Blog

  • 8 Unutulmaz Dünya Kupası Finali

    8 Unutulmaz Dünya Kupası Finali

    1930’dan beri her 4 yılda bir tüm dünyanın nefesini tutarak izlediği Dünya Kupası tam bir ay sürüyor ve her seferinde birbirinden ilginç final maçlarıyla sona eriyor. Kupa finallerine dünyanın en iyi futbolcuları hünerlerini göstermek ve takımlarına kupayı kazandırmak umuduyla çıkıyorlar, hâliyle Dünya Kupası finalleri de unutulmaz olaylara, hayran bırakan performanslara sahne oluyor. Bu içeriğimizde kupanın unutulmaz finallerini listeliyor bizim için belki de en unutulmayacak maçlardan biri olan 2002 Dünya Kupası başarımızı ve Türkiye – Senegal Çeyrek Finali’nde atılan Altın Gol ile yüzümüzü güldüren millî takımımızı da hatırlıyor ve sizi futbol tarihinin en gösterişli anlarıyla buluşturuyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1930 Uruguay – Arjantin Finali” title_font_size=”13″]

    İlk Dünya Kupası’nın finali de unutulmaz olmuştu. Sadece Plata Nehri ile birbirinden ayrılan Uruguay ve Arjantin finalde karşı karşıya geldi ve Güney Amerika’da hayat bu maç için durdu. Uruguay’ın ilk Dünya Kupası’nı kaldırdığı 30 Temmuz 1930’da her iki ülkede fabrikalar bile çalışmamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1958 Brezilya – İsveç Finali ” title_font_size=”13″]

    İsveç’in ev sahipliği yaptığı bu maç bir değil birçok ilke sahne olmuştu. Avrupalı bir takım ile Amerikalı bir takımın karşı karşıya geldiği ilk final maçıydı. Brezilya’nın kazanarak dünyanın en değerli kupasını kaldırdığı maçın yıldızı ise Pelé oldu. Pelé, o zaman henüz 17 yaşındaydı ve Dünya Kupası Finali’nde gol atan en genç futbolcu olmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1966 Batı Almanya – İngiltere Finali” title_font_size=”13″]

    İngiltere’nin 4-2 kazandığı final maçı belki de kupa tarihinin en tartışmalı gollerinden birine şahit olmuştu. İki takım 2-2 berabereyken, İngiliz Geoff Hurst’ün şutu kale direğinden sekti ve gol çizgisinin üzerine düştü. Hakemin golü vermesine rağmen İngiltere’yi öne geçiren golün meşru olup olmadığı yıllarca tartışıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1982 İtalya – Batı Almanya Finali” title_font_size=”13″]

    1982 Dünya Kupası, İtalya’nın kazandığı ne ilk ne de son kupaydı ama belki de en coşkuyla kutlananıydı. İtalya’nın kupayı kaldırmasını sağlayan kritik golü atan Tardelli’nin gol sevinci kupa tarihinin en unutulmaz anlarından biri olarak hatırlandı. Tardelli attığı golü kutlarken o kadar yüksek sesle bağırmıştı ki “Tardelli Çığlığı” yıllarca hatırlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1986 Arjantin – İngiltere Finali” title_font_size=”13″]

    Bu maçı seyretme olanağı bulanlar dünyanın en şanslı futbol seyircileri olabilir çünkü dünyanın en çok konuşulan gollerinin ikisi bu maçta atıldı ve her ikisi de ünlü Arjantinli yıldız Maradona’nın eseriydi. Maradona’nın eliyle müdahalede bulunarak attığı gol yıllarca sürecek büyük tartışmalara sebep olurken, kendi yarı sahasından İngiltere kalesine dek her önüne gelene çalım atarak ağlara gönderdiği gol “Yüzyılın Golü” seçildi

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1994 Brezilya – İtalya Finali” title_font_size=”13″]

    Brezilya ve İtalya’nın karşı karşıya geldiği 1994 finalinde 90 dakika içinde üstün gelen bir takım olmadı ve maç penaltılara kaldı. İlk kez bir dünya kupası penaltı atışları sonrasında sahibini buldu. Brezilya’nın kazandığı kupa finalinin en büyük kaybedeni ise penaltı kaçırdığı için sert eleştirilere maruz kalan İtalyan yıldız oyuncu Roberto Baggio olmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2006 Fransa – İtalya Finali ” title_font_size=”13″]

