Blog

  • Uygarlık Tarihimize Yolculuk: 8 Madde ile Arkeoloji Müzesi

    Uygarlık Tarihimize Yolculuk: 8 Madde ile Arkeoloji Müzesi

    Bu listemizde eser zenginliği bakımından dünyanın en büyük müzeleri arasında gösterilen İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne götüreceğiz sizi… Yapının çoğul olarak ifade edilme nedeni tarihi yarımadadaki adresinde üç müzenin yan yana bulunması: Arkeoloji Müzesi, Çinili Köşk ve Eski Şark Eserleri Müzesi… Ve işte 8 maddelik gezi rotamız!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    Çinili Köşk

    Çinili Köşk, en nadide Türk çini ve seramik eserlerinin sergilendiği, İstanbul Arkeoloji Müzeleri içindeki en eski yapıdır ama tarihçesi müze olarak başlamaz. Arkeolojik eserlerin toplandığı Aya İrini Kilisesi’ndeki mekânın yetmemesi üzerine, daha önce Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış olan yapı 1880 yılında müze olarak açılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    Şark Eserleri Müzesi

    Eski Şark Eserleri Müzesi ise 1883 yılında Güzel Sanatlar Akademisi olarak Osman Hamdi Bey tarafından yaptırılmış, okul 1917 yılında başka bir binaya taşınınca Yakın Doğu’ya ait eserlerin sergilenmesi için müzeye dönüştürülmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    Arkeoloji Müzesi – Ana Bina

    İstanbul Arkeoloji Müzeleri içindeki ana bina ise Arkeoloji Müzesi olarak adlandırılan yapıdır. İçinde sergilenen eşsiz nitelikteki eserler arasında, Lübnan’ın Sayda şehrinde yapılan kazılarda keşfedilen lahitler bulunmaktadır. Ve müzenin yapılma nedeni de işte bu eserlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    Lübnan’da bulunan lahitler

    1888 yılındaki Krallar Nekropolü Kazıları’nda bulunan lahitlerin sergilenmesi için bir yapı gerekmiş, Osman Hamdi Bey’in önderliğinde o zamanki adı ile Müze-i Hümayun yani İmparatorluk Müzesi kurulmuştur, 1891 yılında ziyarete açılan müze, Şark Eserleri Müzesi’ni de yapan Fransız mimar Alexandre Vallaury tarafından inşa edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    Osman Hamdi Bey

    Osmanlı İmparatorluğu’nun o dönem hâkim olduğu geniş topraklarda keşfedilen ve yüzlerce farklı medeniyetin izini taşıyan eserler İstanbul şehrindeki bir müzede bir araya gelebilmiştir. Bunda, kuruluşundan itibaren müzenin  29 yıl boyunca müdürlüğünü yapan, arkeolog olarak kazılara bizzat katılan ressam Osman Hamdi Bey’in rolü büyüktür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    kadeş antlaşması
    Kadeş Antlaşması Tableti

    Dünyada mutlaka görülmesi gereken bazı eserler vardır, işte İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki Kadeş Antlaşması tableti bunlardan sadece bir tanesidir. Şimdiye kadar kaydı bulunmuş en eski antlaşma olan Kadeş, Mısır ve Hitit kralları arasında 13. yüzyıl ortalarında Kadeş Savaşı’nı sonlandırmak için yapılan antlaşmadır. Barışı simgeleyen bu kil tablet, Hitit İmparatorluğu’nun başkenti olan Hattuşa’da yani Çorum Boğazköy’de yapılan kazılar sonucu bulunmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    Sidamara Lahdi

    İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki paha biçilmez eserlerden biri de Sidamara Lahdi’dir. Ereğli’de bulunan eser o kadar heybetlidir ki Konya demir yoluna ancak 40 manda ile getirilebilir, oradan da trenin vagonunda yapılan düzenlemelerle İstanbul’a nakledilir. MS 3. yüzyıla ait olan lahdin üzerindeki kabartma heykeller ile yapılan betimlemeler de oldukça ilgi çekicidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    istanbul arkeoloji müzesi
    İştar Kapısı – Çivi yazısı ile yazılmış Aşk Şiiri Tableti

    İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Bronz Çağı, Helen, Roma ve Bizans dönemlerine ait bir milyona yaklaşan sayıda eser sergilenmekte… Hammurabi Kanunları tableti, üzerinde çivi yazısı ile ilk aşk şiirini saklayan tablet, Babil İmparatorluğu zamanında yaptırılan kent giriş kapısı ve daha niceleri… Bu eşsiz müze 1993 yılında “Avrupa Konseyi Müze Ödülü”nü almıştır.

