Blog

  • İNSANLIĞIN EN ESKİ MEYVELERİNDEN İNCİR

    İnsanların yetiştirdiği ilk bitkilerden olan, antik dönemlerde yaygın olarak kullanılan incirin bugün dünyadaki üretiminde Türkiye başı çekiyor. Dutgiller ailesine mensup meyvenin lif, mineral, vitamin, antioksidanlar açısından oldukça zengin olduğu ve mide rahatsızlıklarına iyi geldiği, bağırsakları temizlediği, bağışıklık sistemini güçlendirdiği biliniyor. Bununla birlikte incirin alerjen etkileri de olabildiği için tüketim oranına dikkat edilmesi gerekiyor. Tek başına afiyetle tüketebileceğiniz ürünü çiğ olarak veya pişirerek hangi tariflerde kullanabileceğinizin cevabını ise aşağıda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • BİLİMDEN EDEBİYATA 2024 NOBEL ÖDÜLLERİ

    Nobel Ödülleri, her yıl insanlığın bilgi ve gelişimine kayda değer katkılarda bulunan kişileri onurlandıran prestijli bir ödül serisidir. İsveçli kimyager ve mühendis Alfred Nobel’in vasiyeti üzerine 1901 yılında verilmeye başlanan bu ödüller, bilim, edebiyat ve barış gibi farklı alanlarda verilir ve küresel çapta büyük bir önem taşır. Nobel Ödülleri’nin en dikkat çekici yönü, yalnızca bilimsel başarıları değil, aynı zamanda insanlığın genel refahına sunulan katkıların da ödüllendirmesidir. Farklı bilimsel alanlarda insanlığa derin etkiler bırakan projeler ve buluşlar aracılığıyla, küresel sorunlarla nasıl başa çıkabileceğimiz konusunda yol gösterici bir rol üstlenir. Aynı zamanda gelecek nesillere ilham kaynağı olması bakımından da değerlidir. Yazımızda 2024 yılında verilen Nobel Ödülleri’ni okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    2024 Nobel Barış Ödülü, Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atılan atom bombalarından sağ kurtulanların kurduğu Japon sivil toplum kuruluşu “Nihon Hidanko”ya verildi. Nükleer silahsızlanma için verdikleri mücadeleyi ve bu silahların kullanılmaması gerektiğini tanıklıklarıyla anlatan bu kuruluş, insanlık tarihindeki en yıkıcı silahların dehşetini dünyaya duyurmuş ve nükleer silahların yasaklanmasına yönelik uluslararası düzenlemelerin oluşmasında önemli bir rol üstlenmiştir. Bu çabalarıyla nükleer silahsızlanma konusunda küresel bir farkındalık yaratmayı başarmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    2024 Nobel Edebiyat Ödülü, travma, hafıza ve insan direnci gibi derin temaları ustalıkla işleyen Güney Koreli yazar Han Kang’a verildi. “Vejetaryen” ve “İnsan Eylemleri” gibi çarpıcı eserleriyle tanınan Han Kang, bireylerin hem kişisel hem de toplumsal düzeyde yaşadığı acıları derinlemesine inceleyen, çok katmanlı anlatılar sunar. Eserlerinde, ruhun kırılganlığı ve dayanıklılığı gibi temalar dikkat çekici bir biçimde ele alınırken, toplumsal baskılar, savaşlar ve şiddetin yarattığı derin izler güçlü bir şekilde vurgulanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    2024 Nobel Tıp Ödülü, biyolojinin temel taşlarından biri olan mikroRNA adlı küçük RNA moleküllerini keşfeden Amerikalı biyolog Victor Ambros ve Amerikalı moleküler biyolog Gary Ruvkun’a verildi. MikroRNA’lar, hücrelerin genetik talimatları nasıl işlediğini düzenleyen kritik moleküller olarak, genlerin ne zaman ve ne kadar aktif olacağını belirler ve hücrelerin doğru çalışmasını sağlar. Özellikle, vücuttaki hücrelerin gelişimi ve işleyişinde hayati bir role sahip olan bu moleküllerin keşfi, pek çok hastalığın temelinde yatan genetik süreçlerin anlaşılmasına yeni bir kapı aralamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    2024 Nobel Fizik Ödülü, yapay sinir ağlarının geliştirilmesinde istatistiksel fizik kavramlarını kullanan Amerikalı fizikçi John J. Hopfield ve İngiliz bilim insanı Geoffrey E. Hinton’a verildi. Makine öğrenimi ve yapay zekâ alanında çığır açıcı nitelikteki bu çalışmalar, yüz tanıma ve dil çevirisi gibi uygulamalarda geniş bir kullanım alanı bulmuş ve bu teknolojilerin gelişimine önemli katkılar sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    2024 Nobel Kimya Ödülü, protein yapıları üzerine yaptıkları çığır açıcı çalışmaları nedeniyle Amerikalı biyokimyager David Baker, Britanyalı bilgisayar bilimci Demis Hassabis ve Amerikalı kimyager-bilgisayar bilimci John Jumper’a verildi. Baker, protein tasarımında bilgisayar simülasyonlarının gücünü kullanarak büyük ilerleme sağlarken, Hassabis ve Jumper, biyolojide uzun yıllardır çözülemeyen protein yapılarını tahmin etmek için geliştirdikleri “AlphaFold2” adlı yapay zekâ modeliyle dikkat çekti. Bu yenilikçi çalışmalar, hastalıkların daha iyi anlaşılmasına ve yeni tedavi yöntemlerinin keşfine yönelik büyük bir adım olarak kabul ediliyor. Protein yapılarının çözümü sayesinde, biyomedikal araştırmalar ve ilaç keşfi gibi alanlarda önemli gelişmelerin önü açılarak, insan sağlığına büyük katkılar sağlanması hedefleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    2024 Nobel Ekonomi Ödülü, ülkelerin refah seviyelerini anlamada kurumların rolünü derinlemesine inceleyen çalışmalarıyla ekonomist Daron Acemoğlu, ekonomist Simon Johnson ve ekonomist James A. Robinson’a verildi. Bu ödüllü çalışmalarında, toplumların ekonomik kalkınmasında kapsayıcı kurumların kritik öneme sahip olduğunu vurgulayarak, refah düzeyinin yükseltilmesinde adil, şeffaf ve kapsayıcı yapıların teşvik edilmesinin gerekliliğine dikkat çektiler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dünya çapında tanınan ekonomist Daron Acemoğlu, ekonomik kalkınma, siyasi ekonomi, kurumların rolü ve teknolojik değişim alanındaki çalışmalarıyla öne çıkmaktadır. 3 Eylül 1967’de İstanbul’da doğan Acemoğlu, lisans eğitimini İngiltere’deki York Üniversitesinde tamamlamış; ardından yüksek lisans ve doktora derecelerini Londra Ekonomi Okulunda (LSE) almıştır. Şu anda Massachusetts Teknoloji Enstitüsünde (MIT) profesör olarak görev yapan Acemoğlu, New York Times’ın en çok satanlar listesine giren Ulusların Düşüşü (James A. Robinson ile birlikte) ve Modern Ekonomik Büyümeye Giriş de dahil olmak üzere altı önemli kitabın yazarıdır. Çalışmaları, akademik dünyada olduğu kadar kamuoyu tartışmalarında da geniş yankı uyandırmıştır. Acemoğlu, Nobel Ödülü’nü kazanan üçüncü Türk vatandaşı olarak bu başarıyı elde etmiştir.

