Blog

  • TÜRK EDEBİYATI’NIN ÜNLÜ KADIN KARAKTERLERİ

    TÜRK EDEBİYATI’NIN ÜNLÜ KADIN KARAKTERLERİ

    Romanlarda gerek ana karakter gerekse yan karakter olarak iz bırakmış kadınları Kültür ve Yaşam’da ağırlıyoruz. İçlerinde, kitabı okuduğunuz için tanıdık bir yüz gibi hatırladıklarınız olacaktır elbette ama daha önce hiç tanışmadıklarınız da olabilir. Siz de bilirsiniz ki ünlü edebiyatçıların kaleminden çıkan bu kitapları okumak için hiçbir zaman geç değil…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Feride, ağaç tepelerinden inmediği için Çalıkuşu lakabı takılan tez canlı, hareketli ve neşeli, aynı zamanda Kamran’la en fazla nişanlılığa kadar uzanıp hayal kırıklığı ile noktalanan ilişkisinde duyduğu sevgiyi göstermek yerine hırçın, inatçı ve alaycı tavırlar sergileyen bir karakterdir. İstanbullu zengin bir ailenin kızı olan Feride anne-babasını kaybedince Anadolu’nun köylerinde öğretmenlik yapmaya başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Cemal Bey’in kızı Handan yabancı dil ve piyano eğitimleri alırken felsefe, sosyoloji gibi alanlara da ilgi duyan eğitimli bir karakterdir. İlgilendiği ilk erkek olan Nazım’la soğuk bulduğu için evlenmeyi reddeden Handan, kendisinden yaşça büyük ve zengin Hüsnü Paşa ile evlenir. Evliliğini ve diğer tüm konuları, kardeş gibi büyüdüğü Neriman’ın kocası Refik Cemal’e mektuplar yazarak anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Maria Puder, Raif Efendi’nin Almanya’da bir sergide görüp âşık olduğu Kürk Mantolu Madonna portresinin ta kendisidir. Puder, Atlantis isimli gece kulübünde keman çalıp şarkı söyleyen, görüp tecrübe ettikleri nedeniyle aşka olan güvenini ve tutkusunu kaybetmiş bir karakterdir. Tesadüf eseri yolu Raif Efendi ile kesiştiğinde ise kaybettiği tutku ve güvene yeniden kavuşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Suat, maddi ve manevi gösterdiği tüm ilgiye rağmen aynı karşılığı göremediği Süreyya ile evlidir. Mutlu olabilmek için babasından para isteyip yalı kiralaması dahi Süreyya’dan ilgi görmesine yetmemiştir. Bir süre sonra evliliğinin bu şekilde konumlandığını kabul eden Suat, sık sık ziyaretlerine gelen, Süreyya’nın halasının oğlu Necip ile duygusal bir yakınlaşmaya girer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mebrure, Manisa’da babasıyla yaşayan adı gibi erdemli bir kızdır. Fakat mütareke yıllarında babasını kaybetmiştir ve onu bulmak için İstanbul’a gelir, Mustafa Efendi’nin konağında kalmaya başlar. Konağın çocukları gibi alafranga yaşam özentisi yoktur, tek amacı babasını bulmaktır. Ne var ki Mebrure’nin parası da yoktur ve kendisine rahatsızlık derecesinde ilgi gösteren konağın oğlu Behiç’le zaman zaman evlenmeyi de düşünür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bihter, şaşaalı yaşam takıntısı olan annesi Firdevs’in etkisinde kalan ve yetiştiği dünyada kendisinden beklenildiği gibi davranan genç bir kadındır. Zenginliğinden şüphe duyulmayan, yaşça bir hayli büyük Adnan Bey’in evlilik teklifini kabul ederek de yine gerektiği gibi davrandığını düşünür. Evlendiği adamın kızı Nihal ile girdiği rekabet, aşka ihtiyacı olduğunu düşünerek kocasını aldatması onu baş etmekte zorlanacağı olayların içine çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Amerikan Kız Koleji’ni bitirerek eğitim almaya Paris’e giden Aylin, Arap Prensi Senusi ile evlenerek prenses olur fakat evliliğine ihanet eder. Olayın ardından Türkiye’ye ve oradan da Avusturya’ya gider. Burada tıp eğitimi aldığı sırada Jean Pierre ile evlilik yapar ve sonuç yine ayrılıktır. Amerika’ya giderek ünlü bir psikiyatrist olan Aylin orada da Mişel ile evlenir ve ayrılır. Aylin’in hikâyesi Amerika’da albay rütbesi ile subay olup orduda görev yapmaya kadar uzanır. Yazarın tabiriyle o, “deli fişek” bir karakterdir.

