Blog

  • Otobiyografi Kitaplarıyla Kendi Öykülerinin Yazarı Olan İsimler

    Otobiyografi Kitaplarıyla Kendi Öykülerinin Yazarı Olan İsimler

    Otobiyografi, kişinin kendi hayat öyküsünü anlattığı edebiyat türüne deniyor ve o kişinin kendi yaşam öyküsünü yazmak için yazar ya da edebiyatçı olması da gerekmiyor. Kitapçı raflarında, tarihe adını yazdırmış birçok ünlü ismin yaşamlarını anlattığı otobiyografileri görmek mümkün… İçlerinden 6 tanesi listemizde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çağdaş Türk resminin önemli isimlerinden Abidin Dino’nun dolu dolu geçen yaşamını anlattığı otobiyografi kitabının adı Kısa Hayat Öyküm’dü.

    “Doğuştan üç̧ dilde birden düşünebilmenin, konuşabilmenin, sözcük bulabilmenin keyfini sürüyordum. Çünkü aynı eşya başka bir dilde isimlendirince âdeta başka renklere, kokulara bürünüyor, başka tatlar kazanıyordu.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İngiliz bilim adamı Stephen Hawking, çocukluğundan itibaren başlattığı anılarına Benim Kısa Tarihim isimli otobiyografi kitabında yer verdi.

    “Meslektaşlarım için sıradan bir fizikçiyim, fakat kamuoyu nezdinde herhâlde dünyanın en ünlü bilim insanı oldum. Peruk ve güneş gözlüğü takıp kamufle olamıyorum; yapsam bile sandalye ele verir.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı bilim insanı ve mucit Nikola Tesla’nın kendisini anlattığı İcatlarım ve Hayatım otobiyografisi ilk önce 1919’da Electrical Experimenter dergisinde altı bölüm olarak yayımlandı.

    “Tecrübelerin benim için birer ödül olduklarını düşünüyorum.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Büyük Rus yazar Tolstoy’un kendi çocukluğunu roman türünde anlattığı kitabı aynı zamanda yarı otobiyografik bir çalışma sayılıyor.

    “Annemin yüzü zaten güzeldi, ama gülümsediği zaman daha da güzelleşir ve etraftaki her şey daha da parlak görünürdü.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Nobel ödüllü edebiyatçımız Orhan Pamuk’un çocukluğu ve gençliğinin ilk yıllarını anlattığı İstanbul, Hatıralar ve Şehir isimli otobiyografi kitabına İstanbul tarihi de eşlik ediyor.

    “Ruhumdaki bu kırılmayı hissediyor, yaklaşan yalnızlığımdan telaşa kapılıyor, içine düşmekte olduğum karanlığın bir hayat tarzı olmasından korkarak herkes gibi olmaya karar veriyordum.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hindistan’ı bağımsızlığına ulaştıran kişi olarak tarihe geçen Mahatma Gandhi’nin tecrübeleriyle büyüttüğü yaşam öyküsü Bir Özyaşam Öyküsü adıyla yayınlandı.

    “İnsanlar nasıl olur da benzerlerini aşağılamaktan onur duyarlar, buna bir türlü aklım ermemiştir.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yazar ve gazeteci Peyami Safa’nın 15 yaş dönemini “hasta çocuk” karakteri üzerinden psikolojik roman hâlinde anlattığı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu da bir otobiyografi kitabıdır.

    “Öyle bir yaştaydım ve öyle bir mizaçtaydım ve çocukluğumda o kadar az oyun oynamıştım ve aldatmasını o kadar az öğrenmiştim ki, yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu.”

  • ÇAĞDAŞ SANAT HAKKINDA KISA KISA

    Çağdaş sanat, sınırları çizilmesi zor bir kavrama karşılık geliyor. Başlangıç olarak modern sanatın sonlara yaklaştığı 1960’lı ve 70’li yıllar verilebilir. Kapsadığı zaman dilimi ise o dönemlerden günümüze kadar uzanıyor. İngilizcesi “contemporary art” olan çağdaş sanatı, çatısı altında yer alan ve almayan üretimlerden örnekler vererek daha anlaşılabilir kılmak mümkün…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Modernizmin sonlarına doğru soyut dışavurumculuk” title_font_size=”13″]

