Blog

  • SANKİ MASALLARDAN ÇIKIP GELMİŞ GİBİ: TAVUS KUŞU

    Güzelliğiyle insanları adeta hipnoz eden, sülüngiller familyasına ait olan tavus kuşu uzun mesafe uçabilen, ortalama 15 yıl ömrü olan ve gruplar halinde yaşayan bir kuş türüdür. Antik Yunan’da bir tanrıça simgesi olarak ifade edilen tavus kuşu İslamiyet’e göre mutluluk, bolluk, refah gibi kavramlarla özdeşleştirilir. Bu yazımızda birbirinden ilginç özellikleriyle tavus kuşu hakkında bilgiler listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tavus kuşlarının dişisi de erkeği de uçabilir; hava koşullarına bağlı olarak ne kadar yükseldikleri değişiyor olsa da bazı tavus kuşlarının uzun mesafe uçabildiği düşünülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güzelliği ve ihtişamıyla göz dolduran tavus kuşları doğdukları zaman tüysüz olurlar, 3 yaşına kadar tüyleri büyümez ancak sonradan gürleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tavus kuşları genellikle yeşil ya da mavi renklerde olur ancak beyaz olan tavus kuşları da vardır. Bazı görüşler, bu beyaz tavus kuşlarının albino olduğu yönündedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İnsan gözünü anımsatan desenleriyle tavus kuşu tüyünün, nazarı önleyici bir etkisi olduğuna inanılır hatta bazı inanışlara göre kuşun tüyünü üzerinde taşıyan insanlar nazardan korunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Hindistan’da “Ulusal Kuş” olarak ifade edilen mavi tavus kuşuyla ilgili ilginç bir bilgi paylaşalım. Bu eşsiz türün renklerinin canlılığı çok az kuşta vardır ancak buna karşın ayakları çok çirkindir. Bu nedenle mavi tavus kuşunun ayaklarını her gördüğünde yüksek sesle bağırdığı rivayet edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tavus kuşunun tüyleri çok farklı bir mekanizmaya sahiptir. Yapılan araştırmalara göre tüyler rengini, kristale benzeyen küçük yapılardan alır; yani tüye renk veren pigment değil bu küçük kristali andıran dokulardır.

  • SOSYAL MEDYANIN GÜNDELİK HAYATIMIZA KATTIKLARI

    SOSYAL MEDYANIN GÜNDELİK HAYATIMIZA KATTIKLARI

    Günümüzde sosyal medya platformlarının en azından bir tanesinde hesabı olmayan neredeyse yok. Hatta tüm platformlarda hesapları olup ayrı ayrı yönetenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar çok. Bu hesaplar sosyalleşmenin, medeni dünyanın parçası olmanın birer basamağına dönüşürken, paylaşımlarımız ve etkileşimleri yönetim şeklimiz varlığımızın olumlu ya da olumsuz belirleyicileri halini aldı. Her yıl 30 Haziran tarihi Dünya Sosyal Medya Günü olarak kabul görüyor ve biz de bu günü sosyal medyanın gündelik hayatımıza kattığı detaylara göz atarak kutluyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünyanın bilgisi elimizin altında” title_font_size=”13″]

    Sağlık, spor, tarih, bilim, seyahat… Ne türlü bilgi arıyorsak sosyal medya imdadımıza yetişti. Uzmanına sormak ve anında cevap bulmak mümkün oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Eşten dosttan haberdarız” title_font_size=”13″]

    Yıllardır göremediğimiz, bir türlü bir araya gelemediğimiz akrabalarımız, eski komşularımız ya da tanıdıklarımızdan yine de haberdar olduk.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayatımıza giren sevimliler” title_font_size=”13″]

    Dünyanın dört bir köşesinden paylaşılan sevimli hayvanların fotoğrafıyla yüzümüze yayılan gülümsemeler çoğaldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gün yüzüne çıkan fotoğraflar” title_font_size=”13″]

    Mazide kalan, zihnimizde kaybolan fotoğraflarımızla bir tanıdığın hesabında karşılaştık. Anıların canlanması an meselesi oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kameralar bize döndü” title_font_size=”13″]

    Kimimiz çok popüler kimimiz kendi halinde, hepimiz birer ünlü olduk. Daha önce görüşmediğimiz ve hiç görüşmeyeceğimiz insanlar tarafından takibe alındık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Evimizde ünlülerle buluştuk” title_font_size=”13″]

    İletişimde sınırlar bir mesaj mesafesine inince özel hayatlar ihlale uğradıysa da bir Hollywood yıldızına da hayranı olduğumuz bir bilim insanına da ulaşmak kolaylaştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yolculuklar keyiflendi” title_font_size=”13″]

    Dünyanın türlü türlü hallerine dalıp giderken otobüste, metroda yolculuk yapmak zaman kaybı olmaktan çıktı, tabii bu sırada ineceği durağı kaçıranlar da çoğaldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saatsiz alışverişler başladı” title_font_size=”13″]

    Gecenin bir yarısı veya tatil günleri… İstediğimiz bir ürünün siparişini her an her yerde verebilir hale geldik. Akabinde alışveriş konusunda iradeli olmak kişisel sınavımız oldu.

