Blog

  • NAVİGASYONUN TARİHİ

    Haritalar, pusulalar derken şimdi de GPS… “Küresel Konumlama Sistemi”, namıdiğer GPS, telefonlarımızdan bildiğimiz şekliyle navigasyon, bugün olmazsa olmaz teknolojik ürünlerin başında geliyor. Yörüngeye fırlattığımız uydular sayesinde en ufak noktaları bile tespit edebilen GPS teknolojisinin nimetlerinden ortalama olarak dört milyar insan faydalanıyor. Atalarımızın yıldızları takip ederek bulduğu rotalar günümüzde avucumuzun içindeki cihazlarla kolaylıkla katediliyor. Bir dizi tesadüfler sonucu geliştirilen GPS teknolojisinin tarihsel gelişimini altı maddede listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1957’de Sovyetlerin uzaya fırlattığı Sputnik uydusu, tüm dünyayı derinden değiştirecek adımın ilki olur. Böylelikle basit bir uydu alıcısının uzayda da çalışabileceği ispatlanırken, uzaya uydu fırlatma döneminin de başlangıcını oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı iki fizikçi William Guier ve George Weiffenbach, kayıt cihazıyla Sputnik uydusunu dinler. Aldıkları sinyal ile uydunun yerini tespit edebildiklerini keşfederler. Bunun üzerine Amerikalı ekibin aklına dâhiyane bir fikir gelir. Uydudan aldıkları sinyali yer değiştirerek, yerküreden uzaya sinyal gönderme fikri bugün kullandığımız GPS’nin somut adımı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1960’a gelindiğinde Amerikan Deniz Kuvvetleri tarafından ilk uydu navigasyon sistemi test edilir ve başarıya ulaşır. 7 sene sonra GPS sistemi için gerekli olan tüm teknolojik gereçlerin bulunduğu Timation uydusu geliştirilerek, sadece bu amaç için yörüngeye fırlatılır ve Amerika’nın bu konuda ne kadar istekli olduğu ispatlanmış olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1960’ların ortalarında insanoğlunun uzaya gönderdiği sadece altı uydu bulunmaktadır. GPS’nin hedeften şaşma oranı 1.6 kilometredir. Bu sapmayı iyileştirmek adına araştırmalarına hız kesmeden devam eden ABD, 1973’te Navstar adını verdikleri gizli bir proje geliştirir. 7/24 kesintisiz konum bilgisi almak için 24 uyduya gereksinim olduğunu hesaplayan ABD ordusu, bu uyduların günde iki kez dünya etrafında dönerek kesintisiz sinyal göndermesi gerektiği sonucuna varır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Son derece hassas olan atomik saatlerin yolladığı sinyal ile dünyaya ışık hızıyla konum bilgisi gönderecek olan bu uydular; mekân ve zaman bilgisini hassas bir şekilde ölçümleyerek kesin sonuçlar verebilecek hâle getirilir. Dünyadaki GPS alıcısı en az dört mevcut uydudan sinyalleri alıp tam yeri belirlemek için uydular arasındaki mesafeleri belirleyecek ve havada, karada ya da denizde seyir ve tespit avantajı sağlayacaktır. Bu amaçla 1978’de ilk Navstar uydusu yörüngeye fırlatılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    24. uydunun 1994’te fırlatılmasıyla en yüksek kalitedeki sinyaller ile yer tespit etme teknolojileri Amerikan ordusunun üstün avantajlarla donatılmasını sağlar. Ancak GPS’nin halkın kullanımına sunulması 2000’li yılların başında olur. Günümüzde ABD’de satılan hemen hemen tüm araçlarda navigasyon sistemi entegre edilerek satışa sunulur. Amerikan ekonomisine 1.4 milyar dolar katkısı olan GPS sistemleri sayesinde bilmediğimiz uzak diyarlara yolculuk etmek bile kolay hâle gelmiştir.

