Blog

  • 8 Maddede Mavi, Yeşil, Lavanta Rengiyle Burdur

    8 Maddede Mavi, Yeşil, Lavanta Rengiyle Burdur

    Burdur’u bilmeyenler sahip olduğu çeşitlilikle karşılaştığında şaşkınlığını gizleyemez. Batı Akdeniz’de yer alan bu şehre yolunuzu düşürmeniz için o kadar çok neden var ki… Doğanın lütfu, tarihin kalıntıları, insanların var ettiği kültürel değerler… Ama gitmeden önce mutlaka listemizi okumalı, bu rengârenk şehri biraz daha yakından tanımalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Burdur’un merkezine girdiğinizde sizi Osmanlı sivil mimarisinin örneği olan çok sayıda tarihi konak karşılayacak. Bunlar, farklı yüzyıllarda yapılmış ve içlerinden tarihi kişiliklerin de gelip geçtiği konaklar… Zaten şehir merkezinin genel havası Osmanlı’dan kalan yapılarla şekillenmiş. Cami, medrese, kervansaray, hamam hepsi turistler için ayrı ayrı gezilip görülesi yerler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehir merkezine oldukça yakın olan Burdur Gölü, Türkiye’nin yedinci büyük gölü… Dağlarla çevrili bu doğa alanı binlerce su kuşunun da yuvası ama son yıllarda kuruma tehlikesiyle karşı karşıya ve bunun için kurtarma projeleri geliştiriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin en derin göllerinden olan Salda Gölü’nün sunduğu manzarayla karşı karşıya kaldığınızda fantastik bir dünyaya dalıp gitmeniz kaçınılmaz. Yaz aylarında kamp alanında binlerce kişiyi ağırlayan, günübirlik ziyaretler için de birçok aktivite imkânı sunan göl, mavinin olağanüstü farklı tonlarını yansıtmasıyla turistlerin büyük ilgisini çekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Burdur’da Karadeniz’deki kadar olmasa da çok sayıda yayla var ve şehir yayla turizmi açısından önemli merkezlerden biri. Yörüklerin yaşadığı bölgede yayla geleneği devam ettiriliyor ve farklı mevsimlerde çok sayıda festival düzenleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Peki ya siz Burdur’un Türkiye’nin en büyük lavanta tarlasına sahip olduğunu biliyor muydunuz? Yıldan yıla büyüyen lavanta üretimiyle dikkat çeken şehre yaz aylarındaki hasat zamanı gitmenizi tavsiye ediyoruz ki mis gibi kokuyu içinize çekip bayram şenliği havasında yapılan hasada eşlik edebilesiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Torosların eteklerinde Ağlasun ilçesinde Helenistik dönemin izlerini günümüze taşıyan bir antik kent Sagalassos… Oldukça iyi korunmuş kalıntılar ve devam eden kazılarda çıkarılan eserler dünya çapında ilgi görüyor, bölge salt bu nedenle her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor. Bölgede ilk yerleşim izlerinin 12 bin yıl önceye kadar uzandığını ve 1000 yıl seramik üreten bir merkez olduğunu da ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    597 metre boyunca uzanan İnsuyu Mağarası adını 1965 yılında keşfedildiğinde içinde görülen irili ufaklı gölcüklerden almış. Burası  turizme açılan ilk mağaralardan… Bugün de sarkıtları, dikitleri, dehlizleri ile Burdur’un en turistik yerlerinden.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Burdur’a özgü tatlıların başında cevizli sucuk ve ceviz ezmesi geliyor. Ana yemekte ise Burdur şiş şehrin en meşhur lezzeti. Çok önceleri keçi etinden yapılan şişin günümüzde dana etinden yapıldığını öğreniyoruz. Gidip de görenlerin yorumları ise şöyle: Neden bu yiyecek ülke genelinde adını duyuramadı? Yolu düşüp de bu kebap çeşidinden tadan herkesin aynı cümleyi kurduğu söyleniyor.