    Fransa ve İtalya arasında oynanan 2006 Dünya Kupası finali birçok açıdan unutulmayacak bir maçtı. Bu final aynı zamanda Avrupa’nın gördüğü en büyük futbolculardan biri olan Zidane’ın jübilesiydi ama tahmin edilmeyecek bir şekilde bitti. Normal süresinde tamamlanamayan maç uzatmalara ve sonrasında penaltılara kaldı. Kupayı kazanan taraf İtalya oldu ama maça damga vuran olay Zidane ile Materazzi’nin arasındaki kavgaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2002- Türkiye – Senegal Çeyrek Finali” title_font_size=”13″]

    Listedeki diğer maçlar gibi bir final maçı olmasa da 2002 Dünya Kupası Çeyrek Finali’nde Senegal ile karşılaşmamız hepimiz için unutulmaz olmuştur. Dünya üçüncüsü olarak tamamladığımız 2002 turnuvasının çeyrek finalinde, Ümit Davala’nın verdiği başarılı pası değerlendiren İlhan Mansız’ın attığı Altın Gol ile Senegal’i 1-0 yenmiş ve adımızı üçüncülük karşılaşmasına yazdırmıştık.

  • Hayatımızın Tadı Tuzu Şekerli Deyimler

    Hayatımızın Tadı Tuzu Şekerli Deyimler

    Şekerin, dâhil olduğu her şeyi tatlandırdığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. İçine girdiği bazı yerler var ki dilinizi değil ama canınızı biraz acıtabilir. Şekerle kurulmuş deyimlerden söz ediyoruz tabii ki… Bu liste de hayatımıza hem tat hem tuz olan şekerli deyimlerle ilgili…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Görünüşte birbirine ne kadar benzeseler de nitelikleri birbirinden çok farklı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kişi, kendi özünü veya asıl özelliklerini değiştirmiş gibi görünse de asla değişmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yumuşak huylu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kısa bir süre uyumak, kestirmek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İşine sabahleyin erken başlayan kimse başarı elde eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kişinin yaptığı iyilikte de, kötülükte de kalıtımın etkisi vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yarasın, ağız tadıyla yensin.

  • 8 Fotoğrafla Bahçeye Dönüşmüş Duvarlar

    8 Fotoğrafla Bahçeye Dönüşmüş Duvarlar

    Peyzajın son zamanlarda hayatımıza giren modern bir uygulaması olan duvar bahçeleri, şehirlerin dört bir yanında, sitelerde, evlerin bahçelerinde hatta verandalarında bile karşımıza çıkıyor. Bizim bildiğimiz şekliyle kısa süredir şehirlerimizde yer alıyor olsa da duvar bahçelerinin kökeninin dünyanın yedi harikasından biri olan Babil’in Asma Bahçeleri’ne dayandığı düşünülüyor. Geniş klasik bahçelere yer olmayan alanlarda dekoratif amaçlı olarak tercih edilen duvar bahçelerini listemizde keşfedin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    bahçe düzenlemesi

    Duvar bahçeleri için toprağa gerek duyulmuyor, bitkiler özel bir keçenin arasına yerleştiriliyor ve böylece sıkıcı ve düz duvarları renklendirmeniz mümkün oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    bahçe düzenlemesi

    Sadece özel mülkler değil, iş yerlerinin, devlet kurumlarının duvarları da doğanın dokunuşuyla renkleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    bahçe düzenlemesi

    Duvar bahçesi oluştururken renkli çiçekleri tercih edebileceğiniz gibi daha doğal bir görünüm elde etmek için sadece yeşilin farklı tonlarını da kullanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    bahçe düzenlemesi

    Duvarların üzerine yerleştirilen bu dikey bahçelerin özel sulama sistemleri de bulunuyor. Böylece bitkiler ihtiyaçları olan suyu alabiliyor ve güzellikleriyle gözlerimizi okşuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    bahçe düzenlemesi

    Duvar bahçeleri kurmak için gelişmiş sistemler olduğu gibi, kendi imkânlarınız ile basit ama sevimli duvar bahçeleri oluşturmanız da mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    bahçe düzenlemesi

    Duvar bahçeleri son zamanlarda şehircilikte de kullanılmaya başladı. Dünyanın birçok şehrinde dikey bahçeler kamusal alanlara renk katıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    bahçe düzenlemesi

    Duvar bahçeleri, binaların yüzlerinin kaplanması amacıyla da kullanılıyor. Bu şekilde beton yüzeyler, üzerlerindeki çirkin görünümlü kablolar ve işlevsel detaylar kamufle ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    bahçe düzenlemesi

    Beton yüzeyler yerine binaları kaplayan yeşillikleri görmek insanların ruhuna iyi geldiği gibi, enerji tasarrufu anlamında da fayda sağlıyor. Özellikle sıcak havalarda üzerinde dikey bahçe olan binaların daha az ısındığı biliniyor.

