Blog

  • Ülke Ülke Gezen Nehirler

    Ülke Ülke Gezen Nehirler

    Şu hayatta en güzeli Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiirindeki gibi olabilmektir; yani bir nehir olarak eninde sonunda denizine kavuşabilmek… Bu kavuşmalar insan hayatında her zaman mümkün olmaz ama yeryüzündeki akarsular mutlaka bir yerde denizle buluşur. Sınırlar aşması, farklı toplumlarla selamlaşması gerekse de illa ki kendini bırakacağı bir deniz bulur. Ve bunun en güzel örneklerini sayfamızda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Efsanevi Oyuncu Sadri Alışık Ve Karakter Oyunculuğunu Konuşturduğu 8 Film

    Efsanevi Oyuncu Sadri Alışık Ve Karakter Oyunculuğunu Konuşturduğu 8 Film

    Türk sinemasında derin iz bırakan Sadri Alışık tam anlamıyla bir karakter oyuncusuydu. En bilinen rolü onu bir komedi fenomenine dönüştüren Turist Ömer olsa da Sadri Alışık dramlarda da başarılı oyunculuğuyla göz doldurdu. Halkbank Kültür ve Yaşam, sahneyi Ayhan Işık, Filiz Akın, Erol Büyükburç gibi birçok ünlü oyuncuyla paylaşan Sadri Alışık ve canlandırdığı karakterler ile renk kattığı 8 filmi gururla sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yırtık Niyazi” title_font_size=”13″]
    yeşilçam, türk sineması

    Sırrı Gültekin’in yönettiği film, yoksulluğun aşkı gölgelediği bir hikâyedir. Sadri Alışık’ın canlandırdığı Yırtık Niyazi ile Gül birbirlerine âşık olurlar fakat Gül’e assolistlik teklif eden Tanju ilişkilerinde sorunlara sebep olacaktır. 1971 yılında gösterime giren filmde şarkıcı Gül rolünü Feri Cansel oynar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ah Güzel İstanbul” title_font_size=”13″]
    yeşilçam, türk sineması

    Sadri Alışık’ın başarıyla canlandırdığı varlıklı ama iflas etmiş bir ailenin son temsilcisi olan Haşmet, eskiden kendilerine ait olan yalının bahçesinde bir kulübede yaşar ve sokaklarda fotoğraf çekerek geçimini sağlar. Ünlü olma sevdasıyla İstanbul’a gelen Ayla Algan’ın kötü yola düşmesinden korkar ve ona elinden geldiğince yardım etmeye karar verir. Atıf Yılmaz’ın yönettiği 1966 tarihli Ah Güzel İstanbul işte bu yardımseverlikten doğan aşk hikâyesini konu alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Turist Ömer Boğa Güreşçisi” title_font_size=”13″]
    yeşilçam, türk sineması, turist ömer

    Sadri Alışık ismini duyunca ilk akla gelen Turist Ömer serisi olur. 1971 tarihli bu macerasında Turist Ömer, boğa güreşleriyle ünlü İspanya’yı ziyaret ediyor ve yolda yürürken, ünlü bir şarkıcıya ait olan bir cüzdan buluyor. Bahtı, üzerine ödül koyulmuş bu cüzdan ile değişecekken talihsizlikler yakasını bırakmıyor ve bir banka soygununa karışıyor. Hulki Saner imzası taşıyan bu komedide Erol Büyükburç da yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Serseriler Kralı ” title_font_size=”13″]
    yeşilçam, türk sineması

    Sadri Alışık, Filiz Akın ile beraber başrollerini paylaştığı bu filmde de yardımseverliğiyle, iyi niyetiyle izleyicilerinin kalbini kazanıyor. Osman’ın derin bir aşkla bağlı olduğu Fatma’nın kızı Boncuk’un amansız bir hastalığı vardır ve tedavisi için çok para gerekmektedir. Yufka yürekli hokkabaz Osman, bu parayı bulmak için her şeyi göze alacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Turist Ömer Uzay Yolunda” title_font_size=”13″]
    sadri alışık, yeşilçam, türk sineması, turist ömer

    Sevmediği bir kadınla zorla evlendirilmek üzereyken ışınlandığı Orin 7 gezegeninde Atılgan uzay gemisine teslim edilen Turist Ömer, elbette uzay gemisinin de altını üstüne getirecektir. Komik ama tuttuğunu koparan karakter, “Kabakulak” ismini taktığı Mr. Spock, Kaptan Kirk ve Dr. McCoy ile beraber tuz düşkünü canavarı alt etmeyi başarır. Turist Ömer serisinin son filmi olan 1973 tarihli yapım, Türk komedi sinemasının unutulmaz eserleri arasında yerini almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Darıldın mı Cicim Bana?” title_font_size=”13″]
    sadri alışık, yeşilçam, türk sineması

