Blog

  • OKURKEN İSTANBUL’U YAŞAYACAĞINIZ KİTAPLAR

    Taşı toprağı altın bir şehir İstanbul… Sinemadan mimariye, resimden müziğe sanatın bütün dallarını asırlarca besleyebilecek malzemeye sahip görkemli bir şehir. Edebiyat dünyası için de öyle… İstanbul yazarlar için tükenmez bir ilham kaynağı… Okurlar ise en şanlısı… Eğer okuduğunuz öyküde, romanda, incelemede İstanbul’la karşılaşmak istiyorsanız sınırsız alternatifiniz var demektir. İşte onlardan birkaçını sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1948 senesinde gazetede yayınlanan, 1949’da kitap olarak basılan roman, Tanpınar’ın ilk romanı olma özelliğini taşır. Hikâyesi, İkinci Dünya Savaşı öncesinde İstanbul’da geçer. Mümtaz başta olmak üzere, İhsan, Nuran ve Suat karakterleri çevresinde dönen olayları okurken, şehrin doğasını, mimarisini ve semtlerini de yakından tanıma fırsatınız olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Televizyon dizisine de uyarlanan roman ilk kez 1931 yılında basılmıştır. Fatih Harbiye’de geleneksel ve modern hayat arasında bocalayan konservatuvar öğrencisi Neriman’ın hikâyesiyle tanışırız. Neriman, babası ile Fatih’te oturmakta, fakat Beyoğlu Harbiye’deki ışıltılı hayata ilgi duymaktadır. Farklı kültürel yaklaşımlar kitapta Fatih ile Harbiye üzerinden verilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sait Faik’in hikâyelerinden oluşan Şahmerdan 1940 yılında basılmıştır ve ünlü öykücünün üçüncü kitabı olma özelliğini taşır. İçinde barındırdığı 20 öyküden 14 tanesinde İstanbul anlatılır. Francala mı? Ekmek mi?, Paşazade, Krallık, Zemberek, Alt Kamara, Bekâr, Beyaz Pantolon gibi hikâyelerde, yazar şehre ve şehir insanına dair gözlemlerini öyküler üzerinden aktarır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un varlığı Ahmet Ümit’in 2010 yılında yayımlanan polisiye türündeki romanının adında bile kendi gösterir. Gerilim dozu yüksek seyreden kitapta, İstanbul’un yakın ve uzak geçmişine dair pek çok bilgiyle karşılaşmak mümkündür. Ayasofya, Topkapı Sarayı, Süleymaniye Camii, Sarayburnu’ndaki Atatürk heykeli, Mimar Sinan’ın türbesi ve daha birçoğu roman içinde kendine yer bulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Avrupa’nın farklı şehirlerinde yaşayan Orhan ve Deniz’in kesişen yolları, İstanbul’da buluşmaları, ertesi gün Deniz’in ortadan kaybolması ve olayla ilgili başlatılan soruşturma… İstanbul Kırmızısı romanı Ferzan Özpetek’in 2014 yılında Türkçe olarak yayımlanan ilk kitabıdır ve yine kendisi tarafından aynı isimle beyaz perdeye taşınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Mario Levi’nin üstünde 6 yıl çalıştığı bilinen romanı İstanbul Bir Masaldı 1999 yılında yayımlanmış ve 2000’de Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazanmıştır. “On yaşındayken İstanbul’a ayak bastım. Ülkenin en büyük şehrindeyim ve danışacak, sığınacak kimsem yoktu.” satırlarını içeren roman İstanbul’da yaşayan azınlıkları merkezine almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İçinden bolca İstanbul geçen fakat yukarıda sıraladıklarımız gibi roman türünde olmayan bir kitap İstanbul’dan Sayfalar… Usta tarihçi İlber Ortaylı’nın kaleminden, İstanbul sokaklarını, caddelerini, meydanlarını, camilerini, eğlence mekânlarını ve hatta mezarlıklarını okumak, tanımak, öğrenmek isteyenler için kıymetli bir kaynak…

