Blog

  • HİÇ GÜLMEYEN ADAM: BUSTER KEATON

    Gerçek adı Joseph Francis Keaton olan Amerikalı komedi oyuncusu, sinemacı, yapımcı ve senarist Buster Keaton, dünya sinema tarihinin en büyük komedyenlerinden biri olarak gösterilirdi. Gülmediği zaman izleyicinin daha fazla güldüğü keşfedildiği için gülmesi yasaktı, bu nedenle lakabı “Hiç gülmeyen adam”dı. Bu yazımızda hayatı komedi filmleri içinde geçen ancak sonlara doğru yaşadığı çöküşle, kendi hayatının dramasını oynayan Buster Keaton’ın hayatına dair kısa notlar paylaşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    4 Ekim 1885 tarihinde, Kansas’ta iki varyete sanatçısının oğlu olarak dünyaya gelen Keaton, henüz 3 yaşındayken gösteri dünyasıyla tanıştı; ailesiyle birlikte “Three Keatons” adıyla akrobasi gösterilerinde yer almaya başladı. Çocukluğunda birçok tehlikeli kaza atlatan Keaton’a “Buster” adını aile dostu, vaftiz babası, ünlü sihirbaz Harry Houdini verdi. “Buster”, “yetenek bakımından üstün kimse” anlamına gelmekteydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yaklaşık 20 yaşına kadar anne ve babasıyla sahneye çıkmaya devam etti ancak yaşadığı hayattan mutsuzdu ve babasının baskısı altında bu işi yapıyordu. Mutsuzluğunu sahneye taşıdı; sahnede gülmedi, ağlamadı, seyirciye duygusunu hiç belli etmedi ve “ifadesizlik” durumu gitgide ilgi çekmeye başladı. İzleyicilerin beğenisini toplayan Keaton’un bu performansı ilginç bir şekilde bol kahkahalı oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Seyirciden gelen bu yoğun ilgi onun bir süre sonra akrobasiden ayrılmasına neden oldu, kısa filmlerde rol aldı. Dönemin ünlü komedyenlerinden biri olan Roscoe Arbuckle tarafından keşfedildi ve komedi dünyasının kapıları Keaton’a aralandı. Önce “Kasap Çırağı” isimli filmde oynadı ve peşi sıra komedi filmleri geldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Keaton, 1920’li yıllarda kendi senaryolarını yazıp yönetmenliğe başladı. Komik adam tiplemesini 20’ye yakın kısa filmle taçlandırdı. Kısa metrajlı filmlerden ilk uzun metrajlı filmine geçmesi kısa sürdü: Soluk Benizli, Sherlock’un Oğlu, Denizci, General gibi filmlerle adından söz ettirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Keaton için sonun başlangıcı, MGM Stüdyoları’na transferi ile oldu; film stüdyosunun katı kuralları Keaton’ın özgürlüğünü kısıtladı ve gerilemesine neden oldu. Keaton, doğaçlama insanıydı, bir senaryoya bağlı olmak oyunculuğunu iyi sergileyememesine yol açtı. Bu süreç, çöküş döneminin başı sayıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Mesleki hayatındaki mutsuzluk, özel hayatına da yansıdı ve birçok aksilik yaşadı. Karısından boşandı ve kendini alkole verdi. Düzensiz hayatı nedeniyle MGM Stüdyoları ile yollarını ayırınca artık sıradan filmlerde, sıradan senaryolarla rol almak durumunda kaldı. Bir süre şansını Fransa, İngiltere ve Meksika’da denemiş olsa da başarılı olamadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Uzun yıllar önemsiz filmlerde rol alan ve ciddi bir çöküş yaşayan Keaton, 1950’li yılların sonunda Hollywood tarafından yeniden hatırlandı ve “Buster Keaton’un Öyküsü” adında bir film ile hayatı beyaz perdeye aktarıldı. Kârında pay sahibi olduğu film başarılı olunca, maddi sıkıntıları sona erdi, böylece hayatının son yılları nispeten daha rahat geçti. Keaton, 1966 yılında akciğer kanseri nedeniyle hayata gözlerini yumdu.