    Ankara’dan İstanbul’a giden iki kafadarın başına türlü olay açılır, biri mektupla tanıştığı sevgilisini diğeri kendisini kurtaracağına inandığı zengin amcasını aramaktadır. Sadri Alışık’a Yusuf Sezgin’in eşlik ettiği 1970 tarihli filmi Atıf Yılmaz yönetmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Boyacı” title_font_size=”13″]
    sadri alışık, yeşilçam, türk sineması, turist ömer

    Sırrı Gültekin’in yönettiği 1966 tarihli filmin ana karakteri Boyacı Mahmut, bir gün yolda bir cüzdan bulur ve hayatı tamamen değişir, çünkü bu cüzdan fakirlik günlerinin ardından başına konan talih kuşunun müjdesidir. Ama ne yazık ki işler güllük gülistanlık ilerlemez ve Boyacı Mahmut’un başına türlü olay açılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Turist Ömer” title_font_size=”13″]
    sadri alışık, yeşilçam, türk sineması, turist ömer

    1964 tarihli ilk Turist Ömer filmi, senelerce milyonları kahkahalara boğacak Turist Ömer filmlerinin ilkidir. Hulki Saner’in yazıp yönettiği filmde, bir karışıklık sonucu zengin olan Turist Ömer, zenginliğin tadını alınca eski günlerini unutmaz ve zor durumdakilere yardım eder. Fakat elindeki paranın peşinde başkaları da vardır ve onlardan kurtulmak o kadar da kolay olmayacaktır.

  • MOLEKÜLER GASTRONOMİDE KULLANILAN TEKNİKLER

    Moleküler gastronomi, yiyeceklerin kimyasal ve fiziksel süreçlerinin bilimsel olarak incelenmesine dayanan bir disiplindir. Sadece pişirme teknikleriyle sınırlı kalmayan, yiyeceklerin bilimsel yapısına derin bir yolculuk sunan bu mutfak anlayışı 1988’de Hervé This ve Nicholas Kurti’nin çalışmalarıyla yükselen bir trend hâline gelmeyi başardı. Şeflerin geleneksel pişirme yöntemlerinin ötesine geçen moleküler gastronominin detayları yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kurti ve This” title_font_size=”13″]

    Moleküler gastronomi alanının öncülerinden biri olarak kabul edilen fizikçi Nicholas Kurti (1908-1998), gıdaların bilimsel yönlerini araştırmak için fizik ve kimyayı kullanmış, gastronomi dünyasında yeni bir çağın başlamasını sağlamıştır. Oxford Üniversitesinde profesör olarak görev yapan Kurti, özellikle sıcaklık ve basınç gibi fiziksel etkenlerin, gıdalar üzerindeki etkilerini incelemiş ve bu yaklaşımla yemek pişirme tekniklerine farklı bir bakış açısı kazandırmıştır. Gıdaların yapısal ve kimyasal özelliklerini analiz ederek tat ve doku üzerinde nasıl kontrol sağlanabileceğini göstermek amacıyla deneyler yapmış; hatta ünlü bir örnek olarak “Çırpılmış yumurta pişirmeden nasıl hazırlanır?” gibi ilginç sorulara yanıt aramıştır. 1990’larda Fransız fizikokimyacı Herve This (1955) ile tanışan Kurti, yemek pişirmeyi bilimsel bir temele oturtarak, yemeklerin sadece tat, koku ve doku açısından değil, aynı zamanda yapısal özellikleri açısından da anlaşılmasını sağlamıştır. Yemek pişirmenin kimya ve fizik ile olan doğrudan ilişkisini vurgulayan ikili, yemek pişirmenin bir sanat olduğu kadar bir bilim olduğunu da savunmuştur. Kurti’nin çalışmaları, günümüzde modern mutfağın temel taşlarından sayılan sous vide (vakumla pişirme) ve düşük sıcaklıkta pişirme gibi tekniklerin önünü açmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sous Vide ” title_font_size=”13″]

    Sous vide; yani vakumla pişirme, yiyeceklerin vakumlu poşetlerde düşük sıcaklıklarda yavaşça pişirilmesini sağlayan bir yöntemdir. Bu teknik, Kurti’nin çalışmalarından etkilenen Fransız şef Joël Robuchon ve Amerikalı şef Thomas Keller tarafından modern mutfaklara kazandırılmıştır. Sous vide, proteinlerin doğal yapısını kontrollü bir şekilde koruyarak yiyeceklerin lezzet ve dokularını muhafaza eder. Yiyeceklerin protein yapısının bozulmasını önleyerek, pişirme sırasında aromaların yoğun kalmasını sağlar. Ayrıca düşük sıcaklıklarda yavaş pişirme, gıdaların eşit şekilde pişmesini ve daha kontrollü bir sonuç elde edilmesini sağlar. Özellikle et, balık ve sebzelerde yoğun lezzet ve kaliteli doku elde etmek için tercih edilir; böylece yemek daha yumuşak, sulu ve lezzetli olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sferifikasyon ” title_font_size=”13″]