  • DENİZİNEKLERİ HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Memeli olmasına rağmen sadece suda yaşayabilen denizinekleri, heybetli cüssesi ve sevimli suratı ile hayvanlar âleminin en ilginç üyelerinden… Ne yazık ki nesli tükenen çok fazla denizineği türü var. Ancak günümüzde soyunu devam ettiren dört denizineği türü Hint Okyanusu’ndan Asya’ya, Meksika Körfezi’nden Florida açıklarına kadar geniş alanlarda yayılım gösteriyor. Otobur olan bu sevimli canlıların ortalama olarak günde 90 kg su bitkisi, yosun ve suyun üzerine sarkan ağaç yaprakları ile beslenmesi gerekiyor ki iki buçuk metre büyüklüğe, bir buçuk tona ulaşan ağırlığa erişebilsin. Yaşam tarzı ve davranışları hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığımız denizinekleri hakkında en göze çarpan bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde yaşayan denizineği türlerinin yaşam alanları birbirinden kopuktur. Farklı iki tür hiçbir zaman aynı yerde bulunmaz. Denizineği türleri daima tropik iklimde yaşarken, nesli tükenen “Steller” türünün Kuzey Kutbu ve Bering Denizi’nde yaşadığı biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Oldukça şirin bir görüntüye sahip olan denizineklerinin dış kulakları yoktur ve gözleri cüssesine göre oldukça küçüktür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Denizineğinin kafatası su yüzeyinde hava alabilmek için oldukça farklı bir şekilde gelişmiştir. Ayrıca balinalar ve yüzgeçayaklılar yani foklardan sonra üçüncü en büyük deniz memelisi denizinekleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dişi denizinekleri tüm hayatları boyunca sadece birkaç kez doğum yapar. Bunun nedeni ise yavrularına uzunca bir süre ebeveynlik yapmak zorunda olmalarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Denizineklerinin bugün yaşayan en yakın akrabası fillerdir. Ve memelilerle görmeye alışık olduğumuz kıllar tıpkı fillerdeki gibi denizineklerinde de bulunmaz. Neredeyse kılsızdırlar.

  • İSTANBUL GEZİ REHBERİ: ÜSKÜDAR

    İSTANBUL GEZİ REHBERİ: ÜSKÜDAR

    Yahya Kemal, “İstanbul’un Fethini Gören Üsküdar” isimli şiirinde büyük bir önem biçtiği yer için “Görmüş İstanbul’a yüz bin meleğin uçtuğunu, / Saklamış durmuş, asırlarca, hayâlinde bunu.” dizelerini uygun görmüştür. Üsküdar’ın sokaklarında, caddelerinde, sahillerinde yürürken taşıdığı uhrevi havayı hissetmemek mümkün değildir gerçekten de… Aklınızda olsun bu tarihi ilçenin öne çıkan adreslerini baştan sona gezmek için bir gün yetmeyecektir. Bakın, sadece şu lokasyonlar için bile üç gününüzü ayırmanız gerekebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bu şehirle o kadar özdeşleşmiştir ki bir fotoğrafta tek başına Kız Kulesi’ni görmek İstanbul’u görmekle eşdeğerdir. O, 2500 yıllık geçmişi ve denizin orta yerindeki konumuyla Boğaz’ın değerine değer katan eşsiz bir yapıdır. Üsküdar’daki Salacak semti kıyılarından ulaşım sağlanan mekânı uzaktan seyretmek kadar, terasından Boğaz ve Üsküdar’ı seyretmek de ayrı bir hoşluktur. Fakat gitmeden önce açık olduğu zaman dilimlerini öğrenmek ve rezervasyon yaptırmak gerekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    19.yüzyılda inşa edilmiş olan Osmanlı yapılarının en görkemlilerinden Beylerbeyi Sarayı dış cephesinden iç mimarisine, dekorasyonundan bahçelerine ve deniz köşklerine kadar büyüleyici bir atmosfere sahiptir. Üsküdar’ın Beylerbeyi semtinde Boğaz kıyısında yer alan saray günümüzde müze statüsündedir ve haftanın belli günlerinde ziyarete açıktır. Beylerbeyi Sarayı’nı hakkıyla gezebilmek için en az iki saat ayırmak gerektiği unutulmamalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İskelenin karşı tarafında yer alan Mihrimah Sultan Camii de hem mimarı hem de hakkındaki rivayetler göz önüne alındığında bir Üsküdar gezisinde mutlaka görülmesi gereken adresler arasındadır. Bu cami, 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan için Mimar Sinan’a yaptırdığı küçük boyutlarda zarif bir yapıdır. Mimar Sinan’ın erken dönem eserlerinden olan camiyi, Mihrimah Sultan’a duyduğu hisler arasında köprü kuran hikâyeler eşliğinde görüp gezebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kuzguncuk semti, nostaljik sokakları, minik minik dükkanlar aracılığıyla eski zamanlarda yolculuğa çıkaran özgün caddeleri, cumbalı ve rengarenk boyalı tarihi evleri, Cemil Molla Paşa Köşkü, Marko Paşa Köşkü gibi gösterişli yapıları, sinagog, kilise ve camiyi bir arada yaşatan kültürel dokusu ve elbette sahiliyle sadece Üsküdar’ın değil, tüm İstanbul’un en özgün adresleri arasında yer alır. Üsküdar’a gelip de Kuzguncuk’ta bir tur atmadan, özellikle Üryanizade sokağında bir fotoğraf karesi edinmeden dönmek olmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Adım adım sokakları gezilmesi gereken başka bir Üsküdar semti de Çengelköy’dür. Eski zamanları günümüze taşıyan evlerinden her sokak başında karşılaşacağınız sevimli kedilerine, hatta ince belli bardaklarda Boğaz’a karşı çay yudumlayabileceğiniz kafelerine kadar huzur veren bir adrestir Çengelköy. Şeyh Nevruz Camii, Rum Ortodoks Aya Yorgi Kilisesi, Sadullah Paşa Yalısı da semt sınırları içinde yer alan tarihi ve kültürel açıdan önemli, görülmesi gereken mekânlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eski yazarların, şairlerin huzur bulmak, ilham almak için gittiği bilinen yemyeşil bir alan Fethi Paşa Korusu. Sultantepe semtinden Kuzguncuk Tepesi ve Paşalimanı’na kadar uzanan koru, Boğaz manzarası eşliğinde yürüyüşler yapmak, ağaçlar, çiçekler arasında oksijen depolamak için birebirdir. Üsküdar gezinizin bu bölümünü kahvaltı, öğle veya akşam yemeği organize edebileceğiniz saatlere denk getirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Deniz seviyesinden 265 m. yüksekte bulunan Büyük Çamlıca veya Çamlıca Tepesi’nin, eylül ve ekim aylarında göçmen kuşların da görülebileceği özel yerlerden biri olduğunu belirtmeliyiz. Gelin ve damatların düğün sonrasında burada mola vermesi, tepeden görünen Boğaz manzarasını arkalarına alarak fotoğraf çektirmesi de artık gelenekselleşmiş bir ritüeldir. Anlayacağınız Üsküdar’da yapılacak bir gezinin belleklerde iz bırakacak final durağı Çamlıca Tepesi olabilir.

