen, Türk ustaların renkli cam üzerine göz şekli ekleyerek ürettiği nazar boncuğudur ve yarattığı algı dünyanın neresinde görülürse akla Türkiye’yi getirecek kadar güçlüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Cam boncuk sadece 1000 derecelik fırınlar karşısında yapılmıyor elbette… Günümüzde pek çok yerde düzenlenen günübirlik atölyelerde, hatta internet ortamında yayınlanan pek çok videoda cam boncuk yapmak için hangi malzemeler gerekir, sonradan kırılmaması için yapılan tavlama işlemi nedir, nasıl yapılır ve nasıl takı haline getirilir ilgilenenler için tek tek anlatılıyor.

  • Karın Prensesi Kardelen Çiçeği

    Karın Prensesi Kardelen Çiçeği

    Bir dağın başında da bir çamur gölünün içinde de bitebilen çiçektir kardelen… Üç beyaz yaprağı yumru biçimindeki kökünü çevreler. Ülkemiz doğasında 14 türü yetişirken bazılarının soğanları ihraç edilebilir. Şimdi sizi kalbiniz kadar temiz ve beyaz kardelen görselleriyle baş başa bırakıyoruz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • SİNEMAMIZDAN BİR AYŞEN GRUDA EFSANESİ GEÇTİ…

    SİNEMAMIZDAN BİR AYŞEN GRUDA EFSANESİ GEÇTİ…

    2019 yılında 74 yaşında iken kaybettiğimiz Ayşen Gruda, Türk Sineması’nın en karakteristik ve büyük oyuncularından biriydi. O, küçük yaşlarından itibaren oyuncu olmak istemiş, tiyatro sahnesindeki ilk profesyonel oyunculuğunu 18 yaşında sergilemişti. 16 yıl boyunca sayısız oyun ve müzikalde sahne alan sanatçımız bu sürenin sonunda televizyona geçmiş ve ardından da sinema filmlerinde rol almaya başlamıştı. Ayşen Gruda’nın sinema kariyerinde hayat verdiği unutulmaz rollerden bazılarını sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çöpçüler Kralı” title_font_size=”13″]

    Ayşen Gruda bu filmde, çöpçülük yapan Abdi (Kemal Sunal) ile zabıta amiri Şakir (Şener Şen) arasında paylaşılamayan kadın Hacer rolündedir. Hacer ve ailesi, çöpçülükten şarkıcılığa geçen Abdi ile mesleği garanti olan Şakir arasında karar vermeye çalışırken birbirinden komik sahneler yaşanır. Ve ilk kez 1978 yılında yayınlanan Çöpçüler Kralı bu sahnelerle her birimizin hafızasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bizim Aile” title_font_size=”13″]

    Bir sahnesindeki diyalogları karşınıza getirirsek filmi hemen tanıyacaksınız:

     

    -Ne oldu abla?

    -Abla deme bana!

    -Eeeh ablam değil misin yani?

    -Abla abla abla! Ablalar götürsün seni inşallah. Bin kere tembih ettim bana abla deme diye.

    -Ama burada yabancı yok ki!..

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gülen Gözler” title_font_size=”13″]
    şener şen, vecihi

    Beş yetişkin kız çocuğu olan bir aileden hiç neşe eksik olur mu? Muhteşem oyuncu kadrosuyla Gülen Gözler filmi de bolca eğlendiren ama yer yer de düşündüren bir filmdir. Ailenin en büyük kızı Fikret (Ayşen Gruda) ise film boyunca, kendisine her fırsatta aşkını ilan eden Vecihi (Şener Şen) ile evlenebilmek, babasından onay alabilmek için uğraşmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hababam Sınıfı Tatilde” title_font_size=”13″]

    Sinemamızın kült filmli Hababam Sınıfı’na kız öğrenciler dâhil olunca ne kadar da şaşırmış ve sevinmiştik. Ne tesadüf ki Hababam Sınıfı’na dördüncü filmde dâhil olan bu dört kız öğrenci de en az erkekler kadar haylazdır. Filmde Ayşe (Ayşen Gruda) İnek Şaban’la (Kemal Sunal) çekişmeli bir ilişkiye giriyor ve sonunda kızlarla erkekler birbirlerine savaş açıyorlardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Süt Kardeşler” title_font_size=”13″]

    Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Gulyabani isimli romanından uyarlanan Süt Kardeşler filminde Emine (Ayşen Gruda) konağın hizmetçisi rolündedir. Ev ahalisi Gulyabani isimli bir yaratığın konağa dadandığını düşünmektedir. Ve onu karşısında ilk gören kişi de Emine olur. Dilinin tutulduğu ve o haldeyken canavarı anlatmaya çalıştığı anlar filme de damgasını vuran sahnelerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tosun Paşa” title_font_size=”13″]

    Tosun Paşa filmini izlerken Tellioğulları’nı mı Seferoğulları’nı mı tutmuştunuz? Muhtemelen çoğunuz en saf ve komik insanların bir araya toplandığı Tellioğulları cevabını vereceksiniz. Ayşen Gruda’nın canlandırdığı Zekiye de Tellioğulları’nın kızlarından biri ve küçük enişte Bekir’in karısıydı. Bu unutulmaz filmin yönetmenliğini ise Kartal Tibet yapmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gırgıriye” title_font_size=”13″]

    Türk Sineması’nın komedi türündeki en başarılı filmlerinden, daha doğrusu film serilerinden biri de Gırgıriye’dir. Ayşen Gruda burada, baba Emin’in (Münir Özkul) kız kardeşi ve filmin ana karakteri dabrukatör Bayram’ın (Müjdat Gezen) halası rolündeki Sevim’dir. Bayram ve sevdalısı Güllüye (Gülşen Bubikoğlu) arasındaki ilişkiye odaklanan film Sulukule’de geçmektedir.

  • OSMANİYE: ÇUKUROVA’NIN SAKLI GÜZELLİĞİ

    OSMANİYE: ÇUKUROVA’NIN SAKLI GÜZELLİĞİ

    Cumhuriyet öncesi sancak iken sonradan il olan, ardından ilçe olup sonra tekrar il olarak tanınan Osmaniye, Çukurova’nın diğer şehirlerine nazaran az bilinir. Fakat doğası, taşıdığı kültürel ve tarihi miras ile tam bir saklı hazinedir. Hazırladığımız içerik Osmaniye’yi biraz daha yakından tanımanızı sağlayacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Toprakkale, Hasanbeyli, Bahçe, Düziçi, Kadirli, Sumbas ve Merkez Osmaniye’nin ilçeleri. Akdeniz Bölgesi’nin doğusundaki şehre Akdeniz iklimi hâkim. Adana, Hatay, Gaziantep ve Kahramanmaraş illeriyle komşu ve uzak yerlerden ulaşım Gaziantep veya Adana Havalimanı üzerinden sağlanabiliyor. Fotoğrafta ise merkeze bağlı Kaypak köyünü görüyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Osmaniye, “Kaleler Şehri” unvanıyla da anılır, çünkü sınırları içinde tarihten kalan çok sayıda kale bulunur. Hemite Kalesi, Harun Reşit Kalesi, Savranda Kalesi, Karafenk Kalesi onlardan bazılarıdır. En ünlü kalesi, Osmaniye, Adana ve Hatay yollarının kavşak noktasında yığma bir tepe üstüne inşa edilmiş Toprakkale Kalesi’dir. Yapının geçmişi MÖ 2000’lere kadar uzanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Surlarla çevrili Kastabala Antik Kenti’nde göz dolduran antik kalıntılar görülebilir. Ayrıca güneyinde Ceyhan Nehri, kuzeyinde zengin bitki örtüsüyle Karatepe Aslantaş Tabiat ve Milli Parkı ile batısında kuşların göç yolu üzerinde bulunan Kırmıtlı Kuş Cenneti yer alır. Onlarca farklı kuş türünün görülebileceği Kırmıtlı tam bir dinlence yeridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çukurova bölgesinin en eski üç yaylasından biri olan Zorkun Yaylası da Osmaniye’dedir. Yaz aylarında şenlik alanına dönen mekâna yeşil rengini en çok çam ağaçları verir. Ahşap yayla evlerinde yerel yaşam tüm gelenekleriyle sürmektedir. Günübirlik gezi için yaylaya gelen turistlerin tatmadan dönmediği lezzet ise odun fırınında pişirilen et yemeği Zorkun tavasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Düldül Dağı’nda doğup Aslantaş Barajı’na dökülen Sabun Çayı’nın yol alırken oluşturduğu çok sayıda doğal güzellik bulunur. Sabun Çayı Şelalesi de onlardan biri… 10 metrelik yüksekten dökülen şelale temiz suyu, çevresi ise bol oksijenli dağ havasıyla ün yapmış. Yürüyüş yapmak, güzel fotoğraf kareleri yakalamak, çadır kurup kamp yapmak turistler tarafından en sık uygulananlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Adana ve Hatay yakınlarında olup da zengin bir mutfağa sahip olmamak mümkün olabilir mi? İçli köfteden mercimekli köfteye, söğürmeden turşuya Osmaniye mutfağının da hatırı sayılır bir çeşitliliği bulunmakta. En ünlü lezzeti, kıymalı karışımın yufkaların arasına serilerek sac içinde ve odun ateşinde pişirildiği sac kömbesidir. Küllenmiş bakır kazanda pişirilen toğga çorbası da şehre özgüdür. Nohut ve dövme ile yapılan çorba yoğurtla terbiye edilir, soğuk veya sıcak olarak içilebilir.

