Blog

  • Türklerden Dünyaya Armağan Dede Korkut Hikâyeleri

    Türklerden Dünyaya Armağan Dede Korkut Hikâyeleri

    Bildiğiniz gibi Dede Korkut Hikâyeleri Türkçenin ve Türk edebiyatının eski ve en önemli eserlerindendir. Oğuz Türklerinin yaşadığı geniş bir coğrafyayı içine alan bu hikâyeler, 2018’in Aralık ayında da UNESCO Dünya Somut Olmayan Kültür Mirası Temsili Listesi’ne kabul edildi. “Dede Qorqud/ Korkyt Ata/ Dede Korkut Mirası: Destan, Masal ve Müzik” adıyla hazırlanan dosya UNESCO’ya Kazakistan, Azerbaycan ve Türkiye’nin katılımıyla çok uluslu bir değer olarak sunuldu. Acaba sahip olduğumuz bu değerli mirası ne kadar iyi tanıyoruz? 10 soruda bilgilerinizi sınamaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dede Korkut Hikâyeleri hangi dönemde ortaya çıkmıştır?” title_font_size=”13″]

    10. ve 11. yüzyıllarda ortaya çıktığı düşünülen hikâyelerden kiminin tarihi daha da eskilere götürülüyor. Örneğin; Bamsı Beyrek hikâyesi 5. ve 6. yüzyılla tarihleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hikâyelerde hangi konulara yer verilmiştir?” title_font_size=”13″]

    Oğuzların kendi içlerinde ve çevre boylarla aralarında gelişen olaylar konu edilir. Konuların içinde kahramanlık da vardır savaş da; yiğitlik gösterileri de vardır aşk da…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Anlatılan hikâyeler nerelerde geçmektedir?” title_font_size=”13″]

    Hikâyeler, Oğuzların ana yurdu Orta Asya’da şekillenmeye başlamış, Türklerin Anadolu’ya geçişiyle Kuzeydoğu Anadolu’nun farklı yerlerinde devam etmiştir. Tabii bu süreçte hikâyeler hem inanç hem çevresel koşullarla ilgili bazı değişikliklere uğramıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dede Korkut gerçekte kimdir?” title_font_size=”13″]

    Hakkında o kadar çok rivayet var ki net olarak şu kişidir demek mümkün değil… Kimine göre türkü söyleyip saz çalan bir Şaman, kimine göre Oğuzların soyundan gelip 295 yıl yaşayarak İslamiyet’e geçişi de görmüş bir danışmandır. Halk da bir devin kızından dünyaya geldiğine inanmıştır. Hikâyelerde ise töreleri, gelenekleri çok iyi bilen, “dede” ve “ata” sıfatıyla anılan bilge bir anlatıcı rolündedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hikâyelerdeki olaylar gerçekten yaşanmış mıdır?” title_font_size=”13″]

    Anlatılanların içinde eski Türk gelenekleriyle uyuşan çok sayıda anlatım bulunur. Hatta Dede Korkut bu konuda başvurulan önemli kaynaklardan biridir. Bununla birlikte mitolojik ya da olağanüstü olaylar da fazlaca yer alır. Yani gerçekle kurgu iç içedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”12 hikâyede öne çıkan karakterler hangileridir?” title_font_size=”13″]

    Dirse Han ile Boğaç Han, Deli Dumrul, Bamsı Beyrek, Kazan Bey’le oğlu Uruz, Kanturalı, Yegenek, Basat ve Tepegöz, Begil Oğlu Emren, Segrek ve Aruz, hikâyelerde ayrı ayrı yer alan kahramanlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dilden dile aktarılan bu hikâyeleri kim/ne zaman yazıya geçirmiştir?” title_font_size=”13″]

    Ortak bir görüş Akkoyunluların bu hikâyeleri 15. yüzyılda yazıya geçirdiği şeklindedir. Kitabın orijinal adı “Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı” anlamına gelen, “Kitab-ı Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan”dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dede Korkut kitabının özellikleri nelerdir?” title_font_size=”13″]

    Yazarı bilinmeyen kitap, önsöz dışında 12 hikâyeden oluşur. Düz yazı ile şiir iç içedir. Azeri Türkçesi ile yazıldığı bilinmekle birlikte bütün dil özelliklerinin bunu doğrulamadığı da söylenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bu kitabın görebileceğimiz en eski nüshası nerededir?” title_font_size=”13″]

    19. yüzyılda Almanya Dresden’de ve 20. yüzyılda Vatikan’da iki el yazması bulunmuştur. Dresden’de bulunan 12 hikâyeden oluşan tam nüsha, Vatikan’daki 6 hikâyeden oluşan nüshadır. Birbirinden farklı üslup ve dille yazılmış, 15. yüzyıla ait bu el yazmaları Dresden ve Vatikan kütüphanelerinde bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dede Korkut kitabı ne zaman çoğaltılmaya başlanmıştır?” title_font_size=”13″]

    İlk olarak, Türk dili ve edebiyatı araştırmacısı Kilis doğumlu Rıfat Bilge, Almanya’daki nüshadan yola çıkarak 1916 yılında basılmasını sağlamıştır. İstanbul’da yayımlanan bu kitap, Arap harfleri ile basılmıştır. Orhan Saik Gökyay ise 1938 yılında “Dede Korkut” adıyla Türkçe olarak yayımlamıştır.  Kitap Rusçaya 1950-51, İtalyancaya 1952, Almancaya 1958, İngilizceye 1972-78’de çevrilmiştir.

