Blog

  • Seyahate Kolaylık ve Eğlence Katacak Teknolojik Ürünler

    Seyahate Kolaylık ve Eğlence Katacak Teknolojik Ürünler

    Birkaç yıl önce aklımıza dahi gelmeyen ama bugün her anımıza kolaylık katan teknolojik ürünler seyahat ederken de en büyük dostlarımız. Her geçen gün gelişen ve daha da pratikleşen teknolojik ürünlerin hangileri tatilde de yanınızda olmalı, sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Telefonunuzun şarjı hiç bitmesin, iletişiminiz kesilmesin diye güç kaynağı.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tatilde de jilet gibi olmak için seyahat ütüsü.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ya otelde yoksa? Minik saç kurutma makinesi.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Müziksiz tatil olmaz, bluetooth kulaklık ve hoparlör.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Uzun araba yolculuklarının olmazsa olmazı araç içi şarj cihazı.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tüm kitaplarınızı tatile götürebilmek için E-kitap okuyucu.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Deniz altının güzeller güzeli doğasını fotoğraflamak için su altı fotoğraf makinesi.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hava karardığında da doğayı keşfetmeye devam etmek için güneş ışığı ile şarj olan fener.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Özellikle başka kıtalara seyahat edecekler için priz dönüştürücü ve çoklu priz.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tatilin en güzel anılarını ölümsüzleştirmek için özçekim çubuğu.” title_font_size=”13″]
  • Turşusunun Yapıldığına İnanamayacağınız Besinler

    Turşusunun Yapıldığına İnanamayacağınız Besinler

    5000 yıl önce besinleri saklama yöntemlerinden biri turşu kurmaktı. 21. yüzyıl insanı içinse damak tadını geliştiren leziz mi leziz bir yiyecek… Fakat turşu olarak düşünmekte zorlandığımız besinler de yok değil; hangileri olduğunu görmek için listemize göz atabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
  • Dünyayı Sallayan Kral

    Dünyayı Sallayan Kral

    Herhangi bir ülkenin ya da bir coğrafyanın kralı olmuş yüzlerce insan gelip geçmiştir yeryüzünden ama bütün dünyanın kralı olabilmiş çok az kişi vardır. O kişilerden biri de, Kuzey Kutbu’ndan Güney Kutbu’na tüm dünyayı Rock’n Roll ile sallamış, krallığının tescili geçen zaman tarafından yapılmış Elvis Presley’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kamyon şoförü babası tarafından inşa edilmiş iki odalı evde büyüyen bir kraldı Elvis… Ailesiyle birlikte o evin yakınındaki kiliseye gidip gelirken dinlediği ilahilerden etkilenmiş ve duyduğu bu ilgi ona Rock’n Roll dünyasına uzanacak yolun kapısını aralamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Müzik firmalarıyla görüşmelere başladığında sadece 18 yaşındaydı. Elvis Presley’nin en büyük şansı sesiydi ve müzik piyasasına girmekte de zirveye doğru ilerlemekte de hiç sıkıntı çekmedi. Bu dünyaya ilk girdiği yıllarda dahi listelerde haftalarca kaldı ve zaten sonra da hep zirveye oynadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Elvis Presley demek biraz da yüksek bel pantolonlar, dik yakalı işlemeli ceketler, kalın taşlı kemerler demekti. Yaşadığı yıllardan milenyuma kadar kaybolmayan bu tarz, kostümlerini tasarlayan Lansky Kardeşler sayesinde gerçekleşmişti. Hepsinin ötesinde siz Elvis’in saçlarını boyadığını ve aslında sarışın olduğunu biliyor muydunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1950’li yılların başında dünyayı Rock’n Roll şarkılarıyla buluşturan Elvis, hayatını kaybettiği 1977 yılına kadar sadece şarkılarıyla değil dansıyla da gündemi salladı. Nasıl mı? Twist şarkısını dinlemeniz yeterli… Rock-a-hula, rock-rock-a-hula, Rock-a-hula, rock-rock-a-hula… 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Elvis Presley’yi tanımıyor ve tanışmak istiyorsanız dinlemeniz gereken birkaç şarkı adı daha vermemiz gerekir… I Want You, I Need You, I Love You… Heartbreak Hotel… Can’t Help Falling in Love… Stuck On You… Love Me Tender… Ve tabii ki Jailhouse Rock dinlemeniz kendisini anlamanıza yetecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı film yapımcısı Hal Wallis şöyle demişti: “Hollywood’a yakışan bir şey varsa o da bir Presley filmidir.“ 33 filmi bulunan Kral ilk kez Love Me Tender filmiyle kamera karşısına geçmişti ve son filmi 1972 yapımlı konser filmi Elvis On Tour’du.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    elvis presley museum

