Blog

  • 8 Madde İle Bilimler Tarihçisi Prof. Dr. Fuat Sezgin

    8 Madde İle Bilimler Tarihçisi Prof. Dr. Fuat Sezgin

    Kral Faysal Ödülü’nden Hessen Kültür Ödülü’ne, İran İslami Bilimler Kitap Ödülü’nden Almanya Üstün Hizmet Madalyası’na birçok ödül ve nişan verildi kendisine… Doğu ve Batı’daki otoriteler, Fuat Sezgin’in İslam bilim ve teknoloji tarihi üzerine yaptığı çalışmalara duyduğu saygı ve hayranlığı bu ödüllerle somutlaştırmıştı. Kahire, Şam, Bağdat Arap Dili Akademisi üyeliği, Fas Kraliyet Akademisi ve Türkiye Bilimler Akademisi üyeliği bulunuyordu. 2018 senesi içinde ülkemizde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile de 2019 yılı “Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı” ilan edildi. 27 toplumun dilini anadili gibi konuşup anlayabilen bir akademisyendi o… 1924-2018 yılları arasında Bitlis’te başlayıp İstanbul’da sonlanan 93 yıllık yaşamına bakın daha neler sığdırdı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde öğrenim gören Fuat Sezgin, Alman Doğubilimci Hellmut Ritter’in yanında yetişti ve yol alacağı güzergâhı onun söylediği bir sözle belirledi. Bu söz, Endülüs ve Abbasiler zamanında yetişmiş bilim insanlarının modern bilimin oluşmasına büyük katkılar yaptığı idi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Doktora tezini Arap Dili ve Edebiyatı üzerine yaptı. 1954 yılında doçent, 1965 yılında profesör oldu. Bu arada da, Johann Wolfgang Goethe Üniversitesinde misafir doçent olarak dersler vermişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    17 ciltten oluşan “Arap-İslam Bilimleri Tarihi” eseri Fuat Sezgin’in başeseridir. Çalışmalarına İstanbul’da başlayıp Almanya’da sürdürmüş, ilk cildini 1967 yılında yayınlamıştı. İçerdiği konular arasında din, tarih, coğrafya, tıp, matematik, haritacılık, edebiyat bulunmaktadır. Sadece bilim tarihçilerinin değil konuya ilgi duyan bütün insanların ana kaynak olarak başvurduğu eser büyük bir emeğin ürünüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1982’de Johann Wolfgang Goethe Üniversitesine bağlı Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsünü ve ardından bu enstitüye bağlı müzeyi kurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Almanya’da kurulan müzede Müslüman bilim insanlarının yaptığı bilimsel araç ve gereçlerin numuneleri sergilendi. Bu numuneler büyük ve titiz bir araştırmanın ürünü olarak ve yazılı kaynaklara dayanılarak geliştirilmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Profesör Sezgin, İslam bilginlerinin bilim tarihine sunduğu katkıları göstermek amacıyla enstitü müzesindeki nesneleri 2003 yılında bir katalog hâline getirdi. “Wissenschaft und Technik im Islam” ismini verdiği 5 ciltlik Almanca kataloğu bir yıl sonra Fransızca olarak yayımladı, daha sonra Türkçe, Arapça ve İngilizceye çevrildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Almanya’da Enstitü’ye bağlı olarak kurduğu müzedeki objelerin benzerlerini, İstanbul’da kurulacak müze için yaptırdı. 2008 yılının 25 Mayıs’ında Gülhane Parkı içindeki Has Ahırlar Binasında İstanbul İslam, Bilim ve Teknoloji Müzesi böylece açıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Fuat Sezgin’in bilim ve kültür tarihine yaptığı katkılar birçok ödülü beraberinde getirdi. 2013 yılındaki Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü de kendisine verilen ödüller arasındaydı.

