Blog

  • MATEMATİKLE İLGİLİ İLGİNÇ BİLGİLER

    MATEMATİKLE İLGİLİ İLGİNÇ BİLGİLER

    İngiliz matematikçi Godfrey Hardy, matematiğin dünyadaki en masum uğraş olduğunu söylemiş. Matematikte zekâdan önce sabır geldiğini söyleyen kişi ise Türk matematikçi Cahit Arf. “Matematik ne neden söz ettiğimizi ne de söylediğimiz şeyin doğru oIup olmadığını bilmediğimiz bir konudur.” Bu söz ise aynı zamanda matematikçi de olan İngiliz filozof Bertrand RusseII’a ait. Sayıların hâkimiyetindeki matematik dünyasının en tatlı tarifleriydi bunlar… Şimdi sıra, matematikle arası iyi olmayanların bile ilgisini çekecek bilgilerde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sizce “matematik” kelimesi hangi anlama geliyor? Durun! Hiç uğraştırmadan cevabı biz verelim; matematik kelimesinin kökeni Eski Yunancada “ben bilirim” anlamına gelen “matesis” sözcüğüne dayanıyor. Zaman içinde dönüşen kelimenin son olarak dayandırıldığı sözcük ise “mathematikós” ve o da “öğrenmekten hoşlanan” anlamına gelmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hiç düşündünüz mü, neden bir saat 60 dakikadır? Ya da neden 1 dakika 60 saniyedir? Cevabı eski çağlarda ve Mezopotamya’da gizli! Bu coğrafyada bir imparatorluk kuran Babilliler, matematikte temel olarak 60 sayısını esas almışlar ve bu hesapları günümüze kadar geçerliliğini korumuş. Hatta 1 çember=360 derece kuralını getirenler de yine Babilliler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Karekök sorularını kolayca çözenlerden misiniz? O zaman size bir soru… Karekök işaretinin anlamı nedir? Sakın doğru cevap veremediğiniz için üzülmeyin, çünkü 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi dedirten bir cevabı var. Meğer karekök işareti için, İngilizcede “kök” anlamına gelen “root” kelimesinin başındaki “r” harfinden ilham alınmış!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Antik Roma kaynaklı olan Roma rakamlarını biliyorsunuz; I, II, III, IV, V, VI, VII, VIII, IX, X… İyi ama Roma rakamlarında “sıfır/0” sayısının karşılığı neydi? İşin aslı bu sayı sisteminde sıfır rakamı bulunmamakta… Ve o nedenle de modern aritmetik sistemi için yetersiz kalmakta, günümüzdeki işlevi dekoratif amaçlı kullanımdan öteye geçememektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Matematik için x, y, z harfleri, denklemlerdeki bilinmeyenlerin meşhur isimleridir. Hatta bu isimleri o kadar benimsemişizdir ki günlük konuşmalarımızda bilinmeyen bir kişiden bahsederken bile “x kişi” deriz. Bilinmezliği ifade etmek için bu harflerin seçilme nedeni ise alfabenin en uzağındaki, en sonundaki harfler olmalarıymış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1878-1955 yılları arasında yaşayan Amerikalı matematikçi Edward Kasner, sonsuz olmayan çok büyük sayıları ifade etmek için sözcükler belirleme fikrini ortaya çıkaran kişi. Bir gün, 1 sayısının devamına 100 tane “sıfır/0” ekliyor ve yeğeninden bu sayıyı karşılayacak bir kelime söylemesini istiyor, 9 yaşındaki çocuğun verdiği “googol” cevabı, 10 üzeri 100’ü ifade eden kelime olarak literatüre geçiyor. Tekrar matematiksel ifade edelim: 1 googol= 10100

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sayfayı ilginç ve gerçek bir matematik sorusuyla kapatmaya ne dersiniz? İşte geliyor:

    1 ile 10 arası tüm sayılara tam olarak bölünebilen en küçük sayı hangisidir? Yani, 3’e de, 7’ye de, 4’e de bölünse bölüm bir tam sayı, kalan sıfır olmalı. Ve süreniz başladı…

     

    Doğru cevap: 2520

  • 2025’TE YILDIZI PARLAYAN TEKNOLOJİ TRENDLERİ

    Her geçen yıl daha da hız kazanan dijital dönüşüm, 2025’te yepyeni teknolojik trendlerle hayatımızı şekillendirmeye devam ediyor. Bu yıl, yalnızca bireysel yaşamı değil; iş dünyasını, iletişim alışkanlıklarını ve toplumsal yapıları da dönüştürecek bir dönüm noktası olma niteliği taşıyor. Yapay zekâ, blockchain, 5G teknolojileri ve otonom araçlar gibi gelişmeler, artık geleceğin değil, bugünün belirleyici unsurları hâline geliyor. 2025; teknolojinin yalnızca hayatı kolaylaştıran bir unsur olmaktan çıkıp, aynı zamanda geleceği tasarlayan bir güç hâline geldiği bir yıl olacak. İş yapış biçimlerinden şehir planlamalarına, eğitimden sağlığa kadar pek çok alanda etkisini hissettirecek bu trendler, teknolojinin yön verdiği yeni bir çağın kapılarını aralıyor. Detaylar yazımızda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kişiselleştirilmiş Yapay Zekâ Teknolojileri ” title_font_size=”13″]