  • 8 İstanbul Semti ve İsimlerine Hayat Veren Hikâyeleri

    8 İstanbul Semti ve İsimlerine Hayat Veren Hikâyeleri

    Dünyanın en güzel metropollerinden biri olan İstanbul, aynı zamanda yüzölçümü açısından da çok büyüktür ve dolu dolu bir tarihe sahiptir. Bu kocaman şehrin her bir semti farklı zaman dilimlerinde farklı yaşanmışlıklara, farklı hikâyelere şahitlik etmiş ve semtlerin tarihi bu hikâyelerle örülmüştür. İstanbul’un semtlerini araştırdık ve bu semtlerin isimlerine hayat veren hikâyelerini listemizde derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Balmumcu” title_font_size=”13″]
    istanbulun semtleri

    Günümüzdeki modern binalarla dolu hali düşünüldüğünde Balmumcu’nun bir zamanlar kocaman bir çiftliğe ev sahipliği yaptığına inanmak zor oluyor. Burası 19. yüzyılda henüz elektriğin ev kullanımına girmediği dönemlerde şehrin aydınlatılmasını sağlayan mumların üretildiği yemyeşil bir çiftlikti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Göztepe” title_font_size=”13″]
    istanbulun semtleri

    Adı üstünde bir tepe olan Göztepe’de “Gözcü Baba” isminde bir ermişin yaşadığı, bu ermişin Göztepe üzerinden İstanbul’u gözlemlediği ve böylece İstanbul’un fethi sırasında Türk akıncılarına önemli bilgiler sağladığı rivayet edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çiçekçi” title_font_size=”13″]
    istanbulun semtleri

    Üsküdar’ın Çiçekçi semti adını bir zamanlar burada bulunan çiçek tarlalarından ve ünlü Çiçekçi Kahvehanesi’nden alıyor. Bu tarlalarda yetiştirilen çiçeklerin Üsküdar Sarayı’nı renklendirdiği, Çiçekçi Kahvesi’nin müdavimlerinin ise dönemin aydınları olduğu biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karagümrük” title_font_size=”13″]
    istanbulun semtleri

    Fatih ilçesinin bir semti olan Karagümrük, canlı ticaret hayatı, Ahilik geleneğini sürdüren esnaf ve zanaatkârlarıyla olduğu gibi Osmanlı döneminde burada bulunan Kara Gümrüğü ile de ünlüydü ve şüphesiz ki ismini de burada bulunan gümrükten almıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İcadiye” title_font_size=”13″]
    istanbulun semtleri

    Üsküdar ilçesine bağlı olan İcadiye, ismini 19. yüzyılda burada icat edilen makinelerden alır. Sarkis kalfanın buluşu olan bu makinelerde üretilen basmaların zamanında pek meşhur olduğu söylenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Koşuyolu” title_font_size=”13″]
    istanbulun semtleri

    Kadıköy’ün Koşuyolu semti, Osmanlı döneminde ve hatta daha öncesinde de at koşularının yapıldığı bir alanmış. Osmanlı beylerinin, paşalarının burada at yarışları yaptığı bu yüzden de semtin adının Koşuyolu olduğu bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Teşvikiye” title_font_size=”13″]
    c

    Şişli’nin en güzel semtlerinden biri olan Teşvikiye’nin kaderini değiştiren kişi Sultan Abdülmecit olmuştu. Halkı buraya yerleşmeye teşvik etmek isteyen Sultan, ilçenin adını veren Teşvikiye Camisi’ni yaptırmış ve semte yerleşimin önünü açmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ahırkapı” title_font_size=”13″]
    istanbulun semtleri

    Topkapı Sarayı surlarının dışarıya açılan birçok kapısı vardır. Ahırkapı ise bu kapılardan birinin gerisinde kalan semte verilen isimdir. Bu kapı saraya ait ahırlara açılırdı. Günümüzde ise zamanında ahırların olduğu yerde bulunan semte Ahırkapı ismi verilmektedir.