  • 8 Madde ile Dünden Bugüne Misafir Ağırlama Alışkanlıkları ve Misafirlik İkramlar

    8 Madde ile Dünden Bugüne Misafir Ağırlama Alışkanlıkları ve Misafirlik İkramlar

    Her şeyden önce dünyada “Türk misafirperverliği” diye algı yaratmış bir toplumun çocuklarıyız. Tarihimizin her döneminde “misafir” kavramının bir ağırlığı olmuştur ki başlı başına “misafir ağırlamak” deyimi bile bu konuya verilen önemi gösterir. Gelen misafire mutlaka “izzeti ikram”da bulunmak, misafirin yüzü düşse “hürmette bir kusur mu ettik” diye mutlaka kusuru kendimizde aramak belki de dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğimiz davranış şekilleridir. Misafir ağırlama alışkanlıklarımız kadar ikram çeşitlerimizle de dünyanın sayılı toplumlarından biri olduğumuz kesin. Bu listemizde vazgeçilmez tatlarıyla dünden bugüne varlığını koruyan ikramlarımızı gündeme getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Geçmişte olduğu gibi bugün de çay yanında servis edilen misafir tabaklarının olmazsa olmazı “kek”tir. Eskiden özel tenceresinde ateşte veya soba üstünde pişirilen sade keklerin yerini bugün fantastik kalıpların içinde yapılan onlarca farklı tarif almış olsa da, kekin kabarıp kabarmadığı konusunu misafirlerle münazara etmek anneannelerimizden bize kalan bir miras gibidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    “Misafir geliyor” haberi evde duyulduğu an ile annelerimizin ince bulguru derin bir kap içinde sıcak suyla ıslatıp şişmeye bırakması arasında saniyeler vardır. Tabakta tüm heybetiyle duran bir dilim kekin yanında mercimek köftesi yoksa kısır mutlaka olmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Misafir aniden çıkıp geldiğinde dolabı açınca gördüğümüz birkaç adet yufka annelerimiz gibi bizim için de birer kurtarıcı gibidir. Hayat her geçen gün hızlanırken buna en çok ayak uydurabilecek ikram şüphesiz ki sigara böreğidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yakın geçmişte misafirlik ikramlarımız içinde mutlaka yeri bulunan peynirli poğaça bugün biraz daha maharet isteyen bir alternatife dönüştü. Çünkü bir poğaçayı “kıyır kıyır” yapabilmek gerçekten bilgi ve deneyim isteyen bir iş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Haşlanmış patatesleri üfleye üfleye soyan annelerimizin salataya koyduğu bol limon servis yapılırken dikkat çeken en keskin kokuydu. Hemen anlayabileceğiniz gibi en pratik ikramlarımızdan biri dün olduğu gibi bugün de patates salatasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Günler öncesinden geleceğini haber veren bir misafir, hele de misafirperverliğinizi sorgulayacak birileri ise size bir gün önceden sarma sardırırdı. Servis tabağında sarma bulunması gösterilen ihtimam seviyesini en az birkaç çıta yükseltirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bugün çok bilindik bir tat olsa da eskiden misafire sunulan ikramlarda mücver bulunması ev sahibinin vizyonunu ortaya koyan önemli bir unsurdu. Dün olduğu gibi bugün de kabak sevmiyorum diyenlerin bile lezzetini reddedemeyeceği ayrıcalıklı bir ikramdır mücver.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    zeytinyağlılar, misafir, misafirperverlik

    Geleneksel mutfağımız içinde zeytinyağlıların kapladığı yer oldukça geniştir. Misafir ağırlamada en zengin sunum zeytinyağlılar ile sağlanır. Zeytinyağlı barbunya, zeytinyağlı pırasa, zeytinyağlı enginar, zeytinyağlı fasulye liste uzar gider… Tabağınızı tekrar tekrar doldurmaya yöneltecek kadar hafif ve bağlayıcıdırlar ve günün her saati ikram edilebilirler.