    Bu yıl fotoğraf düzenleme, çeviri yapma ve internet araması gibi işlevleriyle öne çıkan yapay zekâ (AI) araçları, artık doğrudan telefonlarımıza kadar ulaştı. Bu gelişme, yapay zekânın dijital hayatlarımızın merkezine yerleştiği ve kişisel düzeyde daha işlevsel hâle geldiği yeni bir çağın başlangıcına işaret ediyor. 2025’te yapay zekâ destekli kişisel asistanlar, kullanıcıların alışkanlıklarını daha iyi analiz ederek çok daha özgün ve isabetli öneriler sunabilecek. Bu sistemler, sadece komutlara yanıt vermekle kalmayacak; zamanla sizi tanıyacak, ihtiyaçlarınıza özel çözümler sunarak gerçek anlamda bir “dijital yardımcıya” dönüşecek. Eğitimde kişiselleştirilmiş yapay zekâ uygulamaları, öğrencilerin öğrenme hızına, tarzına ve ihtiyaçlarına göre uyum sağlayabilen sistemler sunacak. Bu sayede her birey, kendi temposuna uygun bir öğrenme süreciyle daha derin ve kalıcı bilgiler edinebilecek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Metaverse ve Genişletilmiş Gerçeklik (XR)” title_font_size=”13″]

    Metaverse ve genişletilmiş gerçeklik (XR) teknolojileri, 2025 yılında dijital ve fiziksel dünyalar arasındaki sınırları daha da belirsizleştirerek yaşam biçimlerimizi dönüştüren başlıca unsurlardan biri olacak. Bu teknolojiler eğitimden eğlenceye, iş dünyasından sosyal etkileşimlere kadar hayatın her alanında yeni ve etkileyici deneyimler sunmaya hazırlanıyor. İnteraktif sanal dünyalar, yalnızca oyun ve eğlence için değil; aynı zamanda uzaktan eğitim, sanal toplantılar, 3D simülasyonlar ve etkileşimli ofis ortamları gibi pratik çözümlerle iş ve öğrenme süreçlerinin merkezine yerleşecek. Özellikle uzaktan çalışma ve eğitim uygulamaları, metaverse ortamlarında daha sürükleyici ve gerçekçi bir hâl alacak. Kullanıcılar, sanal ofislerde toplantılara katılacak, XR destekli simülasyonlarla mesleki becerilerini geliştirecek ve fiziksel mesafeleri neredeyse tamamen ortadan kaldıran etkileşim biçimlerini deneyimleyecek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Otonom Araçlar” title_font_size=”13″]

    Tam otonom sürüş teknolojilerinin, 2025 yılında özellikle lojistik ve ulaşım sektörlerinde hızla yaygınlaşması bekleniyor. Bu gelişmeler, taşımacılıkta verimliliği artırmayı, güvenliği iyileştirmeyi ve çevre dostu çözümler sunmayı amaçlayan büyük bir dönüşümün habercisi. Otonom araçlar, insan müdahalesi olmadan; her türlü yol ve hava koşulunda kendi başlarına hareket edebilen, gelişmiş teknolojilerle donatılmış sistemlerdir. Şehir içi ulaşımda büyük bir rol üstlenmesi beklenen bu araçlar, özellikle sürücüsüz taksiler ve paylaşımlı ulaşım sistemleriyle birlikte hayatımıza daha fazla entegre olacak. Teknoloji uzmanlarına göre, bu araçların çevreyi algılayan gelişmiş sensörleri, kameraları ve yapay zekâ destekli algoritmaları, sürüş güvenliğini üst düzeye çıkaracak ve kazaları minimuma indirecek. Otonom araçlar sayesinde hem bireysel kullanıcılar hem de işletmeler, daha ekonomik, hızlı ve sürdürülebilir ulaşım alternatiflerine kavuşacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeni Nesil Ağ Teknolojileri” title_font_size=”13″]

    5G ve yeni nesil ağ araçları, 2025 yılında dijital dönüşümün hızlanmasına ve bağlantılı dünyaların daha da derinleşmesine olanak tanıyacak. 5G teknolojisinin yaygınlaşması sadece hız değil, aynı zamanda düşük gecikme süreleri, daha yüksek bağlantı kapasitesi ve daha verimli ağ yönetimi gibi avantajlar sunacak. 5G’nin yanı sıra, uydu internet sistemleri ve kuantum ağlar gibi yenilikler, daha hızlı ve güvenli veri iletimini mümkün kılacak. Yapay zekâ; 5G ağlarında verileri analiz etmek, ağ trafiğini optimize etmek ve daha akıllı hizmetler sunmak için kullanılacak. 5G ve AI teknolojilerinin birleşimi, yeni nesil ağ yönetimi, güvenlik ve uygulama geliştirmede önemli bir rol oynayacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yapay Et ve Hücre Bazlı Gıdalar ” title_font_size=”13″]

    2025 yılı itibarıyla, gıda endüstrisinde çığır açan teknolojilerden biri olan yapay et ve hücre bazlı gıdalar, çok daha fazla gündemde olacak. Yapay et, laboratuvar ortamında canlı hayvanlardan alınan hücrelerin çoğaltılmasıyla üretilen, gerçek etle aynı yapıya sahip ürünlerdir. Bu teknolojinin temel avantajları arasında daha düşük karbon ayak izi, azaltılmış su kullanımı ve hayvan refahına yönelik etik kaygıların ortadan kaldırılması yer alıyor. Benzer şekilde hücre bazlı gıdalar, çeşitli hücre türlerinin biyoteknolojiyle kontrollü bir şekilde yetiştirilmesiyle elde ediliyor. Bu alanda yapılan araştırmalar, sadece et değil aynı zamanda süt, peynir, balık ve diğer hayvansal gıda ürünlerini de kapsayacak şekilde genişliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Beyin-Bilgisayar Arayüzü Teknolojileri ” title_font_size=”13″]

