Blog

  • 8 Madde İle Orta Asya’nın Kadim Ülkesi Kırgızistan

    8 Madde İle Orta Asya’nın Kadim Ülkesi Kırgızistan

    Kırgızistan… Orta Asya’nın kadim ülkesi… Kitaplarda, Türkler tarafından cennete açılan bir kapı olarak bahsedilir bu ülkeden… El değmemiş doğal güzelliklerinden, göçebe kültüründen ve asırlara dayanan köklü tarihinden… Göktürk, Uygur, Moğol, Timur, Hanlıklar, Rus Çarlığı, SSCB ve bağımsızlığa varan dönemlerinden… Günümüzde de seyahat aşığı gezginler için eşsiz bir adres Kırgızistan. Üstelik vizesiz! Biz de bir araştırma yaptık ve görülmeye değer 8 noktasını sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kırgızistan’ın başkenti, aynı zamanda da en büyük şehri, Bişkek… 1878 yılında Rusya tarafından kurulmuş, ilk zamanlarda ‘‘Frunze’’ olarak anılmıştır. Merkezinde yer alan Ala-Too Meydanı hem mimari hem de tarihi bakımdan şehrin simgesi olmuş bir yer. Meydan, farklı sokak şenliklerine ve her türlü resmi etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Ala-Too Meydanı’nda yer alan özgürlük heykeli, tarih müzesi, çevresindeki renk renk çiçekler ve büyük havuz ziyaretçilerin oldukça ilgisini çekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Etrafı dağlarla çevrili Yeşil Çu Vadisi ve ortasında yer alan Burana Kulesi başkent Bişkek’e çok yakın mesafede. Tarihin en önemli ticaret merkezlerinden biri olan İpek Yolu üzerinde yer alıyor. Karahanlılar’ın başkenti Balasagun’dan miras kalan kule ilk inşa edildiğinde 45 metreymiş ancak 15. yüzyılda yaşanan deprem sebebiyle 25 metreye düşmüş. Mükemmel işçilik ürünü süslemelerin hâkim olduğu yapı, Karahanlılar döneminde hem minare hem de gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ülkenin güneybatısında en büyük ikinci şehir yer alıyor. Geçmişi antik çağlara dek uzanan ve tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan Oş, güneyin başkenti olarak biliniyor. Burası hem Türk tarihi açısından önemli, hem de İslam dini bakımından kutsal sayılan bir kent. Yukarıdaki fotoğrafta da gördüğünüz üzere şehri çevreleyen Süleyman Dağı ve ortadaki Süleyman Dağı Camii yılın her mevsiminde farklı ülkelerden ziyaretçilerini ağırlıyor. Oş‘un ekonomi, kültür, sanat ve eğitim alanlarında da güneyin en önemli şehri olduğunu söyleyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en büyük ikinci krater gölü olan Issık Göl, Kırgızistan’ın kuzey kesiminde bulunuyor. Kumlu kıyıları 320 km’lik bir alanı kaplıyor. Sayısız balık çeşitleri ve tuzlu suyuyla da ülkenin en önemli turizm bölgelerinden biri. Civardaki dağların zirvesi yer yer karlı olmasına rağmen asla donmayan bu göle Kırgız Türkçesinde “ısı veya sıcak, ılık göl” anlamına gelen bir isim verilmiş. Geleceğin parlak turizm bölgeleri arasında gösterilen Issık Göl, 118 akarsu ve derenin beslediği bir doğa harikası. Karahanlılar döneminde de dinlenme merkezi olarak kullanıldığı biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Turistlerin sıklıkla tercih ettiği bir diğer yapıt ise Taş Rabat Kervansarayı. Kırgızistan’ın doğusundaki Narın Eyaleti’nde bulunmaktadır. Yapım tarihi kesin olarak bilinmese de bölgede 10. yüzyıldan kalma kalıntılar olduğu bilinmekte. Politik ve ticari bir öneme sahip olan bu kervansaray İpek Yolu üzerinde bulunmaktadır. Çin’den gelen kervanların ibadet etme, dinlenme veya soğuk havalardan korunma gibi ihtiyaçlarında büyük rol oynamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kırgızistan’ın belki de en sıra dışı adresi Skazka Kanyonu… Kırmızı kil ve kumtaşından oluşan kayaçların uzun yıllar boyunca rüzgârın, suyun, buzun ve havanın etkisiyle aşınması bu muhteşem görüntüyü ortaya çıkarmış… Oldukça tuhaf ve ilgi çekici olması buraya Masal Kanyonu isminin verilmesine sebep olmuştur. Rusçada “skazka” kelimesi de “masal” anlamına geliyor. Sahip olduğu benzersiz manzara ile sarı, turuncu, kahverengi ve pembe tonlarını bir arada görüp deneyimleyebileceğiniz bir adres.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    ‘’Göğe uzanan dağlar ülkesi’’ tanımı belki de Kırgızistan için iyi bir açıklama olacaktır. Ülkenin yüzde 65’ini oluşturan Han Tengri Dağı ise bunun en büyük destekleyicisi. Dünyanın sekizinci en yüksek dağı olarak bilinen Han Tengri 7.000 metreden fazla bir yüksekliğe sahip. Burası özellikle de dağcılar ve kayakçılar için tam bir cazibe merkezi. Dünya dağcılığının en popüler noktalarından biri olan bu zirveye 25 ayrı tırmanış rotası bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kırgızistan milli yemeklerinin en ünlüsü ise meşhur Beşparmak yemeğidir. Et suyunda haşlanan erişte eşliğinde soğan, hamur, et ve özel sosuyla yapılan yöresel bir yemektir. Peki, ismi neden mi Beşparmak? Aslında oldukça anlaşılır. Çünkü burayı ziyaret eden insanlar ve tabii ki Kırgız halkı yemeği çatal kaşık kullanmak yerine beş parmağının yardımıyla yiyor. Genellikle de özel günlerde veya önemli bir misafiri ağırlayan evlerde tercih ediliyor.