  • TÜRKİYE’NİN EN ESKİ VE EN BÜYÜK KÜTÜPHANESİ

    İstanbul Eyüpsultan’da bulunan ve 2023’te kütüphane olarak yeniden tasarlanan Rami Kışlası, 220 dönümlük alan içinde, 36 bin metrekarelik kapalı alanın yanı sıra ağaçlarla çevrili yapay bir göletin de bulunduğu devasa bir kütüphane olarak okuma meraklılarına kapılarını açtı. İki milyondan fazla kitabın bulunduğu ülkemizin en büyük kütüphanesinin kapısı sadece bilgiye susayanlar için değil, doğanın dinginleştirici huzurundan faydalanmak isteyenlere de açık. Rami Kütüphanesi’nin kışladan bir bilgi merkezine dönüşme hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Rami Kışlası, 18. yüzyılda Sultan III. Mustafa tarafından inşa ettirildi. Kâgir bir yapı olan Rami Kışlası, Sultan II. Mahmut zamanında onarım gördü ve 1960’lara dek aktif olarak ordu kışlası olarak kullanıldı. Rami Kışlası, geçtiğimiz yıllarda aslına uygun restorasyon, renovasyon ve yeniden inşa çalışmaları geçirdi ve Türkiye’nin ve İstanbul’un bilgiye açılan penceresi olarak Rami Kütüphanesi ismiyle yeniden hayat buldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Rami Kütüphanesi; bireysel ve grup okuma salonları, etkinlik alanları, atölye mekânları, engelli bireylere uygun hazırlanan engelli merkezi ile söyleşi, seminer ve sergileme gibi farklı kullanım olanaklarına sahip büyük bir kampüs olarak tasarlandı. Aynı zamanda bu dev bilgi kampüsü, 4200 kişilik oturma kapasitesine sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1000 metrekarelik yapay bir göletin bulunduğu kütüphane; özel yürüyüş ve bisiklet yolları ile çevrili ve bahçesinde yer alan sergileme alanları ve amfilerle ziyaretçilerine doğa, kültür ve sanatla zenginleşmiş yepyeni bir kütüphane deneyimi yaşatıyor. 51 bin m²’lik yeşil alanıyla Rami Kütüphanesi, dünyanın en büyük kapalı peyzaj alanına sahip kütüphanesi olma özelliğini de taşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yerel malzeme ve özel tekniklerle yeniden inşa edilen Rami Kütüphanesi, atık su dönüşümü, atık yönetimi, sürdürülebilir altyapı ve enerji verimliliği sistemlerini entegre ettiği planı ile sürdürülebilir mimari için gereken tüm adımları atmış, çevre dostu bir yapı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çocuklardan gençlere, üniversite öğrencilerinden akademisyenlere kadar herkes için uygun alanların ve kitap içeriklerinin bulunduğu kampüs, 7/24 açık. Kütüphane günün her saati okuyucu ve araştırmacılara hizmet veriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin ilk Biosphere Sürdürülebilir Müze Sertifikası’na sahip olan Rami Kütüphanesi, yerel kültürel yaşamı destekleyen yapısının yanı sıra gelecek nesillere taşıdığı kadim kaynak ve bilgilerle gurur duyulan projeler arasında yer alıyor.