    Elvis Presley’nin sesi, şarkıları, dansı, tarzı insanları öylesine büyülemişti ki öldüğünde hayranları kabullenmek istemedi. Günümüzde dahi sanatçının ıssız bir adada inzivaya çekildiğine inanmakta ısrar edenler bulunuyor. Müzeye dönüştürülen Graceland’daki evi ise her gün yüzlerce ziyaretçi ağırlıyor.

  • DÜNYANIN EN ESKİ ÇARŞILI KÖPRÜLERİNDEN BURSA IRGANDI KÖPRÜSÜ

    Bursa’da, Gökdere Suyu üzerine inşa edilen Irgandı Köprüsü, 583 yıldır şehrin tarihine tanıklık ediyor. Dünya üzerinde benzeri bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olan Irgandı Köprüsü hem mimari yapısıyla hem de üstünde yer alan çarşısıyla dikkat çekiyor. Osmanlı’dan günümüze uzanan bu eşsiz yapı, tarih boyunca ticaretin ve zanaatkârlığın kalbinin attığı yerlerden biri olmuştur. Bugün hâlâ sanatkârların ve el emeği ürünlerin buluştuğu özel bir nokta olarak ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor. Detayları yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    15. yüzyılda Osmanlı’nın önemli ticaret merkezlerinden biri olan Bursa’da, dönemin tüccarları ticaret yollarını güçlendirmek amacıyla hanlar, çarşılar ve köprüler yaptırmıştır. Irgandı Köprüsü de bu amaçla, yoğun ticaret hayatına sahip Bursa’da inşa edilen yapılardan biridir. 1442 yılında, Sultan II. Murad Dönemi’nde; Irgandılı Pir Ali oğlu tüccar Hoca Muslihiddin tarafından yaptırılmış, mimarının ise Abdullah oğlu Timurtaş olduğu rivayet edilmektedir. Bu köprüyü eşsiz kılan en önemli özelliklerden biri üzerinde bir çarşısının bulunmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Köprü, Osmanlı Dönemi’nde inşa edilen çarşılı köprülerin nadir örneklerinden biridir. Sadece şehri birbirine bağlamakla kalmamış, aynı zamanda ticari bir merkez işlevi de görmüştür. İlk yapıldığı dönemde kâgir (taş veya tuğladan yapılan yapı) bir yapı olduğu, her iki tarafta 16 bölüm olmak üzere, toplam 31 dükkân ve 1 mescit bulunduğu; ayaklarında ise depo ve ahır bölümlerinin yer aldığı bilinmektedir. Ancak köprü, zaman içinde büyük yıkımlara uğramış ve çeşitli restorasyonlardan geçtiği için orijinal hâline dair kesin bilgiler sınırlıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1855 yılındaki büyük depremde ağır hasar gören Irgandı Köprüsü, onarıldıktan sonra üstü açık ve ahşap dükkânların yan yana dizildiği bir çarşı hâline getirilmiştir. 1922 yılında, işgal kuvvetleri Bursa’yı terk ederken köprüyü bombalayarak yıkmıştır. Ardından, 1949 yılında köprü çarşısız ve betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir. 2004 yılında ise köprünün rekonstrüksiyonu gerçekleştirilmiş ve çarşı kısmı aslına uygun şekilde yeniden yapılmıştır. Günümüzde Irgandı Köprüsü, özgün mimari yapısına oldukça yakın bir görünümle hizmet vermeye devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bursa’nın kültürel ve turistik merkezlerinden biri olarak işlev gören bu köprü üzerinde, geleneksel el sanatlarıyla uğraşan zanaatkârların dükkânları yer almakta; ebru, hat, çini, seramik ve ahşap oyma gibi sanat dallarına ait el yapımı eserler burada satışa sunulmaktadır. Ayrıca, köprünün tarihî atmosferini yansıtan küçük kafeler ve sanat atölyeleri de ziyaretçilere açıktır. Bu yönüyle Irgandı Köprüsü hem tarihî bir yapı hem de sanat ve zanaat kültürünü yaşatan bir merkez olarak Bursa’nın önemli simgelerinden biri hâline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1345 yılında inşa edilen ve Floransa’nın simgelerinden biri hâline gelen Ponte Vecchio, üzerinde kuyumcu dükkânlarının yer aldığı ünlü bir köprüdür. Orta Çağ’dan günümüze ulaşan çarşılı köprüler arasında en bilinen örneklerden biridir. Bulgaristan’da bulunan Osma Köprüsü, Osmanlı Dönemi’ne ait olup, üzerinde dükkânların bulunduğu ender çarşılı köprülerdendir. 1588 yılında tamamlanan Rialto Köprüsü ise Venedik’in en ünlü yapılarından biri olarak, tarihî dükkânlarıyla öne çıkar. Irgandı Köprüsü de benzer mimari özellikler taşıyan, dünya üzerindeki sayılı çarşılı köprülerden biridir. Sadece bir ulaşım güzergâhı değil, aynı zamanda geçmişin izlerini bugüne taşıyan değerli bir kültürel miras olarak da büyük önem taşımaktadır.