  • ŞAHMERAN KONULU KİTAPLAR

    Altı yılan üstü insan olan Şahmeran, birçok ülkenin ve kültürünün efsanelerinde bulunan akıllı ve iyi kalpli doğaüstü bir yaratıktır. Kimi ülke ve eserlerde “Şahmeran”, kimi ülkelerde ise “Şahmaran” olarak karşımıza çıkan bu efsane çok eskilere dayansa da popüler kültürde sıkça karşımıza çıkmaya devam ediyor ve nesiller boyunca ilgi gören kültürel bir öge olarak varlığını sürdürüyor. Birçok kitabın, filmin, tiyatro oyununun ve şarkının konusu olan iyi kalpli “yılan ana” Şahmeran, her derde deva olabilecek, her hastalığı iyileştirebilecek kudrete sahiptir ancak insanoğlunun hırsı, yerin yedi kat derinliklerinde yaşayan Şahmeran’ın hüzünlü sonunu getirir. Yazımızda Şahmeran efsanesinin konu olduğu edebi eserleri listeledik ki Yılanların Anası Şahmeran hakkında detaylı bilgi almak için daha önce hazırladığımız içeriğe linki tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bu yazımız ise kitapseverler için…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kadim bir ihanet öyküsünü modern bir çerçevede kaleme alan Türk edebiyatının güçlü ismi Tomris Uyar, ihaneti yaşadığı halde insanoğluna güvenmekten vazgeçmeyen Şahmeran’ın bir kez daha ihanetle sonuçlanan hikâyesini bu kez okuyucuların kendi hayal dünyası ve vicdanına bırakıyor. Açık uçlu bir sona sahip hikâyede okuyucular derin bir hesaplaşmayı kitabın karakterleri üzerinden yaşarken, insanoğlunun iyilik-kötülük, ölümsüzlük ve güven arayışlarının meydana getirdiği sonuçları bir vicdan hesaplaşmasına dönüştürmeyi ustalıkla beceriyor. Uyar’ın kaleme aldığı bu hikâye için, geleneksel metinleri modern okurun beğenisine göre yeniden kaleme almış dersek yanlış olmayacaktır. Öykünün kahramanı Camsap, ihanetinin sorumluluğunu yüklenmiş, masallarda yer almayan yeni bir suç- ceza- vicdan anlayışıyla davranmış, bir seçim yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çağdaş edebiyatın önemli yazarlarından olan Murathan Mungan, anlatıya dayalı Şahmeran hikâyesini “Cenk Hikâyeleri” kitabında “Şahmeran’ın Bacakları” isimli bölümde, Batı tarzı öykü yazımı ile okuyucularla buluşturuyor. Anlatım tarzıyla okuyucuyu iç yolculuğa çıkaran ve böylelikle efsaneden gerçek hayata geçiş kapısı açan Murathan Mungan, “Nedir Şahmeran hikâyesinin bağrında sakladığı zehir?” sorusuyla zihnin sınırlarını zorlayan varoluş sorunsalı ile okuyucuyu baş başa bırakıyor. Efsane, masal, mitoloji, halk hikâyesi unsurlarını eserlerinde sıklıkla kullanan Mungan, Şahmeran’ın Hikâyesi’nde de masal içinde masal anlatıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Erhan Bener, Şahmeran Öyküsü kitabında Tebriz şehrindeki halkı ezen, zalim Kral Keyhusrev’den babasının intikamını almak isteyen Camsap’ın maceralarını sevgi, dostluk, ihanet, kötü kalpli insanlar ve devler ekseninde anlatıyor. Ünlü bir bilgin olan babasını zalimce öldüren kraldan hem babasının öcünü almak hem de halkı kralın zulmünden kurtarmak isteyen Camsap, babasının yazdığı kitapta resmini gördüğü Şahmeran’a âşık olmasıyla hikâye başlıyor. Şahmeran’ın aşkı ve intikam isteğiyle yollara düşen Camsap’ın başına gelenler hikâyenin ana konusunu oluşturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Şair ve belgesel anlatıların yazarı olarak tanınan Sennur Sezer, gerçek ve takma isimle özellikle Yeşilçam’a çok sayıda senaryo yazan, çeşitli ansiklopedi ve antolojilerin oluşturulmasında payı bulunan bir yazar. Sezer, “Şahmaran” kitabında yalın bir anlatım ile başı insan, gövdesi yılan olan Şahmaran’ın neden bir güzellik simgesi olarak yüceltildiğini okuyuculara soruyor ve ekliyor: İhanete uğrayan, soktu mu anında öldüren yılan; ihanet eden ise, insandır. Buna karşın halkın vicdanı kendi soyundan yana çıkmamış, binlerce yıl, ihanete uğrayan bir yılanı yüreğinde barındırmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    “Şahmeran’ın Bildikleridir”, farklı bir öykü kitabı olarak yazarı Berkiz Berksoy’un yıllar boyunca ince işçilikle çalıştığı bir kitap. Anlatımı insanın yüreğine dokunan, bir anın fotoğrafını çekmeyi başaran, iç seslerle örülü; bazen naif bir akışa sahip bazen gerçeğin bedeli gibi soğuk, çarpıcı öykülerin toplamından oluşuyor ve Berksoy’un Şahmeran’ı; kadının, ayrılığın, özlemin, karşılaşmaların, kısacası hayatın görünmez izlerini sürenler için keyifli bir okumaya dönüşüyor.

