Blog

  • Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Hayatında Öne Çıkan Yıllar

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Hayatında Öne Çıkan Yıllar

    Atatürk, tüm dünyada hakkında en fazla eser yazılan ilk 100 kişi arasında bulunuyor. Cumhuriyetimizin kurucusunu anlatmak için bugüne kadar 400’e yakın çalışma kaleme alınmış. Şüphesiz ki, dünyada yaşam devam ettiği sürece bu görkemli insanı anlatmak için de kitaplar yazılmaya devam edilecektir. Gelin, Kültür ve Yaşam sayfamızda Gazi Mustafa Kemal’in hayatında öne çıkan yılları tekrar hatırlayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1881, Selanik’te doğduğu yıldı. Anne Zübeyde Hanım ve baba Ali Rıza Bey çocuklarına Mustafa adını verdiler. Beş kardeşi olmuştu Mustafa’nın; sırasıyla Fatma, Ömer, Ahmet, Naciye ve Makbule. Ne yazık ki dört kardeşi küçük yaşlarda hayatını kaybetti. Çocukluğunu ve gençlik yıllarının bir bölümünü üç katlı ve avlulu Koca Kasım Paşa Mahallesi’ndeki evde geçirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1893, Selanik Mülkiye Rüştiyesine kaydolduktan sonra, annesinin karşı çıkmasına rağmen Selanik Askeri Rüştiyesine girmeye karar verdiği ve aslında geleceğini tayin ettiği yıl oldu. Sonraki yıllarda sıklıkla kullanacağı “Kemal” adını da buradaki matematik öğretmeni Yüzbaşı Üsküplü Mustafa Sabri Bey vermişti. Okuduğu askeri okulları Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle 1905’te bitirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1913, Sofya Askeri Ataşesi olduğu yıldı. Verilen kostümlü bir baloya yeniçeri kıyafetiyle katılarak bütün ilgiyi üstüne çektiği bilinir. İstanbul Merkez Kumandan Muavini Kazım Bey’e mektup yazmış, bu kostümleri müzeden alıp kendisine yollamasını talep etmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1915, Yarbay Mustafa Kemal’in Çanakkale Savaşı sırasında Arıburnu’na çıkan düşman askerlerini durdurarak albaylığa yükseldiği ve Anafartalar’dan Kireçtepe’ye askeri zaferler kazandığı yıl oldu. Bundan sonraki her yıl bir başarısına, artırılan bir rütbeye denk gelir. Örneğin, 1916’da Kolordu Komutanlığına, 1917’de Ordu Komutanlıklarına, 1918’de Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığına getirildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1919, 9. Ordu Müfettişliği görevi verilen Mustafa Kemal’in Bandırma Vapuru ile 19 Mayıs günü Samsun’a çıktığı yıldı. Kurtuluş Savaşı’nın fiili başlangıcı olarak kabul edilen bugün için “doğum günüm” demiştir ve 19 Mayıs 1881 kendisinin doğum tarihi kabul edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1921, Büyük Millet Meclisi tarafından Başkomutanlık görevine getirildiği, aynı yıl Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki başarısından dolayı mareşal rütbesi ve “Gazi” ünvanı aldığı yıl oldu. 1922’de ise Büyük Taarruz’u yönetmiş ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni kazanarak düşman işgaline son vermişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1923… Gazi Mustafa Kemal 28 Ekim akşamı Çankaya’da yaptığı toplantıda “Efendiler yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz!” demişti. 29 Ekim 1923 günü Mecliste alkışlar ve “Yaşasın Cumhuriyet!” sesleri arasında cumhuriyeti ilan etti, aynı yıl Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak seçildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    1934, Soyadı Kanunu’nun çıkarıldığı yıldı ve 1934’ün 24 Kasım’ında TBMM tarafından Gazi Mustafa Kemal’e oy birliği ile “Atatürk” soyadı verildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    1938, Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğu yıl oldu. 10 Kasım günü saat 9’u 5 geçe, Dolmabahçe Sarayı’nda son nefesini verdi. Naaşı 20 Kasım günü büyük bir tören, ülkemizden ve dünyadan büyük bir katılım ve gözyaşları içinde Ankara’ya, geçici istirahatgâhı olacak Ankara Etnografya Müzesinde uğurlandı. 15 yıl sonra, yani 10 Kasım 1953 günü, Anıtkabir’deki  ebedi istirahatgâhına defnedildi.

  • SONBAHAR HÜZNÜNÜN HİSSEDİLDİĞİ ŞARKILAR

    Yaz mevsiminin coşkusu sonbaharda kendini hüzne, biraz da melankoliye bırakır. Kışa hazırlandığımız bu mevsim, aslında umudun ve yeni dileklerin de mevsimidir çünkü sonbahar yeni gelen senenin de habercisidir. Baharın serinliğini kalbimizde sıcacık hissettiren ve gönlümüzde özel yeri olan sonbahar şarkılarıyla yaza veda ediyor, sonbaharı selamlıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeki Müren-Seninle Bir Sonbahar ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yıldırım Gürses-Sonbahar Rüzgârları ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bülent Ortaçgil-Eylül Akşamı ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sezen Aksu-Sonbahar ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alpay-Eylülde Gel” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Barış Manço-Ömrümün Sonbaharında ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Teoman-İstanbul’da Sonbahar ” title_font_size=”13″]
  • 8 Madde ile Kışlık İçeceklerimiz Salep ve Boza