  • 8 Madde ile 10.000 Yaşındaki Siyez Buğdayı

    8 Madde ile 10.000 Yaşındaki Siyez Buğdayı

    Temel besin kaynağımız buğdayın atası sayılan siyez, ülkemizin hazine gibi gözetilmesi, sahip çıkılması, tanıtılması gereken bir değeri… 10 bin yıllık geçmişiyle hak ettiği bu değeri, genetiği hiç bozulmamış yapısı ve lezzet dolu tadıyla da hak ediyor. Sofralarınıza da taşımanızı umarak 8 madde ile siyezi ekranlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Latince ismi “Triticum Monococcum” olan buğdayın adının Hititçe “zız” kelimesinden geldiği uzmanlar tarafından ifade ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Siyezin fiziki olarak ayırt edici özelliği, tek başakçıklı oluşu ve bu başakçığı saran kabuğun sık yapısı. Bu sıklık bitkinin en önemli avantajı olmuş ve dışarıdaki zararlılara karşı korunmasını sağlamış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde siyez denince akla gelen şehrimiz Kastamonu, özellikle Taşköprü, İhsangazi ve Seydiler’dir. Karlı ve soğuk havaları sevdiği bilinen kadim besinin ekimi yapılan diğer şehirlerimiz arasında Erzincan, Tekirdağ, Edirne, Kars gösteriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Siyezi sofranıza getirebilecek birçok tarif bulunuyor ve bunların başında siyez bulgurundan yapabileceğiniz pilav geliyor. Özellikle Kastamonu yöresine özgü ekşili pilavı bir kere olsun denerseniz mönünüzde uzun süre vazgeçemeyeceğiniz yemeklerden olacağını garanti edebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Siyez bulgurun klasik bulgurdan farklı olarak, karbonhidrat değerinin düşük protein değerinin yüksek olduğu, kolesterol içermediği, lif yapısından dolayı sindirimi kolaylaştırdığı biliniyor. Bütün bunlar, ince siyez bulgurundan yapacağınız kısırı tabak tabak yemenizi ve sonradan pişmanlık duymamanızı sağlayacak güzel faydalar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde siyez kültürü git gide yaygınlaşsa da siyez buğday unundan ekşi maya ile yapılan “siyez ekmeği” özel bir lezzet olarak fark edilmeyi bekliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Glisemik indeksi insana en uygun besinler arasında geçen siyezin, unundan çeşit çeşit kurabiye, börek yapabilir kendi tarifinizi oluşturabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Siyez makarnası da gönül rahatlığıyla tüketebileceğiniz bir besin türü… Ayrıca siyezin bakliyatlarla karıştırıldığında çok daha faydalı ve zengin bir kaynak haline geldiğini söyleyebiliriz.

  • YENİ YILDA YEPYENİ KARARLAR ALIN!

    Her yıla büyük ümitlerle başlayıp, yıl sonunda hangilerinin gerçekleştiğine odaklanmak ve geçmiş yılın analizini yapmak âdettendir. Eğer henüz yerine getirmediyseniz, 2023’ün başlarındayken yepyeni kararlar almaya ne dersiniz? Ne gibi kararlar diyorsanız, aşağıda sıraladıklarımızdan ilham alabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tahlil mi yaptırmanız gerekiyor yoksa genel bir kontrolden geçmeniz mi? Ne zamandır ağrı hissettiğiniz bir nokta var ve siz orayı görmezden mi geliyorsunuz? İşte bu yıl bu ihmalkârlıklardan vazgeçme yılı olsun. Unutmayın, sağlığımız her şeyden önemli ve hayatımızdaki her şey sağlığımız iyi olduğu müddetçe kıymetli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yeni yılda hiçbir şeyi değiştiremiyorsanız, evinizdeki eşyaların yerini değiştirerek de görüş alanınızı yenileyebilirsiniz. Koltukların veya yatağın yerini ya da duvarların rengini değiştirmek, hayatınıza ummadığınız büyüklükte bir değişim enerjisi getirecektir. Hatta giyim tarzınızda yapacağınız ufak farklılıklar bile sizi yeni yılda yepyeni heyecanlarla donatacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İnsanın üstünde yük yaratan, sürekli suçluluk duygusu içinde tutan tavırlardan biri de işleri sürekli ertelemesidir. Başına geçtiğimizde belli bir sürede bitireceğimiz işler, erteledikçe zihnimizde devleşir ve altından kalkamayacağımız bir yük haline gelir.  Gelin herkesten önce kendimize, 2023’ün ertelemelerden vazgeçme yılı olduğunu ilan edelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Her birimizin hayatında olumsuz giden yönler, istediğimiz güzellikte olmayan durumlar vardır. Yolunda gitmeyen konulara odaklanıp sürekli bunları konuşmak, ümitli olma halimizi zedelerken neşemizden de çalar. Kendimizle birlikte yanımızdaki insanları karamsarlığa sürüklemek de cabası. Peki, bu yıl hayatınızın olumlu yönlerine odaklanıp, hayal kurmayı çoğaltmaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    “Ah bir Kapadokya’ya gidebilsem!” “Daha önce hiç Galata Kulesi’ne çıkmadım.” “Doğu Ekspresi ile ülkenin doğusunu görmeyi çok isterdim.” Bunlar gibi kim bilir kaç tanesi dökülmüştür dudaklarımızdan… Haydi, bu yıl görmek istediğimiz yerler için liste çıkarıp, olanaklar dahilinde mutlaka bir tanesini gündeme alacağımız yıl olsun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hep aklınızda olan ama yoğunluktan bir türlü arayıp soramadığınız o eski dost, o arkadaş, o akraba… Aklınızda ve kalbinizde yeri olan insanlara gecikmiş bir “merhaba” demek, hallerini hatırlarını sormak, onları sevindirerek iyi bir davranış sergilemiş olmanın hazzını yaşamak istemez misiniz? İşte, artık o numarayı çevirmenin zamanı geldi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Özellikle şehirlerde yaşayanlar için doğayla buluşmak ayrı bir plan program gerektirir. Ama bu çabanın hayata daha keyifle bakmamızı sağlayan bir sonucu olduğunu da biliriz. Tertemiz oksijen alır, kuş sesleriyle zihinlerimizi arındırır, toprağa basarak rahatlar, yeşile bakarak özgürleşiriz. Bize bu kadar faydası olan bir sistemle daha fazla buluşmamak akıl işi değil. O zaman sık sık doğaya kaçmak da 2023’te alınacak en akıllıca kararlardan biri.

