Blog

  • Bu Şehir Büyük Mirasların Sahibi

    Bu Şehir Büyük Mirasların Sahibi

    Rotamızı bu kez de Yozgat-Sivas-Kahramanmaraş-Adana-Niğde-Nevşehir ile çevrili, İç Anadolu’nun en büyük illerinden Kayseri’ye çevirdik. Ve Kayseri adının, Latince “caesarea” kelimesinin Arapçadaki karşılığı olan “kayser”den geldiğini öğrendik. Bizimle birlikte şehri biraz daha yakından tanımaya ne edersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Deniz seviyesinden 3.917 metre yükseklikteki kar beyazı başıyla sadece Kayseri’yi değil tüm dünyayı selamlayan bir doğa harikası Erciyes Dağı. İç Anadolu’nun bu en yüksek dağı, 30 milyon yıl önceki patlamalarla Kapadokya gibi başka bir doğa harikasının oluşmasını sağlayan da bir hikâyeye sahip. Aynı zamanda, şehrin güneyine yerleşmiş devasa cüssesi ile macera ve spor tutkunlarının ülkemizdeki en önemli adresi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Altı yıl süren restorasyon çalışmalarının ardından 2019’un Ekim ayında ziyarete açılan Kayseri Kalesi ilk olarak 3. yüzyıl Roma devrinde inşa edilmişse de bugün gördüğümüz hali I. Alâeddin Keykubat zamanında yapılandırılmış. Şehir merkezindeki düz bir alanda iç ve dış surlarıyla arzı endam eden kale en güzel Orta Çağ yapılarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yine şehir merkezinden ve yine tarihi bir yapı… Kayseri Saat Kulesi, II. Abdülhamit’in isteği ile Tavlusunlu Salih Usta’ya 1906 yılında yaptırılmış. 15 metre yüksekliğindeki kuleye içeriden kıvrımlı merdivenlerle çıkılırken, kulenin üstündeki piramit yapı saat çanını olabilecek en estetik haliyle muhafaza ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’nın baş mimarı Koca Sinan’ın doğum yeri Kayseri’nin Ağırnas mahallesidir. Hatta dünyaya geldiği üç katlı ev şehirde en yoğun ilgiyi gören yerler arasında bulunuyor. Mimar Sinan’ın gözlerini açtığı şehre hediyesi ise Kurşunlu Camii olmuş. 1576 yılında Ahmet Paşa tarafında inşa ettirilen tek kubbeli cami şehrin ünlü yapılarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kayseri, Selçuklu döneminden kalma yapıların en mühim adreslerindendir. Lala Paşa Camii, Alaca Kümbet, Sahabiye Medresesi ve sair. Hunat Hatun Külliyesi de bunlardan biridir ve kim tarafından ne için yaptırıldığı bakın kitabesinde nasıl yer almıştır:

    ”Bu mübarek mescidin yapılmasını, fetihler babası, dünya ve dinin yardımı ve emanı, Keykubad’ın oğlu Keyhüsrev zamanında, yüksek mertebe sahibi zahide, saliha, dünya ve dini safvet, hayırların öncüsü, büyük valide emretmiştir. Allah onun yüceliğinin gölgesini daim ve iktidarını kat kat eylesin. Bu yapı 635 yılında şevval ayında inşa edilmiştir.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kayseri’ye gidenlerin yolunu düşürmesi gereken adresler arasında tarihi ev ve sokakların yaşamaya devam ettiği mahalleler de vardır. Örneğin Talas Mahallesi… Taş kaldırımlı sokakları, ahşap evleri, değirmeni, sarnıcı, çeşmesi ve bütün bunların yanında yemyeşil doğasıyla şehrin saklı kalmış güzelliklerinden olan Talas aynı zamanda farklı etnik kökenlerin yaşadığı özel bir coğrafyadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kapalı Çarşı, Kazancılar Çarşısı, Hunat Çarşı, Yeraltı Çarşısı… Kayseri’ye özgü ürünleri almak için gidilebilecek çok fazla çarşı bulunuyor. Bir zamanlar kumaşçıların, çuhacıların, abacıların dükkân açtığı Kayseri Bedesteni ise 15. yüzyıl mimarisiyle ayrı bir yere sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kayseri mutfağı dendi mi aklınıza gelen yiyecekler hangileri? Mutlaka pastırma ilk sıralardadır. Peki, çemen? Yağlama? Ya kabak çiçeği dolması? Ama biliyorsunuz hepsinden önce Uzakdoğu ve Orta Asya’nın vazgeçilmez yemeği mantı ülkemizde Kayseri ve Kayserililerden sorulur.