  • Dünyayı Pembe Görmemizi Sağlayan Pasta Çeşitleri

    Dünyayı Pembe Görmemizi Sağlayan Pasta Çeşitleri

    Çocuklar başta olmak üzere yapmayı en sevdiğimiz eylemlerden biridir pasta yemek, çünkü tatları, şekilleri, kokuları, renkleri ile bedenimize tarifsiz bir mutluluk yüklerler ve bu mutluluk birkaç dakikalığına da olsa dünyayı pespembe görmemize neden olur. Yine de biz tedbiri elden bırakmadan tükettiğiniz şeker oranına dikkat etmenizi tavsiye edelim ve birbirinden güzel pasta çeşitlerini karşınıza getirelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Genellikle en az iki katmandan oluşan cheesecake’in alt katmanı bisküvi parçaları ya da sünger kek gibi hamur işinden, orta katmanı krem peynir, yumurta ve şeker karışımından oluşur. Şaşıracaksınız ama 4000 yıllık bir geçmişi olduğu düşünülen ürünün, adında geçtiği gibi mi kek mi yoksa tarifi nedeniyle turta mı olduğu tartışma konusudur fakat pasta diyenler de hatırı sayılır çoğunluktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Üstü çikolata kaplı, ortası krema dolgulu iki parça hamurdan oluşan ekler, Fransızların diliyle éclair, bu ülkenin dünyaya sunduğu en güzel tatlardan biri. Kelime, Fransızcada şimşek çakması anlamına geliyor ve bu isim eklerin tek lokmalık oluşundan kaynaklanıyor. Önceleri sadece çikolata ile yapılan pastanın günümüzde limon, çilek hatta kahveli gibi farklı versiyonları da bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bizim kültürümüzde pasta dendiği vakit akıllara ilk gelen görüntü yaş pastaya aittir. Doğum günü ya da düğün günü gibi özel günlerde farklı içerik ve formlarda üretilen yaş pastalar misafirlere çay yanında ikram edilen en özel tatlardan biridir. Ve gittikçe yayılmaya başlayan butik pastacılık sayesinde yaş pastaların sayısız içerik ve görüntüye ulaşması da sevindirici bir gelişme…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Krema, meyve parçalı krema ya da reçel gibi tatların, un, şeker ve yumurtadan yapılan ince sünger keke yayılması ve rulo şeklinde sarılması. İşte bu yöntemle yapılan rulo pastanın orijinal adı İsviçre rulosu olsa da İsviçre ile herhangi bir ilgisinin olmadığı biliniyor. Yaşı tutanlar hatırlayacaktır, eskiden misafirliğe giderken özellikle baton pasta da denilen bu rulo pasta tercih edilirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kıtır kıtır ama damakta anında eriyen hamuru… Meyve parçasının hemen altındaki kreması… Üstünde ana rengi belirleyen kivi, muz, vişne ya da çilek parçacığı… Minik tartoletler bu hayatı pembe görmemizin nedenlerinden biri. Evde kolaylıkla yapılabilen bu minik pastalar da çay saatlerinin en şık ve lezzetli eşlikçilerindendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ufalanmış bisküvilerin tıpkı bir mozaik gibi bir araya gelerek oluşturduğu lezzette sıra. Mozaik pasta annelerimizin yapmayı en çok sevdiği tariflerden biri olsa gerek. Bunun nedeni malzemelerinin kolay ulaşılır, yapım sürecinin ise oldukça basit olması. Ana malzemesi kakao, bisküvi, tereyağı, şeker ve süt olan pasta pişirmeden dondurucuda bekleterek sunuma hazır hale getiriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bu minik şaheserlerin petit four olan ismi Fransızcada dilimize pötifur olarak geçmiş ve bu kelime “küçük fırın” anlamına geliyor. Hamurun jöle, krema, meyve parçacıkları gibi aksesuarlarla dekore edilmesi ile yapılan pötifurların ismi kimi zaman ekler ya da tartoletler için de kullanılıyor. Bununla birlikte pötifurların tuzlu ve kuru olanları da bulunuyor.