  • AKDENİZ BÖLGESİ’NDEN TARİHİ KALELER

    AKDENİZ BÖLGESİ’NDEN TARİHİ KALELER

    Eski zamanlarda çoğunlukla güvenliği sağlamak amacıyla inşa edilen, heybetleriyle halka güven düşmana korku salan kaleler, günümüzde tarihi ve kültürel değeri yüksek yapıların başında geliyor. Kimi dar bir geçitte, kimi yüksek bir tepede, kimi sınırda, kimi deniz kıyısında inşa edilen bu kaleler ne mutlu ki güçlü yapıları sayesinde ayakta kalmayı başarabilen eserler… Bizim listemizse Akdeniz Bölgesi’nde yer alıp günümüze kadar ulaşmayı başarmış kalelerden oluşuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    6.5 km’lik surları içinde 83 kule, 140 burç ve 1200 kadar sarnıç barındıran kale Antalya’nın Alanya ilçesinde, Akdeniz’e doğru uzanan bir yarımada üstünde, 250 metre yüksekte yer alır. İlk inşası Helenistik döneme uzanan Alanya Kalesi, 13. yüzyılda Alaeddin Keykubad tarafından yeniden inşa edilmiştir ve Selçuklu mimarisinin özelliklerini taşımaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mersin’in batısında, Antalya sınırındaki ilçesi Anamur’da yer alan kale deniz kıyısındadır. Romalılar tarafından 3. yüzyıldaki ilk yapılış amacı da deniz ticaret yolunu gözetlemek ve ticaret gemilerini korsanlardan korumak olmuştur. Müreffeh anlamına gelen Mamure adını 15. yüzyıldaki onarımı sırasında Karamanoğulları Beyliği döneminde almış ve aynı dönem içine bir cami yapılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kızkalesi, Mersin’in Erdemli ilçesinde, sahilden 600 metre uzakta Akdeniz’in orta yerindeki küçük bir adacık üstünde yer alır. 12. yüzyılda inşa edilen kalenin surları üstünde 8 adet burç bulunmaktadır. Kaleyi uzaktan da olsa görmek için gelen turistlere anlatılan bir de efsanesi vardır. O efsaneye göre kale, falcıdan kızının yılan tarafından öldürüleceğini duyan bir kral tarafından yaptırılmış, ne var ki sepetteki meyvelerin arasından çıkan yılanın kızını sokarak öldürmesinin önüne geçememiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yılan Kalesi veya Yılankale Adana’nın Ceyhan ilinde yer alır. Ceyhan ovasına sarp bir tepeden bakan kale 12. yüzyılda inşa edilmiştir. Özel konumu sayesinde kaleye çıkanlar bölgedeki Anavarza, Tumlu ve Kozan Kalesi’ni görebilmektedir. İçinde bir kilise de bulunan kale sanatsal açıdan değeri olan bir Orta Çağ yapısıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mersin’in Tarsus ilçesindeki kaleden, İç Anadolu ile Akdeniz Bölgesi arasındaki önemli bir geçit olan Gülek Boğazı kuşbakışı görülebilmektedir. İnşa tarihi tam olarak bilinmese de Orta Çağ’da Gülek Boğazı’nı denetlemek ve buradan geçenlerden ödeme almak üzere kullanıldığı biliniyor. 500 metre yüksekte bulunan kalenin deniz seviyesinden yüksekliği 1530 metredir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İnşası Helenistik döneme kadar giden Bakras Kalesi Hatay’ın Belen ilçesinde yer alır. 26 Eylül 1183 tarihinde Haçlılar tarafından Selahaddin Eyyübi’ye teslimi, Osmanlılar ve Memluklular arasındaki mücadelenin sahnesi olması, 1516’da Yavuz Sultan Selim tarafından zapt edilmesi gibi önemli olayların yaşandığı bir kaledir. Fakat sınır kalesi olmayıp iç kesimde yer alması nedeniyle zaman içinde ihmal edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Simena Kalesi, Antalya’da Kaş ile Demre arasında kalan ve deniz yoluyla da ulaşılabilen antik Likya kenti Simena’da yer almaktadır.  Günümüzde Simena Ören Yeri olarak geçen bölgede kalenin çevresi tiyatrodan kaya mezarlarına, su sarnıçlarından tapınaklara antik kalıntılarla çevrilidir. MÖ 4. yüzyılda inşa edildiği düşünülen kale çok büyük hasarlar görmeden bugüne ulaşmayı başarmıştır.