  • 8 Maddede Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Şiirlerinden Zamansız Alıntılar

    8 Maddede Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Şiirlerinden Zamansız Alıntılar

    Ahmet Hamdi Tanpınar’ı sadece Huzur ya da Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanlarından tanıyanlara, yazarın edebî hayatında şiirin de önemli bir yer tuttuğunu söylemek isteriz. Ahmet Haşim ve Yahya Kemal’den etkilenen Tanpınar’ın şiirlerinde zaman kavramı geniş yer tutar. 1901-1962 yılları arasında süren yaşamının son durağı Rumelihisarı Âşiyân Mezarlığı’dır ve mezar taşında kendisine ait şu dizeler yazar: “Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında…” Bu listemizde Ahmet Hamdi Tanpınar dizeleriyle karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • Davetlerinizi Ziyafete Dönüştürecek 14 Meşakkatli Yemek

    Davetlerinizi Ziyafete Dönüştürecek 14 Meşakkatli Yemek

    Sevdiklerinizi özenle hazırladığınız bir sofranın başında toplamak büyük bir zevktir. Davet sofraları hazırlanırken titizlenilir, mükellef bir sofra hazırlamak için hiçbir zahmetten kaçınılmaz. En lezzetli ve gösterişli yemekleri yapmak hiç de kolay değildir, sofraya geldikten sonra birkaç dakika içinde silinip süpürülen yemekleri hazırlamak, sofrayı en güzel şekilde kurmak saatler sürer ama her zaman bu çabaya değer. En güzel davet sofralarını hazırlamak isteyenlere, herkesin aklını başından alacak, çorbasından tatlısına dek düşünülmüş dört dörtlük bir menü ve 14 meşakkatli ama lezzetiyle akılları baştan alan yemek…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türk Mutfağının En Doyurucu Başlangıcı, Anneleri En Çok Yoran Çorba: Analı Kızlı Çorbası” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk yemekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sofranın En Sağlıklı Tabağı: İç Baklalı Enginar” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk yemekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Geleneksel Türk Zeytinyağlısı: İmambayıldı” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ceviz ve Tavuğun Mükemmel Uyumu: Çerkez Tavuğu” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk yemekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İster Yoğurtlu, İster Salçalı: Fellah Köfte” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk yemekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kızartmasıyla, Haşlamasıyla Gönüllerin Sultanı: İçli Köfte” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk yemekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kat Kat Lezzet: Ispanaklı Açma Börek” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kabak ve Patlıcanlar Kızarıp Lazanya İle Buluşursa…” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk yemekleri, lazanya
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Közlenmiş Patlıcana Kim Hayır Diyebilir ki? Sonuçta Hünkâbeğendi” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk yemekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İncecik Patates Kızartmaların Üzerinde Çökertme Kebabı” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk yemekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çıtır Yufkanın Sakladığı Lezzet: Perdeli Pilav” title_font_size=”13″]
    perde pilavı, türk mutfağı
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Merzifon’dan Efsanevi Baklalı Yaprak Sarma ” title_font_size=”13″]
    yaprak sarma, türk yemekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hafif Tatlı Sevenlere: Kayısı Tatlısı” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk yemekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İhtişamlı Bir Tatlı Olmazsa Sofra Eksik Kalır Diyenlere: Yassı Kadayıf” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk yemekleri
  • Kalbimizi Kimseye Bu Kadar Açmamıştık!

    Kalbimizi Kimseye Bu Kadar Açmamıştık!

    Ülkemizde Nisan ayının 2. haftasında kalp ve damar hastalıklarına karşı uyarıcı olmak için bir dizi etkinlik yapılıyor çünkü bu hafta “Kalp Sağlığı Haftası”na denk geliyor. Biz de bu önemli haftada her birimize moral ve motivasyon sağlaması için içinden kalp geçen sözleri görselleştirdik. Amacına ulaşmasını dileyerek 8 maddelik listemizi karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kırık olduğu halde çalışan tek şey insan kalbidir.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sakar değil ki benim kalbim, yalnızca sana çarpıyor.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sakarsın işte sakar. Gözlerime takılıp kalbime düştün.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gözlerden kalbe giden yol akıldan geçmiyor.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dışa açılabilen bir kalp, tüm evreni içine alabilir.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kalbime giden yollarım unutma çalışmalarından dolayı kapalıdır.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kalbin kemiği yok diye kırılmaz mı sandın?” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gözden kalbe giden bir yol varmış, bulur bulmaz başımı alıp gideceğim.” title_font_size=”13″]
  • AYNI KÖKTEN SESLER: TÜRK DİLİ AİLESİNİN YOLCULUĞU