  • 8 Madde ile Hıdırellez Gelenekleri

    8 Madde ile Hıdırellez Gelenekleri

    Her yıl 5-6 Mayıs’ta kutlanan Hıdırellez, 2017 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alınmıştı. Baharın gelişi, doğanın canlanması ile hayatlarına bereket dolmasını uman insanlar, 5 Mayıs akşamından 6 Mayıs sabahına kadar süren Hıdırellez’i çeşitli etkinliklerle geçirirler. Listemizde Anadolu’nun farklı yerlerinde uygulanan birbirinden farklı gelenekleri karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hıdırellez zamanı Anadolu’da en çok uygulanan geleneklerden biridir, doğanın içinde yürüyüş yaparak bereket ve bolluk dilemek… Zaten özellikle açık, ağaçlık, yeşil alanlarda yapılan Hıdırellez kutlamaları bir bakıma doğayla buluşma ritüelidir. Baharın tazeliğini taşıyan çiçekleri ve otları toplamanın, hatta bunları kaynatarak suyu ile yıkanmanın etkisi ile aynı tazeliğin insan bedenine geçeceğine inanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yüzük, kolye, küpe gibi kişisel eşyaların su dolu bir çömleğe atılması, “Kısmetim açılsın!” diyenlerin rağbet ettiği bir gelenektir. Çömleğin, Hıdırellez gecesi bir gül ağacının altına bırakılması ile devam eden uygulama, ertesi gün maniler eşliğinde eşyaların çıkarılması ile sonlanır. Türkmenlerde “mantıfar” olarak bilinen âdet, Denizli civarında “bahtiyar”, Balıkesir civarında “doğara yüzük atma”, İstanbul civarında “baht açma” diye bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mayasız yoğurt mayalamak! Bu gelenek de Hıdırellez’e özeldir. Kimi yörelerde ılık sütün içine tahta kaşık koyularak mayalama sağlanır, kimi bölgelerde de süte o gün sabah ezanından sonra bitkilerden toplanan çiy taneleri eklenir. Hıdırellez’in bir başka geleneği ise nar patlatmaktır. Yere atılarak patlatılan narın yıl boyu bereket getireceğine inanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    En çok uygulanan ve bilinen gelenek ise bir gül ağacının altına Hıdırellez akşamı kâğıda yazılı bir dilek bırakmaktır. Ertesi gün gidip dileklerin yazılı olduğu kâğıt alınmalı ve suya atılmalıdır. İnanışa göre kâğıdın suya karışıp gitmesi dileğin gerçekleşeceğine işarettir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çoğunuzun belki de ilk kez duyacağı ama Anadolu’da pek çok yerde uygulanan bir gelenek de evde yaşayan herkes için toprağa fasulye ve nohut dikmektir. Her bir aile ferdi için yedi fasulye ve yedi nohut dikilir, kötülüklerden koruyacağına inanılan bu geleneğin Hıdırellez akşamı yapılması gerekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    orman evi

    Çoğu yörede Hıdırellez sabahında yapılan ilk etkinlik pencereleri ve kapıyı sonuna kadar açarak bereketi ve bolluğu eve davet etmektir. Ahırı olan ahırını, ağılı olan ağılını, kimi kilerini, sandığını, kimi yemek dolabını, kesesini, cüzdanını açar ki bereket dolsun içine…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yine en bilinen âdetlerden biri ateş üstünden atlamaktır. Hastalıklara ve kötülüklere iyi geldiğine inanılarak yapılagelen bu uygulama Hıdırellez kutlamalarının en eğlenceli ve renkli dakikalarını oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Şimdiye kadar listelediğimiz gelenekler yapıldığı takdirde iyilik, güzellik getireceğine inanılan geleneklerdi. Bir de bu günlerde “yapılmaması” gerektiğine inanılan işler var. Örneğin, Hıdırellez’de ev temizliği yapılmaz, çamaşır yıkanmaz, genç kızlara iş yaptırılmaz. Bunlar da o günün herkes için bir nevi bayram tadında geçmesi içindir aslında…

  • Ele Güne Karşı MFÖ

    Ele Güne Karşı MFÖ

    Mazhar Fuat Özkan, namıdiğer MFÖ, birden fazla neslin severek dinlediği nadir müzik gruplarından biridir. 1985 yılında katıldıkları Eurovision Yarışması’nda sunucunun kendilerini MFÖ olarak anons etmesinden sonra üçlü bu şekilde anılmaya başlamıştır. MFÖ grubunun geç ama güç olmayan kuruluş hikâyesi 8 madde ile huzurlarınızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    ele güne karşı yapayalnız

    Mazhar Alanson ve Fuat Güner’in tanışarak Türk Rock Müziği’nin ünlü grubu MFÖ’nün temellerini atmalarının aslında bir tesadüfe bağlı olduğu bilinmektedir. 1965 senesinde Fuat Güner elindeki Beatles plağı ile yolda yürürken Mazhar Alanson ile karşılaşırlar, bu küçük tesadüf ülkedeki tüm müzikseverleri ilgilendiren bir an olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    ele güne karşı yapayalnız

    Beatles’ı çok seven Mazhar Alanson, Fuat Güner’e yaklaşır ve plağı beraber dinlemeyi teklif eder. İkilinin ilk müzikal buluşması işte o Beatles plağı sayesinde gerçekleşir ve yıllarca devam edecek, Türk rock ve pop camiasına çok sevilen birçok şarkı kazandıracak olan müzik serüveni böylece başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    ele güne karşı yapayalnız

    İkili, Kaygısızlar grubunda müzik yapmaya başlar ve bu grupta Ali Serdar, Fikret Kızılok ve Semih Oksay gibi isimlerle beraber çalışırlar. İkilinin beraber müzik yaptığı bir başka yıldız isim ise Barış Manço’dur. Bu büyük isimlerle beraber bir süre müzik yaptıktan sonra nihayet 1971 yılında MFÖ’nün üçüncü ismi Özkan Uğur ile tanışırlar fakat daha MFÖ’nün son şeklini almasına çok vardır. Çünkü bu ekip bir süre Kaygısızlar kadrosunda beraber müzik yaparlar fakat sonra grup dağılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    ele güne karşı yapayalnız

