Blog

  • BAŞKENTLER SERİSİ: BERLİN

    12

    Almanya’nın başkenti ve en büyük şehri olan Berlin, aynı zamanda ülkenin en önemli eyaletlerinden biridir. Kuzey Almanya’da konumlanan bu kozmopolit başkent, tüm dünyanın “Utanç Duvarı” olarak bildiği Berlin Duvarı’nın da bulunduğu bölgedir. Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla Doğu Berlin ve Batı Berlin birleşmiş ve hızla gelişerek kültür ve sanatın kenti hâline gelmiştir. Farklı kültürlere ve dinî inançlara sahip insanları hoşgörüyle kucaklayan kentte bu farklılığın oluşturduğu avantajlar; kültürel, sanatsal ve politik alanlarda kendini göstermektedir. Birçok bakımdan zengin bir kültüre, doğaya ve mimariye sahip Berlin’in tarihçesini ve en ikonik yerlerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Berlin’in Tarihçesi” title_font_size=”13″]

    Kentin ortasında bulunan Spree Nehri’nin kıyısında konumlanan kent, 13. yüzyılda balıkçıların yaşadığı sakin bir yerleşim yeri iken; 18. yüzyılda Prusya’nın, 19. yüzyılda ise Alman İmparatorluğu’nun başkenti olarak gittikçe önemli bir yerleşim yerine dönüşmüştür. 1933’te Nazi Almanyası’nın da başkenti olan Berlin, II. Dünya Savaşı’nda neredeyse tamamen yıkılmış; Doğu ve Batı Berlin olarak ikiye ayrılmıştır. 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından 1990’da birleşerek, Alman Federal Cumhuriyeti ismini almış, başkentini de Berlin olarak ilan etmiştir. 2021 yılındaki verilere göre kentte 3.655 milyon kişi yaşamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Brandenburg Kapısı” title_font_size=”13″]

    Berlin’in en önemli tarihî mekânlarının başında gelen Brandenburger Tor, özgür ve birleşik Berlin’in sembolü niteliğindedir. Doğu ve Batı ayrılığının sembolü olan yapı, birleşmeden önce Doğu Berlin sınırlarında yer almaktaydı. 12 adet sütundan oluşan yapının altı giriş, altı tane de çıkış kapısı bulunuyor. 18. yüzyılda Prusya Dönemi’nde inşa edilen kapının büyük bir kısmı II. Dünya Savaşı’nda zarar görmüş, ilerleyen yıllarda yeniden restore edilerek kentin en önemli sembolik yapılarından birine dönüştürülmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Müzeler Adası ” title_font_size=”13″]

    Sanatseverlerin gözde şehri Berlin’de bulunan Müzeler Adası, Spree Nehri üzerine kurulu, bir kilometrelik alana yayılmış müze alanındadır. Yaklaşık her sene üç milyon ziyaretçiyi ağırlayan Müzeler Adası, 1999’dan beri UNESCO Dünya Miraslar Listesi’ne girmiştir. Almanya’nın birleşmesinden sonra doğu ve batıya dağılmış eserlerin toplandığı adada dünyanın en önemli arkeolojik ve çağdaş sanat eserleri sergilenmektedir. Ada ziyaretçileri Berlin Katedrali’nin yanı sıra Bode, Pergamon, Neues, Alte Nationalgalerie ve Altes gibi Almanya’nın en önemli müzeleri bir arada görebilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Berlin Katedrali ” title_font_size=”13″]

    Müzeler Adası’nda bulunan, Berlin’in en eski ve görkemli yapılarından olan, Almanca ismiyle Berliner Dom, 18. yüzyılda Johann Boumann tarafından barok tarzda tasarlanmış, 1822’de neoklasik tarzda restore edilmiş, 1894’te Alman İmparatoru II. Wilhelm’in emriyle tamamen yıkılarak Mimar Julius Carl Raschdorff tarafından neobarok tarzda yeniden tasarlanmıştır. Birçok defa değişikliğe uğrayan katedral, II. Dünya Savaşı’nda ağır hasar görmesi sebebiyle Mimar Günter Stahn tarafından 1975-1981 yıllarında yeniden ve son hâlini alacak şekilde tasarlanmıştır. Protestanların en önemli kiliselerinden biri olan Berlin Katedrali’nin renkli kubbelerinden kentin büyülü manzarasını izleyerek Berlin’in tarihî atmosferine şahit olabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Charlottenburg Sarayı” title_font_size=”13″]