    Modernizmin sonlarına doğru ortaya çıkan kimi akımlar modern sanatın örnekleri olmasına rağmen çağdaş sanat olarak nitelenebilmekte… Onlardan biri de New York’ta ortaya çıkan ve 1940 ile 1960 yılları arasında en popüler dönemini yaşayan soyut dışavurumculuktur (soyut ekspresyonizm). Yukarıdaki fotoğrafta bir sergide uzaktan görünen tablo, bu akımın öncü isimlerinden olan Jackson Pollock’a aittir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çağdaş sanatın ilk meyvelerinden kavramsal sanat” title_font_size=”13″]

    Çağdaş sanat olarak tanımlanan üretim biçimlerinden biri 1960’larda kendini göstermeye başlayan kavramsal sanattır. Sanattan ziyade sanat felsefesinin devreye girdiği bu alanın sınırları da oldukça geniştir. Kavramsal sanatçılar kavramı biçimin önüne alırlar ve eserlerinin ticari bir obje olmasına karşı çıkarlar. Herhangi bir malzeme veya biçim, kavramsal sanatın aracı olabilir. Fotoğrafta, kavramsal sanat örneği olarak, Chris Burden’a ait Urban Light isimli büyük boyutlardaki heykel montajını görüyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pop art modern sanat mı çağdaş sanat mı?” title_font_size=”13″]

    Modern sanatın son dönemleri ile çağdaş sanatın ilk dönemleri arasındaki sınırların belirsizliği pop art akımının tanımında da kendini gösterir. Pop art, 1960’larda akım hâline gelen ve en ünlü örnekleri Andy Warhol tarafından verilen oldukça renkli sanatsal üretimlerden biridir. Kitlesel iletişim araçlarından beslenen pop art sanatı, nesne veya kişilerin imgelerini dikkat çekici renklerle baskı, grafik, resim veya heykel olarak sunmuş, popüler kültürü sanat içine dâhil etmeyi hedeflemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Performans sanatından doğan vücut sanatı” title_font_size=”13″]

    İzleyici önünde veya izleyiciden uzak sergilenen performans sanatı çağdaş sanat alanına giren üretim biçimdir. Kavramsal sanatın bir dalı olarak gelişen performans, şiir, müzik, dans içerebilir, canlı olarak sunulabileceği gibi, video kayıtlar hâlinde ve dakikalar veya günler süren uzunlukta olabilir. Performans sanatının alt disiplinlerinden biri ise vücut sanatıdır. Vücut sanatı, insan bedeninin üstünde sergilenen veya insan bedeni içeren sanatsal üretimlere denir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Farklı disiplinlerden beslenen yerleştirme (enstalasyon) sanatı” title_font_size=”13″]

    Çağdaş sanat örneklerinden olan ve 1970’lerde kendini gösteren yerleştirme sanatı diğer adıyla enstalasyon, herhangi bir biçim ve boyuttaki objelerin, birbiriyle ve mekanla ilişkilendirildiği işleri içerir. Enstalasyonun mimariye yakın olduğu, kavramsal sanat ve performans sanatından beslendiği, üç boyutlu olduğu için sabit bir noktadan değil farklı açılardan seyredilerek irdelenmesi gerektiği ifade edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Grafiti ve sokak sanatı tartışmaları” title_font_size=”13″]

    Kökeni 1960’lar Amerika’sına ve hip hop kültürüne kadar gitse de en belirgin dönemini 1990’larda yaşayan grafiti, çağdaş sanat başlığı altında irdelenen başlıklardan biridir. Yine 2000’lerle dikkat çekmeye başlayan ve sergileme alanı olarak dış mekânları kullanan başka bir disiplin de sokak sanatıdır. Sprey boyaların, yazıların, nesne giydirmelerin, ses yerleştirmelerin dâhil olduğu bu alanda, sanat ve vandalizm arasındaki çizginin ne olduğu tartışılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2000’lerin dijital dünyasında çağdaş sanat” title_font_size=”13″]

    Yazının başında söylediğimiz gibi sınırları hâlâ tartışılan oldukça geniş bir kavram çağdaş sanat. Bazı yapıtlar “çağdaş sanat mı, değil mi” diye tartışılırken, teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan bazı üretim biçimleri de “sanat mı, değil mi” şeklinde tartışma konusu olabiliyor. Yeni medya sanatı altında anılan dijital sanat, yazılım sanatı, internet sanatı gibi üretimlerin kimileri bu tartışmanın hedefi olurken kimileri de sanat galerilerinde kendilerine yer buluyor.