  • Karla İlgili Üşütmeyen Bilgiler

    Karla İlgili Üşütmeyen Bilgiler

    Kar, gökyüzünden tane tane düştüğünde de yeryüzüne bir örtü gibi serildiğinde de büyüleyici görünür. Onu bu kadar çekici kılan karanlığın tozun toprağın çamurun karşısında verdiği bembeyaz fotoğraftır. Doğanın bu çekici mucizesiyle üşümeden yakınlaşmaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayallerimizde Bile Beyaz Olsa da, Kar Aslında Yarı Saydamdır.” title_font_size=”13″]

    Yukarıda söylediğimizi çürütüyor gibi olacağız ama gerçek şu ki kar kristalleri aslında beyaz değil yarı saydamdır. Beyaz görünmesinin nedeni ise kar kristallerine çarpan farklı dalga boylarındaki ışınların eşit derecede yansımasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ne Kadar Birbirlerine Benziyorlar, Oysa Birbirlerinden Ne Kadar da Farklılar.” title_font_size=”13″]

    Kar kristallerini ilk kez fotoğraflayan kişi Amerikalı fotoğrafçı Wilson Alwyn Bentley olmuştur. 50 yıl süren çalışması, her biri altıgen de olsa hiçbir kar tanesinin ne biçim ne boyut olarak birbirine benzemediğini ortaya koydu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İçlerinden Biri Öne Çıkmayı Başardı, Guinness Rekorlar Kitabında Bir Kar Tanesi.” title_font_size=”13″]

    Çapı 2-4 mm olan bir kar tanesi ortalama büyüklükte bir tanedir. 1887 yılında Guinness rekorlar kitabına giren kar tanesinin çapı ise 38 cm olarak ölçülmüştür. Bu görkemli kar, ABD’nin eyaleti Montana’da yeryüzüne düşmüştü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kar Kara Dedi ki: Hepimiz Birimiz Birimiz Hepimiz İçin.” title_font_size=”13″]

    Bakmayın bizim sürekli “kar tanesi” dediğimize, kar, sulu sepken yani yağmurla karışık da yağar, bulgurcuklar halinde de. Ama yeryüzüne düştüğünde hepsi birleşip büyük beyaz örtüyü oluşturur, o zaman biz de “kar taneleri yağmış” değil “kar yağmış” deriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Her Yerde Kar Varsa, Ortama Sessizlik Hâkim Demektir.” title_font_size=”13″]

    Bu sessizliğin nedeni karın gözenekli yapısıdır. Bu yapı ses dalgalarını soğurur ve molekülden moleküle çarparak ilerlemesine engel olur. Buna karşılık kar donarak buz haline geldiğinde ses dalgalarını tamamen yansıtır ve daha da uzaklara gitmesini sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kardan Evler Canlılar İçindir, Kardan Adamlar Giremez.” title_font_size=”13″]

    Eskimoların kullandığı “iglo”ları yani evleri bilirsiniz… Sıkıştırılmış kardan yapılan bu evlerin duvarı, sesi ve soğuğu içeri geçirmeyen oldukça iyi bir yalıtkandır. Vücut ısısı da ortamı ısıtarak “iglo”nun dışarıdan çok daha sıcak, hatta ev sıcaklığında olmasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çocukluk Arkadaşımız Kardan Adam, Ne Zaman Dünyaya Geldi?” title_font_size=”13″]

    Kış aylarının en güzel tarafı kara istediğimiz gibi şekil vererek yaptığımız kardan adamlardır. Bu beyaz adamların ortaya çıkış tarihinin Orta Çağ’a kadar uzandığı, insanların vermek istedikleri herhangi bir mesajı kardan adamlara verdikleri şekillerle ilettiği biliniyor.

