Blog

  • Güneydoğu’nun Nevi Şahsına Münhasır Şehri

    Güneydoğu’nun Nevi Şahsına Münhasır Şehri

    “Çingene Kızı” isimli mozaik ülkemizin ve dünyanın kültürel mirasları arasında gösteriliyor. Bu eşsiz esere ev sahipliği yapan şehir ise Gaziantep… 2018 yılında mozaiğin eksik olan 12 parçası ABD’den getirilerek ait olduğu yerde sergilenmeye başlanmış, konu dünya gündemini uzun süre meşgul etmişti. Gelin, bu renkli şehri anlatmaya Çingene Kızı’nın da bulunduğu Zeugma Mozaik Müzesi’nden başlayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Zeugma Mozaik Müzesi, 2014 yılında Hatay Arkeoloji Müzesi açılana dek dünyanın en büyük mozaik müzesiydi. Burası Zeugma Antik Kenti’nden gelen mozaiklerin sergilendiği 2500 m2’lik bir alan ve Türkiye’nin yurt dışından turist çeken önemli mekânlarından biri. Meraklıları bilir ki 500 bin parçadan oluşan mozaikleri görmek, binlerce yıl önceye ait hikâyeleri mozaikler üzerinden okumak için dünyada gidilebilecek ilk adres Gaziantep’tir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bu şehir tam anlamıyla bir “müzeler şehri”. Medusa Arkeolojik Cam Eserler Müzesi’nden Şahinbey Savaş Müzesi’ne, Mutfak Müzesi’nden Oyun ve Oyuncak Müzesi’ne sahip olduklarını korumaya, biriktirmeye, sergilemeye, anlatmaya önem veren bir şehir… Kentin geçirdiği tarihsel dönemleri anlamak isteyenler Gaziantep Arkeoloji Müzesi’ne mutlaka uğramalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gaziantep antik değerleri kadar yakın tarihe uzanan eserleriyle de cezbeder. Osmanlı döneminden kalma camiler bunların başında gelir. Binlerce yıl önce inşa edilmiş Gaziantep Kalesi’nin batı tarafına 17. yüzyılda yapılan Şirvan Camii hem mimarisi hem de hikâyesi ile dikkat çeker. Rivayet o ki Şirvani Mehmet Efendi’nin yaptırdığı cami bir gün yıkılırsa, aynı yere yeniden inşa edecek hazine caminin temelinde gömülü dururmuş. İki şerefesi bulunan yapı “İki Şerefeli Camii” olarak da biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir veya iki katlı, geniş avlulu, taş işçiliğinin en güzel örneklerini sergileyen tarihi Antep evlerini görmek için özellikle Bey Mahallesi’ne gitmek gerekir. Evliya Çelebi’nin, “Şehrin her sokak başında kale gibi kapılar vardır. Her gece sokaklarında kandiller yanar.” diye anlattığı mahallede eskiden kentin zenginleri yaşarmış. Şimdilerde turistik mekânlara dönüştürülen yapılardan sivil mimarinin en güzel örnekleri yansıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tarihiyle, inşa ettikleriyle, merak ettikleriyle, yaratıcılığıyla öne çıkan nevi şahsına münhasır bir kent Gaziantep… 2010 yılında 5000 m2’lik bir alan üzerinde açtığı Gaziantep Gezegenevi ve Bilim Merkezi, sanal uzay yolculuklarına çıkarmak, gökyüzünün gerçek zamanlı görüntüsünü izletmek için ziyaretçi ağırlamayı sürdürüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Toprağından tarih fışkıran Gaziantep’te doğal göl ya da doğal orman bulunmuyor. Ama şehrin farklı noktalarına yapay göller, kızılçam ve meşe ağaçlarından müteşekkil yapay ormanlar oluşturmaktan geri durmamış bu şehrin insanları… Ufak bir tura çıktığınızda bile sık sık bir parkla karşılaşmanız da olasılık dâhilinde… Yeşilvadi Parkı, Botanik Bahçesi, 100. Yıl Parkı, Masal Parkı yoğun ilgi görenlerden bazıları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Gaziantep’teki bakır el işçiliğinin geçmişi yüzyıllar öncesine dayanıyor. Şehirde en iyi ve farklı bakır ürünlerini merkeze 15 dakika yürüme mesafesinde olan Bakırcılar Çarşısı’nda bulabilirsiniz. Çarşının 19. yüzyılda yapılmış onlarca dükkânında sadece bakır işleri de değil pek çok el sanatı ürünü eşya satışa sunuluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Gaziantep mutfağını anlatmaya değil maddeler kitaplar yetmez; ne de olsa gastronomi dalında UNESCO’nun Yaratıcı Şehirler Ağı’na dâhil ettiği bir memleketten söz ediyoruz. Yine de eğer oralardaysanız, yaratıcı mutfağındaki sayısız lezzetten beyran çorbasını içmeden, alinazik kebabını yemeden, baklavasıyla tatlanmadan dönmeyin diyebiliriz.