    Beyin-bilgisayar arayüzleri (BCI), beynin elektriksel aktivitelerini algılayarak bu verileri dijital cihazlarla etkileşimde kullanılabilir hâle getiren teknolojilerdir. 2025 yılı itibarıyla BCI alanındaki gelişmeler, yalnızca tıbbi uygulamalarla sınırlı kalmayacak; aynı zamanda günlük yaşamı da dönüştürmeye başlayacaktır. Özellikle nörolojik hastalıklar ve yaralanmalarda BCI’ler, hayat kurtarıcı ve rehabilite edici çözümler sunabilir. Neuralink gibi şirketlerin bu alanda yaptığı çalışmalar sayesinde, beyin dalgalarıyla doğrudan iletişim kurmak, engelli bireylere yeni olanaklar sağlamak ve düşünceyle cihazları kontrol etmek gibi konularda büyük ilerlemeler sürpriz olmayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Blockchain Teknolojisi ” title_font_size=”13″]

    2025 yılında blockchain teknolojisi, bankacılıktan sağlık hizmetlerine kadar birçok alanda önemli değişimlere öncülük edecek. Bu teknoloji, verilerin güvenli bir şekilde kaydedilmesini sağlayarak işlemlerin daha hızlı, şeffaf ve güvenilir hâle gelmesine olanak tanıyacak. Örneğin, insanlar para gönderirken veya herhangi bir işlem yaparken, blockchain sayesinde bu işlemler çok daha hızlı gerçekleşecek. Bu durum, bankaların işlem ücretlerini düşürmesini ve kullanıcıların kendi finansal verilerini daha güvenli bir şekilde kontrol edebilmesini sağlayacak. 2025 yılında blockchain’in, dijital dünyanın temel unsurlarından biri olarak günlük yaşamda daha yaygın şekilde kullanılması bekleniyor.

  • Takvimlerle İlgili Temel Bilgiler

    Takvimlerle İlgili Temel Bilgiler

    “Takvim” kelimesi dilimize Arapçadan geçmiş… Sözlükteki karşılığı ise, “Bir yılın günlerini, aylarını, sayılı günlerini gösteren, değişik biçimlerde yapılmış çizelge veya defter.” Konuyla ilgili daha fazla bilgi için lütfen okumaya devam ediniz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkler’in kullandığı ilk takvim hangisidir?” title_font_size=”13″]

    Sığırdan yılana, ejderden koyuna hayvanlarla simgelenen 12 yıl… İşte Türkler’in kullandığı en eski takvim bu “12 Hayvanlı Takvim”dir ve Güneş yılının esas alındığı takvimde, her hayvan özellikleri ile o yılı temsil eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ay Takvimi nedir?” title_font_size=”13″]

    Ay’ın Dünya etrafında dönüşünü temel alan takvimlere “Ay Takvimi” denir ve bir Ay yılı 354 güne karşılık gelir. Ay’ı dikkate alarak takvim kullanan ilk toplumun Sümerler olduğu düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güneş Takvimi nedir?” title_font_size=”13″]

    Dünya’nın Güneş etrafında dönüşüne göre düzenlenen takvimler ise “Güneş Takvimi” olarak adlandırılıyor. Bir Güneş yılı ise 365 gün 6 saate karşılık geliyor. İlk kez Mısır’da kullanıldığı düşünülmekte…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünyada en çok kullanılan takvim hangisidir?” title_font_size=”13″]

    Çok sayıda takvim türü var ama en çok Güneş yılını temel alan Miladi Takvim kullanılıyor. Bizim de kullandığımız bu takvim türü İsa Peygamber’in doğum yılı ile başlıyor ve “0” rakamı ile ifade ediliyor. Bu tarihten sonrası “Millattan Sonra”, öncesi “Milattan Önce” şeklinde tanımlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Miladi Takvimde şubat ayı neye göre 28 ya da 29 çeker?” title_font_size=”13″]

    Her bir Güneş yılının 365 gün 6 saat sürdüğünü söylemiştik. Takvimde göremediğimiz bu 6 saat, 4 yılda bir 24 saat, yani 1 gün olarak Şubat ayına ilave edilir. Normalde 28 gün çeken Şubat ayı da böylece 4 yılda bir 29 gün çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Halk Takvimi nedir?” title_font_size=”13″]

    Bütün bu takvimlerin dışında; toplumların, yaşadığı doğal ve kültürel ortamlardaki gözlemlerine ve deneyimlerine dayanarak oluşturdukları Halk Takvimi vardır. Turnaların Göçü; Hurma Zamanı; Leylek Fırtınası gibi olaylar Anadolu’da bazı bölgelerde hala zaman çizelgesi içinde yer alır.