  • Soğuk Kış Günlerinde Lezzetine Rengine Gücüne Sığınabileceğimiz Sebzeler

    Soğuk Kış Günlerinde Lezzetine Rengine Gücüne Sığınabileceğimiz Sebzeler

    Yeşil, sarı, beyaz, kırmızı, mor… Vitamin değerleri yüksek, koruyucu, besleyici, güçlendirici… Çorbadan ana yemeğe, garnitürden mezeye, salatadan böreğe… Soğuk gün ve gecelerde sadece dilinizi damağınızı değil, duygu ve düşüncelerinizi de ısıtacak kış sebzelerini ve kullanım alanlarını listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Brokoli sizin gündeminize ne zaman girdi bilmiyoruz ama Roma döneminden kalma kayıtlarda bile adının geçtiği iddialar arasında. Bu sağlık dostu yumru yumru yeşil bitkinin popülerleşmesi ise 20. yüzyılın başlarına denk gelmiş. Adı İtalya’yla anılan brokoli Sicilyalı göçmenler sayesinde önce ABD’ye intikal etmiş oradan da bütün dünyaya. Haşlamasından sebze gratenine, salatasından yemeğine birçok tarif var ama bizim favorimiz kremalı tadıyla kışa yaz havası getirebilecek brokoli çorbası.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Asya’nın orta bölgelerinden İran aracılığıyla İspanya’ya ve oradan Avrupa’ya taşınan ıspanak sebzesinin ülkemizde en çok yemeği yapılagelir ama börekler için de hatırı sayılır şekilde rağbet gösterilir. Siz de böyle düşünüyorsanız bu kez bir değişiklik yapmanızı ve salatasını denemenizi öneriyoruz. Ve cevizin, peynirin en çok yakıştığı sebzelerden olduğunu iddia ediyor, fotoğrafta gördüğünüz gibi portakal dilimleri serpiştirmeyi unutmayın diyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Nedendir bilinmez, pırasanın seveni çok sever sevmeyeni hiç yemez, oysa Roma ve Mısır uygarlıkları yıkılana dek pırasa en çok tüketilen sebzelerden biri olmuş. Elbette o bizim bildiğimizden biraz daha farklı bir tür, yabani pırasaymış. Bu sebzenin yüzden fazla çeşidi bulunuyor ve bizim ülkemizde yetişen türünden zeytinyağlısını da salçalı yemeğini de, böreğini ya da kavurmasını da yapmak mümkün. Peki, siz daha önce sarımsaklı sirkeli bir pırasa çorba içmiş miydiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Fransa mutfağının yaygın tüketim malzemelerinden olan kerevizin maydanozgiller ailesinden olduğunu biliyor muydunuz? Homeros’un İlyada’sında bile kendine yer bulmuş, kuzey ve batı Avrupa’nın bu çok faydalı bitkisinden dolma da yapabilirsiniz zeytinyağlı da veya haşlayıp et yanında garnitür olarak da servis edebilirsiniz. Yapraklarından çorba da pişirebileceğiniz kerevizi rendeleyerek yoğurtlu ya da soslu salatasını da yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kan kırmızısı içiyle karaciğerin en iyi dostlarından olan kırmızı pancarın turşusunu yemeye doyamayanlardan mısınız? Yine sofralarımızda bir değişiklik yapalım diyor, Akdeniz’in bu renkli ve güçlü sebzesini peynirli makarna haline getirmenizi tavsiye ediyoruz. Hatta pancarın gövdesini fırında pişirerek makarna haline getirebileceğiniz gibi pancar saplarını da ekleyerek yemeğinize ekstra vitamin katabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Vitamin deposu havucun 50-60 kadar çeşidi bulunsa da ülkemizde turuncusu başta olmak üzere mor ve siyah türü tüketiliyor. İster çiğ olarak salatasını yapın ya da suyunu sıkın, ister haşlayıp yoğurtla soslayın, isterseniz yaptığınız yemeklerin içine renklendirmek amacıyla katın. Nasıl tüketirseniz tüketin sonbahar aylarında topraktan çıkarılarak sofralarımıza kadar gelen havucu kış menülerinizden eksik etmeyin. Bizim önerimiz ise çayın yanında afiyetle yemek için yapabileceğiniz havuçlu bir kek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Adına da tadına da yavaş yavaş alışmaya başladığımız Brüksel lahanası Avrupa ve ABD’de yaygın şekilde kullanılmasına rağmen anavatanı bilinmeyen bir sebze. Yani zannettiğiniz gibi Belçika’dan çıkmış bir ürün değil. İsim hikâyesi oldukça eğlenceli; rivayete göre Avrupa’nın göbeğindeki başkentlerden Brüksel’in mini mini hali nedeniyle bu şehrin adıyla anılmış. Diğer adı Frenk lahanası. C vitamini deposu olan besini haşlamak ya da buharda pişirmek zengin vitamin değerlerini daha çok koruyor ama peynir sosuyla fırında yapılan tarifine de kim hayır diyebilir ki?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yunanistan’dan Japonya’ya dünyanın pek çok yerinde yetiştirilen turp ülkemizde salataların en özgün eşlikçilerinden biridir. Kabuğunu yıkayıp soyduktan sonra dilimlemek ya da rendelemek tercihinize kalmış. Bu sebzeyi acı bulduğu için tüketemeyenlere ise bir püf noktasından söz edelim: Turp dilimlerini birkaç tatlı kaşığı tuzla karıştırıp beş dakika sonra yıkayın, ardından biraz limon suyu ile harmanlayarak aynı işlemi yapın. Turpun acısından eser kalmadığını göreceksiniz.