  • 8 Madde İle Semiha Berksoy’un Fırçasından Resimler

    8 Madde İle Semiha Berksoy’un Fırçasından Resimler

    Tarihten, rengârenk hayatı ve çok yönlü sanatçılığı ile bir Semiha Berksoy geçti. 1910 doğumlu Berksoy, ilk Türk kadın opera sanatçımızdı ve Avrupa’da da sahne alan ilk Türk kadın olarak opera kariyerinde önemli başarılara imza attı. Ama o aynı zamanda bir ressamdı da… Türkiye ve Avrupa’da çok sayıda sergiler açtı. İşte bu listemizde Semiha Berksoy’un hayal dünyasından yansıyan resimleri görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    türk ressam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türk ressam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türk ressam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    türk ressam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türk ressam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türk ressam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türk ressam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • Osmanlı Döneminde Geçen 7 Roman

    Osmanlı Döneminde Geçen 7 Roman

    Kurgusunun odağına belli bir dönemi alan romanlardan edinilen bilgileri her ne kadar teyit etmek gerekliyse de, o dönemi bir edebiyatçının dilinden okumaktan daha keyiflisi olamaz. Kültür ve Yaşam sayfasına, kimi Osmanlı kimi Cumhuriyet döneminde yazılmış ama hikâyeleri Osmanlı’da geçen romanları taşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    Halide Edib Adıvar’ın 1912 yılında yayımlanan romanı Handan, II. Abdülhamit döneminde geçer. Kitap mektuplardan oluşur ve olay örgüsünü karakterlerin birbirlerine yazdıkları bu mektuplardan öğreniriz. Handan; evlilik, aşk ve kadın psikolojisi üzerine okuma yapmak isteyenler için önemli yapıtlar arasında gösterilmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı roman

    Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun 1956’da yayımlanan son romanı Hep O Şarkı’nın geçtiği dönemler Abdülaziz, V. Murat ve Abdülhamit’in tahtta olduğu dönemlerdir. Yaşamında 50 yılı geride bırakmış Münire Hanım roman boyunca bize yarım kalan ama bir türlü küllenmeyen aşk hikâyesini anlatır. Olayların yaşandığı yer ise Osmanlı dönemi İstanbul’u ve konaklarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    Günümüze yakın bir tarihte, 2007 yılında yayımlanan Suskunlar İhsan Oktay Anar’a ait bir romandır. Osmanlı İmparatorluğu’nda geçen hikâyede ana konuyu “musiki” oluşturur. Dönemin musiki anlayışı hakkında bilgiler de veren kitapta bolca Osmanlıca kelime bulunuyor. Buna karşılık sürükleyici kurgusu sayesinde bir çırpıda okuyabileceğiniz kitaplar arasında sayabiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    “Dorya gününün belli başlı deniz kurtlarındandı. Fakat Uluç Ali onun gibi otuz tanesini cebinden çıkarabilecek bir adamdı.” Bu alıntı Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın Halikarnas Balıkçısı mahlasıyla yazdığı Uluç Reis romanından… 1962 yılında yayımlanan kitapta, 1500 ile 1587 yılları arasında yaşamış Türk denizcisi Kılıç Ali Paşa’nın yani Uluç Reis’in hayatı anlatılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    Yaşar Kemal’in “Kimsecik” üçlemesini oluşturan kitapları Yağmurcuk Kuşu, Kale Kapısı ve Kanın Sesi’dir. Serinin ilki olan ve 1980 yılında yayımlanan Yağmurcuk Kuşu I. Dünya Savaşı döneminde geçer. Kitapta Van’dan göçerek Adana’ya yerleşen ailenin göç yolculuğu anlatılmaktadır. Serinin ikinci kitabı 1985, üçüncü kitabı ise 1991 yılında yayımlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    Zehra; Nabizâde Nâzım’ın ilk defa 1894’te Servet-i Fünun isimli dergide yayınlanan romanıdır ve Türk Edebiyatı’nın ilk psikolojik roman denemesi olarak kabul edilir. Kitapta İstanbullu bir ailenin ve kızları Zehra’nın hikâyesi konu edilir. 1893 yılında hayata veda eden Nabizâde Nâzım yazdığı romanın dergide tefrika edildiğini ve daha sonra kitap olarak basıldığını görememiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    1875 doğumlu Mehmet Rauf’un Eylül isimli romanında Osmanlı döneminde yaşanan bir aşk üçgeni konu edilir. Rauf’un kurguladığı hikâyede olayların akışından ziyade ana karakterler Süreyya, Suat ve Necip Bey’in psikolojik çözümlemeleri dikkat çeker. İlk kez Servet-i Fünun’da yayınlanan roman 1901 yılında kitap olarak basılmıştır.

