Blog

  • Pastanın Uzun ve İlginç Tarihi

    Pastanın Uzun ve İlginç Tarihi

    Doğum günlerinin, düğünlerin, kahve molalarının, çay saatlerinin en sevilen, en gösterişli yiyeceği pasta bu seferki konumuz… Pasta hep önemli günlerle, hayattaki dönüm noktalarıyla, bayramlarla ilgili olmuş bir yiyecek… Yani sadece lezzetiyle değil anlamıyla da hayatımızda yer etmiş; muhtemelen de sandığınızdan çok daha uzun bir süredir. Mesela bazı tarihçiler pastanın, hayatın devamlı döngüsünü, özellikle de ay ve güneşi sembolize ettiğini ve bu yüzden yuvarlak olduğunu düşünüyor. İşte karşınızda pasta ve uzun tarihi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Pastanın tarihi büyük ihtimalle sandığınızdan da uzun… Çünkü henüz 8. yüzyılda Romalılar zamanında hayatımıza girdiği düşünülüyor. Tabii o dönemin pastalarının oldukça farklı olduğunu da tahmin edebilirsiniz. Kuru meyve, fındık, fıstık gibi yemişlerle donatılan pasta, bal ile tatlandırılıyormuş ve ritüellerde kullanılıyormuş. Çin’de Sonbahar Festivali’nde tüketilen Ay Keki ritüellerle günümüze dek gelen pastalara harika bir örnek…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    pasta yapımı

    Hepimizin çok iyi bildiği gibi pasta çeşitleri saymakla bitmez, vanilyalı kremadan çikolatalıya, karamelliden meyveliye… Ama rafine şekerin mutfaklara girdiği günden beri pastada kullanılan ana malzemelerde çok büyük bir değişiklik olmamış: un, şeker, yumurta, yağ, karbonat gibi kabartıcı malzemeler ve süt gibi sıvılar… Burada pastaları süsleyen çeşit çeşit meyveler ve şekerlemeleri de unutmamak lazım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    doğum günü pastası

    Pasta denilince akla ilk gelenlerden biri doğum günü kutlamaları… Özellikle çocukların dört gözle beklediği pastanın üzerindeki mumlar üflenirken dilek dileme geleneğinin köklü bir geçmişi var. Mumlar üflendiğinde çıkan dumanın, doğum günü sahibinin dileğini ay Tanrıçası Artemis’e ulaştırdığı düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    pasta

    Hayatın başka bir dönüm noktası düğünlerin olmazsa olmazı gösterişli pastaların da tarihi aynı şekilde uzun… Eski zamanlarda kurutulmuş meyveli ekmekten oluşan düğün pastası, doğurganlığı ve bereketi sembolize ediyormuş. Günümüzdekilere benzer düğün pastaları ise 17. yüzyıldan itibaren hazırlanıyor. Ama bu pastaların maket olduğu ve davetlilere servis edilen pastanın farklı olduğu da bir başka gerçek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Özel günlere eşlik eden birbirinden güzel pastalar, ilk örneklerini 19. yüzyılda vermeye başlayan pasta süsleme sanatı sayesinde bu kadar göz alıcı! Kat kat çiçek figürleri, çocuklar için hazırlanan pastaların üzerindeki karakterler… Bunların hepsi şeker hamurunun ya da badem ezmesi gibi daha doğal malzemelerin incelikle şekillendirilmesiyle mümkün oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    pasta yapımı

    Pastanın yolculuğunda 20. yüzyıla geldiğimizde ise karşımıza bir Amerikan marifeti olan “cupcake” çıkıyor. Küçük porsiyonları sayesinde kolayca servis edilen bu keklerin içlerinde dolgu kreması da bulunuyor ama cupcake’in alametifarikası üzerindeki rengârenk süslemeler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    pasta, meyveli pasta

    Son yüzyılın belki de en sevilen pasta çeşitlerinden biri de “cheesecake”… Bisküvi kırıntıları üzerindeki peynirli dolgu cheesecake’in değişmezi… En üstte ise çikolata, limon, ahududu gibi soslar ve taze meyveler bulunuyor ve bu lezzetli dilimler genelde bir fincan kahveye eşlik ediyor.

  • Ülkemizin Doğasının 8 İlginç Özelliği

    Ülkemizin Doğasının 8 İlginç Özelliği

    Doğası güzel, çok güzel bir coğrafyada yaşıyoruz ama güzelliği kadar başka özellikleriyle dikkat çeken doğa oluşumlarına da sahibiz. Güzel olduğu kadar “tek”, güzel olduğu kadar “farklı”, güzel olduğu kadar “şaşırtıcı” ve daha nicesi… Ülkemiz doğasının 8 ilginç özelliğini listemize alıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ulubey Kanyonu, Uşak” title_font_size=”13″]

    ABD’nin Arizona Eyaleti’ndeki dünyanın en büyük kanyonu Büyük Kanyon’dan sonra ikinci büyük kanyon Türkiye’de, Uşak sınırları içindeki Ulubey’de bulunuyor. Keşfi yakın tarihlere dayanan kanyon Ulubey ve Banaz Çayları boyunca devam eden bir ana kanyon ile bu dev kanyona bağlı onlarca kanyondan oluşuyor. Kelime anlamı olarak kanyon, “Bir akarsuyun oyarak oluşturduğu, duvar gibi dik yamaçları olan dar ve uzun yüzey” demek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Obruk Gölü, Konya” title_font_size=”13″]