    17. yüzyılın sonlarına doğru inşa edilen ve 18. yüzyılda alanı genişletilen Berlin’in en büyük sarayı, Charlottenburg Sarayı’dır; barok ve rokoko tarzında inşa edilmiştir. Çevresindeki yeşil alana özellikle önem verilerek tasarlanan sarayda mozole, belvedere, tiyatro ve pek de mütevazı denilemeyecek bir köşk bulunur. Berlin’in en çok turist çeken yapılarından olan saray, II. Dünya Savaşı’nda ağır hasar alarak harabeye dönmüş ancak Berlin’in yeniden inşasında saray ve etrafındaki bahçesi de restore edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bergama Müzesi ” title_font_size=”13″]

    Müzeler Adası’nda yer alan Bergama Müzesi, Mimar Alfred Messel tarafından tasarlanmış ve 20 sene süren inşası 1930’da tamamlanmıştır. Bergama Zeus Sunağı, Milet Pazar Yeri Kapısı, Mşatta Sarayı ve İştar Kapısı’nın günümüze ulaşan parçalarının yer aldığı müze, Almanya’nın en popüler müzesidir. Bergama Athena Tapınağı girişi ve Athena Heykeli’nin yanı sıra İslam coğrafyasına ait çini ve halı örnekleri de yer alır. Bergama Müzesinde bulunan Anadolu topraklarına ait eserlerin Türkiye’ye geri dönmesi için de yapılmış başvurular bulunmaktadır.

  • İNSAN BEYNİ NELERE KADİR?

    12

    Beyin, bilim insanlarının sırlarını hâlâ çözemediği en gizemli ve sıra dışı organ. Âşık olmamıza, hayaller kurmamıza, devasa mimariler inşa etmemize, matematik problemleri çözüp her türlü duygu durumunu yaşamamıza olanak veren ve aynı zamanda bedenin işleyişini sağlayan; hareket, düşünme, konuşma gibi fonksiyonları gerçekleştiren insan beyni ile ilgili şaşırtan bilgileri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yetişkin bir insan beyni ortalama 1300 – 1400 gramdır. İlk insandan bu yana beynimiz boyut olarak daha küçük hâle geliyor ancak kapasitesi sürekli artıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yasalara göre olgun olan bir birey için belirlenen yaş sınırı 18 olsa da beynin olgunlaşması 25 yılda tamamlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Beynimizde düşünce üreten nöronların hareket etmesini sağlayan “gyri” adındaki kırışıklıklar meditasyon sayesinde arttırılabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İnsan beyni 3 milyon saatlik film depolayabilecek kapasiteye sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İnsan beyninin ürettiği enerji, 25 Watt’lık bir ampulü yakabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Beyin için en ideal uyku olan gece uykusu, beyinde bulunan sinir hücreleri arasındaki bağların gelişmesini sağlar. Bu sebeple gece uykusu gündüz öğrenilenleri pekiştirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İnsan beyninde yer alan ve uyarıları ileten sinir ağları olan aksonlar, dünyanın etrafını dört kez sarabilecek uzunluktadır.

  • Cahit Sıtkı Tarancı’dan Otuz Beş Yaş Şiiri

    Cahit Sıtkı Tarancı’dan Otuz Beş Yaş Şiiri

    Yaşam sevincini de ölüm korkusunu da şiirlerinde vurucu biçimde ifade eden Cahit Sıtkı Tarancı’ya göre şiir, “kelimeler ile güzel şekiller kurma sanatı”ydı. Kendi ifadesiyle hayat yolunun yarısına geldiğinde faniliği sorguladığı Otuz Beş Yaş şiirini kaleme aldı, bu şiirle özdeşleşti. Cumhuriyet Dönemi’nin önemli şairlerinden Tarancı’nın 1910’da Diyarbakır’da başlayan yaşamı henüz 46 yaşındayken hastalığı nedeniyle sonlandı, geriye kelimelerle güzel şekiller kurduğu çok sayıda şiiri kaldı. 35 mısradan oluşan Otuz Beş Yaş şiirini Kültür ve Yaşam’da okuyabilirsiniz.