  • Nesilden Nesile Ülkemizin En Değerli Varlıkları

    Nesilden Nesile Ülkemizin En Değerli Varlıkları

    “Milli park” vahşi doğanın korunması ve gelecek nesillere aktarılması için geliştirilen bir kavram ve her ülke milli parklarını seçerken kendi kriterlerini oluşturuyor. Ülkemiz yasalarındaki millî park tanımı ise şöyle: “Bilimsel ve estetik bakımdan, millî ve milletlerarası ender bulunan tabiî ve kültürel kaynak değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip tabiat ve gezinme parçalarıdır.” Gelin 2019 itibariyle sayısı 45’i bulan milli parklarımızdan 10 tanesini tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    milli parklar

    Ilgaz, Anadolu’nun sen yüce bir dağısın gerçekten de… Kastamonu’daki Ilgaz Milli Parkı’na doğru yol alırken gördüğünüz güzellikler karşısında bu cümleyi kurmaktan kendinizi alamayacaksınız. Milli Park, aralık ve nisan ayları arasında kayak turizminin ilgi gördüğü, diğer aylarda trekkingden dağ tırmanışına doğa sporlarının yapıldığı yeryüzündeki eşsiz adreslerden biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    milli parklar

    1500 metre aralıklarla sıralanmış 7 göl… 1642 hektar büyüklüğünde yer yer masmavi, çoğunlukla yemyeşil, bütünüyle rengârenk bir havza… İçinde sayısız aktivitenin yapılabildiği, canlı hayatının korunduğu ve geliştirildiği, 1965 yılında korumaya alınmış Yedigöller Milli Parkı… İster kamp kurun, ister karavanda kalan, isterseniz bungalovlarda konaklayın ama yeter ki hayatınızda bir kez olsun uğrayın…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    milli parklar

    Kuşlardan sürüngenlere yüzlerce canlı ve 80’i endemik olmak üzere 600’ün üstünde bitki türünün evi olan Termessos Milli Parkı’nda ilginin büyük bir bölümünü Helenistik dönemden kalan mezarlar ve Roma dönemine ait kalıntılar topluyor. Termessoslular’dan günümüze kalan şehir surları, tiyatro, agora, kral yolu gibi kalıntılar Toros dağlarının yamaçlarında deniz seviyesinden 1050 m yükseklikteki milli parkta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    milli parklar

    Şelaleler, krater gölleri, kanyonlar, höyükler… Sincap, sansar, tilki, porsuk, yaban keçisi, vaşaklar… Sayısı 1500’ü aşan bitki türü… Tunceli’deki Munzur Vadisi Milli Parkı 1971’de koruma altına alınan 42 bin hektarlık bir doğa harikası… Kamp ya da piknik yapmak, trekking ya da dağa tırmanmak isteyenlerin Ovacık ilçesinden dolmuşlarla ulaşabileceği park ülkemizin en büyük milli parklarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1985 yılında Dünya Miras Listesi’ne alınan Göreme Milli Parkı, Erciyes ve Hasan Dağ başta olmak üzere birçok dağın patlaması sonucu oluşan tüflerle kaplı masalsı bir alan. Burası peri bacalarının, kayalara oyulmuş mağaraların, yeraltı şehirlerinin, doğal ve kültürel dokunun harman olduğu eşsiz bir coğrafya.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    milli parklar

    2.543 metre yükseklik ve 130.241 dekar genişliğindeki Uludağ Milli Parkı ülkemizde kış turizmi denince akıllara gelen ilk yer. 13 ayrı pistte kayak imkanı sunan ve kış sporlarının en verimli adreslerinden olan park, yaz aylarında da kamp kurmak, trekking yapmak ya da piknik gibi günübirlik aktivitelerde bulunmak için tercih edilebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    milli parklar

    Hititler’in başkenti olmuş Hattuşaş, günümüzdeki adıyla Boğazköy, dünyanın ilgi gösterdiği bir antik kent. O döneme ait kalıntıların bulunduğu bölge 1988 yılında Boğazköy-Alacahöyük Milli Parkı adıyla koruma altına alınmış. Çorum ili sınırları içindeki park, tarih-kültür-arkeoloji meraklıları için mutlaka görülmesi gereken bir bölge.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    milli parklar

    Konya’da, Dedegöl Dağları’nın gölgesinde muhteşem göl manzarasıyla dikkat çeken Beyşehir Gölü Milli Parkı 1993 yılında koruma altına alınmış. Yaban ördeklerinin, pelikanların, balıkçıl kuşların göç yolculuklarındaki ana duraklarından biri bu park. 86.855 hektarlık alan bir doğa harikası ve fotoğraf severlerin yolu düştüğünde görmeden geçmediği bir coğrafya.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    milli parklar

    Karagöl ve Sahara Yaylası olarak iki bölümden meydana gelen milli park Artvin’in Şavşat ilçesinde bulunuyor. Yalnızçam Dağları üstündeki Sahara Yaylası yeşilin en güzel hallerini, Karagöl ise gökyüzünden üstüne düşen ışıkla olağanüstü maviyi anlatıyor izleyene. Karagöl-Sahara Milli Parkı’na her yıl binlerce kişi ruhunu ve bedenini dinlendirmek için geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    milli parklar

    Antik Physkos şehri kalıntıları, Amos harabeleri, Gâvur Sancağı, Marmaris Kalesi… Kızılçam başta olmak üzere meşenin, çınarın ve hatta endemik türlerden sığla ağacının hâkim olduğu orman formasyonu… Balıkların, memeli ve sürüngenlerin, kuşların ve böceklerin yaşam alanı Marmaris Milli Parkı, Marmaris ve Köyceğiz ilçelerinde 33.350 hektarlık alanı kaplıyor.

  • 2023’TE KÜLTÜR VE YAŞAM’DA NELER OLDU?

    2023’ü uğurlarken birlikte çıktığımız kültür yolculuğunda birbirinden farklı içerikleri siz değerli okuyucularımızla buluşturmaktan her sene olduğu gibi bu sene de keyif aldık. 2024’te de bilgi hazinemizi büyütmeyi umut ediyoruz. Gelin şimdi 2023 senesinin en dikkat çeken içeriklerini birlikte hatırlayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Coober Pedy, Avustralya’nın güneyindeki Adelaide şehrinin kuzeyinde yer alan bir kasaba. 1915’te Amerika’dan altın aramak için Avustralya’ya gelen maden işçilerinin tesadüfen opal taşı keşfetmesiyle bir maden kasabası haline gelen Cooper Pedy’de günümüzde iki binden fazla insan yaşıyor. Bu sayının üç yüze yakınını Aborjinler oluşturuyor. Coober Pedy’i ilginç kılan ise binlerce kişinin 100 yıldır yerin altında yaşaması. Detaylar için tıklayınız