  • SOFRALARDA BAŞROLÜ ALACAK ÇEŞİT ÇEŞİT FIRIN YEMEKLERİ

    Yemeklerin, en az içinde kullanılan malzemeler kadar pişirme biçimleriyle de sağlık açısından derecelendirildiğini artık biliyoruz. Bu bilginin devamında, ne kadar lezzetli bulsak da kızartma yönteminin önerilmeyen, ocakta pişirme yönteminin usulüne uygun uygulanması gereken, fırında pişirmenin ise bilhassa tavsiye edilen yöntem olduğunu da çoğumuz duymuşuzdur. Biz de “Fırında farklı ne pişirebilirim ki?” diyenlere kulak kabartarak bir öneri listesi hazırladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Omega-3 yağ asidi zengini, kalp ve damar dostu somon balığını fırında pişirerek lezzetine lezzet katabilirsiniz. Zeytinyağı, tuz ve limonla marine ettiğiniz balığı fırın tepsisine koyarken yanına dilediğiniz sebzeyi de ekleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sokak lezzetlerinde köfte denince ızgara, ev yemeklerinde ise kızartma akıllara gelir. Oysa harcını hazırladığınız köfteleri, üzerine farklı soslar dökerek fırında da pişirebilirsiniz. Köftelerin iyi pişmesi için 200 derecelik ısı ve 30-40 dakika arası süre idealdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Patlıcanla fırında neler yapılmaz ki? İmambayıldıdan musakkaya, patlıcan kebaptan gratene tüm tariflerde bu pişirme yöntemini uygulayabilirsiniz. Hatta patlıcanları tek başına fırında pişirip daha sonra salatasını da yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Her açıdan sağlıklı olsun diyorsanız, fırında domates dolması yemeğini denemelisiniz. Bunun için, tepesinden yuvarlak bir pencere açtığınız domateslerin içini bir miktar boşaltmalı, beyaz peynir ve sevdiğiniz otlarla yapacağınız iç harcı domateslere doldurmalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fırında makarna çok bilinen ve çok da sevilen tariflerden biridir. Fakat bu tarifin dışına çıkıp makarnayı farklı karışımlarla fırınlayabilirsiniz. Mesela önceden hafifçe haşladığınız makarnayı, domates sosu ve kaşar peyniri ile harmanlayıp, güveç kabıyla fırınlamak bir seçenek olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Fırında patates Anadolu’nun hemen her yerinde yapılır ve deneyenler bilir, kuzine sobalarda pişen patatesin tadına doyum olmaz. Siz de patates dilimlerini kızartmak ve sonrasında kalorisiyle uğraşmak yerine fırınlayabilir ister kahvaltıda ister garnitür olarak ana yemek yanında tüketebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Elbette fırın yemekleri arasında düşünebileceğiniz en keyifli lezzetlerden biri de pizza! Evde kendi yaptığınız hamur ve domates sosu sayesinde pizzayı fast food olarak değil, sağlıklı bir ev yemeği olarak tüketmeniz mümkün.

