Blog

  • ŞİİRLERDE OLGUNLAŞAN MEYVELER

    ŞİİRLERDE OLGUNLAŞAN MEYVELER

    Tadı, rengi, şekli, kokusu, çekirdeği, kabuğu, sertliği, yumuşaklığı ve sair… Meyvelerin duyguları aktarırken, tasvir ya da benzetme yaparken kullanabileceğimiz ne çok özelliği var hiç fark ettiniz mi? Tüm bunların fazlasıyla farkında olan şairlerimiz bakın meyve isimlerini şiirlerinde nasıl geçirmişler?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Behçet Aysan, Bir Eflatun Ölüm” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Orhan Veli Kanık, Kızılcık” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bedri Rahmi Eyüboğlu, Deli mi Ne?..” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlhan Berk, Ne Böyle Sevdalar Gördüm” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaşar Miraç, Düşçe” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ahmet Erhan, İlk Vasiyet” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Edip Cansever, Yaz Mutluluğu” title_font_size=”13″]
  • 7 Madde İle Sahnelerin Renkli İsmi Erol Büyükburç

    7 Madde İle Sahnelerin Renkli İsmi Erol Büyükburç

    Tarzıyla, yazdığı ve söylediği şarkılarla bir dönemin popüler kültürüne damgasını vurmuştu Erol Büyükburç. Bir röportajında “Akıl hocalarının kim olduğu” sorusuna şöyle cevap vermişti: “Dedemden vecizeleri öğrendim, anneannemden Yunus Emre’yi, onun şiirlerini, ilahilerini, Ertuğrul dayımdan cesareti, teşebbüsü, atılganlığı, Korhan dayımdan hitabeti, konuşmayı, ablamdan piyano çalmayı, ağabeyimden resmi ve heykeli öğrendim. Amcalarımın felsefelerinden ve müzisyenliklerinden yaralandım. Bunlar beni oluşturan asıl etken güç.” En renkli haliyle Erol Büyükburç 7 maddelik listemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    “Yerli Elvis” olarak anıldığı yıllar sokakta yürüyemeyecek kadar ilgi gördüğü zamanlardı. O, 1960’lardaki pop starımızdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sıra dışı kıyafetleriyle pop müziğin en yenilikçi sanatçılarındandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İlk plağında seslendirdiği “Little Lucy” ilk İngilizce pop şarkımızdı. O yıllarda bu konu, SES dergisi tarafından “yılın en önemli parçası” seçilecek kadar önemsenmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yine bir röportajında, “Ben mecbur muyum bu Amerikan standartlarını, Fransız şansonlarını, İspanyol klasiklerini ya da İtalyan napolitenlerini söylemeye. Bir şekilde bize ait şarkılar olmalı!” diyerek besteler yaptığını ve ortalığın nasıl yıkıldığını anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    6 taş plak, 5 long play, 75 tane 45’lik, 1800 civarında beste, 200’e yakın ödül… Bu sayılar Erol Büyükburç’un üretkenliğini anlatmaya fazlasıyla yetecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sadece bir müzik adamı değildi aslında… 20 fotoromanda ve Horoz Nuri, Sus Sus Kimseler Duymasın, Darıldın mı Cicim Bana, Turist Ömer Boğa Güreşçisi gibi çoğumuzun hatırlayabileceği 30’a yakın filmde rol almıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2015 yılında hayatını kaybeden sanatçı en çok “Bir başka sevgiliyi sevemem sevemem sevemem…” şarkısıyla ve seslendirdiği sıradaki jest ve mimikleriyle hafızalarımıza yer etmiştir.

  • Dünyamıza Nefes Aldıran Canlılar

    Dünyamıza Nefes Aldıran Canlılar

    Bazı iddialara göre ağaçlar, köklerindeki mantarlar sayesinde ya da hava yolu ile aralarında iletişim kuran bir ağa sahipmiş. Bir insan gibi büyüyen, serpilen, bazen coşan bazen sessizliğe gömülen bu güzel canlılar sizce de kendi aralarında konuşuyor olabilirler mi? Bu sorunun cevabını ilerleyen yıllarda bilim verecektir fakat biz bir ağacın rutin yaşamından rahatlıkla söz edebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Önce tohum vardı…” title_font_size=”13″]
    toprak, orman

    Uyku halinde bekleyen bir tohumun çimlenebilmesi için sıcaklığın, nemin ve oksijenin en uygun şartlarda olması gerekir. Bu şartlardan sadece bir tanesi eksik ya da yetersiz olursa filizlenme gerçekleşmez ve tohum uyumaya devam eder. Bir bitki tohumu doğanın en güzel varoluşlarından olsa gerek… Yeter ki yaşamını sürdürecek uygun ortamı bulabilsin…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fidan gibi olmak…” title_font_size=”13″]
    orman

    İnce ve uzun boylu insanlar için kullanırız “fidan gibi” deyimini ve aynı zamanda tazeliği, gençliği anlatır bize… Bir ağacın en genç dönemidir çünkü fidan. Su ve mineral ihtiyaçlarını topraktan sağlayıp havadan karbondioksit gazını temin ederken kökü toprağın içine doğru uzar… Bu sırada gövdesi ise ağaç olma yolunda göğe doğru ilerler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir ağaç gibi tek ve hür…” title_font_size=”13″]
    toprak