  • AĞAÇLAR ARASINDAKİ SOSYAL MESAFEYİ KORUYAN TAÇ UTANGAÇLIĞI

    Taç utangaçlığı, ağaçlarda gözlemlenen ve dallarının birbirine temas etmemesiyle ortaya çıkan doğal bir fenomendir. Bu olayda, ağaçların en üst dalları (taçları) belli bir mesafe bırakarak büyür ve gökyüzünde girintili çıkıntılı, yolları andıran boşluklar oluşturur. Bilim insanları, taç utangaçlığının nedenlerine dair çeşitli teoriler öne sürmektedir. Bu yazımızda, söz konusu teorileri ayrıntılarıyla okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ağaç yapraklarının birbirine temas etmemesiyle ilgili olarak ortaya atılan “fiziksel temastan kaçınma” teorisine göre ağaçlar; rüzgârın etkisiyle birbirine çarpan dalların zarar görmesini önlemek için temas etmeyecek şekilde büyür. Sert rüzgârlar, özellikle yüksek ve ince gövdeli ağaçları sallayarak dallar arasında sürtünmeye neden olur. Bu sürtünme sık sık tekrarlanırsa, dalların uçlarındaki tomurcuklar zarar görebilir ve büyüme durabilir. Bunun sonucunda, ağaçlar zaman içinde doğal olarak birbirlerinden mesafeli şekilde gelişir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Taç utangaçlığına dair ikinci teori, ağaçların güneş ışığından en iyi şekilde yararlanabilmek için birbirlerine fazla yaklaşmamaya çalıştıklarını öne süren ışık rekabeti teorisidir. Bitkiler, fotosentez yapabilmek için ışığa ihtiyaç duyar. Bu teoriye göre, ağaçlar komşu dallardan uzaklaşarak güneş ışığını daha verimli alabilecek şekilde büyür. Aralarında yeterli mesafe bırakarak her bir ağaç daha fazla ışık alabilir ve böylece büyüme süreci daha verimli hâle gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Işık rekabeti teorisi, özellikle farklı türde ağaçların bir arada bulunduğu ormanlarda daha belirgin hâle gelir. Ağaçlar, ışık yarışında avantaj sağlamak için dallarını komşularının dallarına değdirmeden şekillendirir; böylece hem kendileri hem de ormanın diğer katmanlarındaki bitkiler daha fazla ışık alabilir. Özellikle tropik ormanlar ve yoğun ağaçlık alanlarda, ağaçların bireysel olarak en iyi ışık alma stratejilerini geliştirdikleri düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Üçüncü bir teori ise, ağaçların kökleri ve yaprakları aracılığıyla kimyasal sinyaller göndererek birbirleriyle iletişim kurduğunu öne sürer. Bu teoriye göre, ağaçlar dallarının birbirine fazla yaklaşmasını önlemek için bu sinyalleri kullanarak büyüme süreçlerini yönlendirir. Böylece, büyüme yönlerini kontrol edebilir ve temas etmeyi bilinçli bir şekilde engelleyebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kimyasal sinyaller sayesinde ağaçlar ve bitkiler, yapraklarında, kabuklarında ve reçinelerinde “terpenoid” adı verilen organik maddeler üreterek böcekler, mantarlar ve zararlı mikroorganizmalara karşı kimyasal savunma sağlar. Örneğin, okaliptüs ve bazı çam türleri çevrelerine terpenoid salgılayarak diğer bitkilerin büyümesini engeller. Bu tür kimyasallar, taç utangaçlığı gösteren ağaçların büyüme sınırlarını da belirleyebilir. Bazı bilimsel teorilere göre, ağaçlar güneş ışığı stresi veya fiziksel temas gibi durumlarda terpenoid üretimini artırabilir. Bu durum, taç utangaçlığı fenomeniyle ilişkilendirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ağaçlar yalnızca havaya kimyasal salgılamakla kalmaz, kökleri aracılığıyla da mesajlar iletebilir. Bitki kökleriyle simbiyotik (karşılıklı fayda sağlayan) bir ilişki kuran mikorizal mantarlar ve kökler arası bağlantılar, ağaçların birbirine besin, su ve hatta uyarı sinyalleri göndermesini sağlar. Mikorizal mantarlar aracılığıyla yer altındaki ağaç kökleri, diğer ağaçlarla âdeta bir “internet ağı” oluşturur. Ağaçlar, komşularına “bu alana çok yaklaşma” anlamına gelen kimyasallar salgılayarak büyümeyi sınırlandırabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bazı bilim insanları, taç utangaçlığının ağaçların savunma mekanizmalarıyla bağlantılı olabileceğini öne sürmektedir. Ağaçlar birbirine fazla yaklaştığında, zararlı böcekler ve mantar hastalıkları daha kolay yayılabilir. Örneğin akçaağaçlar tırtılların yapraklarını yediğini algıladığında, çevredeki diğer akçaağaçlara kimyasal sinyaller göndererek onların daha fazla savunma bileşiği üretmesini sağlar. Kimyasal sinyallerle büyümenin kontrol edilmesi, taç utangaçlığına katkıda bulunan önemli bir etken olabilir. Ancak bu konuda bilim dünyasında hâlâ kesin bir görüş birliği bulunmamaktadır. Büyük olasılıkla taç utangaçlığı; rüzgâr ve sürtünme, ışık rekabeti ve kimyasal sinyallerin bir araya gelmesiyle oluşan bir doğa olayıdır. Bu da gösteriyor ki ağaçlar, sadece pasif canlılar değil; çevreleriyle aktif olarak iletişim kurarak hayatta kalma stratejileri geliştiren varlıklardır.