    Kaynak: İstanbul’un Ansiklopedik Öyküsü, Haldun Hürel
  • Abartmayı Seven Birader Ziya’nın Bir Anısı

    Abartmayı Seven Birader Ziya’nın Bir Anısı

    Sinemamızda bazı filmler var ki tüm zamanların en sevileni, en güldüreni olmaya aday… Onlardan biri de Neşeli Günler. Bu komedi, turşu suyu yüzünden ayrı düşen Saadet ve Kazım çiftinin ve en az onlar kadar neşeli karakterler olan aile üyelerinin çevresinde dönüyor. Ve işte karşınızda ailenin amcası Ziya’nın inanması güç hikâyelerinden biri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    münir özkul
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    münir özkul
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    münir özkul
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    münir özkul
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    şener şen, ziya
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    münir özkul
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    şener şen, ziya
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    münir özkul, kazım
  • YEMEK TRENDLERİ

    Sağlıklı yaşamanın altın kuralları arasında beslenmenin önemi artık herkes tarafından biliniyor. Kullandığımız yağ çeşidinden tuza, pişirme yöntemlerinden kullanılan ürünlerin doğallığına kadar birçok etken bedenimizin işleyişine etki ediyor. Dengeli beslenmeye özen gösteren ancak iş hayatının yoğun temposundan dolayı yemek pişirmek için vakit bulamayan veya iş yerinde kısıtlı seçeneklere sahip olanlar için evde sağlıklı ve doğal besinlerle hazırlanabilecek pek çok pratik tarif bulunuyor. En büyük özelliği, soğuk tüketilse bile lezzetli olan bu yemekleri sağlığa ve doğaya zararı olmayan cam kavanozlarda taşımak mümkün. Çalışma hayatının son beslenme trendlerinden şık olduğu kadar iştah da kabartan beş farklı tarif…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kinoa ve mevsim sebzeleri ile hazırlanan bu besinler, vejetaryenler için de harika bir alternatif oluşturuyor. Renkli meyve ve sebzelerdeki vitaminler ile kinoadaki proteinin bir araya gelmesiyle sağlıklı bir öğün yemek yiyebilmek her an her yerde mümkün oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Salam, çeri domates ve mini mozzarella ile hazırlanan kavanozdaki makarna salatasını damak tadınıza uygun besinler ekleyerek hazırlayabilirsiniz. Hem pratik hem de çok besleyici olan tarifin sosları ise tamamen hazırlayan kişinin zevkine kalmış…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sağlıklı öğle yemeği için alternatif bir diğer vegan salata kavanozunda taze meyve ve sebzeler var. Mevsimsel beslenmenin sağlığa olan faydalarını düşünürsek, bu kavanozu hazırlarken içinde bulunduğumuz mevsimin ürünlerini kullanmak daha sağlıklı olacaktır. Vejetaryen değilseniz kavanozun alt kısmına humus ya da tofu yerine yoğurt ekleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Salamura ringa balığı ile hazırlanan bu kavanozun içerisinde hardal, sirke, soğan, zeytinyağı, dereotu ve ekşi krema bulunuyor. İskandinav mutfağına ait bu lezzeti; balığın salamura olmasından dolayı istediğiniz an ve soğuk şekilde tüketebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sağlıklı beslenmeye dikkat ediyor ancak tatlıya da hayır diyemiyorsanız bu kavanoz tatlısı tam size göre. Yoğurt ya da ekşi krema ile hazırlanan, içerisinde yaban mersini ve ahududu meyveleri bulunan tarife, yulaf ya da fıstık ezmesi ekleyerek daha doyurucu bir tat elde edebilirsiniz. Dilediğiniz mevsim meyveleriyle hazırlayabileceğinizi de unutmayın…Afiyet olsun!