  • 8 Madde İle Sahnelerin Mavi Boncuğu Emel Sayın

    8 Madde İle Sahnelerin Mavi Boncuğu Emel Sayın

    Güzel sesiyle olduğu gibi oyunculuğuyla da gönüllerde yer eden Emel Sayın sanat hayatı boyunca elden bırakmadığı kibarlığı, sakin edası ve asaletiyle bilindi. Hem sahnelere, hem beyaz perdeye hem de ekranlara çok yakışan bu hanımefendi, kibarca havaya kaldırdığı serçe parmağı ile akıllara kazındı. Mavi Boncuğumuz Emel Sayın’ı konuk ettiğimiz listemiz ile huzurlarınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    türk sanat müziği, emel sayın şarkıları

    Emel Sayın’ın müzik dolu bir yaşam süreceği daha 13 yaşında, müzik dersleri almaya başladığında kaderine yazılmış olmalı. Sanatçı henüz 17 yaşındayken Ankara’da sahneye çıkmış, Hürriyet gazetesinin açtığı yarışmada “Ses Kraliçesi” seçilmişti ve o noktadan sonra sahnelerin güzel sesli hanımefendisi olarak kalplerde yer edeceği müzik serüveni tüm hızıyla başlamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türk sanat müziği, emel sayın şarkıları

    Emel Sayın’ın Türk Sanat Müziği’ndeki başarısının temelleri Arif Sami Toker ve Münir Nurettin Selçuk’tan aldığı derslerle atılmıştı. Sanatçı yıllar sonra, “Emel Sayın Münir Nurettin Selçuk Söylüyor” ismindeki efsane konser ile ustasına selam etmiştir. Albüm olarak da basılan bu konserde bir başka usta, Timur Selçuk senfonik orkestra ve sazları yönetmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türk sanat müziği, emel sayın şarkıları

    Sevilen sanatçı konservatuarda üç yıl boyunca şan ve solfej dersleri aldıktan sonra Ankara Radyosu’nun sınavlarını kazanır. Sonrasında İstanbul Radyosuna geçmesiyle beraber; Lalezar Gazinosu’nda sahne almaya başlayan Sayın’ın böylece İstanbul günleri başlar ve bu noktadan sonra kariyerinde adım adım ilerler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    türk sanat müziği, emel sayın şarkıları

    İlk albümü “Sus Kalbim Sus” 1971 yılında çıktı. Hemen ardında aynı yıl içinde “Gel Gel Gel” ve “Doyamadım Sana” da raflardaki yerini aldı. Böylece Emel Sayın “Anılardan Bir Demet” adını verdiği üçlemesini tamamlamış oldu ve müzikseverlerin kulağını şenlendirerek kalplerini fethetti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türk sanat müziği, emel sayın şarkıları

    İstanbul’a taşındıktan sonra müzik çalışmalarına sinemayı da ekledi ve 1970 ile 1980 yılları arasında birçok filmde oynadı. Filmlerinde genellikle ses sanatçılarını canlandırdı. 80’li yıllardan itibaren sinemaya ara vererek müzik çalışmalarına ağırlık veren sanatçı ancak 2000’li yıllarda televizyon dizilerinde oynayarak sevenleriyle tekrar buluştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türk sanat müziği, emel sayın şarkıları

    Birçok filmde oynamış olsa da Tarık Akan’la başrollerini paylaştığı 1974 tarihli Mavi Boncuk filmiyle, Türk Sineması’nın Mavi Boncuğu unvanını kazandı. Bu film o kadar sevildi ki aynı isimle bir single yayınladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türk sanat müziği, emel sayın şarkıları

    Emel Sayın sanat hayatı boyunca, 30’a yakın albüme ve 20’ye yakın filme imza attı. Makber’den, İntizar’a; Bak Yeşil Yeşil’den, Sevgisiz Yaşayamam’a söylediği şarkılar filmlere ilham verdi, sevenlerin gözlerini doldurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    türk sanat müziği, emel sayın şarkıları

    Emel Sayın, sinema ve müzikten hiç kopmadı hatta son yıllarda tekrar televizyon dizileri ve sinema filmlerinde yer alarak hayranlarını sevindirdi. Sanat hayatını, 1998 yılında kazandığı Devlet Sanatçısı unvanı ve 53. Uluslararası Antalya Film Festivalinde aldığı “ Yaşam Boyu Başarı Ödülü” ile perçinledi.