  • Sosyal Medya Hakkında Enteresan Bilgiler

    Sosyal Medya Hakkında Enteresan Bilgiler

    Sanal dünyanın engin denizi sosyal medya en büyük araştırma alanlarından birine dönüşmüş durumda. İnsanlar arasında yüzlerce sanal köprü kurarak iletişimi kolaylaştıran sosyal medya ne kadar kullanılıyor? Cevabı sayfamızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • Geleceğe Enerjimiz Kalsın 8 Madde İle Sürdürülebilirlik

    Geleceğe Enerjimiz Kalsın 8 Madde İle Sürdürülebilirlik

    Daha sağlıklı, daha uzun yaşamak ve çocuklarımıza yaşanılası bir yeryüzü bırakmak hepimizin ortak arzusu… Ne var ki, dünya nüfusu arttıkça, teknoloji ve sanayi geliştikçe dünyamızın kaynaklarının korunması ve gelecek nesillere devredilmesi zorlaşıyor. Bir yandan da, umut verici bir şekilde bu konudaki bilinç gelişiyor ve dünyanın yaşanabilir, yaşamın sürdürülebilir olması için çalışmalar başlatılıyor. Çağımızın en önemli konularından sürdürülebilirlik 8 madde ile listemize konuk oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Biz bu ismi ancak son yıllarda sık sık duymaya başladıysak da, sürdürülebilirlik oldukça eski bir kavram ve 1713 tarihli bir kitaba dayanıyor. Sürdürülebilirliğin başlangıcı sayılabilecek bu kitabın yazarı ise Alman muhasebeci ve orman madencisi Hans Carl von Carlowitz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Carlowitz bir orman mühendisi olarak kesilen ağaçların yerine yenilerinin dikilmesi gerektiğini düşünmüş ve sürdürülebilirlik fikrini geliştirmiş. Günümüzde ise sürdürülebilirlik, küresel ısınma, çevre kirliliği ve yok olan yaşam alanları gibi konuları da içine alarak daha geniş bir alanı kapsıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sürdürülebilirlik, doğada bulunan kaynakları kullanırken, yerine yenilerini koymak anlamına geliyor. Örneğin kullandığınız süt şişesi, doğanın kaynakları kullanılarak imal ediliyor, sürdürülebilir bir yaşam için yapmanız gereken ise kullandığınız süt şişesinin geri dönüştürülmesini sağlamak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir süt şişesinin etkili bir şekilde geri dönüştürülebilmesi için şişenin cam atığı kutusuna atılmadan önce yıkanması gerekiyor. Bu tarz bilgileri toplumun her kesimine aktarmak da sürdürülebilirlik konusunda bilinç oluşturmak için şart oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Aslında sürdürülebilir bir yaşam için yapabilecekleriniz çok kolay, bilgisayarınızı kullanmadığınızda kapatmak, evinizdeki ampulleri gereksiz yere yakmamak gibi çok basit önlemler bile dünyayı gelecekte de yaşanabilir kılmak adına önemli adımlar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    bisiklet binmek

    Gezegenimizde bıraktığınız karbon izini azaltmak sürdürülebilir bir yaşam için yapabilecekleriniz arasında. Bireysel otomobil yerine toplu taşımayı kullanmak, kısa mesafelere yürüyerek ya da bisikletle gitmek gibi tercihler yeryüzünde bıraktığınız karbon izini azaltıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sürdürülebilirlik günümüzde sadece bireylerin değil devletlerin ve şirketlerin de ilgilendiği, projeler ürettiği ve önemli gelişmelere imza attığı bir konu. Dünya çapında birçok önemli kuruluş sürdürülebilirlik anlamında çalışmalarına devam ediyor, şirketler ve devletler yönetim politikalarını yaşanabilecek bir dünya yaratmak için gözden geçiriyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde de bu konuda önemli birçok adım atılıyor, çocuktan yaşlıya herkes doğaya ve gezegenimize daha iyi bakmak için çaba sarf ediyor. Şirketler de bu konuda üstlerine düşeni yapıyor ve enerji kullanımlarını denetliyor, sürdürülebilir bir ekosistem için önlemler alıyor. Türkiye’de bu konunun öncüleri arasında ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi’ni kuran ilk Türk bankası olan Halkbank da yer alıyor. Halkbank 2017 yılında “Geleceğe Enerjimiz Kalsın” projesi ile “Düşük Karbon Kahramanı” ödülünü de alarak ülkemizde sürdürülebilirlik alanında önemli bir aktör olduğunu gösterdi.