  • Olanca Görkemiyle Bir Erguvan İmparatorluğu

    Olanca Görkemiyle Bir Erguvan İmparatorluğu

    Başlığımızı usta şair Edip Cansever’den alıntıladık… Erguvan çiçeklerinin bütün görkemiyle imparatorluğunu ilan ettiği bu günleri bundan daha güzel nasıl ifade edebilirdik ki? Yakın çevresinde olmayan gidip de göremeyenler için en güzel erguvanlar bu sayfada!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Baharı müjdeleyen onlarca güzel şeyden biri erguvan ağacı… Ve biliyor musunuz aslında baklagiller familyasından…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeryüzündeki geçiş seremonisi, nisan ayının sonlarından mayıs başına kadar geçen birkaç haftalık süreden ibaret…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Akdeniz’de, Balkanlar’da, Güney Avrupa ve Batı Asya’da görebilirsiniz onu… Türkiye’deyse Ege, Akdeniz ve Marmara’da…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Özellikle İstanbul Boğazı’nın baharda serdiği örtü, erguvanın lilâ ve mor renklerindeki yapraklarıdır.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Boğaz’da birkaç hafta süren erguvan zamanını yakalamak, onları seyretmek ve yakınlaşmak şairin dediği gibidir: Mesut olmak dedik çocuklar gibi mesut olmak.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Boyu 10 metreye kadar uzanabilir, bol tohum verir erguvanlar… Baharda açarlar evet ama sıcak kadar soğuğa da dayanıklıdırlar aslında…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Padişahlar tarafından adına şenlikler düzenlenen, günümüzde festivallerle karşılanan erguvanların çiçekleri de erik ağaçlarınınki gibi yapraklarından önce açar.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Akad dilinde “argamannu” mor rengini ifade edermiş. Kelime “argavana” olarak Aramiceye, “ercuvani” şeklinde Arapçaya ve sonra da dilimize geçmiş.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bahçelerde, parklarda, kıyılarda… Rengiyle olduğu kadar kokusuyla da ortama hâkim olan, hiç bitmesin istenilen bir imparatorluktur erguvan imparatorluğu…” title_font_size=”13″]
  • Daha Sıcak Ya da Daha Şık Hissetmek İçin Şapka

    Daha Sıcak Ya da Daha Şık Hissetmek İçin Şapka

    Sonbaharın ardından giren soğuklar giyim kuşamımıza yeni aksesuarlar eklemeyi kaçınılmaz kılar ve bu aksesuarlar arasında gerek satın alırken gerek kullanırken en büyük özeni de şapkalar ister. Çeşit çeşit modellerle bu kış da gündeme gelen şapka konusu tabii ki Kültür ve Yaşam’ın da dikkatinden kaçmadı. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Amacınız kış günlerinde soğuktan korunmak ve rahat etmekse yün berelerden daha iyisi düşünülemez. Gerçi her şey gibi artık bereler de çeşitlendi, kulaklı olanlardan çan şeklindekilere, torba berelerden büzgülülere çok sayıda seçeneğiniz bulunuyor. Eğer saçınızı yapıştırmasından ya da şeklini bozmasından çekinenlerdenseniz bir boy büyüğünü tercih ederek bu riski önleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    moda

    Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz, küçük siperiyle yüzünüzü yağmur ya da kar tanelerinden koruyabilecek şapkaya yabancılar “gatsby” diyor. Bizdeki ismi ise 50’li yıllarda sokaklarda “Yazıyoor, yazıyor!” diye seslenerek gazete satan çocuklar taktığı için “gazeteci şapkası” olmuş. Farklı kumaşlardan ve desenlerden üretilen bu şapkayı kadın-erkek, genç-yaşlı herkes rahatlıkla kullanabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    moda

    Fötr şapka altın devrini yaşadığı 1900’lü yılların başında sadece erkekler için üretilirmiş, oysa şimdi kadınların da daha doğru bir ifadeyle maskülen giyim tarzı oluşturmak isteyen kadınların da rahatlıkla kullanabileceği bir model. Eğer maskülen görünmek istemiyorsanız o zaman da kadınlar için üretilen fötr şapka modellerini incelemenizi öneririz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    aksesuar

    Şapkalar her zaman kış soğuğundan ya da yağmurdan korunmak için kullandığımız aksesuarlar değiller elbette. Onlar aynı zamanda şıklığımızın en iddialı tamamlayıcıları. Bir kovboy şapkası ya da “asker kepi” diye isimlendirilen şapkalar biraz cesaret gerektirebilirken, kullanmaya karar verenler için yazlık ve kışlık olarak malzeme seçenekleri bulunduğunu belirtelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    aksesuar

    Kullanmayı düşündüğünüz şapkayı göze daha görünür kılmak için kıyafetinizle dengesini iyi kurmalısınız, ya da aksine bazı şapkalar o kadar iddialıdır ki kıyafetinizi sade tutmanızı gerektirebilir. Gerek bir kıyafetinizin üstüne denerken gerekse satın alırken siz siz olun bir boy aynası önünde deneme yapın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    aksesuar

    Şapka konusunda en şanslı kişiler oval ya da yuvarlak yüz yapısına sahip olanlar, çünkü her tür modeli rahatlıkla taşıyabilecek hatlar onlarınki. Yok eğer uzun bir yüze sahipseniz tepesi uzunca değil bilhassa kısa modelleri tercih etmelisiniz. Kalp yüz şekline sahip olanlar alın kısmını gölgeleyen şapkaları, kare yüz tipi olanlar ise hatları yumuşatan bir görüntü vermesi için kenarları hafif yukarı kıvrık şapkaları tercih etmeli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    aksesuar

    Şapkaları takarken gösterdiğiniz özeni şapkanızı uzun vadeli kullanabilmek için muhafaza ederken de göstermelisiniz. En iyisi kutusunda saklamak ama mümkün değilse formunu bozmamak için duvar gibi düz bir alana asabilirsiniz. Bir şapkayı deforme etmeden temizlemenin de en iyi yöntemi kuru temizleme, tabii elinizde ördüğünüz ya da satın aldığınız bereler hariç.