  • LAMBALI KADIN: FLORENCE NIGHTINGALE

    Modern hemşireliğin kurucusu olarak kabul edilen ancak aynı zamanda bir “sosyal reformcu” olarak da anılan Florence Nightingale, tıp dünyasında kahraman ve ikondur. Gece gündüz demeden hastalara yardım eden, karşısına çıkan her engeli başarıyla atlatan ve bugün hemşirelik mesleğinin idol isimlerinden biri olan Florence Nightingale’i ölüm yıldönümünde Kültür ve Yaşam sayfalarında ağırlıyor ve hayatına dair kısa bilgileri listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Florence Nightingale, 12 Mayıs 1820 tarihinde İtalya’da dünyaya geldi. Dönemin zenginlerinden olan ailesi tarafından kültürlü, aydın ve eğitimli bir kadın olarak yetiştirildi. Yunanca, Latince, Almanca, İtalyanca, Fransızca bilen Nightingale Londra King’s Koleji’nden mezun olduktan sonra hemşirelik eğitimi için Almanya’ya gitti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hemşireliğe gönül veren ve bunu meslek olarak yapmak isteyen Nightingale’in bu tutkusu ailesi tarafından olumlu karşılanmadı çünkü o dönemler hastaneler bakımsız, kalabalık ve hijyenik olmayan ortamlardı. Ailesinin itirazına rağmen pes etmedi ve hastaneleri tek tek dolaşıp şartların iyileştirilmesi için neler yapabileceğini araştırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Aldığı eğitimin ve yaptığı araştırmaların ardından 1853 yılında Londra’da bulunan ve yalnızca kadın hastaların tedavi edildiği bir hastanede yönetici olarak çalışmaya başladı. Bir süre sonra 1853-1856 yılları arasında yaşanan Kırım Savaşı sebebiyle, İngiliz ordusundaki yaralı askerlere bakmak için İstanbul Selimiye kışlasındaki askeri hastaneye gönderildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Askeri hastanedeki görevi sırasında hastanenin oldukça bakımsız olduğunu ve insanların bulaşıcı hastalıklarla karşı karşıya kaldığını gözlemledi. Burada yoğun bir çalışma gerçekleştirdi ve hastanenin eksiklerinin giderilmesine yardımcı olarak daha hijyenik şartlar sağladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Savaş tüm zorluğuyla devam ederken bir yandan İngiliz ordusunun askerlerine yardım etti öte yandan zor koşulları mümkün olan en iyi noktaya getirdi. O dönemlerde Florence Nightingale’e “Lady with the Lamp” lakabı konuldu; geceleri elinde gaz lambasıyla yaralıların bakımını yaptığı için artık askerler tarafından “Lambalı Kadın” olarak anılmaya başladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Savaş bittikten sonra Londra’ya dönen Florence Nightingale burada ilk hemşirelik okulunu açtı. Okul aynı zamanda ilk modern sivil hemşire okulu olarak bilinir ve Londra King’s Koleji’nin bir parçasıdır. Florence Nightingale’in dünya çapındaki başarısı ülkemize de sirayet etmiştir; 1961 yılında Şişli’de açılan ilk Yüksek Hemşirelik Okulu’na Florence Nightingale’in adı verilmiştir.  Nightingale, Liyakat Nişanı alan ilk kadın olarak, tarihe adını altın harflerle yazdırmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hayatı boyunca insanlara yardım etmesine karşın, kendi de birtakım fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklar yaşamıştır. Hatta yaşadıklarından ötürü bir dönem depresyona girdiği rivayet edilir. Yaptıklarıyla tüm dünyaya adını duyuran, açılan okullara ismi verilen ve dahası bir kahraman olarak görülen Florence Nightingale, 13 Ağustos 1910 tarihinde Londra’da, 90 yaşında hayata gözlerini yumdu.