  • AFRİKA’NIN CENNET ADASI

    Afrika Kıtası’nın doğusunda Tanzanya’ya bağlı iki adadan oluşan Zanzibar’ın ekonomisi baharat üretimi ve turizme dayalı. Buram buram tarih kokan dar sokakları, turkuaz rengi muhteşem denizi ile her yıl ziyaretçi akınına uğrayan ada, balayı adası olarak da biliniyor. Zanzibar hakkında ilginç bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Zanzibar hakkındaki en yaygın yanlış bilgi, Zanzibar’ın tek bir ada olduğudur. Hint Okyanusu’nda bulunan bir takımada olan Zanzibar, iki büyük ada (Unguja ve Pemba) başta olmak üzere toplamda 54 adadan oluşmaktadır. Zanzibar’ın toplam nüfusu yaklaşık 1,5 milyondur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Adanın güney kısmında yer alan Dimbani köyündeki Kizimkazi Mescidi, Doğu Afrika’daki ilk mescit olup; 1107’de Şeyh Said bin Abi Amran tarafından Şirazlı yerleşimcilere yaptırılmıştır. Doğu Afrika’nın bu en eski mescidin çevresinde cihat için gelmiş seyyidlerin kabirleri bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Zanzibar’ın insanlığa bıraktığı en önemli kültürel miraslardan biri “Swahili” dilidir. Tanzanya, Kenya, Uganda ve Afrika Birliği’nin millî dili olan Swahiliyi, ilk kez adaya gelen Afrikalılar ada yerlileri ile iletişim kurmak için kullanmışlardır. Swahili dili, Bantu dilleri ile Arapçanın karışımından oluşmakta ve “sahil halkının konuştuğu dil” anlamına gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ekvator çevresinde yer alan çoğu Doğu Afrika ülkesi gibi Zanzibar’da da 12 saatlik eşit gün ve gece yaşanır. Tropikal iklim kuşağında bulunduğu için sıcak bir havaya sahip olan Zanzibar’da yılın sadece belirli dönemlerinde yağmur yağar. Yağmurlu geçen ayları kısa yağmurlar ve uzun yağmurlar olarak ikiye ayrılır. Uzun yağmurlar mart, nisan ve mayıs aylarında şiddetli bir şekilde yağarken; kısa yağmur mevsimi olan kasım ve aralık aylarında ise hafif şiddetli ve kısa süreli yağışlar gerçekleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Zanzibar; kırmızı kolobus maymunu, servalin geneti ve Zanzibar leoparına ev sahipliği yapmaktadır. Kırmızı kolobus maymunu, Zanzibar’daki nesli tükenmekte olan hayvanlar listesindedir ve diğer hayvanlardan farklı olarak Jozani Ormanı’nda yaşamaktadır. Nesli tükendiği düşünülen Zanzibar leoparının adada yaşayıp yaşamadığı kesin olarak bilinmese de son yıllarda ada halkı tarafından görüldüğü iddiaları Zanzibar leoparının nüfusunun tükenmediğine dair umutları yeşertmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Adanın merkezi Stone Town’ın labirenti andıran ara sokaklarında gezinirken en dikkat çeken detaylardan biri evlerin kapısıdır. “Zanzibar kapısı” olarak ün salan bu işlemeli kapılar, eskiden evlerin inşasından önce seçilirmiş. Çoğu Hint kültürünün birer parçası olsa da bazı kapıların üzerine bereket getirsin diye Kur’an-ı Kerim’den ayetler işlenmiş. Ayetlerin etrafı denizin yükselen dalgaları gibi desenlerle zenginleştirilirken, varlıklı ailelerin kapılarına sığla ağacı ya da hurma palmiyesi gibi figürlerin eklenmesi eski bir gelenek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Zanzibar, Afrika’da renkli televizyon ile tanışan ilk yerdir. Diğer ilginç bilgi ise; dünyanın en kısa süren savaşının burada gerçekleşmesidir. Bu savaş, İngilizlerin Beit al Hukum Sarayı’nı bombaladığı ve 40 dakika sonra ateşkes ilan ettiği Anglo-Zanzibar Savaşı’dır.

