Blog

  • UNESCO KÜLTÜREL MİRAS LİSTESİ’NDEKİ GELENEKSEL TİYATROLAR

    Tiyatro, tarihin en köklü sanat dallarından biri olarak her kültürde farklı biçimlerde gelişmiştir. Her toplumun kendine özgü geleneksel tiyatrosu, o ülkenin dünya görüşünü, yaşam tarzını ve estetik anlayışını yansıtır. Sadece eğlendirmekle kalmaz; toplumsal hafızayı canlı tutar, kültürel değerleri aktarır ve tarihsel olayları sahneye taşır. Dünyanın dört bir yanındaki kültürel öğeleri koruma ve yaşatma amacı güden UNESCO da köklü geçmişi olan, geleneksel sahne sanatlarını Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alarak gelecek nesillere aktarmayı amaçlamaktadır. Bu liste, sadece geleneksel sanatları değil, aynı zamanda geleneklerin, kutlamaların, bilgi ve becerilerin korunmasını da hedeflemektedir. UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan ve toplumsal yaşama ayna tutan, dünyanın dört bir yanındaki yüzlerce yıllık geleneksel tiyatro türlerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Meddahlık, Türkiye” title_font_size=”13″]

    Meddahlık, bir kişinin taklit ve canlandırmalarla, doğaçlama olarak hikâye anlatarak dinleyiciyi hem eğlendirdiği hem de düşündürdüğü geleneksel bir sanattır. 2008 yılında UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınan bu köklü geleneğin ustaları, hikâyelerini taklitler, ses değişiklikleri ve basit aksesuarlarla zenginleştirir. Osmanlı Dönemi’nde özellikle kahvehanelerde büyük ilgi gören meddahların anlattığı hikâyeler, genellikle toplumsal olaylara, tarihî figürlere ve mizahi unsurlara dayanır. 19. yüzyıla kadar popülerliğini koruyan bu sanat, modern tiyatronun yaygınlaşmasıyla eski etkisini yitirse de geleneksel bir anlatım biçimi olarak günümüzde hâlâ yaşatılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Noh ve Kabuki, Japonya” title_font_size=”13″]

    Noh tiyatrosu, geleneksel Japon tiyatrosunun en eski türlerinden biridir. 14. yüzyılda gelişen bu sanat, maskeler, geleneksel kostümler ve şiirsel anlatımla mistik ve tarihî temaları işler. Müzik ve dansın önemli bir yer tuttuğu Noh tiyatrosunda karakterler, genellikle ahşap maskelerle sahneye çıkarak doğaüstü varlıkları veya kahramanları canlandırır. Oyuncuların hareketleri ağır ve minimaldir; sahne tasarımı ise sade ve simgeseldir. Günümüzde Japonya’da belirli tiyatrolarda ve festivallerde sahnelenmeye devam eden Noh tiyatrosu, 2008 yılında UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınmıştır.

    Kabuki tiyatrosu, hareketli ve görkemli sahnelemeleriyle ünlü geleneksel bir diğer Japon tiyatro türüdür. 17. yüzyılda ortaya çıkan bu sanat, abartılı kostümler, yoğun makyaj ve dinamik sahne kullanımıyla izleyiciyi büyüleyen etkileyici bir performans sunar. Noh tiyatrosunun aksine, Kabuki oyuncuları maske yerine yüzlerini beyaz, kırmızı ve siyah gibi belirgin renklere boyayarak sahneye çıkar. Dramatik jestler, hızlı sahne değişiklikleri ve akrobatik unsurlar, Kabuki’nin öne çıkan özelliklerindendir. Başlangıçta hem kadın hem erkek oyuncuların sahne aldığı bu tiyatro, zamanla yalnızca erkek oyuncuların rol üstlendiği bir forma evrilmiştir. 2008 yılında UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınan Kabuki, günümüzde Japonya’daki özel tiyatrolarda geleneksel bir sanat olarak yaşatılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kathakali, Hindistan” title_font_size=”13″]

    Kathakali, Hindistan’ın en etkileyici geleneksel sahne sanatlarından biridir. 17. yüzyılda Kerala bölgesinde ortaya çıkan bu sanat, abartılı yüz makyajları, görkemli kostümleri ve ritmik danslarıyla dikkat çeker. Klasik Hint mitolojisinden sahneleri canlandıran Kathakali oyuncuları, el hareketleri (mudralar), yüz ifadeleri ve beden diliyle izleyiciye hikâyeler aktarır. Bu performanslar, genellikle Hindu destanları Ramayana ve Mahabharata’dan sahneler içerir. Kathakali’de diyalog kullanılmaz; anlatım tamamen dans, jest ve müzikle yapılır. Oyuncuların yüzleri, oynadıkları karaktere göre belirgin renklerle boyanır. Yeşil yüzlü karakterler kahramanları, kırmızı veya siyah yüzlü olanlar ise kötü karakterleri temsil eder. Müzik, ritmik davullar (chenda ve maddalam) ve vokal anlatımla desteklenir. 2008 yılında UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınan Kathakali, günümüzde Hindistan’daki tiyatrolarda ve festivallerde sahnelenmeye devam etmekte, turistlerin büyük ilgisini çekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pekin Operası, Çin” title_font_size=”13″]