  • SIKÇA TÜKETTİĞİMİZ BESİNLERİN pH DEĞERLERİ

    Bir çözeltinin asitlik ve bazlık derecesini tarif eden ölçü birimine pH denir. “Power of Hydrogen” olarak adlandırılan pH, bir çözeltinin 1 litresindeki hidrojen iyon yoğunluğunun ölçüsüne göre asidik ya da alkalik olarak ikiye ayrılır. Saf suyun pH derecesi 7’dir ve bu değer pH nötr olarak kabul edilir. pH’ı 7’den düşük çözeltiler asidik; pH’ı 7’den büyük çözeltiler ise bazik, yani alkalidir. İçtiğimiz sulardan yediğimiz meyvelere kadar tüm gıdaların pH derecesi vardır. Asidik gıdalar vücudun bağışıklık sisteminin düşmesine; yorgunluk, unutkanlık, hızlı kilo alımı gibi sonuçlara sebep olabilir. Alkali beslenme ise bu olumsuz koşulları ortadan kaldırarak sağlıklı bir immün sisteme sahip olmamızı sağlar. Ancak unutulmamalıdır ki bazı besinlerin değerleri 7’nin altında asidik olsa da diğer besinlerle beraber tüketildiğinde veya vücudumuza girdiğinde alkali olabilir. En sık tükettiğimiz besinlerin pH değerlerini ve etkileşimlerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yüksek C vitaminiyle yararlı besinler listesinde ilk sırada yer alan limon, 2.2 ile 3 arasındaki pH seviyesiyle sürpriz şekilde asidik bir meyve olarak karşımıza çıkıyor. Ancak limon, sıra dışı bir duruma da sahip; limon asidik bir madde olmasına rağmen limon suyu alkalik bir içecek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yüzyıllardır şifasından faydalanılan balın pH derecesi arıların hangi çiçeklerden beslendiğiyle çok alakalı. 3.9 ile 6.1 arasında değişen pH seviyesiyle bal, asidik besin kategorisinde yer alırken; ılık su ile karıştırılan bal ve limon suyu mide asidini nötralize ederek alkali hâle gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yüksek miktarda lakopen içeren ve faydaları saymakla bitmeyen domatesin ortalama pH değeri 4 ile 4.5 arasındadır. Zayıf bir asit oranına sahip domates suyunu daha alkali hâle getirmek için suyuna bir miktar mineral suyu eklenebilir ya da yüksek oranda alkali olan Himalaya tuzu ile birlikte tüketilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yoğurt 4 ile 4.5 oranındaki pH derecesiyle asidik besin kategorisindedir. Ancak birlikte tüketildiği besinlerle beraber asit dengesini sağlamaya yardımcı olan yoğurdun süzülen sarı renkli suyu ise alkalidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yeni yumurtlanan bir yumurtanın pH değeri 7.6 ile 8.5 değerleri arasındadır. Yumurtanın sarısı ise 6.4 ile 7 seviyesindedir. Bunun nedeni yumurtlandıktan sonra yumurta sarısındaki proteinde yaşanan su kaybıdır.