  • BASİT TAVSİYELERLE BÜYÜK MUTLULUKLAR

    Gündelik yaşamı şekillendiren alışkanlıklar yani rutinlerimiz, hayatımızı nasıl tecrübe ettiğimizi belirleyen unsurların başında geliyor. Mutlu ya da keyifsiz olmamız, güne asabi mi yoksa güler yüzle mi başlayacağımız başımıza gelen olayların bir sonucu gibi gözükse de aslında hepsi hayata karşı tutunduğumuz tavrın sonucunda şekilleniyor. Yazımızda, uygulayacağınız basit yöntemlerle hayatı daha keyifli hâle getirecek tavsiyeleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İlk tavsiyemiz güne güzel bir şekilde başlamanızı sağlayacak olan uyku için gerekli olan düzenleme… Eğer yatak odanıza telefonla giriyorsanız ve yatmadan önce “son bir kez” diyerek telefonunuza bakıyorsanız bu alışkanlığı bırakmak size kaliteli bir uykunun kapısını açacak ve güne dinç bir şekilde başlamanızı sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güzel bir uykudan sonra gelelim yeni güne… Sabah uyanır uyanmaz yapacağınız kocaman bir esneme kasları uzatır ve gece boyu siz uyurken biriken gerilimi salar, azaltır. Parasempatik sistemi de aktive eden bu basit esneme ve gerinme hareketleri endorfin salgılanmasını sağlar. Yani güne esneyerek başlamak sizi daha mutlu, aktif, pozitif ve enerjik hissettirecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gün içerisinde bulunduğunuz alanı bolca havalandırın. Eğer sabah güneşini gören bir mekândaysanız perdeleri açarak gün ışığının bulunduğunuz odaya ve hücrelerinize dolmasına izin verin. Bu basit yöntemle hem fiziki hem de psikolojik olarak daha enerjik ve sağlıklı olabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Gereksiz tartışmalardan kaçının. İş yerinizde, toplu taşımada veya bir market kuyruğunda karşılaşabileceğiniz herhangi bir olumsuz ya da gergin durumda derin bir nefes alın, sakinliğinizi koruyun ve haklı olmak yerine yapıcı söylemlerde bulunun. Bu tavrınız, karşınızdaki insanın da yumuşamasına ve olayı önemsizleştirmesine neden olacaktır. Böylelikle basit gerginliklerden kaçınarak daha stressiz bir hayatın kapısını aralamış olacaksınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Eğer masa başı bir işte çalışıyorsanız gün içerisinde bedeninizin kan dolaşımını sağlayacak basit hareketlerde bulunun. Çalıştığınız masadan kalkarak pencereden dışarı bakmak ya da bulunduğunuz alanda şöyle bir dolaşarak etrafı incelemek hem vücut sağlığı hem mekân farkındalığı için oldukça faydalı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Vaktinizi uzun süre geçirdiğiniz alanda en azından bir saksı bitkiniz olsun. Belki güzel kokan bir çiçek belki sadece bir demet maydanoz olsa da bir canlının gelişimini izlemek, toprakla uğraşmak ve bir şeye emek vermek her insan gibi sizi de iyi hissettirecektir.