    Sferifikasyon, sıvıların jel benzeri zarlarla kaplanarak küçük küreciklere dönüştürülmesini sağlayan, moleküler gastronominin en çarpıcı tekniklerinden biridir. İspanyol şef Ferran Adrià tarafından geliştirilen bu yenilikçi teknik, sodyum aljinat ve kalsiyum klorür gibi kimyasal maddeler kullanılarak sıvıları, içi sıvı dışı jel kıvamında, parlak ve pürüzsüz yüzeyli küçük kürelere dönüştürür. İlk olarak zeytin sferifikasyonu ile adını duyuran bu teknik, yemeğin yalnızca lezzet değil, aynı zamanda dokusal bir deneyim sunmasını sağlayarak gastronomiyi sanatsal bir düzleme taşımıştır. Sferifikasyon kürecikleri ağızda patlayarak orijinal sıvının tat ve aromasını serbest bırakır. Bu etki, geleneksel tatlara yenilikçi bir form kazandırırken yemeklerde beklenmedik ve etkileyici duyusal deneyimler oluşturur. Adrià, bu teknikle sadece zeytin değil, meyve suyu, çorba, kokteyl gibi birçok farklı sıvıyı kullanarak gastronomide sıra dışı sunumlara imza atmış ve modern mutfak sanatına yön veren öncü isimlerden biri olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yiyecekleri Dondurma: Sıvı Azot Tekniği” title_font_size=”13″]

    Sıvı azot tekniği, -196°C gibi çok düşük bir sıcaklıkta yiyeceklerin anında dondurulmasını sağlayan bir yöntemdir. Kimyasal olarak azot gazı kullanılarak gerçekleştirilen bu işlem, yiyeceklerin dokusunu ve yapısını anında değiştirme özelliğine sahiptir. Özellikle ünlü İngiliz şef Heston Blumenthal, bu tekniği tatlılarda kullanarak içi yumuşak, dışı sert bir kontrasta sahip dondurulmuş yiyecekler hazırlamıştır. Blumenthal’in sıvı azot tekniğiyle hazırladığı tatlılar, dokusal açıdan eşsiz deneyimler sunarken, sunumda da çarpıcı bir görsellik sunar. Bu hızlı dondurma yöntemi, yiyeceklerin yapısını bozmadan doğal tatlarını koruyarak ağızda ani bir soğuk patlaması yaratır ve ardından yumuşak iç dokusuyla lezzeti serbest bırakır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fermantasyon” title_font_size=”13″]

    Fermantasyon, mikroorganizmaların karbonhidratları parçalayarak laktik asit gibi bileşikler üretmesiyle elde edilen, yiyeceklerin olgunlaşmasını sağlayan çok eski bir yöntemdir. Bu biyokimyasal süreç, mikroorganizmaların faaliyetleri sonucunda yiyeceklerde derin, kompleks ve benzersiz aromalar oluşmasına olanak tanır. Fermantasyon, yiyeceklerin tat bileşenlerini yoğunlaştırarak lezzetlerini katmanlı ve zengin hâle getirir. Bunun yanı sıra, yiyeceklerin besin değerini artırır; vitamin, enzim ve probiyotik açısından daha faydalı bir yapıya kavuşmasını sağlar. Özellikle laktik asit fermantasyonu, yiyeceklerin sindirilebilirliğini artırarak bağırsak sağlığını destekler ve doğal koruyucu etkisiyle gıdaların raf ömrünü uzatır. Bu özellikleriyle fermantasyon, geleneksel mutfakların vazgeçilmezi olmasının yanı sıra, modern gastronomide yeni tat ve dokular oluşturmak için de yaygın olarak kullanılan bir teknik hâline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Jelleştirme ve Katılaştırma ” title_font_size=”13″]

    Jelleştirme ve katılaştırma, sıvıların jelatin, agar agar ve benzeri jelleştirici maddelerle katı hâle getirilmesini sağlayan önemli bir gastronomik tekniktir. Bu işlem, tatlılardan soslara birçok yiyeceğe özel dokular kazandırmak için kullanılır. Agar agar, deniz yosunlarından elde edilen bitkisel bir jelleştirici olup, özellikle düşük sıcaklıklarda jel yapılar oluşturmasıyla bilinir. Bu nedenle vegan veya vejetaryen mutfaklarda geleneksel jelatinin yerine tercih edilmektedir. Jelleştirme, sıvılara daha yoğun, pürüzsüz veya esnek bir doku kazandırarak onları katı bir forma dönüştürür. Tatlılar, jöleler ve bazı modern garnitürlerde bu teknikle çeşitli tatların dengelenmesi, farklı dokuların oluşturulması sağlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Emülsiyonlar ve Köpükler ” title_font_size=”13″]