    8 Madde ile Kışlık İçeceklerimiz Salep ve Boza

    İsimleri telaffuz edildiğinde bile nostalji havası yaratan salep ve boza, aslında zamana yenilmeyecek kadar faydası çok, içeriği kuvvetli içecekler. Bu özelliklerine soğuk havalarda verdikleri sıcaklığı da ekleyebiliriz. Kadim kış içeceklerimizden salep ve boza 8 madde ile listemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Salep mi sahlep mi? Sahlep Arapça’dan dilimize geçmiş, yanlış da değil ama Türkçe’ye uygun telaffuz salep. Salep, yabani orkidelerin toprak altındaki yumru kökleri kurutulduktan sonra ezilip toz haline getirilerek elde ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Nasıl yapıldığına gelince… Önce derin bir kapta süt kaynatılır ve altı kısılır. Saf toz salep başka bir kapta toz şekerle karıştırılır. Karışım hafifçe kaynayan süte yavaş yavaş ilave edilir. Bu sırada sürekli karıştırıyor olmanız gerekmektedir. Köpükleri gördüğünüzde ise salebiniz olmuş demektir, artık ocağı kapatabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’da çok rağbet gören salep, kahvenin yayılmasından önce Avrupa’da da oldukça ilgi gören bir içecekmiş; özellikle İngiltere’de…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Marketten salep düşüncesiyle aldığımız içeceklerin içinde çok düşük oranda salep bulunuyor. Ama ister marketten alalım istersek kendimiz yapalım salebin eşlikçisinin toz ya da çubuk tarçın olduğunu unutmayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Geleneksel kış içeceklerimizden diğeri de bozadır. Hatta en eski Türk içeceklerinden biridir. Darı irmiği, su ve şekerden yapılır. Bozulabilen bir içecek olduğu için birkaç günü geçmeyen saklama süresine özellikle dikkat edilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Boza, karbonhidrat, laktik asit, B vitamini açısından zengin, sindirim sistemini ve mideyi koruyan, hazmı kolaylaştıran, ara öğün yerine geçebilecek besleyici ve enerji veren bir içecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yakın zamana kadar boza sokakta ya da dükkânlarda satılırdı ve maaile akşamları evde otururken “Booozaa…” nidasını işitmek çok doğaldı. Artık sokaklarda bu sesi pek duymuyorsak da satıldığı dükkânlara gidip boza içmek hala mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yoğun kıvama, ekşimsi tada sahip içeceğin cam şişelerde satılanı makbulken, sunumundaki eşlikçisi sarı leblebi ve tarçındır.

  • BİRBİRİNDEN LEZZETLİ YER ELMALI TARİFLER

    Ana vatanı Kuzey Amerika olan yer elması, toprağın altında patates benzeri yumru şeklinde yetişen bir sonbahar sebzesidir. Avrupa ve Türkiye’de de yaygın olarak yetiştirilen yer elması, demir, potasyum, magnezyum ve fosfor gibi önemli minerallerin yanı sıra C vitamini açısından da zengindir. Soyularak meyve gibi çiğ tüketilebilen bu besleyici sebzeyle yapılabilecek pek çok lezzetli tarif bulunmaktadır. Yüksek lif içeriği sayesinde sindirim sistemine faydalı olan yer elmasıyla hazırlayabileceğiniz çeşitli tarifleri yazımızda sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yer Elması Çorbası” title_font_size=”13″]

    Yer elması çorbası için gerekli olan malzemeler:

    • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
    • 1 adet patates
    • 1 adet adet havuç
    • 500 gr yer elması
    • Tuz
    • Karabiber
    • 1 diş sarımsak
    • 1/2 çay kaşığı toz zencefil
    • 1 adet çubuk tarçın
    • 6 su bardağı su
    • İsteğe göre 1 kaşık krema ya da 1/2 çay bardağı süt

    Geniş bir tencerede küp doğranmış patates ile havuç eklenerek birkaç dakika zeytinyağı ile sotelenir. Ardından iri doğranmış yer elmaları eklenip 2-3 dakika daha sotelemeye devam edilir. Sarımsak, baharatlar ve çubuk tarçın eklenerek karıştırılır, ardından 6 su bardağı su ilave edilir. Sebzeler yumuşayıncaya kadar orta ateşte pişirilir. Sebzeler piştikten sonra çubuk tarçın çıkarılır. Tüm malzemeler blender ile püre haline getirilir. İsteğe bağlı olarak krema veya süt eklenir. Çorba tekrar kaynatılır ve üzerine ince kıyılmış maydanoz serpiştirilerek servis edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yer Elmalı Fırın Çipura ” title_font_size=”13″]

    Yer elmalı çipura için gerekli olan malzemeler:

    • 2 adet çipura
    • 1/2 demet maydanoz
    • 4 adet yer elması
    • 2 adet havuç
    • 1 tatlı kaşığı sirke
    • 1 limon
    • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
    • Karabiber
    • Tuz

    Yer elmaları iyice yıkandıktan sonra kabukları soyulmadan küp küp doğranır ve tuzlu sirkeli suda yarım saat bekletilir. Bu sırada çipuralar; zeytinyağı, ezilmiş veya doğranmış sarımsak, karabiber, tuz ve ince kıyılmış maydanoz ile marine edilir ve bu şekilde yarım saat dinlendirilir. Yağlı kâğıt serilmiş bir fırın tepsisine küp doğranmış havuçlarla birlikte yer elmaları dizilir. Üzerine çipuralar marine edildikleri sosla birlikte eklenerek önceden ısıtılmış 200 derece fırında, yaklaşık 40 dakika pişirilir. Balıklar güzelce kızarıp piştikten sonra fırından çıkarılarak servis edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Baharat Soslu Fırında Yer Elması ” title_font_size=”13″]

    Baharat soslu fırında yer elması için gerekli olan malzemeler:

    • 1/2 kilo yer elması
    • 1 tatlı kaşığı sirke
    • Tuz
    • Karabiber
    • 1 çay kaşığı zencefil
    • Pul biber
    • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
    • 1 yemek kaşığı tereyağı