  • DÜNYANIN ZİRVESİNDE: TÜRK KAHVALTISININ LEZZETLERİ

    Güne başlarken sofraya yayılan mis gibi ekmek kokusu, demini alan sıcacık çay, peynirin çeşit çeşit hâli, çıtır çıtır simitler, reçeller, zeytinler, yumurta çeşitleri ve daha niceleri… Dünyaca ünlü gastronomi platformu TasteAtlas, 2025 yılında okurlarının oylarıyla oluşturduğu “Dünyanın En İyi 100 Kahvaltısı Listesi”ni yayımladı. Ve bu listenin zirvesinde Türk kahvaltısı birinci sırada yer aldı! Yazımızda, bir araya gelmenin, paylaşmanın ve güne sevgiyle başlamanın adı olan Türk kahvaltısının eşsiz lezzetlerini sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Türk mutfağı, kökleri Orta Asya’ya uzanan bir geleneğin ürünüdür. Göçebe yaşam tarzının getirdiği pratiklik ile başlayan bu mutfak kültürü, zamanla Anadolu’ya yerleşen Türklerin çevresel zenginlikleriyle birleşmiş, Selçuklu ve ardından Osmanlı mutfak mirasıyla harmanlanarak bugünkü çeşitliliğine ulaşmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çeşitlilik bakımından ilk göze çarpan besinlerin başında peynir çeşitleri gelir. Ezine’nin beyazı, tulum peynirinin güçlü aroması, Van’ın otlu peyniri, Balıkesir’in Mihaliç’i, Bolu-Düzce’nin Çerkez peyniri ve Kars’ın kaşarı; her biri Anadolu’nun farklı coğrafyasından soframızda yerini alır. Zeytinler ise Marmara’nın Gemlik’inden, Ege’nin Edremit ve Ayvalık ovalarından, Akdeniz’in güneşli kıyılarından soframızın vazgeçilmezi olur; kimi zaman sade kimi zaman kekikli, zeytinyağlı ve limonlu aromasıyla damaklarımızı şenlendirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Vişne, incir, kayısı ve ayva gibi yöresel meyvelerden hazırlanan reçellerin yanı sıra, Anadolu’nun bereketi olarak bilinen bal, en doğal hâliyle kahvaltıya tatlılık katar. Özellikle Karadeniz ve İç Anadolu’da sofraları zenginleştiren kaymak, bal ile mükemmel bir uyum yakalar. Bunun yanında, besleyici özellikleriyle öne çıkan tahin ve enerji veren pekmez de Türk kahvaltısının vazgeçilmezleri arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kızgın yağda kabarırken yayılan mis gibi kokusuyla altın sarısı pişi, özellikle ev kahvaltılarının vazgeçilmezidir. Peynirli, patatesli, ıspanaklı ya da kıymalı börekler, Karadeniz’den Ege’ye, İç Anadolu’dan Marmara’ya kadar farklı tariflerle sofraları zenginleştirir. İncecik açılmış, bol malzemeli gözlemeler hem doyurur hem de kahvaltıya ev sıcaklığı ve samimiyet katar. Bunların yanı sıra, fırın ürünleri de Türk kahvaltısının vazgeçilmezlerindendir. Susamla kaplı çıtır simit, çayın yanındaki yeriyle neredeyse bir klasik hâline gelmiştir. Yumuşacık poğaçalar, sade ya da içi dolgulu çeşitleriyle özellikle kalabalık kahvaltı sofralarında sıkça yer alır. Açma ise hem tatlı hem tuzlu hâliyle pratik ve doyurucu bir seçenektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sucuk, patates, biber ve domates kızartmaları, ev kahvaltılarının iştah kabartan lezzetleri arasında yer alır. Bu lezzetlerin yanında sunulan çeşitli yumurta tarifleri, kahvaltıya protein açısından zenginlik ve besleyicilik kazandırır. Sahanda yumurta, menemen ve omlet gibi klasik tariflerin yanı sıra, bazı yörelere özgü tarifler de sofralara özgün tatlar ekler. Örneğin; Afyon usulü pastırmalı yumurta, baharat ve etin yumurtayla yakaladığı doyurucu uyumuyla öne çıkar. Erzurum’un “kavut”u ise un, tereyağı ve yumurtanın buluştuğu, özellikle kış sabahlarında tercih edilen geleneksel bir kahvaltılık lezzettir. Son olarak, ekmek kızartması ve tost gibi pratik çözümler zaman kazanmak isteyenler için hem hızlı hem de doyurucu alternatiflerle karşımıza çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin her köşesinde sabah sofralarına bambaşka tatlar hâkimdir. Karadeniz’de tereyağında eriyen peynirli mıhlama, taze ekmeğin üzerine sıcacık dökülürken iştah kabartır. Güneydoğu’da incecik açılmış, bol şerbetli katmerle güne tatlı bir başlangıç yapılır. Ege’de zeytinyağlı otlar, haşlanmış sebzeler ve taze domateslerle hafif ama zengin bir kahvaltı hazırlanır. Antakya’da sofraya zahter, çökelek, zeytin ve sumaklı karışımlar gelir. Kars’ta kimi zaman gravyer peyniri kimi zaman kaz etiyle donatılmış güçlü tatlar yer alır. Afyon’da haşhaş ezmeli çörekler ve kaymak, Sivas’ta ise yoğurt kıvamında ekşi peskütan sofraları süsler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kahvaltının hafif ve ferah yanını oluşturan taze sebzeler; maydanoz, nane ve roka gibi yeşillikler sofralarda her zaman yer bulur. Mevsimine göre karpuz, incir, üzüm gibi taze meyveler ise sofraya renk ve tat katar. Bu doğal ve vitamin dolu lezzetler, kahvaltıyı sadece doyurucu değil, aynı zamanda dengeli ve sağlıklı bir öğün hâline getirir.