    Çin’in en ünlü geleneksel tiyatro türlerinden biri olan Pekin Operası; şarkı, dans, dövüş sanatları ve oyunculuğun bir araya geldiği çok yönlü bir performans sanatıdır. 18. yüzyılda gelişen bu sanat; müzik, yüz boyama ve dramatik performansları birleştiren çok yönlü bir sahne gösterisidir. Pekin Operası’nda karakterler dört ana gruba ayrılır: Sheng (erkek karakterler), Dan (kadın karakterler), Jing (güçlü veya kötü figürler) ve Chou (komik karakterler). Oyuncuların yüzleri, rollerine uygun olarak farklı renklerle boyanır; kırmızı sadakati, siyah dürüstlüğü, beyaz ise kurnazlığı simgeler. Sahnedeki diyaloglar, şiirsel ve ritmik bir üslupla sunulur. Geleneksel Çin enstrümanlarından jinghu (iki telli keman) ve bianzhong (bronz çanlar) eşliğinde icra edilen müzik, bu sanatın ayrılmaz bir parçasıdır. 2010 yılında UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınan Pekin Operası, günümüzde hâlâ Çin’de önemli bir kültürel miras olarak sahnelenmeye devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Wayang Kulit, Endonezya ” title_font_size=”13″]

    Wayang Kulit, Endonezya’nın geleneksel gölge kuklası tiyatrosudur. “Wayang” kelimesi Endonezya’da “kukla” veya “gölge”, “kulit” ise “deri” anlamına gelir; dolayısıyla “Wayang Kulit”, deriden yapılan kuklalarla oynanan gölge tiyatrosu demektir. Ustaca tasarlanıp kesilen bu kuklalar, bir perde önünde ışık kaynağına karşı tutulur ve gölgeleri izleyiciye yansıtılır. Hikâyeler genellikle mitolojik karakterlere ve Ramayana ile Mahabharata gibi destanlara dayanır. Bu geleneksel sanat, gamelan adı verilen Endonezya orkestrasının ritmik ezgileri eşliğinde sahnelenir. Gösteriyi yöneten kişiye dalang denir; dalang yalnızca kuklaları hareket ettirmekle kalmaz, aynı zamanda hikâyeyi anlatır ve her karakteri farklı ses tonlarıyla seslendirir. Anlatım, müzik ve diyaloglarla izleyiciye aktarılır. 2008 yılında UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınan Wayang Kulit, günümüzde hâlâ yaşatılmakta ve çeşitli kültürel etkinliklerde sergilenmektedir.

  • En Yeni 7 Türkçe Kelime

    En Yeni 7 Türkçe Kelime

    İnsanlarla, hayatla, zamanla beraber değişen ve gelişen diller yeni sözcüklerle zenginleşir. Türk Dil Kurumunun çalışmaları doğrultusunda Türkçeye her sene birçok yeni kelime katılır. Bunların bazıları yabancı kökenli kelimeler yerine önerilen Türkçe kelimelerdir; bazıları ise hayatımıza yeni giren kavramlar için uygun görülen karşılıklar… Bu içeriğimizde dilimize yeni katılan 7 kelimeyi listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5# ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • SHAKESPEARE HAKKINDA ŞAŞIRTAN BİLGİLER