  • Doğu Ekspresi ile Kars’a Yolculuk

    Doğu Ekspresi ile Kars’a Yolculuk

    Doğu Ekspresi ile yolculuk başlı başına bir seyahat, gitmek istediğiniz yere hemen varmak istemeyeceğiniz bir seyir halidir. Daha önceleri başlangıç noktası İstanbul olan tren seferleri artık Ankara’dan başlayıp Kars’a kadar uzanıyor. 24 saat 30 dakika süren bu yolculuk gezginler için de harika bir deneyim alanı. Şimdi, burada, Doğu Ekspresi ile 8 duraklık bir yolculuğa çıkmaya ve biraz da Kars havası almaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İlk soru şu; Doğu Ekspresi’nin hangi kompartımanından bilet alacaksınız? 4 kişinin yatabilmesini mümkün kılan kuşetli vagonlar, yatarak seyahat edebileceğiniz 2 kişilik yataklı vagonlar ya da koltuk düzenine sahip pulman vagonlar arasından hangisini seçeceğinize yolculuğunuzun uzunluğuna göre karar vermelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yataklı vagonlarda çalışma masası, mini buzdolabı, elektrik prizi, ısıtma-soğutma sistemi gibi seyahati konforlu hale getiren detaylar bulunuyor. Koltuğunuzu açtığınızda çarşaf, battaniye ve yastığı ile yatmaya hazır halde bir yatak buluyorsunuz karşınızda. Yataklı ve kuşetli yolcular trende birbirleriyle iletişim halinde. Oyun oynayanlar, şarkı söyleyenler, çay-kahve ikramları; hepsi yeni dostluklara zemin hazırlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tren içinde Restoran Vagonu olsa da yolculuğunuzun 1 gün süreceğini düşünerek yanınıza atıştırmalık yiyecek alabilirsiniz. 50 istasyon geçeceğiniz yolculuk için rahat kıyafetler, yürüyüş ayakkabıları, gecelerin soğuk olacağı ihtimaline karşı bere, eldiven ya da polar almanızı öneririz. Fotoğraf makinanızı unutmadığınızı varsayıyoruz elbette…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Doğu Ekspresi yaklaşık 2000 km’lik yolculuğunda Kırıkkale-Kayseri-Sivas-Erzincan-Erzurum-Kars rotasını izliyor. Eğer baharda yolculuk yapıyorsanız 24 saat içinde karlı dağları, çorak toprakları, yeni filizlenmiş ağaçları, güneşi ve yağmuru görmeniz mümkün. Kış aylarındaysanız da beyaz örtünün dağa, taşa, ağaçlara ne kadar yakıştığını görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Doğu Ekspresi ana duraklarda 15’er dakika duraksıyor. Bu sırada dışarı çıkıp istasyonda satış yapan tezgâhlardan yiyecek bir şeyler alabilir hatta Erzurum’a varmadan siparişini verdiğiniz cağ kebabını istasyonda sizi beklerken bulabilirsiniz. Kimi ara duraklarda yolcu almak için 1-2 dakika beklerken kimini transit geçiyorsunuz. 1-2 dakika aralıklarda trenden inerek küçük köylerin mis gibi havasını içinize çekebilir nefes egzersizi yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    24 saat süren tren yolculuğunuz Kars’la sonlanacak…  Şehir merkezine adım attığınızda Rus işgali döneminden kalma ve içinde yaşam olan yapılarla karşılaşmak ilginizi çekecektir. Uzun bir kara yolculuğundan sonra şehri kuşbakışı izlemek de iyi gelebilir. Bunun için önerebileceğimiz en iyi nokta tabii ki Kars Kalesi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bir Kars gezisinde listenizde mutlaka olması gereken yerlerden biri Ani Harabeleri… UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan bu çok kültürlü şehir caminin, kilisenin, katedralin, Ermeni, Bizans, Gürcü, Selçuklu ve Osmanlı’dan kalan tarihi yapıların bir arada bulunduğu hayranlık ve saygı uyandıran bir yeryüzü parçası…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    “Çıldır Gölü’nde buzda balık avlandı.” haberlerine illa ki siz de rastlamışsınızdır… Ama bu manzaraya tanık olmak, gölün üstünde yürümek hatta faytona binmek için gezinizi Aralık-Ocak aylarına denk getirmeniz gerekiyor. Bahar ve yaz aylarında yapacağınız gezilerde ise muhteşem manzarası ile karşılaşabilir gölde yüzebilir, jet-ski bile yapabilirsiniz. Dönüş yolunda ise Kars’a özgü yerel tatları, örneğin Kars kaşarı, gravyeri, balı ya da kaz etini çoktan almış olmanız gerekiyor.

  • Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Kaleminden İstanbul

    Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Kaleminden İstanbul

    Dünyanın en güzel şehirlerinden İstanbul’un eski hallerini ancak kitap satırlarından okuyup öğrenebiliyoruz ve bunun için müteşekkir olmamız gereken kişilerden biri de usta edebiyatçı Ahmet Hamdi Tanpınar. Beyazıt Meydanı’ndan Yeni Cami’ye, Beylerbeyi’nden Sarıyer’e, Üsküdar’dan Çamlıca’ya, Kandilli ’den Emirgan’a… Yazdığı dört roman ve pek çok yazısında İstanbul semtlerinin, İstanbul yaşamının, İstanbullu karakterlerin ve hatta kimi tarihi yapıların izini sürmemize olanak sağlıyor. Biz de içinde İstanbul geçen Tanpınar satırlarından alıntılar yaptık sizin için… Ve o satırlara eski İstanbul fotoğrafları eşlik ediyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=” “Huzur” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Boğaz vapuru başka türlü bir kalabalıkla doluydu. Orası Ada gibi, asıl İstanbul’un çöküş devrinde, bir mevsim denecek kadar kısa bir zamanda ve adeta birden oluvermiş, zengin, müreffeh, her hususiyetini paranın düzenleyip ayarladığı, geniş asfalt yollu, çiçek tarhı kılıklı sayfiyesi değildi. O başından beri İstanbul’la yaşamış, onun zengin olduğu zamanlarda zengin olmuş, çarşı ve pazarını kaybedip fakir düştüğü zamanlarda fakir olmuş, zevki değiştiği zaman, kendi içine çekilmiş, hayatında geçmiş modaları elinden geldiği kadar muhafaza etmiş, hulasa bir medeniyeti kendine ait bir macera gibi yaşamış bir yerdi.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Sahnenin Dışındakiler” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Evimiz Şehzadebaşı ile Horhor arasında yukarıda camiinden bahsettiğim Elâgöz Mehmetefendi mahallesindeydi. Bu mahalle camiinin etrafına toplanmış beş sokakla onların açıldığı bir tramvay caddesine muvazi ve oldukça geniş, öbürü Aksaray tarafında onun karşılığı, fakat kargacık burgacık iki sokaktan ibaretti. Dört evliyamız, camiden başka bir ahşap mescidimiz, biri Lale devrinden diğeri biraz daha evvelden kalma iki medresemiz, birinin içinde “Yeşil Tulumba” adı verilen bir de soğuk su kuyusu bulunan birkaç kişilik mezarlığımız vardı. Bu yeşil tulumbanın önünden biraz aşağı inildi mi Ağayokuşu’na ve Şirvanizade’nin Ekşi Karadut mahallesindeki konağının bulunduğu arsaya inilirdi. Mahallenin tramvay caddesine bakan tarafında Hamamizade İsmail Efendi’nin babasının kiralamış olduğu hamam vardı.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Beş Şehir” denemesinden…” title_font_size=”13″]