  • Pembe Güllerin Mor Lavantaların Masmavi Göllerin Şehri

    Pembe Güllerin Mor Lavantaların Masmavi Göllerin Şehri

    Tam da başlıkta söylediğimiz gibi doğanın rengârenk hâlini sınırları içinde yaşatan bir şehir burası.  İçinden Likya Yolu da geçiyor İpek Yolu da… Mavi sular da barındırıyor yemyeşil ormanlar da… Isparta’yı konuk ettiğimiz, Akdeniz ikliminin buram buram estiği sayfa için lütfen ekranınızı aşağı doğru kaydırın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Isparta’nın en özgün yerlerinden biri 12 katlı kulesi, üstüne taç gibi kondurulmuş gül heykeli ile Merkez’de yer alan Isparta Etnografya Müzesi. İçinde 3500’e yakın obje bulunduran müzeyi yerli ve yabancı yılda 50 binden fazla turist ziyaret ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehrin tam ortasına yerleşmiş doğa harikası Eğirdir Gölü 150 kilometre kıyı uzunluğu ile ülkemizin de dördüncü büyük gölü. Gölün içine doğru uzanan 7 dönümlük kara parçası Can Ada ise çadır ya da kamp kurarak piknik yapmak isteyenlerin gözdesi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Göller bölgesinde bulunan Isparta’nın doğal güzellikleriyle dikkat çeken diğer bir gölü Kovada da rengârenk florası ve capcanlı faunası ile ünlü. Gölü içine alan Kovada Millî Parkı doğa yürüyüşleri, fotoğrafçılık ve doğa gözlemciliği açısından ülkemizin en elverişli yerlerinden biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sütçüler ilçesinde bulunan Yazılı Kanyon da kaya tırmanışından trekkinge, piknikten manzara seyrine doğa aktivitelerinin yapılabildiği bir yer. Kanyonun adı ise Eski Yunan şairi Epiktetos’un Hür İnsan Üzerine Bir Şiir’inin bir kaya üzerine dönemin alfabesiyle yazılmış olmasından ileri geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Isparta ve Burdur ile Antalya’nın kuzeyini kapsayan Antik Pisidia Bölgesi’nin başkenti Antiocheia’dır ve Isparta’nın Yalvaç ilçesine 1 kilometre uzaklıkta bulunur. Barındırdığı kalıntılarla şehrin en turistik yerlerinden olan Pisidia Antiocheia Antik Kenti’ndeki amfi tiyatro gladyatör dövüşlerine bile sahne olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Keçirborlu ilçesindeki Kuyucak Köyü, Toroslar’ın eteğinde 250 kişilik bir yerleşim. Ülkenin lavanta üretiminin neredeyse yüzde 90’ını karşılayan köye her hasat döneminde meraklıları akın ederek bu şenliğe ortak olur. Lavanta turizmi bölgede şirin mi şirin butik otellerin artmasının da ana nedeni.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1970’lerin başında el halısı dokumacılığı altın dönemini yaşarken, Isparta ve çevresinde 3.400 tezgâhta 93.700 kişi çalışıyormuş. Bu sayılar makine dokumacılığı yükselişe geçince oldukça azaldıysa da ülkemizin kültürel değerlerinden olan Isparta halısı değerinden hiçbir şey kaybetmedi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    150 yıllık geçmişi olan Isparta gülünün özelliği iki türden elde edilmiş melez bir tür olmasıdır. Güçlü koku veren pembe renkli yapraklarından sabundan yağa çok sayıda yan ürün elde edilir. 1,5 ile 3 metre arasında uzayabilen ve kış aylarında da dayanıklılık gösteren bitki Isparta’nın en önemli değerlerinden biridir.