    Özkan Uğur; Kurtalan Ekspres, Erkin Koray, Ersen ve Dadaşlar gibi isimlerle müzik yapmaya devam ederken, Fuat ve Mazhar ikilisi “Türküz Türkü Çağırırız” isimli albümlerini 1973 yılında çıkarırlar. İleriki yıllarda MFÖ’nün en sevilen şarkılarından biri olacak olan “Güllerin İçinden” ilk versiyonuyla bu albümde yer alır ama müzik listelerinin ilk sırasında yer almasına daha zaman vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    ele güne karşı yapayalnız

    Bu albümle bekledikleri kadar büyük bir çıkış yapamayan Mazhar ve Fuat; Özkan Uğur, Ayhan Sicimoğlu ve Galip Boransu ile beraber “İpucu Beşlisi” isimli grubu kurar, sene 1976’dır ve “Heyecanlı” isimli şarkıları bu grubun en beğenilen şarkısı olur. Şarkının, İzzet Öz tarafından çekilen klibi, birçok kaynağa göre Türkiye’nin ilk video klibidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    ele güne karşı yapayalnız

    1980 senesinde grup dağılmış ve en sonunda Mazhar, Fuat ve Özkan bir araya gelmiş, böylece popüler Türk müziğinin efsanevi kadrosu tamamlanmıştır. 1984 yılında grubun ilk stüdyo albümü “Ele Güne Karşı Yapayalnız” çıkar ve müzik listelerini alt üst eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    ele güne karşı yapayalnız

    MFÖ ilk albümlerinde elde ettikleri başarıdan sonra 1985 yılında “Diday Diday Day” şarkılarıyla İsveç’te düzenlenen Eurovision yarışmasına katılırlar, beyaz takım elbiseleri ve beyaz şapkalarıyla sergiledikleri performansla yarışmada ülkemizi temsil ederler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    ele güne karşı yapayalnız

    Ünlü Üçlü ilk albümlerinin çıktığı günden itibaren üretmeye hiç ara vermemiş üst üste birçok albüme imza atmıştır. “Peki Peki Anladık”, “Deli Deli”, “Buselik Makamına”, “Güllerin İçinden”, “Bodrum” ve daha birçok popüler şarkıyla dinleyicilerin kalbini kazanan MFÖ, kuşkusuz Türkiye’nin en önemli gruplarından biridir.

  • Tiyatro ve Sinema Salonlarında Nelere Dikkat Etmeliyiz?

    Tiyatro ve Sinema Salonlarında Nelere Dikkat Etmeliyiz?

    Bu listemizde sinema ve tiyatro salonlarında dikkat edilmesi gereken, aslında hepimizin bildiği ve çoğumuzun da uyum sağladığı görgü kurallarına yer veriyoruz. Evet, kulağa oldukça basit gelen o detayları bilmesine biliyoruz ama gün geliyor dalgınlıkla ihmal de edebiliyoruz. Çok daha keyifli, çok daha konforlu seyirler için sinema ve tiyatro adabını gelin tekrar gözden geçirelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Perde açılmadan önce…” title_font_size=”13″]

    Sinema salonuna vaktinde girmek elbette önemli ama tiyatro salonuna vaktinde girmek bundan çok daha önemli. Unutmayın, canlı performans sergileyen oyunculara saygı gereği, onlar sahneye adım attığında çoktan yerimizi almış ve seyre hazırlanmış olmalıyız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kendi koltuğumuza ulaşmaya çalışırken…” title_font_size=”13″]

    İzin isteyerek ve sakin hareketlerle koltuğumuza geçmeye çalışırken insanları rahatsız etmemek, bilhassa dar aralıklarda ayaklarına basmamaya özen göstermek icap eder. Tabii sakin hareket edelim derken arkamızda kuyruklar oluşmasına da neden olmamalıyız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Konuşmak değil seyretmek için…” title_font_size=”13″]

    Yanımızdaki kişilerle sinemadaki insanların dikkatini çekecek biçimde konuşmalar yapmak şık bir davranış değil… Bir tiyatro oyunu izlerken kısık sesle de olsa konuşarak oyuncuların dikkatini dağıtmak ise takdir edersiniz ki hiç ama hiç şık bir davranış olmayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sadece sesi değil ışığı da rahatsız ediyor” title_font_size=”13″]

    Uzun süre ekranına bakmadan duramadığımız cep telefonlarımızı görgü kurallarına uygun biçimde kullanmadığımızda sinema ve tiyatro etkinliklerinin en büyük sabote edicisi olabiliriz. Üstelik bunu sadece gelen çağrı ve mesajların sesiyle değil, gözü far gibi alan ekran ışığıyla da yapabiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Patlamış mısırla transa girmek!” title_font_size=”13″]

    Patlamış mısır kokusu fuayeye girer girmez çoğumuzu etkisi altına alır. Bizim hamlemiz ise film sırasında mısırları birer ikişer ağzımıza atarken o etkinin içinde kaybolmamak, mümkün olduğunca az ses çıkartmak olmalı. Çekirdek gibi kabuklu yemişlerden külliyen uzak durulması gerektiğini ise sanıyoruz söylememize gerek yok.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hastalığınız geçene kadar bekleyin” title_font_size=”13″]

    Grip ya da nezle isek, sık sık burnumuzu temizlememiz ya da çekmemiz gerekiyorsa, sürekli hapşırıyor ya da öksürüyorsak hiç düşünmeden sinema/tiyatro planımızı bir süre ertelemeliyiz. Belki o süre zarfında film vizyondan kalkacak hatta tiyatro oyunu sahnesini başka yere taşıyacak ama siz diğer insanları rahatsız etmekten kaçındığınız gibi hastalığınızdan da korumuş olacaksınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alkışın zamanlamasını iyi yapabilmek…” title_font_size=”13″]