  • AYŞEN GRUDA’NIN HAYAT VERDİĞİ KARAKTERLERİN SEVİMLİ REPLİKLERİ

    1944-2019 yılları arasında yaşamış, yolu Türk Sineması’nın bir döneme damgasını vuran Yeşilçam filmlerinden geçmiş, Tosun Paşa’dan Doktor Civanım’a, Namuslu’dan Süt Kardeşler’e onlarca filmde rol almış , “Domates Güzeli” lakabıyla yüzümüzü güldürmüş usta oyuncu Ayşen Gruda… Başrolden ziyade genellikle yan rollerde yer alan ve buna rağmen oynadığı tüm filmlerin taşıyıcı kolonlarından olan sanatçımızı unutulmaz replikleriyle karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bizim Aile – Feride” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Neşeli Günler – Nilgün” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gırgıriye – Sevim” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hababam Sınıfı Tatilde – Ayşe” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Öyle Olsun – Ayşin” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çiçek Abbas – Şükriye” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Avanak Apti – Nevin Şenses” title_font_size=”13″]
  • TÜRK MÜZİĞİNDE KULLANILAN 11 ÇALGI

    TÜRK MÜZİĞİNDE KULLANILAN 11 ÇALGI

    Türk kültürünün değerli hazinelerinden biri de Türk müziğidir. Yerel kültürel zenginliklerden beslenen Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği ya da Anadolu Rock gibi daha güncel müzik formlarında kullanılan çalgılar, diğer ülkelerin enstrümanlarından farklılıklar gösterir. Türk müziği ile özdeşleşmiş olan 11 çalgıyı sizin için bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bağlama ” title_font_size=”13″]

    En karakteristik Türk müziği çalgılarından biridir. Saz ya da kopuz olarak da adlandırılır. Âşıklık geleneğinin önemli bir parçası olan bağlama mızrap ya da parmaklar ile çalınabilir. Yedi teli bulunan bağlama, telli tezeneli çalgılar sınıfına girer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kabak Kemane” title_font_size=”13″]
    türk müziği enstrümanları

    Kökleri Orta Asya’ya dayanan bir çalgıdır. Türk müziğinde kullanılan telli, yaylı ve deri kapaklı tek saz olma özelliğini taşır. Batı Anadolu’da sıklıkla kullanılan bu özel çalgı, Hatay’da “hegit”, Güney Doğu Anadolu’da ise “rubaba” olarak bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karadeniz Kemençesi” title_font_size=”13″]
    karadeniz çalgıları

    Bilinen en eski yaylı enstrüman olan rebaptan evrildiği düşünülen Karadeniz kemençesi üç telli, yaylı bir çalgıdır. Karadeniz müziğinin sembolik çalgısını Batı müziğinde de kullanılan klasik kemençe ile karıştırmamak gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zurna” title_font_size=”13″]
    türk müziği