    “…bir İstanbullunun gündelik hayatında bulunduğu yerden başka tarafı özlemesi çok tabiidir. Göztepe’de, hışırtılı bir ağaç altında bir yaz sabahını tadarken küçük bir ihsas, teninizde gezinen hiçten bir ürperme veya gözünüze takılan bir hayal, hatta birdenbire duyduğunuz bir çocuk şarkısı sizi daha dün ayrıldığınız bir Boğaz köyüne, çok uzak ve değişik bir dünya imiş gibi çağırır, rahatınızı bozar. İstanbul’da işinizin gücünüzün arasında iken birdenbire Nişantaşı’nda olmak istersiniz ve Nişantaşı’nda iken Eyüp ve Üsküdar behemehâl görmeniz lâzım gelen yerler olur. Bazen de hepsini birden hatırladığınız ve istediğiniz için sadece bulunduğunuz yerde kalırsınız.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Mahur Beste” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Ah eski İstanbul, İçten içe kaynaşan hayatıyla, durmadan çarpışan ihtiraslarıyla, kin ve sevgileriyle, birdenbire coşan nefretleriyle, kaynayan sular gibi içten dönen ve derinleşen dolaplarıyla, daima kızdırılmış bir kaplan atılmağa, parçalamağa hazır ocaklarıyla, tekkeleriyle, esnafıyla, o kadar parça parça, dağınık göründüğü halde istediği gün, sokakta, çarşıda, meydanda birdenbire birleşen, acayip ve korkunç bir mahlûk gibi halka halka büyüyen, genişleyen, okyanuslar gibi homurdanan, önüne çıkan her şeyi yakıp yıkan, devirip altüst eden, kadını erkeğini tamamlayan halkıyla her türlü canlılığın üstünde canlı şehir.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Yaşadığım Gibi” derlemesinden…” title_font_size=”13″]

    “İbrahim Paşa sarayının birkaç türlü ehemmiyeti vardır. Evvela 16. asırdan olmasıdır. Bu itibarla Sultanahmet Camii ondan sonradır. İkinci olarak sivil mimarî eserlerimizdendir. Herkes bilir ki, yurdumuzda dini eserlerin büyük bir çoğunluğu muhafaza edilmiştir. Fakat sivil mimari eserler, saraylar, köşkler, konaklar yangın ve isyanlarla harap olmuştur. Öyle ki koca İstanbul’da, Topkapı Sarayı hesaba katılmazsa, han, köşk, yalı olarak on, on beş eser ancak bulunabilir. İbrahim Paşa sarayı tarih sırasıyla bu hususi mimarinin en evvel yapılanıdır. Bu cihetle eşsiz bir vesikadır. Sonra, şaşırtıcı derecede güzeldir, asildir. Biraz himmetle şıkır şıkır parlayan bir âbide olur.  Ona dokunulmamak icap eder, hatta icap ederdi…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Hikâyeler” kitabından…” title_font_size=”13″]

    “Henüz yelken mevsimi değildi. Fakat Boğaz’da kayık mevsim işi değildir. O, Boğaz’ın tabii vasıtası, her saat başvurulan çare, her mizaca göre spor, eğlencedir. O kadar ki, bir Newyorklunun neden bir Ford veya başka bir marka otomobille doğmadığına şaşmayanlar bile, Boğaz’da doğan çocukların beraberinde bir sandalla dünyaya gelmediklerine şaşırabilirler. Onun için hiç kimse Mümtaz’ı sandalında ve bu sandalı Kandilli iskelesinde görünce şaşırmadı. “