    Gelmiş geçmiş en iyi oyun yazarı olarak anılan İngiliz şair ve yazar William Shakespeare, 16. yüzyılda ürettiği eserleri ile günümüzde de popülerliğini koruyor. Birmingham’daki Avon Nehri yakınlarında doğduğu ve büyüdüğü için “Avon’un Ozanı” olarak bilinen İngiltere’nin ulusal şairi Shakespeare hakkında az bilinen bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Shakespeare’in kelime dağarcığının 17.000 ila 29.000 arasında olduğu tahmin ediliyor. İngiltere’deki büyük veba salgını nedeniyle tiyatroların kapalı olduğu 1665 ila 1666 yılları arasında şiir türünde eserler üretiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Shakespeare’in 1585 ve 1592 yılları arasında ne yaptığı bilinmiyor. Ancak eserlerinde bolca ve ustalıkla kullandığı hukuki terimler nedeniyle Shakespeare’in ailesini geçindirmek için o yıllarda avukatlık veya kâtiplik yaptığı düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1616’da vefat eden Shakespeare’in öldüğü dönemde mezar soygunculuğu çok yaygın. Huzur içinde uyuyabilmek için kendi mezar taşına yazdırdığı metin nedeniyle mezarı lanetli sanılıyor ve uzun yıllar mezarına yaklaşılmıyor. Ancak 2016’da mezarında yapılan taramalar, Shakespeare’in kafatasının çalınmış olabileceği sonucunu ortaya koyuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Shakespeare’in mezarında yazan metin ise şöyle:
    “Dostum İsa’nın adı aşkına,
    Bu mezarı kazacak olursa diye;
    Bu taşlara dokunmayan herkes kutsansın.
    Şayet kemiklerimi yerinden oynatacak olana,
    Lanetler yağsın.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Shakespeare’in eserlerinde geçen en uzun kelime “Honorificabilitudinitatibus” kelimesi; “onura erişebilme durumu” anlamı taşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Uranüs’ün 27 uydusundan 25’i Shakespeare’in oyunlarındaki karakterlerin ismini taşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Shakespeare hayattayken eserlerinin sadece yarısı yayımlanıyor. Usta kalemin İngilizceye 1700 kelime kazandırdığı düşünülüyor.

  • Son Yüz Yılın Önemli Bilimsel Gelişmeleri

    Son Yüz Yılın Önemli Bilimsel Gelişmeleri

    Şu an teknolojiye dair kullandığımız ne varsa son 200 yılda üretildiğini ama insanlık tarihinin binlerce hatta yüzbinlerce yıllık geçmişi olduğunu okuyunca düşünce denizlerine dalıyor da çıkmakta zorlanıyor insan. Ama biz sizi fazla derinlere daldırmadan hemen son yüzyılın bilimsel gelişmeleri ile buluşturalım istiyoruz. Ekranınızı lütfen aşağı doğru kaydırın. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    bilim, icat

    İnsanlık tarihinde ilk motorlu uçuş 17 Aralık 1903’te yapıldı, yani 20. yüzyılın hemen başında. Kulağa ne kadar da yakın geliyor öyle değil mi? Bu uçuş Orville Wright’ın pilotluğunu yaptığı Flyer adındaki uçakla gerçekleşti ve yerden sadece 3 metre kadar yükselip 12 saniye havada kalınabildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    bilim, teknoloji, icat

    1927 yılında görüntü ve sesin birlikte kaydedilmesi insanlığı ilk sesli sinema filmiyle buluşturdu. Caz Şarkıcısı/The Jazz Singer uzun metrajlı ilk film olarak sinema tarihine adını yazdırdı. Bildiğiniz gibi sinema maceramız, Lumiere kardeşlerin kamera ve projektörün bir arada olduğu sinematograf aletini icat etmesiyle başlamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    bilim, teknoloji, icat

    1928 yılında Alexander Fleming tarafından penisilin bulundu. Penicillium notatum adlı bir tür küf mantarında keşfedilen bu antibiyotik, ilaçla tedavide milat denilebilecek bir dönem başlattı. Tabii penisilinin insanlarda kullanılabilmesi için 1941 yılını beklemek gerekecekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    bilim, teknoloji, icat

    Computer/Bilgisayar adının ilk kez 1613 yılında kullanılmaya başlandığını ve o sıralar bu terimin aslında hesaplama yapan insanlar için kullanıldığını biliyor muydunuz? İlk programlanabilir bilgisayar ise Alman Konrad Zuse tarafından 1936 ve 38 yılları arasında yapıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    bilim, teknoloji, icat

    21 Temmuz 1969’da Ay’a ilk kez gidildi. ABD’li astronotlar Neil Armstrong ve Edwin Aldrin’in gerçekleştirdiği bu ilkten geriye kalan o ünlü cümle Armstrong’a aitti: “Benim için küçük insanlık için büyük bir adım.” Bununla birlikte insanlı ilk uzay uçuşunu 1961’de gerçekleştiren kişi Sovyet kozmonot Yuri Gagarin’di.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    bilim, teknoloji, icat

    Bir yanda hiçbir tedavi ihtimali kalmamış bir hasta diğer yanda trafik kazası geçirerek beyin ölümü gerçekleşmiş olan bir kişi. Güney Afrikalı cerrah Christiaan Barnard, hastası Louis Waskansky’ye dünyada ilk kez yapılan kalp naklini gerçekleştirdiğinde yıl 1967’ydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    bilim, teknoloji, icat

    İngiliz gökbilimci Edwin Hubble’ın adını taşıyan ve 15 milyar ışık yılı öteyi gözlemleyebilmesi hesaplanan Hubble Uzay Teleskopu 1990 yılında uzaya gönderildi. Sonrasında teleskobun gönderdiği bilgilerle uzay hakkında çok şey öğrendik. Örneğin sadece 1996 yılında milyarlarca yeni galaksi keşfedildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    bilim, teknoloji, icat

    Bu başlığı internetin icadı için kullanmamızdan daha doğal ne olabilir ki? Sadece 20. yüzyılın değil geleceğin akışını şekillendiren bir bilimsel gelişmeden söz ediyoruz. İnternetin temeli 1960’larda ABD hükümetinin özel bir bilgisayar ağı kurmak istemesiyle atılmış ve 1990’larla hepimizin hayatına yavaş yavaş sirayet etmeye başlamıştı.