    Zurna, yüksek sesiyle bilinen nefesli bir çalgıdır. Erik, ceviz, söğüt ya da dut ağacından yapılır ve yüksek sesi sebebiyle genellikle davulla beraber çalınır. Üç bin yıllık bir geçmişi olduğu düşünülen zurna, ülkenin hemen her bölgesinin müziğinde kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Davul” title_font_size=”13″]
    türk müziği

    En basit vurmalı çalgılardan biri olan davul, deri gerilmiş iki kasnaktan oluşur. Tokmak ile çalınan çalgı, Türk müziğinde önemli bir yere sahiptir. Bandoların da ayrılmaz bir parçası olan davulun daha büyük bir formu olan kös ise Mehter’de kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Def” title_font_size=”13″]
    türk müziği

    Yuvarlak bir kasnağa deri gerilmesiyle yapılan def, elle vurularak çalınır. Tarihi oldukça eskiye dayanan def, Mezopotamya’da yapılan arkeolojik kazılarda da karşımıza çıkar. Anadolu’nun bazı yerlerinde “daire”, Trakya’da ise “dare” olarak bilinen def, düğünlerin değişmez çalgılarındandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaylı Tambur” title_font_size=”13″]
    türk müziği

    Yaylı tambur, yayla çalınan bir tambur türüdür ve Tanburi Cemil Bey tarafından icat edilmiştir. Türkiye’nin en değerli müzisyenlerinden biri olan Cemil Bey, müziğine pes bir ses katmak ister ve tamburunun tellerini yükselterek enstrümanı kemençe yayıyla çalar; böylece yaylı tamburu müzik dünyasına kazandırmış olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ud” title_font_size=”13″]
    türk müziği

    İnsanlık tarihinin en eski çalgılarından biri olan udun akort sistemini Farabi’nin geliştirdiği düşünülmektedir. 20. yüzyılda Türk müziğinin vazgeçilmez enstrümanlarından biri haline gelen ud ile kanunun uyumu dinleyenleri büyüler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Darbuka” title_font_size=”13″]
    türk müziği

    Darbuka, Orta Doğu ve Balkanlar’da kullanılan vurmalı bir çalgıdır. Darbuka, düm ve tek olmak üzere sadece iki ses verir ve elle çalınır. Özellikle düğün, nişan ve sünnet kutlamalarında kullanılan bir çalgıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Delbek” title_font_size=”13″]
    türk müziği

    Orta Asya’dan göçen Yörükler vasıtası ile topraklarımıza gelen çalgı delbek, defe benzer ve en çok Fethiye civarında kullanılır. Delbek, kadınlar tarafından çalınır ve genellikle kına geceleri ile asker uğurlamalarında yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kanun” title_font_size=”13″]
    türk müziği

    Kanun, Türk Sanat Müziği’nin değişmez çalgılarından biridir. 24 ya da 27 perdeden oluşur. Bu yapı, Batı müziğinde kullanılan klavseni andırsa da Türk müziğinde kullanılan kanun hem klavsenden hem de Arap müziğinde kullanılan benzerlerinden farklıdır.

  • Her Ülkede Ayrı Bir Sevilen İtalyan Mutfağı

    Her Ülkede Ayrı Bir Sevilen İtalyan Mutfağı

    Kökleri tarih öncesine dayanan İtalyan mutfağı haliyle çok değişim geçirmiş ama bu mutfağa duyulan ilgi dünyanın hiçbir yerinde değişmiyor. Akdeniz’in renkli (özellikle de İtalyan bayrağının renkleri kırmızı, yeşil, beyaz) mutfağı ülkenin her bölgesinde kendine has geleneklerle yaşatılıyor. İtalyanlar için kaliteli yemek o kadar önemli ki 1986 yılında ülkede ilk fast food restoranı açıldığında büyük tepki almış. Ayrıca, İtalya’da yürürken yemek yemek saygısızlık olarak görülüyor ve aynı bizim kültürümüzdeki gibi yemeğin sofra başında sevdiklerinizle tadının çıkarılması gerektiğine inanılıyor. İşte karşınızda dünyanın belki de en sevilen mutfağı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Basit malzemelerin karakteristik lezzeti” title_font_size=”13″]

    Dillerden düşmeyen İtalyan lezzetinin kaynağı temel malzemeler… Domates, peynir, fesleğen ve zeytinyağı ilk akla gelenler arasında. Sadece bu malzemeleri kullanarak bile fotoğrafta da gördüğünüz gibi sade ama özel tarifler yaratmak mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ana yemek makarna” title_font_size=”13″]

    Dünyanın hemen her yerinde en sevilen yiyeceklerden biri olan makarna çeşitleri İtalyan soslarıyla en muhteşem halini alır çünkü İtalya’da ana yemek makarnadır. Biz en çok bolonez, pesto, carbonara gibi çeşitleri bilsek ve sevsek de yaklaşık 450 farklı İtalyan makarna sosu olduğu sanılıyor. Makarnaların üzerine eklenen peynir ve zeytinyağı da sosların tamamlayıcısı olarak kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Makarna asla sadece spagetti değildir!” title_font_size=”13″]