    Büyüyüp serpilen ve yetişkin bir bitkiye dönüşen ağaçlar için artık ürün verme zamanıdır. Bazı ağaç türleri doğanın koruması altında rahatlıkla varlıklarını sürdürebilirken, meyve ağacı gibi bazı türler de özel bakıma ihtiyaç duyarlar. Ağaca zarar veren küçük, kuru, işe yaramayan yaprak ve dalların budanması bu bakımlardan en önemli olanıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çiçek açmış yaz mı gelecek…” title_font_size=”13″]

    Gün ışığındaki değişiklik önce onları etkisi altına alır… Dallar çiçek açmaya başladı mı anlarız ki memlekete bahar gelmiştir. Kimi ağaçlar doğanın uyanışıyla birlikte renklenmeye başlarken, kimi ağaçlar daha fazla güneş ışığına ihtiyaç duyarlar… Ve onlar da çiçeklerini havaların daha sıcak olduğu aylarda açmak için sıralarını beklerler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Meyve veren ağaç sevilir…” title_font_size=”13″]

    Meyve ağaçlarının ürün verme yaşları birbirinden farklı olabildiği gibi, yıl içinde meyve verme zamanları da birbirinden farklı olabilir. Bu ağaçlardan bol ürün alabilmek yaz ve kış bakımlarını yapmayı gerektirir. Toprak işlemesi, yabancı ot temizliği, gübreleme, budama, ihtiyaç varsa ilaçlama… Bu işlemleri yaparak mutlu ettiğiniz bir meyve ağacı emin olun sizi fazlasıyla mutlu edecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaprak dökümü…” title_font_size=”13″]
    doğa

    Sonbaharla birlikte büyümesini ve karbondioksit özümlemesini durduran ağaçlar bir dahaki bahara kadar yaprak dökerler… Tabii öncesinde yeşil rengi veren klorofil pigmentleri geçirdikleri kimyevi olaylar neticesinde serbest kalarak yaprakların sarı, kızıl tonlarına bürünmesine neden olurlar. Ağaçların yaprak dökmesi onun tükenmesi değil sadece bir süreliğine inzivaya çekilmesi demektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ağaçlar ayakta ölür…” title_font_size=”13″]
    fidan, ağaç, toprak

    Siz hiç, gövdesiyle, dallarıyla yüzyıllara meydan okuyan bir ağaç görmüş müydünüz? Eğer gördüyseniz, kabuğundaki yarıklarda büyük hikâyeler saklayan bu ağacın yaşlı bir bilgeye benzediğini de fark etmişsinizdir. Kısa ömürlü olabildiği gibi birkaç bin yıl da yaşayabilen ağaçlar kuruyup öldüklerinde de dimdik ayakta görünürler. Bu yüzden güçlü insanların kolay kolay yıkılmayacağını ifade etmek için şu söz kullanılır: Ağaçlar ayakta ölür.

  • 8 Maddede Sonbaharda İçimizi Isıtan Pastırma Sıcakları

    8 Maddede Sonbaharda İçimizi Isıtan Pastırma Sıcakları

    Pastırma sıcakları başka bir ifadeyle, sonbaharın ortasında yazı hatırlatan, kısacık süren haliyle “lütfen biraz daha kal” dedirten günlere denir. Kışa doğru yol alırken güneş ışınlarının vedalaşırcasına sarıldığı günlerdir bu günler… Gelin devamını 8 maddelik listemizden okuyalım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Pastırma sıcakları genellikle ekim ayının sonlarına doğru kendini gösterir ama hiç görülmediği yıllar da olabilir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir kelebek kadardır ömrü… Bazen birkaç gün sürer, şanslıysak bir hafta ya da on gün…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yazı anımsatan bu günler adını gerçekten de pastırmadan alır, çünkü nispeten artan sıcaklık ülkemizde özellikle Kayseri’de kışın tüketilecek pastırmanın kurutulması için kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Pastırma sıcaklarında sabahlar hafif sisli başlarken gün içinde güneş ışıkları kuş seslerini çoğaltır. Rüzgâr da hissedilir bu günlerde ama üşütmeden eser geçer üzerinizden…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Denize yakın olanlar için son kulaçları atma, sahilde zaman geçirme vaktidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Pastırma sıcaklarının yaşandığı günlerin gecelerinde ise hava açıktır ve ayaz görülebilir. Hatta bazı yörelerde bu gecelere “pastırma ayazı” denir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Pastırma sıcakları kutuplardan güneye inen soğuk hava kütlesinin hareketsizleşmesi nedeniyle oluşur. Böylece havanın dikey hareketi engellenmiş olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Pastırma sıcaklarının görülüp görülemeyeceği ve zamanı coğrafyaya göre değişirken adı da ülkeden ülkeye farklılık gösterir. Örneğin Almanlar “kocakarı yazı”, Amerikalılar “yerli yazı” der. Bu günler İsveç’te de “Azize Birgitta yazı” adıyla bilinir.