  • DÜNYAYA TEPEDEN BAKAN SEYİR TERASLARI

    DÜNYAYA TEPEDEN BAKAN SEYİR TERASLARI

    Kimi yemyeşil doğanın kimi devasa bir buzulun tepesinde, kiminin manzarası insanın içini huzurla dolduruyor kimi ise yüksekliği nedeniyle heyecan yaratıyor. Daha önce ülkemizdeki seyir teraslarını karşınıza getirmiştik, şimdi de sıra dünyanın farklı köşelerindeki seyir teraslarında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın Güney Tirol bölgesinde birbirine eklenmiş büyük bir botanik bahçe üzerine kurulan bu seyir terası, tasarımcısı İtalyan mimar Matteo Thun’nun adını taşıyor. Terasın manzarasında ise çağdaş mimarisiyle sıra dağlara yaslanmış olan Merano bölgesi yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    ABD’nin Arizona eyaletindeki seyir terası Büyük Kanyon civarındaki bir zirveye konumlanmış ve aşağıda akmakta olan Kolorado Nehri’nden yüksekliği tam 350 metre. Skywalk isimli teras, at nalı şeklinde tasarlanmış ve zemini tamamen camla döşeli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bir ilginç seyir terası da Singapur’dan. Üç kuleyi birbirine bağlayacak biçimde inşa edilmiş olan SkyPark gemi biçiminde tasarlanmış ve ortasında bir de havuz bulunuyor. Özel alan üstüne inşa edilen terasın manzarası ise Singapur merkezi ile Marina koyundan oluşuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Avusturya Alpleri Dachstein buzulu üstünde inşa edilen yapının orijinal adı Stairway to Nothingness. Dilimize “Boşluğa Merdiven” olarak çevirebileceğimiz asma köprü bir tür seyir terası niteliğinde. Uçurumun üstünde kurulan ve zemini cam olan yapı 366 metre yükseklikte bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kanada’nın Alberta eyaletinde Jasper Ulusal Parkı içindeki Glacier Skywalk, uçurumun kenarından 35 metre dışarıya uzanan bir çeşit seyir terası.  Bilimsel gözlemlerin de yapıldığı bu terastan Kuzey Amerika’nın muhteşem doğası izlenebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Çin’in en küçük eyaleti olan Hainan’da, Yalong Körfezi Tropikal Orman Parkı’nda inşa edilmiş Cam Köprü 400 metre uzunluğunda… Cam basamaklardan oluşan merdivenli yolun bir noktasında çember şeklinde seyir alanı bulunuyor ve buradan Güney Çin Denizi görülebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Norveç’in batı kıyısındaki Aurland isimli yerleşim bölgesinde inşa edilen ahşap yapının orijinal ismi Aurland Lookout. Ulusal bir yarışmada birincilik ödülü kazanan ve 2006’da yapımı tamamlanan bu tasarımın sahipleri Todd Saunders ve Tommie Wilhelmsen.

  • BAŞKENTLER SERİSİ: PARİS

    Aşkın, sanatın, modanın ve romantizmin başkenti Paris; tarihi binaları, eşsiz bahçeleri, kendine has mimari dokusu ve dünyanın en fazla kütüphane bulunduran şehri olarak çekiciliğini koruyor. M.Ö. 3. yüzyılda yerleşim yeri olarak kullanılan şehrin eski ismi ise Lutetia. “Ville de Lumiére” (Işık Şehri) olarak anılan başkentin sahip olduğu yemek kültürü, sanat akımları, tarihi ve zengin kültürel ögeleri sadece Fransızlar için değil, tüm dünya açısından da önemli bir yere sahip. Fransa’nın başkenti ve dünyanın göz bebeği Paris’in en çok ziyaret edilen ikonik yerlerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Paris denildiğinde ilk akla gelen sembollerden olan Eyfel Kulesi, her yıl milyonlarca ziyaretçiyi ağırlıyor. 324 metre yüksekliğe sahip kulenin tasarımı Gustave Eiffel’in sahibi olduğu firma tarafından Stephen Sauvestre’e yaptırılmış. 1889 yılında Eyfel Kulesi’nin inşası tamamlandığında yapının geçici olarak sergileneceği düşünülmüş… Fransız Devrimi’nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde gerçekleştirilen 1889 Dünya Fuarı’nın girişi olarak yapılan kule için, ilk yıllar yerli halk tarafından şehrin manzarasını çirkinleştirdiği gerekçesiyle yönetime yazılan binlerce mektup bulunuyor. Şimdiyse kulenin olmadığı bir Paris düşünmek neredeyse imkânsız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sadece Paris’in değil dünyanın en güzel mimari yapılarından bir tanesi olan Notre Dame Katedrali, gotik tarzdaki dini yapıların en ünlü örneği. Sen Nehri kıyısında bulunan ünlü katedral, 1163-1334 yılları arasında üzerine sürekli yeni yapılar inşa edilerek tamamlanmış ve bugünkü hâlini almıştır. Keltler ve Romalılar tarafından kutsal sayılan katedralde, Hz. İsa’nın tacı gibi, dini açıdan çok değerli olan nesnelerin de bulunması, bu heybetli mimariyi daha da eşsiz kılıyor. Yakın dönemde yaşanan yangın sonrasında ziyaretçilerine geçici süreyle kapılarını kapatan mekân, beş yıllık restorasyondan sonra yeniden açılacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Adını Yunan mitolojisinde cennet olarak bilinen Elysion ovalarından alan Şanzelize Meydanı, Paris’in ışıltılı ve lüks yaşamının hayat bulduğu en önemli noktalardan bir tanesi. 1667’de Fransa Krallığı’nın en uzun süre tahtta kalan kralı XIV. Louis’in bahçıvanı Andre Le Notre tarafından peyzajı tasarlanan cadde, 17. yüzyılda çiçeklerle donatılmış sade bir gezinti yeriydi. Şimdiyse alışveriş tutkunlarının en çok sevdiği caddelerden biri olan Şanzelize’de dünyanın en lüks markalarının mağazaları bulunuyor. 1950 metre uzunluğundaki cadde, Fransa’nın en önemli etkinliklerine de ev sahipliği yapıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sen Nehri kıyısında konumlanan ve dünyanın en büyük sanat müzesi olan Louvre Müzesi’nde 35 bine yakın sanat eseri sergileniyor. Mona Lisa, Milo Venüsü, Marly Atları gibi dünyanın en dikkat çeken eserlerinin bulunduğu müze yerleşkesi; Doğu Avrupa, Batı Avrupa, Mısır, Kraliyet Bahçeleri ve Cam Piramit olarak adlandırılan bölümlerden oluşuyor. 1204 yılında Viking saldırılarına karşı inşa edilen yapı, 14. yüzyılda kraliyet ailesinin sarayı olarak kullanılmış, 1934 yılında bugünkü hâlini alarak müzeye çevrilmiştir. Tüm eserlerin incelenmesinin haftalarca sürdüğü müze, belirli günlerde gece de ziyaretçilerine açılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Charles de Gaulle Meydanı’nda bulunan Zafer Takı, Fransa’nın en önemli sembollerinden biri. 1806 yılında Napolyon Bonapart’ın talimatıyla inşasına başlanan yapının tamamlanması 30 sene sürmüş. Meçhul Asker Mezarı Anıtı, I. Dünya Savaşı’nda ölenlerin anısını yaşatırken üst kısmındaki seyir terasından Paris’in hem modern hem tarihi dokusunu izlemek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kent merkezinden 20 km uzaklıkta bulunan saray, 17. yüzyılda XIII. Louis’in isteği üzerine av köşkü olarak inşa edilmiş. İlk zamanlar sade bir yapı iken, XIV. Louis’in tahtta geçmesiyle 20 bin konuk ağırlayabilecek şekilde genişletilmiş. Fransız barok ve klasik mimari tarzının muazzam bir örneği olan yapı, kralın kudretini göstermek amacıyla tasarlanırken, çevresindeki bahçelerde de gösterişli peyzaj çalışmaları bulunuyor.