  • KOKULARI DA FAYDALARI DA YOĞUN OLAN AROMATERAPİ YAĞLARI

    KOKULARI DA FAYDALARI DA YOĞUN OLAN AROMATERAPİ YAĞLARI

    Bitkilerin farklı yerlerinden elde edilen yağlar tekstilden dekorasyona, kozmetikten sanayiye çok farklı yerlerde kullanılırlar. Özellikle de aromaterapinin baş tacı ettiği bu yağların, cilde haricen uygulandığında ya da burun tarafından solunduğunda sağlık açısından faydaları olduğu iddia edilmektedir. İçlerinde en popüler olanları sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • 8 Madde İle Osmanlı’da Fotoğraf Sanatı

    8 Madde İle Osmanlı’da Fotoğraf Sanatı

    19. yüzyılda Fransa’da hayat bulan fotoğraf sanatı, ilk önce Avrupa’yı daha sonra da tüm dünyayı etkiledi. Niepce ve Daguerre’in buluşu olan fotoğraf teknolojisi seneler içinde gelişti. Fotoğraf sanatı, Osmanlı Devleti’nde büyük ilgi görecek, özellikle İstanbul’da birçok fotoğraf stüdyosu açılacaktı. İşte karşınızda fotoğrafı bu toprakların insanıyla tanıştıran ilk fotoğraf stüdyoları ve fotoğrafçıları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vasili Kargopoulo” title_font_size=”13″]

    Pera’da açtığı şehrin ilk fotoğraf stüdyosunda çalışmalarına başlayan Kargopoulo, özellikle çektiği İstanbul panoramaları ile sarayda dikkat çekmiş ve Sultan Abdülmecit zamanında saray fotoğrafçısı olmuştur. Daha sonra çalışmalarını Edirne’de de sürdürmüş buradaki bir stüdyoya ortak olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Abdullahyan Kardeşler” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un ikinci fotoğraf stüdyosu ise Abdullahyan Kardeşler’e aittir. Stüdyolarını Tünel yakınlarına açan kardeşler, fotoğraf sanatı hakkındaki bilgilerini derinleştirmek için Paris’e seyahat etmişlerdir. 3 kardeş; Sultan Abdülmecit, Fransa İmparatoriçesi Eugenie, İtalya Kralı Vittorio Emanuele gibi isimlerin fotoğrafını çekmişlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gülmez Kardeşler” title_font_size=”13″]

    1880’li yıllarda stüdyolarını açan Gülmez Kardeşler hem İstanbul manzaraları çekmiş hem de portre çalışmaları yapmıştır. Kardeşler 1893 yılında Chicago’da açılan fotoğraf sergisine de katılmışlardır. Sultan Abdülhamid bu başarılarını takdir ederek, “Sultan Fotoğrafçısı” unvanını kullanmalarına izin vermiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aşil Samancı” title_font_size=”13″]

    Babasından ressamlığı öğrenen Aşil Samancı daha sonra Abdullahyan Kardeşler’in yanında fotoğraf sanatını öğrenmiştir. Gülmez Kardeşler’in fotoğraf stüdyosunu devralan Aşil Samancı’nın, Alman İmparatoru Kaiser Wilhelm ve Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın fotoğraflarını çektiği bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ali Enis Oza” title_font_size=”13″]

    1900’lü yıllarda İstanbul sanat camiasının en dikkat çeken fotoğrafçılarından biri Ali Enis Oza idi. Oza, doğal güzellikleri, mimari zenginlikleri fotoğraflamaktan hoşlanırdı. Paris’te fotoğraf eğitimi almıştı ve hat sanatına da ilgi duyardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ali Ersan” title_font_size=”13″]

    Gazetecilik, 20. yüzyılda Osmanlı’da da gelişmeye başlamıştı ve fotoğrafın da yaygınlaşmasıyla beraber ilk foto muhabirleri basın tarihinde yerini aldı. Ali Ersan Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş döneminin en ünlü foto muhabirlerden biriydi. 1934 yılında onun öncülük ettiği bir ekip Fotoğraf Haberleri adında bir dergi çıkarmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pascal Sebah” title_font_size=”13″]

    1857 yılında El Chark adındaki stüdyosunu açmıştır. Osman Hamdi Bey ile beraber fotoğraf çalışmalarına imza atan Pascal Sebah, Avusturya’da sergi açmış bir sanatçımızdır. Kendisinin vefatından sonra, stüdyosunu oğlu devralmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bogos Tarkulyan” title_font_size=”13″]

    Fotoğrafçılığı Abdullahyan Kardeşler’in yanında çalışarak öğrenen Tarkulyan, 1890 yılında kendi stüdyosunu açmıştır. Fotoğrafçı özellikle eliyle renklendirdiği portrelerle ünlüdür. Çektiği şehir manzaraları da büyük ilgi görmüştür.