    Emülsiyonlar ve köpükler, moleküler gastronomide yenilikçi dokusal katmanlar oluşturmak için kullanılan temel tekniklerden biridir. Emülsiyon, normalde bir araya gelmeyen iki sıvının –örneğin yağ ve su– stabilizatörler kullanılarak stabil bir karışım oluşturmasıyla elde edilir. Bu stabilizatörler, sıvıların yüzey gerilimini azaltarak bağlayıcı görevi gören ve iki sıvıyı bir arada tutan “yüzey aktif” maddeler olarak bilinir. Örneğin, mayonez yapımında yumurta sarısında bulunan lesitin, yağ ve suyu bir arada tutan doğal bir yüzey aktif madde olarak işlev görür. Emülsiyonlar, soslara zengin bir kıvam ve pürüzsüz bir doku kazandırır.

     

    Modern gastronomi, emülsiyonların ötesine geçerek sıvılara hava eklenmesiyle hafif ve hacimli köpükler oluşturmayı mümkün kılar. Bu köpükler, yemeklere benzersiz bir hacim ve çok katmanlı bir doku sunar. Aynı zamanda, sıvının tatlarını yoğunlaştırarak daha derin bir lezzet deneyimi sağlar. Örneğin, deniz ürünleri yemeklerine eklenen aromatik bir narenciye köpüğü, yemeğin tazeliğini vurgularken; çikolatalı tatlılarda kullanılan kahve köpüğü, tatlıya hem derinlik hem de yumuşak bir dokusal katman ekler. Köpükler, şeflere klasik tarifleri yeniden yorumlama ve yenilik katma imkânı sunan etkili tekniklerden biridir.

  • İNCİLERİN EV SAHİBİ İSTİRİDYELER VE GİZEMLİ DÜNYALARI

    Çift kabuklu sınıfına ait istiridyeler, denizler, okyanuslar, nehirler ve göllerde yaşayan bir yumuşakçalar grubundandır. Adından da anlaşılacağı gibi, bu canlılar iki parça hâlindeki menteşe benzeri bir yapıyla birbirine bağlı sert bir kabuğa sahiptir. Sert kabuklarının altında vücutlarını saklayan istiridyelerin biyolojik yapısı, ilginç adaptasyon yetenekleri ve deniz ekosistemine katkılarını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Denizlerin sakin canlıları istiridyelerin kabuğun iç kısmında bir manto zarı adı verilen bir yapı bulunur. Bu zar, kabuğun büyümesini sağlayan kalsiyum karbonat salgılar. Midyeler, deniz tarakları ve kum midyesi gibi canlılarla aynı aileden olan istiridyeleri yakın akrabalarından ayıran en büyük özelliği ise inci üretebilmesidir. İnci, bir yabancı madde (kum tanesi gibi) istiridyenin kabuğunun içine girdiğinde üretilir. İstiridye, bu yabancı maddeyi rahatsız edici bulur ve onu kaplamak için sedef adı verilen bir madde salgılar. Zamanla biriken sedef katmanları, doğal bir inciyi meydana getirir. Ancak her istiridye inci üretemez; bu yetenek yalnızca belirli türlere özgüdür. Günümüzde ticari olarak üretilen kültür incileri ise bu sürecin kontrollü bir şekilde uygulanmasıyla elde edilir. Kültür incisi üretiminde, bir yabancı madde bilinçli olarak istiridyenin içine yerleştirilir ve bu yöntem, inci üretimini ticari bir endüstri hâline getirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İstiridyeler, hareket etmelerine yardımcı olan sahte bir uzuvla doğarlar, ancak bu uzuv yaklaşık 70 gün sonra körelir ve kaybolur. Bu süre zarfında istiridye, hayatta kalabilmek için kendisine uygun bir yaşam alanı seçmek zorundadır. Yaşam süreleri, türlere göre değişiklik gösterse de bazı istiridye türleri 20 yıl kadar yaşayabilir. İstiridyelerin