  • Mesir Macunu İçindeki 41 Çeşitten İlk Kez Duyacağınız 8 Tat

    Mesir Macunu İçindeki 41 Çeşitten İlk Kez Duyacağınız 8 Tat

    41 çeşit ot ve baharatla hazırlanan mesir macunu Yavuz Sultan Selim’in eşi Ayşe Hafsa Sultan’ın hastalığına çare olunca bir uygulama başlatılmış ve her yıl baharın başlangıcına denk gelen günlerde Sultan Camisi’nin avlusunda halka mesir macunu dağıtılmaya başlanmış. Yani Manisa’da kutlanan Mesir Macunu Festivali tam 400 yıldır devam ettirilen bir gelenek… Bu şifalı macunun tarifi ise kulaktan kulağa aktarılarak ulaştırılmış sonraki kuşaklara… Biz de macunun içindeki ot ve baharatlardan belki de ilk kez duyacağınız 8 tanesini listemize alarak sizlere ulaştırıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • Dünya Ve Olimpiyat Şampiyonu Haltercimiz Naim Süleymanoğlu

    Dünya Ve Olimpiyat Şampiyonu Haltercimiz Naim Süleymanoğlu

    Naim Süleymanoğlu haltere doğru ağır adımlarla yaklaştığında, bütün nefesler tutulurdu. O, salondaki “Hadi Naim” çırpınışlarına parmağıyla sessizlik işareti yapar, alnına düşen saçlarını nefesiyle son bir kez havalandırırdı. Bütün dikkatiyle eğilerek halteri kavramaya çalıştığı anda, Türkiye soluksuz kalırdı. Defalarca havaya kaldırdığı o ağırlıklarla, bu ülkenin insanları defalarca gururlandı. Küçük Dev Adam Naim Süleymanoğlu bütün gururu bize bırakarak, karaciğer yetmezliği nedeniyle kaldığı hastanede, 18 Kasım 2017 günü 50 yaşında aramızdan ayrıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1# ” title_font_size=”13″]
    olimpiyatlar