    Obruk, “İçinde su biriken çukur yer” anlamına geliyor. Yer altı suyu ile karbondioksit birleşmesinden oluşan karbonik asit, kireçtaşı yoğunluğu bulunan toprağı çökerterek mağaralar oluşmasına neden oluyor. Zamanla mağaraların üstündeki toprak da çökünce obruk oluşuyor. Konya coğrafyasında 20’nin üzerinde obruk gölü bulunuyor. Bunlardan bir tanesinin adı da Obruk Gölü… Konya’da bu doğal oluşum hakkında dededen toruna geçen efsaneler ise en az göl kadar fantastik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gilindire Mağarası, Mersin” title_font_size=”13″]

    Bir kirpi ve peşine düşen çoban sayesinde 1999 yılında keşfedilen bir mağara Gilindire Mağarası… Kirpinin bir oyuğa girmesi ve bunu çobanın görmesi ile bu doğa harikası gün yüzüne çıkmış. Mağarayı keşif sırasında da içindeki gölle karşılaşılmış. Bir kısmı tatlı bir kısmı tuzlu suya sahip bu göl ayna gibi parladığı için Aynalıgöl, mağaraya da Aynalıgöl Mağarası deniyor. Denizden ve karadan gidilebilen bir alan burası. 555 metre uzunluğundaki mağaranın hem tavan kısmı hem de su içinde kalan kısmında dikitler bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tuz Gölü” title_font_size=”13″]

    Üç ilin, Ankara, Konya ve Aksaray’ın sınırlarının kesiştiği bölgede bulunan Tuz Gölü Türkiye’nin ikinci büyük gölüdür ve olağanüstü bir doğa oluşumudur. Gölde tuz birikmesine neden olan birkaç etken bulunur, fakat kısaca, meteorolojik suların yer altına süzülerek daha önce oluşmuş tuz kubbelerini eritmesi ve tektonik hatlar boyunca yüzeye taşımasıyla oluştuğu ifade edilir. Ülkemizin tuz ihtiyacının %40’ını karşılayan göl aynı zamanda ülkenin derinliği en az olan gölüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gelin Tülü Şelalesi, Rize” title_font_size=”13″]

    Rize’de Ayder Yaylası’ndaki Gelin Tülü Şelalesi’nden daha yüksek ya da daha uzun şelaleler var olsa da şelalenin ilginç biçimiyle uyandırdığı his ve bu sebeple kendisine uygun görülen ismi başlı başına farklı olmasını sağlıyor. Yaklaşık 1500 metrelik dik bir akışla inen şelale son noktada kendini 23 metredeki kayalardan boşluğa bırakırken görüntüsü uzun bir gelin duvağını andırıyor. Bu görüntünün tamamı en iyi Ayder’in üst kısmında yer alan Huser Yaylası’ndan görülebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cilo Dağı, Hakkari” title_font_size=”13″]

    Ağrı Dağı’ndan sonra Türkiye’nin ikinci en yüksek dağı Cilo Dağı’dır. Tepesi yaz kış erimeyen karlar ve buz örtüsüyle kaplıdır. Sahip olduğu zirveler ve buzullarla en ilginç dağ görüntülerinden birini yansıtan Cilo, Güneydoğu Torosların en doğu uzantısını oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yanartaş, Çıralı Antalya” title_font_size=”13″]

    Denizi, yeşili, doğası ile insana burası cennet dedirten Çıralı, sahilinin bir ucunda caretta caretta kaplumbağaların yavrulama alanı ve aynı zamanda antik bir yerleşim yeri Olimpos, diğer ucunda Yanartaş ile mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Yanartaş, kayalıklar arasından sızan gazın sürekli olarak yanmasından dolayı bu adı almış. Bu ilginç yer, ağzından alevler saçan üç başlı canavar efsanesiyle birlikte yerli yabancı turistlerin ilgi odağında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Van Gölü” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin en büyük gölü ve dünyanın en büyük sodalı gölü olan Van Gölü’nün tarihinde bir canavar hikâyesi de bulunuyor. Canavarı gördüğünü iddia edenler, üzerine yapılan haberler, tartışmalar araştırmalarla özellikle 90’lı yıllarda adından çok söz ettirmişti. Bu yerli canavar hikâyesi gündemi etkilemede ve Van Gölü’nün adını duyurmada o kadar etkili olmuştu ki en sonunda Gevaş’ta anısına 4 metre yüksekliğinde bir heykel bile dikildi.

  • Ege Bölgesi’nin Dillere Destan 12 Lezzeti

    Ege Bölgesi’nin Dillere Destan 12 Lezzeti

    Türkiye’nin her bölgesi kendine has iklimi ve bitki örtüsü sayesinde birbirinden lezzetli yemeklere ev sahipliği yapar. Yöresel otlar, sebzeler, baharatlar yemeklere farklı bir lezzet katar. Ege yemekleri, bol yeşilli, sebzeli, zeytinyağlı hafif tarifleriyle Türk Mutfağı’nda özel bir yere sahiptir. Lezzeti dillere destan olan 12 Ege yemeğini bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kabak Çiçeği Dolması” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı

    Ege’nin en özel lezzetlerinden biri kabak çiçeği dolmasıdır. Kabağın narin çiçekleri özenle toplanır, içine ister kıymalı ister zeytinyağlı dolma harcı doldurulur. Ege’yi ziyaret edenlerin tatmadan dönmemesi gereken bu lezzeti diğer bölgelerde bulmak zor olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeytinyağlı Bakla” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı

    Zeytinyağlı bakla yemeği, ilkbahar aylarında baklanın çıktığı dönemde yapılır ve soğuk bir lezzet olmasına rağmen genellikle yoğurt ile beraber tüketilir. Bu güzel zeytinyağlı yemeğin mükemmel eşlikçisi dereotudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Deniz Börülcesi” title_font_size=”13″]
    türk yemekleri

    Tuzlu, ekşi ama çok lezzetli bir bitki olan deniz börülcesi, haşlandıktan sonra zeytinyağı, limon ve bazı tariflerde sarımsak ile lezzetlendirilir. Oldukça hafif bir meze olan deniz börülcesinin sağlığa birçok faydası bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zerde” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, ege mutfağı

