Blog

  • GÜN IŞIĞIYLA GÜZELLEŞEN FOTOĞRAFLAR

    Dünyadan 149,597 milyon kilometre uzakta olan yıldızımız Güneş, uçsuz bucaksız evrende bilimsel olarak sıradan bir gök cismi olsa da yaşadığımız gezegen ve bu gezegendeki tüm canlılar için derin anlamlar taşıyor. Bazen bir fotoğraf karesinde süzülen güneş huzmesi o anı eşsiz kılarken, bazen şairlerin derin hislerinin tercümanı olmak için ilham ışınlarını yansıtıyor. Yazımızda güneş ışığıyla güzelleşen fotoğrafları ve büyük şairlerin dizelerini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Süzülen yelkenler var enginde,

    Dalgalar var, güneş var.

    Güneş ayna ayna, güneş pul pul

    Güneş saçlarınla oynar

    Omzundan tutar giydirir seni,

    Sırtında tül olur belinde kemer

    Boynunda inci

    Ve dişlerinin zâlim çocuk sevinci

     

    Ahmet Hamdi Tanpınar

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güneş, daldan dala sıçrayarak yürüyor
    Bir neden var mı mutlu olmamam için?
    Daha ne kadar yaşadım ki şunun şurasında
    Adını biliyor muyum bütün çiçeklerin?

     

    Ahmet Erhan

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bir ağaç sürüsünün üstünden

    Çok ağaçlı bir ağaç sürüsünün üstünden

    Kesilmiş limon dilimleri gibi düşüyor güneş…

     

    Edip Cansever

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Akan suyu severim ben

    Işıldayan karı severim

    Bir yeşil yaprak

    Bir telli böcek

    Yeşeren tohum

    Güneşte görsem

    Sevinç doldurur içime

    Bir günü

    Güzel bir günü

    Güneşli bir günü

    Hiçbir şeye değişmem

     

    Necati Cumalı

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sanma ki derdim güneşten ötürü;
    Ne çıkar bahar geldiyse?
    Bademler çiçek açtıysa?
    Ucunda ölüm yok ya.
    Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten
    Güneşle gelecek ölümden?
    Ben ki her Nisan bir yaş daha genç,
    Her bahar biraz daha aşığım;
    Korkar mıyım?
    Ah, dostum, derdim başka…

     

    Orhan Veli Kanık

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Rüzgârın esintisiyle, sallanırken eskiden,

    Boynu bükük çiçekler, bilinmiyor neden,

    Hiç bir el değmemiş, kuytu ücra köşeden,

    Bir demet gül topladım, güneş doğarken…

     

    Ramazan Kocapınar

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Güneşi topladım

    yaprak yansımalarından

    gözlük camlarında biriktirip

    gecemi aydınlatmak için

    kıvılcımlı karanfil kokuyordu.

     

    Attila İlhan

  • EVDE SABUN YAPMAK MEĞER ÇOK KOLAYMIŞ!

    Sabunun, ancak ve ancak kimyagerler tarafından laboratuvarlarda yapılabileceğini düşünenlerimiz oldukça fazla. Oysa rengârenk ve kokulu sabunlar üretmek sanılandan çok daha kolay! Sadece, üretimde alkali kullanıldığı ve bunun tahriş edici özelliği olduğu bilinmeli, yapım aşamasında eldiven kullanılmalıdır. Sonrasında yapılması gerekenler ise şöyle…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Evde sabun yaparken uygulayabileceğiniz, sıcak ve soğuk olmak üzere iki yöntem bulunmakta. Sıcak yöntemle yapmak istediğinizde kaynatma kabına zeytinyağı, gül yağı gibi tercih ettiğiniz yağı ve alkali olarak kullanılacak kimyasal sodyum hidroksit ya da potasyum hidroksiti eklemelisiniz. Maddeler ısınıp kaynamaya başladığında sabun oluşmaya, bilinen tabirle sabunlaşmaya başlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir sonraki aşama sabunlaşan ürünü kurutmak olmalıdır. Kurutma sürecinde, aslen zararlı olan alkalinin sabundan uzaklaşması beklenir. Kurutmanın hemen öncesinde istediğiniz koku veya renk verici maddeleri ilave edebilirsiniz. Ürünü kalıplara döktüğünüzde saatler içinde donmaya başlayacaktır. Kalıplara dökmeden kendi kendine kurumaya bırakırsanız, birkaç hafta beklemeniz gerekebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sabun yapımında soğuk yöntem de diğer bir seçenektir. Fakat burada ısı etkisi olmadığı ve tepkime hızlanamadığı için sabunlaşma işlemi daha uzun sürmektedir. Soğuk üretimde bir kaba alınan yağ ve alkali, yoğun bir kıvam elde edilene kadar sürekli karıştırılır. İstenen koku ve renk verici ilave edilerek kalıplara dökülür ve bir iki gün kadar sabunlaşmanın tamamlanması beklenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sonrasında kalıplardan çıkarılan ürün kesilerek kurumaya bırakılır. Bu da yaklaşık olarak birkaç haftalık süre gerektirmektedir. Sabunların döküldüğü kalıplar biçim ve malzeme olarak farklı olabilir. Büyük bir kalıp çok daha rahat çalışmanızı sağlayabilir. Büyük kalıpta kurutulan sabunun, sabun kesme aleti kullanılarak kesilmesi ortaya daha profesyonel bir görüntü çıkmasını sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Elde ettiğiniz kalıp sabunları rahatlıkla banyo dekorasyonunda kullanabilirsiniz. Bu arada sadece dekorasyon objesi olarak sabun üretilebileceğini ama bunun için silikon kalıplar tercih edilmesi gerektiğini de ekleyelim. Bu sayede birbirinden farklı biçimlerde daha eğlenceli sabunlar elde edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dekorasyon amaçlı sabun üretiminde ne alkaliye ne yağa ihtiyacınız olmaz. Hazır olarak satılan sabun bazı almanız yeterlidir. Sonrasında bu bazı ısıtarak eritmeli, sıvı hale geldiğinde içine istediğiniz kokuyu ve renk boyasını eklemeli, ardından da kalıplara dökmelisiniz. Kalıplarda kuruduğunda ise dekoratif sabunlarınız hazır demektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bununla birlikte ürettiğiniz tüm sabunları dekoratif hale getirmeniz mümkündür. İsterseniz kalıptan çıkan kurumuş sabunların üstünü fırça yardımıyla boyayabilir, desenler çizebilir, boncuk, pul gibi süsler yapıştırabilir, hatta içinden kurdeleler geçirebilirsiniz.