  • İsimleriyle Öne Çıkan 8 Konser ve Tiyatro Salonumuz

    İsimleriyle Öne Çıkan 8 Konser ve Tiyatro Salonumuz

    Mimarileriyle, sahnesinden gelip geçmiş kültür ve sanat insanlarıyla adından söz ettiren mekânların isimleri de başlı başına birer hikâye barındırır. Hele ki bu isimler ülkenin tarihinde öne çıkmış kişilerden ilham almışsa hikâyeleri daha da büyür, değerlenir. Bakın hangi değerimiz neredeki mekâna adını vermiş? İçlerinden 8 tanesini listemizde huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1904-1985 tarihleri arasında yaşamış ünlü bestecimiz Cemal Reşit Rey’in adı Harbiye’deki konser salonuna verilmiştir. 1989 yılında açılan Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda bugün en seçkin müzik konserleri dinleyicisiyle buluşuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Türk hekimi ve devlet adamı Lütfi Kırdar 1887-1961 yılları arasında yaşamıştır. Şişli’deki Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’na adı verilmiştir. Burada önemli sergiler, fuarlar aynı zamanda sosyal ve kültürel etkinlikler yapılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1866-1958 tarihleri arasında yaşamış Cemil Topuzlu, ülkemizde modern cerrahinin kurucusu olan bir hekim ve İstanbul’un da eski Belediye Başkanı. Harbiye’de Dolmabahçe Vadisi’ndeki inşası 1950’de tamamlanmış açıkhava tiyatrosuna ismi verilmiştir. İsminden de anlaşılacağı üzere burası bir tiyatro alanıyken günümüzde daha çok konserler için kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Haldun Taner, 1915-1986 tarihleri arasında yaşamış Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının başlıca yazarlarındandır. Öğretim üyesi, gazeteci, öykü ve tiyatro yazarıdır. Epik tiyatro ile kabare tiyatrosunun öncüsü olan usta yazar, Keşanlı Ali Destanı oyunu ile ismini dünya çapında duyurmuş ve İstanbul Şehir Tiyatroları’nın Kadıköy’deki sahnesine adı verilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tiyatrocu, oyuncu, yönetmen ve yapımcı olarak bilinen Muhsin Ertuğrul 1892-1979 tarihleri arasında yaşamıştır. İstanbul Şehir Tiyatroları’nın Harbiye’de bulunan sahnesine adı verilmiştir. Burası yakın geçmişte restore edilmiş ve teknolojik anlamda bütün detaylarıyla tamamlanarak tekrardan izleyicisiyle buluşmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Reşat Nuri Güntekin 1889-1956 tarihleri arasında yaşamış, Cumhuriyet dönemi edebiyatında çok önemli yeri olan Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi eserlere imza atmıştır. Roman, öykü ve oyun yazarı olan Reşat Nuri’nin adı Fatih’te bulunan tiyatro sahnesine verilmiştir. Sahnenin kuruluşu ise 1960 yılında Muhsin Ertuğrul tarafından gerçekleşmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Musahipzade Celal, II. Meşrutiyet döneminde yetişmiş ve sadece tiyatro odaklı eser veren iki önemli yazarımızdan biridir. 1868-1959 tarihleri arasında yaşamış ustanın 20’den fazla eseri mevcuttur. Üsküdar’da 1960’tan bu yana mevcut olan tiyatro sahnesine adı verilmiştir ve burası günümüzde de faaliyetlerine devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    1916-1991 tarihleri arasında yaşamış, anayasa hukuku profesörü ve siyaset bilimcisi Tarık Zafer Tunaya’nın adı Beyoğlu’nda bulunan kültür merkezine verilmiştir. 1993 yılından bu yana İstanbul’da hizmet veren kültür merkezinde ağırlıklı düzeyde konferans, sergi, sinema gösterimlerinin yanı sıra tiyatro ve sahne alanlarında da kurslar düzenlemektedir.

  • 7 Madde ile Avrupa Şampiyonu Olan Milli Takımımız ve Ampute Futbol

    7 Madde ile Avrupa Şampiyonu Olan Milli Takımımız ve Ampute Futbol

    “Ampute futbol nedir?” sorusu eğer Arena’da oynanan final maçından önce sorulsaydı, muhtemelen büyük kısmımız uzun bir süre duraksardı. Ama 9 Ekim 2017 günü İngiltere’yi mağlup ederek Avrupa Şampiyonu olan Milli Ampute Futbol Takımımız sayesinde artık çoğumuz bu spordan haberdarız. Henüz yeni tanıştığımız için detaylarına hâkim değilsek de hepimiz, hem futbolcularımızı hem de önümüzdeki günlerde daha sık duyacağımız “ampute futbol”u tanımaya hevesliyiz. Şampiyonlarımızı ve bu sporu size biraz daha yakınlaştırmak için 7 maddelik bir liste derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ampute futbol, sporcuların “kanadyen” denilen koltuk değneklerini kullanarak oynadıkları bir futbol türü… İngiltere bu spor türünü İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ilk kez ortaya çıkardığında gazileri rehabilite etmeyi amaçlamış. Spor, yıllar içinde dünyaya yayılmış, ülkelerde ligleri, federasyonları kurularak sistematiği belirlenmiş. 1998’den beri de Avrupa ve Dünya Şampiyonaları düzenleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’de ise Ampute Futbol Takımı ilk olarak 2003 yılında, Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon Merkezi Engelliler Spor Kulübü bünyesinde çalışmalarına başladı. Daha sonra Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu 2004 yılında bu sporu faaliyet programına aldı. Önceleri sadece gazilerden oluşan takıma sonraları siviller de dâhil oldu. 2009’da Süper Lig ve 2012’de 1. Lig kuruldu ve ilk etapta birkaç takımla başlayan Lig’de bugün 27 takım futbol oynuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    avrupa ampute futbol şampiyonası