    Naim Süleymanoğlu, 1967 yılında Bulgaristan’da doğdu. Halter sporuna 9 yaşında başladı. Şampiyonluğu İlk kez tattığında henüz 15 yaşındaydı. Bir yıl sonra, Brezilya’daki Dünya Gençler Halter Şampiyonası’nda “Tarihin en genç dünya rekortmeni” unvanını kazandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    olimpiyatlar

    Brezilya’da Bulgaristan adına yarışmış, o dönem Türkçe isim kullanmanın yasaklanması nedeniyle dünya rekortmeni unvanını Naum Shalamanov ismiyle almıştı. Yıllar sonra yaptığı bir açıklamada bu durumu, “İsmimi değiştirmeleri bardağı taşıran son damla oldu” diye anlatacaktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    olimpiyatlar

    Türkiye’ye gelmek ve Türkiye adına yarışmak istiyordu. 1986’da Avustralya Melbourne’de yapılan Dünya Şampiyonası sırasında kamptan kaçarak Türkiye Büyükelçiliği’ne sığındı. Türkiye’ye getirilme hikâyesi dönemin en ses getiren olaylarından biri oldu. Ankara’ya iner inmez toprağı öptüğü o an hafızalardan silinmedi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    olimpiyatlar

    1988 yılında Seul Olimpiyatları’nda Türkiye adına yarışabilmesi için Türk Hükümeti ve Bulgaristan arasında görüşmeler yapıldı. Ve Naim Süleymanoğlu artık Türkiye adına podyumdaydı. Burada 6 dünya, 9 olimpiyat rekoru kırdı. Ülkemiz şeytanın bacağını kırmıştı, olimpiyatlarda güreş dışında bir spor dalında altın madalya ilk kez Naim’in eliyle kazanıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    olimpiyatlar

    Seul Olimpiyatları’nda kırdığı rekorlarla TIME dergisinin kapağına yerleşti. Türkiye spor dünyasında TIME kapağında yer alan ilk ve tek kişi oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    olimpiyatlar

    1 metre 47 cm. boyuyla toplamda 46 dünya rekoru kırdı. 3 Olimpiyat Şampiyonluğu kazandı. 7 kere Dünya Şampiyonu oldu. 6 kez Avrupa Şampiyonluğu elde etti. Koparmada kendi ağırlığının iki katını kaldıran ilk ve tek halterci, silkmede kendi ağırlığının üç katını kaldıran ilk ve tek halterci oldu. Rekor üstüne kırdığı rekorlarla “Cep Herkül’ü”, “Dünyanın en iyi sporcusu”, “Yılın haltercisi”, “Dünyayı kaldıran adam” iltifatlarına mazhar oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    olimpiyatlar

    “Bilinçli ve ahlaklı sporcu kaybetmeyi göze alır, lekelenmeyi göze almaz.” sözlerini dile getiren Naim Süleymanoğlu, en büyük rakibini alt ettiğinde yanına gidip gözyaşlarını silecek kadar sportmendi. 2000 yılında Uluslararası Halter Federasyonu’nun Asbaşkanlığı’na getirildi. Velhasıl, Türk ve Dünya sporundan rüzgâr gibi bir Naim Süleymanoğlu geçti.