  • DOĞANIN İÇİNDE KAYBOLACAĞINIZ EN UZUN BİSİKLET ROTALARI

    Keşfetme ve macera tutkusunu fiziksel dayanıklılıkla buluşturan bisiklet parkurları, zorlu doğa koşullarını aşarak unutulmaz manzaralar eşliğinde kilometrelerce sürecek bir yolculuğa çıkmak isteyen bisikletçilerin vazgeçilmez adresidir. Dağların zirvelerinden ormanların derinliklerine, çöllerin çorak arazilerinden görkemli sahillere kadar pedal çevirme imkânı sunan dünyaca ünlü bisiklet rotalarını yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pan-Amerikan Bisiklet Rotası” title_font_size=”13″]

    Pan-Amerikan bisiklet rotası, dünyanın en uzun ve en zorlu parkurlarından biri olarak kabul edilir. 30.000 kilometreden fazla uzunluğa sahip olan bu rota, Alaska’nın Prudhoe Körfezi’nden başlayarak Arjantin’in güney ucundaki Ushuaia kentine kadar uzanır. Kuzey, Orta ve Güney Amerika boyunca ilerleyen bu yolculukta bisikletçiler; dağlık alanlardan çöllere, yağmur ormanlarından kıyı yollarına kadar oldukça çeşitli doğa koşullarıyla karşılaşır. Rota, Rocky Dağları, And Dağları ve Patagonya gibi dünyanın en etkileyici doğal güzelliklerine sahip bölgelerden geçer. Ancak bu güzelliklerin yanı sıra, bazı parkurlar fiziksel ve zihinsel dayanıklılık gerektiren zorluklar da barındırır. Özellikle Panama ile Kolombiya arasında yer alan Darién Gap, yoğun tropik bitki örtüsüne sahip, geçişin bisikletle imkânsız olduğu bir bölgedir. Bu nedenle bisikletçiler, bu kısmı genellikle uçakla ya da deniz yoluyla aşarak rotalarına devam ederler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tour d’Afrique ” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en zorlu ve en uzun mesafeli bisiklet rotalarından biri olan Tour d’Afrique, Afrika kıtasını kuzeyden güneye geçerek baştan sona kateden eşsiz bir parkurdur. 2003 yılında bu güzergâhta düzenlenen bir bisiklet turuyla ün kazanan rota, Mısır’ın başkenti Kahire’den başlar ve Güney Afrika’nın yasama başkenti Cape Town’da sona erer. 9.000 kilometrelik bu rotanın Kahire’den Sudan’a uzanan bölümünde bisikletçiler, Nil Nehri boyunca ilerler; antik piramitlerin gölgesinde ve eski medeniyetlerin izleri arasında pedal çevirme deneyimi yaşarlar. Sudan’a ulaşıldığında ise Sahra Çölü’nün kavurucu sıcakları ve sert kum fırtınalarıyla karşılaşılır. Rotanın devamında Etiyopya’nın sarp dağları, Tanzanya’nın vahşi doğası, Zambiya, Botsvana ve Namibya gibi ülkelerin sunduğu farklı iklim ve coğrafi yapılar bisikletçileri bekler. Namib Çölü’nün uçsuz bucaksız arazileri geçildikten sonra bu zorlu ama büyüleyici yolculuk, Cape Town’un eşsiz manzarasıyla sona erer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Trans-Sibirya Yolu” title_font_size=”13″]

    Trans-Sibirya bisiklet rotası, Rusya’nın uçsuz bucaksız topraklarını bir baştan bir başa katederek bisikletçileri Moskova’dan Vladivostok’a uzanan destansı bir yolculuğa çıkarır. Bu rota, ünlü Trans-Sibirya Demir Yolu ile aynı güzergâhı takip ederek Avrupa ile Asya kıtalarını birbirine bağlayan benzersiz bir parkur sunar. Aşılması güç hava koşulları, binlerce kilometrelik uzunluk ve değişken coğrafi yapılar bu parkuru son derece zorlu hâle getirir. Yolculuk boyunca, dünyanın en derin gölü olan Baykal Gölü gibi doğa harikalarının çevresinde pedal çevirme fırsatı da sunar. Bazı bisikletçiler bu rotayı, Japon Denizi’ni geçerek Japonya’ya kadar genişletmeyi tercih eder. Sibirya’nın soğuk ve kırsal bölgelerinde, özellikle izole alanlardaki çamurlu yollar ve Uzak Doğu’daki ormanlık alanlar, fiziksel olduğu kadar zihinsel dayanıklılığı da sınar. Öte yandan geniş ve düz asfalt yollar, zaman zaman rota üzerinde avantaj sağlayarak sürüşü daha kolay hâle getirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”EuroVelo 12 Kuzey Denizi Bisiklet Yolu” title_font_size=”13″]

    EuroVelo 12, sekiz ülkeyi kapsayan ve Kuzey Denizi boyunca dairesel bir hat izleyen, dünyanın en uzun işaretlenmiş bisiklet rotalarından biridir. Yaklaşık 6.000 kilometrelik bu eşsiz rota; İngiltere, İskoçya, Norveç, İsveç, Danimarka, Almanya, Hollanda ve Belçika gibi ülkeleri birbirine bağlayarak bisikletçileri hem doğayla hem de kültürel mirasla buluşturur. Norveç’in sarp yamaçlarında fiyort manzaraları, İskoçya’nın tarihî kaleleri, İngiltere’nin kırsal köyleri, Almanya’nın pastoral kıyı şeritleri ve Belçika’nın kanallarla bezeli şehirleri, bu rotayı sadece bir fiziksel aktivite değil aynı zamanda bir kültür ve keşif yolculuğuna dönüştürür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”EuroVelo 13″ title_font_size=”13″]