  • İlk Ulusal Kanal TRT’de Yayınlanmış 8 Unutulmaz Yayın

    İlk Ulusal Kanal TRT’de Yayınlanmış 8 Unutulmaz Yayın

    Ülkemizin ilk ulusal televizyonu TRT, yani Türkiye Radyo Televizyon Kurumu yayın hayatına 1968 yılında başlamıştı. Siyah-beyaz yayınlar 1976’da renklenmeye başladı ve 1984 yılında tamamen renkli yayına geçildi. Televizyonla ilk kez tanışan çocuklar, yetişkinler, yaşlılar o dönemki TRT yayınlarını hafızalarına, hatıralarına yerleştirdi. Yaşı 30’u geçmiş olanların gülümseyerek hatırlayacağı 8 TRT yayınını listemizde yâd ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    nostalji

    Çocukluğunu 1980’lerde geçirenler akşam oldu mu “Hanimiş benim kuzucuklarım?” seslenişini duymadan yatağa gitmezdi ama bu seslenişi mutlaka Adile Naşit’in yapması gerekirdi. Usta oyuncu ekranın arkasından kendisini izleyen çocuklara isimleriyle sesleniyordu: “Değil mi Ayşe’ciğim? Ödevini yaptın mı Murat’cığım?” Sonra da “Bir varmış bir yokmuş.” diyerek anlatacağı masala geçiyordu. Saat 20:00’de başlayan Uykudan Önce, ülkemizde çocuklar için hazırlanan programların ilkiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    nostalji

    Sunuculuğunu, hayatını 2000 yılında kaybeden Cenk Koray’ın yaptığı bir eğlence programıydı Tele Pazar… İçinde yine eski sunuculardan Erkan Yolaç’ın sunduğu Evet-Hayır yarışması, şarkılar, taklitler, sohbetler olan dolu dolu bir programdı. Özellikle Telekutu bölümünde stüdyonun bir tarafına yığılmış hediyeler arasından hediye kazanmaya çalışan yarışmacının hali heyecanla izlenirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    trt programları, nostalji

    Müzik Yelpazesi, Sezen Cumhur Önal’ın ifadesiyle “çikolata renkli sanatçı”lardan zaman zaman “romantizm rüzgârları”nın estiği klipler izlediğimiz bir programdı. Yayınlandığı dakikalar yabancı sanatçıların kliplerini izlemek isteyenler için nadir bulunan fırsatlardandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    trt programları

    Biliyoruz, Michael Knight ve onun konuşan, kendi kendine hareket edebilen arabası KITT içinizden kimileri için duygulanma nedeni olacaktır; ve yine eminiz ki TRT’de 90 bölüm yayınlanan dizinin jenerik müziği de kulaklarınızda çoktan çınlamıştır. David Hasselhoff’un başrolde olduğu efsanevi dizinin ülkemizdeki adı Kara Şimşek’ti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    trt programları, nostalji

    1980’li yıllarda pazar sabahına uyanıp saat 09:00 gibi televizyonlarını açanlar sırasıyla Voltran isimli çizgi film, bir Walt Disney filmi ve Pazar Konseri programıyla karşılaşırdı. Pazar Konseri’nin belli bir izleyici kitlesi vardı çünkü sadece klasik müzik sunan bir programdı. Orkestra şefi Hikmet Şimşek eserleri çalmadan önce herkesin anlayabileceği bir dille anlatırdı. Usta müzik insanı ne yazık ki 2001 yılında aramızdan ayrıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    trt programları, nostalji

    Televizyon ekranlarında aralıksız 13 yıl yayınlanan Bizimkiler dizisi de TRT’nin unutulmazlarından biriydi. İlk 5 yılı TRT’de yayınlanan dizide bir apartmanın sakinlerinin birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkileri anlatılıyordu. Kadrosunda Erdal Özyağcılar, Ercan Yazgan, Ayşe Kökçü, Yaman Okay, Savaş Dinçel, Meral Çetinkaya gibi usta oyuncular bulunuyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    trt programları, nostalji

    Yaşı 40’a ulaşmış olanlar hatırlayacaktır Şeker Kız Candy’nin TRT’de yayınlanan dönemlerini… Hatta aynı kişiler bu Japon çizgisinde yer alan Anthony, Archie, Annie, Terry hatta Susanna’yı da hatırlayacaklardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    trt programları, nostalji

    1990 başlarında TRT ekranlarında tanıdığımız Bob Ross Amerikalı bir ressamdı. Yaptığı program dünyanın pek çok ülkesinde yayınlanıyordu ve ülkemizde de Resim Sevinci adıyla yayınlandı. “Resim yapmaya hazır mısınız?” sorusuyla eline fırça almamış insanlara resim sanatını öğretmeye ve sevdirmeye çalışan Bob Ross’un programına da TRT’nin unutulmaz yayınları arasında yer veriyoruz.