    Ampute futbolun kuralları biraz daha farklı. Örneğin bir takımda kaleci ile birlikte yedi kişi bulunuyor. 25’er dakikadan iki devre oynanıyor ve devre arası 10 dakika… Sınırsız oyuncu değişikliği yapılabiliyor, müsabaka sırasında çıkan oyuncu tekrar oyuna girebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    avrupa ampute futbol şampiyonası

    Ampute futbolun ülkemizde dikkatleri çekmesi, İstanbul Arena’da oynanan final maçıyla ve takımımızın finale kadar tek gol yemeyen İngiltere’yi 2-1 mağlup etmesiyle mümkün oldu. Oysa Milli Takımımız 2005 yılından bu yana birçok uluslararası başarıya imza atmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    avrupa ampute futbol şampiyonası

    Final maçı sonrası takımın ilk sivil ve en genç oyuncusu Barış Telli en çok konuşulan isim oldu. Milli Takımımız, Avrupa Şampiyonluğu’nu kazandığında sergilediği sevinç gösterileriyle dünyanın spor gündemine oturdu. Barış, Beden Eğitimi Öğretmenliği bölümünü bitirmişti. Çocukluğundan beri şampiyonluğa oynadığı bir maçın hayalini kurduğunu, “Kurduğum hayalleri öylesine yaşıyor, o duyguya öylesine giriyordum ki, dakikalarca ağlıyordum!” sözleriyle açıkladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    avrupa ampute futbol şampiyonası

    Takımın kaptanı Osman Çakmak’ın bir “gazi” olduğunu da bu şampiyonluk sonrasında öğrenildi. Feyyaz Gözaçık, Alican Kuruyamaç, Muhammet Yeğen, Rahmi Özcan, Serkan Dereli, Fatih Şentürk, Fatih Karakuş, Selim Karadağ, Kemal Güleş, Ömer Güleryüz, Mehmet Yunsur; hepsi birlikte, engelli engelsiz hepimize birer başarı hikâyesi ve bir şampiyonluk hediye ettiler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    avrupa ampute futbol şampiyonası

    Başarılarıyla göğsümüzü kabartan Milli Ampute Futbol Takımımız 2018 yılında ise Avrupa Şampiyonu olarak ülkemizi Meksika’daki Dünya Şampiyonası’nda temsil edecek.

  • Bodrum’un Kendisi Kadar Ünlü 7 Mahallesi

    Bodrum’un Kendisi Kadar Ünlü 7 Mahallesi

    Bodrum, sadece bizlerin değil dünyanın rağbet ettiği bir tatil cenneti… Yabancı turistlerin de karış karış bilecek kadar ilgi gösterdiği ilçenin mahalleleri de en az kendisi kadar popüler. Her birinin ayrı bir ambiyansı, her birinin ayrı müdavimleri var. Muğla’nın 13 ilçesinden biri olan Bodrum’un, antik çağdaki adıyla Halikarnas’ın en bilinen 7 mahallesini sizin için listeliyoruz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    En güzel marinalara sahiplik yapan Yalıkavak, sahildeki ve tepelerindeki yel değirmenleriyle ünlüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Türkbükü ya da Göltürkbükü, yeşil alanların çokluğu ve eğlence hayatının yoğunluğuyla dikkat çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Balığını yemeden dönmemeniz gereken yerlerden biri, eşsiz günbatımları sunan Turgutreis’tir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bodrum’un mandalina bahçeleri kadar tarihi dokusu da yoğun mahallesi Gündoğan’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gümüşlük’teki tatilinizi Klasik Müzik Festivali’ne denk getirmenizi öneririz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Merkeze 3 km. uzaklıktaki Gümbet’te kalırsanız, Bodrum Kalesi’ne de birkaç dakikada ulaşabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bodrum’un güneyindeki en berrak sahiller, özellikle sörfçülerin rağbet ettiği Akyarlar’dadır.