  • GASTRONOMİK BİR YOLCULUK

    Dünya mutfağı, farklı kültürlerin lezzet hazineleriyle dolu bir mozaiktir. Her bir bölgenin kendine özgü tatları ve yerel meyve-sebzeleriyle hazırlanan salataları hem sağlıklı beslenmenin hem de lezzetli sofraların vazgeçilmez bir parçasıdır. Yazımızda, dünyanın dört bir yanından birbirinden farklı salata tariflerini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gavurdağı Salatası, Türkiye” title_font_size=”13″]

    Türk mutfağının en lezzetli ve sağlıklı salatalarından olan Gavurdağı salatası, adını Güneydoğu Anadolu’da Toros Dağları’nın bir uzantısı olan Gavur Dağı’ndan alıyor. Bu nefis salatanın lezzeti, sebzelerin taze ve kaliteli olmasına bağlıdır. Bol malzemeli Gavurdağı salatası için gerekli olan malzemeler:

    • 4 adet orta boy domates
    • 1 adet büyük boy salatalık
    • 1 adet büyük kırmızı soğan
    • 2-3 adet acı veya tatlı yeşil biber
    • 1 demet maydanoz
    • 1/2 su bardağı dövülmüş ceviz içi
    • 1/2 su bardağı nar ekşisi
    • 1/4 su bardağı zeytinyağı
    • 1 tatlı kaşığı tuz
    • 1 tatlı kaşığı pul biber
    • 1 tatlı kaşığı sumak

    Yeşil biberleri, domatesleri, salatalığı, kırmızı ve yeşil soğanı küçük küpler halinde doğrayın. Maydanozu ince ince kıyın ve doğradığınız sebzeleri geniş bir salata kâsesine alın. Üzerine dövülmüş ceviz içini ekleyin. Küçük bir kapta nar ekşisi, zeytinyağı, tuz, pul biber ve sumağı karıştırın. Bu karışımı salatanın üzerine dökün ve güzelce karıştırın. Servis ederken üzerine ekstra ceviz içi serpebilirsiniz. Taze ve ferahlatıcı bir lezzet sunan Gavurdağı salatası, özellikle etli yemeklerin yanında mükemmel bir eşlikçidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tabule, Lübnan” title_font_size=”13″]

    Lübnan mutfağının en sevilen salatalarından biri olan tabule, Akdeniz ve Orta Doğu mutfağının enfes lezzetlerinden biridir. Ülkemizdeki kısırın farklı bir versiyonu olan tabule, Osmanlı döneminde geniş bir coğrafyaya yayıldı ve günümüzde sadece Orta Doğu’da değil, tüm dünyada severek tüketilen salatalardan biri haline geldi. Tabule için gerekli malzemeler şunlardır:

    • 1 çay bardağı ince bulgur
    • 2 çay bardağı sıcak su
    • Yarım demet taze maydanoz
    • 7-8 dal taze nane
    • 4-5 adet yeşil soğan
    • 2 adet büyük domates
    • 1 adet orta boy salatalık
    • 1 adet limonun suyu
    • Çeyrek su bardağı zeytinyağı
    • Tuz
    • Karabiber

    İnce bulguru geniş bir kâseye alın ve üzerine iki çay bardağı sıcak su ekleyin. Bulgurun suyu çekmesi için yaklaşık 15 dakika, ağzı kapalı olacak şekilde bekletin. Maydanoz ve naneyi ince ince kıyın. Taze soğanları, domatesleri ve salatalığı küçük küpler halinde doğrayın. Şişen ve yumuşayan bulguru büyük bir salata kâsesine alın, ardından doğradığınız malzemeleri ekleyin. Ayrı bir kapta limon suyu, zeytinyağı, tuz ve karabiberi karıştırarak sosu hazırlayın ve bu sosu salatanın üzerine dökün. Tüm malzemeleri iyice karıştırdıktan sonra tabuleniz servise hazır. Tatların birbirine iyice karışması için bir süre buzdolabında dinlendirebilir, böylece salatanız daha da lezzetli hale gelebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Caprese Salatası, İtalya” title_font_size=”13″]

    İtalyan mutfağının klasik ve sade lezzetlerinden biri olan Caprese salatası, adını İtalya’nın Capri Adası’ndan alıyor. 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan bu salata, ilk olarak Capri Adası’na tatile gelen kraliyet ailesi ve politikacılara, İtalya’nın renklerini yansıtan bir yemek olarak sunulmuştur. Domatesin kırmızısı, mozzarella peynirinin beyazı ve fesleğenin yeşili ile İtalya’nın bayrağını simgeleyen bu salata, basit ama son derece lezzetlidir. Kolayca hazırlayabileceğiniz Caprese salatası için:

    • 4 adet domates (orta boy veya çeri domates olabilir)
    • 250 gram taze mozzarella peyniri
    • 1 demet taze fesleğen yaprağı
    • 4 yemek kaşığı sızma zeytinyağı
    • Deniz tuzu ve taze çekilmiş karabiber
    • İsteğe bağlı olarak balzamik sirke

    Domatesleri yıkayıp sap kısımlarını çıkarın, ardından doğrayın. Mozzarella peynirini yarım parmak kalınlığında dilimleyin. Fesleğen yapraklarını yıkayıp kurutun. Servis tabağına bir dilim domates, bir dilim mozzarella peyniri ve bir fesleğen yaprağı olacak şekilde sıralayın. Bu işlemi tüm malzemeler bitene kadar tekrarlayın. Salatanın üzerine sızma zeytinyağını gezdirin, ardından deniz tuzu ve taze çekilmiş karabiber serpin. İsteğe bağlı olarak balzamik sirke ekleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Salade Niçoise, Fransa” title_font_size=”13″]

    Salade niçoise, Fransa’nın Nice şehrine özgü geleneksel bir salatadır. Çiftçilerin taze hasat ettikleri ürünlerle hazırlanan bu salatanın kökeni 19. yüzyıla kadar uzanır. Akdeniz mutfağına özgü malzemelerle yapılan Salade niçoise, hem hafif hem de besleyici bir öğün olarak tercih edilir. Salade niçoise için gerekli malzemeler şunlardır:

    • 5-6 yaprak taze marul
    • 2 adet domates
    • 1 adet salatalık
    • 2 adet haşlanmış yumurta
    • 1 adet orta boy kırmızı soğan
    • 200 gram konserve ton balığı
    • 8-10 adet ançüez filetosu (isteğe bağlı)
    • 100 gram siyah zeytin
    • 4-5 adet küçük haşlanmış patates (isteğe bağlı)
    • 1/2 demet taze fesleğen yaprağı
    • 1-2 diş sarımsak

    Sosu için:

    • 4 yemek kaşığı sızma zeytinyağı
    • 1 yemek kaşığı üzüm sirkesi
    • 1 çay kaşığı Dijon hardalı
    • Tuz ve taze çekilmiş karabiber
    • Yarım limon suyu ve rendelenmiş kabuğu

    Domatesleri, salatalığı ve marulu yıkayıp iri parçalar halinde doğrayın. Patatesleri haşlayıp yarım ay şeklinde kesin. Yumurtaları da haşlayıp dört eşit parçaya bölün. Kırmızı soğanı ince halkalar halinde doğrayın ve fesleğen yapraklarını yıkayıp kurulayın. Ton balığını süzün. Geniş bir salata kâsesine domates, salatalık, marul ve patatesleri ekleyin ve karıştırın. Üzerine dilimlenmiş yumurtaları, kırmızı soğan halkalarını, ton balığını, ançuez filetolarını, siyah zeytinleri ve fesleğen yapraklarını ekleyin. Salatanın sosunu hazırlamak için bir kâsede zeytinyağı, yarım limon suyu, rendelenmiş limon kabuğu, sirke, rendelenmiş sarımsak ve Dijon hardalını karıştırın. Hazırladığınız sosu salata ile harmanladıktan sonra kızarmış ekmek dilimleri ile servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Som Tam, Tayland” title_font_size=”13″]

    Som tam, Tayland mutfağına özgü geleneksel bir yeşil papaya salatasıdır. Yeşil papaya, taze ve çiğ olarak tüketilen tropikal bir meyve olup “kavun ağacı meyvesi” olarak da bilinmektedir. Keskin ve baharatlı bir lezzete sahip olan som tam için gerekli olan malzemeler:

    • 1 adet küçük boy yeşil papaya (yaklaşık 400 gram)
    • 1-2 adet havuç
    • 2-3 adet küçük boy domates
    • 2-3 diş sarımsak
    • 2-3 adet taze kırmızı acı biber
    • 2 yemek kaşığı kuru karides
    • 2 yemek kaşığı balık sosu
    • 2 yemek kaşığı limon suyu
    • 2 yemek kaşığı esmer şeker
    • 2 yemek kaşığı kavrulmuş yer fıstığı (kabaca doğranmış)
    • 2-3 adet limon yaprağı (isteğe bağlı)

    Yeşil papayayı ve havuçları soyup uzun, ince şeritler halinde rendeleyin veya doğrayın. Domatesleri ve yeşil biberleri küçük parçalar halinde doğrayın ve rendelenmiş papaya ile havuçların üzerine ekleyin. Büyük bir havanda sarımsak ve acı biberleri hafifçe dövün; sarımsakların ve biberlerin biraz ezilmesi yeterlidir. Kuru karidesleri ufalayın ve sarımsak ve biberlerle birlikte salata kâsesine ekleyin.