  • İstanbul’un Ticari ve Sosyal Hayatına Tanıklık Etmiş 9 Han

    İstanbul’un Ticari ve Sosyal Hayatına Tanıklık Etmiş 9 Han

    Çok eskilere dayanan bir geçmişi olan İstanbul’un belki de en değişmez özelliği her zaman çok hareketli bir ticari ve sosyal hayatı olmasıdır. Farklı dönemlerde İstanbul’un merkezi noktalarına inşa edilmiş hanlar bu hareketli hayatın en büyük tanığı olmuştur. Bu listemizde sizi İstanbul’un farklı yerlerine farklı zamanlarda inşa edilmiş hanları keşfetmeye davet ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    istanbul han

    Eminönü’ndeki Balkapanı Han, İstanbul’un en eski hanlarından biri… Bizans Dönemi’nden kalma bir eser olan Balkapanı, Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde tadilat görmüş ve binaya eklemeler yapılmış. Hanın ilginç ismi ise vakti zamanında burada ticareti yapılan ürünlerin başında balın olmasından geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    istanbul han

    18. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen Büyük Yeni Han, İstanbul’un o zamanki en renkli ticari bölgelerinden birine, III. Mustafa tarafından yaptırılmış. Emniyet Sandığı ilk kez 19. yüzyıl sonunda Çakmakcılar Yokuşu’ndaki Büyük Yeni Han’da açılmış. 20. yüzyılda ise burada genellikle küçük sanayi tesisleri bulunuyormuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    istanbul han

    Mimar Sinan tarafından yapılan Küçük Çukur Han’ın bir avlusu ve iki katı bulunmaktadır. Eminönü’nde yine Mimar Sinan’ın yaptığı çinileriyle ünlü Rüstem Paşa Camisi’nin hemen yanında yer alır ve aradan geçen zamanda korunarak işlevini kaybetmemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ünlü mimar Vedat Tek’in elinden çıkan Liman Hanı, Sirkeci’de Yalıköşkü Caddesi’nde bulunur. Hanın caddeye bakan cephesini lacivert ve turkuaz çiniler süsler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Karaköy’deki Melek Han’ın 1880’li yıllarda Alexiadi Theoridis isimli bir tüccar tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir. Han, günümüze kadar korunmuş, 1970’li yıllarda binaya ek bir kat yapılmıştır. Şu anda da eskisi gibi genellikle ticaret erbabı tarafından ofis olarak kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    istanbul han

    İstiklal Caddesi’nin Tünel’e açıldığı noktada bulunan Narmanlı Han, 1900’lerin başında inşa edilmiş ve Rus Büyükelçiliği olarak kullanılmıştır. Avlusunda bir de havuzu bulunan han günümüzde restore edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kemankeş Caddesi’nde bulunan Ömer Abed Han 1909/1910 yıllarında mimar Alexandre Vallaury tarafından yapılmış. Hanın üç bloğunu üstü cam bir örtü ile kaplanmış bir koridor bağlar, bu cam örtü koridorun aydınlık olmasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    istanbul han

    Mabeynci Ragıp Paşa’nın yaptırdığı Rumeli Han’ın mimarı kesin olarak bilinmese de dönemin ünlü mimarlarından Jasmund ya da Pappa’nın elinden çıktığı düşünülür. İstiklal Caddesi’nin üzerinde bulunan han tarihi boyunca birçok tüccar ve esnafa ev sahipliği yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    istanbul han

    Çakmakçılar Yokuşu’nda bulunan Büyük Valide Han, 17. yüzyıldan beri İstanbul’un tarihine şahitlik eder. 210 odası bulunan han zamanına göre yenilikçi bir mimari anlayışla inşa edilmiştir. İstanbul’da 3 avlusu bulunan ilk handır.