  • TÜRK HİKÂYECİLİĞİNİN ÖNEMLİ İSMİ: ÖMER SEYFETTİN

    6 Mart 1920 yılında, henüz 36. yaşına girmek üzereyken hayatını kaybeden Ömer Seyfettin, Türk eğitim-öğretim dünyasını eserleriyle etkilemiş önemli hikâyecilerimizden biriydi. Yazarı, 104. ölüm yıl dönümünde Kültür ve Yaşam’da saygıyla anıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1884 yılında Balıkesir’de dünyaya gelen Ömer Seyfettin, yüzbaşı olan babasının görevi nedeniyle Kastamonu ve Sinop’ta bulunmuş, sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşmiştir. Burada önce Kuleli Askeri İdadisine (Lisesi) kaydolmuş, ardından Edirne Askeri İdadisine devam etmiş ve yazın hayatının ilk eserlerini şiir formunda burada vermiştir. Daha sonra bugünkü adıyla Kara Harp Okulunda öğrenim gören Ömer Seyfettin, ilk hikâyesi olan İhtiyarın Tenezzühü’nü de buradaki öğrencilik yıllarında üretmiştir. Mezuniyetinden sonra asker olarak hayatını sürdüren ve Selanik’te görev alan genç adam, bir süre sivil hayata geçerek İstanbul’a geldiyse de Balkan Savaşı’nın başlamasıyla yeniden orduya dâhil edilmiştir. Hatta Yanya Kuşatması sırasında, 20 Ocak 1913 tarihinde Kanlıtepe’de 21 askeriyle birlikte esir düşmüş ve on ay esaret altında yaşamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Askerliği sırasında Genç Kalemler dergisinde ilk başyazısını yayımlayan, bu dönemdeki gözlemlerine dayanarak Bomba, Beyaz Lâle, Tuhaf Bir Zulüm hikâyelerini yazan Ömer Seyfettin’in, Atina yakınlarındaki on aylık esareti boyunca sürekli okuduğu bilinmektedir. 1913’ün Kasım ayında İstanbul’a dönerek birkaç ay içinde askerlikten ayrılmış ve Kabataş Sultanisine edebiyat öğretmeni olarak adım atmıştır. Bu tarihten sonra o artık kendini edebiyat ve yazı dünyasına adamış bir öğretmendir. Ne var ki uzun soluklu olmayan evliliği ve I. Dünya Savaşı’nın ülkesine verdiği hasar onu Anadolu’ya gitmeye yönlendirmiş, olumsuz gibi görünen bu gidiş, hikâyeciliğini büyük ölçüde beslemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Cümlelerinde sade bir Türkçe kullanan Ömer Seyfettin’in öğretmen kişiliğinin yansımalarını, hikâyelerindeki öğretici dilde görmek mümkündür. Kurduğu öykülerde çocuk teması önemli bir yer tutar. Kaşağı, Falaka, Anda, İlk Namaz gibi kitaplarını kendi çocukluk ve gençlik hatıralarından yola çıkarak yazmıştır. Çanakkale Savaşı, Balkan Savaşı üzerine öyküler üreten yazar; Diyet, Pembe İncili Kaftan, Başını Vermeyen Şehit, Ferman, Kütük gibi öykülerinde de tarihî olaylardan esinlenmiştir. Yine çok bilinen eserlerinden Efruz Bey, Yalnız Efe ve Ashâb-ı Kehfimiz ise öyküden uzun, romandan kısa olan hâliyle novella olarak nitelenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yaşamı boyunca 140 civarında öykü yazan Ömer Seyfettin’in üretkenliği hakkında söylediği şu cümleleri kayda geçmiştir: “Bana gelince, ortaya esaslı bir eser koymadan sanatkârlık hülyasına kapılmam bile! Edebiyatımızın şiarı, ‘Çok laf, az eser!’dir. Ben şimdilik bu şiarı bozmaya çalışıyorum. Ağustos böceği gibi öterek yan gelmekten ise karınca gibi çalışmak daha iyi değil mi? Şimdiye kadar öttüğümüz elverdi. Biraz da iş yapalım ki çorak edebiyatımız şenlensin. Değil mi?” Günümüzde daha çok öyküleriyle tanıdığımız edebiyatçının pek çok şiiri de bulunmaktadır.