    Özel günlerde tüketilen bir tatlı olan zerde, bir çeşit pirinç tatlısıdır. Loğusa şekeri, karanfil ve baharatların sultanı olan safranın tatlandırdığı bu lezzet, ihtişamlı sofraların olmazsa olmazıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İzmir Lokması” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, ege tatlıları

    Ege’nin en sevilen tatlılarından lokma, önemli günlerde hayrına dağıtılır. Yağda kızartılmış hamur toplarının şerbet ile tatlandırılmasıyla hazırlanan bu tatlı İzmir’in alametifarikalarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeytinyağlı Sarma” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı

    Yeşili bol Ege Mutfağı’nın sevilen yemeklerinden biri de zeytinyağlı sarmadır. Asma yaprağının ekşi lezzeti dolmaya mükemmel bir lezzet verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Enginar Dolması” title_font_size=”13″]

    Bütün enginarın içine zeytinyağlı dolma harcı doldurulur, doldurulmuş enginarlar limonlu suda pişirilir. Enginar dolması hem lezzeti hem de görüntüsüyle bir yiyenin bir daha unutamadığı bir lezzettir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuzu Etli Şevketi Bostan” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı

    Şevketi bostan Ege Bölgesi’nde kendiliğinden yetişen yabani bir ottur. Çok lezzetli bir bitki olan şevketi bostanı ayıklaması oldukça zahmetlidir. Soğan, sarımsak ve kuzu etiyle beraber kavrularak pişirilen şevketi bostan isteğe göre terbiyeli olarak da sunulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şambalı” title_font_size=”13″]
    şam tatlısı, ege mutfağı

    Yoğurt, yumurta, un ve irmik karıştırılarak tepsiye dökülür, üzerine badem dizilir ve şerbet dökülür. Türkiye’nin farklı yörelerinde de Şambaba ismiyle bilinen bu tatlı İzmir’in Türk Mutfağı’na bir hediyesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Papaz Yahnisi” title_font_size=”13″]
    ege yemekleri, türk mutfağı

    Dana etinin arpacık soğan ve sarımsakla beraber pişirilmesi sayesinde ete hafif tatlı bir lezzet katılır. Ana yemek olarak tercih edilen papaz yahnisi Osmanlı döneminden beri sevilerek tüketilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Labada Salatası” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı

    Hem yaprakları hem de sapları çok lezzetli ve besleyici olan labadanın salatası adeta bir sağlık bombası. Kuzukulağı ailesinden gelen labada, buğday ve fındık gibi malzemelerle beraber leziz bir salata oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fava” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı

    Kuru bakla ile hazırlanan bu mezeyi tam kıvamında yapmak maharet gerektirir. Zeytinyağı, kuru iç bakla ve dereotunun muhteşem uyumu favayı en sevilen Ege Mutfağı yemeklerinden biri haline getirmiştir.

  • AVRUPA’NIN LİMAN KENTLERİ

    Liman kentlerinin ülkelerin ekonomisi için önemine hepimiz okul yıllarından aşikarız ama unutulmamalı ki bu kentler aynı zamanda kültürel alışveriş için de birer merkez… Hem ekonomik hem kültürel açıdan zengin olan liman kentlerinin bağlı oldukları ülkeler için değeri de buradan geliyor. Öyle ki çoğu liman kenti, ülkesindeki en büyük ve nüfusu en yoğun şehirler arasında yer alıyor. Dörtte üçü sularla kaplı gezegenimizin farklı yerlerinde kurulmuş çok sayıda liman kenti bulunuyor, bu listede Avrupa’daki liman kentlerinden bazılarını görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hollanda’nın nüfusu en yoğun kentlerinden biri olan Rotterdam, sınırları içinde Avrupa’nın en büyük limanını barındırmaktadır. Hatta Avrupa’daki ülkelere dünyanın farklı yerlerinden gelen kargoların kuzeyden giriş noktası Rotterdam Limanı’dır. Sanayi bölgesiyle birlikte 10 bin hektarlık alanı kaplayan ve yaklaşık 35 bin gemiyi barındırabilen limanıyla bu şehir, Hollanda’nın en önemli finans merkezi durumundadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Anvers veya Antwerpen isimleriyle de anılan Antwerp şehri, Belçika’nın en eski şehirlerindendir. 16 ve 17. yüzyıllarda kıtanın ticaret merkezi konumunda olan şehir, günümüzde liman kapasitesi bakımından ikincilik için Hamburg’la yarışır haldedir. Ülke ekonomisine yüzde 5 civarında katkı sağlayabilen ve çevreci yaklaşımlarıyla bilinen limanıyla Antwerp, Avrupa’nın önemli liman kentlerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en işlek limanlarından birine sahip olan Hamburg, Almanya’nın en büyük ikinci şehridir. II. Dünya Savaşı’nda limanıyla birlikte yerle bir edilen kent, yıldızını daha parlatarak ayağa kalkmayı ve Avrupa’nın görkemli liman kentlerinden biri olmayı başarmıştır. Almanya’nın ürettiği pek çok ürünün ihracatının yapıldığı limanıyla Hamburg, Almanya’yı Atlas Okyanusu’yla bağlayan bir köprü konumundadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Marsilya denince akıllara denizcilik gelir. MÖ 6. yüzyılda denizciler tarafından kurulan ve Akdeniz’e kıyısı olan bir şehirdir. Tarihi limanıyla Kuzey Afrika ve Güney Avrupa arasında geçit görevi gören, Fransa’nın güneydoğusundaki Marsilya, Akdeniz’deki en büyük ticari limana sahiptir ve bu liman Avrupa’da ilk beş içinde yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Romalılar tarafından kurulan ve günümüzde nüfus bakımından İspanya’nın önde gelen şehirlerinden olan Valensiya, Akdeniz kıyısında bulunan bir liman kentidir. Tarihçesi 15. yüzyıla kadar uzanır ve günümüzde Akdeniz’in en işlek limanıdır. Valensiya Limanı, bugün İspanya ekonomisi için oldukça önemli bir konumdadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın kısmi özerklik verilmiş Ligurya bölgesinde bulunan La Spezia şehri, Akdeniz’in bir kolu olan Ligurya Denizi kıyısında yer alır. Denize bakan ve sırtını dağlara yaslayan La Spezia’nın kendisinin doğal bir liman olmasının yanında, ticari, sivil ve askeri niteliklere sahip önemli bir limanı da sınırları içinde bulundurmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Finlandiya’nın başkenti ve en büyük, kalabalık ve popüler şehri olan Helsinki, Baltık Denizi’nin kollarından olan Finlandiya Körfezi’nin kıyısında yer almaktadır. Teknelerle gezilebilecek kadar su ile iç içe olan şehir, yük taşımacılığı da yapılan Avrupa’nın en işlek yolcu limanını barındırmaktadır.