  • ROMAİN GARY BİYOGRAFİSİ

    Bir yazarın hayatı boyunca sadece bir kez alabildiği “Goncourt Edebiyat Ödülü”nü hayattayken iki kez kazanan tek yazar olan Fransız edebiyatının usta kalemi Romain Gary, kitaplarında hüznü ve mizahı ustalıkla birleştirmeyi başaran önemli bir isim. Ancak Romain Gary sadece yazar değil, aynı zamanda yönetmen, senarist, diplomat ve savaş pilotu. Fransız edebiyatının en üretken ve en tanınmış yazarlarından olan Gary, Emile Ajar takma adıyla da birçok kitap yazar. II. Dünya Savaşı’nın yıkıcı izlerini derinlikli bir şekilde kaleme almaya başaran bu çok yönlü entelektüel ismi yakından tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Asıl adı Roman Kacew olan yazar, 8 Mayıs 1914’te şimdiki Litvanya’nın başkenti Vilnius’da dünyaya gelir. Ailesinin Polonya’ya göç etmesiyle genç yaşta farklı bir ülkeye taşınan Gary, 11 yaşındayken babasının ailesini terk etmesi üzerine annesi ile yalnız bir çocukluk yaşar. İlerleyen yıllarda ünlü bir yazar olduğunda ailesinin geçmişi hakkında net bilgi vermekten kaçınır, her defasında farklı bir çocukluk senaryosu anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Romain Gary, 14 yaşındayken annesi ile beraber Fransa’nın Nice şehrinde bir banliyöye taşınır. II. Dünya Savaşı’nın başladığı yıllarda hukuk eğitimi alan Gary, Fransa’nın Naziler tarafından işgal edilmesi üzerine Almanlara karşı savaşmak için Fransız Hava Kuvvetleri’nde savaş pilotluğu yapmak için orduya yazılır ve Kuzey Afrika ve Avrupa’da ülkesi saydığı Fransa’nın özgürlüğü için mücadele eder. Bu dönemde ismini yasal olarak Romain Gary olarak değiştirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Pilot olarak görev aldığı savaş yıllarında 65 saatten fazla uçuş gerçekleştiren, 25’in üzerinde hedefi isabet ettiren atışlar yapan Gary, gösterdiği üstün çaba neticesinde onur nişanı ve madalya alır. 1944’te Britanyalı yazar, gazeteci ve Vogue dergisi editörü Lesley Blanch ile evlenir. Savaşın sona ermesiyle Fransa için diplomatik görevlerde bulunan yazar, edindiği hayat tecrübesinden bolca ilham aldığı ilk romanını “Polonya’da Bir Kuş Var” ismiyle 1945’te yayımlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Birleşmiş Milletler’in Fransız Delegasyonu sekreterliğine getirilen Gary, 1952’de New York, 1955’te ise Londra’da görev alır. 1956’da Fransa’nın Los Angeles başkonsolosluğu görevine getirilen yazar, tüm bu yoğunluğa rağmen sürekli üretir. Kimi eserlerini Emile Ajar takma ismiyle yayımlayan Gary, 30’un üzerinde roman kaleme alır ve ayrıca Fosco Sinibaldi ve Shatan Bogat takma isimleriyle de birer roman yayımlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Romain Gary ismi ile yayımladığı “Cennetin Kökleri” romanıyla Fransa’nın en büyük edebiyat ödülü olan Goncourt Edebiyat Ödülü’nü 1956’da alan yazar, Emile Ajar takma ismi ile yazdığı “Onca Yoksulluk Varken” romanıyla 1975’te tekrar kazanır. Sadece bir yazara bir defa verilen bu ödülü iki kez kazanarak tarihe geçen Gary, yıllarca bu bilgiyi gizli tutar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1961’de Britanyalı eşinden ayrılan Romain Gary, 1962’de Amerikalı ünlü oyuncu Jean Seberg ile evlenir ve bir çocukları olur. Seberg ile evliliği 1970’e kadar süren Gary, bu yıllarda da roman ve çeşitli film senaryoları kaleme alır. 1962 yapımı savaş filmi “The Longest Day”’in senaryo ekibinde de yer alan sanatçı, 1971 yapımı “Kill” adlı filmin yazar ekibindedir ve başrolünde hayat arkadaşı Jean Seberg vardır. Eserlerinde sıkça yaşlılığa ve yaşlı insanların duygularına yer veren Gary, kalemini o denli ustaca kullanır ki kitaplarını okurken bir an gözleriniz dolar; kendinizi ağlarken bulursunuz ancak bir sonraki satırda kendinizi kahkahalar atarken görmeniz işten bile değildir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kral Solomon’un Bunalımı, Kadının Işığı, Yalan Roman, Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı ve daha nice romanın usta yazarı Romain Gary ya da Emile Ajar, eski eşi Seberg’in 1979’daki şüpheli ölümünden sonra girdiği bunalım sonucunda 2 Aralık 1980’de Paris’te hayatına son verir. Ölmeden önce kaleme aldığı son mektubunda Emile Ajar’ın kendisi olduğunu itiraf eder. Eski bir tiyatro oyuncusu olan annesini mutlu etmek için yazar olmayı hedefleyen Gary, edebiyata olan tutkusunu ise şu cümleyle ifade eder: Edebiyat bana biraz nereye yöneleceğini bilemeyenlerin başvurdukları son sığınak gibi görünüyordu.”