  • FLORANSA’NIN EŞSİZ MİMARİLERİNE BİR DE BU AÇIDAN BAKIN

    Romalılar tarafından M.S. 59’da kurulan ve 2000 yıldır medeniyete ev sahipliği yapan Floransa; mimarisi, kültürel yapısı, sanat ve düşünce alanında dünyaca ünlü eşsiz bir turizm kenti. Toskana bölgesinin başkenti, Rönesans’ın doğduğu topraklarda yer alan Floransa; İtalya’nın en önemli tarihi şehirlerinden bir tanesi. UNESCO tarafından birçok yapının koruma altına alındığı kentin en görkemli mimarilerine tepeden bakarak şehirde nasıl konumlandığını ve kent kimliğine nasıl bir bütünlük kazandırdığını fotoğrafları ile listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en büyük beşinci Hristiyan kilisesi “Duomo” ya da “Santa Maria del Fiore” olarak da bilinen katedral, 1296-1436 arasında gotik tarzda inşa edilir. Renkli mermerler ile dış cephesi kaplanan yapının içerisindeki asansörle en üst kata çıkarak kentin manzarasını izlemek mümkün. Ayrıca katedralin en tepe noktasında Hz. İsa’nın annesi Meryem’in tamamen altından yapılan ünlü Madonna ve çocuğunun heykeli bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın en eski ve en ünlü köprüsü “Ponte Vecciho”, 32 metre genişliğe sahip ve üzerinde çoğunlukla kuyumcu dükkânları bulunur. 1345’te yaşanan sel baskınında zarar gören yapı onarıldıktan sonra bugünkü halini alarak günümüze ulaşır. II. Dünya Savaşı’nda Almanya, köprüler şehri olarak anılan Floransa’daki tüm köprüleri bombalasa da Ponte Vecciho’yu es geçer ve savaş sırasında Floransa’nın ayakta kalan tek köprüsü olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1059-1128 yılları arasında Romanesk tarzda inşa edilen vaftizhane, şehrin en eski yapılarından biri. 19. yüzyılın sonuna kadar bütün Floransalı Katoliklerin vaftiz edildiği mekânda pek çok sanatçı ve İlahi Komedya eseriyle ünlü İtalyan şair ve siyasetçi Dante Alighieri de vaftiz edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Türkçede Eski Saray olarak geçen Vecchio Sarayı, Rönesans döneminde idari bina olarak kullanılmıştır. İhtişamlı bir geçmişe sahip olan saray, günümüzde Floransa’nın geçirdiği dönemleri anlatan bir sanat ve tarih müzesine dönüşmüş durumda. Saray; biçimsel dengesi, çok sayıda heykeli, üç avlusu ve 1583’ten kalma bir astronomik saat içeren kulesiyle de ünlüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1294’te başka bir yapının üzerine inşa edilen Santa Croce Bazilikası; Michelangelo, Galileo, Machiavelli ve Marconi gibi isimlerin mezar yeri. Floransa’daki 16 şapel arasında en ünlüsü olan bazilika, 1442’de Papa tarafından kutsanır. 115 metre uzunluğundaki “Aziz Francis Haçı”, yapının en dikkat çeken detaylarından biri. Bazilikanın içerisinde Brunelleschi, Giotto ve Donatello gibi Rönesans döneminin önemli sanatçılarına ait freskler sergilenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1458’de inşasına başlanan ve Floransa’nın en büyük Rönesans sarayı olan Palazzo Pitti, 1549’da Medici ailesi tarafından satın alındıktan sonra Toskana Büyük Dükalığı’na ait en önemli yönetim rezidansı haline gelir. 18. yüzyılda Napolyon tarafından devlet üssü olarak kullanılan yapı, 1919’da kral tarafından İtalyan halkına hediye edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Şehrin en yüksek noktasında bulunan San Miniato al Monte yani Dağ’daki Aziz Minias Bazilikası, oldukça eski bir yapı. İnşasına 11. yüzyılda başlanan bazilikada, Pinokyo’nun yazarı Carlo Collodi ve İtalya’nın en önemli isimlerinin mezarları bulunur. Geometrik mermerle süslenen bazilikada bulunan Hz. İsa mozaiği, 1260’ta; 1499’da çöken çan kulesi 1535’te tamamlanır. 1923 yılında restorasyon çalışmaları yapılan bazilikanın kulesine kalıcı olarak 40 kilodan fazla dört çan yerleştirilerek bugünkü halini alır.