    Som tam sosu için, bir kâsede limon suyu, balık sosu ve esmer şeker karıştırın. Baharatlarla isteğinize göre lezzetlendirebilirsiniz. Sosu sebzelerin üzerine dökün ve iyice karıştırın. Son olarak, kavrulmuş fıstıkları salatayı servis ederken ekleyin; bu, salatanın son dokunuşu olacak ve fıstıkların kıtırlığını koruyacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Olivier Salatası, Rusya” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde Rus salatası olarak da bilinen Olivier salatası, ilk kez Belçikalı şef Lucien Olivier tarafından 19. yüzyılda Moskova’daki ünlü Hermitage restoranında yapılmıştır. Şefin adını alan bu salata, zamanla Rusya ve eski Sovyetler Birliği ülkelerinde popüler hâle gelmiştir. Geleneksel tariflerde genellikle tavuk göğsü veya jambon da bulunan bu salata için gerekli olan malzemeler:

    • 4 adet büyük boy patates
    • 2 adet havuç
    • 200 gram bezelye (taze veya konserve)
    • 300 gram tavuk göğsü veya jambon
    • 4 adet salatalık turşusu
    • 1 su bardağı mayonez
    • 2 yemek kaşığı hardal
    • Tuz ve karabiber

    Patatesleri ve havuçları yıkayıp kabuklarını soyun, küçük küpler halinde doğrayın ve yumuşayana kadar haşlayın. Haşladıktan sonra süzün ve soğumaya bırakın. Tavuk göğsünü de haşlayıp küçük parçalar halinde dilimleyin. Salatalık turşusunu küp küp doğrayın. Büyük bir karıştırma kabında, haşlanmış patates, havuç, pişmiş bezelye, tavuk göğsü ve salatalık turşusunu bir araya getirin. Ayrı bir kâsede mayonez, hardal, tuz ve karabiberi karıştırın. Bu sosu salata malzemelerine ekleyin ve tatların birbirine geçmesi için nazikçe karıştırın. Olivier salatası genellikle soğuk olarak servis edilir. Buzdolabında bir süre dinlendirdikten sonra, isteğe bağlı olarak taze nane veya dereotu gibi yeşilliklerle süsleyerek servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zaalouk, Fas” title_font_size=”13″]

    Közlenmiş patlıcan ve zengin baharatlarla lezzetlendirilmiş domates ile hazırlanan Fas’ın ünlü salatası zaalouk için gerekli olan malzemeler:

    • 2 büyük patlıcan
    • 4 büyük domates
    • 4 diş sarımsak
    • 1 çay kaşığı kimyon
    • 1 çay kaşığı tatlı kırmızı biber (paprika)
    • 1/2 çay kaşığı acı kırmızı biber (isteğe bağlı)
    • 1 çay kaşığı toz kişniş
    • 1 çay kaşığı tuz
    • 1/2 çay kaşığı karabiber
    • 4 yemek kaşığı zeytinyağı
    • 1 yemek kaşığı limon suyu veya sirke
    • 1/4 su bardağı doğranmış taze kişniş veya maydanoz (süsleme için)

    Patlıcanları yıkayıp, kabuklarını çatalla birkaç yerinden deldikten sonra ızgarada veya fırında közleyin. Közlenmiş patlıcanlar soğuyunca kabuklarını soyun ve içini çatalla ezin. Domateslerin kabuklarını soyup küçük küpler halinde doğrayın. Sarımsakları ince ince doğrayın veya rendeleyin, ardından tavada ısıtılmış zeytinyağında hafifçe kavurun. Doğranmış domatesleri tavaya ekleyin, domatesler yumuşayıp suyunu salmaya başladığında kimyon, tatlı kırmızı biber, isteğe bağlı olarak acı kırmızı biber, toz kişniş, tuz ve karabiberi ilave edin. Karışımı 10-15 dakika pişirin. Ardından közlenmiş patlıcanları da tavaya ekleyin ve tüm malzemeleri iyice karıştırın. Sosun kıvamlı hale gelmesi ve tatların birleşmesi için 10 dakika kadar daha pişirin. Son olarak, limon suyu veya sirkeyi ekleyip karıştırın ve ocaktan alın. Biraz soğumaya bırakın. Servis ederken doğranmış taze kişniş veya maydanoz ile lezzetlendirebilirsiniz. Baharat miktarını damak zevkinize göre ayarlayarak sıcak veya soğuk olarak servis edebilirsiniz.