    Sinema salonunda film devam ederken alkışlamak, karşımızda etkileşime geçecek gerçek kişiler olmadığı için anlamsız kalabilir ve diğer seyirciler için rahatsızlık yaratabilir. Tiyatro salonunda ise durum biraz daha farklı seyreder. Oyun devam ederken alkışlamak bazı durumlarda oyuncuyu motive ederken, bazen de devam edip etmeme konusunda tereddütte kalmasına neden olabilir. Ama her iki sanatta da en uygun yöntem eserin finalini bekleyerek alkışlamaktır. Hatta tiyatroda oyuncuların selam vereceği anı özellikle beklemek ve perde tamamen kapanana kadar salondan ayrılmamak, tiyatroya, tiyatrocuya ve verilen emeğe duyduğumuz saygının göstergesi olacaktır.

  • TİYATRO TERİMLERİNDEN AŞİNA OLDUKLARINIZ

    Tiyatro seyircisi olarak duymuş olabileceğiniz fakat anlamını tam olarak ifade edemeyeceğiniz terimler olabilir. Örneğin suflör… İlla ki bir şekilde karşınıza çıkmıştır ve sahnenin görünmeyen bir yerinden oyuncuya rolünde unuttuğu sözcükleri fısıldayarak anımsatan kişi anlamına gelir. Gelin terimleri anlamlandırmaya devam edelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • EN SEVDİĞİNİZ ÇİZGİ FİLM HANGİSİYDİ?

    Özel televizyon kanalları yok, TRT ekranların tek kanalı… Tüm programların günü, saati belli ve kim hangi programı izlemek istiyorsa yayımlandığı saatte ekran karşısında olmak zorunda. Kaçırırsa tekrarı yok! Bu anları 80’lerde ve 90’larda yaşayanlar hatırlamakta güçlük çekmeyecektir ancak 2000’den sonra doğan kuşak için anlam ifade etmeyebilir. Çünkü günümüzde artık hangi saatte televizyonu açarsak açalım 7/24 yayın yapan bir çizgi film kanalına rastlamak mümkün. Yazımızda sizleri geçtiğimiz yıllara götürüyor ve izlemek için ülkece aynı saatte ve aynı kanalda ekran başına toplandığımız çizgi filmleri listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Red Kit” title_font_size=”13″]

    “Gölgesinden hızlı silah çeken” bir kovboy olan Red Kit, beyaz atı Düldül ve şaşkın köpeği Rin Tin Tin ile birlikte suçluların ve adaletsizliğin amansız düşmanı olarak yıllarca çocukları ekran başına kilitledi. Kovboyların ve Kızılderililerin hüküm sürdüğü “Vahşi Batı” dünyasında soyguncuların ve Joe, William, Jack ve Averell isimli kardeş Daltonların peşinde adaleti sağlarken sadece fiziksel gücüyle değil, zekâsıyla da her zaman galip çıkmayı başardı. Red Kit, bir zamanların çocukları olan bizlerin en sevdiği kovboydu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Heidi” title_font_size=”13″]

    Alp Dağları’nda yaşayan Heidi, küçük yaşına rağmen zorlukların üstesinden gelme kabiliyeti ile hepimizin gönlüne taht kurmuş bir karakter. Beş yaşında annesini ve babasını kaybeden Heidi, dedesiyle dağlarda yaşamaya başlar. Burada arkadaş olduğu Peter ile doğayla iç içe bir hayat süren minik ve sevimli kahramanımız; keçi gütmeyi, çiçek toplamayı, dağlarda dolaşmayı ve kötü kalpli insanlarla sevgi dilinde mücadele etmeyi öğrenir. Heidi; sevgi, dostluk ve doğanın güzelliği hakkında izlediğimiz en güzel çizgi filmlerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayı Yogi” title_font_size=”13″]

    Jellystone Park’ta yaşayan Ayı Yogi’nin maceraları sadece çocukların değil, yetişkinlerin de severek izlediği mizah dolu bir çizgi filmdir. Ayı Yogi; oldukça iştahlı, yemek karşısında savunmasız, saf bir boz ayıdır. Parka gelenlerin piknik sepetini çalan Ayı Yogi’nin maceralarına Ayı Bobo da eşlik eder ve Ayı Yogi’yi hatalı kararlarından vazgeçirmeye çalışır. Ayı Yogi, izleyen herkesi eğlendirmeyi ve gülümsetmeyi başarmış efsaneler arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bugs Bunny” title_font_size=”13″]

    Elinde tuttuğu kocaman havucu ile kendisini avlamak isteyen avcı Elmer Fudd’a “N’aber canım?”, “Bu da neyin nesi?” gibi sorular sorarak sinir krizi geçirten Bugs Bunny, esprili ve kendine güvenen bir tavşan olarak yıllardır ekranlarda. Avcı Fudd’un kurduğu tuzaklardan pratik zekâsı ile kurtulmayı başaran Bugs Bunny’yi izlerken heyecanlanmamak mümkün değil. Savunmasız bildiğimiz tavşanlarla ilgili görüşümüzü tepetaklak eden Bunny, izleyen herkese asıl gücün bilekte değil beyinde olduğunu öğretti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Garfield” title_font_size=”13″]

    Turuncu kedi Garfield; tembel, pazartesilerden nefret eden, alaycı ve lazanya seven bir karakter. Garfield, aynı evi paylaştığı en iyi arkadaşı köpek Odie ve Jon ile arasında geçen gündelik olaylarla büyük küçük demeden yıllarca izleyicilerine keyifli anlar yaşattı. Köpek Odie, Garfield’ın tam zıttı bir karakter olarak enerjik, sadık ve her zaman mutlu olmasını becerirken; Garfield, sık sık tembellik ederek sahibi Jon’u kızdırmayı her bölümde başardı. Garfield’dan ne mi öğrendik? Sevginin sadece aynı tür ve karakter arasında olmadığını, farklılıklarımıza rağmen birbirimizi sevebileceğimizi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”He-man” title_font_size=”13″]