  • EVİNİZİN İÇİNDE BOSTAN BİLE YAPABİLİRSİNİZ

    EVİNİZİN İÇİNDE BOSTAN BİLE YAPABİLİRSİNİZ

    Doğal ve güvenilir yiyecek elde etmenin en iyi yollarından birinin kendi ellerinizle evde hazırlamak olduğunu biliyorsunuz. Peki bahçenize, balkonunuza hatta evinizin içine yerleştireceğiniz saksılarda sebze yetiştirebileceğinizi de biliyor muydunuz? Kolaylıkla yapabileceğiniz bu minimal tarım için fazlasıyla uygun olan bazı ürünleri sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sayısız lezzetin eşlikçisi, mutfağınızın en güzel kokulu yeşilliğini toprakta yetişirken görmek istemez misiniz? Eğer saksıdan maydanoz hasat etmeye karar verirseniz, gevşek toprağı sevdiği ve toprağın besin değerinin yüksek olması gerektiği aklınıza gelsin. Bunun için de torf ve humuslu toprağın karıştırılması önerilmekte. Böylesi küçük bir çabanın ardından maydanozlarınızı altı hafta içinde saksıdan sofraya mutlulukla taşıyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Salataların acımtırak üyesi olan rokayı da evdeki saksıda yetiştirmeniz mümkün. Burada aklınızda tutmanız gereken ise tohumların sayısını saksınızın boyutuna göre ayarlamanız gerektiği… Tohumları toprağa çok sık olmayacak biçimde yerleştirmeli ve iki-üç günde bir sulayarak nemli tutmalısınız. Yeteri kadar büyüyen rokanızı köküne zarar vermeyecek biçimde makasla kesebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Aslında evlerdeki saksılarda fesleğen görmeye oldukça alışığız ama bu fesleğenler genellikle ortam kokusunu güzelleştirmek içindir. Oysa salatalar, makarna ve et yemekleri için yapılan sosların en özgün malzemesi de olabilir. İsterseniz siz de güneş ışığı altında yetiştirdiğiniz taze fesleğen yapraklarıyla nefis soslar yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Saksıda ada çayı yetiştirmenin keyfini bir düşünün! Fidesini ektiğiniz bu tüylü bitki ürün vermeye başladığında önce kokusundan keyif alacaksınız. Sonrasında ister çay olarak tüketirsiniz, isterseniz et yemekleri için hazırladığınız soslara katabilirsiniz. Fakat kokusunun yoğunluğunun yemeği ele geçirebileceğini unutmadan mümkün olduğu kadar az oranda kullanmayı ihmal etmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Saksıya en çok yakışacak yeşilliklerden biri de nanedir. Mutfağınızdaki naneleri dallara ayırıp suda köklendirerek bir an önce saksı ekimine geçebilirsiniz. Bol ışık alacağı ama doğrudan da güneş ışığına maruz kalmayacağı bir ortamda tutarak ve toprağını hep nemli olacak şekilde sulayarak nanelerinizi yetiştirebilir, birkaç hafta içinde hasadını yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Serin havaları seven bebek ıspanak için sonbahar mevsimi en uygun dikim zamanı olabilir. Geniş yüzeyli ve orta derinlikte bir saksı işinizi görecektir. Toprağı saksıya sıkıştırmadan yerleştirmeye, tohumlar arasında 2,5 cm’lik boşluklar bırakmaya, nemli kalacak ama çürütmeyecek biçimde sulamaya özen göstermelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Özellikle ızgara et yemeklerine, makarna ve salatalara, omlet hatta peynir tabaklarına zarif kokusu ve tadıyla eşlik eden kekiği de saksıda yetiştirmeniz mümkün. Güneşi sevmesine rağmen soğukta da ayakta kalabilen bir bitkidir ama kış aylarında camın iç tarafına yerleştirmeniz gerektiğini unutmayın. Kekikleriniz ürün verdiğinde ister taze olarak tüketirsiniz, isterseniz kurutarak uzun süre saklayabilirsiniz.

  • YEMEK SANATINDA USTALIK REHBERİ: MUTFAK TERİMLERİ

    Mutfakta zaman geçiren herkesin uyguladığı teknikler, gastronomi dünyasında özel isimlerle anılır. Yeni tarifler denemekten keyif alan ve yemek yapmayı bir sanat olarak gören herkesin bildiği başlıca mutfak terimleri ve teknikleri, hazırlanan yemeklerin daha profesyonel olmasını sağlar. Deglaze etmekten karamelize etmeye, benmari tekniğinden konfi yöntemine, mutfakta lezzetli dokunuşlar için gerekli olan teknik bilgileri ve terimleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Konfi” title_font_size=”13″]

    Fransızca bir kelime olan “confit”ten dilimize gelen konfit ya da konfi, yemeğin kendi yağında veya üzerine eklenen bir yağda uzun süre pişirilmesi tekniğidir. Bu teknik, genellikle ördek ve kaz etlerinde, bazen de sebze yemeklerinde kullanılır. Yiyecekler, suyun kaynama noktasının altında, yani 90-95 derece arasında yavaşça pişirilir. Bu sayede lezzet yoğunlaşır ve yiyecekler uzun süre saklanabilir hâle gelir. Etler genellikle tuz, çeşitli otlar ve baharatlarla ovularak marine edilir, ardından birkaç saat veya bir gece boyunca buzdolabında dinlendirilir. Bu işlem, etin fazla suyunu çekerek lezzetinin yoğunlaşmasını sağlar. Marine edilen etler, fazla tuzları temizlendikten sonra tamamen yağla kaplanarak düşük sıcaklıkta yavaşça pişirilir. Pişirme süresi birkaç saat ile birkaç gün arasında değişebilir. Örneğin, ördek konfi genellikle 2-4 saat arasında pişirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kefini Almak” title_font_size=”13″]