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1940’lı yıllarda Amerikan filmlerinin hâkim değerlerine bir başkaldırı olarak ortaya çıkan “Kara Film Ekolü”, II. Dünya Savaşı’ndan sonra tüm dünyayı saran hayal kırıklığı ve kasvetin bir sonucu olarak Amerika’da ortaya çıkmış, daha sonra tüm dünyaya yayılmış bir sinema ekolüdür. Bu ekolün ortaya çıkış nedenleri ve başarıya ulaşmış filmler bu linkte

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Rengârenk görüntüsü, yumuşacık kıvamı ile Japon mutfağının en ilgi çekici tatlılarından biri olan mochi, Japonların özel günlerde birbirlerine hediye etmekten keyif aldığı geleneksel bir lezzet. Görüntüsünden dolayı yapımının zor olduğunu düşünüyorsanız, yazımızı okuduktan sonra kendinizi mutfakta bulabilirsiniz. Detaylar için tıklayınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Her öğünümüzde yer alan ekmek, en çok tükettiğimiz, damak tadımıza en uygun yiyeceklerden biri ve hatta ülkemizin temel besin maddesidir. Sadece Türkiye’de de değil, tüm dünyada en sevilen yiyeceklerden biri olan ekmeğin 8 bin yıllık bir tarihi olduğu düşünülür. Tüm insanlık için büyük önemi olan bu besin maddesinin birçok çeşidi vardır. 10 farklı ekmek çeşidini bu linkte bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Taşıması kolay kilimler Orta Asya’dan Anadolu’ya göçen Türkler için göçebe hayatlarını kolaylaştıran eşyaların başında geliyordu. Bu kilimler zamanla Anadolu insanının yaşamından izler taşıyan motiflerle harmanlanınca önemli kültürel değerlere dönüştü. Çoğuna aşina olduğunuz o motiflerden birkaçını anlamlarıyla birlikte linki tıklayarak okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Türk mutfağı birçok eşsiz lezzete ev sahipliği yapar, bu lezzetlerin arasında dillere destan peynir çeşitlerinin de yeri vardır. Birçok yemeğimizin içinde ana malzemelerden biri olarak kullanılan peynir, kahvaltı sofrasının da en sevilen elemanıdır. Ülkemizde hayvancılık gelişmiş olduğu için ülkenin dört bir yanında farklı peynirler üretilir. Hangi peynirlerin üretildiğini merak ediyorsanız burayı tıklamanız yeterli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Sönmüş yanardağ”ın sözlükteki açıklaması şöyle: “Uzun zamandan beri etkinlik göstermeyen ve artık püskürmesi beklenmeyen, yer kabuğundaki magma haznesi katılaşmış ve gazları tükenmiş yanardağ.” Fakat bilim insanlarının sönmüş farz edilen bir yanardağın tekrar faaliyete geçebileceğini söylediklerini de akıllarda tutmak gerekir. Peki, ülkemizdeki sönmüş yanardağlar hangileridir? Birbirinden heybetli ve etkileyici görüntüleriyle 8 sönmüş yanardağ bu linkte…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Erken yatıp erken kalkanlardan mı yoksa geç yatıp geç kalkanlardan mısınız? Uzmanlar, en doğrusunun vücut saati ile uyum içinde hareket etmek olduğunu, buna göre belirlenen yatıp-kalkma zamanının kişiyi psikolojik ve davranışsal olarak olumlu etkileyeceğini söylüyor. Eğer siz de erken kalkmak isteyip bu konuda zorluk çekiyorsanız lütfen tıklayınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Harpia kartalı, yağmur ormanlarında yaşayan en büyük ve en güçlü kartal türüdür. Bacağındaki siyah noktalı tüyler haricinde geriye kalan bölgeleri beyaz renkli olan Harpia kartallarının en karakteristik özelliği ise, başının arkasındaki taca benzeyen iki tüyüdür. Göz renkleri gri, kırmızı veya kahverengi olan ve sıra dışı bedeni ile ilginç türler arasında yer alan Harpia kartalları hakkındaki bilgileri bu linkte listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Annelerimizin, anneannelerimizin büyük bir dikkat ve incelikle ürettikleri dantel örtülere, ütüsünden ev dekorasyonundaki konumuna ne kadar önem verdiklerini hatırlıyor musunuz? Peki, bir havlunun kenarında ya da vitrinin içinde zarifliği temsil eden o dantelin, Avrupa’da birkaç asır boyunca büyük rüzgârlar estirdiğini duymuş muydunuz? Tüm dünya için geleneksel bir ürün olan dantelin uluslararası tarihinde kısa bir yolculuğa çıkmak için tıklayınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”11#” title_font_size=”13″]

    Dengeli beslenmeye özen gösteren, hayatın yoğun temposunda yemek pişirmeye vakit bulamayanlar için sağlıklı ve doğal besinlerle hazırlanabilecek pek çok pratik tarif bulunuyor. Ki soğuk tüketilse bile lezzetli olan bu yemekleri sağlığa ve doğaya zararı olmayan cam kavanozlarda taşımak mümkün. Çalışma hayatının son beslenme trendlerinden olan kavanozda yemek tarifleri için linki tıklayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”12#” title_font_size=”13″]

    En sevilen tatlılarımızdan biri baklavadır; davet sofralarında, önemli günlerde menüden eksik olmayan baklavayı evde hazırlamak pek de kolay değildir. Yufka hamuru özenle açılır, şerbetler kaynatılır ve uzun çabaların sonunda mis gibi baklava gururla sofraya getirilir. En klasik çeşidi fıstıklı ya da cevizli kare baklava olsa da mutfağımızda baklavanın birbirinden lezzetli birçok çeşidi bulunur. Baklavanın 10 farklı halini bu linkteki yazımızda listeledik.