    İtalyan makarna sosları gibi makarnaları da çeşitliliğiyle şaşırtıyor. Aslında bir İtalyan’ın yılda yaklaşık 23 kilogram makarna tükettiğini göz önünde bulundurursak bu çeşitliliğe çok şaşırmamamız gerekir. Lazanya, farfelle, tagliatelle bizim de aşina olduğumuz çeşitler olsa da bu konudaki yaratıcılıkları tüm dünya mutfaklarını aşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pizzanın makbulü az malzemelisi” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın en az makarna kadar ünlü diğer lezzeti malumunuz pizza… İlginç bir şekilde dünyanın her yerinde farklı şekilde yorumlanabilen pizza çeşitlerinin en makbulü ise Pizza Margarita. Domates, peynir ve fesleğen ile İtalyan bayrağının renklerini taşıyan bu tarif ilk kez Kraliçe Margarita için pişirilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pirinçte son nokta risotto” title_font_size=”13″]

    Tıpkı ülkemizde olduğu gibi İtalya’da da her bölgede ayrı bir yerel tat bulursunuz. İşte bu durum pirincin başrolü oynadığı risottoda fazlasıyla hissedilir. Ülkenin her bir köşesinde ayrı malzemelerle hazırlanan risotto Milano’da safranla birleşir ve sade olduğu kadar etkileyici bir tarif önünüze gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İtalyan usulü şarküteri” title_font_size=”13″]

    Peynir çeşitleri gibi şarküteri çeşitleri de bir İtalyan sofrasının olmazsa olmazları arasındadır. Çoğu bölgede hâlâ geleneksel yöntemlerle üretilen şarküteri ürünleri, kavun ve incir gibi meyveler ile sunulur hatta üzerine biraz zeytinyağı gezdirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İtalya hamur işinde sınır tanımaz!” title_font_size=”13″]
    hamur işi

    Pizza gibi bir nimeti ortaya çıkaran İtalyan mutfağının hamur işindeki becerileri elbette oldukça uzun bir liste olur. Ama defalarca mayalanarak tekrar tekrar açılan hamurun zeytinyağı ve taze baharatlarla daha da lezzetlendiği foccacio ve yılbaşı kutlamalarının ekmek ile kek arası bir lezzeti olan kuru meyvelerle dolu panettone’si ilk sıralarda yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İtalyan tarzında tatlı” title_font_size=”13″]

    Peynire bu kadar düşkün bir mutfağın tatlıları da peynir içeriyor tabii… Mascarpone peynirli kremasıyla bizim de pek yakından tanıdığımız tiramisu ve en az tiramisu kadar ünlü olmasına rağmen pek de tanımadığımız, külah şeklindeki hamurun içindeki ricotta, peynirli krema ile kalp çalan cannoli meşhur İtalyan tatlıları arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kahve ve dondurma ya da ikisi birden!” title_font_size=”13″]

    Listemizi İtalyan mutfağının dünyaya sunduğu iki büyük katkıyla bitiriyoruz; dondurma ve kahve. İtalyan dondurması ya da gelato, kremamsı kıvamıyla benzerlerinden ayrılıyor. Kahveyi ise açıklamaya bile gerek yok; İtalyanlar için kahve o kadar geleneksel bir içecek ki zincir kahve dükkânları ancak günümüzde İtalya’da şube açmaya başlayabildi. Bu arada kahve ve dondurma arasında kararsız kalanlara hitap eden affogato yani kahve içinde dondurmayı da denemesini tavsiye ederiz.

  • Cumhuriyet Dönemi Türk Ressamları ve Resimleri

    Cumhuriyet Dönemi Türk Ressamları ve Resimleri

    Türkiye’nin resim sanatı tarihinde önemli bir yeri olan isimleri ve eserlerini Kültür ve Yaşam’a taşıdık. Bunların bir kısmı resim eğitimi almak için Paris’e gönderilen sanatçılarımız ama hepsi sanatlarıyla dünya çapında tanınan, yurt dışında da sergi açan Türk çağdaş resminin öncüleri. İşte karşınızda, Cumhuriyet döneminin ünlü ressamları!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İbrahim Çallı’dan Manolyalar” title_font_size=”13″]
    türk ressamlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nurullah Berk’ten Çömlekçi ve Surlar” title_font_size=”13″]
    türk ressamlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nuri İyem’den Uğurlama” title_font_size=”13″]
    türk ressamlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Abidin Dino’dan Çiçek” title_font_size=”13″]
    türk ressamlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fikret Mualla’dan Kadınlar” title_font_size=”13″]
    türk ressamlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan Anne ve Çocuk” title_font_size=”13″]
    türk ressamlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aliye Berger’den Güneşin Doğuşu” title_font_size=”13″]
    türk ressamlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Burhan Doğançay’dan Kompozisyon” title_font_size=”13″]
    türk ressamlar
  • SONBAHARIN MEYVELERİ VE SAĞLIĞA FAYDALARI