  • Güney Asya’nın Renkli Kültürü: Hint Mutfağı

    Güney Asya’nın Renkli Kültürü: Hint Mutfağı

    Bazı kültürlerin mutfağını duyar duymaz birkaç saniyelik duraksama yaşarız hani… Çok acı olduğunu düşündüğümüzden, pişmemiş ete karşı yargılarımızdan veya tanımadığımız besinler içerdiğinden olabilir bu duraksama… Hindistan mutfağı da genellikle çok baharatlı olduğu düşünülen ve karmaşık sanılan mutfaklardan biri. Peki gerçekten öyle mi? İsterseniz listemizi okuduktan sonra buna siz karar verin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    hint yemekleri

    Hint mutfağına ilişkin yanlış bilinenlerden biri yemeklerin köri sosuyla yapıldığıdır. Oysa Hindistan’da herhangi bir restoranda köri isminde tek bir sosla karşılaşmanız pek de olası değil. Genellikle doğru bilinen şey ise şu: Kokusu keskin baharatların sıklıkla kullanıldığı bir mutfağa sahip Hindistan. Tohum baharatların ya da taze otların ağırlıklı kullanımı ise bölgeden bölgeye değişiyor. Ülkenin genelinde en çok kullanılan baharatlar kimyon, kişniş, zencefil, zerdeçal, kakule.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    hint yemekleri

    Hindistan mutfağını tek kelime ile tanımlamak doğru olmaz çünkü sulak ve kurak yerleşimlere göre değişen bir yaklaşıma sahip. Hint mutfağında acı da var ekşi ve tatlı da. Sofraların değişmezi ise masala ismi verilen karışımlar, yani soslar… Masalanın onlarca farklı içeriği olabilir ve tabii ki yiyeceğiniz yemeğe en uygun olanını seçmek bu kültürü tanımayı gerektirir. Ya da siparişinizi verdiğiniz garsondan yardım almayı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    hint yemekleri

    Hindistan’da dana eti yenmediği düşüncesi de yaygındır. Oysa çok farklı kültürleri bir arada yaşatan ülkede dana etini kesinlikle yemeyenler olduğu gibi yiyenler de mevcut. Ama çoğunlukla kuzu, koyun ve keçi eti tüketiliyor. Örneğin fotoğrafta gördüğünüz kırmızı etli ve bol baharatlı “kashmiri rogan josh” yemeği yoğurtla tatlandırılıyor ve bizim damak tadımıza da çok uygun. Bununla birlikte tavuk etinin çok tüketildiği Hint mutfağında en yaygın besinlerin başında ise balık geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    hint yemekleri

    Bölgelere göre farklılık gösterdiğini söylediğimiz bu mutfağın olmazsa olmazlarından biri pirinçtir. Güney Hindistan’da Kuzey’e göre çok daha fazla pirinç tüketilir hatta sabah kahvaltılarında sos eşliğinde servis edilen pirinç toplarını görebilirsiniz. Sebze, tavuk ya da koyun etiyle yapılan briyani isimli pirinç pilavı da neredeyse ülkenin millî yemeklerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    hint yemekleri

    Hindistan mutfağında sokak lezzetleri de önemli bir yer tutar. El arabalarında satılan ve chaat ismi verilen atıştırmalıklar alabildiğine çeşitli malzemelerle yapılır ve oldukça da doyurucudur. Örneğin kızarmış hamurun içine doldurulan patates, bezelye, et ve mercimek samosa adıyla satılırken bir öğün rahatça doymanızı sağlar. Hatta samosaların kuru, tatlı ve Hindistan cevizli versiyonları da bulunmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    hint yemekleri

    Yoğurttan peynire süt ürünleri bu mutfağın gediklisidir ve paneer ya da lor gibi peynir türleri sadece kahvaltıların değil klasik bir menünün eşlikçilerindendir. Aynı şekilde yoğurt da çorbadan pilava pek çok yemekte kullanılır. Ülkenin çay kültüründe ise süt vardır ve sütlü çay yaygın olarak tüketilir. İngilizlerin sütlü çayından farkı ise masala ile yani baharatla karıştırılmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    hint yemekleri

    Güney Asya’nın birçok ülkesinde olduğu gibi Hindistan’da da ekmek kültürü yerleşiktir. Naan, çapati ya da roti ismindeki ekmekler bizim ülkemizdeki bazlama, yufka, gözleme tipi ekmeklerle benzerlik gösterirler ve bütün öğünlerde illa ki bir ekmek türü bulunur.