  • BAŞARILARIYLA 2023’E DAMGA VURAN SPORCULARIMIZ

    2023, ülkemizdeki sporcuların kendi branşlarında kazandıkları birinciliklere, kırdıkları rekorlara tanık olduğumuz bir yıl oldu. Ülkemize büyük gurur yaşatan sporcuların hissettirdikleri sevinç ilham verir nitelikte. Bir yılı daha geride bırakırken başarıları ile göz dolduran sporcularımızı birlikte hatırlamak istedik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    2001 Muğla doğumlu Aysu Türkoğlu, İngiltere ve Fransa arasındaki Manş Denizi’nde 16 saat 28 dakika boyunca kulaç atarak bu rotayı yüzerek geçen ilk Türk kadın ve en genç Türk sporcu oldu. Yine bu sene Kuzey İrlanda ile İskoçya arasındaki 40 km’lik Kuzey Kanalı’nı da yüzerek geçmeyi başaran Türkoğlu, kanalın çok yönlü akıntıları ve dalgalarına rağmen bu zorlu rotayı 11 saat 48 dakika 19 saniyede tamamlayarak ülkemiz adına tarihi iki başarıya imzasını attı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    2005 Erzurum doğumlu millî atletimiz Dilek Koçak, İsrail’de düzenlenen 20 Yaş Altı Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda 1500 metre yarışında altın, 800 metrede ise bronz madalyanın sahibi oldu. 1500 metreyi 4.16.86’lık dereceyle bitiren Koçak, bu şampiyonada ülkemize ilk altın madalyayı kazandırdı. Dilek Koçak, köyünde çobanlık yaparken beden eğitimi öğretmeni tarafından keşfedilmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1980 doğumlu Başak Mireli, 13 yaşından beri yelken sporuyla ilgileniyor. 12 metrelik “İstanbul” adlı teknesiyle 23 Aralık’ta Afrika’da bir ada ülkesi olan Cape Verde’den okyanusa açılan Mireli, 24 günlük seyir sonunda 2 bin 384 mil yol katederek, 15 Ocak’ta Karayipler’deki Martinik’e ulaştı. Bu rotayı tek başına tamamlayan Mireli, Atlantik’i geçen ilk Türk kadın yelkenci oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1999 İstanbul doğumlu olimpik okçumuz Mete Gazoz, son yıllarda ulaştığı başarıları ile ülkemize gurur yaşatırken, 2023’te de Dünya Okçuluk Şampiyonası’nda altın madalya kazanarak ödüllerine bir yenisini ekledi. Türk okçuluk tarihinin ilk olimpiyat ve dünya şampiyonu olan Gazoz’u 2024 Paris Olimpiyatları’nda da izleyeceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1998 Bursa doğumlu Busenaz Sürmeneli, 2023 Avrupa Oyunları’nda 66 kilo kadınlar boks finalinde rakibini alt ederek dünya ve olimpiyat şampiyonluğuna bir de Avrupa Şampiyonluğu ekledi. Sürmeneli 2019 ve 2022 Dünya Şampiyonası’nda altın madalyanın sahibi olurken; 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda kazandığı birincilik, ülkemize boks alanında ilk olimpiyat altın madalyasını da kazandırmış oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1985 Çanakkale doğumlu Şahika Ercümen, serbest dalışta Türkiye rekorunu elinde bulunduran başarılı bir sporcu. 2021’de Antalya’da paletsiz değişken ağırlık kategorisinde 100 metreye dalarak dünya rekoru kıran Ercümen, 2023’te başarılarına bir yenisini ekledi ve Bahamalar’da yer alan Mavi Çukur’da düzenlenen organizasyonda 100 metreyi 3 dakika 14 saniye gibi bir sürede tamamlayarak Türkiye rekoru kırdı. Millî sporcumuz, Cumhuriyetimizin 100. yılı dolayısıyla Hatay’daki Karamağara Koyu açıklarında gerçekleştirdiği dalışta Sırp asıllı rakibinde bulunan 105 metre dünya rekorunu 106 metrelik performansıyla geçerek yeni dünya rekorunun da sahibi oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dünya ve Avrupa şampiyonu millî güreşçimiz Yasemin Adar Yiğit, 1991 Balıkesir doğumlu. Adını ilk kez 2016’da Letonya’nın başkenti Riga’da düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda kazandığı altın madalya ile duyuran Yiğit, bu tarihten beri yeni başarılara imza atıyor. Ülkemize bu branşta kadınlarda ilk altın madalyayı kazandıran Yasemin Adar, ertesi yıl Fransa’da, 2022’de Belgrad’da düzenlenen Dünya Şampiyonası’nın altın madalya kazanan ismi oldu. 2023’teİspanya’daki Avrupa Şampiyonası’nda “kadınlar serbest stil 76 kilo” kategorisinde rakibini mağlup ederek 6. Avrupa Şampiyonluğu’nu da kazandı. 2024 Paris Olimpiyatları’nda Yiğit’in maçlarını soluksuz izleyeceğiz.