  • 8 Madde İle Zeus’un Göklerdeki Tahtına En Yakın Yer: Nemrut Dağı

    8 Madde İle Zeus’un Göklerdeki Tahtına En Yakın Yer: Nemrut Dağı

    Her yıl dünyanın dört bir yanından turistler Nemrut Dağı’ndan güneşin batışını ve doğuşunu izlemek üzere bu efsanevi dağa akın ederler. Nemrut’un devasa teraslarındaki Tanrı heykellerinin yarattığı büyülü atmosferde Fırat Vadisi üzerinden güneşi izlemek birçok kişinin ölmeden önce yapılacaklar listesinin üst sıralarındadır. Gizemlerle dolu Nemrut Dağı’nı 8 maddelik listemizle ekranlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    nemrut dağı

    Doğu ve Batı medeniyetlerinin kesişme noktası, Tanrıların göklerdeki tahtı gibi unvanları olan Nemrut Dağı, Adıyaman’ın Kahta ilçesinde yer alır ve 2150 metre yüksekliğe sahiptir. Ülkemizde iki tane Nemrut Dağı bulunur ve Bitlis’te bulunan diğer Nemrut Dağı şu anda faal olmasa da volkanik bir dağdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    nemrut dağı, fırat vadisi

    Nemrut Milli Parkı’nın içinde, Eskikale, Yenikale, Karakuş Tepe ve Cendere Köprüsü bulunmaktadır. Milli parkın içinde bulunan en değerli eserler ise Antiochos Tümülüsü ve dağın üzerindeki 10 metreye yakın yükseklikteki dev heykellerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    nemrut dağı, nemrut heykelleri

    Nemrut Dağı’nın üzerinde Kommagene Kralı I. Antiochos’un antik mezarı bulunmaktadır ve mezarın çevresinde teraslar şeklinde oluşturulmuş kutsal alanlar, bu alanlarda da çeşitli farklı anlamlar içeren gizemli heykeller bulunur. Dağın üzerindeki tümülüsü ve etrafındaki terasları inceleyen Otto Punchstein ve ekibinin çalışmaları Kommagene Uygarlığı’na ışık tutmuş, Nemrut Dağı mirasının önemini ortaya koymuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    nemrut dağı, fırat vadisi

    Dağın üzerindeki son derece değerli arkeoloji kalıntılardan biri de burada bulunan metreler uzunluğundaki bir kitabedir. Punchstein zorlu çalışmalar sonucunda burada bulunan Grek dilinde yazılmış kitabeyi çözmüş ve bu kitabenin I. Antiochos’un ağzından yazıldığını, Kommagene Uygarlığı ve Nemrut Dağı ile ilgili bilgiler içerdiğini ortaya çıkarmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    fırat vadisi, nemrut dağı, nemrut heykelleri

    Dağın üzerinde konik bir tümülüs bulunur. MÖ I. yüzyıla tarihlenen tümülüsün yapıldığı zaman 55 metre yüksekliğinde olduğu düşünülmektedir, günümüzdeki yüksekliği ise 50, çapı ise 150 metredir. I. Antiochos’un mezarı üzerinde kırma taşlardan oluşturulan tümülüsün üç tarafında kral için yapılan törenlerde kullanılmak üzere yapılmış teraslar bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    fırat vadisi, nemrut dağı, nemrut heykelleri

    Tümülüsün etrafındaki Doğu ve Batı teraslarında yan yana dizilmiş 8 yontma taş üzerinde heykeller, kabartmalar ve yazıtlar bulunur. Bu heykel serisi aslan ve kartal heykelleriyle başlar ve yine aynı sıralamayla sona erer. Ormanların kralı aslan yeryüzündeki gücü, Tanrıların habercisi kartal ise göklerin gücünü temsil eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    fırat vadisi, nemrut dağı, nemrut heykelleri

    I. Antiochos’un anne tarafı Yunan – Makedonya, baba tarafı ise Pers kökenlidir. Antiochos her iki etnik kökenine de sahip çıkması ve bu çeşitliliği kültürel zenginliğe çevirmesiyle bilinir. Dağın tepesinde yer alan heykellerin bir kısmının yüzü Doğu’ya bir kısmının ise Batı’ya dönük olmasının sebebinin de bu kültürel zenginliği taçlandırmak olduğu düşünülür ve heykellere hem Grek hem de Pers dilinde isimler verilmiş olması da bu düşünceyi destekler niteliktedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    fırat vadisi, nemrut dağı, nemrut heykelleri, tümülüs

    Dünyadaki en eski horoskop olduğu düşünülen Aslanlı Horoskop, Nemrut Dağı’nın batı terasında yer alır. Horoskopun üzerinde her biri 16 ışından oluşan 3 adet yıldız bulunur ve bu yıldızlar Mars, Merkür ve Jüpiter gezegenlerini belirler.