    Kışa merhaba demeye başladığımız günlerde bağışıklık sistemini güçlendirecek besinleri tüketmemiz kaçınılmazdır. Soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıkların riskini azaltacak, vitamin ve mineral oranı açısından besin değeri yüksek meyveleri tüketerek bedenimizin işleyişine katkı sağlayabileceğimiz 6 sonbahar meyvesini ve faydalarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı Kuzey Anadolu olan elmanın ülkemizde birçok farklı çeşidi bulunur. Sağlığa sayısız faydası bulunan elma; prostat ve akciğer kanseri riski başta olmak üzere tüm kanser hastalıkları riskini azaltması, yüksek oranda C vitamini içermesi, DNA hasarını azaltan değerli antioksidanlara sahip olması ve zengin lif içeriği ile bağırsak faaliyetlerine yardımcı olması sebebiyle sıkça tüketilmesi gereken besinler arasında yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı İran olan nar, ülkemizde de birkaç bin yıldır ekilmekte ve tüketilmektedir. Etli yemeklerden tatlılara, pişmiş ya da çiğ, geniş bir kullanım alanına sahiptir. 100 mililitre nar suyu, yetişkin bir insanın günlük C vitamini ihtiyacının dörtte birini karşılarken, içeriğindeki B vitamini ve potasyum sebebiyle günlük beslenme rutinine alınması gereken meyvelerin başında gelir. Türk mutfağında da yer bulan, özellikle salatalarda sıkça kullanılan, doğal nar özleri, şeker içermemesi, düşük kalorili olması sebebiyle tercih edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı Çin olan kivi, 19. yüzyılda Avrupalılar tarafından tüm dünyaya yayılır. Ülkemizde yoğun olarak Karadeniz ikliminde yetişen kivi, yüksek C vitamini içerir. Astım sorunları yaşayanlara tavsiye edilen bu meyve, sindirim sistemini destekler, kalp sağlığını korur. Antioksidanlar açısından zengin olması sebebiyle cilt sağlığına faydası olan kivi, vücudu iltihaplanmalara karşı koruyarak bağışıklık sistemimizi destekler. Tüm bu faydalar bedenimizi kışa hazırlaması için önemli bir yere sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı Güney Asya olan hünnap, ülkemizde hemen hemen her bölgede yetişmektedir. Meyve ve tohumlarının stresi azaltmaya yardımcı olduğu bilinen hünnap, özellikle geleneksel Çin tıbbında sıkça kullanılmaktadır. Mantar ve ülser önleyici olan meyve, antibakteriyel ve iltihap önleyici olması açısından da önemlidir. Ayrıca soğuk algınlığı ve gribi tedavi etme özelliği bulunan hünnabın içeriğindeki yüksek amino asit oranı dikkat çeken diğer özelliğidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İki yarımkürede de yetişen mürver, tatlı ve keskin bir tada sahip olması sebebiyle özellikle reçel ve pekmez hâline getirilerek tüketilse de çiğ olarak tüketilmesi daha çok fayda sağlamaktadır. Minik taneli bir meyve olmasına rağmen doyurucu özelliği ile dikkat çeken mürver; demir, bakır, potasyum ve fosfor gibi değerli mineraller içerir. B, A ve C vitamini açısından zengin olan mürver, aynı zamanda yüksek lif kaynağıdır. Tüm sonbahar meyveleri ile ortak yanı, içeriğindeki antioksidan değerlerinin yüksek olması, ayrıca ödem ve inflamasyonu azaltmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Gülgiller familyasından olan ayvanın dünyadaki üretiminde ülkemiz ilk sırada yer almaktadır. Yağ ve protein oranı çok düşük olan ayva, diyet listelerinde sıkça yer almaktadır ancak bağışıklık sistemine olan katkısı daha değerlidir. %84’ü su olan ayva; pektin, tanen, organik asitler, C vitamini ve faydalı tuz mineralleri içerir. Kalp damar sağlığını korumada önemli bir yere sahip olan ayva, bağırsak hastalıkları riskini de azaltmaktadır. Çekirdeğinin meyvesinden daha faydalı olduğu nadir meyvelerden olan ayva, yüksek oranda protein, az miktarda amigdalin ve emülsin içerir. Ayrıca ayva çekirdekleriyle hazırlanan maskeler cilt bariyerini korumada çok etkilidir.

  • ÇOCUKLARA AĞAÇ VE ORMANLARIN ÖNEMİ NASIL ANLATILIR?