  • 8 Maddeyle Nüktedanların Piri Nasreddin Hoca

    8 Maddeyle Nüktedanların Piri Nasreddin Hoca

    Mizah anlayışı bu kadar gelişmiş, böylesi nüktedan bir kişi gerçekten yaşamış mıydı dünyamızda? Nasreddin Hoca’nın tarihsel bir kişiliğe sahip olup olmadığı süregelen tartışma konusudur. Buna karşılık halkbilimcilerin büyük bir kısmı Nasreddin Hoca’nın tarihi bir kişilik olduğu konusunda hemfikirdir. Daha ilkokul çağlarında fıkralarıyla tanışıp çocuk zihnimizde başında sarıkla, ak sakallı iyi bir insan olarak canlandırdığımız Nasreddin Hoca’yı 8 maddelik listemizde daha yakından tanıyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yazılı belgelerden yola çıkarak edinilen bilgilerde Nasreddin Hoca’nın 1208 yılında Akşehir’in Hortu köyünde doğduğu belirtilir. İlk eğitimini Hortu’da almış, ardından Sivrihisar’da aldığı medrese eğitimiyle doğduğu köye imam olarak dönmüştür. Bir süre sonra Akşehir’e giderek tasavvufi düşünceye yoğunlaşan Nasreddin Hoca, kadı ve kadı vekili olarak görevler üstlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kayseri, Afyonkarahisar, Kütahya, Bilecik, Ankara çevrelerinde de zaman geçirmiş olduğu düşünülen Nasreddin Hoca’nın yaşanmışlıkları üzerinden anlatılan fıkraların sayısı öldüğü tarihlerde onlarla ifade edilirken, yüzyıllar içinde bu sayı yüzlere hatta binlere ulaşmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kadı ve kadı vekili olarak görev yapmış Nasreddin Hoca’nın pek çok ilginç olayın içinde var olması mümkün görülmektedir. Fakat bu tarihi kişilik dilden dile dolaşan hikâyelerle halk arasında büyük bir mite dönüşmekten de kurtulamamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Nasreddin Hoca’nın gerçek ve efsanevi kişiliği ile fıkraları araştırmalara, tezlere konu olmaya devam etmektedir. Bu çalışmalara göre nesilden nesile aktarılan fıkraların temelinde ise iyimserlik, özeleştiri, ümitli, adaletli, hoşgörülü, tedbirli olma gibi erdemler vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    nasreddin hoca fıkraları

    En bilinen fıkralarından biri “kazan doğurdu” hikâyesidir. Komşusundan aldığı ödünç kazanın içine bir tane küçük kazan koyarak götürdüğünde sevinen komşusuna “Kazan doğurdu!” diyen Hoca, kazanı tekrar ödünç aldığında bu sefer geri vermez. Konuyu açan komşusuna da “Kazan öldü!” der. Şaşkınlık içinde, “Hocam, kazan canlı mı ki ölsün?” diye soran komşusuna cevabı nettir:“ Doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun?”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    nasreddin hoca fıkraları

    Nasreddin Hoca’nın o meşhur eşeğe ters binme hikâyesinde ise neden böyle yaptığını soran köylülere, “Size sırtımı dönmemiş oluyorum.” cevabını vermektedir. Fakat buradan çıkarılabilecek türlü mesajlar vardır. Yani bir Nasreddin Hoca fıkrası çoğu zaman sadece bir fıkra değildir ve “güldürürken düşündürür” klişesi bu fıkralar için bire birdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Elinde bir bakraç yoğurt mayasıyla göl kenarında duran Nasreddin Hoca’ya ahali ne yaptığını sorunca, “Göle yoğurt mayası çalıyorum.” der. “Hocam, göl yoğurt mayası tutar mı?” diyenlere cevabı ise “Ya tutarsa!”dır. İşte Nasreddin Hoca bu kez de olmayacak hevesler peşinde koşanları anlatan bir fıkra ile karşımızdadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    nasreddin hoca türbesi

    1284 yılında Akşehir’de hayatını kaybeden ve türbesi yine Akşehir’de bulunan Nasreddin Hoca için etkinlikler düzenlenmeye devam ediyor. UNESCO tarafından da 1996 yılı bütün dünyada Nasreddin Hoca yılı olarak kutlanmıştı.

  • ZAMANIN ESKİTEMEDİĞİ AHŞAP İŞÇİLİĞİ

    ZAMANIN ESKİTEMEDİĞİ AHŞAP İŞÇİLİĞİ

    Ahşap işçiliğinin bazı alanları günümüzde kaybolan meslekler arasında geçiyor olsa da ortaya konmuş eserler, üzerinden yüzyıllar geçmiş olsa bile ilgi görmeye ve değerini korumaya devam ediyor. Farklı detaylarıyla ele aldığımız ahşap işçiliği bu sayfamızın konusu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    ahşap oymacılığı

    Ahşap işçiliğinde sanatın konuştuğu alan ahşap oyma faaliyetidir. Ahşap üzerinde yapılan çizimin ardından kesici aletlerle fazlalık çıkarılır, istenen şekli vermek için kakma, yakma, kabartma gibi birçok teknik uygulanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    ahşap kapı