  • BEREKETİN TEMSİLCİSİ ANAHİTA’DAN NİĞDE’YE

    BEREKETİN TEMSİLCİSİ ANAHİTA’DAN NİĞDE’YE

    Kapadokya denince akıllara ilk önce Nevşehir gelir ama biliyorsunuz ki bu bölge farklı illeri içine alan geniş bir coğrafyaya verilen isimdir. Ve Niğde de bu coğrafyada konumlanmıştır. Antik dönemlerdeki adının Nakita veya Nahita olduğu bilinen şehrin ismi, kimilerine göre de Doğu mitolojisinde bereketin sembolü olan Anahita’dan gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İç Anadolu Bölgesi şehirlerimizden Niğde’nin komşuları Mersin, Adana, Kayseri, Nevşehir, Aksaray ile Konya’dır. Karasal iklimin hâkim olduğu kent Merkez, Çiftlik, Altunhisar, Bor, Çamardı ve Ulukışla ilçelerinden müteşekkildir. Kaplıcalarıyla öne çıkan şehrimiz son yıllarda termal turizm ile de gündeme gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Görkemli Anadolu medeniyetleri, coğrafyanın tam göbeğindeki bu şehirden de gelip geçmiş ve arkalarında çok sayıda izler bırakmıştır. Kültürel değeri yüksek o izlerden biri de Merkez ilçesi Gümüşler beldesindeki Roma döneminden kalma Gümüşler Manastırı’dır. Kayaya oyularak inşa edilen manastır bazı bölümlerindeki duvar resimleriyle göze çarpar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Roma İmparatoru Konstantin’in annesi Helena adına yaptırdığı bilinen ve günümüzde şehir merkezinde yer alan Andaval Kilisesi ise 20 yıldan fazla süren restorasyon sürecinin ardından 2019 yılında ziyarete açılmıştı. Bu ve daha eski medeniyetlerden elde edilen kalıntıları/objeleri görmek için de yine merkezde yer alan Niğde Müzesi ziyaret edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Karacaoğlan’ın, “Yörü, behey Bulgar Dağı! / Senden yüce dağ olma mı? / Sende yaylayan güzelin, / Yanakları ağ olma mı?” şiirini yaktığı sıra dağlardır Bolkar Dağları… Niğde, Konya ve Mersin’de uzanır. Bolkarlar’ın 3.524 rakımlı Medetsiz Zirvesi de Niğde’nin Ulukışla sınırları içinde yer almaktadır. Yaz aylarında profesyonel dağcıların ziyaret ettiği Bolkar Dağları Niğde’nin güney siluetini oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şehir hem güneyinde uzanan Bolkar Dağları hem de batısında uzanan Aladağlar sayesinde eşsiz bir doğal güzellikle çevrelenmiştir. Gerek Bolkarlar’daki Karagöl ve çevresi gerek Aladağlar Milli Parkı civarında onlarca endemik bitki türü yetişmektedir. Hatta uzmanların ifadelerine göre Türkiye genelindeki endemik bitkilerin %10 kadarı Niğde sınırları içindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Genel olarak İç Anadolu Bölgesi mutfağında yer alan arabaşı çorbası, cevizli erişte, söğürme gibi yemekler Niğde mutfağında da görülebilir. Etli bamya yemeği, pirinç ve kıyma harcıyla doldurulan elma dolması, özel bir harçla hazırlanan mazaklı köftesi de şehrin özgün lezzetleri arasındadır. Çay veya taze meyvelerden yapılan hoşafın yanında tüketilen tahinli ekmek veya tahinli pide ise Niğde’nin en ünlü tatlarından biridir.

  • HAYVAN İSİMLERİYLE ANILAN BİTKİLER

    HAYVAN İSİMLERİYLE ANILAN BİTKİLER

    Siz daha önce çoban çantası, adam otu, havacıva otu, sarısabır gibi bitki isimleri duymuş muydunuz?  Bitkilere, çağrışım yaptığı herhangi bir şeyin ismini vermek sık başvurulan bir yöntemdir, özellikle de Anadolu’da. Biz de bir şekilde hayvan ismiyle anılan bitkileri derleyelim dedik, sayılarının hayret uyandıracak kadar fazla olduğunu söyleyebiliriz, bir kısmını aşağıda görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kurutulup genellikle çayı yapılan bitki gerçekten de atın kuyruğuna benzemiyor mu?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kükreyen bir aslana benzetilen çiçeklerin şu tatlı hallerine bakınca, insan bu benzetmeye şaşırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tam da minik, tatlı bir kuzunun kulağı gibi… Kuzukulağı bitkisi çok faydalı bir salata malzemesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dalını sakince donatmış bu mor meyveye çakal eriği denmesinin nedeni tahminlere dayalı… Çakalların bu eriği yemeyi sevmesi de o tahminler arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bu mor zarafete aldanmayın, alt tarafında büyük dikenli yaprakları bulunuyor. Develerin diken yemeyi sevdiği de malum, anlayacağınız adı oradan geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şu keçiboynuzu bitkisine bakıp da bir keçinin boynuzlarını anımsamamak mümkün değil…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çayı yapılarak tüketilebilen koyun otunun isim kökeni bir muamma. Belki yaprakları hafif tüylü olduğu için, belki koyunlar yemeyi seviyor da ondan… Ya sizce?