  • YENİ BAŞLAYACAKLAR İÇİN BUZ PATENİ

    Buz üstünde atlayıp zıplayarak akıl almaz dans gösterileri yapan artistik buz patencileri kadar olmasa da isteyen herkes biraz gayretle buz üstünde yürümeye, kaymaya hatta dans etmeye başlayabilir. Bu spor, artık büyük AVM’lerin bünyesinde bile olan buz pistleri sayesinde çok daha kolay erişilir hale geldi. Fakat daha önce hiç buz pateni yapmadıysanız, aşağıda sıraladığımız en temel tavsiyelere kulak vermenizi öneririz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Buz patenine yeni başlayacakların, her şeyden önce düşmelere karşı birtakım önlemler almasında fayda var. Buz pateni kaskı, dirseklik ve dizlik, öğrenme aşamasında bilhassa çocukların kullanması gereken güvenlik araçlarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Buz pateni sırasında giyilen giysilerin rahatsız edici darlıkta veya terletecek kalınlıkta olmaması gerekir. Ya da hareket kısıtlayan sertlikteki giysilerden kaçınmalıdır. En ideali esnek bir tayt, ter emici bir tişört veya vücuda oturan bir kazak olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Paten kayarken olmazsa olmaz enstrüman ise patenlerdir. Ayak numaranıza göre paten seçtiğinizde iki ayağınızı denemeyi de ihmal etmemelisiniz. Buz pistinde ilk önce yürümeyi denemeli ve ayaklarınızın patenlere alışmasını sağlamalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ayaktayken ayaklar kapalı veya V şeklinde olabilir. Yürüme denemelerinde omuzlar ve baş dik tutulmalıdır. Denge kaybı yaşandığında hafifçe öne eğilerek kontrol sağlanabilir. Denge kurmak için vücudu kasmak ise olumlu sonuç vermeyecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Buz pistini çevreleyen kenarlıklara tutunup kaymaya çalışmak oldukça temkinli bir yöntemdir. Güvende hissedildiğinde destek almadan, kısa mesafelerle ve vücudu öne doğru iterek ilerlemek gerekir. Hızlı ve ani hareketlerde bulunmamaya dikkat edilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yaşanacak düşmelerin, bu sporun doğal bir parçası olduğu unutulmamalıdır. Hatta başlangıçta sadece ayakta durma ve yürüme değil, düşme denemeleri de yapılabilir. Düşerken doğru teknik kullanmak, ciddi yaralanmaların da önüne geçecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İlk defa buz pistine çıkacak kişilerin antrenör eşliğinde hareket etmesinde fayda vardır. Bu arada, patenlerle buz pisti üstünde dengede kalma süresinin kişinin yeteneğine göre 5 ile 45 dakika arasında değiştiğini söylemeliyiz. Çocuklarda ise bu süre daha kısa olmaktadır.

  • SİNEMASEVERLERİN İLGİSİNİ ÇEKEBİLECEK TERİMLER VE ANLAMLARI

    Sinemaseverler arasında öyle kişiler var ki seyretmekle kalmaz, filmlerin çekim sürecindeki, öncesi ve sonrasındaki tüm hikâyeyi okuyup öğrenmekten keyif alırlar. Bu kişiler neredeyse bir sinema ve televizyon öğrencisi kadar bilgi doludurlar. Siz de usta bir sinema seyircisi olabilir ve aşağıdaki terimlere zaten hâkim olabilirsiniz. Yine de bir bakın bakalım, belki içinde atladığınız, anlamını bilmediğiniz bir terim vardır… 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dublör, Fragman, Soundtrack, Flashback Ne Demek?” title_font_size=”13″]

    Dublör, tehlikeli sahnelerde oyuncu yerine oynayan ve fark edilmemesi için oyuncuya benzetilen kişidir. Fragman, bir filmi duyurmak üzere ilgi çeken kısımlarının montajlanmasıyla yapılan, bir iki dakikalık kısa tanıtım filmidir. Soundtrack, dilimizde birebir karşılığı olmayan bir kelimedir, bununla birlikte bir filmin soundtrack’inden bahsederken aslında film müziğinden bahsediliyor demektir. Flashback, filmde senaryo gereği yer yer geçmişe dönülmesine denir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Klaket, Screenplay by, Written by Ne Demek?” title_font_size=”13″]

    Klaket, çekim sırasında kullanılan, üzerinde çekim planı numarası, timecode gibi bilgilerin yazdığı ve bu bilgiler sayesinde kurgu aşamasında, ses ile görüntünün eşleştirilmesi, montaj düzeni gibi konularda kolaylık sağlayan tabeladır. “Screenplay by” unvanı film başlarken veya biterken ilgili isimle birlikte ekranda görünür ve senaryo yazarı anlamına gelmektedir. Senaryo yazarı, özgün hikâyeyi değil, film senaryosunu yazmıştır. “Written by” unvanı ise filmin senaryosunu yazıp özgün hikâyeye de sahip olan kişiye aittir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Adaptasyon, Subtitle, Dual, Post-Prodüksiyon, Pre-Prodüksiyon Ne Demek?” title_font_size=”13″]

