Blog

  • 20. YÜZYILIN İKONİK YAPILARINDAN SİDNEY OPERA BİNASI

    Bulunduğu şehrin hatta bazen ülkesinin sembolü olmuş yapıları karşınıza getirmeye devam ediyoruz. Bu yapıların kimi hikâyesiyle, kimi mimarisiyle, kimi de zamana direnişiyle sembolleşmiş. Sidney şehrinin sembolü olan Sidney Opera Binası da sıra dışı ve görkemli mimarisiyle bu unvanı hak eden yapılardan…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sidney Opera Binası, köprüsüyle, kulesiyle, limanıyla, renkli sosyal yaşamıyla Avustralya’nın en önemli ve en eski yerleşim yerlerinden olan Sidney’de yer almaktadır. Şehrin gemicilik merkezi olan Circular Rıhtımı’nda inşa edilmiştir. Yapı, ülkenin ekonomik ve kültürel merkezi olan Sidney şehrine artı değer katan bir mekân olarak öne çıkmaktadır. 2003 Pritzker Mimarlık Ödülü’ne layık görülen Opera Binası, 28 Haziran 2007 tarihinde Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sidney Opera Binası, Danimarkalı mimar Jørn Oberg Utzon tarafından tasarlanmıştır. Utzon, binanın tasarımı için açılan uluslararası yarışmaya katılmış, tasarımı jüri üyelerinden Eero Saarinen tarafından “dâhiyane” olarak nitelendirilmiştir. 1959 yılında başlanan yapının inşası sırasında gerek teknik açıdan gerekse yetkililerin karşı tutum sergilemeleri nedeniyle zor süreçler yaşanmış, Utzon 1966 yılında istifa ederek ülkeden ayrılmıştır. İnşası 1973 yılında tamamlanan Opera Binası’nın Kraliçe II. Elizabeth tarafından yapılan açılışına, Utzon sağlık sorunları nedeniyle katılamamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İlginç tasarımıyla 20. yüzyılın en çok ses getiren yapılarından olan Sidney Opera Binası, 1.62 hektarlık alanı kaplamaktadır. İnşası sırasında mühendisleri oldukça zorlayan ve “kabuklar” adıyla anılan ilginç bir çatıya sahiptir. Bu çatı 1 milyondan fazla beyaz seramik fayanstan oluşmaktadır. Yapının 160 bin tonu aşan ağırlığını 550’den fazla beton ayak taşımaktadır. Bu ayakların yerin metrelerce derinine kadar inmesi de yapıya dair ilginç bilgilerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tekne yelkenlerine benzetilen çatısıyla ikonik bir görünüm sergileyen Sidney Opera Binası’nda her yıl birkaç bin gösteri sergilenmekte ve yılda yaklaşık 2 milyon ziyaretçi ağırlanmaktadır. Yapı sadece opera gösterilerine değil, beş ayrı salonuyla klasik müzik performanslarına, tiyatro sahnelerine ve film gösterimlerine de ev sahipliği yapmaktadır. Restoran ve dükkânların da yer aldığı yapının elektrik kapasitesini anlatabilmek için ise elektrik kablolarının uzunluğunun 645 km olduğunu söylemek yeterli olacaktır.