  • YUMURTA PİŞİRME YÖNTEMLERİ

    Faydaları, lezzeti ve doyuruculuğuyla tüm dünyanın vazgeçilmez besinleri arasında yer alan yumurta, protein deposu bir besin olarak her yaştan bireyin farklı şekillerde tüketmeyi sevdiği bir yiyecek… Pratik biçimde pişirilebiliyor olması da ekstra avantajlarından biri… Peki, o pratik pişirme yöntemleri neler, kısaca sıralayalım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yumurtayı suda haşlayarak pişirmek en klasik yöntemlerden biridir. Dikkat edilmesi gereken detay kabuğunun çatlak olmamasıdır aksi takdirde yumurta suyun içine dağılır. Su kaynamaya başladıktan sonra ne kadar daha ateşte tutacağınız, yumurtanızı hangi kıvamda tercih ettiğinize göre değişecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sahanda yumurtanın tadı ve görüntüsü, kahvaltı sofralarının en özel müdavimi olmasına sebebiyet vermektedir. Bilhassa tereyağı üstüne kırılan göz göz yumurtaların tadına doyum olmaz. Kalori konusuna dikkat edenlerin tercihi sahanda yumurta yerine haşlanmış yumurta olmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tek başına bir öğün halini alabilen omlet, yumurtanın en leziz hallerinden biridir. Kâseye kırılan ve tercihe göre baharat, ot çeşitleri, peynir ilave edilen yumurtalar iyice çırpılarak kızgın ve yağlı tavaya dökülür, karıştırmadan pişirilir. Sunumunu rulo biçiminde veya dilim dilim yapmak ise tercihinize kalmış…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Poşe yöntemi yumurtanın kabuksuz biçimde suda pişirilmesidir. Su kaynamamalı fakat kaynama derecesine yakın olmalıdır. İçine tuz ile yumurtanın kırıldığında toplanmasına yardımcı olması için sirke katılmalıdır. Suya kırılan yumurta en fazla 4-5 dakika pişirilmeli, ardından kevgirle sudan çıkarılmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Scrambled da denilen fakat yakından bildiğimiz ismiyle çırpılmış yumurta, kahvaltı masalarında domates ve salatalığın, zeytin ve peynirin en doyurucu eşlikçilerinden biridir. Bu yöntemde, sütle çırpılmış yumurtalar hafif yağlanmış kızgın bir tavaya dökülüp sürekli karıştırılmak suretiyle pişirilir, üzerine taze soğan veya frenk soğanı eklenirse daha da lezzetli bir hale gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Muffin kalıbında yumurta pişirmek ise pek de geleneksel olmayan yöntemlerden biridir. Süt, baharatlar ve peynirle karıştırılan yumurtalar yağlanmış muffin kalıplarına dökülerek 180 derecelik fırına yerleştirilir. Farklı bir yumurta sunumu isteyenler için en güzel tariflerden biri budur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Fırında yumurta pişirmenin muffin kalıpları dışında pek çok yolu bulunuyor. Yumurtaları ısıya dayanıklı herhangi bir kaba kırabilir ve önceden ısıttığınız fırına verebilirsiniz. Bilmeniz gereken detay ise yumurtanın pişme süresinin ocaktakine göre daha fazla olacağıdır.