  • LAHANA ÇEŞİTLERİ VE LAHANALI LEZZETLER

    En sağlıklı sebzeler arasında gösterilen lahana, kalori açısından da oldukça düşük oranlara sahiptir. Genellikle serin havaları sevdiği için kış sebzeleri arasında yerini almıştır. Ülkemizin farklı bölgelerinde yetişebildiği gibi, dünyanın da pek çok bölgesinde yetişmekte ve tüketilmektedir. En çok ilgi gören dört çeşidi bulunmaktadır…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kat kat yapraklarıyla sonbahar ve kış aylarında manav tezgâhlarını süsleyen beyaz lahana tam bir vitamin deposudur. B, C, E vitaminleri ile magnezyum ve potasyum mineralleri içeren beyaz lahana güçlü antioksidanlar arasında yer alır. Çiğ tüketilebildiği gibi haşlanabilir, buharda veya ateşte pişirilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İsmi her ne kadar karalahana olsa da koyu yeşil yapraklara sahip olan sebze, özellikle Karadeniz mutfağının vazgeçilmez besinlerinden biridir. Çeşit çeşit çorbasından kavurmasına, böreğinden sarmasına onlarca farklı tarifin ana malzemesi olarak sadece o bölgede değil ülkemizin her yerinde ilgi görmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Genellikle çiğ olarak tüketilen kırmızılahanadan zeytinyağı ve sirke ile soslayabileceğiniz bir salata da yapabilirsiniz, mayonez ile harmanlayabileceğiniz bir salata da… C vitamini, beta-karoten ve kalsiyum açısından zengin olan besin, turşu yapımında da kullanılmakta ve ülkemizin pek çok yerinde yetişmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Brüksel lahanasının anavatanı tam olarak bilinmiyor fakat ABD ve Avrupa’da bolca yetiştirildiğini söyleyebiliriz. Şekli küçük pinpon toplarını andıran sebze, C vitamini açısından zengindir. Zeytinyağlı yemeği yapılabilir veya haşlanarak et yemekleri yanında garnitür olarak servis edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Beyazı, karası, kırmızısı bir tarafa lahana deyince akıllara dolması gelir. Özellikle beyaz lahana dolması… Kıymalı ve salçalısı da yapılabilir, zeytinyağlısı da… Karalahana dolmasının ise kıymalısı daha çok tercih edilir. Karadeniz Bölgesi’nde kıymasız ve bulgur harcıyla yapılan, piştikten sonra üstüne süt dökülen karalahana dolması tarifi de bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bir başka popüler lahana yemeği de kapuskadır. Kapuska, beyaz lahananın küçük küçük kıyılıp, tercihe göre kıymalı veya kıymasız pişirilen tencere yemeğidir. Pişerken içine az miktarda pirinç de ilave edilebilir. Karalahananın küçük küçük kıyılarak yapılan en popüler yemeği ise mancardır. Mancarda lahanaya pirinç yerine bulgur eşlik eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Lahana salatası, beyaz lahana tüketmenin en güzel yollarından biridir ve şüphesiz ki bu salataya en çok yakışan diğer sebze havuçtur. Yine, orijinal adıyla ülkemizde birçok restoranda kendine yer bulan coleslaw da havuç içeren ve mayonez ile geleneksel lahana salatamızdan ayrılan bir lezzettir.