  • NİSAN AYINDA DOĞAN ÜNLÜ İSİMLER

    Dilimize Farsçadan geçtiği düşünülen, Süryanice ve İbranicede de yakın tonlamalarla kullanılan “nisan” sözcüğünün Sümerlere kadar gittiği, Sümercede “nisag” kelimesinin “ilk meyveler” anlamına geldiği ileri sürülmekte. İngilizcede nisan ayının karşılığı olan “april” kelimesinin ise Latince “aprilis” sözcüğünden türediği ve Latincedeki “aperire” ifadesinin “açmak” demek olduğu da başka bir bilgi. Bu bilgiler ışığında, açan çiçeklerle, meyvelerle adından söz ettiren bahar aylarında “nisan” dediğimizde, tam da bu güzelliklere işaret ediyoruz diyebiliriz. Bakalım hangi ünlü isimler baharın bu güzel ayında dünyaya gelmiş?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Şarlo karakterini yaratan Charlie Chaplin, 20. yüzyılın ilk yarısına, yani sessiz sinema dönemine damgasını vurmuş, dönemin koşullarının zorluğuna rağmen birbirinden ünlü onlarca film çevirmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Summertime şarkısıyla hafızalara kazınan caz sanatçısı Billie Holiday, 44 yaşında aramızdan ayrılmış, en büyük ödülleri de ölümünden sonra kazanmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı aktör Al Pacino, 1992 yılında Kadın Kokusu filminde, görme engelli Emekli Yarbay Frank Slade karakterini canlandırmış ve bu rolle En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını kazanmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Rol aldığı ilk film Jamon, Yabancı Dilde Film dalında Oscar kazanmış, 1993’te aldığı teklif ile ABD’ye gitmişti. Sonra kendisi de Barselona, Barselona filmindeki rolüyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar’ını kazanmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İlk kez, Atıf Yılmaz’ın yönettiği 1970 yapımlı Kara Gözlüm filminde Türkân Şoray’la başrolleri paylaşan Kadir İnanır, kariyerinin ileriki yıllarında da unutulmaz filmlerde başrol alarak Türk Sineması tarihinin efsane oyuncularından biri oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kariyerine Ankara ve İstanbul’daki tiyatro sahnelerinde adım atan Binnur Kaya, çok sayıda televizyon dizisi ve sinema filminde rol aldı. Vavien ve Aramızda Kalsın filmlerindeki rolleriyle Eni İyi Kadın Oyuncu ödüllerini kazandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Anadolu rock türünün kurucularından olan Cem Karaca, Moğollar, Kardaşlar, Dervişan gibi gruplarla çalışmış, hem o dönemlerde hem de daha sonra tek başına yol aldığı kariyerinde günümüze kadar ulaşacak unutulmaz şarkılara imza atmıştı.