  • YENİ BİR GRAFİTİ SANATI: AĞAÇ ÖRGÜSÜ

    YENİ BİR GRAFİTİ SANATI: AĞAÇ ÖRGÜSÜ

    Sokak sanatı olarak yurt dışında ortaya çıkan nesneleri örgüyle giydirme etkinliği ülkemizin büyük şehirlerinde de kendini göstermeye başladı.  “Yarn bombing” veya “urban knitting” gibi isimlerle tanınan bu sanat çoğunlukla ağaçlar üzerinde uygulanıyor. Örneklerini görmek ve hakkında biraz daha bilgi edinmek için lütfen sayfayı kaydırmaya devam edin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
  • MAVİLİKLERİN AKCİĞERLERİ: DENİZ ÇAYIRLARI

    Deniz çayırları, deniz ekosisteminin sağlığı ve biyolojik çeşitliliğin korunması için hayati öneme sahip bitkilerdir. Sadece deniz yaşamına değil, aynı zamanda küresel ölçekte çevre sağlığına da etki ederler. Deniz yosunlarından farklı olarak köklere, saplara, yapraklara ve çiçeklere sahip bitkiler olan deniz çayırları hakkındaki bilgiler yazımızda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Deniz çayırları, deniz tabanında kök salarak büyüyen bitkilerdir. Tatlı su bitkilerinin tuzlu suya uyum sağlamasıyla günümüze kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Genellikle, denizlerin sığ kısımlarında ve güneş ışığının erişebildiği kıyı bölgelerinde bulunurlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünya genelinde yaklaşık 60 farklı deniz çayırı türü bulunmaktadır. En yaygın türler arasında Posidonia oceanica (deniz eriştesi), Zostera marina (denizotu) ve Cymodocea nodosa (sudüğümü) yer alır. Bu bitkiler, kıyı bölgelerin zemininde geniş yataklar oluşturur. Genellikle kum gibi yumuşak yüzeylerde, bazen çamurlu alanlarda ve hatta kayalık deniz tabanlarında görülebilirler. Kuvvetli ışığa ihtiyaç duydukları için suyun berraklığı ve derinliği, büyümelerini etkileyen faktörler arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Deniz eriştesi olarak da bilinen deniz çayırları, Karadeniz hariç ülkemizdeki tüm denizlerde bulunur. Marmara Denizi’nde Marmara Adaları civarında sınırlı bir bölgede, Ege Denizi kıyılarında ve Akdeniz’de İskenderun’a kadar olan bölgelerde yaşamaktadırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Deniz çayırları, kara bitkileri gibi fotosentez yaparak enerji üretir. Bu süreçte karbondioksit tüketerek oksijene dönüştürler, bu da su altındaki canlılar için hayati önem taşır. Genellikle 30-35 metre derinliklere kadar yayılan bu bitkiler, suyun berraklığı arttığında 40 metreye kadar ulaşabilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Deniz çayırları, deniz ekosistemlerindeki biyolojik çeşitliliğin korunmasında kritik bir rol oynar. Balıklar, kabuklular, yumuşakçalar, deniz kuşları ve diğer birçok deniz canlısı için üreme ve barınma alanı sağlar. Ayrıca balıkların ve eklem bacaklıların yumurtlama ve üremesi için doğal bir habitat işlevi görürler. Barınak görevi üstlenmeleri sayesinde sürdürülebilir balıkçılık faaliyetlerine de katkı sağlarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Deniz çayırları, birçok deniz canlısı için doğrudan veya dolaylı olarak besin kaynağıdır. Bazı deniz kaplumbağaları ve balık türleri deniz çayırlarını doğrudan tüketirken, diğer deniz canlıları bu bitkilerin üzerinde yaşayan küçük organizmalarla beslenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Deniz çayırlarının kök sistemi, deniz tabanını sabitleyerek erozyonu önler ve bu sayede kıyıların ve deniz tabanı yapısının korunmasına yardımcı olur. Ayrıca, deniz çayırları güçlü akıntı ve dalgaların şiddetini azaltır, böylece kıyı şeridinin ve bu alanlarda yaşayanların korunmasına katkıda bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Deniz çayırları, önemli miktarda karbondioksiti emerek karbon depolar. Bu, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir rol oynar. “Mavi karbon” olarak adlandırılan bu depolama, iklim değişikliğinin deniz ekosistemleri üzerindeki etkilerini azaltmaya yardımcı olur.