    Gölgeler şatosunu korumak için kendisine verilen güç kılıcını göğe kaldırarak “Gölgelerin gücü adına… Güç bende artık!” diye bağırdığında Eternia Krallığı’nın alçak gönüllü prensinden güçlü savaşçı He-man’e dönüşen kahramanımızın maceralarını bir zamanlar soluksuz izlerdik. Kötülüğe hizmet etmek için kendini adamış İskeletor’un hain planları karşısında çekingen ve ürkek kaplanı Titrek’in tıpkı He-man gibi korkusuz ve yenilmez bir kaplan olan Atılgan’a dönüşümü biz çocukların izlemek için iple çektiği sahnelerdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Casper” title_font_size=”13″]

    Dost canlısı sevimli hayalet Casper’ın, hayalet olduğu için kendisinden korkan bütün canlılarla arkadaş olma çabasını yıllarca kâh üzülerek kâh eğlenerek izledik. Çizgi filmdeki hayalet amcalarının insanlara zarar vermesini engellemek için mücadele eden ve başını türlü belalara sokan iyi niyetli Casper’ın ödülü ise her bölüm sonunda edindiği yeni dostlar oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Taş Devri ” title_font_size=”13″]

    Fred, Wilma, Çakıl, Dino, Barni, Beti, Bambam… Bir zamanlar hepimizin ezberinde olan bu isimler Taş Devri’nde yaşayan iki yakın ailenin fertleri… Çocukların olduğu kadar yetişkinlerin de severek izlediği çizgi film, Çakmaktaş ile Moloztaş ailesinin gündelik hayatlarını mizahi bir dille anlatarak bir döneme damgasını vurdu. Evde evcil hayvan olarak dinozorun beslendiği çizgi filmde; kahve makinesinden otomobile, elektrik süpürgesinden telefona birçok teknolojik aletin Taş Devri versiyonlarını kahkahalar atarak izledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Jetgiller ” title_font_size=”13″]

    Robotların, uzaylıların, hologramların ve enteresan buluşların olduğu gelecek zamanda geçen çizgi filmde Jetgiller ailesinin yaşadığı fantastik ve eğlenceli maceralar o dönem için oldukça sıra dışıydı. Her bölümde bambaşka maceralar yaşayan ailenin babası George, bir astronottur ve NASA’da çalışır. Jane, bir ev hanımıdır ancak ev işlerini her konuda oldukça becerikli olan robot Rosie yapar. Ailenin Elroy ve Judy isminde 2 çocuğu vardır. Jetgiller, ileride bilim kurguya gönül veren tüm çocukların en sevdiği çizgi filmlerden olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Müfettiş Gadget” title_font_size=”13″]

    Bir dedektif düşünün; sakar, dalgın, dikkatsiz ve çevresinden bihaber! İşte karşınızda Müfettiş Gadget… Suç ve yolsuzluğa karşı mücadelesinde ona yardımcı olacak sayısız ilginç aletle donatılan Gadget, kendisinin tam zıt karakteri olan zeki ve cesur yeğeni Penny ve sadık dostu köpek Brain sayesinde suçluları yakalar. Çocukların en sevdiği çizgi filmlerden olan Müfettiş Gadget’ın maceralarını ve kötüleri alt etmesini her bölümde soluksuz izledik.

  • 8 Maddede Hangi Şehrimizden Hangi Hediye Alınır?

    8 Maddede Hangi Şehrimizden Hangi Hediye Alınır?

    “Eşe dosta ne almalı” düşüncesi seyahat ettiğimiz yerlerin dönüş yolunda kafamızı kurcalamaya başlar. Hatta bazen bu düşünce eve kadar halledemediğimiz bir konu olarak bizimle gelir. Bu küçücük konunun gün gelip sizler için de önemli bir meseleye dönüşmemesi için ufak bir liste hazırladık. Yer verdiğimiz şehirlerden birine yolunuz düşerse hem size kolaylık sağlasın hem de yakınlarınızı sevindirecek hediyeler alabilesiniz diye… İşte 8 maddelik listemiz!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    çörek otu

    Çöreklere ya da tatlılara katabilmek için Afyon’dan haşhaş…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    bal, honey

    Doğallığı, aroması ve sağladığı faydalarla eşsiz Macahel balı Artvin’den…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    balıkesir, denizli

    Balıkesir’den en organik ve lezzetlisini bulabileceğiniz çeşit çeşit zeytin…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tek başına Bursa’ya gitme nedeniniz olabilecek kestane şekeri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İşçiliği göz kamaştıran bakır eşyalar Diyarbakır’dan…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Siyah inci oltu taşı Erzurum’dan…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    baklava, gaziantep

    Gaziantep’ten dibini görmeden bırakamayacağınız çıtır çıtır baklava…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    ısparta