  • Türkiye’nin Medeniyet Doğuran Büyük Nehirleri

    Türkiye’nin Medeniyet Doğuran Büyük Nehirleri

    Siz gürül gürül akan bir nehre yakın mesafeden bakmış mıydınız hiç? Hızına, sesine, coşkusuna tanık oldunuz mu? Ya da olanca sakinliğiyle şehirlerin hatta ülkelerin içinden kıvrıla kıvrıla geçip giden bir nehir gördünüz mü? Cevabınız “Evet” ise yeryüzündeki şanslı insanlardan birisiniz siz. Su döngüsünün bu en önemli öğeleri, fotoğraflarda bile büyüleyebilen halleriyle listemizde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • TARİHİN SU ALTINDAKİ İZLERİ: ÜNLÜ GEMİ BATIKLARI

    Denizlerin derinliklerinde yatan gemi batıkları, geçmişin sessiz tanıklarıdır. Bu batıklar, denizlerde yaşanan maceraların, keşiflerin ve savaşların izlerini taşır. Her biri, tarihin tozlu sayfalarından fırlamış birer hatıra gibi, geçmişe ilgi duyanlar ve dalgıçlar için büyüleyici keşif noktalarıdır. Yazımızda, Karayipler’den Kızıldeniz’e, Çanakkale’den Sri Lanka’ya kadar uzanan sularda, farklı dönemlerde batmış ünlü gemilerin hikâyelerine yolculuk edeceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Titanik, Kuzey Atlantik Okyanusu” title_font_size=”13″]

    15 Nisan 1912’de, İngiltere’den Amerika’ya gerçekleştireceği ilk seferinde bir buz dağına çarparak batan Titanik, tarihin en büyük deniz felaketlerinden biri olarak kabul edilir. Bu trajedi, modern denizcilik güvenlik standartlarının şekillenmesinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Titanik’in enkazı, 1985 yılında Atlantik Okyanusu’nun derinliklerinde keşfedilmiş, batıkla ilgili araştırmalar yıllar boyunca devam etmiştir. 1500’den fazla insanın yaşamını yitirdiği bu olay, modern çağın en unutulmaz gemi kazalarından biri olarak hafızalara kazınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”USAT Liberty, Bali” title_font_size=”13″]

    USAT Liberty, II. Dünya Savaşı sırasında bir Japon denizaltısı tarafından torpido ile vurulan Amerikan kargo gemilerinden biriydi. 11 Ocak 1942’de saldırıya uğradıktan sonra, Bali’deki Tulamben kıyısına çekildi ve burada karaya oturtuldu. Ancak 1963 yılında, Agung Dağı’nın patlaması sonucu meydana gelen sarsıntılar nedeniyle yeniden denize kayarak 30 metre derinlikte su altında kaldı. Günümüzde, zengin deniz yaşamı ve renkli mercanlarla kaplı bu batık, Bali’nin en popüler dalış noktalarından biri olarak keşif meraklılarını cezbetmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zenobia, Akdeniz” title_font_size=”13″]

    İsveç yapımı bir RO-RO feribotu olan Zenobia, 1980 yılında Kıbrıs açıklarında, Larnaka Limanı yakınlarında battı. 7 Haziran 1980’de, ilk seferi sırasında denge sorunları yaşayan feribot, taşıdığı 40 milyon sterlin değerindeki kamyon ve kargo ile birlikte yan yatarak sulara gömüldü. Yaklaşık 42 metre derinlikte bulunan, 178 metre uzunluğundaki batık; günümüzde dalış meraklıları için Akdeniz’in en popüler su altı keşif noktalarından biri hâline gelmiştir. Batığın çevresi, çeşitli deniz canlıları ve renkli mercanlarla kaplı olup dalış deneyimini benzersiz kılmaktadır. Zenobia, Akdeniz’in en büyük ve en iyi korunmuş batıklarından biri olarak kabul edilir ve “Akdeniz’in Titanik’i” olarak anılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yongala, Avustralya” title_font_size=”13″]