  • SIRA DIŞI GÜZELLİKTEKİ DOĞA MANZARALARI

    SIRA DIŞI GÜZELLİKTEKİ DOĞA MANZARALARI

    Gitmesek de gelmesek de fotoğrafını gördüğümüz an şarj olduğumuz doğa manzaralarını sıklıkla paylaşmaya çalışıyoruz. Bu kez karşınıza getireceklerimiz biraz daha sıra dışı özelliklere sahip. Hatta bir tanesi, manzarasıyla ilgi görmeyi sürdürse de hikâyesiyle hüzünlendiriyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kutuplarda denizin ortasında dev bir buz dağı görmek başlı başına muhteşem bir olayken yeşil, mavi, kahverengi çizgilerle kaplı buz dağları görmek çok daha olağanüstü bir duruma denk geliyor. Aslında bu görüntülerin nedeni oldukça basit. Buzuldaki çatlakların arasına kabarcık oluşturmadan dolan ve kısa sürede donan deniz suyu mavi çizgileri, yosun ağırlıklı su yeşil çizgileri oluşturuyor. Buzul tabandaki toprağı aşındırdığında çatlaklara dolan toprak ise siyah, kahverengi gibi çizgilere neden oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Orta Amerika ülkelerinden Belize’de koyu mavi rengi ve dairesel görüntüsüyle ilgi çeken Büyük Mavi Delik veya Mavi Çukur, 300 metre çapı 124 metre derinliği bulunan bir su obruğu. Belize Ulusal Anıtı ve UNESCO Dünya Mirası olan Mavi Delik aslında Buz Çağı’nda deniz seviyesi daha aşağılarda iken bir mağara imiş ve su seviyesi yükseldikçe sular altında kalmış, basınca dayanamadığı için mağaranın çatısı çökünce de ortaya böyle bir görüntü çıkmış. Şimdilik bilim dünyası tarafından kabul gören iddia bu şekilde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Güney Amerika ülkelerinden Bolivya’daki Salar de Uyuni Gölü kapladığı 10.582 km2’lik alanla dünyanın en büyük tuz gölü. Deniz seviyesinden 3.653 metre yüksekte bulunan göl tam bir doğa harikası. Aynı zamanda tuz kristallerinden yansıyan güneş ışınları veya tamamen tuzdan oluşan ama buz tabakasını andıran uçsuz bucaksız yüzeyi sayesinde oldukça ilginç fotoğraflar veren bir oluşum. Salar de Uyuni’de 10 milyar ton tuz bulunduğu düşünülüyor ve yılda 25 bin tonu çıkarılarak dağıtımı yapılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Afrika kıtasının doğusunda bir ada ülkesi olan Mauritius Cumhuriyeti (Morityus şeklinde okunuyor), coğrafi olarak volkanik bir yapıya sahip. Chamarel köyünde yer alan ve Yedi Renkli Toprak adıyla bilinen ilginç tepeler de volkanik kayaların farklı tabakalarının soğumasıyla meydana gelmiş. Kırmızı, kahverengi, eflatun, yeşil, mavi, mor, sarı renkleriyle kaplı bu tepeler, dünyanın on yıllardır ilgi gösterdiği turistik bir bölge.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Namibya’da bulunan Ölü Vadi, orijinal adıyla Deadvlei, insanı hem şaşırtan hem de düşündüren bir bölge.  Hikâyesi, bir zamanların görkemli Tsauchab Nehri’nin suları sayesinde kilden bir zemin oluştuğu, bu sırada akasya ağaçlarının büyüyüp serpildiği, daha sonra gelen iklim değişikliği ile kuraklığın yaşandığı, ağaçların öldüğü, kil zeminin büyük oranda kum tepeleriyle dolduğu şeklinde… Yani Ölü Vadi, küresel ısınmanın etkilerinin çıplak gözle görülebileceği bir yer. Kuruyarak siyaha dönmüş ağaçları, 300-400 metrelik turuncu kum tepeleri ile ilgi görmeyi sürdüren, hatta film senaryolarına set olan tuhaf bir doğa alanı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en özel doğa manzaralarından birinin adresi de Türkiye’deki Kapadokya Bölgesi. Ülkemizin medarıiftiharı olan bölgenin oluşumu 60 milyon yıl önceye giden doğa olaylarına dayanıyor. Bölgedeki dağların püskürttüğü lav ve küllerle ortaya çıkan bu fantastik dünyada vadiler, peri bacaları başlı başına ilgi sebebiyken, yumuşak kayalara oyulmuş kiliseler, evler bambaşka bir dünyanın kapılarını aralıyor. Kapadokya bölgesi birkaç ili kapsayan çok geniş bir alanı ifade ediyor fakat özellikle Nevşehir oluşumun yoğunlaştığı yer olarak bir adım öne geçiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Alabildiğine doğal ve alabildiğine canlı göller topluluğuna ev sahipliği yapan yer Hırvatistan. Bu bölge başkent Zagreb’e tam olarak iki saat mesafede. Yaklaşık 300 km2’lik Milli Park içindeki Plitvice Gölleri UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki yerini 1979 yılında almış. İçinde tam 16 adet göl barınıyor, siz yürüdükçe karşınıza bambaşka bir göl daha çıkıyor ve bu durum insanda sanki hiç bitmeyecek bir döngü hissi uyandırıyor. Hepsinin farklı boyutları, farklı birer doğası ve farklı isimleri bulunuyor. “Sığ” kelimesi ise Pilitvice’nin Türkçedeki karşılığı.

  • Bülbül İle Gülün İmkânsız Aşkını Anlatan 7 Alıntı

    Bülbül İle Gülün İmkânsız Aşkını Anlatan 7 Alıntı

    Bülbül ile gülün aşkı edebiyatımızdaki birçok hikâyeye ilham vermiştir. Gülün güzelliğine hayran olan bülbül, ona dikenleri yüzünden yaklaşamaz ve bu durum aşk acısının bir sembolü olarak birçok edebi eserde kullanılır. Bülbül ve gül sembollerinin üzerinden anlatılan aşk hikâyeleri Türk edebiyatının hemen her döneminde görülür, bu temanın edebiyatımıza ilk kez 13. yüzyılda girdiği düşünülür. Şiir, atasözü, hikâye gibi birçok formda karşımıza çıkan bülbül ve gül temasını konu edinen 7 edebi eserden alıntıları sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Ey Ruhî yuvasız kalan bülbül gül bahçesinde ne yapsın, dertli bülbülün evini hazan rüzgârı mahvetmiş.”

    Bağdatlı Ruhi

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    “Sonbahar akarsuyun düzenini bozup gül bahçesi kitabının yapraklarını dağıttı.”

    Fuzuli

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Vefasız güller elinden gecelerce, yalancı sabahlara kadar bülbülleri inleten aşk mıdır?

    Kanuni Sultan Süleyman (Muhibbi)

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Gül budağı, meğer hile ile bülbülün kanını içmek istiyormuş. Suya söyleyin, gülün mizacına göre hareket etsin de bülbülü kurtarsın.”