  • BİRBİRİNDEN İLGİNÇ KARINCA TÜRLERİ

    Doğanın en çalışkan ve en organize canlılarından olan karıncaların dünyadaki toplam sayısının 20 katrilyon olduğu tahmin ediliyor. Yapılan hesaplara göre karıncaların toplam ağırlığı yaşayan tüm insanların ağırlığının beşte birine denk düşüyor. Toprağın hava almasını, taşıdıkları tohumlarla bitki çeşitliliğini sağlaması gibi ekosisteme birçok hayati katkısı bulunan karıncaların pek çok farklı türü ve davranış özelliği bulunuyor. Yazımızda ilginç özellikleri ile şaşırtan başlıca karınca türlerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bal Karıncası ” title_font_size=”13″]

    Bal arıları gibi bal depolayan bu karıncalar, depoladıkları balı aç kaldıkları zaman tüketebilir ve hatta aç kalan başka karıncalarla da paylaşabilirler. Bal karıncalarının oluşturduğu kolonilerde bazı karıncalar işçi, bazıları ise depo görevindedir. İşçi karıncalar akasya ağaçlarından bal özü toplar ve arılar gibi kovana götürmek yerine depo görevi gören karıncalara yedirirler. Depo karıncaları o kadar çok nektarla beslenir ki karınları nohut tanesi kadar şişer. Bal deposu görevindeki karıncalar neredeyse hiç hareket etmez, az enerji harcar. Karıncaların bal depolama ya da depodan bal aktarma işlemi mide kapağı ile gerçekleşir. İleri ya da geri yönde hareket edebilen mide kapağı ile karıncalar bal depolayıp, depodan bal aktarabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaprak Kesen Karınca” title_font_size=”13″]

    Yaprak parçalarını yuvalarına taşıdıkları için yaprak kesen karınca ismini alan bu tür, topladıkları yaprakları beslenmek için kullanmaz. Vücutlarında bitkilerde bulunan selülozu sindirebilecek enzimler bulunmadığı için protein oranı yüksek bir mantar türü ile beslenen bu karıncalar; yaprakları mantar üretmek için yuvalarına taşır. Karıncalar âleminin çiftçileri olan bu türün kolonilerinde bedenen daha küçük olan işçi karıncalar yaprakları küçük parçalara ayırır. Diğer grup, bu parçaları çiğneyerek lapa haline getirir ve lapayı mantar üretecekleri yuvanın odacıklarındaki zemine yayar. Bir başka grup mantar parçalarını sürükleyerek lapanın üzerine serer ve üzerine yeni yaprak lapası eklenir. Mantar, muntazam bir iş birliği ile hazırlanan bu alanda yetişir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Asfalt Karıncası ” title_font_size=”13″]

    Genellikle koyu kahverengi ya da siyaha yakın renkte olan asfalt karıncaları kent yaşamına adapte olmuş bir türdür. Kraliçe karıncalar işçilerin yaklaşık iki katı büyüklüğündedir ve sadece kraliçenin üzerinde diken benzeri yapılar bulunur. İnsanların tükettiği her şey ile beslenebilen bu tür, yuvalarını genellikle su kaynaklarının yakınına yapar. İşçi karıncalar özellikle şekerli besinleri toplar; şekerli gıdalar, meyve nektarları, bitki tohumları olmak üzere geniş bir yelpazede beslenirler. Altı bacaklı olan asfalt karıncaları en sık bahar ve yaz aylarında görülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Marangoz Karınca” title_font_size=”13″]

    En büyük karınca türü arasında yer alan marangoz karınca, siyah ve kızıl tonlarındadır ve karıncalar âleminin en sosyal türlerinden biridir. Özellikle nemli alanlarda; tahta veya ahşap içerisindeki boşluklarda yaşar. Ancak odun ve talaş ile değil; bitki özsuyu, meyveler ve evlerde tüketilen hemen hemen her şey ile beslenirler. Marangoz karıncalar büyük koloniler halinde yaşayan karınca türlerindendir. Sadece marangoz karıncalar arasında bile 1.000’den fazla tür bulunmaktadır ve bir marangoz karınca kolonisinde 100 bine kadar karınca olabilir. Odunları kazımak için güçlü bir çeneye sahip bu karıncaların kolonisinde tek kraliçe karınca bulunur ve ortalama 30 yıla yakın yaşam ömrü vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ateş Karıncası ” title_font_size=”13″]

    Dünya çapında 200’ü aşkın türü bulunan ateş karıncaları ısırdığında yanmaya benzer bir acıya neden olur. Isırdıklarında verdikleri yakıcı acıdan dolayı bu ismi almıştır. İstilacı bir türdür. Genellikle kuru kalmış topraklarda, az sulanan tarlalarda ve kuru çimenlik alanlarda kolonilerini kuran ateş karıncaları, çoğu karınca türünün aksine ev içlerine girmeyi çok sevmez. Ateş karıncalarının en sevdiği yiyecekler; bahçede veya evin çevresinde ölmüş arı, böcek, kertenkele ve sağlam sebzeler, şekerli gıda maddeleri ile çim tohumlarıdır. Doğada susuz bir toprakta kızıl bir kum tepesi ile karşılaşırsanız muhtemelen bu bir ateş karıncasının kolonisidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hırsız Karınca” title_font_size=”13″]