  • KEŞİF DOLU BİR YOLCULUK: MADAGASKAR

    Afrika’nın güneydoğu kıyısında yer alan Madagaskar, dünyanın dördüncü büyük adasıdır. Müziği, mimarisi ve geleneksel el sanatlarının yanı sıra muhteşem doğası ve zengin biyoçeşitliliği ile her yıl yerli ve yabancı binlerce turist ağırlamaktadır. 1896-1958 yılları arasında Fransa boyunduruğunda yaşayan, 1960’ta bağımsızlığını ilan Madagaskarhakkındaki bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Afrika kıyılarında yer alsa da Afrika’dan değil, Hindistan’dan ayrılarak oluşan Madagaskar, milyonlarca yıl önce süper kıta olarak bilinen Gondvana’dan ayrılmasıyla ortaya çıkar. Tek başına bir ada olması sebebi ile oluşan coğrafik izolasyon, üzerindeki bitki örtüsü ve hayvanların tamamen dış dünyadan bağımsız bir şekilde gelişmesine yol açar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Madagaskar’ın en önemli özelliği barındırdığı canlıların %99’unun sadece burada bulunmasıdır. Ülke, tropik ormanlarda hiç görmediğimiz böcek türlerinden birçok sıra dışı canlıya ev sahipliği yapmaktadır. Sadece bu adaya özgü olan 100’e yakın lemur türü, 200’ün üzerinde kuş türü ve %90’ı endemik olan 13000 dolayında bitki türü bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Madagaskar’da kültürel öneme sahip baobab ağacı, içinde bulunan su miktarından dolayı Afrika’daki yerel halk tarafından ‘’yaşam ağacı’’ olarak adlandırılır ve şişkin gövdesinde binlerce litreye kadar su bulundurur. Dünya üzerindeki en yaşlı ağaçlardan olan baobab ağaçlarından bazılarının 2500-3000 yıl yaşında olduğu tahmin edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın dördüncü büyük adası Madagaskar, demir oksit açısından zengin toprağı, adada kırmızıya çalan pas rengine sebep olduğu için “Büyük Kızıl Ada” ülkesi olarak da anılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Madagaskar’da UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmiş üç yer bulunur. Bunlar; Tsingy de Bemaraha Millî Parkı, Ambohimanga Kraliyet Tepesi ve Atsinanana Yağmur Ormanları’dır. Tsingy de Bemaraha Millî Parkı, 1575 kilometrekarelik oldukça geniş bir alandaki yoğun ve sivri kireçtaşı kayalıklar ile mağaralardan oluşur. Ambohimanga Kraliyet Tepesi, Madagaskar halkının ibadet merkezi olarak kabul edilir. Yerli halk, dini ritüellerini gerçekleştirmek için sık sık tepeyi ziyaret ederek mezarların ve çeşitli dini yapıların olduğu tepede kralları ile atalarını anar. Atsinanana Yağmur Ormanları, adanın doğu kesimi boyunca muhteşem doğaya sahip altı millî parkta yer alan 13 özel bölgeden oluşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Fossa, Madagaskar’daki en büyük memeli etoburdur. Ağırlığı 5.5 ile 8.6 kilogram arasındadır. Madagaskar’ın zengin canlı çeşitliliği arasında uzunluğu yedi metreye, ağırlıkları 1500 kilograma kadar ulaşabilen timsahlar da bulunur. Bu timsahlara ait fosillerden birinin yaklaşık 15 metre uzunluğunda ve 4000 kilogram ağırlığında olduğu tahmin edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Adanın başkenti Antananarivo’da 19. yüzyılın ortalarından itibaren taş binalar inşa etmek yasaktır. Bu nedenle şehrin tepesinde konumlanan kraliyet sarayı yıllarca ülkenin tek taş binası olarak kalır.

  • 10 Madde İle İnsanlık Tarihine Değer Katan Kadınlarımız

    10 Madde İle İnsanlık Tarihine Değer Katan Kadınlarımız

    Kültür ve Yaşam, Türkiye çapında ilklere imza atmış ya da çalışmaları dünya çapında ilgi görmüş kadınlarımızla değer kazanıyor. Kimi bir kadın olarak ülkemizdeki ilk doktor, kimi ilk anchorman, kimi ilk arkeolog ya da ilk kimyager ama istisnasız hepsi insanlık tarihine artı değer katmış kadınlar… İsmini duyurmayı başaranlar kadar hiç haberdar olamadıklarımız da var biliyoruz ve hepsine şükran duyarak hazırladığımız listemizi huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    ilk canlı yayın, trt

    Türkiye televizyonlarında ilk canlı yayını o gerçekleştirdi, ilk kez açık havada o haber okudu, ilk röportajı o yaptı. Jülide Gülizar, televizyonlarımızın tek kanallı olduğu dönemlerde sadece spiker olarak değil geliştirdiği yenilikçi programlarla da ekranlardan evlerimize konuk olurdu. 1929-2011 yılları arasında geçen yaşamında TRT’de 30 yıl çalıştıktan sonra kitaplar yazıp dersler vererek tecrübelerini yeni nesil iletişimcilere aktarmaya devam etmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    madam curie