  • Her Öğün Yemek İsteyeceğiniz Lezzetli Bir Salata İçin İpuçları

    Her Öğün Yemek İsteyeceğiniz Lezzetli Bir Salata İçin İpuçları

    Sağlıklı olduğu kadar besleyicidir de bir öğün salata… Uzmanlar bol bol salata tüketmemizi öneriyor ama bazen salatanın lezzetsiz olduğunu, bizi doyurmayacağını düşündüğümüz bir gerçek. Bu içeriğimizde, aklınızın başka yiyeceklere kaymasını engelleyecek kadar lezzetli bir salata hazırlamanın püf noktalarını sizinle paylaşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Salata dendiğinde ilk akla gelen yeşilliktir, genellikle de marul… Kullandığınız yeşillikleri çeşitlendirerek salataya hem doku hem de lezzet katabilirsiniz. Örneğin ıspanak, roka, tere, semizotu, kuzukulağı ve daha niceleri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Salatayı öğün olarak tüketmek özellikle formuna dikkat edenlerin tercihi olabiliyor. Üstelik çalışanlar için de oldukça pratik bir öğlen yemeği alternatifi… Ama unutmayın ki bu durumda salataya doyurucu protein kaynakları eklemelisiniz: et, tavuk, balık, peynir, tofu, baklagiller… Kısacası canınız ne çekerse.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bütün yemeklerde olduğu gibi salata hazırlarken de taze ve mevsiminde malzemeler kullanmak çok önemli. Sebze ve meyvelerin içerdiği vitamin ve minerallerden en iyi şekilde faydalanmak için sezona ait malzemeleri seçin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Salata malzemelerinin sosu en iyi şekilde üstlerinde tutabilmesi için kuru olmaları gerekiyor, özellikle de yeşillikleri yıkadıktan sonra iyice kurutmalısınız. Tabii sağlığınız için yeşilliklerin yıkanma sürecinde de itinalı olmanız gerektiğini hatırlatalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Salataya esas lezzetini veren sos olsa da kullandığınız malzemeleri de tatlandırmayı es geçmeyin. Yeşilliklere tuz ve karabiber serpin hatta kuru baharatlarla yetinmeyin; biberiye, nane, kişniş gibi taze baharatların da lezzetinden faydalanın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Salatanın sosunu her zaman ayrı bir kâsede hazırlayın ve iyice karıştığına emin olduktan sonra malzemelere ekleyin. En klasik sos içerikleri arasında zeytinyağı, sirke çeşitleri, limon ve nar ekşisi bulunuyor ama hardal, tahin, yoğurt gibi eklemelerle değişiklik yaratabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Son olarak sunumun da iştahı etkileyeceğini unutmayın. Salatanın görüntüsünün de tadı kadar güzel olması için, salata ile sosu karıştırdıktan sonra temiz bir tabağa alın ve öyle servis edin.

  • SADECE İRAN’IN DEĞİL, DÜNYANIN EN RENKLİ CAMİSİ

    Nasır el-Mülk Camii, İran’ın Fars bölgesindeki Şiraz kentinde bulunuyor. 1876’da yapımına başlanan caminin inşası tam 12 sene sürmüş ve 1888’de tamamlanmış. Kaçar Hanedanlığı döneminde Mirza Hasan Ali Nasırülmülk’ün isteği ile inşa edilen cami; iç mekân süslemeleri, vitrayları ve mimarisi ile diğer camilerden farklılaşıyor. Yapının eşsiz özelliklerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Pembeye çalan duvarları sebebiyle Pembe Camii olarak da adlandırılan caminin içerisinde işlemeler, süslemeler ve rengârenk ışık oyunları ilk göze çarpan detaylar. Olağanüstü mimarisinin altında yatan özellikler arasında dış cepheye uygulanan fayans işçiliği de bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Toplam alanı 2890 m2 olan caminin pencerelerindeki cam işçiliğini görmek için her yıl dünyanın farklı bölgelerinden binlerce insan ziyarete geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gün doğumu ile hayat bulan renkler, camiye vuran güneş ışığının açısına göre her saat diliminde farklı bir görüntü oluşturuyor. Zemin, duvarlar, kemerler ve yükselen kuleler; caminin mimarları Muhammed Hasan ve Muhammed Rıza Kaşi Pazi Şirazi’nin geniş renkli vitray camları içbükey uygulaması sayesinde yapının tamamı rengârenk görünüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Caminin tavan kısmında ise tezhip ile işlenmiş Kur’an’dan ayetler yer alıyor. İslami yapılarda ender olarak karşımıza çıkan renkliliği, Mescid-i Aksa ve Sultanahmet Camii’nde de görmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çok yönlü bir geometri ile sanat ve bilimin iç içe geçtiği caminin güney cephesinde yer alan küçük vitraylar, güneş ışığını âdeta bir resim gibi mekânın içine yansıtıyor ve bu ışıklar sadece sabah ezanı esnasında kendini gösteriyor. Öğleden sonra bu ışıkları görmek imkânsız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Farklı vitray işlemeleri ve göz alıcı kusursuzluktaki mozaik motifleri ile cami, olağanüstü bir mekân algısı oluşturuyor. Bu renkli cam sanatının etkilerini Orta Doğu boyunca tüm Anadolu’da görebilmek mümkün. Bir zamanlar Osmanlı hâkimiyetinde olan İran’daki bu cam sanatını özellikle İznik çinileri ve Kütahya seramiklerinde de sıkça görüyoruz.