  • Gününüze Keyif Katacak 8 Türk Kahvesi Çeşidi

    Gününüze Keyif Katacak 8 Türk Kahvesi Çeşidi

    40 yıl hatırlanmak için bir fincan kahve ikram etmenin yeterli olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Sadece hatırlanmak istediğinizde değil, gününüzü keyiflendirecek dakikalar yaşamak için de bir fincan Türk kahvesinden daha ideali yoktur. Farklı bölgelerin farklı tat ve sunumlarla ele aldığı, koyu ve samimi muhabbetlerin eşlikçisi Türk kahvesi çeşitlerini bulacaksınız bu listemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Menengiç kahvesi, özellikle Siirt ve Mardin’de yetişen menengiç isimli bitkinin meyvelerinden yapılıyor. Olgunlaştıkça kırmızıdan yeşile dönen meyveler toplanıp kurutulduktan sonra kavruluyor ve içimi yumuşak menengiç kahvesi olarak önümüze geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ege Bölgesi’nde en hasını içebileceğiniz dibek kahvesinin farkı öğütülme biçiminden geliyor. İçi oyuk taş havanlarda, yani dibeklerde dövülerek elde edilen kahve yoğun kıvamlı olmasına rağmen oldukça yumuşak içimli…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türk kahvesi çeşitleri

    Kahve kokusunun damla sakızı kokusuyla yarıştığı aromalı bir çeşittir. Bildiğiniz gibi damla sakızı, sakız ağacının gövdesinde bulunan reçinenin güneşte kurutulmasıyla elde edilen ve kullanım alanı oldukça geniş bir lezzettir. En çok yakıştığı yerlerden biri de şüphesiz ki Türk kahvesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Güneydoğu Anadolu’ya özgü mırra, klasik Türk kahvesi çekirdeklerinin özel kahve güğümlerinde birkaç defa demlenmesiyle elde ediliyor. Kulpsuz fincanlara birkaç yudumluk koyulan kahve oldukça sert ve acı… Zaten mırra adı da Arapçada “acı” anlamına gelen “murr” kökünden geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Türk kahvesinin üstüne iki-üç çay kaşığı kaymak konularak yapılan Tatar kahvesinin diğer çok önemli farkı ise sunumu… Bu kahve mutlaka yemekten önce ve kahve fincanlarından büyükçe olan “tostakay” isimli fincanda servis edilmeli…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Süvari kahvesi Ege Bölgesi’nde de içilmekle birlikte özellikle Adana ve Mersin’de tercih edilir. İnce belli çay bardaklarında servis edilen kavrulmuş kahve oldukça koyu ve serttir. Adana’daki diğer adı ise “gar kahvesi”dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kahve çekirdeğinin çifte kavrulmasıyla elde edilen Hatay kahvesi de yoğun ve sert içimlidir. Kokusunu birkaç sokak öteden bile duyabileceğiniz bu kahvenin en iyisini elbette Hatay’a gittiğinizde içebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Manisa’ya özgü kahvelerden cilveli kahve sadece görüntüsüyle insanın keyfini yerine getirmeye yetiyor. Köpüğün üstüne öğütülmüş badem konulan cilveli kahve bir tatlı kaşığı ile servis ediliyor. Bademlerin dibe çökmeme nedeni ise çifte kavrulmuş kahve çekirdeği…

  • 8 Madde İle Türkiye Turizminin Hem Gözde Hem Saklı Köşelerinden Denizli

    8 Madde İle Türkiye Turizminin Hem Gözde Hem Saklı Köşelerinden Denizli

    Kuzeyi Ege’de güneyi Akdeniz bölgesinde kalan Denizli’nin adının nereden geldiği hakkında çeşitli rivayetler var ama en çok kabul göreni eski Türkçedeki “tengiz” yani “deniz” kelimesinden doğru geldiği yönünde… Tarımıyla, sanayisiyle gelişmiş bir şehir olan Denizli, antik kentleri, müzeleri, her yıl düzenlenen farklı festivalleri, tiyatroları, parkları ve bahçeleri ile de tarihsel ve kültürel yönünü konuşturur. Şehrin öne çıkanlarını 8 maddelik listemizden okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    denizli teleferik

    Denizli çok eski bir yerleşim… Ve ilk yerleşim yeri de Kaleiçi… Şehir merkezine çok yakın bir noktada cıvıl cıvıl tarihi bir arasta olan Kaleiçi, buralara kadar geldiğinizde mutlaka birkaç saatinizi ayırmanız gereken yerler arasındadır. Ama bir Denizli gezisinin olmazsa olmazı teleferikle yapılan o kısa seyahattir. Böylece Denizli’yi sadece kuş bakışı izlemekle kalmaz, yaylalarına da çıkabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Denizli’ye gidenlerin çektirdiği hatıra fotoğraflarının mutlaka bir tanesinde fonda en kabarmış haliyle duran bir horoz görülür. Çünkü farklı noktalara heykeli dikilecek kadar şehrin simgesi haline gelen bir canlıdır horoz… Denizli’de resmî kurumlar dâhil birçok kuruluşun logosunda da horoz figürüyle karşılaşmak çok olağandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yaşadığımız gezegende Denizli’den başka bir yerde göremeyeceğiniz doğa oluşumu ise Pamukkale’deki travertenlerdir. Uzunluğu 2700 metre, yüksekliği 160 metre olan Pamukkale, elbette UNESCO Dünya Kültürel Miras Listesi’nde yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    denizli