    Atıştırmalık ya da ana yemeğin yanında ara sıcak olarak sunabileceğiniz bu tarifte, yer elmaları kabukları soyulmadan iyice yıkanır. Yarım saat boyunca sirke ve tuzlu suda bekletildikten sonra küp küp doğranır. Derin bir kapta zeytinyağı ve baharatlar karıştırılır, ardından yer elmaları eklenip iyice harmanlanır. Yağlı kâğıt serilmiş bir tepsiye dizilen yer elmaları, önceden ısıtılmış 200 derece fırında üstleri kızarana kadar pişirilir. Pişirme işleminden sonra tabağa alarak dilerseniz tereyağı ile lezzetlendirebilir ya da yoğurt ile servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yer Elması Turşusu ” title_font_size=”13″]

    Yer elması turşusu için gerekli olan malzemeler:

    • 3-4 kg yer elması
    • 1,5 lt su
    • 3 yemek kaşığı turşuluk kaya tuzu
    • 2 su bardağı üzüm sirkesi
    • 6 diş sarımsak
    • 10 adet çiğ nohut tanesi
    • 1 yemek kaşığı kimyon tohumu
    • 1 tatlı kaşığı tane karabiber
    • 2 adet jülyen dilimlenmiş havuç
    • 1 adet 5 litrelik cam kavanoz

    Orta ateşte derin bir tencerede tuz, 1,5 litre su ile karıştırılarak eritilir. Tuz tamamen eridikten sonra tencere ocaktan alınır ve içine iki su bardağı sirke eklenir. Karışım soğumaya bırakılırken, yer elmalarının kabukları bir sebze yıkama fırçası ile iyice temizlenir. Çok büyük olan yer elmaları ortadan ikiye ya da dörde bölünerek hazırlanır. Cam kavanozun dibine yıkanmış çiğ nohut taneleri, sarımsaklar ve bir miktar havuç eklenir, ardından kabukları soyulmamış yer elmaları dizilir. Bir sıra yer elması dizildikten sonra aralarına tane karabiber ve kimyon tohumları serpiştirilir, bir miktar daha havuç eklenir. Üzerine soğumaya bırakılan turşu suyu karışımı dökülür ve kavanozun kapağı kapatıldıktan sonra karanlık bir yerde 10-15 gün bekletilir. Bu süre zarfında kavanozun kapağı ara sıra açılarak su seviyesinin kontrol edilmesi, gerekirse su eklenmesi önerilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sirkeli ve Yer Elmalı Makarna” title_font_size=”13″]

    Sirkeli ve yer elmalı makarna için gerekli olan malzemeler:

    • 1/2 su bardağı elma sirkesi
    • 2 diş sarımsak
    • 4 dal taze kekik
    • 1/2 demet maydanoz
    • 3 yemek kaşığı zeytinyağı
    • 500 gram yer elması
    • 2 çay kaşığı tuz
    • 1/2 çay kaşığı karabiber
    • 1/2 paket makarna
    • 1/2 su bardağı rendelenmiş parmesan peyniri

    Yer elmalarının sap ve uç kısımları temizlenip yıkanır, ardından soyularak küçük küpler halinde doğranır. Hazırlanan yer elmaları bir fırın kabına yerleştirilir ve üzerine bir tatlı kaşığı zeytinyağı, karabiber ve yarım çay kaşığı tuz eklenip iyice harmanlanır. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında 10 dakika pişirilir. Bu sırada, mikserde dört dal kekik, iki diş sarımsak, maydanoz ve yarım su bardağı elma sirkesi kıvam alana kadar çekilir. Karışıma bir tutam tuz eklenir ve bu sos haşlanmış makarna ile karıştırılır. Fırından çıkan yer elmaları ile soslu makarna birleştirilir, üzerine rendelenmiş parmesan peyniri serpilerek servis edilir.