    Türk dili ailesi, Avrasya bozkırlarından Anadolu’ya, oradan Sibirya’ya uzanan yaygın bir dil topluluğunu ifade eder. Türkiye Türkçesi, Kazakça, Türkmence gibi birçok lehçe aynı kökten beslenir; her biri farklı coğrafyalarda kendi ses rengini oluşturur. Bu geniş ailenin bilinen en eski yazılı kaynağı olan Orhun Yazıtları, Danimarkalı bilim insanı Wilhelm Thomsen tarafından 15 Aralık 1893’te çözümlenerek bilim dünyasına tanıtılır. UNESCO’nun 3 Kasım 2025 tarihinde düzenlenen 43. Genel Konferansı’nda alınan kararla 15 Aralık’ı “Dünya Türk Dili Ailesi Günü” olarak ilan etmesi ise bu ortak mirasın evrensel değerini vurgular. Türkçe bugün en çok konuşulan ilk 20 dil arasında yer alır ve dünyanın pek çok noktasında milyonlarca kişi bu ailenin farklı lehçeleriyle konuşur. Şimdi, dilimizin bu geniş ailesine yakından bakalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Türkiye Türkçesi, Batı Türkçesinin üçüncü dönemini oluşturur. 1911’de Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının başlattığı Yeni Lisan Hareketi, konuşma dilini yazıya taşımayı ve Arapça-Farsça kalıpları sadeleştirmeyi hedeflemiştir. Amaç; taklitten uzak, millî bir edebiyat ortaya koymaktır. Bu çabaların ardından Dil Devrimi gelir; 1928’de Harf Devrimi, 1932’de Türk Dil Kurumu ile Türkçe sistemli şekilde ele alınır, sadeleşir ve günümüz yazı dilinin temellerini kazanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Azerbaycan’ın Türkleşmesi, Selçuklu ve İlhanlı dönemlerinde hız kazanır. Ancak bölgeye gelenlerden önce de yerli halkla kaynaşmış, Türkçe konuşan topluluklar vardır. O dönemde kullanılan lehçeye Azeri denir ve Fars etkisi taşır. Türkmenlerin gelişiyle Doğu ve Kıpçak boyları dillerine Oğuz unsurlarını da katarak günümüz Azerbaycan Türkçesinin temellerini atar. Bugün bu dil, kuzeyde Azerbaycan, güneyde İran Azerbaycan’ı ve Türkiye’nin kuzeydoğusunda konuşulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Türkmen Türkçesi, Türk dilleri içinde güney-batı Oğuz grubuna aittir ve Türkmenistan nüfusunun büyük çoğunluğu tarafından konuşulur. Yaklaşık 30 diyalekt ve ağza sahiptir. Tarih boyunca Arap alfabesiyle yazılan Türkmen Türkçesi, 1928’de Latin alfabesine geçer. 1940’ta Kiril alfabesi kullanılır; bu alfabe, Rus alfabesine Türkmen Türkçesinin beş özel sesinin eklenmesiyle 38 harften oluşur. 1993’te ise 30 harften oluşan yeni Latin alfabesi kabul edilir ve günümüzde de kullanılmaya devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi ile Karluk grubuna dâhildir. Özbekistan, etnik çeşitlilik açısından zengindir; Kıpçak, Karluk ve Oğuz boylarının hemen her kolu burada yaşar. Bu durum, Özbek Türkçesinde büyük ana ağızlar ve küçük alt grupların oluşmasına yansır. Tarih boyunca yazı dili değişmiştir: 1930’a kadar Arap alfabesi, 1930-1940 arası Latin alfabesi, 1940’tan sonra Kiril alfabesi kullanılmıştır. 