    Büyük bir zarafetle oyulmuş ahşap eşyalar hem kullanılan ağacın kalitesi hem üzerine işlenen sanatın derinliği ile nesilden nesile kalan değerli miraslardır. Bu eserlerde kullanılan desenler, figürler ve renkler toplumların kültürel yaklaşımlarından izler taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ahşap işçiliğinin en güzel örneklerini Anadolu’daki camilerin mihraplarında, minberlerinde, sütunlarında, kapı ve pencerelerinde görebilirsiniz. Özellikle ahşap sanatında geometrik desenlerin hâkim olduğu Selçuklu döneminden kalan eserler eşsiz güzelliktedir. Fotoğraftaki Beyşehir Eşrefoğlu Camisi de onlardan biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İşi ağaç, ahşap olan farklı meslek kolları vardır. Örneğin yakın geçmişte kaba ağaç işleriyle uğraşan dülgerler vardı. Onlar yaygın olan ahşap evlerin cephelerini yapar, çatılarını aktarır, merdivenlerini tamir ederdi. Kimi ahşap evlerin iç ve dış detayları oya gibi işlenerek değeri kat kat artırılırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    ahşap oymacılığı

    Dünyada ahşap oymacılığında etkileyici örnekler veren yerler arasında Uzakdoğu ülkeleri de öne çıkıyor. Fotoğrafta gördüğünüz eser Tayland’dan. Yakın Doğu’da kullanılan geometrik desenlerin yerini Uzakdoğu’da hayvan figürlerinin aldığını bu eser üzerinde de görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    ahşap oymacılığı

    Kaşık, havan ve kesme tahtası gibi ahşap eşyalar bir makine aracılığıyla kesilip biçilebileceği gibi tüm detaylarıyla bir ahşap ustasının elinden de çıkabilir. İşte sanattan söz edebileceğimiz an budur. Tasarlanmış, el emeği ile işlenmiş ahşap ürünler geçmişte olduğu gibi günümüzde de değer gören eşyalardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    ahşap oymacılığı

    Ahşap işiyle uğraşan meslek erbapları arasında marangozlar günümüzde başı çekmekte. Ellerine gelen ağaç malzemelerle yapamadıkları eşya neredeyse yok gibi… Mobilyalar, araç gereçler, dekoratif objeler hatta oyuncaklar… Bu kez işin içine makineler de giriyor ama yine de ne kadar ince işçilik gösterilirse ürünleri o kadar dikkat çekiyor.

  • Esnaf Duvarlarını Süsleyen Güzel 8 Söz

    Esnaf Duvarlarını Süsleyen Güzel 8 Söz

    Ülkemizde esnaflık; kökleri dürüstlüğe, alın terine verilen öneme dayanan, kardeşliği yücelten, haksız rekabete karşı olan Ahilik geleneğinden beslenir. Bu listemizde Anadolu’daki esnaf dükkânlarında duvarları süsleyen, ahilik geleneğinin değerlerini en güzel şekilde ifade eden sözlere yer veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir aşçı dükkânında:” title_font_size=”13″]

    Her taamın (yiyeceğin) lezzeti ta ki dimağdan (beyinden) çıkar,
    Tuz ekmek hakkını bilmeyen akıbet gözden çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir balıkçı dükkânında:” title_font_size=”13″]

    Ehl-i aşka müptelayım (Allah sevgisine tutkunum) neme lazım kâr benim,
    Mal ve mülküm yoktur amma kanaatim var benim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir helvacı dükkânında:” title_font_size=”13″]

    Dolandım misl-i cihan (dünyayı defalarca dolaştım) bulamadım başıma bir tane taç,
    Ne eğride tok gördüm ne doğruda aç.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir şekerci dükkânında:” title_font_size=”13″]

    Sade pirinç zerde (şekerli pirinç peltesi) olmaz bal gerektir kazana,

    Baba malı tez tükenir evlat gerek kazana.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir oyuncakçı dükkânında:” title_font_size=”13″]

    İlim ve sanattan haberdar olmayanlar aç olur,
    Müflis ve bîvâye kalur (iflas eder ve nasipsiz kalır) herkese muhtaç olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir saatçi dükkânında:” title_font_size=”13″]

    Gelen gelsin saadetle (mutlulukla),
    Giden gitsin selametle (esenlikle).

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir marangoz dükkânında:” title_font_size=”13″]

    Sefa geldin ey müsafir (misafir) ısmarla kahve içelim,
    İşçi ile sohbet olmaz bir merhaba der geçelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir demirci dükkânında:” title_font_size=”13″]

    Doğru olsan ok gibi elden atarlar seni,
    Eğri olsan yay gibi elde tutarlar seni,
    Menzil (mesafe) alır doğru ok elde kalır eğri yay.