  • Alışveriş Yaparken Çevreyi Korumak için Nelere Dikkat Etmeliyiz?

    Alışveriş Yaparken Çevreyi Korumak için Nelere Dikkat Etmeliyiz?

    Çoğumuz, “Koca gezegeni ben nasıl kurtaracağım ki?” düşüncesiyle çevre için alınabilecek birçok basit önlemi görmezden gelebiliyoruz. Oysa havayı, canlıları, denizleri, yeşili, maviyi korumak için yapabileceğimiz o kadar çok şey var ki… Hemen birkaçını sizin için sıralayalım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    temizlik malzemeleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    yüksek enerji tasarrufu
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    armut, elma, biber, patates
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    pirinç, makarna
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    alışveriş listesi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    ikinci el kıyafet
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    limon, biber, ekmek
  • 9 Madde İle Aşure Yapımının Püf Noktaları

    9 Madde İle Aşure Yapımının Püf Noktaları

    İslami takvimin ilk ayı olan Muharrem ayı, İslam’daki 4 kutsal aydan biridir. Muharrem ayının önemli günleri ise yılın ilk günü olan 1. günü ve Aşure Günü olan 10. günüdür. Aşure Günü’nün adını Arapça’da “on” anlamına gelen “aşara” kelimesinden aldığı düşünülür. Aşure Günü’nde gerçekleştiğine inanılan birçok kutsal olay da vardır. Günümüzde ise Muharrem ayı evlerde mis gibi aşurenin kaynadığı, bereketin komşular ve dostlar ile paylaşıldığı günler anlamına gelir. Aşure yapımı zahmetli ve özen isteyen bir tariftir, bu güzel tarifi en iyi şekilde uygulamanız için dikkat etmeniz gereken 9 püf noktayı listemizde bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kaliteli Ve Taze Malzeme Kullanın” title_font_size=”13″]

    Tüm tariflerde olduğu gibi aşurede de mükemmel lezzeti yakalamak için kaliteli malzeme kullanmanız gerekiyor. Kullanacağınız bakliyat ve kuru yemişlerin yeni mahsul olduğundan emin olun. Eğer organik malzemeler kullanmayı tercih ederseniz, tarifteki pişirme sürelerinin uzayacağını da hesaba katın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çalışmalara Bir Gece Önceden Başlayın” title_font_size=”13″]

    Kullanacağınız malzemeleri bir gece önceden ıslatmanız, aşurenin hakkını vermeniz için büyük önem taşıyor. Nohut, fasulye ve buğday gibi malzemeleri bir gece önceden ıslatmak yerine düdüklü tencere kullanmayı tercih edebilirsiniz ama bu durum aşurenizin lezzetini etkileyebilir. Aşurenizin maksimum lezzette olması için unutmamanız gereken bir başka detay ise bakliyatları iyi su ile ıslatmak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Üşengeç Olmayın Tarifin Hakkını Verin” title_font_size=”13″]

    Aşure yapımında en sık rastlanan hatalardan biri üşengeçlik yaparak tüm malzemeleri aynı tencerede ıslatmak. Malzemeler farklı sürelerde pişecekleri için hem ıslatırken hem de pişirirken ayrı tencerelerde olmalılar. Ayrıca sabah aşureyi pişirme işlemine geçtiğinizde malzemeleri ıslattığınız suları dökmeniz ve haşlama işlemine temiz suyla devam etmeniz gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Elinizi Korkak Alıştırmayın” title_font_size=”13″]

    Aşure malzemeleri ekledikçe çoğalacak, çoğalacak ve sonunda tüm mahalleye yetecek boyutlara ulaşacak, bu sebeple buğdayı ıslatacağınız yani aşurenin tüm malzemelerinin bir araya geleceği tencereyi evinizdeki en büyük tencereler arasından seçmelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuru Yemişleri Hazırlarken Özen Gösterin” title_font_size=”13″]
    badem, kuru kayısı, kuru incir

    Aşurenizin içine ekleyeceğiniz kuru yemişleri de en önce yıkamanız daha sonra ise çöplerden ve saplardan arındırmanız gerekiyor. Kuru yemişlerin yumuşamasını sağlamak ve kullanıma hazır hâle getirmek için kaynar suda ıslatın ve bir süre dinlenmelerine izin verin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bembeyaz Bir Aşure İçin…” title_font_size=”13″]
    şişe süt