  • TÜRKİYE’NİN DÖRT BİR TARAFINDAN TREN GARLARI

    Demir yolu ağının ülkede yaygınlaşmasıyla, inşasına ağırlık verilen tren garları tarihî birer değer olarak nesilden nesile aktarılıyor. Osmanlı Dönemi’nin son zamanları ve Erken Cumhuriyet Dönemi’nde yapılan bu garlar inşa edilirken modernleşmenin sembolü olarak ele alınmışlar… Büyük meydanlara açılmaları, sosyal ve kültürel mekânlar ihtiva etmeleri bundan… Kimi hâlâ aktif kimi günümüzde bir nostalji öğesi olan tren garlarından bazılarını aşağıda görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un tarihsel öneme sahip yapılarından biridir Sirkeci Garı. II. Abdülhamid Dönemi’nde, Alman mimar August Jasmund tarafından tasarlanarak 1888 yılında törenle temeli atılmış, 1890’da açılışı yapılmıştır. Orient Express’in son durağı oluşuyla, Batı ve Doğu’yu sentezleyen mimarisiyle, 1950’li ve 60’lı yıllarda lokantasında ağırladığı entelektüeller ile hikâyesi bol bir mekândır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1912 yılında hizmete giren ve ana binasıyla, lojmanlarıyla, bakım atölyeleriyle devasa bir alanı kaplayan Adana Garı’nın önündeki büyük meydan da kutlamaların, önemli buluşmaların gerçekleştiği bir alan olarak tarihî öneme sahiptir. Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’na göre inşa edilen ve Osmanlı’dan dekoratif izler taşıyan gar, simetrik yapısıyla da anıtsal bir görüntüye sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Cumhuriyet Dönemi’ndeki ilk demir yolu Ankara-Kayseri arasında inşa edilerek 1927 yılında hizmete girmiştir. Daha sonra garın yapımına başlanmış ve 1933 yılında açılmıştır. Kayseri’nin Kocasinan ilçesinde yer alan ve Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nı yansıtan Kayseri Garı’nın mimarı net olarak bilinmemekle birlikte Mimar Kemalettin veya öğrencileri tarafından tasarlandığı düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Edirne Garı olarak II. Abdülhamid Dönemi’nde inşa edilen, günümüzde Trakya Üniversitesi Rektörlük Binası olarak kullanılan yapı Sirkeci Garı’nın mimarisinden izler taşımaktadır. Karaağaç Tren İstasyonu olarak da bilinen yapıyı inşa eden Mimar Kemaleddin, Sirkeci’deki tarihî garın inşasında Alman mimar August Jasmund’un yardımcılığını yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Türk mimar Şekip Akalın tarafından lojmanlarıyla, idari binalarıyla gar kompleksi olarak Art Deco tarzında tasarlanan Ankara Garı 1935-1937 yılları arasında inşa edilmiştir. Öteden bu yana Cumhuriyet Dönemi’nin önemli yapılarından biri olarak değer gören ve Ankara’nın giriş kapısı olarak tanımlanan Altındağ ilçesindeki gar, günümüzde de şehrin ana tren istasyonudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Almanlar tarafından 1936’da inşasına başlanan Erzurum Garı da Anadolu’da o dönem yapılan diğer garlar gibi geniş bir meydana açılmaktadır. Neoklasik üslupta, Gümüşhane’den getirilen kırmızı bazalt taşlarla yığma tarzında, iki katlı, dikdörtgen planlı yapılan eserin kapı ve pencere detayları ahşaptır. Gar, içinde barındırdığı demir yolları müzesi ile ayrıcalıklı bir yere sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dalaman Garı ise listemizde gerçek bir tren istasyonu olarak değil ilginç hikâyesiyle yer alıyor. Her şey Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın buraya av köşkü, Mısır’ın İskenderiye şehrine de tren garı yaptırmak istemesiyle başlamış. Ne var ki malzeme yüklü iki gemi gideceği adresleri karıştırmış. Dalaman’a av köşkü yerine tren garı yapılacak malzemeler, İskenderiye’ye tren garı yerine av köşkü malzemeleri gitmiş. Böylece Dalaman’a tren garı İskenderiye’ye av köşkü inşa edilmiş. Hatta Dalaman’daki yapının önüne tren rayları ve gişe de inşa edilmiş ama yapıyı görmeye geldiğinde sürprizle karşılaşan Mısır Hıdivi tarafından bu bölümler kaldırılmış. Yapı, o gün bugündür hiçbir trenin güzergâhında olmamasına rağmen Dalaman Garı olarak anılıyor.