  • MEHMET ÂKİF ERSOY’UN KALEMİNDEN ÇIKAN GÜÇLÜ KİTAPLAR

    Türk milletinin ruhunu yakından tanıyan, sorunlarını paylaşan ve Türk evladının sahip olması gereken erdemleri kaleme alan Mehmet Âkif Ersoy, Kurtuluş Savaşı döneminde yazdığı eserler ile halka umut vermiş bir şair. İstiklal Marşımızı bizlere armağan eden Mehmet Âkif’in marşımız kadar güçlü, öğretici ve yüreklere dokunan kitaplarını yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mehmet Âkif’in ilk şiir kitabı “Safahat”, 1911’de yayımlanır. 44 manzume tarzında şiirden oluşan eserde dönemin sosyal ve siyasal sorunları ele alınır. Mehmet Âkif’in ileride yayımlayacağı altı şiir kitabında üslubu haline gelen eleştirel tavrı daha ilk kitabında dizelere ustalıkla dökülür. 1943’te Latin alfabesi ile tekrar basılan ikinci “Safahat” kitabında şairin kaleme aldığı yedi kitap bir kitapta toplanır; eski şiirleri ve kitapları Türkçe olarak yeniden basılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1912’de yayımlanan ikinci şiir kitabı “Süleymaniye Kürsüsünde”, 102 mısradan oluşur. Osmanlı İmparatorluğu’nun sosyal ve siyasal anlamda bunalımlı olduğu yıllardır. Dünyaya hükmetmiş köklü ve güçlü bir imparatorluğun çöküş günlerine tanıklık eden Mehmet Âkif, bu şiirinde halkı İslam çatısı altında bir araya getirmeye çalışır. “Süleymaniye Kürsüsünde” şiiri, dönemin bütün Türk coğrafyasını uzun yıllar dolaşarak halkı uyanışa davet eden Tatar Türkü Abdürreşid İbrahim Efendi’nin bakış açısıyla dizelere dökülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1913’ün ortasında kaybedilen Balkan Harbi’nden sonra kaleme aldığı 10 şiirinden oluşan “Hakkın Sesleri”, aynı yıl basılır. Mehmet Âkif bu şiirlerinde umutsuz ve öfkeli gözükse de Türk halkını ayağa kaldırmak için umut dolu dizeler kaleme alır. Sekiz ayet ve bir hadisin açıklamasına da yer verdiği kitabında çaresiz durumdaki Osmanlı Müslümanlarına İslam çatısı altında toplanma ve direnme çağrısında bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1692 mısralık tek bir şiirden oluşan “Fatih Kürsüsünde”, 1914’te basılır. “Hakkın Sesleri” ile aynı konuları işler. “Süleymaniye Kürsüsünde” olduğu gibi tek uzun manzumedir. Mesnevi nazım şekliyle yazılan eser, “İki Arkadaş Fatih Yolunda” ve “Vaiz Kürsüde” isimli iki bölümden oluşur. Mehmet Âkif, “İki Arkadaş Fatih Yolunda” bölümünde anlatıcının; “Vaiz Kürsüde” bölümünde ise vaizin kalemi olur. İki arkadaş arasında geçen uzun bir diyalogdan oluşan eserde halkın umursamazlığı, doğaya yabancılaşması gibi günümüzdekine benzer konular şiirsel bir dille işlenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İlk baskısını 1917’de yapan “Hatıralar”, Birinci Dünya Savaşı sırasında Mehmet Âkif’in gerçekleştirdiği seyahatlerindeki gözlemlerini anlatır. 10 şiirden oluşan kitap, 1314 mısradır. Şiirlerden dördü bazı ayet ve hadislerin manzum yorumudur. “Berlin Hatıraları” şiiri Mehmet Âkif’in İslam dünyası ile Batı’yı mukayese etmesi açısından önem taşır. “Necid Çöllerinden Medine’ye” şiirini Arabistan; “El-Uskur” şiirini ise Mısır seyahatinden sonra kaleme alır. Ülkenin içinde bulunduğu karamsar tablo bu şiirlerine de yansır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1924’te basılan “Âsım”, dört kişinin karşılıklı konuşmasını dile getirir. 2292 mısralık bir manzum hikâyeden oluşan kitapta Mehmet Âkif, hayal ettiği ideal Müslüman Türk gençliğini ayrıntılarıyla anlatır ve bu ideal gençliğe “Asım’ın Nesli” adını verir. “Çanakkale Şehitleri” adıyla meşhur olan şiiri, kitabın sonunda yer alır. Çanakkale Savaşı’nı epik bir dille kaleme alır ve Türk toplumuna bu şiirle umut aşılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    En çok basılan Türkçe eserlerden olan “Gölgeler”, Mehmet Âkif’in kaleme aldığı son kitabıdır. 1923’te yerleştiği Mısır’daki anılarından oluşan kitap, 1933’te Kahire’de basılır. “Gölgeler”, 41 şiirden oluşur, manzum roman olarak da bilinir. Vatanseverliği öven şiirlerinde azim ve cesaret ön plana çıkar. Her bir şiir yaşadığı döneme dair izler taşır.

  • KARALAHANANIN TAÇLANDIRDIĞI LEZZETLER

    Ülkemizin hemen hemen her köşesinde karalahana ile hazırlanan yemeklere denk gelsek de bu yeşil yapraklı sebze en çok Karadeniz Bölgesi’nde tüketiliyor. Usta ellerde sarılmış bir karalahana sarmasına hayır diyecek çok az kişi vardır. Yazımızda karalahananın bilinen faydalarını ve en sık pişirilen tariflerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sağlığa Faydaları” title_font_size=”13″]

    En sağlıklı gıdalar listesinde ilk sıralarda yer alan karalahana, beyaz ve kırmızılahanaya göre bünyesinde daha fazla vitamin A, K, C, B6, B1, B2 ve B3 barındıran bu sebzenin sağlığa faydaları ise saymakla bitmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bulgurlu Karalahana Diblesi” title_font_size=”13″]

    Yarım kilo taze karalahana, 1 büyük kuru soğan, 1 yemek kaşığı salça, 3-4 yemek kaşığı kalın bulgur, tercihe göre acı biber, 2 yemek kaşığı sıvı yağ, 1 yemek kaşığı tereyağı ve tuz. Bir tencereye su ekleyip kaynamaya bırakalım. Karalahanayı güzelce yıkayalım ve ince ince keselim. Su kaynadıktan sonra karalahanayı 10 dakika haşlayalım. Pilavlık bulguru da ekleyip beş dakika sonra altını kapatalım, bulgurların biraz daha şişmesini bekleyip sonra süzelim. Bir tavada yağda ince kıyılmış soğanı kavurduktan sonra salçayı ve acısını ekleyip biraz da daha kavuralım. Karalahana ve bulgur karışımını ekleyelim, tuzunu ayarlayalım. Eğer lahanalar ve bulgur pişmemiş ise biraz su eklenebilir. Tavanın kapağını kapatıp kısık ateşte pişmeye bırakalım. Bazı yörelerde salça eklenir bazı yörelerde eklenmez. Tercih size kalmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karalahana Çorbası” title_font_size=”13″]

    1 bağ karalahana, 1 tatlı kaşığı tuz, 5 su bardağı su (haşlamak için), 3 yemek kaşığı sıvı yağ, 1 adet soğan, 1 adet havuç, 1 adet patates, yarım yemek kaşığı salça, 1 tatlı kaşığı tuz, 1 çay kaşığı pul biber, 1 çay kaşığı karabiber, 1 yemek kaşığı pilavlık bulgur, yarım çay bardağı mısır, yarım su bardağı barbunya, 6 su bardağı sıcak su, 2 yemek kaşığı mısır unu, yarım su bardağı su. Lahanayı yıkadıktan sonra ince ince doğrayarak tuzlu suda 15 dakika kadar haşlayıp süzelim ve bir kenarda bekletelim. Bir tencereye sıvı yağı alalım, ince yemeklik doğranmış soğanları ekleyerek kavuralım. Küp küp doğranmış havuç ve patatesleri sırasıyla ekleyip 2-3 dakika kavuralım. Salçayı ve baharatları ekleyelim ve karıştıralım. Daha sonra haşlanmış ve suyu süzülmüş lahanaları tencereye koyup karıştıralım ve birkaç dakika daha kavuralım. Ocağımızın yüksek ateşte olmamasına dikkat edelim. Ardından bulgur, haşlanmış mısır ve barbunyayı da koyarak karıştıralım. 6 su bardağı sıcak suyunu da ilave ederek karıştıralım ve yaklaşık 25 dakika kısık ateşte pişirelim. Pişmesine yakın mısır ununu bir kâsede yarım bardak su ile pürüzsüz bir kıvam alana kadar karıştıralım ve çorbanın içerisine ekleyerek 5 dakika daha pişirelim. Bir miktar kaynadıktan sonra ateşten alalım. Pişen çorba servise hazır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karalahana Kavurması ” title_font_size=”13″]