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Aydaki Kadın” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Onu her görüşünde –evinde yaşadığına göre bazı günler her an- kendisini Parmakkapı’yla Tarlabaşı arasındaki o girift sokaklarda zannediyordu. ‘Zavallı kız…’ diye başını salladı. Belki de tam böyle değil, belki de beraberinde sadece o sokakların hasret ve kaderini taşıyordu. ‘Ve istiyor ki benim elimle oraya girsin, mukadder hayatına başlasın!” İçinde doğduğu, yaşadığı muhitin, Marie’ye çizdiği kader buydu. Meğerki çok büyük ve mesut bir tesadüf olsun… Böyle bir tesadüfün kapısını da Beyoğlu açabilirdi…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Saatleri Ayarlama Enstitüsü” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Vefa ile Küçükpazar arasında, bir yokuşun üzerinde harap bir medresede -âdeta bir baykuş gibi- oturan Deli Seyit Lûtfuilah, Şehzade Camii’nin biraz aşağısında, Burmalı Mescit taraflarında aşı boyalı, cephesi bitmek tükenmek bilmeyen bir konakta atlı arabalı muhteşem bir hayat süren Tunusluzâde Abdüsselâm Bey, Hırkaişerif’te Halvetî Dergâhı’mn arkasında oturan Avcı Naşit Bey, Vezneciler’de bir eczane işleten ve bu çok Müslüman semtin nadir Hıristiyan ileri gelenlerinden olan Eczacı Aristidi Efendi, Nuri Efendiyi sık sık ziyaret ederlerdi.”

  • MİNİK DOSTLARIMIZI BU BESİNLERDEN UZAK TUTUN!

    Sokağımızda, evimizin önünde veya içinde bizlere yoldaşlık eden kedi ve köpeklerin, daha sağlıklı ve uzun bir yaşam sürebilmeleri beslenmeleriyle doğru orantılı diyebiliriz. Onlara yiyecek verirken göz önünde bulundurmamız gereken birçok detay bulunuyor ve sağlıklarına zarar verecek besinlerden kaçınmak ilk sırada yer alıyor. Hangileri mi? Hemen sıralayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • 12 Fotoğraf ile Şeytan Kalesi’ne Ev Sahipliği Yapan Ardahan’ın Muhteşem Doğası

    12 Fotoğraf ile Şeytan Kalesi’ne Ev Sahipliği Yapan Ardahan’ın Muhteşem Doğası

    “Bu ülkenin doğal ya da tarihi güzellikleri saymakla bitmez…” cümlesi inanın ki klişe bir cümle değil! Yine de biz cümleyi şöyle kuralım: Bu ülke uçtan uca saymakla mükellef olduğumuz güzelliklerle dolu… İşte, Türkiye’mizin kuzey doğu ucundaki Ardahan… Gölleri, havzaları, dağları, göl üstündeki adaları, kaleleri ile sınırına dayandığınızda bile bu toprakların capcanlı, taptaze olduğunu anlatıyor bize… Ardahan’ın en çok ilgi gören tarihi güzelliklerinden biri ise üç tarafı uçurumla çevrili Şeytan Kalesi… İçinde kendinizi Orta Çağ filmlerinin birinde hissedebileceğiniz gizemli, alışılmadık bir yapı… Adı, neden yapıldığı, hatta yapıldığı tarih bile gizemini koruyorsa da Urartular tarafından 1000’li yıllarda yapıldığı düşünülüyor. Diğer kaleler gibi bir yamacın tepesine değil, yüksek tepelerin yamacına yapılmış ve Osmanlılar da dâhil coğrafyada hüküm sürmüş bütün uygarlıklar tarafından bilfiil kullanılmış. Ardahan merkezine 45, Çıldır’a 15 km uzaklıktaki bu fantastik yapı ve şehrin davetkâr doğası 12 fotoğraf ile karşınızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    çıldır, ardahan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”11#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”12#” title_font_size=”13″]
  • Dünyanın En Ünlü 8 Ressamı

    Dünyanın En Ünlü 8 Ressamı

    Bazı sanatçılar vardır ki eserleri tüm dünyayı etkiler, sanatı yeniden biçimlendirir. Resim sanatının ustalarına baktığımızda ise kiminin öncülük ettiği akımlarla kiminin eserlerine taşıdığı konularla sanatın seyrini değiştirdiğini görürüz. Kültür ve Yaşam’a dünyanın en büyük ressamlarını taşıdığımız 8 maddelik listemizle karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Claude Monet (1840-1926)” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Frida Kahlo (1907-1954)” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vincent Van Gogh (1853-1890)” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pablo Picasso (1881-1973)” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vasiliy Kandinsikiy (1866-1944)” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Paul Cezanne (1839-1906) ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gustav Klimt (1862-1918)” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Salvador Dali (1904-1989)” title_font_size=”13″]
  • DÜNYANIN EN ESKİ SPORLARINDAN ATLETİZME AİT TERİMLER