    Herkesin aşure konusundaki hassasiyetleri farklıdır. Eğer siz de aşurenizin bembeyaz bir görüntüsü olmasını istiyorsanız, pişirme sırasında önceden iyice yıkanmış pirinç ya da süt ekleyerek aşurenizin açık renkli olmasını sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şekersiz Bir Aşure İçin…” title_font_size=”13″]

    Sağlık sorunları nedeniyle ya da formuna dikkat etmek amacıyla rafine şeker kullanmayı tercih etmeyenlerdenseniz, aşurenizi toz şeker yerine pekmez ile tatlandırabilirsiniz. Fakat pekmezin de aşurenin rengini biraz koyultabileceğini unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Portakala Dikkat” title_font_size=”13″]

    Portakal kabuğu, aşureye lezzet vermek için en sık kullanılan malzemeler arasında yer alır. Fakat portakal kabuğu kullanırken dikkatli olmak gerekir çünkü portakal kabuğunu rendelerken kabuğun beyaz kısmını da rendelerseniz, aşureniz acılaşır. Bu durumun önüne geçmek için portakal kabuğu rendelemek yerine aşurenize bir kaşık portakal reçeli katmayı tercih edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aşurenin Servisi” title_font_size=”13″]

    Büyük zahmetlerle hazırladığınız aşureyi en güzel şekilde sunmanız için aşurenin servisi aşamasında dikkat etmeniz gereken püf noktalar bulunuyor. İncir ve ceviz gibi aşurenin kararmasına sebep olacak malzemeleri tencereye en son aşamada eklemeniz ya da sadece serviste kullanmanız büyük önem taşıyor. Ayrıca aşureyi servise hazırlarken, nar taneleri gibi sunuma renk katacak meyveleri tercih edebilirsiniz.

  • Dünyanın En İyi Yürüyüş Rotalarından Likya Yolu İçin 8 Madde

    Dünyanın En İyi Yürüyüş Rotalarından Likya Yolu İçin 8 Madde

    Bir yürüyüş yolu düşünün ki rotasında denizler, dereler, şelaleler, yaylalar, ormanlar, antik kentler, dağ köyleri, sahiller olsun. İşte Likya Yolu neredeyse hayal etmenin bile güç olduğu böyle güzellikte bir yol… Ama bir o kadar da zor! Zaman zaman sizden kayalara tırmanmanızı, tepeler aşmanızı, dar geçitlerde yol almanızı da istiyor ve sonunda yanınıza eşsiz bir deneyim bırakıyor. Yürümek isteyenler, macera sevenler için 2000 yıllık antik Likya Yolu listemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Teke Yarımadası’nın sahil şeridini kapsayan yolu, yazar Kate Clow 1999 yılında ortaya çıkarmıştı ve yürüyüş güzergâhına bölgenin antik dönemdeki adı verilerek turizme kazandırıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Likya Yolu Fethiye’den başlayıp, Ölüdeniz, Kalkan, Kaş, Demre, Finike, Çıralı, Kemer’i içine alarak Antalya’da sonlanan 535 kilometrekarelik bir yol… Bu uzun yol parkurlardan oluşuyor ve yürüyüşünüzü, coğrafi özelliklerini inceleyerek seçebileceğiniz bu parkurlar arasında yapabiliyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    antalya, adrasan, karaöz

    Doğal ve tarihî güzellikleri birbirinden çekici parkurlardan hangilerini seçeceğiniz konusunda şaşırabilirsiniz, biz de size şöyle bir bilgi ile yardımcı olabiliriz: Adrasan ve Karaöz arasında kalan Gelidonya Feneri manzarası 2007 yılında Türkiye’nin en güzel manzarası seçilmişti!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Likya Yolu’nda yürüyüş yapmaya karar verdiğinizde öncelikle hava durumunu ve seçtiğiniz parkurların özelliklerini dikkate alarak bir sırt çantası hazırlamalısınız. Kısa parkurlar 4-5 saat sürebilirken uzun parkurlar 9-10 saat sürebiliyor. Yani çantanız ne kadar hafif olursa yol boyunca o kadar rahat edeceğinizi tahmin edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    En önemli malzemeniz rahat bir ayakkabı olacak ama emin olun yürüyüş batonları da o kadar gerekli… Harita, kurulumu kolay bir çadır, yolculuğunuzun gerektirdiğini düşündüğünüz giysiler, doktorunuzun önereceği önlem amaçlı ilaçlar da çantanıza ilk yerleştireceğiniz eşyalarınız olmalı. Köylerden geçerken yemek ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz için yanınıza sadece bir iki öğünlük hafif yiyecekler alabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    19 antik kent kalıntısını, dağ ve ova köylerini içine alan Likya Yolu üstünde oteller, pansiyonlar, konaklama tesisleri de bulunuyor. Bu bilgi daha önce böyle bir aktivitede yer almamış kişiler için cesaret ve güven verici olsa da genellikle yürüyüşçüler etkinliklerini doğadan kopmadan çadırda konaklayarak tamamlamayı tercih ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yol boyunca tabelalarda, bir ağaç ya da kaya üzerinde yürüyüş yapanlara yol gösteren pek çok işaret bulunuyor. Likya Yolu’nu yürüyen doğa sevdalıları bu şekilde yollarını buluyor ve yeşillikler içindeki rotaların tadını çıkarıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Her yıl 30.000 insanın yürüdüğü antik yolda yürümek için soğuk kış günlerini ya da yazın en sıcak günlerini tercih etmemelisiniz. Bahar ve sonbahar ayları yolun ve doğanın tadını doyasıya çıkarabilmeniz için en uygun zamanlar olacaktır.