    EuroVelo 13, Avrupa bisiklet ağının en uzun ve en tarihî rotalarından biridir. Bu etkileyici rota, Soğuk Savaş Dönemi’nde Avrupa’yı kuzeyden güneye ayıran Demir Perde Hattı’nı takip eder ve bisikletçilere kıtanın yakın tarihini pedal çevirerek keşfetme fırsatı sunar. Norveç’ten başlayarak Baltık ülkeleri, Orta Avrupa, Balkanlar ve son olarak ülkemizin Karadeniz kıyılarına kadar uzanan bu rota, 20 Avrupa ülkesinden geçer ve 10.000 kilometreden fazladır. Tarihî hatıralar kadar doğal güzelliklerle de bezenmiş olan EuroVelo 13; kıyılar, ormanlar, dağlık bölgeler ve kırsal manzaralar eşliğinde çok katmanlı bir doğa deneyimi yaşatır. Sürüş için en ideal dönem, kuzey bölgeler için yaz ayları, güney kesimler için ise bahar ve sonbahar mevsimleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Büyük Divide Dağ Bisikleti Yolu” title_font_size=”13″]

    Macera Bisikletçileri Derneği (Adventure Cycling Association) tarafından 1998 yılında oluşturulan Büyük Divide rotası, yaklaşık 4.500 kilometrelik zorlu bir güzergâha sahiptir. Kanada’daki Banff Ulusal Parkı’ndan başlayarak ABD’nin vahşi doğası boyunca ilerler; Montana, Wyoming, Colorado gibi yüksek dağ geçitlerini aşıp New Mexico çölünde sona erer. Rotanın en dikkat çekici noktalarından biri, bisikletçilerin Rocky Dağları boyunca sürüş yaptıktan sonra Kuzey Amerika’nın su ayırım hattı olan kıta bölünmesi (Continental Divide) üzerine ulaşmasıdır. Bu doğal sınır, rota boyunca tam 30 farklı noktadan geçer. Yalnızca dayanıklılık sınırlarını zorlamak isteyen profesyonel bisikletçilere değil, aynı zamanda uzun mesafe bisiklet sürüşü meraklılarına da hitap eden rotanın tamamını veya bir kısmını deneyimlemek isteyen bisikletçiler her yıl bu zorlu güzergâha akın ediyor.

  • LOKOMOTİFİN TARİHİ

    Günümüzde kullandığımız hem konforlu hem hızlı hem de güvenilir ulaşım araçlarından biri olan tren, 16. yüzyıldan beri hayatımızda. İlk yıllarında hayvan gücüyle çekilen ve yük taşımak amacıyla kullanılan vagonlar, buharlı makinenin icadıyla hem mesafeleri yakınlaştırarak yolculukları kolaylaştırdı hem de taşımacılıkta yeni bir dönem başlatarak dünya ekonomisine katkı sağladı. İlerleyen teknolojilerle günümüzde inanılmaz hızlara ulaşan lokomotifin tarihini altı maddede listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Lokomotifin tarihini açıklamadan önce herkes tarafından çok da bilinmeyen bir bilgiyi paylaşmamız gerekir. Lokomotif ve trenin aynı şey olduğu düşünülse de aslında farklı şeylerdir. Raylı bir sistemin üstünde dizili vagonları çekmeye yarayan makinelere lokomotif denir. Tren ise bu iki bölümden yani vagon ve lokomotiften oluşan sistemi raylar üzerinde çeken ya da iten ulaşım aracıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İlk demir yolu rayları 16. yüzyılda kurulmuş ve bu vagonları atlar çektiği için atlı tramvay olarak adlandırılmıştır. Bildiğimiz hâliyle trenin ilk kullanımı ise 1804’te İngiltere’de Richard Trevithick adlı bir mühendisin, maden sahibi ile girdiği iddia sonucunda olmuştur. 10 tonluk demir yükünü 16 kilometre taşımak amacıyla kendi yaptığı buharlı lokomotif ile 5 saatte çekmeyi başarmıştır. Yeni makinesini çok fazla geliştirmeyi başaramayan Trevithick, buhar gücüyle çalışan trenler için önemli bir adım atmış ve bu tarihten sonra lokomotifler sürekli gelişmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yine bir İngiliz olan George Stephenson’un çizdiği peron, lokomotif ve vagon tasarımlarını gerçek hayata taşıyabilmeyi başarmış ve 1825’te yük ve yolcusu olan ilk demir yolu taşımacılığını gerçekleştirmiştir. Stephenson, beş sene sonra Rocket ismini verdiği yeni bir lokomotif modeliyle Liverpool’dan Manchester’a 50 km olan mesafeyi saatte 24 km hızla giden yeni bir tren tasarlamış ve bu tarihten sonra raylı sistemler hızla kullanılmaya başlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1830’dan sonra İngiltere’de toplam demir yolu uzunluğu iki bin kilometreye ulaşmış, bu yeni sistem diğer ülkelerde de dalga dalga yayılmıştır. 1831’de ABD, 1832’de Fransa, 1835’te Belçika ve Almanya, 1837’de Rusya ve 1848’de İspanya, demir yolu taşımacılığını kullanmaya başlayan diğer ülkelerdir. Demir yolu taşımacılığına çok önem veren Amerika Birleşik Devleti, daha keskin virajlarda bile hareket edebilen lokomotifler üretmeye başlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İkinci Dünya Savaşı’nın ardından buharlı lokomotiflerin yerini dizel ve elektrikle çalışan lokomotifler almaya başlarken, 20. yüzyılın başlarında Antartika dışındaki tüm kıtalarda demir yolları kullanılır hâle gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizdeki ilk demir yolu, 1860’ta Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulan İzmir-Aydın hattıdır. İlerleyen tarihlerde Şark ve Rumeli hatları kurulmuş ve demir yolu taşımacılığı önem kazanmaya başlamıştır. En fazla demir yolları Cumhuriyet döneminde yapılmış, ilk yerli üretimimiz ise 1961 yılında Sivas’ta üretilen Bozkurt isimli lokomotif olmuş ve tam 25 sene aralıksız hizmet vermiştir.