    Eski Mısır’da ilk koşu binlerce yıl önce, hatta tarih vermek gerekirse MÖ 3800’lerde düzenlenmişti…. Zaman içinde daha da gelişen koşu sporuna yürüyüş, atlama ve atma dalları da eklenince atletizm branşı ortaya çıktı. Seyirci veya sporcu olarak milyonlarca meraklısı bulunan atletizmde duyma ihtimalinizin yüksek olduğu terimleri sizin için açıkladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sprintler ve Sprinter, Engelli Koşu, Bayrak Yarışı, Maraton Koşusu Nedir?” title_font_size=”13″]

    Sprintlerin diğer adı kısa mesafe koşularıdır ve 100, 200, 400 metre mesafelerde yapılan koşulara denir. Bu mesafede koşan sporculara ise sprinter adı verilir. Engelli koşu, kadınlarda 100 metre, erkeklerde 110 metre, kadın ve erkeklerde 400 metre koşu mesafesi içine yerleştirilen engellerle zorlaştırılan koşu biçimidir. Ayrıca 3000 metre mesafeli kuru ve sulu engellerin yer aldığı kadın ve erkek branşlarında yapılan engelli koşu türü de bulunmaktadır. Bayrak yarışı, takım sporcularının koşu mesafesinin belirli bölümlerine yerleşmeleri, sporcunun kendi mesafesini bitirirken elindeki bayrağı takım arkadaşına devretmesiyle devam eden ve final çizgisine kadar bu şekilde devam eden koşu türüdür. 42.195 metreye karşılık gelen ve pistlerde değil ana yollar üzerinde yapılan en uzun koşudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cirit Atma, Çekiç Atma, Gülle Atma Nedir?” title_font_size=”13″]

    Cirit atma, atletin koşarak son noktaya kadar gelerek, elindeki metal veya fiberglastan yapılmış çubuğa benzer aleti en uzak noktaya atmasını amaçlayan atletizm sporudur. Ciritin uzunluğu erkeklerde 2,6 kadınlarda 2,2 metredir, ağırlığı ise 600 ile 800 gram arasında değişir. Çekiç atmada ise atlet, ucunda 7,257 kilogram ağırlığında güllesi bulunan 1,22 metre uzunluğundaki teli en uzağa atmaya çalışır, eski dönemlerde gerçekten de çekiç atıldığı için branşın ismi çekiç atmadır. Gülle atma, içi kurşun benzeri sert bir maddeyle dolu ve erkekler için en az 7,257 kilogram, kadınlar için en az 4 kilogram ağırlığında olan küre şeklindeki cismin omuz hizasından en uzak noktaya atılması esasına dayanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Uzun Atlama, Sırıkla Atlama, Düz Atlayış ve Sırt Atlayışı Nedir?” title_font_size=”13″]

    Uzun atlama, atletin 35-40 metre mesafeden hız alıp bir basma tahtasına bastıktan sonra, yerle irtibatı olmayacak biçimde en uzağa atlaması amacının güdüldüğü spordur. Sırıkla atlama, belli yüksekliklere konulan çıtanın, bükülebilen fiberglas bir sırık yardımıyla aşılmaya çalışıldığı atletizm dalıdır. Yüksek atlamada düz atlayış, bacaklar öne doğru uzatılmış biçimde ve oturur gibi çıtanın üstünden atlama biçimidir. Çıtanın, binermiş gibi karın altına alarak aşmaya çalışıldığı bir yüksek atlama biçimidir. Yüksek atlamada sırt atlayışı ise çıtayı sırt üstü aşma temeline dayanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Avrupa Stili, Kulvar, Kum Havuzu, Dikkat Komutu, Atlama Çizgisi Nedir?” title_font_size=”13″]

    Avrupa stili, kuvvetli kol hareketlerine dayanan yürüyüş stiline denir. Kulvar, kimi yarışların ilk turunda her koşucu için 5’er santimlik beyaz çizgilerle birbirinden ayrılmış, 1,22  – 1,25 metre genişliğindeki bölümlerdir. Kum havuzu, uzun atlama ve üç adım atlama yarışmalarında atletin atlayışını tamamlayıp düştüğü kum dolu havuzdur. Dikkat komutu, 800 metreye kadar düzenlenen koşularda, çıkış çizgisinde yerlerini alan yarışçıları dikkat durumuna getirmek için, sporcunun ana dilinde verilen uyarı komutuna denir. Atlama çizgisi ise atletlerin daha ileriye basamayacaklarını belirten sıçrama tahtasının kum havuzu yönündeki kıyısına verilen isimdir.