  • Engellilerin Hayatını Kolaylaştırmak İçin

    Engellilerin Hayatını Kolaylaştırmak İçin

    Engelli insanların engelli olmayanlarla eşit yaşam koşullarına sahip olabilmeleri için hepimize düşen görevler bulunuyor. Sadece biraz farkındalık ile yerine getireceğimiz bu görevlerin, engelli arkadaşlarımız için hayatı kolaylaştıracağını ve çok daha yaşanabilir kılacağını unutmayın. Ve biliyorsunuz ki bu liste yapabileceklerimizin çok küçük bir bölümü…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kaldırımlarda özen!” title_font_size=”13″]

    Kaldırımın tam ortasına yerleştirilen bir çöp konteynırı ya da park edilen bir araç gördüğümüzde hemen aklımıza tekerlekli sandalyesi veya bastonuyla yol alan engelli insanların yaşayabileceği zorluklar gelmeli. Engelli insanlar için ulaşımı kolaylaştıracak her türlü tedbir hayati önem taşırken kaldırımları buna göre düzenlemek de aynı oranda önemlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Otopark hakkı!” title_font_size=”13″]

    Otoparklarda, ortopedik engelli sürücü ya da ortopedik engelli yolcular için ayrılan bölümleri engelli olmayanların kullanmasının büyük bir hak ihlali olduğunu hepimiz biliyoruz. Otoparklar konusunda kamusal alanda gösterilen hassasiyetin özel mülklerde de gösterilmesi ve park alanlarının engelli insanların kullanımına uygun hale getirilmesi gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İletişim kurmak!” title_font_size=”13″]

    Engelli insanların toplum içinde hayatlarını zorlaştıran konuların başında ilgisizlik geliyor. Bunun tersi olarak iletişim kurmanın engelli-engelsiz bütün insanlar için kolaylaştırıcı bir tutum olduğunu söylemek de mümkün. Ne mi yapabiliriz? Konuşma ve işitme engelli bir insanla temel seviyede iletişim kurabilecek kadar işaret dili öğrenerek herhangi bir karşılaşmada iletişim yolu açmaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Üreticilerde hassasiyet!” title_font_size=”13″]

    Tekerlekli sandalyelerin daha gelişkin hale getirilmesi, görme engelliler için özel bastonlar üretilmesi, günlük hayatta kullanabilecekleri pratik eşyalar icat edilmesi gibi girişimler yapılabilecekler arasında bulunuyor. Fikirsel ya da fiili üretim içinde bulunan bir kişiyseniz bu konular üzerine eğilerek engelli insanların hayatlarına katkıda bulunabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Duyarlılığı artırmak!” title_font_size=”13″]

    En başında söylediğimiz gibi bu listeyi uzatmak, yaşamı zorlaştıran farklı engellere göre yeni çözümler üretmek fazlasıyla mümkün. Çözüm bulabilmek için de her şeyden önce engellilerin ihtiyaçlarından haberdar olmamız gerekiyor ki bunun için yapmamız gereken sadece biraz duyarlılık geliştirmek.