    Türkiye’nin ilk kadın kimyageri Remziye Hisar Sorbonne Üniversitesi’nde eğitim aldığı yıllardan şöyle söz eder: “Esas amacım hep kimya okumak oldu. Bu amaç hiçbir zaman zaafa uğramadı. Sorbonne’da o yıllarda tanınmış hocalar vardı. Lengevin gibi, Madam Curie gibi. Onların derslerini izlemek, onları tanımış olmak bana çektiğim bütün zahmetleri unutturuyordu.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Aya ayak basan ilk kişi Neil Armstrong’tu evet ama bu uçuşlar konusunda önemli araştırmalar yapan ve 1969 Apollo Başarı Ödülü’nü alan kişi de bir Türk kadınıydı. Dilhan Eryurt, NASA’da görev alan ilk bilim kadınımızdı. Güneş ve yıldızların evrimi konusunda bilime yaptığı katkılar onu tüm dünyada ayrıcalıklı bir konuma yerleştirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1923-2002 yılları arasında yaşamış, dünyaca tanınan bir zoologtu Semahat Geldiay. 1957 yılında yazdığı iki makale ile dikkatleri çekmiş, ardından eğitimine ABD’de devam etmişti. Böcek endokrinolojisi (iç salgı bilimi) üzerine yaptığı önemli buluşlar insan beyninin fizyolojisine ışık tuttu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fahrelnisa Zeid Türkiye’nin ilk kadın ressamlarındandı. Kral 1. Faysal’ın kardeşi ve Irak büyükelçisi olan Emir Zeid’le yaptığı evlilik nedeniyle hayatının büyük bölümünü Avrupa ülkelerinde geçirdi ve Amman’da hayatını kaybetti. Bu süre içinde İstanbul, Paris, Londra, New York, Brüksel başta olmak üzere dünyanın büyük şehirlerinde sergiler açtı ve sanat dünyası eserlerine büyük ilgi gösterdi. Bugün dünyanın pek çok yerinde imzasını taşıyan tablolara rastlamanız mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde İstanbul Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi’nde öğretim üyesi olan Burcu Özsoy Antarktika’daki kadın araştırmacımız. İklim değişimlerinin Antarktika başta olmak üzere Kuzey Kutup bölgesindeki zamansal etkilerini ortaya koyma amacıyla yola çıktı ve ülkemiz adına yaptığı çalışmalarla tarihi yazmaya devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    olimpiyatlara katılan ilk kadın sporcu

    Hitit dilinin çözülmesini sağlayan isimlerden biri şüphesiz ki arkeolog Halet Çambel’dir. Bu konuda “Hitit hiyerogliflerinin çözüldüğü yer” olarak tanımlanan Kartepe’de yaptığı kazılar büyük önem taşır. Yarım yüzyıla yayılan arkeolojik çalışmaları dünya çapında saygı gören Halet Çambel aynı zamanda farklı bir alanda da ülkemizdeki ilklerdendir: Büyük arkeolog eskrim dalında olimpiyat oyunlarına katılan ilk Türk kadın sporcudur!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin ilk kadın tıp doktoru ve ilk tıp eğitimi veren kadını Safiye Ali’dir. 1894-1952 yılları arasında yaşayan bilim insanı özellikle anne-çocuk sağlığı üzerine yaptığı çalışmalarla anılır. Safiye Ali, muayenehane doktorluğu yaptığı dönemde de İstanbul’da muayenehanesi olan ilk ve tek kadın doktordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin ilk kadın arkeoloğu Jale İnan’dır. Antalya’nın antik kentleri Side ve Perge’de yaptığı kazılarda gün yüzüne çıkardığı buluntular Side müzesinin kurulmasına ve Antalya müzesinin genişletilmesine sebep olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Çağımızın bilim insanlarından Berna Sözen Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Ana Bilim Dalı Araştırma Görevlisi… Cambridge Üniversitesi’nde 17 kişilik bir ekibin embriyo çalışmalarının baş araştırmacısı ve ekipteki tek Türk kadını. Berna Sözen ve ekibinin bu çalışması “Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT)’nün 2018 yılında yayınladığı dergide “Çığır açan 10 çalışma” arasına girdi.