  • Türk Kültüründen 9 İlginç Detay I

    Türk Kültüründen 9 İlginç Detay I

    Türk sosyal hayatına yön veren geleneklerimiz, kültürümüz uzun bir tarihe dayanır. Günlük yaşamımızın bir parçası olan alışkanlıklarımızın bir kısmı Osmanlı zamanından bir kısmı ise daha da eskilerden kalmadır ama her biri yardımseverlik, dayanışma, ihtiyacı olanlara yardım etme, kibarlık gibi erdemler barındırır. Bir diğer yandan çok eskiden beri hayatımızın bir parçası olan bazı ayrıntılar sadece günümüz modern Türk yaşamını değil dünyanın farklı yerlerindeki hayatı da etkilemiştir. Kültürümüzün 9 ilginç detayını huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’da camın önüne sarı renkte çiçek koymak evde hasta olduğunu gösterirdi. Camın içindeki sarı çiçekleri gören mahalle sakinleri evin önünde gürültü yapmaz, çocuklar hastayı rahatsız etmemek için o evin önünde oynamazlardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Eskiden mumu veya lambayı yakmak, söndürmek gibi tabirler kullanılmazdı. Bu kelimelerin kaba olduğu düşünülür, lambayı uyandırmak ya da mumu dinlendirmek gibi ifadeler tercih edilirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin en sevilen içeceklerinden biri olan ayranın Göktürkler tarafından keşfedildiği düşünülür. Bu popüler içecek ekşiyen yoğurdun tadını seyreltmek için eklenen su ile hayatımıza girmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    “Tanrı misafiri” kavramı kültürümüzün değerli ayrıntılarından biridir. Geleneklerimize göre karnı aç olanlara kapımız her zaman açıktır. Özellikle Ramazan ayında maddi durumu iyi olanların iftar saatinde evlerinin kapısını açık bıraktığı, böylece açların çekinmeden girip sofraya oturdukları bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Avrupa’nın en güzel başkentlerinden biri olan Paris’in geniş bulvarlarında görebileceğiniz at kestanesi ağaçlarının 1615 yılında Osmanlı Devleti’nin bir armağanı olarak İstanbul’dan gönderildiği düşünülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eve bir misafir geldiğinde kahvenin yanında bir bardak su ikram edilirdi. Misafir eğer aç ise suyu, tok ise kahveyi içerdi. Ev sahibi böylece misafirin aç olup olmadığını hemen anlar ve sofrayı kurardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Eskiden erkeklerin kadınlara almak için en çok tercih ettiği hediye aynaydı. Çünkü ayna hediye etmek, kibar bir şekilde “Sana senden daha güzel verilebilecek bir hediye yok” demekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Anadolu’nun geleneksel tatlısı lokumun 15. mi yoksa 18. yüzyılda mı keşfedildiğine dair kesin bir bilgi olmasa da, 18 ve 19. yüzyıllarda Avrupa’da popülerleşen lokumun günümüzdeki birçok şekerlemenin atası olduğu ortadadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Geleneklerimizin büyük bölümü yardımlaşma gibi erdemleri de içerir ve bunun en güzel örneklerinden bir tanesi, mahalle sakinlerinden biri vefat ettiğinde 10 gün boyunca herkesin o eve yemek yollaması, acılı aileye destek olmasıdır.