en dikkat çekici özelliklerinden biri, eşsiz adaptasyon yetenekleridir. Çoğu istiridye, yaşamına erkek olarak başlar, ancak çevresel koşullar veya üreme ihtiyaçlarına göre cinsiyet değiştirerek dişi hâle gelebilir. Bu esneklik, soylarını sürdürebilmeleri için onlara önemli bir avantaj sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tıpkı ağaçlarda olduğu gibi, bir istiridyenin kabuğundan da yaşını belirlemek mümkündür. Kabuğun iç yüzeyinde her yıl bir katman daha oluşur ve bu katmanlar, istiridyenin büyüme halkalarını meydana getirir. Bu halkalar, bilim insanlarına yalnızca istiridyenin yaşını değil, aynı zamanda yaşam koşulları hakkında da değerli bilgiler sunar. Bu özellikleriyle istiridyeler, adeta denizlerin yaşlı ağaçları olarak görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İstiridye resifleri, deniz ekosisteminin vazgeçilmez parçalarından biridir ve sayısız deniz canlısına güvenli bir sığınak sunar. Bu resifler, özellikle küçük balıklar, kabuklular ve diğer deniz canlıları için korunaklı bir yuva işlevi görür. İstiridyelerin bir araya gelerek oluşturduğu bu karmaşık yapılar, deniz dibinde doğal bir barınma ve beslenme alanı sağlar. Deniz yaşamı için adeta bir kale işlevi gören istiridyeler, biyolojik çeşitliliği artırarak okyanus sağlığının korunmasına önemli katkılarda bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Resifler deniz suyunun filtrelenmesine de yardımcı olarak çevredeki su kalitesini artırırlar. Bir istiridye, saatte yaklaşık 5 litre suyu filtreleyerek çevresindeki suyun temizlenmesine katkıda bulunur. Filtrasyon sırasında planktonları, mikroskobik organizmaları ve organik maddeleri süzerek beslenir. Bu doğal filtrasyon sistemi, sudaki partikülleri azaltarak suyu berraklaştırır ve deniz ortamındaki su kalitesini gözle görülür şekilde iyileştirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İstiridye resifleri kıyı ekosistemleri üzerinde kritik bir koruma işlevi görür. Resifler, dalgaların enerjisini emerek kıyı erozyonunu azaltır; böylece sahil şeritlerinin korunmasına yardımcı olurlar. Bu özellikleri sayesinde, fırtına ve güçlü dalga hareketlerinin zarar verme potansiyelini düşürür ve kıyıda barınan pek çok canlıya güvenli bir yaşam alanı sunar. Bunun yanı sıra, kıyılarda tarım ve yerleşim gibi insan faaliyetleri için doğal bir bariyer oluştururlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bir zamanlar Fransa kıyılarında, istiridyeler fakir halkın mutfağında kolayca erişilebilen ve besleyici bir deniz ürünü olarak tüketiliyordu. Ancak kıyılardaki popülasyonların azalmasıyla istiridyeler, lüks ve zarif sofraların vazgeçilmezi hâline gelerek soyluların gözde lezzetlerinden biri oldu. Bu değişim, istiridye tüketiminde önemli bir sosyal ve kültürel bir dönüşümü simgeler. Günümüzde Fransa, bu değerli deniz ürününün en büyük üreticisi olarak dünya pazarında lider konumda. Özellikle Bretagne bölgesi, istiridye yetiştiriciliği ve tüketimiyle ünlü olup, dünya çapında kalite ve lezzetiyle öne çıkan istiridyeleri üretmektedir. Fransa’nın yanı sıra, Japonya, Çin ve Amerika da istiridye üretiminde öne çıkan ülkeler arasında yer alır.