  • Karadeniz’in Alametifarikası 9 Yayla

    Karadeniz’in Alametifarikası 9 Yayla

    Karadeniz dendi mi akla yemyeşil yaylalar gelir. Yazın sıcağında çıkılan yaylalara hayvanlar da götürülür, orada temiz hava ve taptaze otlarla beslenen hayvanların sütünün de bu sütten yapılan peynirin, yoğurdun tadı da bir ayrı olur… Yaylalarda farklı köylerin halkı bir araya gelir, çeşitli festivaller düzenlenir. Yerel halk için yaylaya çıkmak tatil sayılmasa da günümüzde tatil amacıyla şehirlerden yaylalara gidenlerin sayısı da az değil… İşte Karadeniz’in birbirinden serin ve yeşil 9 yaylası…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
  • 9 Madde İle Mimar Sinan’ın Çıraklıktan Ustalığa Geçiş Hikâyesi

    9 Madde İle Mimar Sinan’ın Çıraklıktan Ustalığa Geçiş Hikâyesi

    Sadece bu toprakların değil tüm dünyanın gördüğü gelmiş geçmiş en büyük mimar ve inşaat mühendislerinden biri olan Mimar Sinan, üç farklı Osmanlı padişahının döneminde başmimarlık yapmıştır. Dâhiyane mimari çözümleri ve çağının çok ötesinde inşaat teknikleriyle tüm dünyayı hayran bırakan Mimar Sinan’ın eserlerini görmek için birçok turist ülkemize akın eder. Mimar Sinan hayatı boyunca sayısız eser vermiştir; genelde cami, köprü, kervansaray gibi yapılar inşa eden ustanın 350’nin üzerinde eseri olduğu düşünülmektedir. Mimar Sinan’ın çıraklık eseri Şehzadebaşı Camii’nden, ustalık eseri Selimiye Camii’ne uzanan yolculuğunu 9 madde ile sunuyoruz.

    İstanbul’un Fatih ilçesinde bulunan Şehzadebaşı Camii, Mimar Sinan’ın çıraklık dönemi eseridir. Bu camii Şehzade Camii ve Şehzade Mehmet Camii olarak da bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kubbelerin Estetiği” title_font_size=”13″]

    19 metre yüksekliğinde bir büyük kubbe ve 4 yarım kubbeden oluşur. Şadırvan avlusunda ise 12 kubbe ve 16 sütun bulunur. Tüm bu mimari öğeler bir ahenk içindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şehzade’nin Türbesi” title_font_size=”13″]

    Bu camii Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan’ın 22 yaşında ölen oğlu Saruhan Sancak Beyi Mehmet Şehzade için yapılmıştır ve şehzadenin bedeni burada yatar, türbenin içinde rengârenk çiniler bulunur.

    Süleymaniye Camii, İstanbul Eminönü’ndeki Süleymaniye Külliyesi’nin içinde bulunur. Mimar Sinan’ın kalfalık dönemi eseri olan Süleymaniye Camii’ne medreseler, kütüphane, hamam, imaret eşlik eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yıllara Meydan Okuyan Mimari” title_font_size=”13″]

    1557 yılından beri inşa edildiği yerde sapasağlam duran Süleymaniye Camii, İstanbul’un geçirdiği hiçbir depremden etkilenmemiştir. Caminin 53 metre yüksekliğindeki kubbesinde 32 adet pencere yer alır. Cami avlusunun dört bir yanında ise birer minare bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Akıllara Durgunluk Veren Mimari Teknikler” title_font_size=”13″]

    Süleymaniye Camii’nin içinde günümüz mimarlarının dahi hayran kaldığı bazı teknikler kullanılmıştır. Camiinin içinde bulunan yağ lambalarının isleri, Mimar Sinan’ın yapı içinde oluşturduğu hava akımı sayesinde tek bir noktada toplanır.

    Edirne’de bulunan Selimiye Camii, Mimar Sinan’ın ustalık eseridir. Yapımı 7 yıl süren cami, Mimar Sinan’ın en önemli eserlerinden biri olduğu gibi Osmanlı Mimarisinin de en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tek Bir Kubbe” title_font_size=”13″]

    Diğer Mimar Sinan eserlerinde kubbe yarım kubbelerin üzerine oturtulmuşken, Selimiye’de tek bir kubbe 8 sütunlu bir kasnak üzerine yerleştirilmiştir. Avlunun dört bir yanında üçer şerefesi bulunan 4 minare bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İç Süslemelerin Zenginliği” title_font_size=”13″]

    Caminin içi süslemeleri de dış kaidesi kadar etkileyicidir. Caminin içinde İznik çinileri kullanılmıştır aynı zamanda hat ve mermer işçiliklerinin ustalığı da ziyaretçileri hayran bırakır. Kubbenin tam altında ise 12 sütunun üzerinde yer alan 2 metre yüksekliğindeki hünkâr mahfili bulunur.