    Yongala, 1911 yılında Avustralya kıyılarında, Sidney’den Cairns’e seyahat ederken şiddetli bir kasırga nedeniyle batan ünlü bir yolcu gemisidir. Bu felakette, gemide bulunan 122 kişi hayatını kaybetmiştir. Büyük Bariyer Resifi’ndeki batık, 30 metre derinlikte yer almaktadır. 109 metre uzunluğundaki gemi, günümüzde Avustralya’nın en iyi dalış noktalarından biri olarak kabul edilmektedir. Zengin deniz yaşamı, rengârenk mercanlar ve tarihî kalıntılarla dalgıçlara benzersiz bir su altı deneyimi sunar. Batığın çevresinde vatozlar, kaplumbağalar ve köpek balıkları gibi birçok deniz canlısı gözlemlenebilir, bu da Yongala’yı dünyanın en etkileyici batıklarından biri hâline getirmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”HMS Hermes, Sri Lanka” title_font_size=”13″]

    İngiliz Kraliyet Donanması’nın ilk uçak gemisi olan HMS Hermes, II. Dünya Savaşı sırasında, Sri Lanka açıklarında Japon uçakları tarafından düzenlenen saldırı sonucu battı. 9 Nisan 1942’de gerçekleşen bu trajedide 307 mürettebat hayatını kaybetti. Trincomalee açıklarında, yaklaşık 53 metre derinlikte bulunan batık; zengin deniz yaşamı ve iyi korunmuş yapısıyla dikkat çekmektedir. Öyle ki, geminin güvertesinde hâlâ uçak kalıntılarına rastlamak mümkündür. Günümüzde HMS Hermes, yalnızca tarih meraklıları için değil, su altı keşif tutkunları için de eşsiz bir dalış noktası olarak öne çıkmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”SS Antilla, Karayipler” title_font_size=”13″]

    SS Antilla, 1940 yılında Karayipler’de, Aruba açıklarında batan bir Alman yük gemisidir. II. Dünya Savaşı sırasında, geminin düşman eline geçmemesi için Alman mürettebatı tarafından kasıtlı olarak batırılmıştır. Yaklaşık 18 metre derinlikte, mercanlarla kaplı hâlde bulunan SS Antilla, Karayipler’in en büyük batıklarından biri olarak kabul edilir. Geniş güvertesi ve açık yapısı, keşif meraklısı dalgıçlar için benzersiz bir su altı deneyimi sunar. Zamanla mercan resifleriyle bütünleşen batık, zengin deniz yaşamı ve atmosferik görüntüsüyle dalış tutkunlarının ilgisini çekmeye devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Giannis D, Mısır” title_font_size=”13″]

    Giannis D, 1983 yılında Mısır Kızıldeniz’de, Sha’ab Abu Nuhas Resifi’nde karaya oturarak batan bir Yunan yük gemisidir. Suudi Arabistan’dan Yemen’e kereste taşırken, kötü hava koşulları nedeniyle resife çarpmış ve ikiye bölünmüştür. Yaklaşık 27 metre derinlikte bulunan batık, özellikle iyi korunmuş köprüsü ve makine dairesiyle dalgıçlar için popüler bir keşif noktasıdır. Giannis D’nin açık yapısı, su altı araştırmalarını kolaylaştırırken; batığın çevresinde gelişen mercanlar ve deniz canlıları, dalış deneyimini daha da etkileyici hâle getirmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”HMS Majestic, Çanakkale” title_font_size=”13″]

    HMS Majestic, I. Dünya Savaşı sırasında, Çanakkale Savaşı’nda batan İngiliz savaş gemilerinden biridir. 27 Mayıs 1915’te, Osmanlı torpido botu Muavenet-i Milliye tarafından batırılmıştır. Gelibolu Yarımadası açıklarında, yaklaşık 24 metre derinlikte bulunan batık hem tarihî hem de askerî önemi nedeniyle büyük ilgi görmektedir. Dalgıçlara geçmişin izlerini keşfetme fırsatı sunarken, batığın çevresinde gelişen zengin deniz yaşamı da dikkat çekmektedir. HMS Majestic, Çanakkale Savaşı’nın izlerini su altında görmek isteyen tarih ve dalış meraklıları için benzersiz bir keşif noktasıdır.