    Fuzuli

    Kullanılan Kaynaklar:
    
    Türk Edebiyatı’nda Gül ve Bülbül, Yard. Doç. Gencay Zavotçu, https://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=369201
    
    Rifai’den Oscar Wilde’a Gül ve Bülbül, Nilüfer Tanç, http://www.turkiyatjournal.com/Makaleler/100401397_Nil%C3%BCfer%20TAN%C3%87-MAKALE.pdf
    
    Gül ve Gül-i Rana, Şahamettin Kuzucular http://www.edebiyatvesanatakademisi.com/edebiyat-terimleri-mazmunlar/gul-ve-gul-i-rana-14533.aspx
    
    Aşkın Felsefesi: Gül ile Bülbül, İkram Çınar http://www.egitisim.gen.tr/tr/index.php/arsiv/sayi-11-20/sayi-11-ask-olsun-mart-2006/85-askin-felsefesi-gul-ile-bulbul
  • Germe (Stretching) Egzersizi Hakkında Her şey

    Germe (Stretching) Egzersizi Hakkında Her şey

    Sabah uyandığınızda yatağınızdan kalkmadan kollarınızı ve bacaklarınızı gerebildiğiniz kadar gerin. “Ben bunu zaten her sabah yapıyorum!” dediğinizi duyar gibiyiz. İşte her sabah yaptığınız bu eyleme “stretching” yani “germe egzersizi” deniyor. Stretching nasıl bir egzersiz şeklidir, neden ve ne zaman yapılır? Hepsi bu sayfada…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Stretching, kasların elastikiyetini artırarak rahatlık sağlamak için belli kas veya kas gruplarının kasıtlı olarak gerilip büküldüğü egzersiz şeklidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kasların kontrollü biçimde esneklik kazanmasını sağlayan stretching, kaslarınızın hızlı gelişmesini sağlar, duruşunuzun düzelmesine yardım edebileceği gibi kan dolaşımınızı hızlandırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yazımızın başında da söylediğimiz gibi stretching/germe ya da esneme hayvanların da yaptığı içgüdüsel bir aktivitedir ve çoğunlukla uzun süre kalınan dar alanlardan çıktıktan sonra yapılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çok basit görünmesine karşılık, ileri düzeyde hareketler ısınmadan ya da yanlış bir şekilde yapıldığında kas liflerinde hasara yol açabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fiziksel ve zihinsel rahatlama sağlayan stretching/germe egzersizlerinin kasın hareketlerine, yapıldığı yere göre sınıflandırılan statik ve dinamik olarak isimlendirilen çeşitleri vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Stretching yaparken daha esnek olmayı engelleyen bazı faktörler olabilir ve bunlar arasında yaş, eklemlerin yapısı, hatta kişinin duygusal durumu sayılabilir.