  • Az Uğraşı Fazla Hayal Gücü

    Az Uğraşı Fazla Hayal Gücü

    Uzak Doğu’da ortaya çıkan origami bütün dünyada rağbet gören bir aktiviteye dönüşmüş durumda… Yetişkinlerin çoğu hobi olarak ilgileniyor; çocukların matematiksel zekâsını geliştirdiği düşüncesiyle de bazı okulların müfredatında bile bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Makas ve yapıştırıcı kullanmadan, katlayarak kâğıt parçalarından figürler ortaya çıkardığınızda klasik origamiyle iştigal etmiş oluyorsunuz.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Origamide kâğıt parçaları çoğunlukla kare ebatlarda olur ama dikdörtgen ya da farklı ebatlarla da yapılabilmektedir.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kayık, şapka, uçurtma modelleri başlangıç aşamasının en bilenen ve en kolay yapılabilen origami modelleridir. ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mektup zarfı, kese kâğıdı, kâse, turistik harita, broşür gibi pratik kullanım alanları bulunan origamiler de vardır.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Özellikle Japonlar’ın en çok yaptığı origami modeli, kutsal kabul ettikleri turna kuşudur. Hatta bu kuştan 1000 adet yapanın uzun bir ömür süreceğine inanılır.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Modüler yani parçalı origamide ise birden çok kâğıtla ayrı parçalar yapılır ve birbirine eklenebilen, üç boyutlu figürler ortaya çıkarılır.” title_font_size=”13″]
    kağıt yıldız
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Diğer çeşitleri mimari origami, pop-up origami, book art origami, kirigamidir. Bunlar kesmenin, yapıştırmanın, boyamanın serbest olduğu modern origamilerdir.” title_font_size=”13″]
    kağıt ağaç
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Başlığı atarken “az uğraşı çok hayal gücü” dedik ama bazı origamiler var ki yapmak için en az hayal gücü kadar uğraşı gerektirir.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Son olarak Japonca sözcük origaminin kelime anlamını yazalım… Ori ve gami, katlamak ve kâğıt sözcüklerinden oluşuyor. Bizdeki karşılığı, kâğıt katlama sanatı.” title_font_size=”13″]
  • ZAMANIN İZ BIRAKTIĞI YER: KULA-SALİHLİ UNESCO KÜRESEL JEOPARKI

    Manisa’da yer alan Kula-Salihli UNESCO Küresel Jeoparkı, Türkiye’nin UNESCO tarafından tescillenen ilk ve tek jeoparkı olma özelliğini taşıyor. Büyük bölümü Kula, bir kısmı ise Salihli ilçe sınırlarında bulunan bu özel alan, 2.320 kilometrekarelik geniş bir coğrafyaya yayılıyor. Yer kabuğunun geçmişine ışık tutan bu jeopark, lav akıntılarından peribacalarına, bazalt sütunlarından tarihî köylere kadar benzersiz bir jeolojik ve kültürel miras sunuyor. Yazımızda, Kula-Salihli UNESCO Küresel Jeoparkı hakkındaki bilgileri okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin Ege Bölgesi’nin doğu kesiminde yer alan Kula-Salihli UNESCO Küresel Jeoparkı, paleozoik metamorfik kayaçlardan tarih öncesi volkanik patlamalara kadar 200 milyon yılı aşkın dünya tarihine ait kalıntılar barındırıyor. Jeopark; üç farklı ana bölgeden oluşuyor: Kula Volkanik Bölgesi, tektonik açıdan oldukça aktif bir yapı gösteren Gediz Grabeni ve Bozdağlar. Büyük bir lav platosu, lav mağaraları, bazalt sütunları; ayrıca fay hatları, yelpaze birikintileri ve deprem