  • BAŞKENTLER SERİSİ: KAHİRE

    Yaklaşık 7000 yıllık bir geçmişe sahip olan Mısır, dünyanın en önemli medeniyetlerine ev sahipliği yapmış bir ülke. Kültürel ve ekonomik açıdan önemli olayların geçtiği, birçok savaş ve ilklerin yaşandığı Mısır’ın başkenti Kahire, Nil Nehri kenarına konumlanmış. Uzunca bir dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun vilayeti olan, 1922’de Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazanan ve 1953’te cumhuriyeti ilan eden Mısır’ın başkenti Kahire, 20 milyon nüfusuyla dünyanın en büyük başkentlerinden. Mumyalama teknikleri, barındırdığı kültürel hazineler ve mistik yapısıyla doğudan batıya herkesin ilgisini çeken Kahire’nin en dikkat çeken ve en çok ziyaret edilen ikonik yapılarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Neo-klasik tarzda inşa edilen Kahire Müzesi, Antik Mısır Uygarlığı, Roma İmparatorluğu ve Antik Yunan dönemine ait 120 bin eserle dünyanın en önemli müzelerinden bir tanesi olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. 1902 yılında resmi açılışını yapan Kahire Müzesi’ndeki eserler daha önce Giza Müzesi’nde sergilenirken, Mısır’a ait olan eserlerin Mısır’da kalması için başlatılan çalışmalar neticesinde Mısır medeniyetine ait birçok önemli eser Kahire Müzesi’ne taşındı. Kronolojik sırayla eserlerin sergilendiği müzenin en çok ilgi çeken bölümleri, Kraliyet Mumyaları Odaları ile Firavun Tutankhamon’un maskesi ve değerli eşyalarının sergilendiği bölümlerdir. Ortadoğu’nun en eski müzesi olan Kahire Müzesi hem mimarisi hem de içindeki eserlerle Mısır denince akla ilk gelen mekânlardan bir tanesi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Âdeta müze başkenti olan Kahire’deki bir diğer ikonik mekân, Gayer Anderson Müzesi. Bu müze, İslam mimarisinin en önemli örneklerinden bir tanesi. Birbirine bağlı iki evden oluşan müze, ismini İslam arkeolojisi alanında önemli çalışmalar yapan İngiliz Gayer Anderson’dan alıyor. Memlûk Dönemi’nde inşa edilen mimarinin dünyada başka bir benzeri yok. Mobilyalar, halılar ve diğer antika eşyaların bulunduğu müze, Mısır Hükümeti’nin İslam eserlerini koruma ve kötü durumda olanları restore etme çalışmalarıyla eski şaşaalı günlerine dönmüş durumda. James Bond serisi olan “Beni Seven Casus” filminin bazı sahneleri de müzedeki kabul salonu ve terasında çekilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kahire’deki tüm şehre hâkim seyir tepelerinden bir tanesine konumlanmış olan Mehmet Ali Paşa Camii’nin yapımına, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın isteğiyle 1830 yılında başlanmış ve tam 18 sene sonra cami tamamlanmış. 18. yüzyılda doruk noktasına ulaşan barok ve rokoko tarzın en güzel örneklerinden olan yapıda, mermer kaplamalar ve kubbe içlerindeki kalem işleri dikkat çeken detaylar arasında. Yapının mimarı ise İstanbul’dan getirilen Boşnak Yusuf. Caminin avlusundan Kahire’yi izlemek şehri ziyaret edenlerin ilk yaptığı etkinlikler arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Nil Nehri’ndeki Rhoda Adası’nda bulunan saray, 1899-1929 yıllarında Prens Muhammed Ali Tevfik tarafından inşa edilmiş. Endülüs tarzı mermer çeşmelerle süslü sarayı ziyaret eden isimler arasında Winston Churchill gibi dönemin en ünlü politikacıları ve sanatçıları bulunuyor. Sarayın içerisinde 350 kadar antika Türk halısı, Kütahya seramikleri, Osmanlı şamdanları, el yapımı ahşap mobilyalar ve daha birçok değerli eşya var. 1955 senesinde ulusal müze olan sarayın kapıları 2015 senesinden beri ziyaretçilerine açık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Önemli yapılarını Nil Nehri kıyısına kuran Mısırlılar, tüm dünya için büyük öneme sahip piramitleri de bu hat üzerine inşa etmiş. Kahire’de Gize Piramitleri, Büyük Piramit, Kefren Piramidi ve Mikerinos Piramidi Mısır’ın en çok ziyaret edilen yapıları. Sadece Mısırlıların değil, tüm dünyanın büyük ilgisini çeken piramitlerin en eskisi M.Ö. 2650 yılında inşa edilen Basamaklı Piramit. Çevresinde firavun ailesi için yapılmış pek çok mezar bulunur. UNESCO’nun ‘Dünyanın Yedi Harikası’ listesinde bulunan Keops Piramidi, M.Ö. 2589 senesinde Firavun Khufu için inşa edilmiş ve 145,75 metre yüksekliği ile Mısır’ın en büyük piramidi olma özelliği taşıyor. Kefren Piramidi’nin önünde yer alan ve Antik Mısır’da kutsal sayılan aslan ile firavun karışımı Sfenks Heykeli, piramitleri koruduğuna inanıldığı için piramitlerin önünde âdeta bir muhafız gibi konumlanmış. Aynı zamanda Sfenks Heykeli, bilinen en eski ve en büyük heykel unvanına da sahip. Bölgeyi ziyaret edenlerin şaşkınlığını ve hayranlıklarını gizleyemediği bu yapılar sadece Mısır’ın değil, tüm insanlık tarihinin en güzide yapıları arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kahire’nin merkezinde yer alan tarihi çarşı, Memlûk Sultanı Berkuk’un emri ile bölgeyi yöneten Carkas el-Halili tarafından 1382 yılında inşa edilmiş. Osmanlı döneminde Türk çarşısı olarak bilinen çarşıda; restoranlar, hediyelik eşya, halı, kahve ve baharat dükkânları bulunur. Ülkemizdeki kapalı çarşıya benzeyen Han el-Halili; dar geçitleri, labirente benzeyen mimari dokusu ve muhteşem baharat kokularıyla ziyaretçilerine zaman yolculuğu yaşatan bir alışveriş cenneti.