  • DÜNYACA ÜNLÜ MİMARLAR VE ÜNLÜ ESERLERİ

    Ülkemizde her yıl 9 Nisan günü, Mimar Sinan’ı Anma ve Mimarlar Günü olarak kutlanmaktadır. Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğan, genç yaşında Yeniçeri Ocağı’na katılan Sinan, neredeyse 100 yıla uzanan yaşamını tamamladığında kariyerinin zirvesine ulaşmış, adını ve eserlerini miras bırakmıştı. Sanatçının eserleri, İstanbul başta olmak üzere ülkemizin farklı şehirlerinde hayranlık uyandırmaya devam ediyor. Tarih boyunca dünyanın dört bir tarafında yetişmiş ünlü ve yetenekli mimarlar bulunmakta… Gelin öne çıkanları isimleri ve eserlerini analım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yaşadığı 16. yüzyıla damgasını vuran, Osmanlı’da Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat dönemlerinde imparatorluğun baş mimarı olarak görev yapan, kariyeri boyunca camiden medreseye, köprüden kervansaraya, köşk ve saraydan imaret ve darüşşifaya pek çok yapı türünde 350’den fazla eser veren Mimar Sinan, namıdiğer Koca Sinan, ustalık eseri olarak Selimiye Camii’ni göstermiştir. Edirne’de yer alan eser, 2011 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak tescil edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mimar Sinan’ın çağdaşı olarak 1508-1580 yılları arasında yaşayan İtalyan mimar Andrea Palladio, özellikle sonraki yüzyıllarda Batı’da en çok örnek alınan mimar olarak gösterilmektedir. Genel bir tanımla Antik Yunan ve Roma resmî tapınak mimarisinin simetri ve perspektif değerlerine dayanan üslubu, 17. yüzyıldan itibaren Palladyan mimari / Palladyanizm ismiyle uygulanmaya başlandı. Ünlü eserleri arasında, inşa ettiği 20’den fazla villadan biri olan ve farklı isimlerle de anılan, Vicenza şehrinin hemen dışındaki Villa La Rotonda da bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1852-1926 yılları arasında yaşayan ve Art Nouveau akımının İspanya’daki öncüsü olarak kabul edilen Antoni Gaudi, tasarladığı birbirinden fantastik yapılarıyla dikkat çeker. Büyük bir bölümü Barselona şehrinde inşa edilmiş bu yapılar, günümüzde dünyanın her yerinden turistleri kendisine çekmektedir. Farklı mimari unsurların büyük bir bahçe içinde bir araya getirilmesiyle oluşan ve yapımı 1900-1914 yılları arasında devam eden Park Güell, en popüler yapıtları arasında bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1852 yılında henüz 40 yaşındayken hayata veda eden İngiliz mimar Augustus Pugin, çok sayıda kilise ve katedral inşa ettiği için “Tanrının Mimarı” olarak anılıyordu. Neo-Gotik üslubun öncülerinden olan Pugin’in en ünlü yapıtları arasında Londra Westminster Kraliyet Sarayı’nın iç ve dış tasarımları bulunmaktadır. Özellikle, saray yapısının bir uzantısı olan Elizabeth Kulesi veya bilinen adıyla Big Ben, Augustus Pugin’in akıl sağlığını kaybedip hayata veda etmesinden hemen önceki son tasarımıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Modern mimarlık tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Frank Lloyd Wright (1867-1959) ise mimari yapıların doğa ile uyumlu olmasını ileri sürdüğü tasarımlar ile ortaya koymuş, ilk kez “organik mimari” terimini kullanan kişi olarak bu yaklaşımın ilkelerini oluşturmuştur. Yalın iç mekânlar, geometrik ve düzenli dış cepheler içeren tasarımları arasında, 1935-1937 yılları arasında inşa ettiği ve özel bir mülk olan Şelale Evi de yer almaktadır. Doğal bir şelale üzerindeki kayalık bölgeye oturtulan yapı, Pensilvanya’da yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    20.yüzyılın en başarılı mimarları arasında gösterilen Çin asıllı Amerikalı mimar Ieoh Ming Pei, 2019 yılında 102 yaşında vefat edene dek beton, kaya, cam, çelik malzemeler kullanarak çok sayıda ve farklı türlerde yapılar tasarlamış, Pritzker Mimarlık Ödülü sahibi bir mimardır. Pei’nin, cam ve çelik kullanarak oluşturduğu yapıların en dikkat çekeni Paris’teki Louvre Piramidi’dir. Louvre Müzesi’nin avlusunda bulunan ve müzenin ana girişi olan yapı 1989 yılında tamamlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1950 yılında Irak’ta dünyaya gelen ve 2016’da ABD’de hayatını kaybeden Zaha Hadid, yakın tarihin en ünlü mimarları arasında yer almaktadır. Çoğunlukla kıvrımların, dalgaların, eğrilerin mimarı olarak tanımlanan Hadid, 2004’te Pritzker Mimarlık Ödülü’nü alan ilk kadın mimar olmuştur. Farklı ülkelerde birbirinden farklı tasarımlarla yapılar inşa eden Zaha Hadid’in planlanmış fakat hayata geçmemiş projeleri de bulunmaktadır. Ünlü eserleri arasında Çin’in Pekin kentindeki Wangjing bölgesinde yer alan ve kendine has üç kuleden oluşan Wangjing SOHO gösterilebilir.