  • Yılanların Anası Şahmeran Efsanesinin 8 İlginç Yönü

    Yılanların Anası Şahmeran Efsanesinin 8 İlginç Yönü

    Fars kökenli bir efsane olan Şahmeran, hem Türk kültüründe hem de dünyanın dört bir yanında birçok hikayeye kaynak olmuştur. Şarkılarda, filmlerde, kitaplarda hatta aksesuarlarda karşımıza çıkan, belinden aşağısı yılan üstü insan formunda olan bu gizemli efsane karakterinin 8 ilginç yönünü listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yılan Ata, Yılan Ana” title_font_size=”13″]
    lokman hekim

    Sanatçı: Kazım Şahbudak

    Yeryüzündeki tüm yılanların Şahmeran’dan türediğine inanılır. Yerin yedi kat altında yaşayan Yılan Ata Şahmeran, tüm yılanlara hükmeder. Efsanenin çoğu örneğinde dişi olduğu kabul edilen Şahmeran bu sebeple Yılan Ana olarak da bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yılanların Padişahı Şahmeran” title_font_size=”13″]
    lokman hekim

    Bir diğer yandan Şahmeran’ın erkek olarak kabul edildiği örnekler de bulunur. Hatta bazı hikayelerde Şahmeran’ın ölümüyle sonuçlanan olaylar zinciri Şahmeran’ın Tarsus Padişahı’nın kızına aşık olması ile başlar ve onun peşinden öldürüleceği hamama gitmesiyle kaçınılmaz sona doğru ilerler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lokman Hekim ve Camsab” title_font_size=”13″]
    lokman hekim

    Sanatçı: Kazım Şahbudak

    Tüm Şahmeran efsanelerinde Şahmeran’ın krallığına kabul edilen genç bir erkek bulunur. Bu karakter çoğu hikayede Lokman Hekim ya da Camsab’tır. Camsab arkadaşları tarafından ormandaki bir kuyuda bırakılan bir çocukken, Lokman Hekim kaderi dünyanın en başarılı doktorlarından biri olmak olan bir gençtir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tıbbın Sembolü: Şahmeran” title_font_size=”13″]
    lokman hekim

    Sanatçı: Kazım Şahbudak

    Efsaneye göre Şahmeran her derde deva olabilecek, her hastalığı iyileştirebilecek bir yaratıktır. Ama Lokman Hekim onu ormanda bulduğunda yaralı haldedir ve yardıma ihtiyacı vardır. Lokman Hekim onu sarayına taşır, tedavisine yardımcı olur. Bunun karşılığında Şahmeran tıp bilgisini onunla paylaşır. Şahmeran’ın tıp bilgisine hakimiyeti o kadar fazladır ki günümüzde de kullanılan tıp sembolündeki yılanın Şahmeran olduğu düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şahmeran Hamamı” title_font_size=”13″]
    lokman hekim

    Şahmeran efsanesinden kaynaklanan tüm hikayeler, Şahmeran’ın ölümüyle sona erer ve bu ölüm hamamda gerçekleşir. Ömrü boyunca bir kez olsun Şahmeran’ı gören bir insan hamama girdiğinde sırtı aynı bir yılan gibi pul pul olur. Şahmeran’ın yerini bilen bir kişi varsa onu bulmanın tek yolu, hamama girdiğinde sırtını kontrol etmektir. Bulunduğu zaman, hamama getirilen Şahmeran burada öldürülür. Günümüzde Tarsus’un Kızılmurat ilçesinde bulunan Şahmeran Hamamı’nın, Şahmeran’ın öldüğü yer olduğuna inanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şahmeran’ın Ölümü” title_font_size=”13″]
    lokman hekim

    Sanatçı: Kazım Şahbudak

    Şahmeran öldüğü zaman vücudu üç parçaya bölünür ve kaynatılarak suyu çıkarılır. Bu üç farklı sudan biri tedavi edici özelliktedir, biri içen kişiyi öldürecek bir zehirdir, üçüncüsü ise içene tıp konusunda eşsiz bir bilgelik verecektir. Efsaneye göre Lokman Hekim ya da Camsab olarak değişen karakter bilgelik veren suyu içer ve dünyaca tanınan ünlü bir tıp insanına dönüşür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yılanların Dünyayı İstilası” title_font_size=”13″]
    yılan ata, lokman hekim

    Efsaneye göre Şahmeran’ın hükümdarlığı altındaki yılanlar Şahmeran’ın öldüğünü haber almamışlardır. Çünkü Şahmeran yeraltındaki saraydan çıkarken diğer yılanlara önce hamama gideceğini oradan da bir düğüne katılacağını söylemiştir. Yeraltındaki yılanlar yeryüzünde çalınan davulları duydukça düğünün devam etmekte olduğunu düşünür, Şahmeran’ın geri dönüşünü beklerler. Efsaneye göre Kıyamet Günü geldiğinde ve davullar sustuğunda yılanlar Şahmeran’ın öldüğünü anlayacak ve onun öcünü almak için yeryüzüne çıkarak, hamamlardan başlamak üzere her yeri istila edeceklerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şahmaran Sultan” title_font_size=”13″]
    lokman hekim