  • 8 Madde İle Anadolu’nun En Eski Merkezlerinden Beypazarı

    8 Madde İle Anadolu’nun En Eski Merkezlerinden Beypazarı

    Ülkemizin önemli kültür turizmi merkezlerinden biri olan Beypazarı ününü, tarih boyunca canlı bir ekonomik hayata sahip olmasını sağlayan konumundan ve bu ticari merkezde yerleşim kuran birçok medeniyetten alır. Mimarisinden, kültürüne; mutfağından, el sanatlarına birçok kendine özgü zenginliğe ev sahipliği yapan ilçeyi 8 madde ile listemize konuk ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    beypazarı evleri

    Tarihimizde ve kültürümüzde önemli bir yeri bulunan Beypazarı, Ankara’nın 98 kilometre batısında yer alır. Ankara’yı İstanbul’a bağlayan yol üzerinde bulunması Beypazarı’nın tarih boyunca önemli bir merkez olmasını sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    beypazarı evleri

    Bağdat ile İstanbul arasındaki ticaret yollarının Beypazarı’ndan geçmesi sonucu, ticaret Roma döneminden itibaren bölge halkının hayatında başrolü oynamıştır. Beypazarı Osmanlı döneminde ise bir Tımarlı Sipahi merkezi olmuştur ve ilçenin ismi bu iki mirasın etkisiyle şekil almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3# ” title_font_size=”13″]
    beypazarı evleri

    Beypazarı kendine has mimarisiyle dikkat çeker. İlçenin geleneksel evleri, 2 ya da 3 katlı konak tarzında yapılardır. Bu evler, bölgenin kültürel ve sosyal yaşamı hakkında da fikir verir. Örneğin evlerin birbirine yakın konumlandırılması bölge halkının da sosyal açıdan birbirine bağlı bir topluluk olduğunu gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    beypazarı evleri

    Beypazarı evlerinin mimarisi işlev açısından da farklılıklar taşır. Evin üst kısmında “guşgana” ya da “çantı” ismiyle bilinen bir bölüm bulunur. Evin bu bölümünün iki amacı vardır; biri, ev halkı genişlerse gerekli alanı sağlamak diğeri ise kış için saklanan yiyecekleri depolamaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    inözü çayı

    Beypazarı’nın tarihi bir öneme de sahip olan doğal bir zenginliği ise İnözü Vadisi’dir. İnözü Çayı’nın geçtiği vadideki kayalıklarda birçok mağara bulunur. Bu mağaralarda bir zamanlar yerleşik yaşam sürülmüş olduğu düşünülse de henüz bölgede bir arkeolojik kazı yapılmamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    beypazarı evleri

    Bu kadar köklü bir geçmiş şüphesiz ki Beypazarı’na kültürel zenginlikler de katmıştır. Bunların başında bölgede uygulanan birçok el sanatı gelir. Telkâri, dövme bakırcılık, demircilik, yemenicilik, bindallı işlemeleri bölgede yüzyıllardır incelikle gerçekleştirilen el sanatları arasındadır. Bu el sanatları hakkında bilgi edinmek için Türkiye’nin ilk uygulamalı kültür müzesi olan Yaşayan Müze’yi ziyaret edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    beypazarı, ankara

    Telkâri bölgede uygulanan el sanatlarının belki de en ünlüsüdür. Beypazarı’nda işlenen takılar hem ülkemizde hem de dünyanın diğer ülkelerinde büyük ilgi görür. Gümüşün ince teller haline getirilmesi ve işlenmesiyle birbirinden güzel kolyeler, kemerler, bilezikler, broşlar hayat bulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    beypazarı yemekleri, ankara

    Beypazarı’nın yöresel mutfağı da birçok kendine has zenginlik barındırır ve bu lezzetlerin başında adını ilçeden alan Beypazarı güveci ve Beypazarı kurusu gelir. Her sene Haziran ayında düzenlenen Uluslararası Beypazarı ve Yöresi Festivali’ne katılarak bölgenin mutfağı da dâhil tüm zenginlikleriyle tanışmak mümkündür.

  • Türk Edebiyatı’ndan İlkler

    Türk Edebiyatı’ndan İlkler

    Bir roman, bir hikâye, bir şiir yazmak… Bir çeviri yapmak… Bir sözlük ya da ansiklopedi hazırlamak… Bir türe ait edebi ürün vermek… Bunların hepsi şüphesiz ki mühim çalışmalar… Ama bir de edebiyatta bazı ilkleri gerçekleştirdiğinizi düşünün! İlk hikâyeyi yazdığınızı; herhangi bir türü ilk üreten olduğunuzu; ilk romancı, ilk şair, ilk öykücü olduğunuzu! Bu şerefe nail olmuş insanlar ve eserler şimdi Kültür ve Yaşam’da…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    ahmet mithat efendi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • 8 Maddede Hayatın Temeli Su