  • 9 Madde İle Keşfedilmeyi Bekleyen Şehir Uşak

    9 Madde İle Keşfedilmeyi Bekleyen Şehir Uşak

    Uşak’ı Türkiye haritası üzerinde bir çırpıda gösterebilir misiniz? Peki, Uşak’la ilgili aklınıza gelen ilk üç şey nedir diye sorsak? Bunlar şehri tanıyanlar için oldukça kolay sorular ama cevap vermekte zorlananlar için yardım alabilecekleri keyifli bir liste hazırladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Komşuları Kütahya, Afyon, Denizli ve Manisa olan Uşak, Ege Bölgesi’nde yer alır. İç Anadolu Bölgesi’ne de yakın konumuyla iklimi ılıman değil daha çok karasaldır, yani yazları sıcaktır ama kışları da bir o kadar sert geçer. Uşak’a gidip de görmeden dönülmemesi gereken yerlerin başında ise Burma Camii gelir. Şehir merkezinde mimarisiyle ilgi çeken eserin 16. yüzyılda yapıldığı düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Büyük İskender’in Anadolu’yu ele geçirmesinden sonra bölgeye yerleşen insanların kendilerine Makedonyalı Blaundus adını verdiği rivayet ediliyor. Blaundus Antik Kenti’nin adı işte o tarihten miras… Uşak’a 40 km mesafedeki yerin varlığı 1845 yılında fark edilmiş… 2018 yılında ise saklı kalıntıları gün yüzüne çıkarmak ve bölgeyi canlandırmak için kazı çalışmaları başlatıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uşak Arkeoloji Müzesi tadilat nedeniyle bir süredir kapalı fakat şehrin akılda tutulması gereken yerlerinden biri olduğu için listemizde yer veriyoruz.  Özellikle, 60’lı yıllarda Amerika’ya kaçırılan, Kültür Bakanlığının peşini bırakmayıp dava açtığı ve 1993’te ülkemize geri getirilen namıdiğer “Karun Hazineleri”nin de burada sergilendiğini söylemeliyiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    45 kilometre uzunluğundaki Ulubey Kanyonu bir ana kanyon ile ona bağlı onlarca kanyondan oluşuyor. İçinden dereler, çaylar geçen doğa harikası kanyonu 2015 yılında açılan cam seyir terasından seyretmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Frigyalılardan, yani 2500 yıl önceden günümüze ulaşan, 24 metre uzunluğundaki Clandras Köprüsü Uşak’a 46 km mesafede. Köprü sadece mimarisiyle değil çevresindeki doğa ile de göz kamaştırıyor. Bölgeyi geliştirmek ve turizme kazandırmak için gönüllü çalışmalar da yapılmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    30’dan fazla erkek cirit kulübünün bulunduğu Uşak’ta, aynı zamanda ilk kadın cirit kulübünün kurulduğunu da biliyor musunuz? Ata sporumuzu büyük bir coşkuyla sürdüren şehirde her yıl nisan ayında ulusal cirit müsabakaları düzenleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Uşak deyince akıllara gelmesi gereken bir başka konu da dokumacılık olmalıdır. Çeşit çeşit dokumanın yapıldığı şehir özellikle halı ve kilim dokumalarıyla yüz yıllar öncesinde nam salmıştır. Türkiye’nin ilk halı müzesi de tarihi bir Uşak evi restore edilerek yine bu şehirde kurulmuştur. Diğer taraftan tıpkı dokumacılık gibi deri işçiliğinde de Uşak büyük bir birikime sahip; şehrin tabakhanelerinde dünyanın en iyi deri ürünleri üretiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizdeki battaniye üretiminin yüzde 95’i de Uşak’ta gerçekleşmektedir, özellikle yün battaniyeler… Evimizde bizlere konfor sağlayan battaniyeler bazı insanlar için ev sıcaklığını hissedebileceği bir araç olabiliyor ve Uşak’ta, göçmenlerle çevre ülkelerdeki savaş mağdurları için milyonlarca battaniye üretiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Uşak mutfağında Ege ve İç Anadolu’nun mutfak kültürü harmanlanmış… En çok yapılan yemekler arasında yumurta sızdırması, keşkek, pazı yaprağı ile yapılan sarma, ciğerli bulgur bulunuyor. Ama tarhana çorbasının ülkemizdeki özel birkaç adresinden biri de bu şehirdir. Eskiden “dar hane”lerin çorbası olduğu düşünülen lezzet bugün her sınıf için tadına doyum olunmayan bir lezzet. Fakat takdir edersiniz ki Uşak usulü hakiki bir tarhana çorbası içmek isterseniz Ege’nin bu mütevazı şehrine bir yolculuk yapmanız gerekir.