  • El Sanatlarındaki Üzgün Gülümseme: Lale

    El Sanatlarındaki Üzgün Gülümseme: Lale

    Bu zarif çiçeğe ilk kez şiirlerinde yer veren kişi Mevlana olmuş, laleyi üzgün bir gülümsemeye benzetmiştir. Şairin bu ifadesi; ona bakan kişide uyandırdığı güzel-hüzünlü duygulara da karşılık gelir. Zambakgillerden olan, çiğdemler ve sümbüllerin akrabalık ettiği çiçek Osmanlı’dan Avrupa’ya sadece fiziken değil, el sanatı içeren eserlerle de yolculuk etmiştir. El sanatlarında laleyi görmek için sayfanızı lütfen aşağı doğru kaydırın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çinide lale…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ebruda lale…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tezhipte lale…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Seramikte lale…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Telkâride lale…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vitrayda lale…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Minyatürde lale…” title_font_size=”13″]
  • Türkiye’nin Nadide 9 Endemik Bitkisi

    Türkiye’nin Nadide 9 Endemik Bitkisi

    Endemik “sadece bir bölgede yetişen” anlamına geliyor. Bu bölge koca bir ülkeyi kapsayabileceği gibi görüş sınırları içinde kalan küçücük bir alan da olabiliyor. Endemik kelimesi dilimize “yerli” anlamına gelen Latince “endemus” kelimesinden geçmiş. Ülkemiz “yerli” bitki konusunda oldukça zengin bir ülke… Bu listemizde sadece topraklarımızda yetişen birbirinden güzel 9 endemik bitkiyi görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    “Lale der ki: “Ey Allah’ım benim boynum neden eğri? Yardan ayrı düştüm gayrı benden ala çiçek var mı?” dizelerini Âşık Veysel’e yazdıran çiçektir ters lale… Hakkâri’de Adıyaman’da yoğun olmak üzere Tunceli, Şırnak, Erzurum, Malatya, Elazığ’da yetişir. Ters büyüyen çiçekler tohumlarını toprağa gözyaşı döker gibi döktüğü için “ağlayan gelin” ismiyle de bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kırmızı, mor, pembe arasında gidip gelen rengi nedeniyle “yanardöner” de denilen çiçeğin yaygın adı “sevgi”dir. Ankara’nın Gölbaşı ilçesindeki Hacı Hasan Köyü yakınında yetişen sevgi çiçeği, tarım ilaçları nedeniyle neslinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalmış ve korunma altına alınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Antalya’da yetişen asuman çiğdemi adını botanikçi ve bitki toplayıcısı Prof. Dr. Asuman Baytop’tan almış. Farklı renklerde açabilen, yumrulu ve kırılgan görüntüsüne karşılık yıllarca yaşamını sürdürebilen bir bitki çeşididir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Piyan çiçeği ne yazık ki kısa sürede yok olacak bitki türleri arasında yer alıyor. Yaşam alanı Akşehir ve Eber göllerinin güney yatakları… Sarı renkteki çiçekleri nedeniyle Eber sarısı da deniyor, piyan adı ise yöre halkının “meyan” kelimesini dönüştürmesi sonucu ortaya çıkmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bütün çiçekler güzeldir ama gerçekten bazı çiçekler insanda “nazlı, zarif bir canlı” duygusu uyandırır. İstanbul nazendesi de uzun yıllar canlı kalabilen, hatta yol kenarlarında yaşayabilen bir bitki olmasına karşılık oldukça zarif bir görüntü verir. Çoğunlukla Kuzeybatı Anadolu’da yetişir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Adından anlaşılacağı gibi taşlık, kayalık kesimlerde yetişen bitki Güney ve Batı Anadolu’da bulunuyor, ocak ve mart aylarında çiçek açıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Süs bitkisi olarak da yetiştirilen siklamen bir kış çiçeğidir. Yetiştirmeyi düşünürseniz, açık havada yaşamasının kapalı alana göre daha mümkün olduğunu ve özel bir bakıma ihtiyaç duyduğunu unutmayın. Dünyadaki siklamenlerden yaklaşık 10 tür ülkemizde bulunuyor, bunlardan 6 tanesi endemik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Çiçekleri çan şeklinde olan bitkinin Latincesi de küçük çan anlamına geliyor. Beyaz, eflatun, mavi, pembe renkleri yaygın olan çiçeğin 300 kadar farklı türü bulunuyor. Çoğu kişinin balkonlarda, pencere kenarlarında saksı içinde yetiştirdiği minik yapraklı çan çiçeği güneşi seviyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Glayöllerin yüzlerce farklı cinsi bulunuyor. Sadece Anadolu’da görülen ensiz, sivri yapraklı glayöl ise gübreli toprak ve güneşli havaları seven, yoğunlukla Ege ve Akdeniz kesimlerinde yetişen bir bitki…

  • Sizi Pazartesi Sendromundan Kurtaracak 8 Sevimli Dostumuz

    Sizi Pazartesi Sendromundan Kurtaracak 8 Sevimli Dostumuz

    Tatil sonrası yeni haftaya adapte olmakta zorlananlar için Pazartesi Sendromu neredeyse her hafta yaşanan bir durumdur. Buna karşılık, gözünüzde büyüdükçe büyüyen bu endişe halini bir o kadar küçük motivasyon araçlarıyla alt edebilmek de mümkündür. Öncelikle uzmanlara kulak vermeli ve pazar günü çok kafein almamaya, erken yatıp haftaya yeterli uykuyla başlamaya, haftalık planınızı pazar akşamından yapmaya, daima pozitif olaylara odaklanmaya dikkat etmelisiniz. Hepsini denediniz ama yine de işe yaramadıysa listemize bakarak motivasyonunuzu artırmayı deneyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#3″ title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]