  • Yeryüzünün En Büyük Çölleri

    Yeryüzünün En Büyük Çölleri

    Yılda ortalama 250 milimetreden az yağış alan bölgelere çöl deniyor. Çöl denince aklınıza her zaman sıcaktan kavuran kum kaplı bölgeler de gelmesin. Örneğin Kutuplar’ın çevresinde dünyanın en soğuk çölleri bulunuyor. Diğerleri için listemize göz atabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    en büyük çöller, antarktika

    Dünyanın en büyük soğuk çölü olan Antarktika Çölü en az yağış alan çöllerden biri. Yılda ortalama sadece 50 milimetre kar şeklinde yağış alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    en büyük çöller

    Ürdün, Irak, Suudi Arabistan ve Suriye ülkelerinde bulunan Suriye Çölü 500.000 metrekarelik bir alanı kaplıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    en büyük çöller

    Çok büyük bir kısmı Arjantin’de bulunan Patagonya Çölü’nün bir kısmı da Şili’de ve 673.000 metrekare büyüklüğünde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    en büyük çöller

    Moğolistan ve Çin sınırları içinde bulunan, ısının -40 derece ile 45 derece arasında değiştiği Gobi Çölü 1,5 milyon metrekarelik bir alanda yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    en büyük çöller

    ABD’nin batısındaki Büyük Havza’da bulunan Büyük Havza Çölü ülkenin en büyük çölü ve yüzölçümü 492 bin metrekare.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    en büyük çöller

    Batı Asya’daki Arabistan Çölü, Yemen, Umman, Ürdün, Irak içlerine kadar giriyor ve 2 milyon 330 bin kilometrelik bir alanı kaplıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    en büyük çöller

    Afrika’nın kuzeyinde ve tam 9 milyon metrekare büyüklüğündeki Sahra Çölü’nün beşte biri kum çölü iken geri kalan kısmı kaya ve molozlardan oluşuyor.

  • BU REPLİKLER HANGİ FİLMLERE AİT?

    BU REPLİKLER HANGİ FİLMLERE AİT?

    Yeşilçam film replikleri bulmacasını yayınlarken “Zaten çoğu hafızanızda!” demiştik ama bu seferki replikler için aynı şeyi söylemek zor olabilir. Yine de işinizi kolaylaştırmak için birer ipucu vermeyi ihmal etmedik. Listemizde dünya sinemasından 7 film yer alıyor ve bir tanesi Türk filmi. Cevaplar ise sayfanın en altında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Filmde, beyaz saçlı çılgın mucit genç adama şöyle söyler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Anlatılan hikâye matematikçi John Nash’in hayat hikâyesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Anlatılan hikâye matematikçi John Nash’in hayat hikâyesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Filmde edebiyat öğretmeni öğrencilerine şöyle seslenir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sekiz filmden oluşan film serisi 1976 ile 2006 yılları arasında çekilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    11 dalda Oscar alan film bir transatlantikte geçmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Cannes Film Festivali’nden Büyük Ödül’le dönen Türk filmidir.