  • KRALİÇEYİ OYNAYAN İSİMLER

    Birleşik Krallık, tahtta en uzun süre kalan kraliçesine veda etti. Sadece Birleşik Krallık’ın değil, tüm dünyanın yoğun ilgisini çeken kraliyet ailesi, yani Windsor Hanedanlığı hakkında çekilmiş birçok dev bütçeli film, dizi ve belgesel bulunuyor. Ünlü oyuncuların hanedanlık üyelerini canlandırdığı filmlerin yanı sıra, kraliyet ailesinin hayatını anlatan belgeseller de izlenme rekoru kırıyor. Düğünlerinden cenazelerine birçok özel ânı televizyondan canlı yayınla tüm dünya ile paylaşan hanedanlığın en çok ilgi çeken karakteri ise elbette Kraliçe II. Elizabeth. Popüler kültürün önemli karakterlerinden biri hâline gelen kraliçenin hayatının anlatıldığı film ve dizilerde oyunculuk performanslarıyla dikkat çeken aktrisleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Henüz kraliçe hayattayken yayınlanmaya başlayan The Crown dizisi ülkemizde de yoğun ilgiyle karşılandı. Kraliçenin farklı yaş dönemlerini farklı oyuncuların canlandırdığı dizide kraliçenin ilk tahtta çıktığı yılları İngiliz oyuncu Claire Foy canlandırdı. Gösterdiği performansla beğeni toplayan Foy, bu dizi ile tüm dünyanın tanıdığı bir isim oldu. 1940’ların sonlarından başlayarak saltanat hayatını anlatan dizinin ilk iki sezonunda kraliçeyi oynayan Foy, sonraki bölümlerde rolünü Olivia Colman’a devretti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Helen Mirren’ın kraliçeye hayat verdiği performansı ile Akademi Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu seçildiği The Queen filmi, Galler Prensesi Diana’nın 1997’deki ölümünün ardından gelişen olayları anlatıyor. En İyi Film dalında Oscar adaylığı da kazanan film, kraliyet ailesi hakkında çekilen en iyi filmlerin başında yer alıyor. Akademi Ödülü’nün yanı sıra BAFTA Ödülü ve Altın Küre gibi önemli ödülleri toplayan Mirren, aldığı övgülerin yanı sıra Kraliçe II. Elizabeth’in özel davetlisi olarak Buckingham Sarayı’nda akşam yemeğine davet edildi ancak yoğun temposu nedeniyle bu daveti kibarca reddetmek zorunda kaldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kraliçe II. Elizabeth’in henüz tahtta çıkmadığı yılları anlatan “Prenseslerin Gecesi” filmi, Prenses Elizabeth ve kardeşi Margaret’in 1945’te II. Dünya Savaşı’nın bitişini kutlamak amacıyla dışarıda geçirdikleri bir geceyi anlatıyor. Elizabeth’i canlandıran Sarah Gadon’un performansı eleştirmenlerden övgü alırken mizahi bir dile sahip film, yarı kurgu yarı gerçek hikâyelere dayanan senaryosu ile bildiğimiz kraliyet filmlerinden farklılaşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Spencer filminin temel konusunu 1991 Noel’ini kraliyet ailesi ile beraber geçiren Lady Diana ve Prens Charles’ın sarsıntılı ilişkisi oluşturuyor. Film, Lady Diana’nın ruh hâline odaklansa da kraliyet ailesinin çoğu üyesi film boyunca ekranlarda görülüyor. Harika bir İngiliz aksanına sahip Kanadalı aktris Stella Gonet’in kraliçeyi oynadığı filmdeki performansı eleştirmenlerden beğeni aldı.

  • KARS’I ZİYARET ETMENİZ İÇİN 7 NEDEN

    Ülkemizde güneşin ilk doğduğu şehir olan Kars, tarih boyunca farklı kültürlere, dinlere ve geleneklere ev sahipliği yapmış önemli şehirlerimizden biridir. Lezzetli mutfağı ve gün doğumunda ayrı, gün batımında ayrı güzellikteki manzaraları ile tanınan Kars, genellikle kış mevsimi ve karla anılsa da dört mevsim boyunca keşfedilecek birçok güzelliğe sahiptir. Ünlü tren rotası Doğu Ekspresi’nin son durağı olan bu şehir, 1853–1856 Osmanlı-Rus Savaşı’nda, Rus ordularına karşı gösterdiği kahraman savunma ile Anadolu’da “Gazilik” unvanı alan ilk şehirdir. Yazımızda, Kars’ı ziyaret edenlerin görmesi gereken başlıca yerleri ve katılabilecekleri etkinlikleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ani Harabeleri” title_font_size=”13″]

    Anadolu topraklarındaki en önemli antik kentlerden olan Ani Harabeleri, Kafkasya ile Anadolu arasındaki kapı olarak anılıyor. Ermenistan ile sınırımızı oluşturan Arpaçay Nehri kıyısında yer alan kent, Orta Çağ döneminde önemli bir ticaret yolu olan İpek Yolu’nun Kafkaslardan Anadolu’ya ilk giriş noktasında kurulmuş, bu dönemde büyük bir gelişme göstererek bölgenin politik, kültürel ve ekonomik merkezi konumuna yükselmiştir. Büyük oranda ayakta kalmış beş kilometrelik etkileyici surları, Ateşgede Tapınağı, kiliseler ve Selçuklu dönemine ait cami gibi farklı dinlere ait yapıları bir arada bulunduran Ani Harabeleri, 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girdi.

    Anadolu’nun en önemli antik kentlerinden biri olan Ani Harabeleri, Kafkasya ile Anadolu arasındaki kapı olarak anılmaktadır. Ermenistan sınırında, Arpaçay Nehri kıyısında yer alan bu şehir, Orta Çağ’da önemli bir ticaret yolu olan İpek Yolu’nun Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya ilk giriş noktasında kurulmuştur. O dönemde hızla gelişerek bölgenin politik, kültürel ve ekonomik merkezi haline gelmiştir. Beş kilometrelik etkileyici surları, Ateşgede Tapınağı, kiliseler ve Selçuklu dönemine ait Ebu’l Menûçihr Camii ile Ani Haraberi, 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kars Kalesi” title_font_size=”13″]

    Kars Kalesi, bölgenin tarihî ve kültürel mirasını yansıtan en önemli yapılar arasında yer alır ve şehri kuş bakışı izlemek için mükemmel bir noktadır. M.S. 1153 yılında, Selçuklulara bağlı Saltuklu Sultanı II. İzzeddin tarafından inşa edilen kale, savunma amaçlı stratejik bir konuma sahiptir. Ancak, 14. yüzyılda Timur’un istilası sırasında büyük hasar görmüş ve neredeyse tamamen yıkılmıştır. 1579 yılında Osmanlı Padişahı III. Murat’ın fermanıyla Lala Mustafa Paşa tarafından yeniden inşa ettirilen kale, bu dönemde önemli bir askeri üs haline gelmiştir.