    Hem sağlıklı hem de pratik bir tarifi olan karalahana kavurması için gerekli olan malzemeler; bir küçük bağ karalahana, bir orta boy havuç, yarım çay bardağı pilavlık bulgur, iki adet kuru soğan, bir diş sarımsak, bir tutam maydanoz, bir tatlı kaşığı biber salçası, tuz, karabiber, pul biber, sıvı yağ. Lahanalar yıkanıp ince ince doğranır. Kaynayan suda haşlanır. Tam haşlanmadan önce yaklaşık 5-6 dakika sonra içine yarım çay bardağı bulgur ve küp küp doğranmış havuçlar eklenir. Bulgur şişip havuçlar pişince altı kapatılır ve suyu süzülür. Diğer taraftan başka bir tencerede ince doğranmış soğanlar sıvı yağ ile birlikte kavrulur. Biber salçası ve maydanozlar da eklenerek kavurmaya devam edilir. Daha sonra haşlanan karalahanalar içine eklenip güzelce karıştırılır. Yaklaşık 5 dakika kısık ateşte ara ara karıştırılarak pişirilir. İstenilirse içine bir avuç kadar haşlanmış barbunya da eklenebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karalahana Sarması ” title_font_size=”13″]

    Sarma için gerekli olan malzemeler: 2 demet karalahana, 2 orta boy patates, 2 orta boy soğan, 1 yemek kaşığı salça, 2 su bardağı pirinç, 1 su bardağı bulgur, tuz, kırmızıbiber, pul biber, 2 yemek kaşığı tereyağı. Kaynamış tuzlu suda lahanaları yumuşayana kadar haşlayın ve süzgece alın. Yaklaşık 6-7 dakika sürüyor. Tencereye tereyağı koyarak pembeleşinceye kadar soğanı kavurun. Eğer kıymalı yapmak istiyorsanız kıymaları bu adımda ekleyebilirsiniz. Kaynamaya başladığında pirinç ve bulguru ilave ederek suyunu çekinceye kadar kısık ateşte bırakın. Kapağını kapatarak sarma işlemine başlayana kadar bu şekilde bekletin. Hazırladığımız iç biraz soğuduğunda dolmalar sarılarak tencereye sıralanır. Dolmaların üzerine çıkacak kadar sıcak su eklenir ve kısık ateşte pişirilir. Yaklaşık 30 dakika sonra kontrol edilerek suyu kalmamışsa 1-2 bardak daha su ilave edilir. Dolmaların yanmaması için suyu arada bir kontrol edilmelidir. Üzerine sıvı yağ gezdirilir ve tekrar kapağı kapatılarak kısık ateşte pişmeye devam edilir. Yaklaşık 15-20 dakika sonra sarmamız pişecektir. Lahananın pişip pişmediği kontrol edilerek ocaktan alınır ve servis edilir.

  • MEVSİMİ GEÇEN EŞYAYI SAKLAMAK İÇİN PRATİK ÖNERİLER

    Günümüzde pek çoğumuz ihtiyacımızdan çok daha fazla giysi ve ayakkabı gibi eşyaya sahibiz. Havalar ısındığında yazlıklar, soğuduğunda kışlıklar gardırobumuzdaki yerini alırken; önerdiğimiz pratik çözümler sayesinde mevsimi geçen eşyayı zahmetsizce ve alandan tasarruf ederek nasıl muhafaza edebileceğinizi okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yazlık/kışlık eşyanın kaldırılacağı alanın temiz olması önemli. Öncelikle nemli ve temiz bir bezle alanın tozu alınmalı sonrasında kuruması beklenmeli çünkü nem, uzun süre havasız kalacak eşyanın ve alanın kötü kokmasına ve küf sorununa neden olabilir. Sildiğiniz yerin kurumasını beklerken gelelim eşyaların nasıl hazırlanması gerektiğine…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Eşya yerleştirilmeden önce kıyafetler mevsime göre ayıklanmalı ve bir daha kullanılıp kullanılmayacağı tespit edilmelidir. Eğer bazı kıyafetlerinizi atmaya kıyamıyorsanız kendinize şu soruyu sorun: “En son ne zaman giydim ve bir daha ne zaman, nerede giyebilirim?” Bu sorunun cevabı belirsiz bir tarih ise o eşyadan vazgeçme zamanı gelmiş demektir. Bazı internet sitelerinden 2. el kıyafetlerinizi satabilir ya da kıyafet kumbaralarına bağışlayarak ihtiyacı olanların faydalanmasını sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bir sonraki adımda sıkça kullandığınız ancak tadilat gerektiren kıyafet, battaniye gibi eşyanın bakımını tamamlamak var. Bu işlemler bitip eşyanızı yıkadıktan sonra yerleştirirseniz mevsimi geldiğinde o eşyayı zahmetsizce tekrar kullanabilirsiniz. Ancak yıkandıktan sonra iyice kuruduğundan emin olun çünkü nemli eşya zaman içinde kötü kokuya ve küflenme sorununa yol açabilir. Gömlek gibi çabuk kırışan hassas kumaşlı kıyafetleri katlamak yerine asarak saklamanız da pratik bir çözüm olacaktır. Kot pantolon gibi kaba kumaşa sahip kıyafetleri rulo şeklinde katlayarak kırışmasını engelleyebilir ve alandan tasarruf sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kazak, hırka, kaban, battaniye ve yorgan gibi geniş yer kaplayan eşyanın vakumlanması alandan kazanmanızı sağlar. Vakumlu poşetler sayesinde saklama alanına çok daha fazla eşya yerleştirebilirsiniz. Eğer vakumlu poşetleriniz yoksa sağlam, büyük ve temiz bir çöp poşeti kullanabilirsiniz. Eşyayı yerleştirdikten sonra elektrik süpürgesi yardımıyla içindeki havayı alarak vakumlayabilir, sonrasında da ağzını hava almayacak şekilde kapattıktan sonra yerleştirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Eşyanızı yerleştirirken güve sorunu yaşanmaması için dolaba, çekmecelere hatta vakumlu poşetlere naftalin, defne yaprağı ve lavanta gibi güve engelleyiciler koyabilirsiniz. Ayrıca misafirlerin kullandığı ya da evde yedek olarak kullanılan yorgan, battaniye gibi tekstil ürünlerini yılda birkaç kez güneşte havalandırmak güve sorununun önüne geçmek için ideal bir çözüm olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sırada ayakkabılar var. Çizme ve bot tarzı ayakkabılar kaldırılmadan önce havalandırılmalıdır. Havalandırdıktan sonra ayakkabı için satılan deodorantlardan faydalanabilirsiniz. Hazır olarak satılan ayakkabı kalıpları bir mevsim boyunca dolapta bekleyecek olan ayakkabılarınızın kalıbının bozulmasına engel olacaktır. Eğer satın almak istemiyorsanız bu işlemi gazete gibi kâğıt materyallerle de uygulayabilirsiniz. Havalandırmadan kaldırılan ayakkabıların kötü kokma riskini unutmayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Eğer depolama alanı olarak kullanabileceğiniz büyük bir dolabınız ya da bazanız yoksa bu durumda plastik ya da karton kutulardan veya hurçlardan yardım alabilirsiniz. İçerisine vakumlu poşetlerdeki giysilerinizi koyabileceğiniz bu kutuları elbise dolabınızın üstüne ya da yatağınızın altına yerleştirerek dağınık görüntünün önüne geçebilirsiniz.