    Çocuklara ağaçlandırmanın önemini anlatmak, onların doğaya olan sevgisini ve sorumluluk duygusunu geliştirmeleri açısından harika bir adımdır. Ağaçlandırmanın anlamını daha eğlenceli ve anlaşılır bir şekilde aktarmak için aşağıdaki yöntemleri deneyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fidan Dikim Etkinlikleri Düzenleyin” title_font_size=”13″]

    Çocuklar, toprağa fidan dikerken bu sürece doğrudan katkıda bulunduklarını hissederler. Fidanın büyüme sürecini izlemek, onların sorumluluk duygusunu güçlendirir. Fidanlara isim vermek ise çocukların ağaçlarla kişisel bir bağ kurmasına yardımcı olur. Zamanla fidanlar büyüdükçe onları ‘kendi ağaçları’ olarak görmeye başlamaları, bu bağı daha da derinleştirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Oyunlar ve Etkileşimli Hikâyeler Anlatın” title_font_size=”13″]

    Ağaçların uzun ömürlü ve doğayı korumalarını anlatan hikâyeler anlatabilirsiniz. Örneğin, bir ağacın fidan olarak filizlenip devasa bir orman ağacına dönüşme yolculuğunu, doğaya katkılarını ve ekosistemdeki önemini çocuklara gösterebilirsiniz. Ağaçlandırma günü için tasarlanmış eğlenceli oyunlar organize edebilirsiniz. Örneğin, çocuklar ağaç dalları ve yapraklardan yapboz yapabilir ya da ağaç dikmeyi konu alan bir hazine avı düzenlenebilir. Yapraklar, dallar ve köklerle basit el işleri yaparak ağaçların büyüme süreçlerini ve çevreye olan katkılarını daha somut bir şekilde görmelerini sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Eğitici Videolar ve Animasyonlar İzletin” title_font_size=”13″]

    Çocuklara ağaçlandırmanın önemini anlatmak için kısa animasyonlar ve eğlenceli çizgi filmler izletmek, çevre bilinci kazanmalarına katkı sağlar. Ağaçların oksijen üretmesi, toprak erozyonunu önlemesi gibi temel bilgileri öğrenmeleri, doğaya olan ilgilerini artırır. Renkli ve hareketli görseller, çocukların dikkatini çekerken konuyu kolayca kavramalarına yardımcı olur. Küçük yaşlarda doğaya dair sorumluluk duygusu kazanmaları, hem çevreyi koruyan bilinçli bireyler olarak yetişmeleri hem de doğayla güçlü bir bağ kurmaları açısından son derece etkilidir. Ayrıca, animasyonlarla sunulan hikâyeler ağaç dikmenin ve doğayı korumanın nasıl bir fark yarattığını onlara somut bir şekilde gösterme imkânı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Doğada Keşif Gezileri Yapın” title_font_size=”13″]

    Çocuklarla birlikte ağaçlarla çevrili bir park veya ormanlık alana keşif gezisi düzenlemek, onların doğaya olan merakını canlı tutar. Bu gezilerde, farklı ağaç türleri ve bitki çeşitliliğini gözlemleyerek doğanın zengin yapısını tanımalarını sağlayabilirsiniz. Ağaç kabuklarının dokusu, yaprakların şekilleri ve renkleri gibi ayrıntılar üzerinden doğanın çeşitliliği hakkında bilgi verebilir, çocukların bu detayları incelemesine imkân tanıyabilirsiniz. Ağaçları dokunarak, koklayarak ve gözlemleyerek tanımak, çocukların doğayla güçlü bir bağ kurmasına katkıda bulunur. Bu tür geziler hem eğitici hem de keyifli bir deneyim sunarak çocuklarda çevre bilincini erken yaşlarda pekiştirir. Ayrıca, ormandaki hayvan yuvalarını, çiçeklerin farklı renklerini ve ağaçların çeşitli büyüme şekillerini gözlemlemek, onların doğaya dair sorular sormasına ve çevreyle ilgili farkındalık kazanmasına destek olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fotoğraf ve Çizim Günlüğü Tutmalarını Sağlayın” title_font_size=”13″]

    Çocukları, kendi elleriyle diktikleri fidanların büyüme sürecini takip etmeleri için bir günlük tutmaya teşvik edin; bu süreçte fidanların fotoğraflarını çekebilir veya çizimlerini yapabilirler. Günlüğü incelerken, ağaçların büyümesi ve doğada oluşturduğu olumlu değişimler üzerine sohbetler edebilir, böylece çocuklarda çevreye olan ilgiyi ve sorumluluk duygusunu pekiştirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ağaçların Çevreye Etkisini Basit Kavramlarla Anlatın” title_font_size=”13″]

    Ağaçların havayı temizlemesi, yağışa katkıda bulunması ve hayvanlara yuva sağlaması gibi işlevlerini basit ve anlaşılır bir dille açıklayabilirsiniz. Örneğin, ‘Ağaçlar nefes almamıza yardımcı olur’ veya ‘Kuşlar ve sincaplar ağaçlarda yaşar’ gibi ifadelerle ağaçların hayatımızdaki önemini çocuklara kolayca anlatabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Evdeki Bitkiler ile Sorumluluk Duygusunu Geliştirin” title_font_size=”13″]

    Evinizde veya okulda bir saksı bitkisini çocuğa emanet etmek, onun doğayla bağ kurması için değerli bir adım olabilir. Bitkinin sulanması, yapraklarının temizlenmesi ve gelişiminin gözlemlenmesi gibi basit görevler, çocuğun sorumluluk bilincini artırırken bitkilerle daha güçlü bir bağ kurmasını sağlar. Böylece çocuk, bir canlının büyümesine katkıda bulunmanın mutluluğunu yaşarken doğaya olan sevgisini de derinleştirir. Bitki bakımını üstlenmek, çocukların çevreye duyarlılığını artırarak onları daha bilinçli ve doğaya saygılı bireyler olmaya teşvik eder. Ayrıca, bitkinin gelişimini izlemek, çocukta sabrı, özeni ve empatiyi pekiştirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ağaç Dostu Şarkılar, Şiirler Öğretin” title_font_size=”13″]