  • YELKEN SPORU HAKKINDA TEMEL BİLGİLER

    Arkeolojik bulgular ilk yelkenlilerin M.Ö. 10. yüzyılda Fenikeliler ve Mısırlıların kullandığını gösterirken; Akdeniz, Atlantik ve Pasifik gibi büyük deniz ve okyanuslarda rüzgâr gücünü arkasına alan birçok ticari yük ve yolcu yelkenlisi yüzlerce yıldır bu rotalarda kullanılmış. Binlerce yıl ulaşım aracı olarak kullanılan yelken, günümüzde daha çok spora ve hobiye dönüşmüş durumda. Rüzgârın ve denizin keyfini çıkarmak amacıyla kullanılan yelken sporuna ait detayları yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dünyada ilk yelken kulüpleri 1700’lü yıllarda, Türkiye’de ise 1890’lı yılların sonunda ortaya çıktı. İlk yarış 1660’ta İngiltere’de York Dükü ile Kral II. Charles’in sahip oldukları iki yelkenli tekne arasında gerçekleşmiş, 1900’de ise yelken yarışı olimpiyat oyunlarına kabul edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Deniz ve adrenalin tutkunlarının sporu olan yelkencilik, yüksek konsantrasyon gerektiren bir spordur. Rüzgâr sayesinde hareket ederek mesafeleri kateden yelken sporunun kendine has ekipmanları vardır. Ayrıca yelken sporu yapmak isteyen kişiler rüzgârın dilinden iyi anlamalı, yelkencilik terimlerini öğrenmeli ve profesyonel ekiplerden eğitim aldıktan sonra denize açılmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dengede durmanın önemli olduğu yelkencilikte, dümeni nasıl hareket ettirebileceğini bilmek çok önemlidir. Rüzgârın gücü ve dümen kontrolü ile kilometrelerce mesafe yol alınabilen yelkencilikte, vücut kondisyonu ise önemli bir diğer konudur. Özellikle güçlü kollara sahip olunması gereken yelkencilikte başarılı olmak için; beden yelken ile uyum içinde olmalı, dengeyi sağlamalı, yorgunluğun üstesinden gelecek zihinsel ve bedensel kondisyona ulaşacak egzersizler yapılmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yelken sporunda bedeni sudan koruyacak kıyafetlerin giyilmesi gerekir. Özel olarak üretilen, su geçirmez kumaşlardan elde edilen ekipmanlar kullanılmalı; cildi terletmeyecek, nefes aldıran, aynı zamanda rüzgârdan da koruyan materyallerden üretilen kıyafetler tercih edilmelidir. Yelken sporunda gerekli olan kıyafetler ise; pantolon ya da şort, tişört, spor ayakkabı ve su geçirmez bir monttur. Dileyen eldiven kullanabilir. Güneşten korunmak için şapka veya gözlük yeterli olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yelkenciliğe başlarken tekneye bindiğiniz an dümeni ve yelkeni kullanarak rüzgâra karşı yelkenliyi hareket ettirmeniz gerekir. Rüzgâr gücü ile bir yelkenli tekneyi istediğiniz noktaya götürmeyi becerdiğiniz an bu sporu başardınız demektir. Yelkencilikte en önemli noktalardan biri de deniz trafiği hakkında bilgi sahibi olmaktır. Suyun üzerinde güvenliğinizi tehlikeye atacak sürprizlerin önüne daha karadayken geçmek gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yelken yarışları şamandıralarla belirlenmiş 10 ya da 20 millik güzergâh üzerinde yapılır. Yarışmacılar bu şamandıralar çevresinde dolanarak varış noktasına ilk ulaşan olmaya çalışır. Yarışlarda yelkenlerin birbiriyle çarpışmaması gerekir ki böyle bir durum olursa çarpışan yelkenliler için ceza dönüşleri uygulanır. Oldukça centilmen bir spor olan yelkencilikte soldan rüzgâr alan yelkenliler sağdaki yelkenliye yol vermek zorundadır. Aynı hatta ilerleyen yelkenlilerde ise rüzgârın estiği tarafta olan yelkenli, diğer teknelerin rüzgarını engellememelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yelken sporunda amaç, belirlenen rotada yapılan müsabaka esnasında diğer rakip tekneleri geçmeye çalışmaktır. Yelken yarışlarında kullanılan tekne türüne göre iki farklı kategori belirlenir: Boardlar ve dingiller. Boardlar rüzgâr ve uçurtma sörfü, dingiller ise hareketli salmalı teknelerdir. Olimpiyatlarda ise optimist, laser, laser radial, 420 sınıfı ve techno 293 kategorilerinde yarışlar yapılır. Olimpik olmayan kategoriler ise Pirat, Dragon, Yat, Uçurtma Sörfü, Funbord ve 12 Kadem Dingil olarak sınıflandırılır.