    Kars Kalesi’nin surları yaklaşık 27 burç ve kule ile güçlendirilmiştir ve çevresinde askerî yapılar, su depoları, cephanelikler ve camiler gibi pek çok ek yapı bulunur. Kale, Osmanlı döneminde de stratejik önemini koruyarak Kafkaslara açılan kapılardan biri olmuştur. Bugün, kale ziyaretçilerine yalnızca şehrin muhteşem manzarasını sunmakla kalmaz, aynı zamanda bölgenin zengin tarihini de gözler önüne serer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çıldır Gölü” title_font_size=”13″]

    Kars şehir merkezine yaklaşık 1,5 saatlik mesafede bulunan Çıldır Gölü, deniz seviyesinden 2000 metre yükseklikte yer alır. En derin noktası 42 metreyi bulan bu göl, Türkiye’nin en yüksekteki en büyük tatlı su gölü olma özelliğine sahiptir. Özellikle kış aylarında, hava sıcaklıklarının -40 derecelere kadar düştüğü günlerde göl tamamen donarak etkileyici bir buz kütlesine dönüşür. Donmuş yüzeyiyle ziyaretçilerine büyüleyici manzaralar sunan Çıldır Gölü’nde atlı kızaklarla gezinti ya da kamp yapabilir aynı zamanda kış aktiviteleri için popüler bir destinasyondur. Donmuş yüzeyiyle ziyaretçilerine büyüleyici manzaralar sunan Çıldır Gölü’nde atlı kızaklarla gezintiye çıkabilir, kamp yapabilir ve kış aktivitelerinin tadını çıkarabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fethiye Camii” title_font_size=”13″]

    Fethiye Camii, 19. yüzyılda Rusya’nın Kars’ı işgali sırasında kilise olarak inşa edilmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında bir süre kapalı spor salonu ve kamu binası olarak kullanıldıktan sonra, 1985 yılında iki minare eklenerek camiye dönüştürülmüştür. Kırmızı tuğlalarla inşa edilen yapının dış cephesi, Rus mimarisinin zarif detaylarıyla süslenmiştir. Camii olarak kullanılmaya başlandıktan sonra iç mekânında yapılan değişikliklerle, İslam sanatının ihtişamlı estetiğiyle uyumlu özgün bir yapıya dönüşmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kars Müzesi” title_font_size=”13″]

    Kars şehrinin merkezinde yer alan Kars Müzesi, bölgenin tarih öncesi dönemlerinden günümüze kadar uzanan geniş bir zaman dilimini kapsayan eserleri sergilemektedir. Müzenin koleksiyonunda arkeolojik buluntular, tarihî eserler ve etnografik parçalar yer alıyor. Urartu, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserler, ziyaretçilere bu medeniyetlerin izini sürme fırsatı sunuyor. Ayrıca, Kars’ın zengin kültürel mirasını yansıtan eserler, şehrin derin tarihi ve köklü kültürel dokusunu gözler önüne seriyor. Eski bir tabya binasında yer alan Kars Peynir Müzesi ise, peynir yapımının tarihçesinden farklı çeşitlerin üretim süreçlerine kadar geniş bir bilgi yelpazesi sunmakta. Kars’ın ünlü peynir çeşitlerinin yanı sıra, Türkiye’nin farklı bölgelerinden peynirlerin hikâyeleri ve üretim yöntemleri de ziyaretçilerle buluşuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sarıkamış Kayak Merkezi” title_font_size=”13″]

    Sarıkamış, kar kalitesiyle kayak ve snowboard tutkunlarını kendine hayran bırakan ve bölgenin en gözde kayak merkezi olarak öne çıkan bir destinasyondur. Sarıkamış’ı diğer kayak merkezlerinden ayıran en belirgin özellik, bölgeye yağan karın türü ve muhteşem doğal güzellikleridir. Buradaki kar, dünyanın ünlü kayak destinasyonlarından biri olan Alpler’deki kristal, toz kar ile aynı özelliğe sahiptir. Ormanlarla çevrili kayak pistleri, rüzgâra karşı korunaklı bir yapı sunar ve bu sayede pistlerde çığ tehlikesi yaşanmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kars Festivalleri” title_font_size=”13″]

    Kars’ta yıl boyunca düzenlenen festivaller, şehrin köklü tarihini ve zengin kültürel mirasını koruyarak gelecek kuşaklara aktarmaya devam ediyor. Kars’ı ziyaret etmek isteyenler, seyahat planlarını bu etkinlik ve festivallere göre ayarlayarak hem şehrin büyüleyici doğasını keşfedebilir hem de yöreye özgü kültürel değerlerle tanışma fırsatı bulabilir. İşte Kars’ta katılabileceğiniz bazı önemli festivaller:

    • Sarıkamış Kristal Kar Festivali
    • 19 Mayıs Güreş Müsabakaları
    • Arpaçay Koç ve Kültür Festivali
    • Uluslararası Kars Kültür Günleri
    • Geleneksel Gravyer ve Kaşar Festivali
    • Kars Kafkas Kültürleri Festivali
    • Uluslararası Altın Kaz Film Festivali
  • MELATONİN HORMONU HAKKINDA MERAK EDİLENLER