    Gülün memleketi Isparta’dan gül lokumu…

  • KEMİKTEN ÇELİĞE, MODADAN TIBBA İĞNENİN MEDENİYETİMİZDEKİ ROLÜ

    Küçücük bir alet olmasına rağmen, medeniyetimizin gelişiminde hayati bir rol üstlenen iğne, ilk çağlardan itibaren giysi dikmek, hayvan derilerini birleştirmek ve süsleme yapmak gibi amaçlarla kullanılmıştır. Giyinme ihtiyacı ve tekstil üretimiyle yakından bağlantılı olan bu araç, tarih boyunca büyük bir dönüşüm geçirmiştir. Kemikten metale, el yapımından sanayi üretimine uzanan bu yolculuk; ihtiyaçlarımızın teknolojik gelişmeleri nasıl şekillendirdiğini de açıkça ortaya koymaktadır. Binlerce yıldır hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olan bu küçük aracın tarihsel gelişimini yazımızda derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tarihin en eski dönemlerinden itibaren, giysileri ve hayvan derilerini birleştirmek amacıyla çeşitli aletler kullanılmıştır. Bu amaçla kullanılan ilk iğneler; kemik, boynuz ve fil dişi gibi doğal malzemelerden yapılmıştır. Ancak bu eski dikiş iğnelerinin ucunda delik bulunmuyordu; ipliği kavrayan, ayrık bir ucu vardı. Deri dikiminde ise iplik yerine hayvan bağırsağı, bitki lifleri veya tendonlar kullanılırdı. Ucunda delik bulunan bilinen en eski iğne, Sibirya’daki Altay Dağları’nda yer alan Denisova Mağarası’nda bulunmuştur. Bu iğne, 2016 yılında Rus arkeologlar tarafından keşfedilmiştir. Yaklaşık 7 santimetre uzunluğunda olan bu iğne, büyük bir kuşun kemiğinden yapılmıştır ve 40.000 ila 50.000 yıl öncesine tarihlendirilmektedir. Bu buluntu, bugüne kadar bilinen en eski iğne örneği olarak kabul edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Doğal malzemelerden yapılan iğnelerin yerini, Bronz Çağı’na gelindiğinde (MÖ. 3000 – MÖ. 1100) metal iğneler almaya başlamıştır. Bu dönemde, metal işleme tekniklerinin gelişmesiyle birlikte, bakır ve kalay alaşımı olan bronzdan çeşitli aletler üretilmiştir. Özellikle Sümerler, Akadlar, Mısırlılar, Çin ve Hint uygarlıkları bu çağda bronz iğneler üretmişlerdir. Demir Çağı’na geçişle birlikte (MÖ. 1200 – MÖ. 500), demirin işlenmesiyle üretilen aletler ve iğneler yaygınlaşmıştır. Bu gelişmeler, daha sağlam ve uzun ömürlü dikiş araçlarının ortaya çıkmasına olanak tanımıştır. Çin’de ise iğne yapımı oldukça erken dönemlerde gelişmiştir. İlk dikiş iğnelerinin Çinli ustalar tarafından üretildiği ve burada dikiş sanatının oldukça ileri seviyelere ulaştığı bilinmektedir. Çin’de bronz ve demir iğnelerin yanı sıra, özellikle Song Hanedanı Dönemi’nde (MS. 10. yüzyıl), çelik iğne üretimi de başlamıştır. Buna ek olarak, Çin’de tıbbi amaçlarla kullanılan akupunktur iğneleri de çok eski bir geçmişe sahiptir ve geleneksel tıbbın önemli bir parçası hâline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Orta Çağ’da, Avrupa’da iğne yapımı oldukça önemli bir zanaat hâline gelmiştir. 9. yüzyıldan itibaren, çelik işçiliğindeki gelişmeler sayesinde çok daha dayanıklı, ince ve keskin iğneler üretilmeye başlanmıştır. Bu gelişmeyle birlikte Almanya, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde iğne üretimi, zamanla önemli bir sektöre dönüşmüştür. Özellikle 16. yüzyılda, İngiltere’de iğne üretimi büyük bir ivme kazanmış; Londra, iğne yapımında öne çıkan başlıca merkezlerden biri hâline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kraliçe I. Elizabeth Dönemi’nde, İngiltere’de iğne üretimi öylesine önemli bir hâle gelmiştir ki, bu alanda uzmanlaşmış yabancı zanaatkârlar ülkeye davet edilmiştir. El dikişinin yaygın olduğu bu dönemde, iğne hem gündelik yaşamda hem de terzilik ve tekstil sektörlerinde vazgeçilmez bir araç olarak kabul edilmiştir. Sanayi Devrimi’ne kadar iğneler tamamen el işçiliğiyle üretilmeye devam etmiştir. Ancak 18. ve 19. yüzyıllarda, makineleşmenin yaygınlaşmasıyla birlikte iğne üretimi büyük ölçüde hız kazanmış ve seri üretime geçilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    19. yüzyıl, Sanayi Devrimi ile birlikte iğne üretiminde köklü değişimlerin yaşandığı bir dönem olmuştur. Dikiş makinelerinin icadı, bu alanda yeni bir çağın başlangıcını temsil eder. Amerikalı mucit Elias Howe, 1846 yılında ilk pratik dikiş makinesi için patent almıştır. Howe’un tasarımında kullanılan iğne, ucunda delik bulunan özel bir iğneydi. Bu tasarım, dikiş makinesi iğneleri için önemli bir yenilikti; çünkü el dikişi iğnelerinde delik üst kısımdayken, dikiş makinesi iğnelerinde delik, iğnenin ucuna yakın bir noktaya yerleştirilmişti. Bir diğer Amerikalı mucit Isaac Singer, Howe’un tasarımını geliştirerek ticari olarak başarılı dikiş makineleri üretmiş ve bu makinelerin dünya genelinde yaygınlaşmasını sağlamıştır. Dikiş makinesi iğneleri, el dikişi iğnelerinden farklı olarak daha keskin uçlu olup, ipliğin geçişini kolaylaştıracak şekilde özel olarak tasarlanmıştır. Bu iğnelerin seri üretimi, tekstil endüstrisinde büyük bir dönüşüm sağlayarak, kumaşların çok daha hızlı işlenmesine olanak tanımıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    20. yüzyıla gelindiğinde, paslanmaz çelik ve nikel kaplama iğneler yaygınlaşmaya başlamıştır. Paslanmaz çelik, dayanıklılığı ve korozyona (paslanma ve aşınma) karşı direnci sayesinde iğne üretiminde yeni bir dönemin kapılarını aralamıştır. Bu yüzyılda iğne yalnızca dikiş alanında değil; tıp, kuyumculuk ve elektronik gibi pek çok farklı alanda da özelleşmiş biçimlerde kullanılmaya başlanmıştır. Enjeksiyon iğneleri, akupunktur iğneleri ve cerrahi iğneler, modern tıbbın gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Tarihteki en küçük ama en etkili icatlardan biri olan iğne, her ne kadar basit bir araç gibi görünse de medeniyetimizin gelişiminde büyük bir rol üstlenmiştir. En soğuk hava koşullarında atalarımızın hayvan derilerinden giysiler yapmasına olanak sağlamış; Sanayi Devrimi’ni desteklemiş, modern tıbbın ve küresel ticaretin ilerlemesine katkıda bulunmuştur. Küçük boyutuna rağmen etkisi büyük olan bu icat; medeniyetimizin sessiz bir kahramanı olmayı başarmıştır.