  • YEŞİLÇAM’IN EFSANE KOMEDYENİ KEMAL SUNAL

    Bizler onu İnek Şaban olarak tanıdık. Kâh yaptığı sakarlıklara güldük kâh canlandırdığı karakterin masumiyetine, saflığına ağladık. Sayısız film, tiyatro oyunu ve sinema projelerinde yer alan ve oyunculuğu ile Türk komedisine yeni bir soluk getiren usta oyuncunun hayatındaki dönüm noktalarını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    10 Kasım 1944’te Malatyalı üç çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya gelen Kemal Sunal, çocukluğunu ailesiyle birlikte İstanbul’da geçirir. Annesi ev hanımı, babası ise işçi olan Sunal, Vefa Lisesinden mezun olur ancak röportajlarında sıkça bahsettiği gibi liseden mezun olması tam 11 sene sürer. Usta sanatçı verdiği röportajlarında durumu şöyle açıklar: Bu benim tembelliğimden, salaklığımdan ileri gelen bir şey değildi. 15-20 kişilik bir grubumuz vardı. Beraber zaman geçiyorduk, beraber kalıyorduk. Anlaşmış bir gruptu. Bir nevi haylazlıktı tabii…” İlk amatör tiyatro oyununu da lise yıllarında deneyimleyen Sunal, “Zoraki Tabip” oyunu ile sahnelere adımını atar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Liseden mezun olduktan sonra yüksek tahsiline Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesinde devam eden Sunal, ekonomik durumu pek de iyi olmayan ailesine destek olmak için fabrika işçiliğinden tutun da elektrikçide çıraklığa kadar çeşitli işlerde çalışır ve üniversiteden mezun olamadan eğitimini yarım bırakmak zorunda kalır. Ancak lisede başladığı tiyatrodan hiçbir zaman kopmayan Sunal, bir sene Kenter Tiyatrosunun ekibinde yer aldıktan sonra Devekuşu Kabare Tiyatrosunda sanat hayatına devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1972’de yönetmen Ertem Eğilmez, çekeceği yeni film için oyuncu arayışına başlar ve tesadüfen tanıştığı Kemal Sunal’a “Tatlı Dillim” filminde bir rol teklif eder. Bu sayede Sunal’ın sinema kariyeri de başlamış olur. Tarık Akan’ın saf ve masum basketbolcu arkadaşı rolüyle çok beğenilen Kemal Sunal, sonraki filmlerde de kötülük bilmeyen, kolay kandırılan masum karakterleri oynar. 1973’te yine Ertem Eğilmez’in “Canım Kardeşim” filminde Kayseri şivesi ile filmde kısa bir rol alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kayseri şivesinin halk tarafından çok beğenildiğini gören Ertem Eğilmez, 1974’te Kemal Sunal ile “Salak Milyoner” filmini çeker. Bu filmin de ilgi görmesiyle devam filmi niteliğindeki “Köyden İndim Şehre” filmi için birlikte çalışırlar. Her iki film de Kemal Sunal’ın büyük rollerde oynadığı ilk filmler olur. Yine aynı yıl çekilen “Mavi Boncuk” filminde kaymakamı canlandıran Sunal, Ertem Eğilmez’in herkese eşit rol vermesiyle filmlerde daha çok rol almaya ve görünmeye başlar. 1974’te ilk kez farklı bir yönetmenle, Zeki Ökten ile, çalışan Sunal, bu filmden sonra başrol oyuncusu olur. Aynı yıl Atıf Yılmaz yönetmenliğinde çekilen “Salako” filminde başrolde izlediğimiz Kemal Sunal, Türk sinemasının en büyük komedyenlerinden biri hâline gelir; oynadığı filmlerle büyük başarı kazanır, halkın adamı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tosun Paşa, Süt Kardeşler, Şaşkın Damat, Hanzo gibi klasikleşen birçok Türk filminin başkahramanı olan Kemal Sunal, oyunculuktaki yükselişini sinemada bir seri ile devam ettirir. Ertem Eğilmez, Rıfat Ilgaz’ın kendi hayatından esinlenerek kaleme aldığı, “Hababam Sınıfı” kitabını sinemaya uyarlayarak onlarca yıl fırtına gibi esecek olan serinin ortaya çıkmasına ve bugün bile izlerken kahkahalar attığımız efsanevi bir komedi film serisinin doğmasına vesile olur. Türk sinemasında başta İnek Şaban tiplemesi olmak üzere canlandırdığı pek çok tiple sevenlerinin kalbinde taht kuran Kemal Sunal, 1974’te Gül Sunal ile dünya evine girer ve bu evlilikten Ali ve Ezo adını verdikleri biri kız, diğeri erkek iki çocuk dünyaya gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1977’de “Kapıcılar Kralı” filmi ile Antalya Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazanan Sunal, samimi oyunculuğu ve hayat verdiği değişik tiplemeleriyle Türk sinemasında komedi oyunculuğuna yeni bir soluk getirir. Özel televizyon kanallarının patladığı 1990’lı yıllardan itibaren oynadığı tüm filmler kesintisiz olarak televizyonlarda yayımlanmaya başlar. Eğitime oldukça önem veren ve her röportajında en büyük eksikliğinin üniversiteyi tamamlamamak olduğunu belirten usta oyuncu, yarım bıraktığı üniversiteden; Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümünden 1995’te mezun olur. Bununla da yetinmeyen sanatçı yüksek lisans yapmaya başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hayatı boyunca 82 filmde rol alan Kemal Sunal, 3 Temmuz 2000’de “Balalayka” adlı filmin çekimlerine başlamak için Trabzon’a gitmek üzere bindiği uçakta kalkıştan hemen önce geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumar. Kemal Sunal için ilk tören, Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenir ve polis bandosuyla Teşvikiye Camii’ne götürülmek için çıkarılan sanatçının naaşı eller üzerinde Rumeli Caddesi’ne kadar taşınır ve binlerce seveni eşliğinde Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilir. Geride bıraktığı filmler bugün bile Türk televizyonlarında yayımlanmakta ve ilgiyle izlenmektedir. Başarılı oyunculuğu ve mütevazı karakteriyle bir nesile âdeta insanlık dersi veren Kemal Sunal’ı rahmet ve özlemle anıyoruz.