    8 Maddede Hayatın Temeli Su

    Seyretmeye doyamadığımız deniz manzarası, sakin akan bir nehir, ağaçlar içinde bir göl… Tüm bu görüntülerin bize huzur vermesinin nedeni suyun yaşam için önemini bilmemiz olabilir mi? Bu listemizde, hayatın temeli suyu ve suyun bizim için önemini 8 maddede bir araya getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Su yaşam için vazgeçilmez olmasıyla tanımlanan bir madde. Öyle ki uzaydaki diğer gezegenlerde hayat olup olmadığını anlamak için bile suyun yani iki hidrojen bir oksijen molekülünün varlığı araştırılıyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Okulda ilk öğrendiğimiz konulardan biri suyun doğada üç farklı şekilde bulunduğudur. Gökyüzündeki bulutlardan, kutuplardaki buzullara, yapısıyla hayranlık veren kar tanelerine, metrelerce yukarıdan gürül gürül akan şelalelere doğanın birçok güzelliği suyun farklı hallerine örnektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yeryüzünün büyük bir çoğunluğunu kaplayan tuzlu sular yani okyanus ve denizler ise sayısız canlının yuvası olduğu gibi ticaret, taşımacılık gibi konularda medeniyetimiz için önem taşır. Bir yandan manzarasıyla içimizi açar, bir yandan da en sevdiğimiz etkinliklerden biri olan yüzmeye ve su sporlarına ev sahipliği yapar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Su o kadar hayatımızın içindedir ki gündelik dilde kullandığımız ifadelerde, deyimlerde de sık sık karşımıza çıkar. Örneğin yola çıkana “Su gibi git, su gibi gel.” der yolculuğunun iyi geçmesini dileriz. İki kişinin birbirine ne kadar yakın olduğunu anlatmak için “İçtikleri su ayrı gitmez.” ifadesini kullanırız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Aynı yeryüzü gibi bedenimizin de büyük bir kısmı sudan oluşur ve vücudumuzun su kaybetmesi bizim için çok tehlikeli olabilir. Su içmek hayatta kalmamız için şart olmasının yanında vücudumuzu toksinlerden arındırmanın da en iyi yoludur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Faydalarının yanı sıra su manevi açıdan da bizi rahatlatan bir özelliğe sahiptir. Yağmur yağarken izlemeyi, damlaların sesini dinlerken kitap okumayı, hafif bir yağmurda toprağın kokusunu duyarak yürüyüş yapmayı herkes sever.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ama yağışların bizim için önemini yağmuru izlemeye indirgememek gerekir. Çünkü yağış berekettir, ekinlere can veren, ormanları büyüten, yokluğunda insanları yağmur duasına çıkaran da sudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    sürdürülebilirlik

    Dünyadaki tüm canlılar için vazgeçilmez olan su sürdürülebilir bir hayat için korumamız gereken doğal kaynakların başında gelir. Dünyanın her yerinde bu konuda bilinçlendirme çalışmaları ve su kaynaklarını koruma kampanyaları devam ediyor. Uzmanlar, 4 kişilik bir ailenin yılda 140 ton su tasarrufu yapabileceğine dikkat çekiyor ve yediden yetmişe herkesi su kaynaklarımızı korumaya davet ediyor.