1995’te ise bağımsız Özbekistan’da Latin alfabesi kabul edilmiştir ancak geçiş süreci hâlâ devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kazak Türkçesi, Türk lehçelerinin Kıpçak grubuna girer ve Türkiye Türkçesi ile küçük farklılıklar taşır. Bu yakınlık, Kazakların Kıpçak boyları ile Türkiye Türklerini oluşturan Oğuz boylarının tarih boyunca komşu olarak yaşamış olmasından kaynaklanır. Kazak Türkçesi, kuzeydoğu, güney ve batı olmak üzere üç kola ayrılır; kuzeydoğu kolu çağdaş yazı dilinin temelini oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kırgızlar hakkında bilinen ilk tarihî bilgiler MÖ 201 yıllarına kadar uzanır. Eski Çin kaynaklarında Kırgızlar, kendi devlet yapısına ve güçlü ordusuna sahip en eski Türk boyu olarak geçer. Kırgız Türkçesi de bu tarihle beraber olarak şekillenmiştir. Dil, bir yandan Moğolca, Sarı Uygurca ve Güney Sibirya Türk dilleriyle, diğer yandan Kıpçak Türk dilleriyle yakın özellikler taşır. Bu nedenle Türkoloji tasniflerinde bazen Kıpçak grubu, bazen de Sibirya grubu içinde değerlendirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tatar Türkçesi, Türk dilleri ailesinin Kıpçak koluna girer. Tarihî kaynaklarda 15. yüzyıldan itibaren yazılı olarak görülür. O dönemde yazı dili Çağatayca harflerle kaydedilir; halkın konuştuğu dilden farklıdır. 19. yüzyılda Tatarca, halkın anlayacağı biçimde geliştirilir. Kayyum Nasırî ve Şihabeddin Mercani gibi isimler, Tatarca’yı ders kitaplarına ve okullara taşır. Yazı dili, tarih boyunca değişim gösterir: 1923’e kadar Arap alfabesi, 1928-1939 arasında Latin alfabesi, 1939’dan itibaren ise Kiril kökenli alfabe kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    “Uygur” adına Türkçe yazılı kaynaklarda ilk kez Bilge Kağan Yazıtı’nda rastlanılır. Bugün Doğu Türkistan’da konuşulan Uygur Türkçesi, tarihsel olarak Çağatay edebî dilinin devamı kabul edilir. Urumçi merkezli bu lehçe, tarih boyunca farklı yazı sistemleriyle kullanılmıştır; Arap, Kiril ve Latin kökenli alfabeler dönemsel olarak yer değiştirirken günümüzde 32 harfli Uygur-Arap alfabesi yaygındır. Sözlü anlatı geleneği ve halk metinleriyle güçlü bir hafıza taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Sibirya coğrafyası, erken dönemlerden beri Türk topluluklarının yurt tuttuğu geniş bir alandır. Bu bölgenin kuzeydoğusunda yer alan Saha (Yakut) Cumhuriyeti’nde konuşulan dil, Türk dil ailesinin Sibirya kolunu temsil eder. Rus ve Batı literatüründe “Yakut” adıyla geçen halk, kendisini “Saha” olarak adlandırır. Köklü bir sözlü kültüre sahip olan bu lehçe, soğuk iklim koşullarının şekillendirdiği yaşam biçimini de dilin kelime haznesine yansıtır.