    Küçük boyutlardaki hırsız karıncalar diğer karınca kolonilerinin yakınlarına yuva yapar ve bu kolonilerin besinlerini, larvalarını ve yumurtalarını çalar. İsimleri de buradan gelmektedir. Hırsız karıncaların besinleri oldukça geniştir, hemen hemen her gıdayı ve mantarı besin olarak tüketebilir. Küçük boyutlarından dolayı kapalı bir kavanoza bile girebilen bu tür, nemli ve rutubetli yerleri sever. Çok hızlı üreme kapasitesine sahip olan altın sarısı rengindeki hırsız karıncaların diğer karıncalar gibi tatlı besinlerle pek arası yoktur.

  • Dilimizin Söylenmesi En Zor Kelimeleri

    Dilimizin Söylenmesi En Zor Kelimeleri

    “Neye göre, kime göre zor” diyeceksiniz ama kendi aramızda yaptığımız ufak çaplı bir araştırma dilimizi sürçtüren kelimeler konusunda bizi bir fikir birliğine vardırdı. Bakın bakalım aşağıda sıraladığımız kelimelerden hangisi sizi zorluyor; yoksa bütün bu kelimeleri bir çırpıda söylemek sizin için çok mu kolay!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • DÜNYANIN EN GÜZEL ŞELALE MANZARALARI

    Akarsu yatağının dike yakın bir biçimde yüksekten dökülmesine şelale ismi verilmekte. Daha doğrusu bu doğal güzelliklere su miktarı az ise çağlayan, daha geniş ve görkemli ise şelale veya çavlan deniyor. Şelalelerin atkuyruğu, yelpaze, katmanlı, kokteyl, dilimli, ikiz, oluklu, tül gibi isimlerle adlandırılan farklı çeşitleri bulunuyor. İşte karşınızda farklı biçimlerde akan dünyanın farklı ülkelerinden birbirinden güzel şelale manzaraları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1962 yılında Tayland’ın ilk milli parkı olarak kurulan ve 2005 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak ilan edilen alanda sadece fotoğrafta gördüğünüz şelale değil, başka göz alıcı şelaleler de yer almakta…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güney Afrika’da küçük bir ülke olan Lesotho’da, Semonkong kasabası yakınlarında bulunan ve derin bir kanyondan, 192 metre yüksekten aynı isimli nehre dikey olarak dökülen, dalma (plunge) türündeki Maletsunyane Şelalesi ülkenin en uzun şelalesi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Niagara Şelaleleri, ABD ile Kanada sınırı arasında, Niagara Nehri’nin üzerinde bulunan üç büyük şelaleden oluşur. En büyüğü Horseshoe iken, diğer iki tanesi American Falls ve Bridal Veils Fall isimli şelalelerdir. Niagara Şelaleleri, akarsuyun geniş bir eğim kırıklığından, kırık alanın tamamını kullanarak aktığı blok (block) türünde şelalelerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çin ve Vietnam arasında bulunan, hatta iki ülkenin sınırını belirleyen ve Quây Sơn Nehri üzerinde yer alan göz alıcı güzellikteki üç basamaklı şelaleye Vietnamlılar Ban Gioc derken, Çinliler Detian olarak adlandırıyor. Ban Gioc-Detian, en az iki kanaldan akarak dökülen dilimli (segmented) bir şelale türüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Multi-step yani çok adımlı türüne dâhil olan Selfoss Şelalesi, İzlanda’nın en uzun ikinci nehri Jökulsá á Fjöllum üzerindedir. Ülkede onlarca şelale bulunur ve bunların en güçlüsü Dettifoss isimli şelaledir. Bu arada “foss” sözcüğünün İzlanda dilinde “şelale” anlamına geldiğini ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hindistan’ın güneyinde Hint Okyanusu’nda bulunan ada ülkesi Sri Lanka’daki Ramboda Şelalesi ülkedeki çok sayıdaki şelaleden sadece biri. Suyun en az iki basamaktan aktığı ve açıların belli bir açıdan bakınca fark edildiği katmanlı (tiered) bir şelale türüdür. Bu şelale aynı zamanda Sri Lanka’ya gelen turistlerin önünde en çok fotoğraf çektirdiği adreslerin başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin Antalya ilinde Kepez ilçesi sınırlarında yer alan ve etrafı Antik kaya mezarları ve özel mağara alanlarıyla çevrili olan Düden Şelalesi, bölgeyi ziyarete gelenleri hemen etkisi altına alan bir görkeme ve güzelliğe sahiptir. Düden, en az iki kanaldan akarak dökülen şelalelerin dâhil edildiği dilimli (segmented) türünde bir oluşumdur.