    Melatonin, insan vücudunda doğal olarak bulunan ve uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen bir hormondur. Beynin hemen altında bulunan pineal bez ya da diğer adıyla epifiz bezi tarafından salınır. Melatonin, uyku-uyanma zamanlamasının yanı sıra; kan basıncının düzenlenmesi, sirkadiyen ritim gibi faktörleri senkronize etmede önemli rol oynar. Detaylar yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İnsan beyninde yüksek oranda üretilen serotonin molekülleri, epifiz bezi yardımıyla melatonine çevrilmektedir. Sonrasında ise hazırlanan melatonin hormonları kana salınır. Beden sağlığının korunmasında ve iyileşmesinde önemli roller üstlenen melatonin hormonunun gençlikten güzelliğe, sağlıktan mutluluğa birçok etkisi bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Melatoninin vücuttaki asıl işlevi, gece ve gündüz veya uyku-uyanıklık döngülerini düzenlemektir. Karanlık bir ortamda vücut daha fazla melatonin üretir ve bu vücudun uykuya hazırlanması için işarettir. Akşam 21.00 ile 22.00 saatleri arasında salınımı artmaya başlayan melatonin, 02.00 ile 04.00 saatleri arasında en üst seviyeye ulaşır. Sabah 05.00 ile 07.00 arasında azalan melatonin hormonu, yerini kortizol hormonuna bırakır; bu sayede vücudumuza uyanma sinyalleri gönderilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Aydınlık ve ışık, bedenimizi uyku sürecine hazırlayan melatonin üretimini azaltır ve vücuda uyanık olma sinyalini verir. Uyku sorunu olan bireylerde yaygın olarak düşük melatonin seviyeleri görülmektedir. Ortam aydınlatmasından ve yapay ışıktan etkilenen melatonin hormonunun üst düzeyde salgılanması için yatak odasının karanlık olması ve özellikle telefon, tablet ve bilgisayar gibi mavi ışık yayan cihazların yatmadan bir süre önce kullanılmaması gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Melatoninin etkilerinin çoğu, melatonin reseptörlerinin aktif hâle gelmesi ile gerçekleşir. Bitkilerde ve çeşitli gıdalarda da melatonin bulunur. Vücudunuzda melatonin hormonunun azalması durumunda; vişne, kızılcık, fındık, ceviz, anason, papatya, badem, balık, muz, elma, peynir, çilek gibi yüksek oranda melatonin barındıran besinleri tüketebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Melatonin hormonu cildin erken yaşlanmasını da engellemektedir. Uyku süresince salgılanan melatonin hormonu sayesinde vücut kendini sağlıklı bir şekilde yenilerken bu durum daha geç yaşlanmamızı sağlar. Kan basıncının düzenlenmesi, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, enfeksiyonlar, kanser gibi birçok önemli hastalıkta olumlu etkileri olan melatonin hormonu, vücudumuzda gece boyunca üretilen serbest radikallerin temizlenmesine de katkıda bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Düzenli ve sağlıklı bir şekilde salgılanan melatonin hormonu, kandaki yağ ve kolesterol düzeyini düşürür, dolayısıyla kalp sağlığı üzerine olumlu etki eder. Ayrıca düzenli melatonin salgılanması bireylerin diyabet hastalığına yakalanma riskini de azaltmaktadır.

  • RÜYADA GÖRÜLMESİ ZOR OLAN ŞEYLER

    Rüyalar, gerçeklikten kopup fantastik dünyalara geçiş yaptığımız kuralsız bir evren. Ancak bu evrende her ne kadar fizik yasalarına bağlı kalmasak da beynin yapısı gereği birtakım biyolojik sınırlara mahkumuz. Beynin çalışma şeklinden dolayı bazı şeyleri ya da durumları rüyalarda görmek neredeyse imkânsız. İşte o maddeler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Akıllı telefonlar günlük hayatımızda elimizden düşmese de rüyalarda akıllı telefon görmek neredeyse imkânsız. Bu durumu uzmanlar “tehdit simülasyonu teorisi” ile açıklıyor. Rüyalarımızın yüzde 70’lik kısmı üzüntü verici ve tehlikeli durumlarla ilişkili oluyor ve şu an için akıllı telefonlar herhangi bir tehdit oluşturmuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kitap, yol işareti, reklam panosu veya sevgiliden gelen bir aşk mektubu… İçeriği ne olursa olsun uyku döngüleri sırasında dilin anlaşılması ve yorumlanmasıyla ilgili olan beyin bölgeleri büyük ölçüde hareketsiz kaldığı için rüyada herhangi bir şey okumak imkânsızdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gıdıklamanın kendisi hakkında bile çok az şey biliyorken bir de rüyada gıdıklanamama durumunu açıklayan net bir cevap bulunmuyor. Kesin olan tek şey ise bilinçli rüya yani lucid rüya görenlerin bile kendilerini rüyalarında gıdıklayamadıkları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Rüyalarda anlamlı ya da anlamsız pek çok şey görüp duyabildiğimiz halde gördüklerimizin nadiren kokusunu alıyoruz. Bilim insanlarına göre bunun nedeni, bir kokuyu zihinde canlandırmanın oldukça zor olması.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Rüyada belirli görevleri gerçekleştirmenin ne kadar süreceğini araştıran bilim insanları, uyku halindeki insanların beyinlerini inceledi ve rüya gören insanların rüyada ne kadar zaman geçirdiklerini araştırdı. Sonuç ise; rüya görürken gerçek dünya zamanını deneyimleyemiyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Michigan Üniversitesinden araştırmacılar koşu esnasında sağ ve sol beynin iletişim kurmasını sağlayan hızlı bir beyin ritmi keşfetti. Rüyada hızlı bir şekilde koşmanın önündeki engelin sağ ve sol beyindeki bu hızlı ritmin gerçekleşmemesinden kaynaklanabileceğini açıklayan araştırmacılar pek de haksız sayılmaz çünkü uykuda beyin aktif olmasına rağmen beyin dalga aktivitesi yavaştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Rüya gören bir kişi, rüyasında hiç tanımadığını düşündüğü bir kişiyi gördüğünü düşünse de aslında bu kişi daha önce bir otobüste, kantinde, tatilde ya da market alışverişinde gördüğü yüzlerden oluşuyor.