    1. Geleceğe Dönüş
    2. Akıl Oyunları
    3. Yüzüklerin Efendisi
    4. Ölü Ozanlar Derneği
    5. Rocky
    6. Titanik
    7. Uzak
  • DEFALARCA İZLESEM BIKMAM DEDİRTEN 23 TÜRK FİLMİ

    DEFALARCA İZLESEM BIKMAM DEDİRTEN 23 TÜRK FİLMİ

    “İyi bir filmin kusurları olması gerekir. Hayat gibi, insanlar gibi.” demiş ünlü İtalyan yönetmen Federico Fellini. Ne var ki bir yönetmen yaptığı filmi kusursuz olarak nitelese bile seyirciden farklı farklı geri dönüşler alması fazlasıyla mümkün. Bu listedeki filmler ise hepimizde ortak duygular uyandıran, defalarca izlesek de kusurlarına değil hissettirdiklerine odaklandığımız ve çoğu nostaljik Türk filmlerini içeriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Evlerimizi neşelendiren kalabalık aile filmleri” title_font_size=”13″]
    türk filmi, türk sineması

    Türk Sineması’nda “kendini iyi hisset” filmlerinin başında kalabalık aile filmleri gelir, hele bir de ekranda boy gösterenler arasında Adile Naşit, Münir Özkul, Tarık Akan, Kemal Sunal gibi duayen isimler varsa. Bu filmler genellikle büyük bir evde bir arada yaşayan insanların komik ama seyirciye samimi duygular yükleyen hikâyelerinden oluşurlar. İşte size türünün üç örneği: Gülen Gözler, Neşeli Günler ve Süt Kardeşler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir miktar hüzün barındıran romantik filmler” title_font_size=”13″]

    Bildiğiniz gibi aşk ve romantizm kaçınılmaz olarak bir miktar hüzün de içerir, tavsiye edeceğimiz romantik filmlerde de ister istemez biraz hüzünleneceksiniz. Duvarda asılı bir kadın resmine âşık olan boyacı Halil, sevgiye emek vermek gerektiğini öğreten Asya, İlyas ve Cemşit, öksürük nöbetleri geçiren Nalan’a derin bir aşk besleyen Kenan. Yani; Sevmek Zamanı, Selvi Boylum Al Yazmalım ve Hıçkırık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Seyretmelere doyamadığımız Şener Şen filmleri” title_font_size=”13″]
    türk filmi, türk sineması

    Şener Şen’in filmlerle hayat verdiği efsane karakterleri sayalım desek her birimiz en az beş isim sayabiliriz. Bu karakterlerin değilse bile filmlerin ortak özelliği yüzümüze tuhaf bir gülümseme yerleştirmesidir. Çünkü komik olayların muhatabı olan başroldeki karakter genellikle başkaları tarafından mağdur edilmektedir. Bunun örneği üç film ise elbette Züğürt Ağa, Namuslu Namussuz ve Muhsin Bey’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İçinden İstanbul geçen filmler” title_font_size=”13″]
    türk filmi, türk sineması

    Güzel ülkemizin neresinde yaşıyor olursak olalım dünyanın gözde şehirlerinden İstanbul’u bir film karesinde de olsa görmek hepimize iyi gelebilir. Tabii işin içine senaryolardaki dramatik unsurları katmıyoruz. İlk önerimiz Nuri Bilge Ceylan’ın bol ödüllü filmi Uzak… İkincisi Sadri Alışık’ın rol aldığı siyah-beyaz film Ah Güzel İstanbul, üçüncüsü Orhan Kemal’in romanından uyarlanan ve köyden kente göçü konu alan Gurbet Kuşları.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Büyümüş de küçülmüş dedirten çocukların filmleri” title_font_size=”13″]

    Şimdilerde 50-60 yaşına ulaşmış isimlerin çocukluk yıllarında rol aldığı filmler için aslında “sadece çocuk filmleridir” diyemeyiz. Çünkü size tavsiye edeceğimiz Yumurcak, Ayşecik ve Afacan filmlerinde başroldeki minik oyuncuya Filiz Akın, Ayhan Işık, Cüneyt Arkın gibi büyük isimler de eşlik etmektedir. Ve evde çocuklarınızla yapabileceğiniz en güzel etkinliklerden biri bu filmleri seyretmek olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Uluslararası yarışmalarla adından söz ettiren filmler” title_font_size=”13″]