  • TDK EFSANELERİ

    Dilimizde var olduğunu sandığımız, genellikle arkadaş ortamlarında şaka olsun diye kullandığımız bazı kelimelerin aslında hiç var olmadığını biliyor musunuz? Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk diline verdiği önem ve dilimizi kurumsallaştırma, yaygınlaştırma çabasıyla gerçekleştirdiği Dil İnkılabı ile; dilimize sonradan giren yabancı kelimelerin Türkçe karşılıkları Türk Dil Kurumu tarafından Türkçeleştirilmiştir. Uzay, üçgen, dörtgen, açı, çember ve eşkenar gibi birçok kelime bizzat Atatürk tarafından geometri literatürüne kazandırılmıştır. 1960’lı yıllarda kim ya da kimler tarafından üretildiği bilinmeyen ancak dilimize çok önemli katkıları olan TDK ile hiç alakası olmamasına rağmen bu önemli kuruma atfedilen kelimeleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • PHOTOSHOP’UN TARİHİNE YOLCULUK

    Fotoğrafçılığın ve tasarımın sınırlarını yeniden çizen, dijital dünyanın en popüler yazılımlarından biri olan Photoshop, yalnızca bir düzenleme aracı değil; tasarım dünyasının vazgeçilmez bir aracı. Bugün sosyal medya paylaşımlarından profesyonel grafik tasarımlara kadar sayısız alanda kullanılan Photoshop’un ilk adımlarını ve bir başarı öyküsüne dönüşen hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Michigan Üniversitesinde doktora öğrencisi olan Thomas Knoll tarafından 1987 yılında geliştirilen Photoshop’un ilk versiyonu “Display”, piksel tabanlı bir görüntü düzenleme programı olarak ortaya çıktı. Knoll’un kardeşi John ile birlikte geliştirdiği bu görüntü düzenleme programı, o dönemdeki diğer yazılımlara kıyasla daha hızlı ve kullanımı daha kolaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1987’de Thomas Knoll, Barselona’daki bir bilgisayar fuarında Display’i sergiledi. Yazılıma büyük ilgi gösterildi ve özellikle grafik tasarım, dijital medya ve yaratıcı içerik üretimi alanlarında kullanılan yazılımlarıyla tanınan Adobe Systems, programı satın alma ve geliştirme kararı aldı. Adobe, programın adını “Photoshop” olarak değiştirdi ve 1988’de Macintosh bilgisayarlar için ilk sürümünü piyasaya sürdü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1988 yılında piyasaya sürülen Adobe Photoshop’un ilk sürümü, Apple tarafından 1986 yılında satışa sunulan “Macintosh Plus” bilgisayarlarda kullanılabiliyordu. Macintosh Plus, bu yazılımı çalıştırabilecek kapasitede olsa da Photoshop gibi grafik düzenleme programları yoğun bellek ve işlem gücü gerektirdiği için performans sınırlamaları yaşanabiliyordu. O dönemde daha fazla RAM (ana hafıza) ve depolama alanı, programın daha verimli çalışması için gerekliydi. Monokrom bir ekranda siyah-beyaz resimleri düzenlemeye olanak tanıyan Photoshop’un bu ilk versiyonu, yalnızca basit fotoğraf düzenleme özellikleri sunuyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Monokrom ekran, görüntülerin yalnızca bir renk tonuyla (genellikle siyah-beyaz veya yeşil tonlu) gösterildiği ekran teknolojisidir. Renkli ekranların aksine, bu ekranlar farklı yoğunluklardaki tek bir rengi kullanarak görselleri oluşturur. Özellikle eski bilgisayarlarda, cep telefonlarında ve bazı hesap makinelerinde kullanılan bu ekranlar, düşük enerji tüketimi ve basit görüntüleme ihtiyaçları için tercih edilirdi. Photoshop’un bu sürümünde, “denge, renk ve doyma ile renk düzeltme”, “çıktı için görüntü optimizasyonu”, bir yerdeki görüntüden faydalanarak bir başka yerin boyanmasını sağlayan “klon aracı”, görüntü rengini ve tonunu ayarlayan “eğriler” gibi basit ve temel işlemler yapılabiliyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1990 yılına gelindiğinde programın 1.0 sürümü piyasaya sürüldü ancak sadece Mac bilgisayarlarda kullanılabiliyordu. 1990’lardan itibaren Photoshop, yeni araçlar ve filtreler eklenerek sürekli olarak geliştirildi. Bu yıllarda adı “ImagePro” olan Photoshop programı ancak 1993 yılına gelindiğinde Mac dışında Windows, IRIX ve Solaris gibi diğer işletim sistemlerinde de kullanılabilir hâle geldi. Bu gelişmeler, programın profesyonel grafik tasarımcılar ve fotoğrafçılar arasında hızla popülerleşmesini sağladı ve kullanıcı kitlesini önemli ölçüde genişletti. Photoshop, yıllar içinde 3D modelleme, animasyon ve video düzenleme gibi birçok yeni özelliğe kavuşarak kapsamını daha da genişletti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Photoshop, her yıl yeni özellikler ve iyileştirmelerle güncellenmeye devam ediyor. Bu süreçte özellikle katmanlar, akıllı nesneler, yapay zekâ destekli düzenlemeler gibi yenilikler yazılımın gücünü artırdı ve Photoshop; grafik tasarım, fotoğraf düzenleme ve dijital sanat alanlarında vazgeçilmez bir araç hâline geldi.

  • SEBZE ve MEYVELERİ DOĞRAMANIN DA TEKNİKLERİ VAR

    SEBZE ve MEYVELERİ DOĞRAMANIN DA TEKNİKLERİ VAR

    Özellikle de profesyonel mutfaklarda aşçılar uluslararası doğrama tekniklerini kullanılır. Böylece tariflerin uygulanışı kolaylaşır, tatları ve sunumları arasında bir standart yakalanmış olur. Aslında bizler de bu tekniklerin bir kısmına farkında olmadan hâkimiz ve mutfaklarımızda uyguluyoruz. Bakın onlar hangileri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Her çeşit sebze veya meyvede uygulayabileceğiniz jülyen doğrama, malzemelerin 3-4 santimetre uzunlukta ve aynı kalınlıkta kesilmelerine deniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Fransızcası vichy(vişi), bizde herkesin kullandığı ifadeyle halka doğrama adı üstünde, biçim olarak müsait sebze ve meyvelerin halka halka kesilmesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Özellikle ikramlık sebzeler için uygulayabileceğiniz baton doğrama ise yarım cm. kalınlığında 4-6 santimetre uzunluğunda kare prizma şekillere karşılık geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Geleneksel sulu yemeklerimizi yaparken önce yağda pembeleştireceğimiz soğanı diş diş doğrarız hani, işte minicik küplerden oluşan o kesime brunuaz denir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fransızcası mire poix (mir pua) olan bu teknik için et ya da sebzelerin minik minik doğranmasıdır dediğimizde bir çırpıda anlaşılacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kibrit çöpü doğrama jülyen tekniğine benzemekle birlikte ondan biraz daha ince yapılan kesimdir. Sebzeler böyle doğranıp kızartılırsa daha az yağ ihtiva eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Parizyen doğrama için bir bıçağa değil parizyen kaşığına ihtiyaç vardır. Böylece top top doğranabilen sebzelerle şık bir sunum hazırlanabilir.