  • JAPONLARA GÖRE TEMBELLİKTEN KURTULMANIN 8 YOLU

    Japonların tembellikten kurtulmak için belirlediği 8 yöntem ile hayatınızı daha verimli hâle getirebilirsiniz. Ancak aşağıda belirtilen maddeler bütüncül bir şekilde uygulandığında daha etkili sonuç verecektir çünkü kişinin motivasyonunun karşısında duran tüm engelleri aşmak için hem sağlam bir zihin hem sağlam bir beden hem de hedef odaklı bir bakış açısı gereklidir. İşte o maddeler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ikigai kelimesi genellikle kişinin hayatındaki değer kaynağını veya hayatını değerli kılan şeyleri belirtmek için kullanılır. Türkçeye çevrildiğinde kelime kabaca “uğruna yaşadığınız şey” ya da “sabah uyanma sebebiniz” anlamına gelir. Kendi yaşamımıza anlam katan bir hedef koymak, o hedefe ulaşmamızı sağlayacak yolda güçlü bir motivasyon kaynağı olacak, boşa zaman kaybetmenin önüne geçecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kaizen, Japoncada kai (değişim) ve zen (daha iyi) sözcüklerinin birleşimidir. Birleştirilmiş haliyle “daha iyiye değişim”, diğer bir ifadeyle “sürekli iyileştirme” anlamına gelmektedir. Değişim odaklı, küçük adımlarla; ev, iş, özel ve sosyal yaşamın her bir noktasını sürekli olarak geliştirme esasına dayanan bir yaşam felsefesidir. Kaizen’i yaşamına entegre edebilmeyi başarmış insanlar; birden ve büyük değişimler veya hedefler yerine, küçük ama ulaşılabilir hedeflerle değişim ve gelişimi sürekli hâle getirirler. Böylelikle tembelliğin en büyük nedenlerinden olan “ya başaramazsam” duygusunun da önüne geçilmiş olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hara Hachi Bu, insanlara %80 doyana kadar yemek yemelerini söyleyen bir Konfüçyüs öğretisidir. %80 yaklaşımı ile çok tok hissedildiğinde ortaya çıkan hazımsızlığın beraberinde getirebileceği rahatsızlık, şişkinlik gibi olumsuz duyguların önüne geçilebilir. Hz. Muhammad de “Midenin üçte birini yemekle, üçte birini suyla doldur; üçte birini boş bırak!” öğüdünü vererek dinç bir beden ve kafa için yapılması gerekenleri söylemiştir. Unutmamak gerekir ki sofradan çok tok kalkan insanlar bir süre hiçbir şey yapmadan, halsizleşerek sindirimin tamamlanmasını bekler. Bu öğreti, koyduğumuz hedeflere ulaşmamızda engel olan anlık hazların da önüne geçerek nefsimize hükmetmemizi sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Shoshin, başlangıç zihni anlamına gelen bir kavramdır. Bir konuyu araştırırken, konu hakkında ileri derecede bilgi sahibi olunmasına rağmen, sanki yeni öğrenmeye başlıyormuşçasına; açık, hevesli, ön yargısız ve mütevazı bir tutum takınılmasını ifade eder. Shoshin, Japon savaş sanatları eğitiminde de kullanılır. Böylelikle uğraşılan konuyla ilgili merakımız her daim taze kalacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Japonlar, 25 dakika çalışıp 5 dakika mola verdikten sonra tekrar 25 dakikalık çalışma ve 5 dakikalık mola şeklinde ilerleyen dört pomodoro döngüsünün ardından 15 veya 30 dakikalık uzun bir ara vermeye “pomodoro tekniği” diyor. Bu teknik, zamanı doğru kullanmayı ve üzerinde çalışılan işe verimli bir şekilde odaklanmayı sağlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kusurları kabullenmeyi telkin eden Wabi-Sabi; her küçük ayrıntıyı önemsemek yerine, kusurlarıyla birlikte genelin güzelliğini kavramanın önemine vurgu yapıyor. Her yapılan iş ya da eylem mükemmel olmak zorunda değildir. Buna siz de dahilsiniz. Ufak detaylarda boğulmak yerine, kusurlu, kalıcı ve eksik bir güzelliği kabul edebilirsiniz. Çünkü bitmeyen mükemmellik arayışı genellikle stres, kaygı ve depresyon gibi rahatsızlıklara yol açar, bu da motivasyonu düşürür, tembelliğe neden olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kakeibo olarak bilinen Japon para biriktirme yöntemi, 1904’te Japonya’nın ilk kadın gazetecisi Hani Motoko tarafından icat edildi ve ev kadınlarının mali durumlarını kontrol etmelerine yardımcı olmak için tasarlandı, daha sonra tüm dünyaya yayıldı. Yöntem çok basit; her ay başı bir deftere harcama planlarınızı ve biriktirmek istediğiniz tutarı yazıyorsunuz ve bu plana sadık kalıyorsunuz. Böylece maddi sıkıntılardan kaynaklanan stresin ve motivasyon düşüklüğünün önüne geçiyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Japonca “orman banyosu” anlamına gelen bu teknik, doğada vakit geçirmenin önemine ve bu geçirilen zamandan sonra insanda oluşan dingin ruh haline işaret ediyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözü, aslında tam olarak Shinrin Yoku’ya gönderme yapıyor. Doğada geçireceğimiz bir mola, daha verimli düşünmemizi ve hedeflerimize odaklanmamızı sağlayacaktır. Ayrıca bir nevi egzersiz de sayılan bu uğraş sayesinde bedenen ve zihnen tazelenerek daha dinç hissedeceksiniz. Shinrin Yoku’nun faydalarını merak ediyorsanız linketıklayarak daha önceki içeriğimizden detaylı bilgileri okuyabilirsiniz.

  • İLGİNÇ ÖZELLİKLERİ İLE ÖNE ÇIKAN HAVALİMANLARI

    Her yıl milyonlarca insanın ziyaret ettiği havalimanları, benzer mimarileri ile birbirinin aynısı gibi gözükse de değişik özellikleriyle öne çıkan ve isminden sıkça söz ettiren mekânlara dönüşebiliyor. Yazımızda dünyanın farklı noktalarındaki havalimanlarını ve dikkat çeken mimari özelliklerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İstanbul Havalimanı, Türkiye ” title_font_size=”13″]

    2018’de hizmet vermeye başlayan İstanbul Havalimanı, 1 milyon 400 bin metrekarelik ana terminal binasıyla dünyanın sayılı havalimanları arasında yer alıyor. Türk-İslam sanatından ve mimarisinden ilham alınarak tasarlanan havalimanında doğaya duyarlı, sürdürülebilir, kullanımı kolay teknolojik donanımlar ve alanlar bulunuyor. Havalimanına gelen misafirlere sunulan hizmetlerin yanı sıra laleye benzeyen Hava Trafik Kontrol Kulesi ile dikkat çeken havalimanının 90 metre uzunluğundaki kulesi, dünyanın önde gelen tasarımcılarının imzasını taşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Changi Havalimanı, Singapur” title_font_size=”13″]

    Hem Singapur’un hem de Güneydoğu Asya’nın en büyük havalimanı olan Changi Havalimanı, defalarca “Dünyanın En İyi Havalimanı” ödülüne layık görüldü. Sanat merkezleri, sinema salonları, dikkat çekici heykelleri, kelebek parkı, asma trambolini ve kaktüs bahçesinin yanı sıra içinde kendine ait bir ormanı ve dünyanın en uzun yapay şelalesinin bulunduğu havalimanında uçak beklerken vakit geçirmek pek de sıkıcı olmasa gerek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hamad Uluslararası Havalimanı, Katar ” title_font_size=”13″]