  • Aşk İçin Neler Yapıldı?

    Aşk İçin Neler Yapıldı?

    Sevgiyi göstermenin binbir yolu var elbet… Susarak, konuşarak, giderek, kalarak, anlatarak, saklayarak, direnerek, vazgeçerek izlenebilecek çeşit çeşit yol… Yeryüzünde ne kadar seven varsa gidilebilecek o kadar farklı yol olduğunu biliyoruz. Bizim yolculuğumuz ise gerçekten yaşanmış ya da efsanelerde yaşatılmış aşk hikâyelerine!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mecnun olmak kolay değil!” title_font_size=”13″]

    Doğu Edebiyatı’nın en önemli ürünlerinden olan; Türk Edebiyatı’nda ise Fuzuli’nin yazdığı satırlarla yer edinen “Leyla ile Mecnun”un yaşanmış bir hikâyeden esinlendiği düşünülür. Eğer gerçekten öyleyse; bu dünyada sevdiğine kavuşamadığı için kendini çöllere vuran bir “mecnun” yaşamış demektir. Kays ile Leyla birbirine âşık ama aileleri tarafından evlenmelerine izin verilmeyen iki gençtir. Leyla’nın başkasıyla evlendirilmesine dayanamayan Kays, çektiği aşk acısıyla herkesten uzakta, çölde yaşamaya başlar. Leyla ise “Mecnun”a dönen sevdiğinin ardından “ah” çekerek yatağa düşer. İki sevgili hiçbir zaman kavuşamaz… Ve bundan sonra kavuşamayan tüm âşıklara “Leyla ile Mecnun gibi” denir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Düelloya davet!” title_font_size=”13″]

    Hangi büyük yazar sevdiği kadın uğruna girdiği düello sonucu hayatını kaybetmiştir? Anlayacağınız Puşkin’inki ne hikâye ne masal, yaşanmış bir olaydır. Modern Rus Edebiyatı’nın kurucusu, bir baloda gördüğü Natalya Gonçarova’ya ilk görüşte âşık olmuş, güzel kadının evlenme teklifini kabul etmesi için uzun uğraşlar vermiş, sonunda nikâh masasına oturtabilmiştir. Fakat evliliklerinin 6’ıncı yılında eşine kur yaptığını düşündüğü George Charles d’Anthès isimli genci düelloya davet ederek kendi sonunu hazırlar. Ne yazık ki Puşkin düello sırasında karnından ölümcül bir yara alır ve iki gün sonra hayatını kaybeder!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Onun için şu dağı delebilir misin?”” title_font_size=”13″]

    Ablası, Şirin için bir köşk yaptırır ve bu köşkün nakkaşlığını Ferhat’a verir. Bu sırada birbirini gören Ferhat ile Şirin âşık olurlar. Ne var ki Şirin’in ablası da aynı delikanlıya âşıktır ve sevgililerin evlenmelerine izin vermez. Ferhat da boş durmaz ve Amasya’nın kadın hükümdarından yardım ister; Şirin’in ablası alt edilir, fakat bu sefer de hükümdar kendi oğlunun Şirin’e âşık olduğunu öğrenir. Ferhat’a der ki: “Şu dağı delerek suyu kente getirirsen Şirin’le evlenebilirsin.” Ferhat, büyük bir heyecanla gece gündüz çalışarak dağı deler… Tam işini tamamlamak üzereyken Şirin’in öldüğü haberini alır. Tabii bu haber hükümdarın Ferhat’a ilettiği yalan bir haberdir. Sonrasında bu acı habere dayanamayan Ferhat yaşamına son verir. Neyse ki bu aşk hikâyesi sadece bir efsaneden ibarettir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sen mutlu ol yeter!” title_font_size=”13″]
    sevgililer günü