    Sanatçı: Kazım Şahbudak

    Şahmeran hikayesi popüler kültürde de çeşitli şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Zülfü Livaneli’nin yönettiği Şahmaran filmi, efsanenin bir uyarlamasıdır. Bu filmde Şahmeran’ı sinemamızın Sultanı Türkan Şoray canlandırır.

    Yararlanılan Kaynaklar
    
    Tarsus Kültürünün Tanıtımında Şahmeran Efsanelerinin Önemi, Yrd. Doç. Dr. Nilgün ÇIBLAK.
    
    Türk Söylence Sözlüğü, Deniz Karakurt.
  • 7 Fotoğraf İle Türkiye’nin İlk Otomobili Anadol

    7 Fotoğraf İle Türkiye’nin İlk Otomobili Anadol

    İlk kez 1966 yılında tanıtılan Anadol, ülkemizde seri üretimi yapılan ilk arabaydı. 1984 yılına dek farklı ihtiyaçlara yönelik birçok Anadol modeli üretildi. Otosan fabrikalarında yaşam bulan milli otomobilimiz birçok şehir efsanesine konuk oldu. İşte karşınızda, 7 madde ile ülkemizin yollarını arşınlayan ilk Türk arabası Anadol…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    türk arabası

    Anadol sanıldığının aksine ilk Türk arabası değil, seri üretimi Türkiye’de yapılan ilk arabadır. Otosan’da üretilen İlk Anadol modeli A1’in tasarımı İngiliz Ogle Design firmasından Tom Karen tarafından yapılmıştı. Türkiye’nin efsane arabası Anadol’un seri üretimine 1966 yılında başlandı, ilk Anadol sahibine 1967 yılında teslim edildi ve arabanın üretiminin son bulduğu 1984 yılına dek 87 bin adet Anadol üretildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türk arabası

    1965 yılında Anadol’un prototipi direksiyonunda İngiliz tecrübeli pilotlarla İngiltere’den yola çıktı ve sert kış koşullarında Alp Dağları’nı aşarak İstanbul’a vardı. Bu yolculuğun sadece 63 saatte tamamlandığı kayıtlara düşüldü. Bu, o dönem için büyük bir başarıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türk arabası

    Anadol’un ismi de, şanına yakışır bir şekilde tüketici araştırmasıyla belirlenmişti. Tüketiciler tarafından 16 bin farklı isim önerildi ve uzman bir kurul tarafından yapılan değerlendirme sonucunda bu efsane marka için “Anadol” ismi uygun görüldü. Anadol, “İşte, memleketimizin ileriye doğru hamlesinde, yıllardır gözlediği dönüm noktasına ulaştıran ilk Türk otomobili…” cümlesiyle sunuldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    türk arabası

    A1, üretilen ilk Anadol modeliydi. İlk olarak 3 adet mavi renkli Anadol üretildi ve bu arabalar Anadolu’nun yollarında teste tabi tutuldu. Test için 2500 km yol yapan A1, 26.800 TL’den satışa çıktı ve Anadol’un belki de en iyi tanınan modeli oldu. Renç Koçibey ve Demir Bükey, 1968 yılında Trakya Rallisi birinciliğini bu araba ile kazandılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türk arabası

    1970 yılında ise ilk kamyonet için çalışmalar başladı ve ülkemizde taşımacılığın direği olan P2 modeli 1971 yılında üretilmeye başladı. Bu modelin, A1’in fabrikada yük taşıyacak şekilde modifiye edilmesiyle ortaya çıktığı rivayet edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türk arabası

    1971 yılında piyasaya sürülen bir başka Anadol ise Türkiye’nin ilk dört kapılı arabası olan A2 modeliydi. A2’nin bir başka özelliği ise dünyada tüm kaportası fiberglastan yapılmış olan ilk otomobil olmasıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türk arabası

    Üretimi gibi tasarımı da ülkemizde yapılan ilk Anadol modeli ise, A4 STC 16 olarak tarihimizde yerini aldı. Bu spor modelin tasarımcısı Belçika’da eğitim alan Eralp Noyan’dı. Büyük ilgi gören STC 16 sadece 1973 ve 1975 yılları arasında üretildi.