    Adaptasyon, bir hikâye veya roman gibi eserin film senaryosuna uyarlanma halidir. Subtitle, alt yazı anlamına gelir. Dual ibaresi ise birden fazla dil seçeneğine sahip filmlerde karşımıza çıkar ve bu diller genellikle Türkçe ile İngilizceye karşılık gelir. Post-prodüksiyon, film çekimi tamamlandıktan sonra yapılan kurgu gibi, ses efektleri gibi işlemlere denir. Pre-prodüksiyon ise senaryo gibi film çekimi başlamadan önce oluşturulan işlemleri kapsar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Set, Yapımcı, Beyaz Perde, HDTV Ne Demek?” title_font_size=”13″]

    İç veya dış mekân fark etmeksizin film çekimi yapılan her platforma set denir. Yapımcı, film için gerekli olan finansmanı sağlayan, prodüksiyon ekibini işe alan, işi koordine eden kişiye denir. Beyaz perde, göstericiden çıkan görüntülerin üzerinde yansıdığı, sinema filminin oynatıldığı yüzeydir. Film izlerken televizyonda karşımıza çıkan HDTV ibaresi isehigh-definition television” tanımının kısaltılmış halidir ve yüksek çözünürlük sağlayan bir yayın standardını ifade etmektedir.

  • DÜNYANIN EN İLGİNÇ MESLEKLERİ

    Küçükken “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusunun yanıtı ne kadar net ve basitti: Doktor, mühendis, hemşire, polis, avukat… Teknolojinin gelişmesiyle birlikte sorunun yanıtı da çeşitlendi; yapay zekâ mühendisi, astronot, gök bilimcisi derken liste uzayıp gider. Böylesine hızlı bir çağda her yeni neslin cevabı, bir öncekinden farklıdır çünkü zaman ilerliyor, hayatlar değişiyor. Bugüne kadar aşina olduğumuz meslekler, jenerasyon değiştirerek hayalleri süslemeye devam ediyor ama peki ya yeni oluşan ve bilmediklerimiz? Dünya üzerinde varlığından bile haberdar olmadığımız pek çok meslek var. Bu içeriğimizde sizler için dünyanın en ilginç mesleklerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kulağa ilginç geliyor değil mi? Aslında bisiklet avcılığı olarak da geçen bu meslek Amsterdam’da ortaya çıkar. Ülkedeki insan nüfusundan daha fazla sayıda bisiklet bulunan kentte en sık kullanılan ulaşım aracı da haliyle bisiklet olur. Turistik bir şehir olan ve her gelen turistin kendine ilk iş olarak bir bisiklet kiraladığı Amsterdam’da eskiyen bisikletler nedeni bilinmeyen bir şekilde kanallara atıldığından bisiklet avcılığı mesleği doğmuştur. Belediyeye bağlı çalışan bisiklet avcıları birkaç vinç ile kanalda birikmiş olan bisiklet hurdalarını belirli dönemlerde toplamakla görevlendirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hayvanlar dünyasının ilginç mesleklerinden biri, veteriner akupunktur uzmanı. Aslında bu uzmanlık dalı Çin tıbbının bir parçasıdır. Hayvanlardaki rahatsızlıkları tedavi etmek amacıyla akupunktur uygulaması yapılır; vücudun spesifik noktalarına iğne yerleştirilir, böylece hayvanın tedavisi gerçekleşir. Akupunktur her türlü evcil hayvana yapılabildiği gibi vahşi hayvanlarda da çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılabilir. Veteriner akupunktur uzmanı çok bilinmiyor olsa da aslında yıllardan beri yaygın olan meslek türlerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İnanması zor olsa da böyle bir meslek var! İngiltere’de bulunan bir firma tarafından sağlanan bu kişiler cenazelerde yas tutar ve kendilerini neredeyse yere atarcasına yaslarını yaşar. Cenazede ne giyecekleri, nasıl davranacakları gibi konular önceden planlanır ve yas tutucular bu program dâhilinde cenaze törenine katılır. Yakınını kaybeden ve zaten büyük bir yas içinde olan kişinin neden yas tutması için birine ihtiyaç duyduğu büyük bir soru işareti olmasına karşın, bu durumun bir meslek olarak kabul edilmesi başlı başına insanı şaşırtmaya yeter.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sabahları yastıkla olan mesaisini sonlandırmada güçlük çekenler için en ideal mesleklerden biri “uykuculuk” olabilir. Profesyonel olarak yapılan bu meslekte tek görev mışıl mışıl uyumak. Uykuyla alakalı araştırmalarda ya da projelerde görevlendirilen kişiler çeşitli cihazlara bağlanır. Bu sayede insanlardaki uyku bozukluklarının nedenleri araştırılır. Evet, profesyonel şekilde uyumak bir meslek türüdür!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İlk olarak Asya’da ortaya çıkan profesyonel sarılıcı, tüm dünyaya yayılmaya başlayan ilginç meslek türlerinden biri. Profesyonel sarılıcı, ihtiyaç duyduğunuz zaman size gelir, sarılır ve rahatlamanızı sağlar. Amerika’da seans başı ortalama 50 dolar kazanmak mümkündür. İşin ilginç yanı, bu meslek Amerika’da oldukça ciddiye alınır ve kişiler profesyonel anlamda mesleklerini icra eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bir facianın ardından ortaya çıkan mesleklerden biri olan buzdağı çekicisinin mazisi oldukça eskiye dayanır. 1912 yılında Titanik gemisinin buzdağına çarparak batmasının ardından ortaya çıkan buzdağı çekiciliği, insanları olası bir felaketten korumak amacıyla yapılır. “Uluslararası Buz Devriyesi” adı altındaki oluşum, bu tarz trajedilerin yaşanmaması için uydular aracılığıyla buzdağlarını takip eder. Deniz yollarında bir tehlike sezmeleri durumunda hemen ilgili mercilere durumu bildirir ve buzdağı çekicileri devreye girer; çekiciler buzdağını sürükler ve gemi rotasının dışına alır.