  • KÂĞIT SANATI: KİRİGAMİ

    Kirigami, kâğıdı keserek şekil verme sanatıdır. Japon kültüründe yaygın olan origaminin temel formlarında katlanmış kâğıdın makas ya da kesici kullanarak şekillendirilmesi ile oluşur. Sayısız kesilmiş kâğıt parçalarından yapılan kirigami sanatı hakkındaki bilgileri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kâğıtların kesilmesiyle ortaya çıkan motiflere “kirigami”, kâğıdı kesmeden sadece katlayarak elde edilen figürlere “origami” denir. Türk el sanatımızdan olan “katı’ sanatı”na benzerlik gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Doğu kültüründe yaygın bir sanat olan kirigaminin 17. yüzyılda ortaya çıktığı düşünülmektedir. İlk zamanlarda tapınaklarda sunulmak üzere yapılmıştır. Japonların birçok geleneksel motifi kirigaminin bir çeşidi olan “monkiri” ile üretilmiştir; kelime anlamı ise Japoncada “amblem kesme”dir. Monkiri ile özellikle şehir amblemleri tasarlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Genelde kirigami katlanmış bir temel ile başlar, ardından kâğıt kesilir ve kâğıt düzleştirilerek açılarak kirigami tamamlanır. Kirigami çoğunlukla simetriktir; kar taneleri, yıldızlar, orkide gibi çiçekler, binalar ve hayvan motifleri sıklıkla kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kirigami sanatı ile el yapımı tebrik kartları, çerçeveli sanat eserleri, ev dekorasyon eşyaları ve kitaplar yapılabildiği gibi okullarda el ve göz koordinasyonunun geliştirilmesi, üç boyutlu düşünme ve planlama yeteneği kazandırma ve hayal gücünü desteklemesi amacıyla öğretici bir araç olarak kullanılmaktadır.

  • KIŞ MEVSİMİNDE CİLT BAKIMI RUTİNİ

    Kış mevsiminin gelişiyle cilt bariyerimiz daha da hassaslaşıyor. Nem kaybına uğradığı ve soğuk havaya maruz kaldığı için sertleşen cildimizde oluşabilecek hasarları ve matlaşmayı önlemek adına uygulayabileceğiniz kış bakımlarını listeledik. Ancak hatırlatmak isteriz ki öz bakım sadece dışarıdan müdahalelerle değil, beslenmeyle ve egzersizlerle içeriden de desteklenmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kışın dikkat edilmesi gereken konuların başında yaz bitse de cildimizi güneşin etkilerinden korumak olacaktır. Güneşin zararlı etkilerini en aza indirmek için cildinizin yapısına uygun, yüksek faktörlü bir güneş kremi seçip kışın da bu rutine devam edilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Cildimiz hangi mevsimde olursak olalım neme ihtiyaç duyar. Ancak kış aylarında klima ve kaloriferin olduğu ortamlarda nem dengesi bozulduğundan cildimizi nemli tutmak çok önemlidir. Özellikle sıcak-soğuk değişimine maruz kalan cildimiz için cilt tipine uygun nemlendirici bir ürün; yüz, el ve dudak bölgesine düzenli olarak uygulanmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Seçtiğiniz ve uyguladığınız nemlendiriciler cildinizdeki kurumayı engelleyecektir ancak cilt bariyerini güçlendirici nem maskesi uygulayarak daha nemli ve ışıltılı bir cilde sahip olabilirsiniz. Evinizde hazırladığınız nem maskelerini haftada bir kez uygulayabileceğiniz gibi, hazır satılan nem maskelerinden cilt tipinize en uygun olan ürünü bakım rutininize ekleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Aşırı kuru cilt yapısına sahip olanlar yoğun nem tutma özelliği ile bilinen hiyalüronik asit ve doğal içerikli serumlar tercih edebilir. Cildin su dengesini sağlamak için bu ürünleri nemlendiricinizden önce kullanmanız daha faydalı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Özellikle büyük şehirlerde yaşayan ve gün içerisinde makyaj yapan kişilerin dikkat etmesi gereken en önemli konunun başında cilt temizliği geliyor. Ancak cilt temizliğini de fazla abartmamak lazım çünkü aşırı uygulamalar cildin doğal nemini ve dokusunu kaybetmesine yol açabilir. Özellikle peeling uygulamasından sonra cildinizi nemsiz bırakmamalı, uygun ürünler ile bütüncül bir bakım rutini oluşturmalısınız.