  • DOĞADAN GELEN GÜÇ: RÜZGÂR ENERJİSİ

    Enerji tasarrufu hem doğal kaynakların korunması hem de çevre üzerindeki olumsuz etkilerin azaltılması için büyük önem taşır. Gereksiz enerji tüketimini azaltmak ve yenilenebilir kaynaklara yönelmek, sürdürülebilir bir gelecek için atılacak en kritik adımlardan biridir. Yazımızda, doğadan gelen güçlerden biri olan rüzgâr enerjisinin ne olduğunu, nasıl elde edildiğini ve Türkiye’deki potansiyelini ele alacağız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rüzgârın Oluşumu” title_font_size=”13″]

    Rüzgâr, Güneş’ten gelen enerjinin Dünya’yı eşit ısıtmamasından kaynaklanır. Bazı bölgeler daha fazla, bazıları daha az ısınır. Bu ısı farkı, hava basıncında değişiklikler oluşturur. Hava, yüksek basınçlı alanlardan alçak basınçlı alanlara doğru hareket eder; bu hareket rüzgâr olarak adlandırılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rüzgâr Enerjisi Nedir?” title_font_size=”13″]

    Rüzgâr enerjisi, atmosferde oluşan rüzgârın sahip olduğu kinetik enerjinin elektrik enerjisine dönüştürülmesidir ve çoğunlukla rüzgâr türbinleri aracılığıyla elde edilir. Üç kanatlı türbinler, rüzgârın etkisiyle döner ve jeneratörler aracılığıyla elektrik üretilir. Tarih boyunca rüzgâr enerjisi, MÖ 3000 civarında Mısır’da yelkenli teknelerde, MÖ 2000 civarında Babil ve Antik İran’da tahıl öğütmede
    kullanılmıştır. 11. yüzyılda Avrupa’ya taşınan teknoloji, Hollanda tipi yel değirmenlerinin temelini oluşturmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rüzgâr Türbinlerinin Özellikleri” title_font_size=”13″]

    Rüzgâr enerjisinin modern gelişimi, 1930’larda yaklaşık 600.000 yel değirmeninin kırsal alanlarda elektrik ve su pompalamak için kullanılmaya başlanmasıyla hız kazanır. Elektrik dağıtımı çiftlikler ve taşra kasabalarına yayıldıkça ABD’de kullanım azalır ancak 1970’lerde petrol krizinden sonra rüzgâr enerjisi yeniden önem kazanır. Günümüzde modern türbinler oldukça büyüktür: Kanat çapları 100
    metreyi aşabilir, kule yüksekliği 60-100 metre civarındadır. Bu sayede güçlü ve sürekli rüzgâr yakalanarak maksimum verim elde edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rüzgâr Enerjisinin Avantajları” title_font_size=”13″]

    Rüzgâr enerjisinin çevre dostu olması, üretim sırasında karbon salımı yapmaması ve hava kirliliğine neden olmaması en önemli avantajıdır. Ayrıca, rüzgâr sürekli bir enerji kaynağıdır ve fosil yakıt bağımlılığını azaltarak enerji arz güvenliğine katkı sağlar. Başlangıç yatırımı yüksek olsa da işletme ve bakım masrafları görece düşüktür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rüzgâr Enerjisinin Zorlukları ve Sınırlamaları” title_font_size=”13″]

    Rüzgâr enerjisi süreklilik garantisi sunmaz; hız ve yön değişimleri üretimde dalgalanmalara yol açabilir. Offshore (açık deniz) türbinleri, karasal türbinlere göre güçlü rüzgâr bölgelerinde daha verimli çalışır ancak ciddi yatırım gerektirir. Ayrıca türbinler bazı bölgelerde gürültü kirliliği oluşturabilir; bu nedenle kurulum alanının ekolojik değerlendirmesi büyük önem taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rüzgâr Türbinlerinin Sesleri ve Kuşlar” title_font_size=”13″]

    Modern türbinler oldukça büyük olmalarına rağmen sessiz çalışacak şekilde tasarlanır. Öyle ki, bazı türbinlerin kanat uçları saatte 200 kilometre hızla dönmesine rağmen sesleri 50-60 desibel civarındadır, bu da normal bir konuşma seviyesindedir. Ayrıca türbinler, kuş göç yolları dikkate alınarak konumlandırılır ve böylece ekolojik denge korunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkiye’de Rüzgâr Enerjisi” title_font_size=”13″]

    Türkiye, coğrafi konumu sayesinde rüzgâr enerjisi potansiyeli yüksek bir ülkedir. Ege, Marmara, Akdeniz ve İç Anadolu bölgeleri en uygun alanlardır. 2024 verilerine göre kurulu güç yaklaşık 12 GW (Gigawatt) olup toplam elektrik ihtiyacının %10’undan fazlasını karşılayabilir. Hedef, 2030’da 20 GW’a ulaşmaktır. Rüzgârın bol olduğu günlerde Türkiye, toplam elektrik üretiminin %30’unu tek başına sağlayabilir; bu, bir megakent büyüklüğünde şehirleri bir gün boyunca elektrik kesintisi olmadan besleyebilecek kapasitedir.