    Semih Kaplanoğlu’nun yönetmenliğini yaptığı Yusuf Üçlemesi’ni birbirinden ayırmamız haksızlık olur. Bu yüzden Yumurta, Süt ve Bal filmlerini sırasıyla izleminizi önereceğiz. 64. Cannes Film Festivali’nden ödülle dönen Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da filmi ile 90. Akademi Ödülleri’nde Yabancı Dilde En İyi Film Ödülü için aday adayı olan ve Can Ulkay’ın yönettiği Ayla ise diğer önerilerimiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dizi film gibi art arda seyretme şansımız olan seri filmler” title_font_size=”13″]
    halit akçatepe, ertem eğilmez

    Aynı karakterlerin, belli bir kurgunun devamı olan filmlerde yer alması ile seri filmler meydan gelir. Ve seri filmlerin çoğunluğu seyirci tarafından yüksek not almış, devamı gelsin diye beklenen filmlerden oluşur. Tıpkı Hababam Sınıfı, Turist Ömer ve Gırgıriye serisi gibi. Karakterlerini ailemizden biri gibi tanıdığımız ve ekranlarda defalarca görmekten sıkılmadığımız bu filmleri art arda dizerek seyretmeniz bizim size tavsiyemiz.

  • Ortaçağ Anadolu Sikkelerindeki 8 Simge

    Ortaçağ Anadolu Sikkelerindeki 8 Simge

    Günümüzde tarihi madeni paraları “sikke” diye adlandırıyoruz. Anadolu’da M.Ö. 7. yüzyılda Lidyalılar tarafından icat edilen sikke, dönemiyle ilgili pek çok bilgi taşıyan değerli arkeolojik buluntulardır. Devletin mührüyle resmileşen sikkeler sayesinde o devletin hangi coğrafyalarda hâkimiyet kurduğuna, zenginliğine, imparatorlarının hâkimiyet dönemlerine, üzerindeki görsellere göre tarihi kişiliklere, olaylara, şehir, mekân adlarına ulaşılabilir. Listemizde Ortaçağ’da Anadolu’da kullanılmış üzerinde farklı simgelerin olduğu 8 sikke örneğini görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yukarıdaki sikke örneği Gıyaseddin Keyhüsrev bin Keykubad döneminden (1236 – 1246) günümüze ulaşmış ve ön yüzünde güneş ile aslan figürü bulunuyor. Sikkelerin arka yüzündeki yazılarda genellikle dönemin padişahının adı ile unvanı yazar ve bu örnekte de dönemin padişahının adı geçmekte…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sikkenin ön yüzünde başı haleli, elinde kargı benzeri alet taşıyan atlı bir figür görülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Fahreddin Kara Arslan bin Davud döneminde basılan bu sikkenin ön yüzünde elinde bir tablet olan melek betimlemesi var.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Nasıreddin Artuk Arslan bin İlgazi döneminden kalan sikkenin ön yüzünde elbisesi sağa doğru kapanan bir hükümdar büstü var. Arka tarafında ise altı kollu yıldız içinde padişahın adı yazıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yukarıdaki bakır sikkenin ön yüzünde ayakta iki figürle taç giydirme sahnesi canlandırılmış. Sağdaki figür soldakine taç giydiriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eyyubi Selahaddin Yusuf (1174 – 1193) döneminden günümüze ulaşan sikkenin ön yüzünde taht üzerinde bağdaş kurarak oturmuş, bir eliyle küre tutan ve bir elini dizine koymuş bir hükümdar figürü bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ön yüzünde ejderhaya benzeyen bir hayvan üzerindeki savaşçı ile arka yüzünde dönemin hükümdarı İmadeddin Ebubekir bin Kara Arslan’ın adı yazan bir sikke örneği…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=” 8#” title_font_size=”13″]

    İmadeddin Zengi bin Mevdud (1170 – 1197) dönemine ait sikkenin ön yüzünde kanatlarını açmış çift başlı bir kartal görünüyor.