  • GEZEGENLERDE YILLAR VE GÜNLER NE KADAR SÜRER?

    Gezegenlerin kendi ekseni etrafında tam bir dönüşü tamamlamasıyla gün; Güneş etrafında tam bir tur dönmesi ile de yıl oluşur. Güneş sisteminde bulunan, yaşadığımız Dünya dâhil 8 gezegenin her birinde geçen gün ve yıl süreleri birbirinden farklıdır. Güneş’ten uzaklaştıkça yıllar uzun sürerken, Güneş’e yakın gezegenler turlarını hızlı bir şekilde tamamladığı için yıllar neredeyse bir solukta geçer. Yazımızda Güneş’e olan uzaklıklarına göre gezegenlerin gün ve yıl sürelerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Güneş’e en yakın ilk gezegen Merkür’ün kendi ekseni etrafında tam olarak dönmesi, yani bir gününü tamamlaması Dünya zamanıyla 58 gün sürmektedir. Merkür’ün Güneş’in etrafında tam tur atması, yani bir yılı ise yine Dünya zamanıyla 88 gündür. Bu da demek oluyor ki Merkür’de yaşasaydık çok hızlı yaşlanacaktık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güneş’e en yakın ikinci gezegen olan Venüs’te günler Dünya ile kıyaslandığında oldukça uzun. Venüs’te bir gün, 243 Dünya günü iken; Güneş’in etrafında tam turu 225 gündür. Yani Venüs, Güneş etrafındaki tam turunu kendi ekseninden daha erken tamamlar. Bir başka deyişle Venüs’te bir gün bir yıldan daha uzundur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yuvamız Dünya, Güneş’e uzaklık bakımından üçüncü sıradadır ve bu sıra, yaşamın oluşması için muhteşem bir konumdur. Dünya’da bir gün 24 saat sürerken, bir yıl 365 gündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Mars’ta bir gün 24 saat 39 dakika ve 35 saniyedir. Mars, Güneş’e olan uzaklığı sebebiyle bir yılını gezegenimize göre daha uzun bir zamanda tamamlar ve bir Mars yılı 687 Dünya gününe eşittir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Jüpiter kendi etrafındaki tam bir turunu 9 saat 55 dakikada tamamlar. Dev bir gaz topu olan Jüpiter, kendi etrafında çok hızlı dönerken, Güneş’in etrafındaki turunu ise oldukça uzun bir sürede bitirir. Güneş’ten uzaklaştığı için katetmesi gereken mesafe arttığından bir yılını 4332 günde tamamlar, bu da 12 Dünya yılına eşittir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Halkasıyla ünlü Satürn’de bir gün 10 saat 14 dakikadır. Satürn’de bir yıl 29 Dünya yılına eşittir. Yani Satürn’ün Güneş etrafındaki tam turu 10 bin 760 gün sürmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Güneş’e yakınlığı bakımından yedinci sırada bulunan Uranüs’te bir gün 17 saat sürerken, bir yıl 30 bin 681 günde tamamlanır. Yani Uranüs’te bir yılın geçmesi için Dünya zamanıyla 84 yıl gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Güneş’e en uzak gezegen olan Neptün, bu uzaklıktan nasibini alır ve günler hızla geçerken bir yılın tamamlanması için neredeyse iki ömür gerekir. Çünkü Neptün’de bir gün 16 saat 7 dakika iken bir sene 165 Dünya yılına eşittir.

  • BAYRAK ŞAİRİ: ARİF NİHAT ASYA

    Sade bir üslupla yazılan şiirleri, milli ve dini duygulara hitap etmesi ile adından söz ettiren şairimizdir Arif Nihat Asya… 71 yıllık yaşamında çok sayıda şiiri kitabı yayımlamıştır. Edebiyat dünyamızın önemli isimlerinden olan şairi biraz daha yakından tanımaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Birinci Dünya Savaşı dönemi şiire başlattı…” title_font_size=”13″]