    Var olup olmadığı konusunda hala emin olamadığımız; yazılı birkaç kaynakta geçen Babil’in Asma Bahçeleri’ni biliyorsunuz… Aynı kaynaklardaki bilgilere göre II. Nebukadnezar bu bahçeyi sevdiğinin yüzünü güldürmek için yaptırmış meğer! Kraliçe Amytis kendi memleketinin yeşil doğasını özleyince, Babil’in kralı da eşini mutlu etmek amacıyla teras teras yükselen asma bahçeler yaptırmış. Hikâyenin gerçek ya da fantastik olması o kadar da önemli değil… Önemli olan eski dünyanın harikalarından kabul edilen bu yerin kayıtlara bir aşk detayı ile girmiş olması…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da…”” title_font_size=”13″]

    Bir efsane daha… Padişahın kızı Zühre ile vezirin oğlu Tahir’in mutlu sonla bitmeyen aşkı… Evlendirilmek üzere olan gençlerin arasına girenler, Tahir’in yedi yıl zindanda tutulmasına neden olur. Âşık genç sevdasından vazgeçmez ve bu kez de bir sandık içinde nehire atılır. Oradan da kurtulur Tahir… Zühre’nin evlendirileceğini öğrenince kadın kılığına girerek saraya bile girer. Verdikleri bütün uğraşlara rağmen bir araya gelemeyen gençlerin aşkları trajik bir sonla nihayete erer… Ve şairin dediği gibi; “Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da, hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte, yani yürekte.”dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Unutma Beni… Unutturma Beni…” title_font_size=”13″]
    sevgililer günü

    Biraz da gerçeklerden bahsedelim… Hayatını kaybeden eşi için öyle bir mezar yaptırdı ki üstünden yüzyıllar geçti hala yüz milyonlarca kişi tarafından ziyaret ediliyor! Hindistan’ın meşhur Tac Mahal’inden söz ediyoruz. Mezarı yaptıran kişi Babür İmparatorluğu’nun 5’inci hükümdarı Şah Cihan; böylesi bir anıt mezarla uğurlanan kişi ise evlendikten sonra Mümtaz Mahal adını alan Ercümend Bânû Begüm’dür. İmparator bu konuyu o kadar önemser ki anıtın mimarisini 5 yılda ancak seçer. Eser, 20 bin kişiyle 20 yıl gibi bir sürede bitirilebilir ama hikâye burada bitmez… Şah Cihan da hayatını kaybettiğinde unutamadığı eşinin yanına defnedilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şairane bir padişah…” title_font_size=”13″]
    sevgililer günü

    “Karşında ben pervaneyem / Sen şem-i tabansın bana / Aşkınla ben divaneyem / Sen afet-i cansın bana.” Osmanlı İmparatorluğu’nun hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’a yazdığı edebiyat ve aşk dolu dizeler bunlar… İmparatorluk yöneten, üç kıtada seferlere çıkan bir padişahın kalbinden ve kaleminden dökülen sözcüklerin çok küçük bir bölümü… Bu aşk hikâyesi, Sultan Süleyman’ın şiirleri ve Hürrem Sultan’ın mektupları ile tarihi kayıtlara geçmiş; o halde biz susalım da o dizeler konuşsun:

     

    “Ben ben değil fermanınem,

    Sen şah-ı sultansın bana.

    Zülfüne gönlüm bestedir,

    Ahım göğe, peyvestedir.

    Canan, Muhibbi hastadır,

    Sen derde dermansın bana.”

  • 8 Madde İle Evrensel Müzik Terimleri

    8 Madde İle Evrensel Müzik Terimleri

    Hangi dilde olursa olsun müziğin ruha iyi geldiği tartışılmaz bir gerçek… Biz de Kültür ve Yaşam sayfası için sık sık sanatçılardan, şarkılardan, enstrümanlardan söz ettiğimiz listeler hazırlıyoruz. Bu listemizde ise müziğe yeni başlayanlar için bilinmesi gereken müzik terimlerini sıraladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    bale
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    sonat, beste
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    beste
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    orkestra, solist
  • 8 Madde İle Perge Antik Kenti ve Antalya Müzesi