  • İLK TÜRK KADIN RESAMLARIMIZDAN MİHRİ MÜŞFİK HANIM

    Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın ressamlarından Mihri Müşfik Hanım, ülkemizde kadın sanatçıların yetişmesine katkıda bulunmuş, İstanbul Kız Lisesinde resim öğretmenliği yapmış ve çağdaş Türk kadınlarının sanatta ve toplumda yer bulabilmeleri için öncü bir rol üstlenerek sonraki nesillerde sanatçılara ilham vermiştir. Genellikle portre çalışmalarıyla tanınan Mihri Müşfik Hanım, 1922 yılında Mustafa Kemal Atatürk’e olan saygısını göstermek amacıyla üç metrelik bir portresini yaparak ona hediye etmiştir. Mihri Müşfik Hanım’ın hayatı ve eserleri hakkında daha fazla bilgiye yazımızda ulaşabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mihri Müşfik Hanım, ülkemizde ilk tıp eğitimi veren İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinin ünlü hocalarından Dr. Mehmet Rasim’in kızı olarak 1886 yılında dünyaya geldi. Sanata olan ilgisi ve yeteneği, henüz küçük yaşlarda fark edilen Mihri Hanım, 10’lu yaşlarından itibaren resimle ilgilenmeye başladı. Genç yaşta yaptığı resimlerini Sultan II. Abdülhamit’e sunma fırsatı buldu. Sultan, onun yeteneğinden o kadar etkilendi ki, sarayın baş ressamı olan İtalyan sanatçı Fausto Zonaro’dan özel resim dersleri almasını sağladı. Sarayda aldığı bu özel eğitim sayesinde, Batı tarzı resim tekniklerini öğrenen Mihri Hanım, kısa zamanda portre çalışmalarında ustalaşarak dikkat çekici bir kariyere adım attı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İlerleyen yıllarda sanata olan tutkusundan dolayı bu alandaki eğitim hayatına devam ettirmek isteyen Mihri Müşfik Hanım, dönemin zorluklarıyla karşılaşır. Çünkü, o dönemde Türkiye’de güzel sanatlar eğitimi veren tek okul olan Sanayi-i Nefise Mektebi (günümüzün Güzel Sanatlar Akademisi), kız öğrenci kabul etmemektedir. Bu engeli aşmaya kararlı olan Mihri Hanım, 1903 yılında 17 yaşında tek başına İstanbul’dan ayrılarak önce Roma’ya, ardından Paris’e gider. 1905-1911 yılları arasında Paris’te portre ressamı olarak çalışır ve sanatıyla geçimini sağlar. Bu dönemde, Paris’in sanat çevrelerinde kendini kanıtlayarak önemli portre eserlerine imza atar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Fransa’da geçirdiği yılların ardından, Türkiye’de güzel sanatlar eğitimi alanında görev almak üzere yurda döner. Ülkemizde sanat eğitimi veren kurumların açılmasına öncülük eder ve bu kurumlarda dersler verir. 1914’te, I. Dünya Savaşı sırasında İstanbul’da kız öğrencilerin de eğitim görebildiği Güzel Sanatlar Okulunun (İnas Sanayi-i Nefise Mektebi) kurulmasına önayak olur ve burada yönetici ve öğretmen olarak görev yapar. Mihri Hanım, öğrencilerine ilk kez İstanbul sokaklarında resim yapma fırsatı sunar ve kadın sanatçıların toplu sergi açmalarına destek olur. Bu sayede Nazlı Ecevit, Güzin Duran, Belkıs Mustafa, Fahrelnissa Zeid gibi önemli sanatçıların yetişmesine katkı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Mihri Müşfik Hanım, klasik portre ressamlığı geleneğini modern tekniklerle harmanlayarak eserlerinde dikkat çekici bir stil geliştirmiştir. Özellikle detaylı ve gerçekçi portre çalışmalarıyla tanınan sanatçı, Osmanlı sultanları, devlet adamları ve dönemin ünlü isimlerinin portrelerini resmetmiştir. Mihri Hanım, Mustafa Kemal Atatürk’ün de bir portresini yapmıştır. Mareşal üniformasıyla resmedilen bu eser, üç metre boyundadır ve Atatürk’e duyduğu saygının bir ifadesi olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminde Roma’da yapmış ve Ankara’ya hediye olarak yollamıştır. Ne yazık ki bugün bu portrenin nerede olduğu tam olarak bilinmemektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1928 yılında ABD’ye giderek New York’a yerleşen Mihri Müşfik Hanım, burada da sanat çalışmalarına devam etmiş ve çeşitli sergiler açmıştır. ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt ve ünlü mucit Thomas Edison gibi dönemin önemli isimlerinin portrelerini çizerek uluslararası alanda da adından söz ettirmiştir. Ne yazık ki eserlerinin çoğu kaybolmuş olsa da Türkiye’de 32, İtalya’da 36, Fransa’da 23 ve Amerika’da 60’tan fazla eseri kayıt altına alınmıştır. Yaklaşık 150 eserlik bir portföyü günümüze ulaşmıştır. 1954 yılında vefat eden Mihri Müşfik Hanım’ın “Çingene” adlı tablosu, Fransa’nın en prestijli sanat müzelerinden biri olan Louvre’da sergilenmekte ve sanat dünyasında önemli bir yer tutmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Mihri Müşfik Hanım, 1954 yılında New York’ta hayata veda etmiştir. Cumhuriyet tarihinin ilk kadın ressamlarından biri olarak, eserleri ve ülkemize yaptığı hizmetlerle sanat dünyasına büyük bir miras bırakmıştır. Mihri Hanım’ın öncü çalışmaları, kadınların sanat dünyasında kendilerine yer bulmalarını ve kabul görmelerini sağlamada önemli bir rol oynamıştır.