  • Ayçiçeklerinin Güneşe Poz Verdiği Manzaralar

    Ayçiçeklerinin Güneşe Poz Verdiği Manzaralar

    Çekirdeklerini yerken böyle düşünmeyiz belki ama ayçiçeklerinin o kadar güzel ve gösterişli çiçekleri vardır ki Vincent van Gogh bile defalarca resmetmekten kendini alamamıştır. Ressamın natürmort serisini oluşturan 11 resim bugün Almanya, Hollanda, İngiltere başta olmak üzere farklı ülkelerdeki müzelerde sergilenmekte… Listemizde, ayçiçeklerinin güneşe bakan hâlleriyle ancak tarlalarda, dağ eteklerinde görülebileceğiniz 8 fotoğrafına yer veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    sunflower

    Ayçiçeklerinin çiçekleri gün içinde Güneş’i takip eder ve batıdan doğuya dönerler, geceleri ise batıya doğru dönerek o sabahki ilk hâllerini alırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    sunflower

    Yüzlerini güneşe dönen çiçekler için farklı dillerde, “sunflower”, ”sonnenblume” gibi içinde “güneş” geçen isimler kullanılırken sadece Türkçede “ayçiçeği” denmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    sunflower

    Ülkemizde halk arasında ayçiçeğine günebakan, günçiçeği, gündöndü, günâşığı gibi isimler de verilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    sunflower

    Ayçiçekleri iklimi ılıman olan pek çok yerde yetişse de anavatanı Meksika’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    sunflower

    Türkiye’de en çok Marmara Bölgesi’nde, özellikle Trakya’da yetiştirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    sunflower

    Bu güzel çiçeklerin çekirdekleri fabrikalarda işlenerek önümüze gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    sunflower

    Tohumları, yağ bakımından zengin olan kabuklu ve kuru bir meyvedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    sunflower

    Ayçiçekleri özellikle Türkiye, Mısır ve Hindistan’da yağı için yetiştirilir.

  • SÖMESTİRDE AİLECEK VAKİT GEÇİREBİLECEĞİNİZ TATİL ROTALARI

    Yoğun geçen bir eğitim döneminin ardından sömestir tatili, ailecek vakit geçirmek ve güzel anılar biriktirmek için harika bir fırsat sunuyor. Şehir hayatının koşuşturmasından uzaklaşıp, doğayla ve tarihle iç içe vakit geçirmek isteyen aileler için birçok farklı seçeneğe ev sahipliği yapan ülkemizin her bölgesinde kışın tadını çıkarmak mümkün. Hem doğanın tam kalbinde huzurlu bir tatil hem de ülkemizin birçok bölgesinin geçmişine ve kültürüne dair keyifli bir keşif yolculuğu yapabileceğiniz rotaları yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güneydoğu’da Tarihin Kalbine Yolculuk” title_font_size=”13″]

    Sömestirde çocuklara tarihi kitaplardan anlatmak yerine, o hikâyelerin bizzat içinde yürümeye ne dersiniz? Gaziantep’in baharat kokulu çarşıları, Şanlıurfa’nın mistik atmosferi ve Mardin’in dantel gibi işlenmiş taş evleri kalabalıklardan uzak, her köşe başında yeni şeyler öğreneceğiniz bir rota sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Marmara’da Şehrin Sessiz Zarafeti” title_font_size=”13″]

    Büyükşehirler kış aylarında daha sade bir güzelliğe bürünür. İstanbul’un vapur yolculukları, Bursa’nın lezzetleri, Edirne’nin tarih kokan sokakları, Çanakkale’nin sahili sömestirde harika birer seçenek olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İç Anadolu’da Masalsı Bir Sömestir Rotası” title_font_size=”13″]

    İç Anadolu, sömestir tatilinde uzun mesafeler katetmeden tarih, kültür ve doğayla baş başa bir tatil sunar. Kapadokya ve çevresindeki yer altı şehirleri kışın o beyaz örtüsüne büründüğünde çocukların hayal gücünü harekete geçiren gerçek bir masal diyarına dönüşür. Konya’da Mevlâna Müzesi, Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Sivas ve çevresindeki tarihî yapılar, daha sakin bir tempo arayan aileler için alternatif bir durak olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ege’nin Kış Rotaları” title_font_size=”13″]

    Yazın kalabalık olan Ege Bölgesi, kış aylarında daha dingin bir atmosfere bürünür. İzmir ve çevresi, Ayvalık, Bergama ve çevredeki tarihî yerleşimler; antik kent gezileri, müze ziyaretleri ve kısa doğa yürüyüşleriyle ailelere tempoyu yükselten bir tatil sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karadeniz Kıyılarında Şehir ve Doğanın Uyumu” title_font_size=”13″]