  • UNUTULMAZ BESTELERİN SAHİBİ: MELİH KİBAR

    Bazı şarkılar vardır ki nerede, ne zaman duyarsak duyalım bizi ilk dinlediğimiz yıllara, en güzel anılara götürür. Melih Kibar’ın eşsiz birer nostalji öğesine dönüşen besteleri de böyledir. Sanat tarihimizin önemli isimleri arasında yer alan müzik adamını, hayatından ve sanatından kısa kesitlerle karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstanbul doğumlu Melih Kibar, küçük yaşlarda başladığı müzik hayatını lise yıllarında kurulan ve daha sonraları Dönüşüm ismini alacak okul orkestrası ile profesyonel hayata taşıdı. Timur Selçuk’la yolları kesiştiğinde ise sanatçının orkestrasında çalışmaya başladı, 1974 yılında çıkan Timur Selçuk Orkestrası isimli albümde org çaldı. Önemli çıkışı ise TRT’nin, 1975 yılında Eurovision Şarkı Yarışması’na ilk kez katılacak Türkiye’nin, elemelerde kullanmak için bir sinyal müziği bestelenmesine karar vermesi ve Timur Selçuk’un yönlendirmesi üzerine Çoban Yıldızı’nı bestelemesiyle gerçekleşti. Bu beste daha sonra pek çok Yeşilçam filminde kullanıldı ve zihnimize kazındı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Melih Kibar denince akıllara ikinci bir isim gelir ki o da birlikte çok sayıda esere imza attığı eşi Çiğdem Talu’dur. Melih Kibar gibi Robert Kolej’de eğitim görmüş olan Talu, İngilizce öğretmenliği yaparken şarkı sözü yazmaya başlamış, hatta 1972 yılında kaleme aldığı Ağlıyorum Yine isimli ilk güftesiyle, Nilüfer’e ait Kalbim Bir Pusula plağının bir yüzünde yer almıştır. Çiğdem Talu, 1975 yılındaki Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye elemelerine, Füsun Önal, Yeliz ve Uğur Akdora’ya verdiği sözlerle katılmış ve bu yarışmada Melih Kibar’la tanışmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Söz ve bestesiyle Türk pop müziği dünyasına unutulmaz eserler bırakan ikilinin ilk üretimi, Erol Evgin’in 1976 yılında çıkardığı 45’likteki İşte Öyle Bir Şey şarkısı olmuş, aynı plağın diğer yüzünde yine ikiliye ait Sevdan Olmasa şarkısı yer almıştır. Erol Evgin’den dinlemeye alışık olduğumuz Bir de Bana Sor, Söyle Canım, Hep Böyle Kal gibi şarkılar, Talu ve Kibar çiftine aittir. Birlikte yaptıkları müziğe dair yıllar sonra Erol Evgin’in şu sözleri kayıtlara geçmiştir: “Bizim ortak görüşümüz şuydu: Bir ülkenin popüler müziği, o ülkenin klasik müziğinin güncel ve doğal bir uzantısı olmalıdır. Bu düşünceyle Melih çok zengin makamlı ezgiler yakaladı. Çiğdem derinliği olan sözler yazıyordu. Ben de Türk gibi okumaya çalışıyor, sıcak ve içten bir yorum katıyordum. Böylece kentleşmekte olan Türkiye’de kimlikli bir kent türküsü oluşturduk.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İkili, Erol Evgin dışında Zerrin Özer, Nil Burak, Füsun Önal gibi sanatçılara çok sayıda eser verdi. Melih Kibar’ın, hepimizin ezbere bildiği film müziklerinde de imzası vardır. Neşeli Günler’den Aile Şerefi’ne, Hababam Sınıfı’ndan Çiçek Abbas’a, Dila Hanım’dan Devlerin Aşkı’na ve daha pek çoğuna… Sanatçı, Hababam Sınıfı film müziği ile Altın Portakal Film Müziği Ödülü’nü, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı isimli tiyatro oyununa yaptığı müziklerle Afife Tiyatro Ödülleri / En İyi Besteci ödülünü aldı. 1951 yılında dünyaya gelen Melih Kibar, 7 Nisan 2005 tarihinde hayata gözlerini yumdu.