  • Aslı Çoğul Olup Tekil Olarak Kullandığımız 7 Kelime

    Aslı Çoğul Olup Tekil Olarak Kullandığımız 7 Kelime

    Duygu ve düşüncelerin ifade aracı olan kelimeler toplumlar arasındaki alışverişin de önemli bir değeridir. Bizim de aslı çoğul olduğu halde halk arasında tekil olarak kullandığımız kelimelerin büyük bir kısmı Arapçadan geçmiş. Hatta anlam kaymasına uğramış ve artık neredeyse orijinalini sadece dil bilimcilerin bildiği bu kelimelerin sonuna –ler ve -lar eki koyarak çoğul yapmaya çalışıyoruz. Peki, siz aşağıda sıraladığımız kelimelerin tamamının aslında çoğul olduğunu biliyor muydunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
  • Erol Taş’ın Canlandırdığı Karakterler Kimlere Neler Çektirdi?

    Erol Taş’ın Canlandırdığı Karakterler Kimlere Neler Çektirdi?

    1928 doğumlu aktör 70 yaşındayken aramızdan ayrılmıştı. Erol Taş için, “canlandırdığı kötü karakterlerle halkın gönlüne taht kurmuş bir sanatçıdır” desek yeridir. Her ne kadar filmleri gerçek hayatla özdeşleştiren insanlardan tepki aldıysa da, oyunculuğu ve gerçek kimliği ile izleyicinin kalbini kazanması çok sürmemiştir. Fakat şu da bir gerçek ki, karşı karşıya oynadığı hayali karakterlere büyük acılar çektirmiş, haklarını gasp etmiş, sevdiklerine kavuşmalarına engel olmuş ve daha neler neler yapmıştır. Usta oyuncunun seyirciyi kızdıran replikleri 8 maddelik listemizde!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Başlık filmi, 1965, Kıldon Ağa

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İsyan filmi, 1979, Ağa

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yalan filmi, 1976, Hamza

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İki Cambaz filmi, 1979, Boğa Kamil

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kanundan Kaçılmaz filmi, 1976, Bekir

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dağların Oğlu filmi, 1965, Hamit Bey

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çeşme filmi, 1976, Ceylan’ın Babası