yapıları gibi pek çok jeomorfolojik oluşumu da içeren bu alan, Anadolu’nun jeolojik çeşitliliğini gözler önüne seriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Jeopark sınırları içinde, yükseklikleri 150 metreyi geçmeyen 80’in üzerinde volkan konisi bulunuyor. Ay yüzeyini andıran lav akıntıları, Gediz Nehri üzerinde yer alan Adala Volkanik Kanyonu ve Gediz Nehri’nin 25 metreden düştüğü Suuçtu Şelalesi gibi doğal güzelliklerin bulunduğu jeopark, Türkiye’nin en genç volkanik sahası olma özelliğini taşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Antik Dönem’de yaşamış Amasya doğumlu ünlü coğrafyacı Strabon (MÖ 63- MS 24), “Coğrafya” adlı ansiklopedisinde Kula’ya, kömür karası bazalt kayaçlarından ötürü “Katakekaumene” yani “Yanık Ülke” ismini vermiş. Kaya mezarları, taş köprüler ve tarihî evler gibi önemli kültürel mirasların bulunduğu jeopark; tortul kayaçların su ve sıcaklık etkisiyle erimesi, aşınması, birikmesi ve taşınması sonucu oluşan karstik mağaralar ve kanyonlar gibi pek çok jeolojik oluşuma da ev sahipliği yapıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kula-Salihli UNESCO Küresel Jeoparkı, volkanik kökenli benzersiz bir jeolojik yapıya da sahiptir. Burgaz mevkiinde, Gediz Nehri’nin yukarı kesimlerinde; sıcaklık farkları, yağmur, rüzgâr ve erozyonun zamanla şekillendirdiği, peribacalarını andıran doğal oluşumlar görülür. Bu oluşumlar, Gediz Vadisi’nin içinde pastel tonların hâkim olduğu büyüleyici bir peyzaj ortaya çıkarır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Jeopark sınırları içinde, Çakallar Volkanı yakınlarında yürüyen tarih öncesi insanların fosilleşmiş ayak izleri hâlâ korunuyor. Yaklaşık 20 dakikalık yürüyüş mesafesindeki bir kaya sığınağında yer alan Kanlıtaş kaya resminin, bu patlamayı tasvir ettiği düşünülüyor. Eğer varsayım doğruysa, bu resim dünyanın en eski volkanik patlama tasvirlerinden biri olma özelliğini taşımaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kula’da, Roma Dönemi’ne ait antik hamamlar, sarnıçlar ve yer altı su şebekesiyle ünlü Kollyda (Gölde) köyü bulunuyor. Bölge, Osmanlı Dönemi’nin en iyi korunmuş örneklerinden olan üç binden fazla tescilli Kula konağına ev sahipliği yapıyor. Ayrıca Anadolu tasavvufunun mihenk taşlarından halk ozanı Yunus Emre ve hocası Tapduk Emre’nin türbeleri de bu topraklarda yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kula-Salihli UNESCO Küresel Jeoparkı, jeoturizm ve jeoeğitim faaliyetleriyle de yerel kalkınmayı destekliyor. Bölgede tematik yürüyüş parkurları, seyir terasları ve gözlem alanları yer alıyor. Lise ve üniversite öğrencileri, coğrafya ve yer bilimleri derslerini sahada uygulamalı olarak işliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Geçiş iklimi kuşağında yer alan Kula-Salihli UNESCO Küresel Jeoparkı sahası, aşırı sıcaklık farklarının yaşanmaması sayesinde yılın her döneminde ziyaret edilebiliyor. Kış aylarında daha sakin bir atmosfere bürünen bölge, volkanik oluşumların ve jeolojik mirasın yalın güzelliğini keşfetmek isteyenler için ideal bir kış rotası imkânı sunuyor. Bitki meraklıları için ilkbaharda âdeta bir botanik bahçesine dönüşen jeopark, sonbaharda ise uzun yürüyüşlerle doğal güzelliklerini deneyimlemek isteyenleri ağırlıyor.