  • TENİS DÜNYASININ UNUTULMAZ İSİMLERİ

    Amerika Açık Tenis Turnuvası’nın tamamlanmasıyla bu seneki grand slam maratonu tamamlamış oldu. İlgiyle izlenen maçların yanı sıra bu sene sürpriz isimler final ve yarı final maçlarında oynayarak tenisin genç yıldızları hakkında fikir sahibi olmamızı sağladı. Kariyerinde ilk kez grand slam yarı final maçı oynayan, dünya klasmanının 73 numaralı raketi Leylah Fernandez, 2 numaralı seribaşı Aryna Sabalenka ile oynadığı maçı kazanarak büyük bir şaşkınlık yarattı ve ismini final maçına yazdırmayı başardı. Listelerde iki numarada yer alan Rafael Nadal’ın 18 yaşındaki Frances Tiafoe’ye elenmesi ise turnuvanın erkekler mücadelesinin diğer bir sürprizi oldu. Tenisin yükselen yıldızlarını bolca izlediğimiz turnuvalardan sonra, tenis tarihinin unutulmaz isimlerini bir kez daha hatırlamak istedik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kadın tenisçiler arasında dünyanın en uzun süre bir numarada kalan ismi olan Steffi Graf, 337 hafta liste başında kalarak kırılması zor bir rekora imza atmıştır. 1969 yılında Almanya’da dünyaya gelen Graff, tenis oynamaya dört yaşında başlamıştır. Kariyeri boyunca 22 grand slam şampiyonluğu kazanarak Serena Williams’tan sonra en çok grand slam kazanan ikinci tenis oyuncusu olmuştur. Graff, hafızalardan kolay kolay silinmeyecek maçlarıyla tenisin unutulmayan yıldızı olmayı başarmıştır. 1988 sezonunda “Golden Slam” alan tek tenisçidir. Golden Slam, aynı yılda 4 grand slam kazanan tenisçinin aynı sene olimpiyatlarda da altın madalya kazanmasıyla elde ettiği bir unvandır. 1999’da profesyonel tenis kariyerini kendi isteğiyle sonlandıran Graff, 2001 yılında tenisin bir diğer efsanevi ismi Andre Agassi ile evlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Konu servis atışı olunca ilk akla gelen isim olan Boris Becker, efsaneler arasına ismini yazdırmış diğer bir Alman tenisçi. 1967 yılında dünyaya gelen raket, 17 yaşında Wimbledon’ı kazanan en genç tenisçi unvanının sahibidir. Kariyeri boyunca altı kez tekler grand slam şampiyonluğu kazanan tenisçi, olimpiyatlarda da altın madalya sahibi olan unutulmaz raketlerden biridir. 1999’da Wimbledon’da Patrick Mertek’e yenildiği son maçında tenis kariyerini sonlandırma kararı almıştır. 2003 yılında Uluslararası Tenis Onur Listesi’ne dahil edilen Becker’in maçlarını izlemek çok keyifliydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1956 yılında Prag’da dünyaya gelen Navratilova, teklerde 18, çiftlerde 31, karışık çiftlerde 10 grand slam şampiyonluğu kazanmış bir tenis dehası. Kazandığı turnuva rekorları halen daha geçilememiştir. 