    Çocuklara ağaç dostu şarkılar ve şiirler öğretmek, doğaya olan sevgilerini sanat yoluyla ifade etmeleri için harika bir fırsat sunar. Doğa sevgisiyle yazılmış neşeli şarkılar ve ağaçların önemini anlatan şiirler, onların hafızasında kalıcı izler bırakır. Şarkı söyleyerek veya şiir okuyarak, ağaçların sağladığı oksijenin, sunduğu yaşam alanlarının ve doğadaki güzelliklerin farkına daha içten bir şekilde varırlar. Bu tür sanatsal etkinlikler, çocukların doğaya dair duygusal bir bağ kurmasına ve çevre bilincini daha eğlenceli ve etkili bir yolla pekiştirmesine katkı sağlar. Ağaçlandırma sevgisi çocuk yaşta kazanıldığında, doğa bilinci de kalıcı hale gelir.

  • 8 MADDE İLE SİNEMANIN TARİHİ

    İlk gösterime giren filmden itibaren kitlelerin yoğun ilgisini çekmeyi başaran sinema, 20. yüzyılın en önemli icatlarından biri. Kamera aracılığıyla elde edilen görüntüleri şeritle dizilen kadrajlarla beyaz renkli perdeye yansıtan makineler, kitlelerin yedinci sanat olarak adlandırılan sinema sektörü ile tanışmasını sağladı. Henüz yüz yıldır hayatımızda olan bu teknoloji, gündelik hayatımızın vazgeçilmez eğlence aracına dönüşmüş durumda. Yediden yetmişe herkesin en sevdiği etkinliklerden olan sinemanın tarihini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1891 yılında Amerika’da Thomas Edison ile yardımcısı William Kennedy Laurie Dickson’ın geliştirdiği “Kinetoscope” prototipi ilk film görüntüleme makinelerinden biridir. Cihazın üst kısmında bulunan bir delikten hareketli resimlerin izlenebildiği bu makine, aynı zamanda sinematik projeksiyon aletlerinin de temelini oluşturmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kineteskoptan (kinetoscope) aldıkları ilhamla 1892’de “sinematograf”ı geliştiren Fransız Lumiere kardeşler, 1895’te geliştirdikleri bu makinenin patentini aldılar. Sinematograf ile kaydettikleri “Arrival of a Train at La Ciotat” isimli filmin gösterimini Paris’te bir kafede gerçekleştirdiler. Sinemanın başlangıcı olarak kabul edilen bu film; Lumiere kardeşlerin sinema tarihinin ilk film yapımcısı unvanını almasını da sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Lumiere kardeşlerin filmi, 15 kare hızında çekilmiş ve 55 saniye sürmüştür. Edison’un kaydettiği ilk kayıtlar sirk ve vodvil gösterilerine aitken, Lumiere kardeşlerin filmi gündelik hayat ile ilgili olduğu için daha çok belgesel niteliğindedir. Lumiere kardeşlerin “Sinematograf”ı yaklaşık 10 kilogram ağırlığındaydı. Kolay taşınabilmesi sayesinde Paris’teki birçok mekânda filmlerinin gösterimini sağlayan kardeşlerin ismi sinema tarihine kazınmış oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sadece birkaç dakika süren ilk filmler hem sessiz hem de renksizdi. Sinemanın renkli hâle gelmesi 1902’de şablonlama yöntemi ile gerçekleşti. Her kare tek tek elle boyandığı için uygulanabilir olmayan bu sistem, 1906’da George Albert Smith’in geliştirdiği “Kinemacolor” ile ilk film renklendirme tekniğinin başarılı bir şekilde uygulanmasını sağlamıştır. Bu teknik sayesinde yeşil ve kırmızı renkler özel filtrelerden geçiyor ve iki aşamada renklendirme sağlanıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    George Albert Smith’in 1908 yapımı “A Visit to the Seaside”, sinema tarihinin ilk renkli filmi olurken; renk spektrumunda meydana gelen sapmalar ve aksaklıklar 1932’de Tecnicolor Şirketinin üç renkli filtreyi geliştirmesiyle yıllar sonra ancak son bulabilmiştir. Bu filtre ile çekilen ilk film, Walt Disney’in “Flowers and Trees” isimli animasyonudur, ilk canlı sinema filmi ise 1934’te çekilen “The Cat and the Fiddle” olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Teknik olarak sürekli kendini geliştiren sinema endüstrisi, senaryo ve hikâye oluşturma açısından da gelişmeler göstermiştir. Fantastik sinema ve bilim-kurgu filmlerinin yönetmeni Fransız Georges Melies, sinemanın gerçekliği yeniden kurgulama yeteneğini kullanan ilk yönetmen olmuştur. Lumiere kardeşlerin film gösteriminden çok etkilenen Méliès, 1892-1912 yılları arasında Montreuil’da kurduğu stüdyosunda yüzlerce film üretmiş; Londra, Barselona, Berlin ve New York’ta yüzlerce film gösterimi gerçekleştirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sinemanın sese kavuşması 1925’te Warner Bros’un icat ettiği “Vitaphone” ile olmuştur. 1927’de ilk sesli film “The Jazz Singer” gösterime girmiş ancak ses ile görüntünün senkronize olamamasından sebep saniyede 15 tane olan görüntü sayısı, saniyede 24 kareye yükseltilerek standartlaştırılmıştır. 1930’lu ve 1940’lı yıllar arasında haftada iki kez sinemaya gitmek artık normal bir rutin hâline gelmiş, sinema endüstrisi milyon dolarlar kazanan bir sektöre dönüşmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin ilk sinema filmi Osmanlı döneminde, Fuat Uzkınay’ın “Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı” adlı belgesel kaydıdır. 14 Kasım 1914’te gösterime giren filmin günümüze ulaşan hiçbir kopyası bulunmamaktadır. Gelişen yeni teknolojiler sayesinde hem üretilen sinema filmlerinin görsel dinamikleri değişmiş hem de büyük bütçelere gerek kalmadan bağımsız sinema filmleri de seyircileriyle buluşarak hayatın tüm renklerini içine alan bir sanat dalına dönüşmüştür.