    Tavuk, et veya kemik haşlarken kaynayan suyun üzerinde oluşan beyaz yoğun köpük tabakasına “kef” denir. Kefini almak ise haşlama sırasında bir kevgir ya da kaşık ile bu beyaz köpüğü temizlemek anlamına gelmektedir. Berrak ve lezzetli bir et, tavuk veya kemik haşlama suyu elde etmek için mutlaka uygulanması gereken basit ama önemli adımlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Deglaze Etmek” title_font_size=”13″]

    Deglaze etmek, yemek pişirme sürecinde tavada kalan kahverengi, karamelize olmuş parçacıkları (fond) çözme ve bu parçacıklardan lezzetli bir sos yapmak için sıvı ekleme işlemidir. Bu teknik, özellikle et pişirildikten sonra tavada kalan lezzetli kısmının değerlendirilmesi için kullanılır. Tavadaki tortuları sos haline getirmek için kullanılacak sıvı, tamamen damak tadına bağlıdır. Eklenen sıvı birkaç dakika kaynatılarak biraz yoğunlaştırılır. Sosa ekstra lezzet katmak için ise tereyağı, krema veya baharatlar ilave edilebilir. Deglaze yöntemi ile tavada pişen etin lezzeti, sos olarak yemeğe dâhil edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Benmari” title_font_size=”13″]

    Benmari, çikolata veya tereyağı gibi yiyeceklerin ısıya doğrudan maruz kalmadan, sıcak su buharı veya sıcak suyun dolaylı ısısıyla pişirilmesi ya da eritilmesi tekniğidir. Bu yöntem, özellikle kolayca yanabilen veya kesilebilen malzemeler için kullanılır. “Benmari” terimi Fransızca “bain-marie” kelimesinden gelir. Krem karamel veya cheesecake gibi yumurta bazlı tatlılar ve hollandez sos gibi soslar benmari yöntemiyle pişirilir çünkü bu yöntem nazik bir ısı transferi sağlayarak pürüzsüz ve kremsi bir doku oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karamelize Etmek” title_font_size=”13″]

    Yemeklere farklı bir doku ve aroma katan karamelizasyon işlemi, gıdalardaki doğal şekerin yüksek ısıda pişirilerek yoğunlaştırılması işlemidir. Isının etkisiyle renk değiştirerek kahverengileşen şeker, gıdaya tatlı bir aroma kazandırır. Karamelize edilecek yiyecek genellikle doğal şeker içeren soğan, havuç gibi sebzeler ve elma gibi meyvelerdir. Ayrıca, beyaz veya esmer şekere su ekleyerek de karamelizasyon yapılabilir. Şeker, 160-180 derece arasında bir sıcaklığa ulaştığında karamelize olmaya başlar; eridikçe sıvı hale gelir ve renk değiştirerek açık kahverengiden koyu kahverengiye doğru döner. Sürekli karıştırmak önemlidir; bu şekilde şekerin yanmadan eşit şekilde karamelize olması sağlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Börmaniye” title_font_size=”13″]

    Fransız mutfağından dünya mutfaklarına yayılan ‘börmaniye’ terimi, tereyağı ve unun mükemmel uyumunu ifade eden bir karışımdır. Börmaniye, “yoğurulmuş tereyağı” anlamına gelen “beurre manie” kelimesinden türemiştir. Çorbalardan soslara kadar, içeriğinde bol su bulunan yemeklerin koyulaştırılması ve kıvam kazanması için kullanılır. Börmariye için eşit miktarda tereyağı ve un gerekir. Oda sıcaklığındaki tereyağı ile un, pürüzsüz bir kıvam alıncaya dek karıştırılır. Karışımdan küçük parçalar alınıp, yemeğe eklenir, eriyene ve kıvam verinceye kadar karıştırılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bağlamak” title_font_size=”13″]

    Çorba ve tencere yemeği gibi sulu yemeklerin kıvamını bir sos, bağlayıcı veya meyane yardımıyla koyulaştırma işlemine ‘bağlamak’ denir. Bu işlemde, yumurta, yoğurt, ekmek içi, krema ve nişasta gibi malzemeler kullanılarak yemeğin kıvamı artırılır. Bağlama işlemi sırasında soğuk ve sıcak dengesinin iyi sağlanması ve bağdaştırıcı olarak kullanılacak malzemelerin ölçülü bir şekilde ayarlanması önemlidir. Örneğin, bir çorba veya sosu bağlamak için un veya nişasta önce suyla karıştırılır ve ardından yavaş yavaş kaynayan sıvıya eklenir. Bağlayıcı sıvı sürekli karıştırılarak kıvam alana kadar pişirilir. Bu yöntem, yemeğin daha zengin ve yoğun bir doku kazanmasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şoklamak ” title_font_size=”13″]