  • MÜHENDİSLİK HARİKASI TARİHİ YAPILARA SANAL YOLCULUK

    Dünyanın farklı ülkelerinde yer alan birbirinden eşsiz güzellikler saymakla bitmeyecek kadar çok diyebiliriz. Ancak bazı özel yapılar var ki en sık ziyaret edilen ve en ilgi gören yerler arasında. Mühendislik harikası inşalarıyla ziyaretçilerini hayran bırakan bu tarihi yapıları evinizden çıkmadan internet üzerinden ziyaret edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olan Machu Picchu Antik Kenti, Peru’da And Dağları’nın tepesinde konumlanıyor. 1450’lerde inşa edilen antik şehir, 2.430 m yükseklikte ve zirveye çıkanlar oksijen desteği ile bu tırmanışı tamamlayabiliyor. Dağa giden patika yolun gizli bir geçiş şeklinde olduğu Machu Picchu’ya tırmanış yaklaşık iki saat sürüyor ve dağın zirvesinde 360 derece panoramik manzara zorlu parkuru tamamlayanları bekliyor. Ancak bu zirveye yorulmadan sanal tur ile ulaşabilirsiniz. Kurumun resmî sitesi üzerinden Machu Picchu’yu kolayca gezebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kolezyum da Machu Picchu gibi Dünyanın Yedi Harikası Listesi’nde yer alıyor. İtalya’nın en ikonik tarihi yapısı Kolezyum, Antik Roma döneminde gladyatörlerin krala ve halka gösteri yaptıkları önemli bir yerdi. M.S. 80 yılında inşası tamamlanan amfi tiyatro, ilerleyen yıllarda barınma yeri, kışla, iş dükkânları, taş ocağı ve Hristiyan türbesi gibi çeşitli amaçlarla kullanıldı. Günümüzde depremden dolayı harap vaziyette olmasına ve taşlarının çalınmasına rağmen Kolezyum, Roma İmparatorluğu’nun ve İtalya’nın en çok ziyaret edilen tarihi yerlerinden biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mısır’da 120’den fazla piramit bulunuyor. Antik çağlarda firavunların ve ailesinin anıt mezarı olan bu yapılar yüzyıllar boyunca gizemini korumayı başardı. Arkeologlar tarafından hâlâ incelenen Mısır piramitlerinden en popüler olan Giza piramidi, Harvard Üniversitesi tarafından hazırlanan “Giza Project” çalışması ile 3 boyutlu şekilde 360 derece gezilebiliyor. Mezarlıkla ilgili eserler, fotoğraflar ve araştırma materyallerinin yer aldığı rehberli bir tur için linki tıklamanız yeterli. Giriş yaptıktan sonra ‘Go Inside The Pyramid’ butonuna tıklayarak gezintiyi başlatabilir; gizemini hâlâ koruyan kral mezarlarını ve labirent odalarını ziyaret edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en ünlü şehir devleti Vatikan’da, Rönesans döneminin en popüler sanat eserlerinin bulunduğu Vatikan Müzesi bulunuyor. Vatikan Müzesinin 54 galerisine internet üzerinden erişim mümkün. Online olarak ziyaret edilen müzenin en önemli eseri Michelangelo’nun Sistina Şapheli’nin tavanına çizdiği, Türkiye’de “Eller Tablosu” olarak da bilinen duvar resmi. Bernini, Botticelli ve Leonardo da Vinci gibi Rönesans’ın en değerli ustalarının eserlerini inceleyebileceğiniz gibi müzenin mermerden inşa edilen ve her köşesi bir sanat eseri niteliğinde olan detaylarını da görebilirsiniz. Vatikan Müzesine bu link üzerinden erişim sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sırada dünyanın en ünlü savunma duvarı olan Çin Seddi var. Yıkılmış olan kısımlarıyla birlikte yaklaşık 9 km uzunluğunda olan Çin Seddi’nin neredeyse 2.500 km’lik kısmı hâlâ ayakta ve günümüze ulaşmış durumda. M.Ö. 221 ile M.S. 608 yılları arasında inşa edilen ve UNESCO Dünyanın Yedi Harikası Listesi’nde yer alan Çin Seddi’nin giriş kapısı için linke tıklamanız yeterli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    12.000 yıllık tarihiyle insanlık hakkında yepyeni bilgiler edinmemizi sağlayan Göbeklitepe’yi Kültür ve Turizm Bakanlığına ait bir hizmet olan sanal müze internet adresi üzerinden ziyaret edebilirsiniz. Şanlıurfa’da bulunan ve arkeolojik kazıların devam ettiği ören yerinde yapılar sanal müzede de tıpkı alandaki gibi gruplara ayrılmış durumda. İnsanlığın çanak çömlek kullanımıyla henüz tanışmadığı Neolitik dönemden kalan yapıyla ilgili daha fazla bilgiye erişmek için linke tıklayabilirsiniz.