  • İLGİNÇ YASAKLARIYLA ÜNLÜ ADA ÜLKESİ

    Tarihi 11. yüzyıla kadar uzanan, 19. yüzyılın sonlarında kauçuk ve kalay madenleri ile zenginleşen Singapur, en pahalı ülke statüsünü yıllardır başka bir ülkeye kaptırmıyor. Doğa ile modern yapıların iç içe geçtiği, farklı kültürlerin ahenk içinde yaşadığı ülke hakkındaki ilginç bilgileri derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Singapur, temelde bir büyük ada ülkesi olsa da ana adayı çevreleyen, çoğu ıssız 64 adet ada ve adacıktan oluşur. Malezya ve Endonezya arasında yer alan küçük ada ülkesi Singapur, şehir devleti statüsündedir ve bağımsızlığını 1965’te ilan etmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Singapur, günümüzde 4 resmî dile sahip çok dilli ülkelerden biridir. Singapur’da Çince, İngilizce, Malayca ve Tamilce dilleri konuşulur. Eğitim ve iş sektörünün resmî dili ise İngilizcedir. Singapurlular İngilizce konuşma diline özgü kelimeleri kendilerine has şekilde kullanır ve bu aksana Singlish denir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Singapur, Güneydoğu Asya’da, Tayland, Birmanya ve Malezya topraklarının yer aldığı Malay Yarımadası’nda yer alır. İlk yerleşimciler 11. yüzyılda gelen Malay halkıdır. Şehrin adı da Malay dilinde aslan anlamına gelen ‘’simha veya singha’’ kelimelerinden gelmiştir. Ülkenin ulusal sembolü de aslandır. Ancak ülkenin geçmişine bakıldığında aslanların yaşadığına dair herhangi bir kayıt bulunamamıştır. Rivayete göre 14. yüzyılda Malezyalı bir prens, Singapur kıyılarına yaptığı sandal gezisi sırasında kıyıda heybetli bir aslan görür. Prens, gördüğü bu aslanın heybetinden oldukça etkilenir ve aslanın bu adaya şans ve güç getireceğine inanır ve kentin sembolü haline getirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Singapur Cumhuriyeti’nin %75’ine yakınını Çinliler; geri kalan nüfusu ise Malaylar, Hintliler ve azınlıklar oluşturur. Küçük olmasına rağmen ticarete dayalı ekonomisi; gelişmiş turizmi, gemi yapımı, petrol rafineri ve elektronik endüstrileri ile dikkat çeken Singapur’un en büyük adası ise Sentosa’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Singapur denilince ilk akla gelen yüksek ve modern binaları olsa da aslında ülke topraklarının neredeyse yarısı bitki örtüsü ile kaplıdır. Hatta sıcak havanın soğumasına yardımcı olduğundan ülkedeki çoğu binanın terasında ağaç ve bitkiler yetiştirilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Vatikan ve Monaco ile birlikte günümüzde hayatta kalan üç şehir devletinden biridir. Aynı zamanda 682.7 kilometre kare alanı ile dünyanın en küçük ülkeleri arasında 20. sırada yer alır. Amerika’dan 15 bin kat daha küçüktür. Toprağı küçük olsa da nüfusu yoğun olan Singapur’da sakız çiğnemek, sokaklara çöp atmak, yere tükürmek, kamusal alanlarda su dışında bir içecek içmek, arabaları kirli bırakmak yasaktır ve ciddi cezalar uygulanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dünya mutfaklarının her çeşidinin bulunduğu ülkede halkın çoğunluğunun dışarıda yemek yeme alışkanlığı vardır. Singapur mutfağı, kozmopolit yapısından dolayı çeşitli etnik grupların yeme-içme kültüründen etkilenmiştir. Geniş gastronomi yelpazesinde Malezya, Çin ve Hint mutfakları başı çekse de Japonya, Tayland, Kore gibi Asya ve Batı restoranlarına sıkça rastlanılır. Fiyat ve hijyen koşulları hükümet tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilmektedir.