  • Gönlü Yüce Ruhu Seyyah: Şems-i Tebrizi’nin 40 Kuralı II

    Gönlü Yüce Ruhu Seyyah: Şems-i Tebrizi’nin 40 Kuralı II

    Kültürümüzde özel bir yeri bulunan Mevlana ve Şems-i Tebrizi, tasavvuf üzerinde düşünceleri ile dostluk hakkında yazdıklarıyla her okuyanı düşündürür, iyiliğe ve güzelliğe yönlendirir. Dostluğu, tasavvufu en güzel şekilde anlatan Sufi’lerin 40 Kuralı dünyanın hangi çağında olursa olsun insanın gönlüne hitap eder. Gönlü yüce ruhu seyyah: Şems-i Tebrizi’nin 40 kuralını listelediğimiz serinin ikinci içeriği ile huzurlarınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
  • 14 Madde ile Türk Sinema Tarihi

    14 Madde ile Türk Sinema Tarihi

    Hareketli fotoğraflar olarak tanımlandığı zamanlardan günümüze kadar uzanan bir sihirdir sinema. Fransız Lumier Kardeşlerin çektiği ilk film olan, Tren’in Gelişi filminin 1896 yılında Galata’da gösterilmesinin ardından, Türk sineması da kendi sihirbazlarını yaratarak günümüze uzanan illüzyonları ile bizleri büyülemeye devam ediyor.

    türk sineması, lumiere kardeşler

    Sinema ülkemize, Fransız Lumier Kardeşler’in çektiği ilk film olan, Tren’in Gelişi filminin 1896 yılında Galata’da gösterilmesiyle girdi. İstanbul’da yapılan ilk film gösterimi, izleyenlerin trenin üstlerine geldiğini sanmaları sebebiyle, salondan kaçmalarıyla son buldu.

    türk sinema tarihi, şaryo

    Dünyanın her yerine kameramanlar yollayan Lumier Kardeşler’in 1897 yılında kameraman Alexander Promio’yu İstanbul’a göndermesi üzerine ülkedeki ilk çekim yapılmış oldu. Haliç’te bir kayığın üzerinde yapılan çekim, günümüz kameralarının slider veya şaryo üzerinde yaptığı kaydırma (travelling) tekniği Türkiye’de ilk kez uygulanmış oldu.

    türk sinema tarihi

    1914-15 yıllarında Enver Paşa, Merkez Ordu Sinema Dairesini kurdu ve Fuat Uzkınay’ın Ayestefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı çekildi. Ancak bu filmin kopyası günümüze ulaşamadı veya henüz tozlu raflar üzerinde bulunamadı.

    merkez ordu sinema dairesi

    Merkez Ordu Sinema Dairesi, 1. Dünya Savaşı boyunca, savaş belgeselleri çekti.

    türk sinema tarihi

    1916’da Sigmund Weinberg’in çektiği ilk konulu Türk filmi Leblebici Horhor Ağa, başrol oyuncusunun ölümünün ardından tamamlanamadı.

    türk sinema tarihi, sansür

    Sinemamıza sansür 1918 yılında girdi. Ahmet Fehim’im yönettiği ‘Mürebbiye’ filmi, Fransız kadınlarını aşağıladığı gerekçesiyle o dönemde işgal altında olan Osmanlı’da yasaklandı.

    türk sinema tarihi

    Türk sinemasının ilk konulu filmleri 1917 yılında Sedat Semavi’nin yönetmenliğinde çekilen ‘Pençe’ ve ‘Casus’ filmleriydi. Ancak bu filmlerin günümüze ulaşabilmiş bir kopyası bulunmamaktadır.

    türk sineması

    Türk sinemasının ikinci film 1916’da çekimine başlanılan Himmet Ağa’nın İzdivacı oldu. 1916 yılında Sigmund Weinberg’ın çekimlerine başladığı film, oyuncularının Çanakkale Savaşı’na katılmasının ardından Reşad Rıdvan tarafından 1918 yılında tamamlanabildi.

    türk sineması, türk komedi sineması

    Türk sinemasındaki ilk komedi filmi ise yönetmen Hüseyin Şadi Karagözoğlu tarafından 1917 yılında çekildi. ‘Bican Efendi Vekilharç’ filmi büyük ilgi görünce, filmin devam serisi olan ‘Bican Efendi Mektep Hocası’ ve ‘Bican Efendi’nin Rüyası’ filmleri çekildi. Böylelikle sinema tarihimizdeki ilk film serisi çekilmiş oldu.

    türk sineması

    1922 yılından 1940’ların ortasına kadar Türk sinemasının tüm yükü usta yönetmen Muhsin Ertuğrul tarafından omuzlandı. Tiyatrocular dönemi olarak adlandırılan bu dönemde Muhsin Ertuğrul, 32 filme imza attı.

    türk sineması

    Muhsin Ertuğrul, Türkiye’nin ilk sesli filmi olan İstanbul Sokakları’nda filmini çekti. 1931 yılında çekilen film, Türk, Yunan ve Mısır ortak yapımıydı. Dönemi içinde oldukça yüksek bir bütçeye sahip olan film, Türk sinema tarihindeki ilk ortak prodüksiyonlu yapım olma özelliğini de taşıyor.