    1904 yılında Çatalca’nın İnceğiz köyünde doğan Arif Nihat Asya, küçük yaşta babasını kaybetmiş, henüz üç yaşında iken annesi yeni evliliği nedeniyle Filistin’e taşınınca, akrabalarının yanında büyümüştü. Balkan Savaşı’ndan kısa bir süre önce İstanbul’a göçmüş, orta öğrenimini ise Bolu ve Kastamonu liselerinde yatılı olarak tamamlamıştı. Millî Mücadele’nin önemli merkezlerinden olan Kastamonu’da milli duyguların sarıp sarmaladığı bir hâletiruhiyeye girmesi hiç zor olmadı. Bu hissiyat, şiire olan ilgisinin de temellerini oluşturdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bayrak şiiri, Bayrak Şairi olarak anılmasını sağladı…” title_font_size=”13″]

    İlk şiirleri, hocası Enver Kemal Bey’in idaresindeki Gençlik dergisinde yayımlandı. İlk şiir kitabı olan Heykeltıraş ise yükseköğrenimini gördüğü Dârü’l-Muallimîn-i Âliye’de, yani bugünkü İstanbul Üniversitesi Yüksek Öğretmen Okulunda iken çıktı. Edebiyat öğretmeni olarak Adana’ya tayin oldu. Günümüzde en çok bilinen şiirlerinden olan Bayrak’ı, Adana’nın işgalden kurtuluşu olan 5 Ocak için yazmıştı. Şiirinin gücü, kendisinin sonraları da Bayrak Şairi olarak anılmasına neden oldu. Bu şiire ilk kez, 1946 yılında çıkarttığı Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor isimli kitabında yer verdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aynı zamanda bir dervişti…” title_font_size=”13″]

    Öğretmen olan Arif Nihat Asya, Adana’da mesleğini sürdürdüğü dönemde tasavvufla ilgilenmeye başladı ve Mevleviliğin düsturlarını yerine getirerek şeyhlik makamına kadar yükseldi. Şairin milli duygularla yazdığı şiirlerine böylece tasavvufi bir bakış da eklendi. Vatan sevgisi, kahramanlık, din ve doğa konuları şiirlerinin ana hatlarını belirlemiştir. En çok bilinen eserleri arasında Fetih Marşı ve “Biz, kısık sesleriz… minareleri, / Sen, ezansız bırakma Allah’ım!” dizeleriyle başlayan Dua şiiri yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sevgiye Mektuplar da yazdı…” title_font_size=”13″]

    Öğretmenlik ve okul yöneticiliği yapan, derviş olan, bir dönem siyasette yer alan Arif Nihat Asya’nın tüm üretimleri bir yana, sonradan eşi olacak Servet Hanım’a yazdığı mektuplardan oluşan Sevgiye Mektuplar isimli kitabı, kendisiyle ilgili ayrı bir biyografik ve edebî öneme sahiptir. Bu kitap, şairin Servet Hanım’a yazdığı 97 adet mektuptan oluşur. Şair bu kitabın ölümünden sonra yayımlanmasını vasiyet etmiş, çocukları şairin bu isteğini, 5 Ocak 1975’te ölümünün ardından yerine getirecek iken, Servet Hanım izin vermemiştir. Bu özel kitap ancak Servet Hanım’ın vefatından sonra okuyucuyla buluşabilmiştir.