    Hikâyesi Antik Çağ’a kadar uzanan Denizli’de, o dönemlerden günümüze ulaşan çok sayıda kalıntı vardır ve meraklıları için bu açıdan sürprizlerle dolu bir yerdir. Leodikeia Antik Kenti, Anaua Antik Kenti, Tripolis Antik Kenti, Sebastopolis, Trapezopolis, Attuda… Pamukkale travertenlerinin tepesinde yer alan Hierapolis Antik Kenti ise tiyatrosu, havuzu, müzesi ile en çok ilgi görenler arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Denizli denince akla gelenlerden biri de termal turizmdir. Yaz-kış kaynağından çıkan 58 derecelik suyu ile Karahayıt, dünya ülkelerinden şifa arayan insanları kendine çekmektedir. Karahayıt’taki kırmızı su ve termal çamurdan faydalanmak isteyenler için civardaki termal oteller yaşamlarındaki özel adreslere karşılık geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    “Batı Anadolu’da köy yiğidi” anlamına gelen “efe”lerin başta gelen memleketlerinden biri de Denizli’dir ve zeybek dansının en güzel versiyonları Denizli’de icra edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Denizli’nin Türkiye’nin en büyük 10 ekonomisi arasında yer alması biraz da tekstil ürünleri sayesindedir. Örneğin, Buldan ilçesinde dokunan buldan bezinin tarihinde Yıldırım Beyazıt’ın kızına gelinlik, Barbaros Hayrettin’e şal, Genç Osman’a gömlek olmak vardır. Seyyahların bile eserlerinde yer verdiği buldan kumaşı Denizli’nin alametifarikalarındandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ege ve Akdeniz arasında köprü gibi duran Denizli’nin mutfağında elbette bu bölgelere özgü ot yemeklerini bulabilirsiniz. Arapsaçından çaput aşına, keşkekten gındıra çorbasına… Ama yine de Denizli’ye gelen turistlerin yemeden geçmediği lezzetlerin başında kebap geliyor! Tandır, Denizli ya da patlıcan kebabı en çok tercih edilenler arasında.

  • BARIŞ MANÇO’NUN SAHNE VE GÜNLÜK STİLİ

    Bugün, Barış Manço’nun doğum gününde, yalnızca bir sanatçıyı değil; sahneye taşıdığı özgün çizgiyi, kendi dünyasını stiller üzerinden kuran bir anlatıcıyı hatırlıyoruz. Yazımızda Barış Manço stilinin temel unsurlarını bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yüzükleri ve Aksesuarları” title_font_size=”13″]

    Barış Manço’nun parmaklarını dolduran büyük ve gösterişli yüzükler yalnızca sahne ışıltısı için değildi; Manço gündelik yaşamında da onları takardı. Bu aksesuarlar, onun için kişisel bir değer taşırdı. Hatta evinde yüzüklerini, notlarını ve özel eşyalarını sakladığı kilitli dolaplar için kendi geliştirdiği ilginç bir düzen bile vardı. Dolaplar birbirine bağlanmış gibiydi: Birinin anahtarı başka birinin içinde bulunur, tüm dolaplara erişmek âdeta küçük bir bulmacayı çözmeyi gerektirirdi. Bugün hâlâ birçok parmağında yüzük taşıyan birini gördüğümüzde “Barış Manço gibi” dememiz boşuna değil. Çünkü o, başparmağı da dâhil parmaklarını süsleyen yüzüklerini neredeyse hiç çıkarmayarak kendine özgü bir imza bıraktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kostümleri ve Sahne Kıyafetleri” title_font_size=”13″]

    Barış Manço’nun sahne kostümleri yalnızca bir kıyafet değil, âdeta bir hikâyeyi sahneye taşıyan araçtı. Parlak kumaşlar, kaftanlar, geniş yakalar, uzun pelerinler ve metalik detaylar; sahne enerjisini destekleyen bilinçli tercihlerdi. Kostümlerin büyük bir kısmı Manço’nun kendi çizimlerinden yola çıkarak tasarlanır; ardından stilistler ve terzilerle birlikte geliştirilip dikilirdi. Kostümlerde dönem ruhu, Anadolu motifleri ve teatral duruş her zaman bir arada bulunurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saçı ve Bıyığı” title_font_size=”13″]

    Uzun saçları ve karakteristik bıyığı, Barış Manço’nun en tanınan imzasıydı. Bu görünüm yıllar boyunca değişmedi ve onu hemen fark edilir kıldı. Askerlik döneminde saçları kesildiğinde, sahneye kesilmiş saçlarından yaptırdığı perukla çıkması, stilinin dikkat çeken örneklerinden biriydi. Bıyığının hikâyesi ise 1967’de Hollanda’da geçirdiği ağır trafik kazasına dayanıyordu. Kaşından çenesine uzanan derin kesikleri gizlemek için bıyık bıraktığını, “Şimdi bıyığımı kessem bütün izler altından çıkar.” sözleriyle anlatmıştı. Bıyık aşağı doğru uzadıkça saçını da aynı oranda uzattı; zamanla bu görünüm klasik takım elbiseyle uyumsuz hâle geldi. Böylece uzun saçları, sarkan bıyığı ve püsküllü kıyafetleriyle tamamlanan kendine özgü bir stil çizgisi ortaya çıktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çizmeleri” title_font_size=”13″]