    Şoklama tekniği, yiyeceklerin hızla soğutulmasını ifade eder ve genellikle yiyeceklerin renklerini, dokularını ve besin değerlerini korumak amacıyla uygulanır. Şoklama, özellikle blanşe edilen (kısa süre haşlanan) sebzeler veya pişirilen yiyeceklerde kullanılır. Bu işlem için büyük bir kap veya tencere soğuk su ve bol miktarda buz ile doldurulur; suyun çok soğuk olması, şoklamanın etkili olması için kritiktir. Pişirilen yiyecekler kaynar sudan çıkarıldıktan hemen sonra buzlu suya alınır ve birkaç dakika tutulur. Yiyecekler buzlu sudan çıkarılırken süzgeç yardımıyla süzülür ve kurulanır. Bu aşamada yiyeceklerin fazla suyunu almak için temiz bir mutfak havlusu veya kâğıt havlu kullanılabilir. Şoklama, pişme sürecini hızla durdurarak besinlerin vitamin ve mineral değerlerini korumaya yardımcı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Panko ” title_font_size=”13″]

    Panko, Japon mutfağından dünya mutfaklarına yayılan hafif ve gevrek bir ekmek kırıntısı türüdür. Geleneksel ekmek kırıntılarından farklı olarak daha iri ve hafif bir dokuya sahiptir. Panko, kızartılmış veya fırınlanmış yiyeceklere ekstra gevreklik kazandırır. Kabuksuz beyaz ekmekten yapılan panko, iri kırıntılar halinde rendelenir, ardından kurutulur veya hafifçe fırınlanır. Endüstriyel olarak üretilen panko ise özel bir elektrikli akım yöntemiyle pişirilir, bu da kırıntıların hafif ve havadar olmasını sağlar.

  • DALGALARIYLA İLHAM VEREN KARADENİZ

    DALGALARIYLA İLHAM VEREN KARADENİZ

    “Şimdi Kırat’ıma biner aşarım / Karadeniz gibi kaynar coşarım” diyen büyük ozan Köroğlu gibi ya da “Karadeniz gibi kükrer coşarsa / Dalgası gelince yaman âşıklar” diyen Âşık Veysel gibi hepimiz Karadeniz sularının hırçınlığında hem fikiriz. Zaten onu bu kadar özgün, özel yapan da bu hali değil mi? Bir deniz düşünün ki hikâyesini sürekli hareket halinde olan dalgalarıyla anlatsın, sadece dalgalarıyla ressamlara, şairlere, yazarlara ilhamlar versin… O Karadeniz’i şimdi en somut haliyle biraz daha yakından tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz’in adı farklı dönem ve topluluklarda farklı isimlerle anılmıştır. Örneğin eski Yunan halkı deniz tanrısı Pontus’un adını da kullanarak “Pontus Euxinus” demiş, Araplar Orta Çağ’da Bizans Denizi ya da Trabzon Denizi gibi isimlerle anmıştır. Karadeniz isminin ise daha eski tarihlerde İskitler tarafından verildiği araştırmacılar tarafından ifade edilmektedir. Bu isim 14. yüzyıldan sonra Batı’da da kabul edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir iç deniz olan Karadeniz’in okyanusla buluşmasına giden yolda ilk bağlantısı İstanbul Boğazı’dır. Bu boğaz aracılığıyla önce Marmara Denizi’ne, sonra Ege ve Akdeniz’e bağlanarak oradan Atlas Okyanusu’yla birleşir. Boğaz ile Karadeniz’in birleştiği alanın manzarası, karada en güzel Anadolu ve Rumeli Kavağı tepelerinden seyredilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz, güneybatısında İstanbul Boğazı ile okyanusa doğru yolculuğa çıkarken, kuzeyde Kerç Boğazı ile Azak Denizi’ne bağlanır. Başka bir ifadeyle, Rusya ve Ukrayna arasındaki bir iç deniz olan Azak Denizi’ni okyanusa bağlayan boğazdır Kerç Boğazı. Üzerine yapılan 19 km’lik karayolu ve demiryolu köprüsünün, bilinen adıyla Kırım Köprüsü’nün otoyol kısmının açılışı 2018 yılında yapılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    460 bin km2’lik bir alanı kaplayan Karadeniz’in üstünde çok sayıda ada bulunur, fakat birçoğu boyutlarından dolayı adacık olarak nitelenir. Yılan Adası, Berezan Adası, St. Ivan Adası, St. Cyricus Adası, St. Peter Adası bunlardan bazılarıdır. Karadeniz üstünde ülkemize bağlı iki adadan biri Giresun Adası diğeri ise Kefken Adası’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz’in Türkiye sınırlarına sokularak oluşturduğu koylar da güzellikleriyle göz kamaştırır. Kastamonu-Cide’de bulunan Gideros Koyu ziyaretçilerini saklı kalmış bir hazineyle karşılaşmışçasına şaşırtmaya devam etmektedir. Yine Kastamonu’ya bağlı Ginolu Koyu, Kocaeli’ye bağlı Sardala Koyu, Sinop’a bağlı Hamsilos Koyu bölgedeki koylar arasında en bilinenleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz’in soğuk suyu ve hırçın dalgaları yaz aylarında Akdeniz ve Ege sahilleri gibi tercih edilmesini engeller belki ama bu karakterdeki bir denizin ve sunduğu eşsiz manzaraların müdavimleri de az değildir. Bölge, en doğu ucunda yani Artvin-Hopa’da Kemalpaşa Plajı, batıya doğru Ordu-Fatsa’da Belice Plajı, Bartın-Amasra’da Çakraz Plajı gibi keşfedilmeyi bekleyen sahillerle kaplıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    8.350 km kıyı şeridine sahip olan Karadeniz’in ülkemizle kıyı uzunluğu yaklaşık olarak 1.700 km’dir. Ve bu kıyıyla az ya da çok temas eden şanslı şehirlerimiz batıdan doğuya doğru Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Zonguldak, Bartın, Kastamonu, Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Türkiye dışında bu büyük iç denizle kıyısı olan diğer ülkeler ise Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Gürcistan ve Rusya’dır. Ve tıpkı ülkemizden doğup da Karadeniz’e dökülen Yeşilırmak, Kızılırmak, Çoruh ve Sakarya nehirleri gibi bu ülkelerden doğan Dinyester, Dinyeper, Rioni, Don ve Tuna nehirleri de Karadeniz’e dökülerek su kaynağını beslerler.