  • SADECE ÜLKEMİZDE YETİŞEN ANADOLU SIĞLASI

    Türkiye’nin güneybatısında, yemyeşil manzaralar arasında olağanüstü bir doğal hazine gizlidir: Sığla ormanları. Yıldız şeklindeki yaprakları, hoş kokusu ve aromatik reçinesiyle bu kadim ağaç, binlerce yıldır bölgenin ekolojisinde, ekonomisinde ve kültüründe derin izler bırakmıştır. Gelin, milyonlarca yıllık geçmişiyle Anadolu sığla ağaçlarının büyüleyici dünyasını birlikte keşfedelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Anadolu sığla ağacı (Liquidambar orientalis Miller), Anadolu’nun en eski ağaç türlerinden biridir. Yaklaşık 65 milyon yıldır bu topraklarda kök salan sığla, yalnızca Türkiye’nin güneybatısında endemik olarak yetişir ve bu tür dünyada başka hiçbir yerde doğal olarak bulunmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çine Çayı, Datça, Köyceğiz ve Fethiye arasında kalan bölgelerde yayılım gösteren bu ağaç türü; dere kenarlarında, suya yakın alanlarda ve taban suyu yüksek bölgelerde tek tek ya da gruplar hâlinde görülebilir. Ancak Anadolu sığla ağacının orman oluşturduğu tek yer, Köyceğiz Gölü çevresidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gençken düzgün bir gövdeye sahip olan sığla ağaçlarının, yaşlandıkça gövdelerinde çatlaklı bir kabuk oluşur. Mart ve nisan aylarında küçük çiçek açar. Sonbaharda ise yıldız şeklindeki yaprakları, canlı kırmızıdan altın tonlarına uzanan renkleriyle etkileyici manzaralar sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ortalama 300 yıla kadar yaşayan sığla ağacının, dünya genelinde dört ana türü bulunmaktadır: Anadolu sığlası, Amerikan sığlası, Çin sığlası ve Asya sığlası. Bazı kaynaklar, Kuzey Amerika ve Asya’daki diğer alt türlerini listelese de temel olarak bu dört sığla ağacı türü, dünya genelinde bilinen ve tanınan ana türlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    35-40 metreye kadar büyüyebilen sığla ağacının en değerli ürünü, gövdesinden elde edilen reçineyle yapılan sığla yağıdır. Halk arasında “günlük ağacı” olarak da bilinen bu ağacın gövdesine açılan kesiklerden salgılanan reçine toplanır, suyla karıştırılarak damıtılır ve yağ hâline getirilir. Kimya sanayisinde sabitleyici olarak kullanılan sığla yağı, aynı zamanda yüzyıllar boyunca yöre halkı için önemli bir gelir kaynağı olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sığla yağı, eski çağlardan itibaren pek çok medeniyet tarafından kozmetik ürünlerin üretiminde kullanılmıştır. Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın sığla yağını parfüm olarak kullandığı rivayet edilirken, tıbbın babası kabul edilen Hipokrat’ın reçetelerinde de bu yağla ilgili bilgilere rastlanır.

     

    Eski Mısırlılar, mumyalama işlemleri sırasında hem bakterilerin üremesini önlemek hem de mumyaladıkları bedenleri korumak için antiseptik özellikleri nedeniyle sığla yağını kullanmış; böylece sığla yağı, mumyalama ritüellerinin de bir parçası olmuştur. Akdeniz’de denizcilikte ilerlemiş Fenikelilere ait gemi batıklarında yapılan kazılarda, içi sığla yağı dolu amforaların (genellikle antik çağlarda kullanılan, iki kulplu ve uzun boyunlu bir tür seramik kap) bulunması ise, bu yağın o dönemde değerli bir ticaret ürünü olduğunu ortaya koymaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’de sığla ağacının doğal yayılış alanları zamanla daralmış ve bu nadir tür, korunması gereken endemik bitkiler arasında yerini almıştır. Sürdürülen koruma çalışmaları hem orman ekosisteminin hem de sığla ağacının değerli yan ürünlerinin sürdürülebilir biçimde korunmasını amaçlamaktadır.

     

    Köyceğiz Gölü çevresindeki Sığla Ormanları Tabiatı Koruma Alanı, Türkiye’deki en büyük sığla ormanlarına ev sahipliği yapmaktadır ve 1988 yılında tabiatı koruma alanı olarak ilan edilmiştir. Ayrıca, Dilek Yarımadası-Büyük Menderes Deltası Millî Parkı’nda da sığla ağaçları doğal yayılış göstermektedir. Bu bölgeler, sığla ağacının koruma altında olduğu millî park statüsündeki önemli alanlardır.