  • Kış Bitmeden Ağız Tadı ve Gönül Rahatlığı İle Tüketebileceğiniz Besinler

    Kış Bitmeden Ağız Tadı ve Gönül Rahatlığı İle Tüketebileceğiniz Besinler

    Günümüzde neredeyse tüm sebze ve meyveleri her mevsim görmek ve tatmak mümkün. Mümkün ama bu ne kadar doğru? Hem kendi sağlığımız hem doğanın sürdürülebilirliği için elbette tüm besinleri doğa koşullarının desteklediği dönemde tüketmek en doğru olanı. Çünkü mevsimi olmayan dönemde üretilen besinlerin yetişmesi için kimyasal ürünler kullanılıyor ve bu süreçte de yüksek oranda karbon ayak izi oluşuyor. Ne var ki mevsim sebze ve meyveleri tüketerek bu sorunu rahatlıkla aşabilirsiniz. Fakat sıraladığımız besinlerin güz ve kışa ait olduğunu, kış bitimine de günler kaldığını unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kat kat yapraklarını ister doğrayarak yemek yapın ister haşlayarak dolma sarın ama sonbahar ve kış sebzesi olan lahanayı zamanı geçmeden mutlaka tekrar tadın demek isteriz. Çeşitlerinden Brüksel lahanası, kırmızı ve beyaz lahana da apayrı tatlarda olup kış aylarında bolca yenmesi gereken sebzeler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Karnabahara ön yargıyla yaklaşan insanlardansanız şu iki tarifi denemeden kesin kararınızı vermemenizi öneririz: Birincisi, fırında beşamel soslu karnabahar; ikincisi ise üstüne dökülen sarımsaklı yoğurt ile servis edilen karnabahar kavurması. Ama bu tarifleri uygulayabilmek için kış bitmeden harekete geçmelisiniz!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kök ve yaprakları yenebilen kerevizi haşlayarak, dolma yaparak, zeytinyağlı olarak, salatada veya çorbada tüketebilirsiniz. Tarih boyunca ilaç olarak faydalanılmış besinin o kadar çok faydası bulunuyor ki şimdiye kadar tanışmadıysanız bile geç kalmış sayılmazsınız… Ne zaman kış biter, işte o zaman gecikmiş olabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Akdeniz bölgesinin vitamin deposu kırmızı pancarın yumru yumru köklerini turşu olarak tüketebileceğiniz gibi suyunu çıkararak içebilirsiniz de. Sporcular tarafından özellikle tercih edilen besin düşük kalorili olduğu için diyet programlarının da vazgeçilmez bir ögesi; ta ki kış ayları bitene kadar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İtalya’dan Amerika’ya ihraç edildikten sonra popülerleşen brokolinin Avrupa’daki tarihi aslında oldukça eski. Minyatür ağaçlara benzeyen bu sebzenin antioksidan niteliği ise sağlık için sık sık tüketmeyi zaruri kılıyor. Aklınızda bulunsun, özelliğini kaybetmemesi için brokolinin haşlanmayıp buharda pişirilmesi tavsiye ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yemeklerin ve salataların en renkli garnitürlerinden olan havucun suyu da oldukça faydalı ve lezzetlidir, hatta havuç-portakal suyu karışımını denemenizi özellikle öneririz. İçerdiği A vitamini ile de göz sağlığının önemli koruyucularından olan besini kış bitmeden bol bol tüketmemek ise yapılacak en büyük hatalardan biri olsa gerek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dilim dilim doğranmış turpları çatır çutur yemek kadar, rendeleyip soslayarak salata şeklinde tüketmek de oldukça lezzetlidir. Turp, kalorisi az ama vücudumuza kattığı değerler bir çırpıda sayılamayacak kadar çok olan bir besin. Hem unutmayın, dilimize pelesenk olan “Turp gibiyim!” deyimi de boşuna türememiş!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Mandalina, portakal, greyfurt… Onlarsız bir dünyanın ne kadar eksik olacağını düşünsenize… Mesela; tatlarından, kokularından mahrum kaldığımızı! Kış aylarının olmazsa olmazı bu enfes meyveler, her birimize vitamin desteği vermek için bekleyen birer dost gibiler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Sadece sağladığı vitaminler için değil, bütün aileyi etrafında toplayan işleviyle de kestanenin yeri apayrı. Kim bilir kaç kere ateş üstünde kebap yaptığınız ya da suda haşladığınız kestanelerin tadına doyamadan yenip bitirildiğine şahit olmuşsunuzdur. Kışın şu son günlerinde de bol bol tüketin, nasıl olsa tadı yine damağınızda kalacak.