  • ORKİDELER: BU ÇİÇEKLER DÜNYAMIZA HEDİYE

    İncecik uzayan gövdesi, dalları üstünde baş aşağı açan çiçekleriyle zarif bir görüntü sergileyen orkideleri sevmeyenimiz yok… Bununla birlikte evimize, ofisimize çiçek almaya gittiğimizde genellikle orkideyi tercih etmeyiz, çünkü orkidelere hediye alınması ve hediye edilmesi gereken çiçek gözüyle bakılır. Hakkında daha çok bilgi sahibi olmak belki bu algıyı değiştirebilir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çok merak edilen bir bilgiyle başlayalım. Bu zarif çiçeklerin dâhil olduğu Orchidaceae familyası, özellikle kış aylarında severek içtiğimiz salebin de elde edildiği ailedir. Salep, bu bitkilerin bazı türlerinin toprak altı yumrularından elde edilen tozdan üretilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Orkidenin pul biçimindeki yaprakları farklı biçimlere sahiptir, çiçekleri ise tek salkım veya başak şeklinde olabilir. Orkidelerin yeryüzünde binlerce türü olduğu bilinmektedir ama bunun nedeni hâlâ anlaşılamamıştır, ülkemizde 60’dan fazla orkide türü bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Phalaenopsis dünyada en çok yetiştirilen orkide türlerinden biridir. Bunun nedeni uzun süre çiçeklerini koruyabilmesi, az su istemesi ve ertesi sene tekrar çiçek açabilmesidir. Beyaz ve pembe renkleri olan bu orkideler diğer pek çok orkide gibi direkt güneşi değil aydınlığı severler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yaprakları son derece naif ve kırılgan olan orkideler, aslında oldukça dayanıklı bir yapıya sahiplerdir. 100 yıla kadar yaşayabilen türleri mevcuttur. Orkideler, belli dönemlerde çiçek veren ve doğru bakıldığı takdirde yılda iki, üç kez çiçek açan bitkilerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Orkideler, insanların birbirine hediye gönderdiği ilk üç çiçek arasında gösteriliyor. Zarafet, asalet, masumiyet, mükemmellik ve saflık gibi anlamlar yüklenen orkidelerin pahalı olma nedeni olarak da birkaç haftada solup gitmeyen, dayanıklı bir çiçek olması gösteriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Orkide alıp saksıya ekmek, büyütmek ve çiçek verdiğini görmek bambaşka bir mutluluk halidir. Hediye gelen orkidenin bakımı ise belli oranda büyümüş olacağı için nispeten daha kolaydır. İlk etapta çiçeklerinin hemen dökülmemesi için ortam sıcaklığının 15 ile 25 derece olmasına özen gösterilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Orkideler için en uygun saksılar güneş ışığını rahatça alabileceği şeffaf saksılardır, hediye gelen orkidelerin şeffaf saksıya alınması tavsiye edilir. Sulama miktarı ise orkide bakımında en önemli detaydır. Her daim nemli olmayı sevmeyen orkide kökleri için 2-3 günde bir sulama yeterli olacaktır.

  • YAŞAMIN İKİ GÜZEL YÜZÜ: AĞAÇ VE ŞİİR

    Dünyada en uzun yaşayan canlı türlerinden biridir ağaçlar. Sadece tür sayısı 60 binin üstündedir. Milyarlarca ağaç; kökü, gövdesi, dalı, yaprağıyla kucaklar bu gezegeni, adeta gönüllü hamilik yapar. Ağaçlarla çevrili bir ortamdaysanız kan basıncınız ve nabzınız düşer, stres seviyeniz azalır. Ağaçlar yağışları filtreler, oksijen salar, gölgelik yapar, toprağı destekler… İnsan sağlığına olan faydaları saymakla bitmez. Dilimizi, duygumuzu, düşümüzü de sarıp sarmalarlar ki aşağıdaki şiirler bunun en güzel örnekleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Arif Nihat Asya” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ahmet Haşim” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cahit Sıtkı Tarancı” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Orhan Veli Kanık” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cahit Irgat” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Melih Cevdet Anday” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fazıl Hüsnü Dağlarca” title_font_size=”13″]
  • İSİMLERİNE YABANCI OLDUĞUMUZ BİLİM DALLARI

    Bazı bilim dalı isimleri var ki hangi konuları incelediğini veya araştırma alanının ne olduğunu anlamamız, hatta tahmin etmemiz bile mümkün değildir. Mesela, “ihtiyoloji nedir” diye sorsak… Kemikli, kıkırdaklı ve çenesiz balıklarla ilgilenen bir bilim dalı olduğunu kaçımız bilebilir ki? İlgilisi olsak da olmasak da keyifli bir konu olduğu muhakkak, gelin biraz daha devam edelim… Aşağıdaki bilim dallarının sadece ismine bakarak çalışma alanlarını tahmin edebilir misiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]