    Muhsin Ertuğrul’un 1934’te ikinci kez perdeye uyarladığı Leblebici Horhor Ağa Venedik 2. Uluslararası Film Şenliği’nde Onur Diploması aldı ve 1934 yılında çekilen Leblebici Horhor Ağa ilk uluslararası ödül alan Türk filmi oldu.

    Türk sinemasının ilk yarışması ise Yerli Film Yapanlar Cemiyeti tarafından 1948’de gerçekleştirildi. Yarışma sonucunda, En İyi Film Şakir Sırmalı’nın Unutulan Sır, En İyi Erkek Oyuncu Kadri Erdoğan, En İyi Kadın Oyuncu ise Cahide Sonku oldu.

    1949 yılında Aydın Arakon’un yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği ‘Çığlık’ filmi, Türkiye’de çekilen ilk korku filmi oldu.  Maalesef bu yapımın da hiçbir kopyası günümüze ulaşamadı.

  • Yakın Arkadaşlarınızın Değerini Bilmeniz İçin 8 Neden

    Yakın Arkadaşlarınızın Değerini Bilmeniz İçin 8 Neden

    Yakın arkadaşlarımız ufak bir anlaşmazlık yaşayıp bozuştuğumuzda geceleri uyuyamama sebebimiz olurlar, çünkü biliriz ki yoklukları bize iyi gelmeyecektir. Onlar, aile bireylerimiz gibi varlıklarını olağanlaştırdığımız kişilerdir, oysa hayat yolculuğumuzdaki katkıları zaman zaman durup teşekkür etmemizi gerektirecek kadar olağanüstüdür. Onlarca madde sıralanabilir elbette ama aşağıda geçen 8 tanesi bile haklarını teslim etmeye yetecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    En iyi dinleyicinizdir. Üstelik bunu yargılamadan, egosuna yenilmeden, sizi kendi dünyanız içinde değerlendirip anlamaya çalışarak yapar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sizi çoğaltır. Bir tiyatroya ya da bir konsere tek başına gitme fobiniz yakın arkadaşınız sayesinde yaşam alanı bulamaz ve onunla birlikte etkinliklere katılmak hobiye dönüşür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Güvenilir bir sırdaştır. Ama eğer sırrınızın başınızı derde sokacağını hissederse canınızı sıkma pahasına uyarılarını yapar. Her zaman size iyi gelecek şeyleri değil sizin için doğru olacağını düşündüğü şeyleri söyler, tabii ki bunu incitmemeye çalışarak yapar. Ve zaten en yakın arkadaş olma payesini bu hâliyle kazanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ne zaman isterseniz gidebileceğiniz bir sığınaktır. Baş etmeniz gereken bir sorun olduğunda açıklama yapmak zorunda hissetmemek, yanında saatlerce susabiliyor ve buna rağmen yine de anlaşılıyor olmak paha biçilmez bir terapi biçimidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kardeş fonksiyonlarına sahiptir. Sizi merak eder. Sık sık görüşemiyor olsanız da telefonla birkaç kez arayıp ulaşamadığında tıpkı aileniz gibi paniğe kapılır ve ulaştığı ilk anda yine tıpkı aileniz gibi sitemkâr davranır. Bu duruma ilk etapta tepki gösterseniz de sizin için endişelendiğini bilmek iyi hissettirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sizi kollayandır. Bilirsiniz ki ne yüzünüze karşı ne arkanızdan dolaylı olarak küçük düşmenize neden olacak hiçbir şeye izin vermez. Ayağınız takılıp düştüğünüzde elini ilk uzatan, başarısız olduğunuzda ilk teselli cümlesini kuran, yalnız hissettiğinizde kendini işaret ederek bu duyguyu boşa çıkarandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Siz gelişip ilerledikçe, iyi haberleriniz geldikçe mutlu olan kişidir. Başarılarınız karşısında değil kıskançlık yapmak, negatif algılanacak tek bir mimiği bile kendine yakıştıramaz. Çünkü o, sizi kendisiyle kıyaslamadan başarınızı gururla sahiplenen kişidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yedek belleğiniz gibidir. Yaşarken yanınızda olmasa bile her şeyinizi anlattığınız için bütün hikâyenizi bilir ve hatırlayıp sevinmenize kahkahasıyla, iç geçirmenize ise omzunuzu tutan elinin sıcaklığıyla destek verir.