1973 yılında başladığı ve 30 sene süren tenis kariyerinde 331 hafta liste başında kalmayı başaran Navratilova, 1994 yılında tenis hayatını noktalama kararı almış ancak 1999’da kortlara geri dönmüş ve altı sene daha kariyerini sürdürmüştür. Tenisten en çok para kazanan sekizinci raket olan Navratilova, çoğu maçında rakibe set bile vermemiş, dünyanın en iyi “ace” atışını yaptığı servisleriyle unutulmaz maçlara imzasını atmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1956 doğumlu İsveç’li Björn Borg, 1974 ile 1981 yılları arasında 11 Grand Slam şampiyonluğu kazanarak tenisin unutulmazları arasında yerini alan efsanevi bir diğer oyuncudur. Turnuvalarda oynadığı maçların %90’ını kazanan raketin bu başarısı henüz geçilememiştir. Kariyerine 26 yaşında son vererek tenis severleri şaşırtan oyuncu, raket kullanırken sergilediği çift el becerisi ve soğukkanlı tavırlarıyla izlemesi keyifli tenis maçlarının efsaneleşen yıldızı olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1981 doğumlu Amerikalı Williams, kardeşi Venus Williams ile beraber yakın zamanda tenisin en dikkat çeken oyuncusu olmayı başarmış hırslı bir sporcudur. 23 Grand Slam, çift kadınlarda üç ve tek kadınlarda bir olimpiyat madalyası bulunan Serena, son 40 yılın en iyi raketleri arasında yer alır. Dünyanın en çok para kazanan sporcusu unvanına da sahip olan raketin, 2013 yılında Maria Sharapova ile yaptığı maçı izlemesi en keyifli tenis maçlarından biridir. Geriye düştüğü birçok maçı kaybetti gözüyle bakılırken, gösterdiği üstün çaba ile maçın kazananı olduğu birçok oyunu bulunur. Fiziksel gücüyle de dikkat çeken Serena, etkili servisleri, agresif forehand ve return vuruşları ile hafızalardan silinmeyecek sayılar kazanmıştır. 186 hafta dünyanın 1 numarası olmayı başaran oyuncu 2022 yılında kortlara veda ettiğini açıklamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1970 doğumlu İran asıllı Amerikalı raket Agassi, erkeklerde dört, toplamda sekiz Grand Slam şampiyonluğu kazanmış, uzun süre listenin birinci sırasında yer almış unutulmaz tenisçilerden biridir. 1986 yılında profesyonel lige çıktığı kariyerinde 2005 yılına kadar dünya klasmanında ilk 10’da olmayı başarmıştır.  90 final maçının 60’ını kazanan Agassi’nin raketle tanışması iki yaşında olmuş. 20 yıllık tenis kariyeri boyunca karakteriyle de kendine hayran bırakan Agassi, sporun centilmenleri listesinde de ilk sıralarda yer alıyor. 2006 yılında yaşadığı sakatlıklar nedeniyle tenis kariyerini noktalayan sporcu, 2009’da “Açık” ismini taşıyan kitabını yayınladı.