  • EL EMEĞİ, KÖKLÜ TARİH: YEMENİ ZANAATININ DÜNDEN BUGÜNE HİKÂYESİ

    Yemeni, ülkemizin bazı yörelerinde kadınların başlarına bağladıkları, kalıpla basılıp elle boyanan geleneksel yazmayı ifade eder. Peki, aynı kelimenin kimi bölgelerde tamamen elde dikilen, ökçesiz ve hafif bir tür ayakkabı anlamına da geldiğini duymuş muydunuz? Anadolu’nun kültürel zenginliğini yansıtan bu iki ayrı tanım, aynı zamanda geçmişten günümüze taşınan el işçiliği ve zarafetin de birer simgesi. Tarih, gelenek ve zanaatın birleşiminden doğan, hâlâ ustaların ellerinde hayat bulan, yaşayan bir kültür mirası olan yemeni ayakkabılarının öne çıkan özelliklerini sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yaklaşık 650-700 yıllık köklü bir geçmişe sahip yemeniciliğin tarihi Yemenli Yemin-i Ekber’e dayanır. Adını ustasının maharetli ellerinden alan yemenicilik, Yemen’den Halep’e, oradan da Anadolu’nun dört bir yanına yayılır ve zaman içinde bir meslek grubunun doğmasına neden olur. Bu zanaatın ustalarına “yemenici” denildiği gibi, halk arasında ayakkabı tamircisi anlamına da gelen “köşker” sözcüğü de kullanılır. Hem halk arasında hem de Osmanlı saray çevresinde rağbet gören yemenicilik, Osmanlı Dönemi’nde sadece bir zanaat değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik yapının önemli bir parçasıdır. Esnaf ve zanaatkârların bir araya gelerek görüşme yaptığı alanlar olan loncalarda usta-çırak ilişkisiyle geliştirilen bu meslek, geleneksel ayakkabı üretiminin kuşaklar boyunca sürdürülmesini sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Doğal yapısı sayesinde hava geçirir ve ayağı terletmez, bu da mantar ve nasır oluşumunu önler. Üst ve alt taban arasındaki kil tabakası kötü kokuyu engeller ve rahatlık sağlar. Yemeni, dayanıklı tabanı ve esnek yüz kısmıyla ayağın şeklini alır ve uzun süre rahat kullanım sunar. Bu özellikleriyle yemeniler, özellikle sıcak iklimlerde çalışanlar ve askerler tarafından tercih edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yemeniler plastik veya sentetik malzeme kullanılmadan, tamamen elle dikilir. İpliği çürümesin diye mumlanmış pamuk ipliği tercih edilir. Önce ters dikilir, sonra düz çevrilip kalıplanır ve kenarları dikilerek tamamlanır. Böylece kullanıma hazır olur. Yemeniler şekil, renk ve büyüklüğüne göre farklı isimler alır. “Halebi” modeli, köylerde kullanılır; burnu kıvrık, kulağı uzun ve renkleri genellikle mor veya kırmızıdır. “Merkup” modeli ise kısa yüzlü, kulaksız ve yuvarlak burunludur; genellikle şehirde tercih edilir ve siyah, mor, gül gibi renkleri vardır. “Eğri simli” modelin ucu yukarı kıvrıktır, gümüş tellerle süslenir ve genelde kadınlar, özellikle köylerde gelinler tarafından kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yemeni yapımı, incelikli el işçiliği ve yılların deneyimini gerektiren bir zanaattır. Bu sürecin her aşamasında farklı el aletleri kullanılır ve her biri, ustalığın ne denli titizlikle icra edildiğini gözler önüne serer. Çekiç, kösele ve deriyi düzleştirmek için kullanılan baş kısmı demirden, sapı ise tahta olan sağlam bir alettir. Örs, çelikten yapılmış kalıp şeklindedir ve çivilerin çakılması sırasında alttan destek sağlar. Kalıp çekeceği, yemeni kalıplarını forma sokmak için kullanılan özel bir araçtır. Masat, demirden yapılmış olup yemeni bıçaklarını hem temizler hem de bileyerek onları keskin ve işlevsel hâle getirir. Kerpeten, yanlış çakılan çivileri ve benzeri parçaları yemeniden çıkarmaya yarayan, iki tarafı kesici makas biçiminde tasarlanmış bir alettir. Dişli ise derinin kalıba geçirilmesini kolaylaştırırken; biz, ince saplı ve sivri uçlu yapısıyla dikim sırasında delik açmak için kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1964 Gaziantep doğumlu Mehmet Orhan Çakıroğlu, ailesinden devraldığı 110 yılı aşkın yemenicilik geleneğinin 4. kuşak ustasıdır. Ata mesleğini babasının adıyla tescil ettirerek “Yemenici Hayri Usta” markasıyla sürdüren usta, çıraklar yetiştirerek bu kültürel mirasın devamını sağlamaktadır. “Amacımız mesleği yaşatmak ve bu değeri herkese sevdirmek.” diyen Çakıroğlu’nu ve ustalıkla yaptığı yemenileri videoda izleyebilirsiniz.

  • Attila İlhan’ın “Ben Sana Mecburum” Şiiri

    Attila İlhan’ın “Ben Sana Mecburum” Şiiri

    Romanları, şiirleri, senaryoları, denemeleri, söyleşileri… Adına yazılmış kitaplar, incelemeler, makaleler… Kaleminden çıkanlarla edebiyat dünyamıza çok sayıda eser bırakan düşünce insanı Attila İlhan, kendi adına yazılanlarla da düşünce dünyamızı zenginleştirdi. Şiirlerinde kendi tarzını oluşturan İlhan biçime önem vermez, büyük harf kullanmaz, imla kurallarına pek de sıcak bakmazdı. 15 Haziran 1925’te başlamıştı yaşamı, 10 Ekim 2005’te bir sonbahar günü aramızdan ayrıldı. “Mıh gibi aklımızda tuttuğumuz” şiiri “Ben Sana Mecburum” ile anıyoruz büyük şairi…