    8 Madde İle Perge Antik Kenti ve Antalya Müzesi

    ‘‘Hiç şüphesiz Antalya dünyanın en güzel şehridir’’ demişti Atatürk. Bu sözle şüphesiz sadece doğal güzelliklerine değil taşıdığı binlerce yıllık tarihe de vurgu yapmıştı. Bölgedeki Perge Antik Kenti geçmişin en görkemli şehirleri arasında sayılırken Antalya Müzesi de bu görkemli şehirden günümüze ulaşan eserleri muhafaza ediyor. Müzenin “Avrupa Konseyi Yılın Müzesi” ödülüne layık görülmesi ve 2018’in ‘‘Perge Yılı’’ ilan edilmesini 8 maddelik listemizde kutluyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Antalya Müzesi dünyanın sayılı müzeleri arasında gösterilmektedir. Kuruluş hikâyesi ve gelişimi oldukça ilginçtir. Birinci Dünya Savaşı sırasında İtalyanların Antalya’yı işgal etmesi ve bölgede yağmaladıkları antik eserlerin tarih öğretmeni Süleyman Fikri Erten tarafından fark edilmesi bu eşsiz müzenin kuruluşunda baş etken olmuştur. Antalya Müzesi bu antik eserleri korumak amacıyla 1922 senesinde bir lise öğretmeni tarafından kurulmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Eserlerin güvende olması için ilk olarak Kaleiçi’ndeki Alaaddin Camii seçilmiş, daha sonra Yivli Camii’nde bu süreç devam etmiştir. Tarihi eserlerin günümüzdeki binasına taşınması ise ancak 1972 yılında mümkün olmuştur. Antalya Müzesi bir Arkeoloji ve Tarih Müzesi olup aynı zamanda Bölge Müzesi olarak da bilinir. Eserler kronolojik ve konularına göre sıralanmış, büyük bir kısmı özellikle Perge’de yapılan kazılardan elde edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    ‘‘Herakles Lahdi’’ Antalya Müzesi’nin en ilgi çekici eserlerinden biridir. 1960’lı yıllarda kaçırılan eser 2010’da İsviçre’nin Cenevre kentinde ele geçirilerek 7 yıl süren hukuki bir süreç yaşamış ardından da ait olduğu topraklara geri dönmüştür. Roma dönemine ait lahdin üzerinde mitolojik kahraman Herakles’in 12 görevini temsilen 12 figür bulunuyor. Yaklaşık 235 cm boyunda ve 112 cm genişliğinde olan bu görkemli eserin ağırlığı 3 tondur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Müzenin simgelerinden biri haline gelen bir diğer eser ise yine MS 2. yüzyıla ait siyah ve beyaz mermerin birlikte kullanılmasıyla yapılan ‘‘Dans Eden Kadın Heykeli’’dir. Eser, müzedeki 13 salondan biri olan İmparatorlar Salonu’nda sergilenmektedir. 1981’deki kazıda çıkarılmıştır ve Perge’nin ekolü olarak kabul edilmektedir. Belki de dünyada başka bir örneğinin olmadığı, iki mermer türünün tek bir heykel üzerinde kullanıldığı eserin boyu 2 metre 25 cm’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Antalya Müzesi, sahip olduğu heykel ve eserlerle dünyanın en zengin Roma Dönemi müzelerindendir. Anadolu’nun diğer kültür merkezleri gibi dünyanın birçok farklı noktasından gelen yabancı bilim adamları ve turistlerin uğrak noktasıdır. Sergilenen 5.000 kadar tarihi eserin yanı sıra 25.000 kadarı da koruma amacıyla sergilenmemektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Müzenin “Tanrılar Salonu”, “İmparatorlar Salonu” ve “Lahitler Salonu” da Perge kazılarında bulunan eserlerden oluşuyor. Perge’nin hayranlık uyandıran Helenistik, Roma ve Hristiyanlık dönemlerine ait mimarisi ise eşsiz bir görsel güzellik sunuyor. Yüksek kuleler, anıtsal çeşmeler, hamamlar ve sütunlar da caddeler boyunca devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Müzedeki Perge Tiyatrosu Salonu, görseldeki Perge Antik Tiyatrosu’nda yapılan arkeolojik kazılar sonucunda eserler kazanmıştır. Tiyatronun müzeye kazandırdığı çok sayıda heykel buluntusu ve süsleme 1990 senesinden bu yana Antalya Müzesi’nde sergilenmektedir. Antik tiyatro; sahne, orkestra ve seyirci oturma alanı olmak üzere 3 ana bölümden oluşmuştur. Mekân, popüler olan birçok gladyatör ve vahşi hayvan dövüşlerine de şahit olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kentin dikkat çeken bir diğer yapısı ise anıtsal çeşme… Roma dönemindeki çeşme yapıları katlı ve geniş ön yüze sahip, sadelikten uzak, aksine gösterişli heykellerle süslü yapılardı. MS 2. yüzyıldan kalan çeşme yaklaşık 20 metre yüksekliğinde inşa edilmişti fakat meydana gelen depremler yüzünden günümüzde 12 metreye düştüğü belirtiliyor.