  • DUBAİ’DEKİ ARAP KULESİ: BURJ EL-ARAB

    1900’lerin başlarında küçük bir balıkçı kasabası olan Dubai, 1969’da topraklarında bulunan petrol ile ekonomik açıdan güçlü bir konuma ulaştı. Petrolün sağladığı zenginliği yaptığı devasa otel projeleri ile devam ettiren ülke, hızla turizmin en gözde merkezlerinden bir tanesi haline geldi. Uçsuz bucaksız kurak çöl topraklarının denizle buluştuğu noktaları doldurarak inşa edilen adaların üzerine yapılan gökdelenler, birçok ünlü ismin de uğrak adresi oldu. Dünyanın en yüksek gökdelenlerine ve en pahalı otellerine ev sahipliği yapan Dubai’nin, en çok ziyaret edilen oteli Burj el-Arab’ın detaylarına yazımızda ulaşabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1994 yılında yapımına başlanan ve 5 yıl süren yoğun çalışmanın ardından 1999 yılında kapılarını açan dünyanın en dikkat çekici otellerinden biri olan Burj el-Arab, “Arap Kulesi” anlamına gelse de yelkenliye benzeyen mimari tasarımı sebebiyle “Yelken Oteli” olarak anılıyor. Otelin üzerinde bulunduğu yapay adanın inşaat çalışmaları bile üç sene sürdü ve tüm dünyanın gündemini uzun bir süre meşgul etmeyi başardı. Otelin ana kara ile olan tek bağlantısı ise kıvrımlı bir köprü…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Otelin mimari tasarımı “Dhov” adı verilen geleneksel Arap teknelerini andırıyor. Dünyanın ilk yedi yıldızlı oteli olma özelliğine sahip yapının denizden yüksekliği 321 metre. Dikkat çekmek için çeşitli etkinliklerin düzenlendiği otelin terasında Roger Federer ile Andre Agassi’nin tenis maçı oynamışlığı bile var.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Konaklamanın yanı sıra günü birlik gezilerle de ziyaretçilerini ağırlayan otelin iç mekân dekorasyonunda en seçkin malzemeler tercih edildi. Otelin bazı kısımlarında 24 ayar altın kaplamalar kullanıldı. Güney Afrika ve Hindistan’dan sipariş edilen özel kilim ve halılar ile zeminin döşendiği otel odalarının avizeleri ise İngiltere’den… Deniz ürünleri konusunda iddialı iki restoranın bulunduğu otelde, okyanusun içindeymiş gibi hissettiren, duvardan tavana devasa akvaryum bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Burj el-Arab’ın dış yüzeyi hem mevcut ağırlığını azaltmak hem de sıcak havanın sirkülasyonunu sağlamak amacıyla büyük bez kumaşlarla inşa edildi. Bu yönüyle de geceleri projektörlerle aydınlatılan dış yüzeyde değişik renk figürler oluşuyor. Yapının 7.315 metrekarelik orta avlusu ise dünyanın en büyük orta avlusu unvanını elinde tutuyor. Ayrıca kaleydoskop etkisi yaratan su akışına sahip yapay şelalesinde hava karardıktan sonra gerçekleşen ışık şovu görülmeye değer…

  • Sanat Tarihinden 8 Resimle Osmanlı Gündelik Yaşamı

    Sanat Tarihinden 8 Resimle Osmanlı Gündelik Yaşamı

    Bu listemizde 8 ressamın Osmanlı topraklarındaki gündelik yaşamı resmettiği 8 tablosunu görebilirsiniz. İngiliz ressam John Frederick Lewis’ten Türk ressam Osman Hamdi Bey’e, Fransız ressam Jean Baptiste Hilaire’den Osmanlı sarayının son ressamı olarak da bilinen Fausto Zonaro’ya hepsi Kültür ve Yaşam sayfamızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]