  • 9 Madde İle Dünya Çapında Enerji Tasarrufu Çalışmaları

    9 Madde İle Dünya Çapında Enerji Tasarrufu Çalışmaları

    Her ülkenin her şehrin kendine has bir gündemi olsa da dünyamızda yaşayan herkesi yakından ilgilendiren bir konu var: Gezegenimizin sahip olduğu kaynakları bilinçli bir şekilde kullanmak ve gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmak… Listemizde enerji tasarrufunu sağlamak ve etkisini artırmak için yürütülen çalışmaları derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    sürdürülebilirlik, enerji

    Enerji tasarrufu alanında en etkili yöntemlerden biri yenilenebilir enerji kaynaklarını tercih etmek… Güneş enerjisi ise bu listenin başında bulunuyor. Bazı ülkeler devlet girişimi ile güneş enerjisine geçerken neredeyse dünyanın her yerinde birçok kişi evinin enerji ihtiyacını güneş enerjisi ile karşılamak için çözümler üretiyor. Bu eğilimin farkında olan sosyal gönüllüler güneş enerjisinin ne kadar verimli olabileceğini anlatan çalışmalar düzenliyorlar. Giyilebilir güneş enerjisi panelleri, güneş enerjisi ile çalışan dış mekân aydınlatmaları gibi pratik çözümler de büyük ilgi görüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Enerji kaynaklarını tasarruflu kullanmak, daha adil, sağlıklı ve huzurlu bir yaşam sürmek amacıyla kurulan “Yaşamın Kolay Olduğu Uluslararası Kent Ağı” yani Cittaslow ise günümüzün en ilgi çekici akımlarından biri… Her geçen gün dünyanın dört bir yanından birçok yerleşim yeri bu ağa dâhil oluyor. Türkiye’nin Sakin Şehirleri arasında Akyaka, Gökçeada, Gerze, Şavşat da bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    bisikletli yaşam

    Sürdürülebilir bir dünya için mümkün olduğunca az karbon ayak izi bırakmamız gerekiyor. Üretilen sera gazı miktarı anlamına gelen karbon ayak izini azaltmak için alınabilecek en iyi önlem ise enerji tasarrufu. Dünya çapında yürütülen çalışmalarda, motorlu taşıtların kullanımını azaltmak amacıyla toplu taşımacılık alanında yenilikçi projeler hayata geçiriliyor, şehirlere bisiklet yolları kurularak bireyler daha sağlıklı ve karbon ayak izi bırakmayan bir hayata yönlendiriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Var olan enerji kaynaklarını bilinçli kullanmak kadar alternatif enerji kaynakları yaratmak da enerji tasarrufu girişimlerinin kapsamında yer alıyor. Özellikle İskandinavya ülkeleri, atıklardan enerji üreterek enerji tasarrufu anlamında mükemmel bir örnek oluşturuyor. Ülkemiz de dâhil olmak üzere diğer ülkeler de çalışmalarla çöpten enerji üretmenin ilk aşaması olan çöp ayrıştırma alışkanlığını yaymaya çalışıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    geri dönüşüm

    Dünyamızın kaynaklarını idareli kullanarak çocuklarımıza da aktarmak için şüphesiz ki bilinçlendirme çalışmaları büyük önem taşıyor. Televizyonlarda, sosyal medyada, eğitim müfredatlarında enerji tasarrufunun önemini ve bu amaçla alınabilecek önlemleri 7’den 70’e herkese yaymak için çalışmalar sürdürülüyor, fotoğraf yarışmaları gibi etkinliklerle bu konuda kamuoyu oluşturuluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    pc

    Global çalışmalarla insanlar daha az elektronik eşya kullanımına sevk ediliyor, böylece daha sade ve daha basit hayat tarzı sayesinde daha az tüketmek, enerji kullanımı azaltmak amaçlanıyor. Elektronik ve beyaz eşyaların enerji tasarrufu yapan modellerinin üretimine ve geliştirilmesine önem veriliyor, kullanılmayan cihazları kapalı durumda tutmak ve fişini çekmek gibi alışkanlıklar oluşturulmak için bilinçlendirme çalışmaları sürdürülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    smart house

    İnsanın enerji kaynaklarını koruma çabasında en büyük yardımcılarından biri de teknoloji oluyor. Alternatif enerji kaynakları üretmemizi ve kullanmamızı sağlayan teknoloji sayesinde hayatımıza giren akıllı evler de tüm dünyada ilgi gören bir yenilik… Akıllı evlerin gelişmiş yalıtım ve ısıtma sistemleri enerji tasarrufu sağladığı gibi bu özellikler mobil cihazlarla etkili bir şekilde idare edilebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    geri dönüşüm