  • Sabırsız Biriyseniz Bu İçerik Size Göre Değil!

    Sabırsız Biriyseniz Bu İçerik Size Göre Değil!

    Hobi diyerek başladığınız ama içine girdikten sonra hayatınızın bir parçası olabilen kimi uğraşlar vardır. Maketçilik, karar verip başlaması zor olabilen ama bir kere adım attığınızda sürekli yenilerini yapmak isteyeceğiniz bu uğraşlardan bir tanesi… İnsana sabır gösterdiği oranda sakinlik duygusu veren, en sevilen hobilerden biri olan maketçiliği 8 madde ile listemize konuk ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    maketçilik

    “Nelerin maketi yapılabilir?” diye soracak olursanız bunun oldukça rahatlatıcı bir cevabı var: İstediğiniz her şeyin! Otomobil, kamyon, otobüs, gemi, uçak, denizaltı, tren, bina, açık ya da kapalı mekânlar, herhangi bir canlı ya da tamamen sizin üreteceğiniz bir tasarımla hayal ettiğiniz her şeyin maketini yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    maketçilik

    Maketini yapacağınız nesnenin gerçekçi olabilmesi için aslına uygun malzeme kullanmanız elbette önemli ama siz yine de ahşaptan, plastikten, strafor, metal ya da dilediğiniz bir malzemeden kesip biçerek ya da yontarak maketler üretebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    maketçilik

    Maketçiliği profesyonel olarak yapanlar olmakla birlikte siz işin en amatör tarafından başlayabilir, kendi stilinizi oluşturabilir, hatta yapacağınız maketlerde ilklere imza atabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    maketçilik

    Belirlediğiniz bir model ya da tamamen hayalinizde olan bir nesnenin maketini yapabilmek için işe malzeme listesi hazırlayarak başlayabilirsiniz. El aletleri, boya malzemeleri, yapıştırıcılar ve diğerleri… Temel malzemeleri temin edip işe başladıktan sonra yeni malzeme ihtiyacınız belirecektir, buna hazırlıklı olmalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    maketçilik

    Maketinizi kabaca yapıp tamamlayabilir ya da örneğin otomobil maketinizi lastiklerindeki çamura kadar detaylandırabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    maketçilik

    Maketinizi detaylandırırken ihtiyacınız olan malzemelerin bazılarını hazır kitler olarak da satın alabilirsiniz ama orijinal keşiflerinizle yapacağınız detaylandırmalar sonuçtan daha fazla haz almanızı sağlayacaktır. Örneğin, hazır çim zemin almak yerine bulaşık süngerinin sert yeşil kısmını kullanabilirsiniz!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    maketçilik

    Maket işiyle uğraşanların özellikle vurguladığı bir konu var ki o da işin hassasiyetini fark etmeyen yakın çevreniz tarafından kırılıp dökülmemesi için maketi muhafaza etmenizin gerekliliği… Tamamen sizin eseriniz olan bu ürünü bittiğinde nereye koyacağınız da önceden düşünmeniz gereken diğer bir ayrıntı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    maketçilik

    Maket yapımı, malzeme temininden onları belli bir forma sokup ürünü oluşturana kadar geçen sürecin tamamında sabır isteyen bir iş… Karşılığında ise hayal gücünüzü geliştirecek, zihin jimnastiği yaptıracak, günün stresinden uzaklaşmanıza yardımcı olacak, ortaya koyacağınız eserinizle gururlanmanızı sağlayacaktır. Çocuklarınızı da teşvik edebileceğiniz bu hobi onların teknik bilgisini de geliştirecek, büyük küçük herkesin fazlaca keyif alacağı bir uğraş.