  • KOMPOST YAPIMI: ÇEVREMİZ İÇİN KÜÇÜK BİR İYİLİK

    Gıdaların ve çeşitli organik maddelerin artık veya atıklarını çöpe atmayarak doğa için faydalı bir hale getirmek, çevremiz için yapacağımız iyiliklerden sadece biridir. Kompost adı verilen yöntemle atıklar çöp olmak yerine toprağı besleyen doğal bir gübre haline getirebilirsiniz. Gelin konuyu biraz daha detaylandıralım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Öncelikle bir kompost kovası edinmelisiniz” title_font_size=”13″]

    Eğer bir bahçe sahibiyseniz şanslınız, böyle bir durumda doğrudan bahçenizdeki toprağı kullanabileceğiniz için kompost yapımı çok daha kolaylaşır. Apartman dairesinde yaşıyorsanız da endişe etmeyin, kompost işlemini yapabilmeniz için bir kova edinmeniz yeterli olacaktır. İster özel olarak yapılmış kompost kovası alın, ister kendi kompost kovanızı yapın. Bunun için plastik bir kovaya delik açmanız, fakat sinek veya böceklerin girmesini engellemek için bu deliğin iç yüzeyini sinek teliyle kaplamanız gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kompostta neler kullanılabilir, neler kullanılamaz? ” title_font_size=”13″]

    Sebze ve meyve kabukları veya artıkları, çay atığı, yeşil yapraklar, kalsiyum değerini artırmaya da yarayan yumurta kabukları azot bakımından zengindir ve kullanılabilir. Yine ağaç dal ve kabukları, fındık ve ceviz kabukları, kuru yapraklar karbon bakımından zengindir ve kompost oluşumuna katkı sağlarlar. Bununla birlikte et, balık ve hayvansal gıdalar, yağlı yiyecek artıkları, limon, greyfurt gibi asitli besinler kompost yapımında kullanılamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kompost yapımının farklı türleri vardır” title_font_size=”13″]

    Kompost yapımında uygulanan sıcak kompost, soğuk kompost, solucan kompostu veya bokashi kompostu gibi farklı yöntemler bulunmaktadır. Soğuk kompost açık havada yapılabilen ve oluşumu altı ay kadar süren bir yöntemken, sıcak kompostun oluşumu 18-21 gün içerisinde tamamlanmaktadır. Kompost yapımındaki püf noktalarından biri de içeriğine üçte bir oranında yeşil malzeme ve üçte iki oranında kahverengi malzeme eklemektir. Ayrıca kompost ne çok nemli ne de çok kuru olmamalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sıcak kompost yapımının hızlı bir tarifi” title_font_size=”13″]

    Sıcak kompost için kovanın en altına bir kürek toprak koymak gerekmektedir. Üstüne organik atıklar, bir kat ıslak atık bir kat kuru atık olacak şekilde ve 10-15 cm kalınlığında yerleştirilmelidir. İlk günler 50-77 derece olan kompostun sıcaklığı zamanla düşecektir. Sıcaklık düştüğünde kompostu karıştırıp havalandırmak gerekir. Karıştırma işlemi toplamda dört kez tekrarlanabilir. Yaklaşık 4 hafta sonra, kompostun sıcaklığı 30 derecenin altına düşecek ve koyu renkli olacaktır. Bu kompostu yaklaşık iki hafta dinlendirdiğinizde, toprağa dökerek kullanmanız mümkün hale gelecektir.

  • PEMBE ÇİKOLATA RUBY’NİN HİKÂYESİ

    Hangi çikolatayı seversiniz? Bitter, sütlü veya beyaz çikolata? Peki size yepyeni bir çikolata olan Ruby’den haberler versek? Buyurun yazımıza…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Üçüncü tür olarak beyaz çikolatanın tanıtılmasından yaklaşık 80 yıl sonra dünyanın dördüncü tür çikolatası “Ruby” üretildi. Dünyaca ünlü kakao ve çikolata üreticisi bir firma tarafından 2017’de tanıtılan ve doğal pembe rengi ile dikkat çeken Ruby çikolata, çikolata sevenler için son 80 yılın en olağanüstü keşfi olarak kabul ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ruby çikolata, hiçbir renklendirici veya meyve aroması içermemesine rağmen sunduğu yepyeni renk ve tat deneyimi ile şaşırtıyor. Yaban mersini, ahududu gibi orman meyvelerini anımsatan ve hafif mayhoş bir tadı olan çikolatanın pembe rengi ise üretildiği Ruby kakao çekirdeklerinden kaynaklanıyor. Ayrıca Ruby çikolata sütlü çikolatadan daha yüksek antioksidan oranına sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İlk olarak 2004’te özel bir çikolata şirketinde çalışan kakao uzmanlarından biri, bazı kakao çekirdeklerinden alışılmadık renk ve lezzette bir çikolata üretebileceğini keşfetti. Bunun üzerine küresel araştırma şirketleri ve Jacobs Üniversitesi iş birliğiyle gerçekleşen araştırmalar yapıldı. 13 yıllık bir AR-GE sürecinin sonucunda; Ekvador, Brezilya ve Fildişi Sahilleri’nde yetiştirilebilen ve Ruby olarak adlandırılan kakao çekirdeklerinde doğal olarak bulunan eşsiz bileşenlerin alışılmadık şekilde pembe renk ve meyvemsi bir tat sağladığı anlaşıldı. Çikolata üreticileri tarafından özenle geliştirilen formülü ile 5 Eylül 2017’de dördüncü tür çikolata olarak tüm dünyaya tanıtıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dördüncü tür çikolatanın keşfi çikolata severler için heyecan verici bir gelişme olmanın ötesinde benzersiz bir çikolata deneyimi de sundu. Öncelikle göz kamaştıran rengiyle tüketiciyi meraklandıran Ruby çikolatanın lezzeti de tüketenleri şaşırttı. Meyve aroması veren hiçbir katkı maddesi içermemesine rağmen orman meyvelerini andıran mayhoş tadı ilgi çekti. Şefler ve çikolata imalatçıları tarafından son yılların en büyük keşfi olarak görülen Ruby çikolata, dünya genelinde 2019’un gıda trendi hâline geldi. Ruby çikolata, akışkan kıvamı ile ganaj, şekerleme ve pastacılık ürünlerinde sıkça tercih ediliyor.