    Karadeniz denince akla hemen yaylalar gelse de kıyı şehirlerinin kışın sunduğu o dingin ritmi mutlaka denemelisiniz. Samsun’da denize karşı uzun bir sahil yürüyüşü yapmak, Trabzon ve Ordu’nun tarihî dokusunu ve doğal güzelliklerini kalabalıksız keşfetmek çocuklu aileler için çok konforlu bir seçenek. Serin ama tertemiz bir hava eşliğinde, şehirden kopmadan doğayla iç içe olabileceğiniz dengeli bir tatil sizi bekliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Doğu Anadolu’da Sessiz Bir Kış Rotası” title_font_size=”13″]

    Doğu Anadolu Bölgesi, kış aylarında daha sert ama bir o kadar da etkileyici bir atmosfere bürünür. Kars, Ani Antik Kenti ve tarihî yapılarıyla çocuklara geçmişi açık havada anlatma imkânı sunarken; Van Gölü ve çevresi, kışın dinginliği içinde doğayla baş başa kalmak isteyen aileler için sakin yürüyüşler ve şehir içi gezilerle tamamlanabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kış Güneşiyle Akdeniz” title_font_size=”13″]

    Akdeniz Bölgesi, kış aylarında sömestir tatili için rahat bir tempo vadeder. Antalya ve çevresi, antik kent gezileri, müzeler ve sahil yürüyüşleriyle; Adana, zengin mutfağı ve şehir kültürüyle; Mersin, sahil şeridi ve tarihî duraklarıyla çocuklu aileler için keyifli anlar yaşamanızı sağlar. Ayrıca, Antalya şehir merkezine yaklaşık 50 kilometre uzaklıkta bulunan kayak merkezi ve yakınında bulunan TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi, gökyüzü meraklıları için eşsiz bir deneyim sunar.

  • JAPON BALIKLARININ AZ BİLİNEN İLGİNÇ ÖZELLİKLERİ

    Akvaryum sevdalılarının en çok beslediği türlerin başında gelen Japon balığı, sazan balığının alt türlerinden biridir ve genlerinin çaprazlanması sonucunda elde edilmiştir. Yaşam süresi ortalama 30 sene olan ve hafıza konusunda oldukça şaşırtıcı özellikleri bulunan Japon balıklarının kaydedilmiş en uzun ömre sahip olanı 40’lı yaşlarındadır. Farklı cinsteki balıklarla pek de iyi geçinemeyen Japon balıkları maalesef ki fanus ya da akvaryumlarda ortalama 5 sene yaşayabiliyor. Turuncu rengi ve oyuncu kişiliği ile tanınan Japon balıkları hakkındaki ilginç bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Balon göz Japon balığı, klasik kuyruklu Japon balığı, düz kuyruklu Japon balığı, sazan kuyruklu Japon balığı gibi çok sayıda alt türe sahip olan Japon balığı türleri arasında en yaygın olanı Suriye Japon balığıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Asıl adı goldfish (altınbalığı) olan Japon balığı, Uzak Doğu ülkelerine Japonya’dan dağıldığı düşünüldüğü için bu ismi almıştır ve ülkemizde genel olarak bu isimle anılır. Diğer balık cinslerine göre oldukça iyi hafızaları vardır. Hafızaları bilinenin aksine 3 saniye değil, 5-6 aydır. Birçok şeyi unutmazlar ve kendilerini besleyen kişiyi tanırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Her yıl dünya çapında 480 milyondan fazla Japon balığının satışı yapılmaktadır. Bu sayı, kedi ve köpek satışlarının toplamından daha fazladır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Japon balığının pullarına bakarak kaç yaşında olduğunu anlayabilirsiniz. Her yıl pullarının üzerinde tıpkı bir ağaç gibi halka çıkaran Japon balıklarının halkalarını gözlemlemek için mikroskop gerekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İnsan gözü, 3 ana renk kombinasyonu olan kırmızı, sarı ve mavi renklerini görebilirken; Japon balıkları bunlara ek olarak bir de ultraviyole ışığını görebilmektedir. Bu özellikleri onlara sudaki hareketleri algılama ve yemek bulma konusunda fayda sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Japon balıkları karanlıkta kaldıklarında bir süre sonra renkleri beyaza döner. Bunun nedeni, ışığın derilerindeki pigment üretimine yardımcı olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Japon balıkları göz kırpamaz ve mideleri yoktur; ancak farklı alanlarda sindirim işi yapan bir bağırsağa sahiptirler.