  • Dijital Minimalizm Rehberi

    Dijital Minimalizm Rehberi

    Hem sürekli muhatap olduğumuz dijital gereçlerde sadeleştirmeye gitmek hem de aynı dijital gereçlerin günlük yaşantımızda kapladığı alanı aza indirmek… İşte buna dijital minimalizm deniyor. Siz de listemizi takip ederek dijital dünyanızı minimalize edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gereksiz uygulamaları/dosyaları ekranınızdan silin” title_font_size=”13″]

    Sadece meraktan indirdiğiniz, hiç kullanmadığınız ya da artık ihtiyaç duymadığınız uygulamaları/dosyaları telefon ve bilgisayar ekranınızdan silerek gözlerinizi ve zihninizi rahatlatmakla işe başlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Önce ana ekranınız huzur versin” title_font_size=”13″]

    Kullandığınız uygulamaları/dosyaları gruplandırın ve mümkün olduğunca ana ekranda tutmamaya çalışın. Telefon ya da bilgisayarınızı her açışınızda karşılaştığınız ana ekranınız için yorucu olmayan bir duvar kâğıdı tercih edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gelen mesajlara/maillere bakmak sizin tercihiniz olsun” title_font_size=”13″]

    Bildirimleri kapatın ki gelen her iletiyi anında okuma ya da cevaplama refleksinden kurtulun. Mesajlara ya da maillere ne zaman bakacağınız, ne zaman cevaplandıracağınız, dolayısıyla zamanınızı nasıl kullanacağınız sizin kontrolünüzde olsun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”E-postalarınızı zamansız zamanlarda düzenleyin” title_font_size=”13″]

    Okunmamışları okumak, ilgilenmediğiniz yerlerden iletiler geliyorsa e-mail listesinden çıkmak, spam klasörünü gözden geçirmek ve son olarak çöp kutusunu tamamen boşaltmak… Mail kutusunda temizlik yapmak en az açık havada meditasyon yapmak kadar mühim, deneyin göreceksiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bu kişi gerçekten gerekli mi?” title_font_size=”13″]

    Telefon rehberinizi belli aralıklarla gözden geçirip bir şekilde kaydettiğiniz ama artık adını bile hatırlamakta zorlandığınız ya da ihtiyaç duymadığınız kişileri silin; silin ki hem kafanız karışmasın hem gerçekten ihtiyaç duyduklarınıza yer açılsın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Siz, sosyal medyayı kullanın” title_font_size=”13″]

    Sosyal medyayı her dakika kontrol ederek aynı iletilere tekrar tekrar takılanlardan mısınız? Oysa en iyisi belli zaman aralıkları saptayarak olup bitenleri “verimli bir şekilde” takip etmek olacaktır. Takip demişken, tamamen zaman ve yer işgal ettiğini düşündüğünüz ama popüler olduğu için takibe aldığınız kişileri takipten çıkarmak da rahatlatıcı bir yöneliş olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dijital kileriniz olsun” title_font_size=”13″]

    Telefon ya da bilgisayarınızda kullanmadığınız dosyaları silmek ve arşivlemek kadar raflarda, çekmecelerde yer kaplayan basılı materyalleri dijital ortama aktarmak da kafa karışıklığını minimalize edici işlemlerdir. Geçmiş yıllardan kalan CD/DVD koleksiyonlarınız, fotoğraflarınız dijital arşivler sayesinde hem daha güvende olur hem de daha az yer kaplar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dijitalden önce de yaşıyorduk” title_font_size=”13″]
    resim yapmak

    Bunu hepimiz biliyoruz ama ara sıra hatırlatmakta da fayda var. Telefonunuzu/bilgisayarınızı akla getirmeden dalıp gideceğiniz hobiler edinmek, doğayla daha çok ilgilenmek, izlediğiniz bir konser ya da gösteriyi telefona değil zihninize kaydetmek minimal bir dijital yaşam için atılması gereken en önemli adımlar arasında sayılıyor.