    2024’te dünyanın en iyi havalimanı ödüllerini alan Hamad Uluslararası Havalimanı, ayrıca “Alışveriş Kategorisinde Dünyanın En İyi Havalimanı” ve üst üste dokuz kez “Orta Doğu’nun En İyi Havalimanı” ödüllerine layık görüldü. 2014’te açılan havalimanında lüks mağazalar, dünyaca ünlü sanat koleksiyonları, sayısız restoran seçenekleri bulunuyor. 6.000 metrekarelik kapalı alanda, son teknolojiyle donatılmış tropikal bir bahçeye sahip olan havalimanında dünya çapındaki sürdürülebilir ormanlardan elde edilen 300’den fazla ağaç ve 25.000’den çok bitki bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Incheon Uluslararası Havalimanı, Güney Kore ” title_font_size=”13″]

    Modern ve geleneksel çizgilerin bir arada şekillendiği Seul’daki Incheon Havalimanı, 2001’de açıldı ve pek çok kez ödül aldı. Müze, tiyatro ve botanik bahçe gibi alanların bulunduğu havalimanının bekleme salonları ilginç mimari tasarımıyla dikkat çekiyor. İki ada arasında yapılan yapay dolgu alan üzerine inşa edilen havalimanı, Kore sanatını, geleneklerini, kültürünü ve vizyonunu yansıtıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dubai Uluslararası Havalimanı, BAE ” title_font_size=”13″]

    Masaj salonları, yüzme havuzları, spor salonları, sinema ve Eskimoların geleneksel mimarisinden yola çıkılarak dizayn edilen iglo (Eskimoların kar evi) tarzı uyku kapsülleri ile dikkat çeken havalimanı aynı zamanda dünyaca ünlü markalara ev sahipliği yapıyor. 1960’ta açılan ülkenin en büyük ikinci havalimanı olan Dubai Uluslararası Havalimanı’nın ortasında bir akarsuyun olduğu “Zen Garden” adlı bir bahçe de bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Charles de Gaulle Uluslararası Havalimanı, Fransa ” title_font_size=”13″]

    1974’te Paris’te hizmet vermeye başlayan Charles de Gaulle Uluslararası Havalimanı, Fransa’nın en büyük havalimanıdır. Üç ana ve iç içe geçmiş toplam dokuz adet terminal arasında ulaşımın CDGVAL adlı ücretsiz raylı sistemle sağlandığı havalimanında dünyaca ünlü markalar bulunuyor. Havalimanın yüksek tavanı ve seyir terası görkemli mimarisinin unsurları arasında yer alıyor.

  • HANGİ SEBZELER NASIL TÜKETİLMELİ?

    Sebzeler, güneşin kalbinden gelen yaşamsal enerjiden faydalanabilmemizi sağlayan besinlerdir. İçeriğinde doğal mineral ve vitaminlerin bolca bulunduğu sebzelerden üst düzey fayda sağlayabilmek için bu sebzeleri doğru bir şekilde tüketmek gerekir. Yazımızda çiğ ya da pişmiş tüketildiğinde farklı vitamin değerleri ortaya çıkan sebzeleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kış aylarında sıkça yenilen sebzelerin başında gelen brokolinin içeriğindeki C vitamininden maksimum fayda sağlamak için çiğ tüketilmesi gerekmektedir. Ancak çiğ yediğinde şişkinlik sorunu yaşayanlar brokoliyi buharda beş ile yedi dakika arasında pişirerek öğününe katabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Potasyum, magnezyum ve çinkonun bolca bulunduğu mantarları pişirerek tüketirseniz bu minerallerden iki kat daha fazla fayda sağlarsınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Likopen adlı antioksidanın bolca bulunduğu kuşkonmazdan en üst düzeyde faydalanmak için kuşkonmazı bol tuzlu ve iyice kaynamış olan suya koyarak 2-3 dakikadan fazla haşlanmalarına izin vermeden soğuk suyla şok etmek gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Havuç, çiğ tüketildiğinde C vitamini, pişmiş olarak tüketildiğinde ise fazlaca beta karoten üretir. Beta karoten, sebzelere ve meyvelere renklerini veren bir pigmenttir ve sağlık açısından oldukça faydalıdır. Sarı, turuncu ve kırmızı rengi veren beta karoten vücut tarafından gözler için önemli bir mikro besin olan A vitaminine yani retinole dönüştürülür. Hücre gelişiminden kalp, akciğer ve böbrek gibi organların normal sağlığının korunmasına kadar pek çok faydası bulunan bu bileşik, hafızayı ve bilişsel fonksiyonları iyileştirir. Bu sebeple beta karotenin faydalarından yararlanmak için havucu pişmiş olarak tüketebilir, C vitaminini de farklı meyve ve sebzelerden elde edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Karnabahar sofralarımızda çeşit çeşit tarifi bulunan sebzelerden biridir. Pişmiş olarak tüketmeye alışsak da brokoli gibi çiğ tüketildiğinde C ve B1 vitamini ile protein kaynağına dönüşür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yeşil yapraklı sebzeleri nasıl tüketirsek tüketelim fayda sağlar ancak ıspanağı pişmiş olarak tüketirsek içeriğindeki kalsiyum ve demirden daha fazla yararlanabiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tatlı patates her zaman pişirilerek tüketilmelidir çünkü içeriğindeki zengin beta karoten ve potasyum pişmiş olduğunda daha çok ortaya çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kabağı nasıl tüketirsek tüketelim, kabuğunu soymadan tüketmek içeriğindeki magnezyum ve potasyumdan maksimum faydalanmamızı sağlar. Sadece bol su ile iyice yıkandığından emin olmak gerekir.