  • HOŞ KOKUSU İLE BİLİNEN KARANFİL VE FAYDALARI

    Endonezya’da Baharat Adası olarak bilinen Maluku Adaları’ndan tüm dünyaya yayılan karanfil, yiyecekler ve içeceklere lezzet kattığı kadar beden sağlığımız için de oldukça faydalı bir baharat. Karanfil; antioksidanlarca zengin, kan şekerini düzenlemeye yardımcı, bakterileri öldürücü özellikleri ile ön plana çıkıyor. Kurabiye, kek, bitki çayları ve meyve suları ile sıkça tüketilen, geleneksel tıpta da şifasından dolayı sıkça kullanılan karanfilin faydalarını yedi madde ile listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Doğanın şifacı gücünden faydalanmamız için toprak ananın sunduğu nimetlerden bir tanesi de hoş kokusu ile bilinen karanfil. Türkçede birden çok anlamı bulunan karanfilin, çiçeği olduğu gibi bir de “Syzygium aromaticum” ağacından elde edilen baharatı da bulunuyor. Okuyacağınız yazı dört mevsim yeşil kalan, 10 ila 20 metre uzunluğa erişen karanfil ağacında yetişen baharatı ve faydaları hakkında…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yaklaşık 2 gram yani 1 çay kaşığı karanfilde günlük ihtiyacın %55’i kadar manganez bulunur. K vitamini ve lif de içeren karanfil, antioksidanlar bakımından da oldukça zengindir. Potasyum, demir, selenyum ve magnezyum gibi minerallerin yanı sıra A vitamini, beta-karoten içerir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Karanfil yüksek dozlarda “Eugenol” maddesi içerdiği için toksin olabiliyor. Bu sebeple karanfil ve karanfil yağının yüksek dozlarda kullanımı, özellikle çocuklarda karaciğer hasarına yol açabiliyor. Her şeyde olduğu gibi karanfil kullanımında da denge ve doz çok önemli…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Laboratuvar çalışmaları karanfilin koli basili ve diğer sık görülen iki zararlı bakteri çeşidini öldürdüğünü gösteriyor. Antimikrobiyal özelliğiyle ağız sağlığı üzerinde çok etkili; ağız kokularının giderilmesinde de kullanılan karanfilin içeriğindeki “Eugenol” maddesi, hafif ve orta şiddetteki diş ve diş eti ağrılarında lokal ağrı kesici özelliği ile biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bazı çalışmalar karanfil ve içerdiği bileşiklerin oksidatif stresi azaltarak karaciğeri koruduğunu gösteriyor. Ayrıca karanfilin içerdiği bileşikler, insülin üretimini artırarak kan şekerinin düşürülmesinde etkili olurken, kan dolaşımını düzenlemeye de fayda sağlıyor. Antioksidan özelliği sayesinde hücrelerdeki serbest radikal olarak adlandırılan hasar yapıcı moleküllerin gelişimini engelliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bazı çalışmalar karanfildeki “Eugenol”ün kemik yoğunluğu ve gücünü artırdığını gösteriyor. Ancak üçüncü maddede belirttiğimiz gibi “Eugenol”ün fazlası zarar… Karanfilin bol miktarda içerdiği manganezin de kemik yoğunluğu ve gelişimine etkisi olduğu biliniyor. Ayrıca karanfil yağının midede mukus üretimini artırdığı sonucuna ulaşan araştırmalar bulunuyor. Mide mukusunun görevi ise bariyer oluşturarak mide duvarının asitlerden etkilenmemesini sağlamak…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Karanfili çeşitli şekillerde tüketmek mümkün. Tatlı, komposto, bitki çayları, ev yapımı meyve suları ve reçellerle tüketmeye alışık olduğumuz karanfili dilerseniz bedeninizin güzel kokması, saçlarınızın beslenmesi için de kullanabilirsiniz.

  • Türk Edebiyatı’ndan Zamanı Anlatan 7 Alıntı

    Türk Edebiyatı’ndan Zamanı Anlatan 7 Alıntı

    Bazen üzen bazen dertlere deva olan zaman birçok şiire, şarkıya, yazıya konu olmuştur. Edebiyatın gelmiş geçmiş en büyük isimleri zaman üzerine düşünmüş, zamandan ilham alarak ya da akıp geçen zamana sitem ederek okuyanı derinden etkileyen eserlere imza atmışlardır. Tüm hayatımızı çekip çeviren zamana bir de Türk Edebiyatı’nın büyük ustalarının gözüyle bakalım istedik ve zamanı anlatan 7 alıntıyı listemizde bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]