  • GELECEĞİN MESLEKLERİ VE ÜNİVERSİTE BÖLÜMLERİ

    Teknoloji çok hızlı bir şekilde gelişiyor. Geriye dönüp baktığımızda bu gelişimi net olarak görebiliyoruz. Teknolojinin gelişmesi ve değişmesiyle birlikte hayatımızda da birçok değişim oluyor. Teknoloji sayesinde hayatımıza bilgisayar, telefon, tablet, vb. birçok cihaz girdi. Günümüzde bu cihazlar yaşamımızın başköşesinde dururken gelişen dünyanın ihtiyaçları da hızla değişiyor. 50 sene öncesinin dünyası ile günümüz dünyası kıyaslandığında bazı mesleklerin geçerliliğini yitirdiğini görebiliriz ancak günümüz dünyasında olmazsa olmaz dediğimiz birçok yeni uzmanlık gerektiren mesleklerin de sayısı her geçen gün artıyor. Bu meslekleri ve bu mesleğe sahip olmak isteyen öğrencilerin üniversitelerde hangi bölümlerde okuması gerektiğini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yapay Zekâ ve Veri Mühendisliği” title_font_size=”13″]

    Günümüzde teknoloji ve yapay zekâ hayatımızın ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Dört yıllık lisans programı olan bu bölümün eğitimin müfredatında insan beynine benzer şekilde; mantık yürütme, analiz etme ve bir sonuca varma işlemlerinin makinelerle yapılması için gerekli eğitimler veriliyor. Birbiri ile alakalı iki disiplini içeren bir lisans dalı olan “Yapay Zekâ ve Veri Mühendisliği Bölümü”nde okumak isteyen gençlerin yapay zekâ ile yazılım konusuna meraklı, disiplinli, teknolojiyi yakından takip eden ve bu gelişimin parçası olmayı istemesi ileride bu mesleği yapacak öğrenciler için oldukça önemli. Bilgisayar mühendisliğinin bir alt dalı olan bölüm, gelecekte hem yurt içi hem yurt dışında en çok tercih edilecek meslek dallarından biri olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İnternet ve Ağ Teknolojileri” title_font_size=”13″]

    “İnternet ve Ağ Teknolojileri Bölümü”, internet ve bilgisayar teknolojilerinin gelişmesi ve değişmesi sonucu ortaya çıkan verilerin paylaşımı, saklanması, güvenliği, iletimi ve işlenmesi için kullanılan bilgisayar donanımını, yazılımını, bilgisayar ağlarını ve iletişim teknolojilerini kullanabilen meslek elemanı yetiştirmek için eğitim veren iki yıllık bir bölümdür. “İnternet ve Ağ Teknolojileri Bölümü”nden mezun olanlar, internet hizmeti vermekte olan tüm kurum ve markaların bilişim sektöründe iş imkânı bulabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mekatronik Mühendisliği ” title_font_size=”13″]

    “Mekatronik Mühendisliği Bölümü”, yeni makine ve araçların üretim ve işlevlerindeki verimliliği artırmak için mekanik, elektronik ve bilgisayar mühendisliğinin özelliklerini birleştirir. Mekatronik mühendisi, üretim sürecindeki değişiklikleri uygulamaya koymadan önce, montaj hattı verimliliği ve maliyet gibi faktörleri göz önünde bulundurarak, iyileştirmeler yapmak için çeşitli yöntemlerle testler yapar. Potansiyel çözümleri geliştirmek için bilgisayar destekli tasarım yazılımı kullanır. Dört yıllık eğitim sürecinin ardından mezunlar; endüstriyel otomasyon, otomotiv ve havacılık sektörü, gemi endüstrisi, çeşitli sanayi kolları ve tıp sektöründe çalışabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sondaj Teknolojileri ” title_font_size=”13″]