  • İSTANBUL’UN GÜNEŞ SAATLERİ

    Güneş saatlerinin üzerindeki çizgiler ve işaretler, güneşin gökyüzündeki hareketine göre gölge uzunluğunu ve konumunu gösterir. Bu sayede belirli saatlerde gölgenin düştüğü yerden zamanı okumak mümkündür. İlk örneklerine M.Ö. 3500’lü yıllarda Antik Mısır’da rastlanan güneş saatleri, Orta Çağ’da İslam dünyasında astronomi ve matematikteki ilerlemelerle daha da geliştirilmiş ve cami avlularında kullanılmıştır. İslam kültüründe özellikle namaz vakitlerini belirlemek için kullanılan güneş saatleri, günümüzde tarihî ve kültürel miras olarak korunmaktadır. İnsanlığın doğayla olan bağlantısını ve bilimsel ilerlemenin kökenlerini göstermesi bakımından büyük öneme sahip olan güneş saatlerinin İstanbul’daki örneklerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fatih Camii” title_font_size=”13″]

    Fatih Sultan Mehmet tarafından 15. yüzyılda inşa ettirilen Fatih Camii’nin minare kaidesinde yer alan güneş saati, Türk matematikçi, astronom ve dil bilimci Ali Kuşçu tarafından 1473 yılında yapılmıştır. Osmanlı döneminin en eski güneş saatlerinden biri olan bu saat, özellikle namaz vakitlerini belirlemek amacıyla tasarlanmıştır. Büyük saat, Osmanlıların kullandığı ve günün başlangıcını güneşin batışı olarak kabul eden (12 + 12 = 24) saatlik eşit süreli bir saat sistemi olan gurubî/ezanî saate göre ayarlanmıştır. Bu saat, caminin bu cephesine güneş vurduğu sürece günün öğleden sonraki saatleri gösterir. Saat üzerinde, mevsimlere göre değişen yaz gün dönümü, kış gün dönümü ve ekinoks doğruları da bulunmaktadır. Küçük saat ise ikindi namazını gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Üsküdar Ayazma Camii” title_font_size=”13″]

    1760-1761 yılları arasında III. Mustafa tarafından annesi Mihrişah Sultan adına yaptırılan Ayazma Camii’nin minare kaidesindeki güneş saati, mermer üzerine işlenmiş hassas çizgiler ve işaretlerden oluşur. Ayazma Camii ve güneş saati, tarihi eser olarak koruma altındadır. Zamanla yıpranan veya zarar gören kısımları restore edilmiş ve aslına uygun şekilde korunmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mihrimah Sultan Camii” title_font_size=”13″]

    Mimar Sinan tarafından Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan adına yaptırılan ve aynı isimle anılan iki camiden biri Edirnekapı’da, diğeri ise Üsküdar’da bulunmaktadır. Üsküdar’daki caminin batı duvarına 1769 yılında mermerden yapılmış bir güneş saati eklenmiştir. Mimar Sinan’ın en önemli eserleri arasında yer alan her iki caminin de güneş saatleri, taşçılık sanatının en güzel örneklerindendir. Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii’nin minaresinde ise batıya bakan tarafında dörtgen ve üçgen formunda iki adet güneş saati bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Topkapı Sarayı ” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmet tarafından 1460-1478 yılları arasında yaptırılan Topkapı Sarayı’ndaki Has Oda Dairesi’nin ön tarafında bulunan güneş saati, namaz vakitlerinin belirlenmesi için Fatih’in emriyle inşa edilmiştir. Osmanlı döneminde yapılan ilk güneş saatlerinden biridir ve üzerinde Sultan III. Mustafa döneminde tamir edildiğine dair bir kitabe bulunmaktadır. Sarayda ayrıca MÖ 4.-6. yüzyılları arasında Roma dönemine ait bir güneş saatinin kalıntıları da yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ferruh Kethüda Camii” title_font_size=”13″]

    Ferruh Kethüda Camii, İstanbul’un Balat semtinde, Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Semiz Ali Paşa’nın kethüdası, yani kâhyası Ferruh Ağa tarafından 1562-63 yıllarında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Caminin arka duvarında, yola bakan bir konumda yer alan güneş saati, demir miller ile donatılmıştır. Bu millerin gölgesinin izdüşümü sayesinde namaz vakitleri hesaplanabilmektedir. Günümüze ulaşan nadir örneklerden biri olan bu güneş saati, tarihî ve bilimsel değerinin yanı sıra, dönemin mühendislik anlayışını da gözler önüne sermektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Muhaşşi Sinan Camii” title_font_size=”13″]

    Muhaşşi Sinan Camii, İstanbul’un Beykoz ilçesinde bulunan ve minaresinde güneş saati bulunan tek camidir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde İstanbul Kadısı olarak görev yapan Muhaşşi Sinan Efendi tarafından 1574 yılında yaptırılmıştır. Bu özellik, camiyi Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında benzersiz kılmaktadır. Ayrıca, minarenin tabanında yer alan tarihi çeşme, caminin mimarisi açısından diğerlerinden ayrılmasını sağlayan önemli bir detaydır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeni Camii ” title_font_size=”13″]

    Fatih’teki Yeni Camii ya da Valide Sultan Camii, 1597 yılında Sultan III. Murad’ın eşi Safiye Sultan’ın talimatıyla temelleri atılmış ve 1665 yılında IV. Mehmed’in annesi Turhan Hatice Sultan’ın büyük çabaları ve bağışlarıyla tamamlanarak ibadete açılmıştır. Caminin güneybatı köşesinde avlu duvarında üç tane güneş saati bulunmaktadır. Her bir güneş saati, farklı doğrultu ve açıyla yerleştirilmiş olup, günün çeşitli saatlerini ve mevsimsel değişiklikleri izlemek üzere tasarlanmıştır.