  • Evliya Çelebi’nin Küçük İstanbul’u

    Evliya Çelebi’nin Küçük İstanbul’u

    Yüzyıllar önce yapmış Evliya Çelebi bu benzetmeyi… Büyük seyyah, Trabzon için aynen şu cümleyi kullanmış: “Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası…” 2010 yılında büyükşehir statüsü alınan Trabzon, Karadeniz’in ikinci büyük şehri olduğu gibi Türkiye’nin de en kalabalık şehirlerinden biridir. Düzenlediğimiz kısa turla sizi bu kez Trabzon’a götürüyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Trabzon’un Karadeniz coğrafyasını yansıtan kalelerine fotoğraftan bakmak bile insanı başka dünyalara götürmeye yetiyor. Fırtına Vadisi’nde, üç yanı uçurum bir kayalığın üstüne kurulmuş Zil Kale de bunlardan biri… Evliya Çelebi bu kaleden de söz etmiş: “Dağ tarafında cehennem kuyusuna benzer bir derin hendeği vardır ki yetmiş yedi adam girer. Safi kesme kayadır. İçinde camii, muhafazacı evleri, mahzenleri, cebehâneleri vardır.” Kale günümüze kadar tamamı ulaşmamışsa da büyük oranda korunmuş bir yapıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Maçka’da, Altındere köyünde, Altındere Vadisi’ne hâkim konumda Hz. Meryem adına kurulmuş Sümela Manastırı dünya çapında bilinen bir yapı… Sümela, “siyah” demek… Aslında M.Ö. 300’lü yıllarda kilise olarak inşa edilmiş ve bin yıllık bir süreçten sonra manastıra dönüştürülmüş. Hz. Meryem’in yaşamının fresklerle anlatıldığı manastırda şapelleri, gizli geçitle ulaşılan çile odalarını görmek mümkün…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz demek büyük oranda yaylalar demektir. Yayla demek de bol oksijene ve saf doğaya karşılık geliyor. Maçka’daki, Akçaabat’taki, Tonya ve Araklı’daki yaylalarıyla Trabzon, yeryüzünün en yeşil ve havası en temiz bölgelerinden biri… Hele bir de temmuz aylarında gerçekleşen şenliklere denk gelirseniz, işte o zaman bölgenin müziğiyle doğasının, horonuyla insanının oluşturduğu renkliliğe tanıklık edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Fotoğraftan yansıyan görüntü bir masal diyarını andırıyor ve insana Evliya Çelebi’nin sözünü ettiği “süs”lerden biri de Çaykara ilçesindeki bu Uzungöl olmalı dedirtiyor. Burası yaşlı ormanlarla çevrili bir göle, sayısı 60’ı geçen endemik bitkinin ve 250 kuş türünün barındığı bir doğaya sahip. Doğal Sit Alanı ve Tabiat Parkı ilan edilmesi de elbette kaçınılmaz olmuş. Turistik bir yer olan Uzungöl’de konaklama tesislerinin bulunduğunu da belirtelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bunun kısa bir tur olacağını yazının başında söylemiştik. Kaldı ki Trabzon’u anlatmak için sayfalar da yetmeyecektir. 18 tane ilçesi bulunan ve denizi ayrı karası ayrı bir dünya olan şehri gezmek için bir haftanızı ayırmanız gerekebilir. Yine de kentin genel görüntüsünü zihninize kazımak ve güneşi batırmak için sadece Boztepe’ye gitmek bile sizi fazlasıyla mutlu etmeye yetecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şehrin merkezinde bulunan Taşhan, 16. yüzyılda yapılmış iki katlı avlulu bir yapı… Bu tarihi ve turistik han Trabzon’un genelindeki hanlardan, bedestenlerden sadece bir tanesi… 18. yüzyılla tarihlenmiş Vakıf Han ve Alaca Hanı görmenizi de özellikle tavsiye ediyoruz. Yüzyıllar önce hamam olarak inşa edilmiş ve şehrin farklı noktalarına dağılmış eski yapılar da ziyaretçi ağırlamaya devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dokumacılığın oldukça gelişmiş olduğu bu şehre yolunuz düşerse el tezgâhlarında üretilen, kadınların başlarına ya da bellerine bağladıkları keşan ve peştamallardan, saf yünden örülmüş çoraplardan, pamuk ipliğiyle yapılmış şallardan almayı düşünebilirsiniz. Bunlar dışında adına “hasır bilezik” de denen ve 31-32 mikron inceliğindeki altın veya gümüş tellerin örülmesiyle yapılan Trabzon bileziği de yörenin en meşhur kültürel ögeleri arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Etten daha fazla sebzenin, çeşitli otların hüküm sürdüğü bir mutfak kültürü var Trabzon’un ve Karadeniz denince akla ilk gelen lezzetleri barındırıyor. Çay, fındık, mısır… Mısır unundan yapılmış kuymak, turşu kavurması, hamsi buğulama, karalahana ile yapılan her şey… Ama illa ki taş fırında pişirilen ve uzun süre taze kalabilen şişman bir Trabzon ekmeği…