    Sondaj teknolojisi; sondaj projelerini planlama aşamasından tamamlama aşamasına kadar takip eden bir sistemdir. 2 yıllık ön lisans eğitimi alan bölüm mezunları; jeotermal, petrol, maden ve su çıkarma gibi işlemlerde zemin etütleri konularının yanı sıra sondaj gerektiren hafriyat işlerinde ara kademede de görev alabilmektedir. Ayrıca bu bölümden mezun olan öğrenciler “Dikey Geçiş Sınavı”na katılarak; “Jeofizik Mühendisliği”, “Jeoloji Mühendisliği” ve “Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği” gibi lisans bölümlerine geçiş yapma hakkı da elde edebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dezenfeksiyon, Sterilizasyon ve Antisepsi Teknikerliği” title_font_size=”13″]

    “Dezenfeksiyon, Sterilizasyon ve Antisepsi Teknikerliği”, sağlık sektöründe hastalara kullanılacak tıbbi aletlerin tekrar kullanıma hazırlanması gereken tüm basamakları teorik olarak bilen ve pratik olarak bunları yapabilecek beceriye sahip sağlık sektörüne teknik elemanlar yetiştirir. Bu bölümden mezun olanlar bireysel çalışma imkânına sahip olmayıp özel ve kamu hastaneleri ile polikliniklerin sterilizasyon birimlerinde çalışabilir. Ön lisans programından mezun olan öğrencilerin eğitim süresi ise iki yıldır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bilişim Güvenliği Teknolojisi ” title_font_size=”13″]

    “Bilgi Güvenliği Teknolojisi”, bir ön lisans programıdır ve eğitim süresi iki yıldır. “Bilgi Güvenliği Teknolojisi Bölümü”nü tercih etmeyi düşünen öğrenciler sorumluluk sahibi ve ekip çalışmasına uygun olmalıdır. Mezunlar iş yerlerinin bilgi-işlem birimlerinde görev alır ve iş yerinin bilgi güvenliğini sağlar. Bu bölüm mezunları hem kamuda hem özel sektörde iş sahibi olabilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3D Üretim Mühendisliği ” title_font_size=”13″]

    Yeni bir teknoloji olan 3D baskı teknolojisi, hızlı büyüyen sektörlerin başında geliyor. 3 boyutlu yazıcılar ve 3 boyutlu modelleme uygulamalarında uzmanlara artan oranda ihtiyaç duyuluyor. Bu alandaki istihdam artışının nedeni ise, modern endüstri firmalarının yanı sıra geleneksel iş yerlerinin de pratikliğinden ve maliyetinden dolayı 3D yazıcılara yönelmesinden kaynaklanıyor. Bilişim, yeme-içme, sağlık, tekstil, savunma sanayii, sanayi sektörü, eğlence ve turizm gibi alanlar başta olmak üzere hemen hemen her sektörde aktif bir şekilde görev alacak mühendisler yetiştiren “3DÜretim Mühendisliği Bölümü”, dört yıllık eğitimin ardından 3 boyutlu yazıcıların kullanımına doğrudan hâkim olan meslek sahiplerine iş imkânı sağlıyor.

  • TARİHİ GÜZELLİKLERİYLE BARTIN

    Karadeniz’in yeşilini ve doğasının güzelliğini sonuna kadar hissedebileceğiniz şehirlerden biri olan Bartın kendine has şivesiyle, evleriyle, tarihi güzellikleriyle Türkiye’nin sevilen illerinden biridir. Bu yazımızda Bartın hakkında pek çok bilgi paylaşacağız ancak önce en ilginç olanı ile başlayalım. Antik çağda Parthenios adı verilen Bartın Irmağı’nın kenarında kurulan kentin, daha önce Parthenia olarak anıldığını ve zamanla Bartın’a dönüştüğünü biliyor muydunuz? Mimarisinden kültürüne, mutfağından tarihine birçok kendine özgü zenginliğe ev sahipliği yapan Bartın’ı 6 madde ile listemize konuk ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz Bölgesi’nin en yağış alan şehirlerinden biri olan Bartın’ın %40’ı ormanlarla kaplıdır; yazlar yağmurlu ve serin geçerken, kışlar oldukça soğuk olur. Amasra, Kurcaşile ve Ulus ilçelerine sahip olan Bartın aynı zamanda Türkiye’nin en küçük şehirlerinden de biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bartın denince akla ilk gelenlerden biri kendine has güzellikteki evlerdir. Ahşaptan yapılan ve özel bir mimariye sahip olan bu evler Bartın’ın tarihi zenginliklerindendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ekonomisi tarım, ormancılık ve madenciliğe dayanan Bartın’ın toprakları çok verimlidir bu nedenle tarım faaliyetleri oldukça fazladır. Buğday, arpa, fasulye, mısır, elma ve armut başlıca yetiştirilen mahsullerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bartın özellikle yaz turizmi bakımından önemli bir konumdadır; muhteşem manzaraya sahip yaylaları, yemyeşil doğası ve tertemiz havasıyla pek çok aktiviteye ev sahipliği yapar. Bunların başında doğa yürüyüşleri, avcılık ve olta balıkçılığı gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Pek çok doğal ve tarihi güzelliğe sahip olan Bartın’da başlıca gezilecek yerlerden birkaçı; Güzelcehisar, İnkumu Plajı, Göldere Şelalesi, Bartın Şehir Hamamı, Amasra Hamamı, Yeraltı Çarşısı, Hisarkale Mahzeni, Amasra Kalesi, Taşhan, Tekkeönü Kalesi’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bartın’ın mutfağı ayrı bir lezzet şöleni sunar. Özellikle etli, sebzeli, hamur işli ve zeytinyağlı yemekler mutfağın gözdesidir. Kendine has lezzetler arasında en dikkat çekenler pum pum çorbası, yumurtalı isput, kabak burması ve pirinçli mantıdır.