  • MİLLÎ AĞAÇLANDIRMA GÜNÜ VE ORMANLARIMIZ

    Oksijen deposu ormanlarımız sadece biz insanların nefes alıp vermesi açısından önemli değil elbette. İçerisinde yaşayan birçok farklı canlı çeşidinin sahip olduğu tek yuva olan ormanlık alanları korumak ve güçlendirmek sahip olduğumuz en değerli millî görevimiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ormansız ve ağaçsız toprak vatan değildir!” sözünde de belirttiği gibi ormanların önemini hatırlamak ve gelecek nesillerin çevre bilinciyle yetişmesini sağlamak amacıyla her sene 11 Kasım’da gerçekleşen Millî Ağaçlandırma Günü’nde ülkemizin farklı bölgelerinde bulunan ormanları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bursa’da bulunan Karacabey Longoz Ormanları, ülkemizdeki en büyük üç longoz ormanlarından bir tanesidir. Susurluk Irmağı’nın denize döküldüğü noktada deniz dalgalarının ve akarsuyun kavuşmasıyla oluşan kum seti alanında Kocaçay Deltası ve Karacabey Longozu meydana gelmektedir. Sularla çevrili bu ormanlarda 250 civarı kuş türü bulunur ve nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan; ak pelikan, kara leylek, flamingo ve kuğu gibi önemli 12 kuş türünün de üreme alanıdır. Eşsiz güzellikteki bu ormanlarda birçok farklı cinsin yaşam alanı vardır. Karaağaç, söğüt, dişbudak ve kızılağaçlarla çevrili ormanlık alanda bu ağaçları saran sarmaşıklar ve nilüfer çiçekleri ormanın görüntüsüne masalsı bir hava katmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    2009’da tabiat parkı olarak tescil edilen Ulugöl, Ordu’nun Gölköy ilçesinde bulunmaktadır. Kayın ağacı, gürgen, kızılağaç, fındık ve meşe ağaçlarıyla çevrili ormanlık alan içerisinde bulunan Ulugöl ve Çepekli Gölü’ndeki nilüfer, su kamışı, su mercimeği ve sazlar; ormanda büyülü bir atmosfer oluşturmaktadır. Abant Alası balık türünün de doğal yaşam alanı olan Ulugöl Tabiat Parkı’nda özellikle sonbahar mevsiminde sararan yaprakların yarattığı atmosfer gerçekten görülmeye değer. Tabiat parkını ziyaret etmek isteyenler için oturma ve konaklama mekânları dışında yeme-içme alanları da bulunmakta ve bu doğal güzelliğin bozulmaması için ormanlık alan özel olarak korunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un en popüler ormanlarından biri olan Belgrad Ormanı, şehrin sınırları içerisinde olmasına rağmen çok iyi korunmaktadır. Avrupa Yakası’ndaki Çatalca Yarımadası’nda bulunan orman alanı, Bizans ve Osmanlı döneminde İstanbul’un içme suyunu sağlamıştır. İrili ufaklı pek çok akarsuyun bulunduğu alanda Bizans ve Osmanlı’dan kalan tarihi eserler günümüzde de ziyaretçilerine kentin atmosferinden uzak, doğal güzelliklerin göz doldurduğu bir seyir keyfi yaşatmaktadır. Farklı ağaç ve meşe türlerine ev sahipliği yapan Belgrad Ormanı’nda en baskın tür, sapsız meşe ağacıdır. Pek çok kuş, sürüngen ve memelinin doğal yaşam alanı olan ormanda av yasağı bulunmasından dolayı bu türler rahatça üreme olanağı bulabilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin turizm başkenti Antalya’da bulunan Duacı Ormanı, kente yakın konumuyla Beydağları ile çevrili şehrin en önemli oksijen kaynağıdır. Kent merkezine sadece dokuz kilometre uzaklıkta bulunan ormanlık alanda vahşi yaşam türleri de bulunmaktadır. Akdeniz’in mavi sularının dağlara uzanan alanında bulunan kızılçam, sedir, fıstık çamı ve çınar ağaçlarıyla kaplı ormanlık alanın manzarası da muhteşem…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yüzölçümüne düşen ormanlık alan bakımından en büyük blok ormanı olan Karabük Blok Ormanları, ülkemizin en önemli oksijen kaynakları arasında yer almaktadır. Bu alanda bulunan tabiat parkları, göller, şelaleler, kanyonlar ve yaylalar tüm doğal güzelliğini korumayı başarmış şekilde; köknar, kayın, çam, ceviz, dişbudak, çınar, kızıl ağaç, şimşir, ahlat, meşe, söğüt, fındık, kiraz, ıhlamur gibi daha onlarca ağaç türüne ev sahipliği yapmaktadır. Yeşilin tüm tonlarını bir arada görebileceğiniz bu ormanlık alanda solunan oksijenin tadı bile değişik… Adı Yenice Ormanları olarak da geçen alan, kendine has bir mikro klimaya ve dolayısıyla canlı çeşitliliğine de sahip.