    Barış Manço’nun giyimde en çok önem verdiği parçalardan biri özel yaptırdığı çizmelerdi. Benimsediği uzun, renkli, motifli, tokalı ve çoğu zaman kovboy tarzını andıran modeller, sahnedeki duruşunun doğal bir uzantısı hâline geldi. Kliplerde, konserlerde ve televizyon programlarında sıkça görülen bu ayakkabılar, Manço’nun hem rahatlık arayışını hem de kendine özgü stil çizgisini yansıtırdı. Özellikle 1988-1998 yılları arasında gezdiği ülkelerden etkilenerek giydiği etnik, renkli ve farklı kültürleri harmanlayan kıyafetlerle birleştiğinde, bu ayakkabılar Manço’nun sahne görünümünün ayrılmaz bir parçasına dönüşüyordu.

  • 7 Metropol Kuşu

    7 Metropol Kuşu

    Onlar insanlardan ne kadar hoşnut bilinmez ama biz onların varlıklarıyla doğanın birer parçası olduğumuzu her an hatırımızda tutuyor, onlar sayesinde şehirdeki hayatımızın en renkli, en zengin hallerini yaşıyoruz. İşte, şahsına münhasır karakterleriyle şehir hayatının kanatlı sakinleri!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Martı” title_font_size=”13″]

    Martı denince akla İstanbul ve Boğaz gelir, öyle ki Boğaz’la bütünleşen vapurların renklerini bile martıdan aldığı rivayet edilir. Zaman zaman asabileşebilen bu kuşlarla aramızda mesafeli bir yakınlık vardır. Ama yine de memleketten bir süre ayrı kalanlar için vapurların peşine takılan martılara duyulan özlem bir başkadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Serçe” title_font_size=”13″]

    Minicik gövdeleri ile yakınımıza kadar sokulmaktan çekinmeyen serçeleri tek bir tür zannetmeyin, küçük dostlarımızın yaklaşık 50 türü bulunuyor. Şehir hayatında yalnız yaşayan serçeler olabildiği gibi sürüler halinde de yaşıyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karga” title_font_size=”13″]

    “Karga karga gak dedi. Çık şu dala bak dedi.” şarkısıyla çocuk yaşta tanıdığımız ama uzaktan uzağa süren ilişkimizde itaatkâr bir saygı duyduğumuz kargaların sesleri insanlar arasında zaman zaman eleştirilir. Peki siz, kargaların çok zeki olduğunu, çok iyi taklit yapabildiklerini ve 100 kelimeye kadar öğrenebildiklerini biliyor muydunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kumru” title_font_size=”13″]

    Biz insanlar, çiftler halinde bahçelerde, korularda yaşayan kumrulara o kadar özeniriz ki iyi anlaşan bir çift gördüğümüzde “kumrular gibi” deriz. 40 milyon yıldır dünyanın sakini olan kumrular aslında insanların olduğu yerde yaşamaya sonradan alışmışlar. Şu bilgiyi de aklınızda tutmanız için paylaşmak isteriz: Kumrular tuz seven canlılardır ve bu minerale ihtiyaçları da vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güvercin” title_font_size=”13″]

    Osmanlı zamanında hemen her yerde görülebilen kuş evlerinin esas sakinleri güvercinlerdi. Cami avlularında, büyük meydanlarda insanlarla o kadar içe içe yaşarlar ki hangisi şehrin yerlisi ayırt etmekte zorlanırsınız. Göz göze geldiğimizi hissedebilecek kadar yakınlaşabildiğimiz dostlarımızdır güvercinler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Leylek” title_font_size=”13″]

    Kimi çocuklar sahip olduğu eve ve aileye leylekler ile geldiğini düşünerek kimileri de masallarda evlerin bacalarına yuva yapmış hallerini dinleyerek sevdi bu kırmızı gagalı uzun bacaklı canlıları… Bu tanıdık kuşlar o kadar çok yolculuk yaparlar ki bu halleriyle “leyleği havada görmek” tabirini hayatımıza sokmuşlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sığırcık” title_font_size=”13″]

    Dünyanın her yerinde görebileceğiniz sığırcık kuşlarının serçeden biraz büyükçe benekli görüntüleri o kadar sevimlidir ki camınızın önünde sabahın erken saatlerinden başlayarak bütün gün hiç susmayışlarını dert bile etmezsiniz. Parklarda, bahçelerde 50-60 çift halinde yuva yapıp sürüleriyle gezerler. Açık mavi renkteki yumurtaları ise başlı başına sevilme nedenidir.