  • AKDENİZ’İN AKŞAMLARI GİBİ YEMEKLERİ DE BİR BAŞKA

    AKDENİZ’İN AKŞAMLARI GİBİ YEMEKLERİ DE BİR BAŞKA

    Dedelerimizin taşı toprağı altın dediği yurdumuzun mutfağında da durum farklı değil. Hangi bölgeye elinizi, hangi şehre adımınızı atsanız kadim tarifler, damak çatlatan lezzetler, hayret uyandıracak bir çeşitlilikle karşılaşıyorsunuz. Kültür ve Yaşam olarak bölgelerde öne çıkan yemekleri karşınıza getirmeye devam ediyoruz ve şimdi sıra Akdeniz Bölgemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Aslında piyaz sadece Akdeniz’in değil genel olarak Türk mutfağının yan lezzetlerinden biridir fakat en çok tüketen illerimiz güneydedir. Akşamdan ıslayıp haşladığınız kuru fasulyeye domates, kuru soğan, maydanoz, haşlanmış yumurta, sirke, limon ve zeytinyağı eklediğinizde enfes piyaz salatasını elde edersiniz. Ama bilmelisiniz ki Antalya usulü yapmak istediğinizde işin içine mutlaka tahin de girmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yılın ancak belli dönemlerinde yapılabilen kabak çiçeği dolması yapım aşamasında zarif dokunuşlar ister. Önce yaprağı yırtmadan içindeki sarı çiçekleri çıkartmanız, sap kısmındaki yeşillikleri kopartmanız gerekir. Sonra da yapacağınız ölçüye göre pirinci çeşitli baharatlarla harmanlayarak iç harcı hazırlamalısınız. Püf noktası ise pişerken yırtılmaması için kabak çiçeklerini ağzına kadar doldurmamaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde özellikle Hatay-Antakya ile Mersin-Tarsus arasında tatlı bir çekişme yaşatan humus, Ortadoğu’dan çıkıp Anadolu vasıtasıyla dünyaya yayılmış ve epey de rağbet gören bir tattır. Haşlanmış nohutun püre haline gelene kadar ezilmesi ve tahin, limon suyu, sarımsak başta olmak üzere tercihe göre kimyon, dereotu, nane eklenmesiyle elde edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İçli köfte demek büyük zahmetlerle sofraya getirilen nefis bir tat demektir ve Güneydoğu başta olmak üzere yurdumuzun farklı yerlerinde de yapılagelir. Antakya’da yapılan oruk da bir içli köfte çeşididir ve en belirgin farkı hamuruna kıyma değil dövülmüş et katılmasıdır. Ayrıca mekik şeklinde oruklar yapılabildiği gibi aynı malzemeler tepsiye tek parça halinde yayılarak tepsi oruğu da yapılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sac başında tantuni beklemenin keyfi tıpkı kebap siparişini ocak başında beklemeye benzer. Küçük küçük doğranmış dana etinin sacda ara sıra dökülen et suyu eşliğinde çevrilmesi tok insanın iştahını saniyeler içinde kabartır. Mersin şehrimizle özdeşleşen tantuni özellikle pamuk yağı ile yapılır ve maydanoz, kuru soğan, toz kırmızıbiberden oluşan garnitür eşliğinde lavaşa sarılarak tüketilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’de kebap denince akla gelen iki isimden biri elbette Adana kebaptır. Kuzu etinin zırh diye de bilinen bıçaklarla elde kıyılması bu lezzetin alametifarikasıdır. Tabii bölge özelliklerini taşıyan geleneksel tekniklerle yapılmış bir Adana kebap yemek istediğinizde gideceğiniz adres Adana olmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Akdeniz demek, baştan sonra turunçgillerin de anavatanı demektir. Bu bölge portakalın, mandalinanın, limonun, bergamotun rengiyle karış karış, kokusuyla buram buram ortalığı kapladığı yerdir. Bu güzellikleri mevsimi dışında tüketmenin en iyi yollarından birinin reçellerini yaparak muhafaza etmek olduğunu da en iyi Akdenizliler bilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Son lezzetimiz de Akdeniz şehirlerinden Kahramanmaraş’tan gelsin. Maraş dediğimizde karşı taraftan düşünmeden gelecek yiyecek adı elbette dondurma olacaktır. Tadı ve kıvamıyla dillere destan olan Maraş dondurmanın özelliği keçi sütünden ve Ahır Dağı’nda yetişen saleplerden yapılmasıdır. Kahramanmaraş dövme dondurma da denilen vitamin dolu lezzetin yurt dışına ihracatı da yapılmaktadır.