  • 2022 MAKYAJ TRENDLERİ VE HİLELERİ

    Botoks, Fransız askısı, örümcek ağı estetiği derken karşımıza onlarca popüler estetik uygulama çıkıyor olsa da bunların birçoğunu basit makyaj hileleriyle de yapmak mümkün. Dudakları daha dolgun göstermenin yolları, gözlere daha çekik bir ifade vermek için tüyolar, simli farlarla yapılan festival makyajları, yüze kontür kalemleriyle şekil verme ve daha pek çok bilgi yazımızda sizi bekliyor. 2022’nin çok konuşulan makyaj trendlerinden ve hilelerinden birkaçını sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Fox eyes, son günlerin en popüler makyaj tekniklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Gözleri daha çekik gösteren ve “badem göz” şekline getiren bu makyaj tekniği için eyeliner’ın daha dikkat çekici bir versiyonu demek mümkün. Gözlerin daha büyük ve ön planda olduğu fox eyes makyajında genellikle toprak ya da krem tonları uygulanıyor olsa da istenilen her renkle yapmak mümkün. Farı göze uygulayıp hafifçe dağıtarak gölgeli bir duruş elde ettikten sonra kuyruklu bir eyeliner çizgisi ile fox eyes makyajı tamamlanabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dudakların ön planda olduğu makyaj, son yılların trendlerinden biri. Dudakları daha kalın ve dolgun göstermek için onlarca hile var. En bilinenlerinden biri, dudağın çevresini kahverengi kalemle çizdikten sonra içini daha açık tonda bir kalemle doldurmak ve üzerine parlatıcı uygulamaktır. Bir diğer hile ise dudağın üst kısmını krem rengi bir kalemle çerçeveleyip, parmak uçlarımızla dağıtmak ve üzerine ruj uygulamaktır. Dudağın üst çizgisine sürülen krem tonda kalem, dudakların çok daha kalkık görünmesini sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Simlerle yapılan glitter makyajı, popüler makyaj uygulamalarından biridir. Yalnızca göze değil tene ve dudağa da uygulanan bu makyaj trendi özellikle festival, konser ve doğum günü gibi etkinliklerde sıkça tercih ediliyor. Glitter farlar diğer ismiyle parıltılı jel farlar bir aydınlatıcı fırçasıyla yüze de rahatlıkla uygulanabiliyor böylece makyajın çok daha etkileyici olmasını sağlıyor. Glitter makyajını uygulamanın belirli bir kuralı ya da sınırı yok; yüzünüzün ön plana çıkarmak istediğiniz bölgesine glitter uygulayabilir ve ışık saçabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yüzü şekillendirmenin en kolay yollarından biri yüze kontür uygulamaktır. Koyu tonda bir kontürü önce elmacık kemiklerinizin altına, ardından çenenize ve burnunuza uygulayın. Koyu renkler, yüzünüze bir gölge katacak ve kusurlu yerleri örtecektir. Yüze uygulanan bu kontür uygulaması aynı zamanda yüzde “lifting” (gerdirme) etkisi de oluşturacaktır; yüz yukarı doğru daha kalkık, elmacık kemikleri çok daha orantılı, burun ise çok daha kusursuz görünecektir. Popüler bir lifting uygulaması daha var, ondan da bahsetmeden geçmeyelim. Şakaklara tutturulan ve saçın altına gizlenen askı / bantlarla yüz daha gergin görünebilir. Son aylarda sıkça karşımıza çıkan bu bantları piyasada bulmak çok kolay olmasa da estetik operasyona gerek kalmadan bu etkiyi sağlamak oldukça kolay.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kulağa ilginç geliyor olsa da bu sene çil yapmak çok moda. Eğer kendinden çilli bir cildiniz varsa şanslısınız, bu sene trend sizsiniz. Ancak çiliniz yoksa da sorun değil çünkü kalemle burun çevresine çil yapmak çok kolay. Ten renginize uygun seçeceğiniz bir kalem ile minik noktalar halinde yüzünüze çil yapabilir ve çok doğal bir görünüm sağlayabilirsiniz. Yapay çil yapmanın bir ilginç yolu daha var; kına! Hint kınasıyla yüze noktalar halinde yapılan çil, daha uzun ömürlü olacaktır. Ancak elbette bu durumda pek çok sağlık sorunu da gündeme gelebilir; yüzünüzde alerji oluşabilir ya da farklı sorunlar gündeme gelebilir. Bu nedenle yüze kınayla yapay çil yapmadan önce bir profesyonele danışmak çok daha doğru olacaktır.