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Mıstık filmi, 1971, Padişah

  • BİLİMİ EDEBİYAT İLE BULUŞTURAN ISAAC ASIMOV

    Robot, Galaktik İmparatorluk ve Vakıf gibi serileri ile bilim kurgu edebiyatının en önemli kalemlerinden biri olarak tarihe geçen Isaac Asimov için bugün izlediğimiz birçok bilimsel gelişmenin mimarı diyebiliriz. Düşlediği gelecek kurgusunu, gelişen ya da ileride hayatımıza girecek olan teknolojilerle harmanlayarak bir nevi bilim insanlarına yol gösteren Asimov’un hayat hikâyesi yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Isaac Asimov’un doğum tarihi resmî kaynaklarda 2 Ocak 1920 olarak gözükse de kesin doğum tarihi hakkında net bilgi yoktur. Amerikan vatandaşı olarak ölmesine rağmen doğum yeri, Rusya’daki Smolensk yakınlarındaki küçük bir kasabadır. Üç yaşında ABD’ye göç eden Asimov’un ailesi, yaşamak için New York’u seçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Evde İngilizce konuşulduğu için ana dili Rusçayı hiçbir zaman öğrenemeyen Asimov, okuma yazmayı henüz okula gitmeden öğrenir. 1928’de Amerikan vatandaşlığına kabul edilir. Çocukluk ve ilk gençlik dönemlerinde, Jules Verne dâhil pek çok yazarın eserlerini okur ve yeni filizlenen bu fantastik edebiyattan çok etkilenir. Kendisi de bu tarzda kısa öyküler yazmaya başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1939’da Columbia Üniversitesi kimya bölümünden mezun olur. Ancak aynı yıl II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla akademik hayatına ara vererek askerî görevini yerine getirmek için orduya katılır. Savaşın ardından, aynı üniversitede kimya branşında doktorasını tamamlar. 1979’da profesör ünvanını alacağı Boston Üniversitesinde akademik çalışmalarına hız kesmeden devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1941’de kaleme aldığı Nightfall (Karanlık Çökerken) isimli öyküsü kısa sürede başarıya ulaşır ve geniş kitleler tarafından ilgiyle okunan bir kitap olur. Bu kısa öykü yayımlandıktan uzun yıllar sonra, 1968’de, Amerikan bilim kurgu yazarları tarafından o zamana dek yazılmış en iyi kısa bilim kurgu öyküsü seçilir. Böylelikle Asimov’un görkemli mirasının tohumları atılır. Büyük yankı uyandıran Nightfall isimli kitabın hikâyesi, altı tane güneşi olan Lagash isimli gezegende geçer. Alpha battığında, Beta doruğa çıkmakta; Gamma yörüngedeki en uzak noktadayken, Delta ise en yakın konuma gelmektedir. Etrafını çevreleyen daimî yıldızlar sebebiyle hiç karanlık görmeyen, sadece gündüzü yaşayan bu gezegende her 2049 yılda bir, gezegenin tüm güneşlerinin aynı anda ufkun altına inmesine ve gezegende ilk kez tam bir karanlık yaşanmasına neden olan bir astronomik olay gerçekleşir. Bu olay sırasında gezegen karanlığa gömülür ve bu durum, gezegendeki tüm medeniyetin çökmesine yol açar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Asimov, 1942’de Gertrude Blugerman ile evlenir ve bu evliliğinden iki çocuğu olur. Küçük yaşlarından itibaren olağanüstü bir zekâya sahip olan Asimov, 1950’de yayımlanan ve son derece popüler olan “Vakıf” serisi ile bilim kurgu edebiyatının öncü kalemlerinden biri haline gelir. Vakıf, on milyonlarca gezegeni kapsayan bir galaktik imparatorluğun çöküşünü konu alır ve bilim kurgunun başyapıtlarından sayılır. Tarih, matematik ve hatta Shakespeare dâhil olmak üzere çok çeşitli konularda da kapsamlı yazılar yazan Asimov, kariyeri boyunca 500’ün üzerinde kitap yayımlayarak tarihin en üretken yazarlarından biri olur ve akademik çalışmalarını sürdürmeye devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Asimov’un ismini, kaleme aldığı kitaplardan dolayı bilmeyenler belki onu 1942’de yayımlanan “Durağan Döngü” kitabında bahsettiği “Üç Robot Yasası” ile hatırlar. Robotların işlev ve haklarına ilişkin bu yasaların ilki; “Bir robot bir insana zarar veremez ya da zarar görmesine seyirci kalamaz.” kuralıdır. İkinci kural; “Bir robot birinci yasayla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.” Üçüncü kural ise; “Bir robot birinci ve ikinci yasayla çelişmediği sürece kendi varlığını korumakla yükümlüdür.” Üç Robot Yasası, günümüzde yapay zekâ konularında çalışanların uymak zorunda olduğu kuralların temelini oluşturmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hayal gücü çok geniş, okuma tutkusu muazzam, çalışma hayatında kararlı bir disiplini olan Asimov, sürekli olarak var olan gerçeğin arka planını hayal etmeye ve kendince anlamlandırmaya çalışır. Kaleme aldığı tüm kitaplarında bilimi kılavuz alan yazar, her ne kadar fantastik dünyaları betimlese de astrofizik, fizik ve kimyanın yasalarını çiğnemez. Bilimsel yasalar ışığında galaksileri aşan serüvenler kaleme alır, hayali kahramanlara ve olaylara yer verir. İleri teknolojilerin kullanıldığı, galaksiler arası seyahatlerin mümkün olduğu romanlarında o güne kadar duymadığımız, görmediğimiz teknolojileri okuyucuyla buluşturur ve zihinlere yeni fikirlerin tohumunu atar. Karmaşık fikirleri sade yazım tekniği ile geniş kitlelere ulaştıran yazar, sadece kurmaca hikâyeler değil, popüler bilim kitapları da yayımlar. 6 Nisan 1992’de New York’ta vefat eder.