  • 8 Madde İle Anadolu’nun Güçlü Çobanı Kangal Köpeği

    8 Madde İle Anadolu’nun Güçlü Çobanı Kangal Köpeği

    Anadolu’da bozkırın sahibi olarak bilinen kangal köpeği, çağlardır Anadolu insanının canını ve malını korur. Zekâsı ve sadakatiyle Anadolu’nun kırsal kesimlerinde yaşanan hayatın ayrılmaz bir parçası olan bu eşsiz köpek türünü listemize taşıyor, sizi kangal köpeğinin şaşırtıcı özelliklerini keşfetmeye davet ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    köpek

    Çobanların âdeta sağ kolu olan kangal köpeği, çiftlik hayvanlarını kurt sürülerinden koruyabilecek kadar güçlü bir hayvandır. Bir kangal köpeği üstün çobanlık yetenekleri sayesinde büyük arazilerde bile kusursuz bir hâkimiyet kurabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    köpek

    Kangalın diğer güçlü ve iri köpeklerden farkı, karakterinde gizlidir. Bu dev köpekler, çok dost canlısı hayvanlardır. Sadakat duyguları çok gelişmiştir ve sahiplerine ölümüne bağlıdırlar. Sadık ve uysal mizaçlı kangal köpekleri çiftlik hayvanlarıyla ve çocuklarla çok iyi anlaşırlar. Hayvanları korudukları gibi çocukları da korurlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    köpek

    Kangal köpeği ile ilgili kayıtlara Osmanlı Devleti arşivlerinde de rastlanmıştır, hatta Osmanlı zamanında askerî görevlerde de kullanıldıkları düşünülmektedir. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde de ismi geçen kangalın eski çağlarda aslan avında da kullanıldığına dair rivayetler bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    köpek

    Kangal köpeğinin kökeni konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Kangalın Anadolu’ya Orta Asya’dan mı, Avrupa’dan mı yoksa Mezopotamya’dan mı geldiği kesin olarak bilinmese de, saf Kangal ırkının Anadolu’da yetiştiği gerçeği değişmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    kangal

    Bir çiftçi ya da sürü sahibi için kangal köpeğinin yardımı dünyalara bedeldir. Kangal köpeği o kadar değerli bir hayvandır ki safkan bir kangal yavrusuna sahip olmak için uzun süre beklemek gerekebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    kangal

    Saf bir kangal yavrusu almak sadece ilk adımdır. Kangalın ırkına uygun şekilde itina ile beslenmesi ve yavruluk döneminden itibaren eğitilmesi gerekir. İlk altı aylık hayatlarında temel eğitim alan kangallar, daha sonra çobanlık ya da bekçilik konusunda da eğitilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    çoban, köpek

    Kangal köpeğinin hayvan sürülerini, sahiplerini ve sahiplerinin tüm mallarını koruma konusundaki üstün yetenekleri dünya çapında ünlenmelerine sebep olmuştur. Dünyanın dört bir yanından safkan kangal yavruları almak için Anadolu’ya akın eden köpek severler ve çiftçiler bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    köpek

    Kurtboğan ismiyle de tanınan bu cesur hayvanlar, ilginç bir şekilde Namibya’daki doğal hayatın korunmasına da yardımcı olmuşlardır. Sürülerine dadanan çitalarla başa çıkamayan Namibyalı çiftçilerin yardımına Anadolu’dan getirilen kangal köpekleri koşmuştur. Kangalların bekçilik ve çobanlık yetenekleri sayesinde çiftçiler, çitaları vurarak öldürmek zorunda kalmaktan kurtulmuş böylece doğal hayat korunmuştur.