  • Verimli Ders Çalışmak İçin 9 Öneri

    Verimli Ders Çalışmak İçin 9 Öneri

    Ders çalışmak için masa başında geçirilen saatler bazen uzar, uzar, uzar… Ama yine de yeterli gelmez. Çalıştığınız her anın hakkını vermek ve o masadan daha kısa zamanda kalkmak ise sandığınız kadar zor değil… Öğrencilerin yardımına koşuyor ve verimli ders çalışmak için uygulayabileceğiniz önerileri 9 maddelik listemizde derliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kendinize gerçekçi hedefler koyun! Örneğin bir haftada yapılacak bir ödevi bir gecede tamamlayabileceğinizi düşünmeyin. Gerçekleştirmesi zor hedefler moralinizi bozarak motivasyonunuzun düşmesine sebep olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İyi ışıklandırılmış, çok sıcak ya da soğuk olmayan, dikkat dağıtıcı faktörlerden ve gürültüden uzak bir çalışma alanı yaratın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Eğer ders çalışmak için uygun ortamı evinizde oluşturamıyorsanız okulunuzda, kütüphanelerde ya da ortak çalışma alanlarında çalışabilirsiniz, üstelik bu ortamlarda derse odaklanmanız çok daha kolay olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çalışırken sağlıklı atıştırmalıkları tercih edin. Karbonhidrat ve şeker yüklü gıdalar ilk başta enerji veriyor gibi gelse de uzun vadede yarardan çok zarar sağlar. Ceviz, badem gibi kuru yemişler ve meyveler çalışırken atıştırmak için ideal tercihler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kendinize iyi bakmanız her zaman çok önemli ama özellikle yoğun ders çalıştığınız zamanlarda yeteri kadar uyumaya, iyi beslenmeye ve hafif egzersizler yapmaya daha da çok önem vermelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Uzun saatler boyunca masa başında oturmak, hem fiziksel sağlığınız için hem de çalışmaya odaklanmanız açısından iyi bir tercih değil. Arada ayağa kalkıp birkaç esneme hareketi yapabilir, pencereyi açıp ya da balkona çıkıp temiz hava alabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çalışmaya başlamadan önce cep telefonunuzun sesini kısın ve sosyal medya bildirimlerinizi kapatın böylece dikkatinizin dağılma olasılığını azaltırsınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ders çalışma konusunda en eski önerilerden biri olan yazarak çalışmak ve düzenli not tutmak hala en iyi yöntemlerden biri, tek değişen artık kalem ve kâğıt yerine bilgisayar ya da tabletinizle de not alabilecek olmanız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Planlı ders çalışmak, yaptığınız çalışma programına uymak ve öğrendiklerinizi tekrar etmeyi ertelememek de verimli ders çalışmak için önemli ipuçları.

  • BİR ZAMANLAR STATÜ SEMBOLÜ ŞEMSİYENİN İCAT SERÜVENİ

    Günümüzde yağmurda ıslanmamak amacıyla kullanılan şemsiyelerin 4 bin sene önce güneşten korunmak için tercih edildiğini biliyor muydunuz? Dilimize Arapça “güneş” anlamına gelen “şems” kelimesinden geçen ve “güneşlik” anlamını taşıyan şemsiyenin icat serüvenini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Arkeolojik bulgular ilk şemsiye kullanımına ilişkin bilgilere Mezopotamya’da rastlar. Asur İmparatorluğu’na ait kabartmalarda ve oyma eserlerde kralların şemsiye ile korunduğunu betimleyen antik bulgular şemsiyenin atası olarak bu uygarlığı ve dönemi gösterir. M.Ö. 704-681 yılları arasında Asur Kralı Sanherib’e ait rölyeflerde şemsiyenin kullanımına dair kayıtlar bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Daha sonraki yıllarda Antik Mısır medeniyetlerinde şemsiye yine seçkin devlet insanları ve din adamları tarafından güneşten korunmak amacıyla kullanılır. Bir çubuğa bağlı palmiye yaprağı veya papirüslerden yapılan bu şemsiyeleri taşımak ise hizmetlilerin görevidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uzunca bir süre otorite sembolü olarak kullanılan şemsiye, Çin topraklarına ulaştığında güneşten korunmak için değil, yağmurda ıslanmamak amacıyla kullanılır. Yağlı kâğıdı dayanıklı olması için su geçirmez bir materyal olan balmumu ile kaplayan Çinlilerin şemsiyesi ise hem ağır hem de dayanıksızdır. Zamanla daha sağlam şemsiyeler kullanan Çinliler; çatı kısımları deriden, çıtaları balina kemiğinden, sapları ise ahşaptan yapılan şemsiyeler üretirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Uzun bir dönem varlıklı kesimler tarafından kullanılan şemsiyeler, 16. yüzyılda Avrupa’da özellikle Fransa’da moda olur. Kadınlar 18. yüzyıla kadar güneşten korunmak amacıyla küçük, zarif ve renkli şemsiyeleri aksesuar olarak kullanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    18. yüzyılda Faslı gezgin ve yazar Janas Hanway, Londra’da kullanılan şemsiyelere “Hanway” ismini verir ve şemsiye bu isimle anılır. 1750’lerde İngiltere sokaklarında erkeklerin de kullandığı bir aksesuar haline gelen şemsiye, İngiliz Samuel Fox’un 1852’de çelik iskelete sahip, hafif ve kullanışlı bir şemsiyeyi tasarlamasıyla yaygınlaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1928’de ise Alman Hans Haupt, Fox’un tasarımını geliştirerek katlanabilen ve çantada taşınabilen ilk portatif şemsiyeyi tasarlar. Farklı renk ve tasarımlarla şemsiye, yağmur esnasında ıslanmamızı engelleyen ya da çok güneşli günlerde bizleri güneşe karşı koruyan, taşınması oldukça kolay bir eşya olarak günümüzde de çoğu kişi tarafından tercih ediliyor.