  • Ülkenin Doğu Ucundaki

    Ülkenin Doğu Ucundaki

    Ağrı’nın rakımı tam 1640 metre ve bu haliyle ülkenin de en yüksek 6’ıncı ili. Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki ilimizin komşuları ise oldukça yoğun; onlar Kars, Erzurum, Muş, Bitlis, Van, Iğdır ve İran.  Kış aylarındaki soğuk havasıyla ünlü şehrin tarihi ve doğal güzelliklerini gitmeden de görebilmek için lütfen sayfayı aşağı kaydırın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Marco Polo’nun “Hiçbir zaman çıkılamayacak bir dağ” sözüyle tanımladığı, tepesi yaz-kış karla örtülü Ağrı Dağı 5.137 metrelik rakımıyla ülkemizin en yüksek dağı. Büyük bir kısmı Iğdır ilinde bulunan dağın aslında iki zirvesi bulunuyor. Az önce rakamını verdiğimiz zirve Büyük Ağrı’ya ait iken Küçük Ağrı Dağı’nın zirvesi 3.898 metre. Dağın zirvesine ilk tırmanış ise Alman gezgin Friedrich Parrot tarafından 1829 yılında yapılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kutsal kitaplarda hikâyesi anlatılan Mezopotamya’da gerçekleştiğine inanılan tufanda Nuh’un gemisinin sular çekildikten sonra Ağrı’da Doğubayazıt’ta kaldığı düşünülmekte. Bunun en büyük ispatı  bölgede bulunan ve bir geminin üstüne oturduğu izlenimini veren devasa çöküntüdür. Havadan ilk kez Ara Güler tarafından fotoğrafları çekilen, toprak kalıntıları üzerine bilimsel araştırmalar yapılan bu iz Ağrı için büyük bir turizm potansiyeli olarak görülüyor. Hatta bu nedenle bölgeye Büyük Tufan ve Nuh’un Gemisi Müzesi’nin yapılması bile planlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yüksek bir tepede 7.600 m2’lik alana kurulmuş devasa bir yapı İshak Paşa Sarayı. Yapımına 1685’te başlanıp 1784’te tamamlanmış, yani tam 99 yılda inşa edilebilmiş. Çıldıroğulları’ndan II. İshak Paşa döneminde tamamlandığı için de bu adı almış. İki avlulu sarayın mimarisinde farklı medeniyetlerin motiflerinden izler görülse de ağırlıkla Selçuklu mimarisini yansıtıyor. Isıtma yöntemi olarak kalorifer sisteminin ilk örneğinin de künkler aracılığıyla bu sarayda verildiği bilinmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İshak Paşa Sarayı’na 500 metre mesafede bulunan Ahmed-i Hani Türbesi de şehrin en çok ziyaretçi ağırlayan mekânı. Hakkâri’de doğup Ağrı sınırları içinde hayatını kaybeden 17. yüzyılın ünlü âlimi Ahmed-i Hani bir tarihçi, düşünür, şair ve edebiyatçıydı. Türbenin bulunduğu alanda inşa edilen Eski Doğubayazıt Evi’nde de Ahmed-i Hani ve bölgenin binlerce yıllık tarihinden izler görülebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    bayezid kalesi

    Şehrin önemli adreslerinden bir diğeri de yine Doğubayazıt ilçesinde yer alan Urartu Kalesi. Rivayete göre bu ilçenin eski adı Daryunk imiş. Saldırılardan korumak için Urartu Kalesi’ni 1374 yılında restore ettiren Sultan Bayezid’i bölge halkı o kadar sevmiş ki vefatının ardından kalenin adını Bayezid Kalesi olarak değiştirmiş. Urartu Kaya Mezarları ile antik kalıntıların bulunduğu kale sarp kayalıkların üstündeki konumuyla fantastik bir görüntü sergiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    “Doğubayazıt’ın 35 km. doğusunda çapı 35, derinliği 60 metreyi bulan bir çöküntü Meteor Çukuru ismiyle anılıyor. Bu ismi almasının nedeni 19. yüzyıl sonlarında bölgeye meteor düştüğüne ve çukurun da bu yüzden oluştuğuna inanılması. Hatta “Alaska’daki meteor çukurundan sonra ikinci büyük meteor çukuru” olduğu iddiası şehir tanıtımlarında en çok karşılaşılan bilgiler arasında. Fakat uzmanlar tarafından çukurun karstik erime sonucu oluşan bir obruk olduğu düşünülüyor. Oluşum nedeni ne olursa olsun bu fantastik çukurun Ağrı’ya gelen turistler tarafından büyük ilgi gördüğü bir gerçek.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    selekeli yemeği, keledoş

    Ağrı’nın zengin mutfak kültürü ise başlı başına bir konu ve bu kültürde et yemekleri başı çekiyor. Etin tokmakla dövülerek yapıldığı “abdigor köftesi”; etin oğlak derisinin içinde gosteberg otuyla toprak altında pişirildiği “gösteberg et”; saçta kavrulan etin sarımsaklı yoğurtla soslandığı “selekeli yemeği”; nohut, buğday ve yeşil mercimeğin kavurmalık etle muhallebi kıvamına gelene kadar kaynatıldığı “keledoş” Ağrı’da yiyebileceğiniz en özel ve zahmetli yemekler.