  • TADA TAT KATAN MUCİZEVİ SEBZE SOĞAN

    TADA TAT KATAN MUCİZEVİ SEBZE SOĞAN

    On iki ayın her günü en az bir öğünde tükettiğimiz soğanın mevsimi türüne göre değişiyor. Yeşil soğan tüm mevsimler ekip biçilirken, kuru olanın ekim ve hasadı bölgeden bölgeye farklılaşmakta. Mutfağımıza yaz-kış kuru soğan girebilmesinin asıl nedeni ise ürünün bir kere hasat edildikten sonra depolarda saklanarak yıl boyunca kullanılması…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hepimiz büyüklerimizin ağzından “Kuru soğan doğal antibiyotiktir.” cümlesini en az bir kere duymuşuzdur. Bunun öylesine sarf edilen biz söz olmadığını uzmanlar da dile getiriyor. Bağışıklık sistemini güçlendirdiği, sindirimi kolaylaştırdığı, tansiyonu düşürüp kolesterolü düzenlediği bilinen soğanın ülkemizde en çok kuru olanı tüketilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kuru soğanın kendi içinde çeşitleri bulunmakta. Kırmızı, beyaz ya da sarı kabukları olan soğanlar genellikle bu renkleriyle adlandırılır. Her soğanın özellikle yakıştırıldığı yemekler de ayrıdır, örneğin beyaz soğan meze yapımında tercih edilirken, sarı soğan neredeyse tüm tencere yemeklerinde kullanılır. Kırmızı soğan ise salata içinde ya da dilimlere bölünmüş halde balık sofralarının olmazsa olmazıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kuru soğan çeşidi olan arpacık soğan, hafif tadı ve minik boyutlarıyla birçok yemeğe şık bir uyum sağlar. Özellikle yahni ve güveç yemeklerini lezzetlendirmede kullanılır. Doğranmadan, bütün halde yemeğin içine girebilen arpacık soğanların turşusu da yapılabilir. Bu minik sebzelerin dayanıklılık süresi büyük kuru soğanlara göre daha kısadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    taze soğan

    Yeşil ya da diğer adıyla taze soğan, ekmeği en lezzetli haline getiren katıklardan, yani eşlikçilerden biridir. Ülkemizde genellikle çiğ olarak tüketilse de Asya ülkelerinde çoğunlukla yemek içinde pişirilmektedir. Yeşil soğanın kan şekerini düzenlemekten enfeksiyonla savaşmaya, ödem söktürücü etkiden diş etlerini korumaya kadar birçok yararı bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    küp doğrama

    Kuru soğanları küp küp doğrayıp pembeleşinceye kadar yağda kavurmak gerektiği annelerimizin, teyzelerimizin dilinden düşmezdi. Mutfak kültürümüzün parçası tencere yemeklerinin bugün de vazgeçilmez malzemesi küp küp doğranmış soğanlardır. Her gün en az bir öğün pişmiş halde tüketilen sebzeyi çiğ tüketmek ise kokusu nedeniyle pek de tercih edilmez. Hâlbuki soğan kokusunu karanfil çiğneyerek, maydanoz ve nane yaprağı yiyerek veya limon suyu içerek kolayca gidermek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    “Bol soğanlı” tanımını hep duyarız ama bu da soğanın yemek veya salata içindeki miktarını belirtmek için kullanılır. Oysa soğanın başrole geçtiği tarifler de vardır. Örneğin etli ya da pirinçli yapılabilen soğan dolması… Veya kaşığa dolan dilimleriyle soğan çorbası… Un ve yumurtaya bulayarak kızartılan soğan halkaları ya da salça ile yapılan soğan kavurması…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çoğunlukla minik siyah tohumları ekilerek yetiştirilen soğanın anavatanı Asya’dır. Dünyada özellikle kuru soğan üretiminin yarısı Çin ve Hindistan’a aittir ve Türkiye de soğan üretiminde önde gelen ülkeler arasındadır. Ayrıca topraklarımızda Karacabey soğanı ve Kapıdağ mor soğanı gibi coğrafi işaret tescili alan soğan türleri de bulunuyor.