  • BEYOĞLU: ÜLKE GİBİ BİR İLÇE

    BEYOĞLU: ÜLKE GİBİ BİR İLÇE

    Dünyanın en büyük metropollerinden İstanbul’un en gözde ilçelerinden Beyoğlu… Güneyi ve batısı Haliç, doğusu Beşiktaş ve İstanbul Boğazı, kuzeyi Şişli ve Kâğıthane. Yaklaşık 225 bin nüfusa sahip olup da her gün 1 milyon kişinin ziyaret ettiği en turistik yerlerden biri. “Beyoğlu’nda gezersin gözlerini süzersin” şarkısını çok sevsek de biliyoruz ki bu semt gözlerinizi bile kırpmadan bakmak isteyeceğiniz güzelliklerle dolu. Bir sayfaya sığdırması imkânsız ama akıllarda iz bırakacak bir özet sunmak mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Adını Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlundan alan ve Boğaz’ı en güzel yerden seyreden Cihangir; sanat galerilerinin, tasarım butiklerinin ve kafelerin kuşattığı Tomtom Mahallesi; arkadaşlarla toplanmanın Beyoğlu’ndaki en güzel adresi Asmalı Mescit; antikacı dükkanlarıyla Firuzağa; Haliç Kongre Merkezi’yle dünyaya açılan Sütlüce Mahallesi ve diğerleri… Anlayacağınız İstanbul’un göbeğindeki Beyoğlu tam 45 mahalleden oluşan kocaman bir ilçe.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Peki Beyoğlu denince sizin aklınıza gelen ilk yer neresi? Galiba cevabı hepimiz biliyoruz… Onlarca kere gitmiş olsanız da her seferinde yeni şeyler keşfedebileceğiniz sokakları, hikâyeleriyle ünlü yüzyıllık apartmanları, tarihten izler taşıyan pasajları, cadde boyunca bir aşağı bir yukarı hareket eden nostaljik tramvayı ile İstiklal Caddesi tabii ki… İlla ki bir yerlerden duymuşsunuzdur, İstiklal Caddesi ve Pera civarı çok önceleri insanların şapkaları, kravatları, topuklu ayakkabıları, yani en şık kıyafetleriyle gittiği bir yermiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İstiklal Caddesi’nin bittiği noktadan aldığı yolcularını 90 saniyede Karaköy’e ya da Karaköy’den İstiklal’e taşıyan dünyanın en eski ikinci metrosu Tünel de Beyoğlu’nda bulunuyor. İstanbul’da yaşayan Fransız mühendis Eugene Henri Gavand’ın Sultan Abdülaziz’e sunduğu ve ilk defa 1874’te faaliyete geçen asansörlü demiryolu projesinin zamanla modernleşmiş hali olan Tünel, günümüzde şehrin en turistik taşıma araçlarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sadece ilçenin değil şehrin simgesi olmuş eserler barındırır Beyoğlu. Yanına kadar gitmeseniz bile her deniz yolculuğunda selamlaştığınız Galata Kulesi örneğin. İlk olarak Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 507 yılında yapılıp 1348’te Cenevizliler tarafından yeniden inşa edilen yapı tarihte fener kulesi, yangın kulesi, zindan gibi amaçlarla kullanılmış. Şimdiyse dileyen herkese kapılarını açan ve tepesine kadar çıkanlara muhteşem Boğaz seyri yaşatan tarihi bir eser.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mehmet Akif Ersoy’un son dönemlerini yaşadığı Mısır Apartmanı… Zamanında 24 dükkânı 12 dairesi ile nezih bir hizmet veren Çiçek Pasajı… Polisiye edebiyatın ünlü ismi Agatha Christie’nin Doğu Ekspresi’nde Cinayet romanını 411 numaralı odasında yazmaya başladığı söylenen Pera Palas… İsveç Sarayı, Hollanda Sarayı, Fransız Sarayı olarak da adlandırılan konsolosluk binaları… Bunlar da Galata Kulesi kadar simgesel olmasa da tarihi önemi olan ve mimari açıdan gösterişli yapılardan sadece birkaçı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Beyoğlu’nun ünlü olmayan bir yanı yok desek yeridir, yokuşları da buna dâhil. Kazancı Yokuşu, Kumbaracı Yokuşu, Akarca Yokuşu, Kadirler Yokuşu, Alçakdam Yokuşu ve diğerleri… Bazı yokuşlar da kolay inip çıkmayı sağlayacak merdivenleriyle ünlü ve bunların başında Kamondo Merdivenleri geliyor. 1850’lerde hayırsever Abraham Saloman Kamondo anısına yapılan merdivenleri bugün Beyoğlu hatırası bir fotoğraf çektirmek isteyenler özellikle tercih ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bu semt aynı zamanda yüzyıllardır içinde yaşattığı ibadethanelerle dünyanın en kozmopolit yerlerinden biri. Giulio Mongeri tarafından 1900’lerin başında yapılan ve kırmızı duvarlarıyla dikkat çeken Aziz Antuan Katolik Kilisesi, Sultan Abdülmecit’in izniyle İngilizler tarafından yaptırılan Kırım Kilisesi, tarihsel arşiviyle müze niteliği de olan yemyeşil bahçe içindeki Galata Mevlevihanesi ve 1596 yılında ibadete açılan İstiklal Caddesi üzerindeki Hüseyin Ağa Camii bir çırpıda sayabileceklerimiz.