    Dünyamızın enerji kaynaklarını bilinçli bir şekilde kullanmak için yapabileceklerimizin başında daha az tüketmek geliyor. Bozulan, artık kullanılmayan eşyaları atmak yerine farklı şekillerde değerlendirmek tüm dünyada yükselen bir tercih. Eskiden insanları alışverişe yönlendiren çalışmalar yapıldığı gibi şimdi de gereksiz alışverişten kaçınmayı özendiren çalışmalar gündemimizde yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    İş yerleri ve kurumlar da enerji tasarrufu konusunda üstlerine düşeni yerine getiriyor ve daha az enerji tüketmelerini sağlayacak önlemler alıyorlar. Gökdelenlerin ışıklandırmalarının sınırlanmasından, ofislerde daha az kâğıt kullanımına özendirecek çalışmalara dek birçok girişimle gezegenimizin kaderini belirleme konusunda üstlerine düşeni yerine getiriyorlar.

  • ROMANTİK ŞEHİRLER

    Bazı şehirler vardır ki, her köşesinde duyguların en güzel hâli hissedilir. Göz alıcı manzaraları, tarihî dokusu ve büyüleyici atmosferiyle, burada geçirilen anlar hafızalara kazınır. Mavi gökyüzü altında yürüyen çiftler, dar sokaklarda kayboldukça şehrin ruhunu keşfeder ve unutulmaz anılar biriktirir. Bu yazımızda en romantik şehirleri sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Filmlere, şarkılara ve kitaplara konu olan İstanbul, rengârenk semtleri ve adalarıyla dünyanın en büyüleyici şehirlerinden biri. Pierre Loti, Moda, Balat gibi semtleri, kendine özgü atmosferiyle ziyaretçilerini etkiler. Asırlar boyu pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış bu şehirde, Boğaz’ın eşsiz manzarası eşliğinde yapılacak bir vapur turu, unutulmaz bir deneyim sunar. Galata Kulesi ve Kız Kulesi’nin aşk dolu rivayetleri ise şehrin silüetine daha da romantik bir hava katar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Moda, bilim, sanat, finans ve ticaretin merkezi olan başkent, her köşesinde kendine özgü estetiğiyle ziyaretçilerini büyüleyen bir şehir. Işıltılı Eiffel Kulesi’ni görmek, Seine Nehri kenarında yürümek, tarihî ve dar sokaklarda kaybolmak, kafelerde kahve yudumlamak burada geçirilen her anı unutulmaz kılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Venedik, tarihî kanalları, gondolları, zarif mimarisi ve ünlü mekânlarıyla her adımda göz alıcı bir manzara sunar. San Marco Meydanı ve Rialto Köprüsü gibi simgeleriyle, her köşesi büyüleyici bir havaya sahiptir. 12. yüzyılda inşa edilen Rialto Köprüsü, “para köprüsü” olarak bilinse de sandalla yapılan romantik bir gezintide âdeta bir sevda köprüsüne dönüşür. Roma İmparatorluğu ve Orta Çağ’dan kalma görkemli binaları, sokak müzisyenlerinin melodileri ve kafelerden yükselen müzik tınıları, Venedik’e oldukça romantik bir hava katıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Avrupa’nın masalsı şehri Prag, gotik mimarisi, tarihî köprüleri ve görkemli kale manzarasıyla turistlerin ilgisini çeken büyülü şehirlerden biridir. Ancak şehri romantikleştiren asıl unsurlar, doğa ve sanatın mükemmel uyumunda gizli. Klasik Batı mimarisinin en zarif örneklerinin meydanları süslediği Prag’ın her köşesi âdeta bir sanat galerisi gibi. Doğanın gizemi ve cazibesiyle birleşen bu eşsiz atmosfer, Vltava Nehri kıyısındaki bir yürüyüşü bile özel bir deneyime dönüştürüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Japonya tarihinin en iyi korunan şehirlerinden biri olan Kyoto, geleneksel Japon kültürü, tapınakları ve çay bahçeleriyle ünlüdür. Ancak, şehri gerçekten büyüleyici kılan şey, Japon kültüründe önemli bir yere sahip olan Sakura (kiraz çiçeği) mevsiminde büründüğü o masalsı atmosferdir. Yılda sadece bir kez, mart ayının sonu ile nisan ayının başlarında açan sakuralar, âşıkları büyüleyen bir manzara sunar. Kırmızıdan pembeye değişen tonlarıyla süzülen sakura çiçekleri, Kyoto’nun ahşap yapılarının sadeliğiyle birleşerek, oldukça etkileyici bir görüntü oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Akdeniz ikliminin ılık bir bahar gününde güneşin batışını izlemek için en ideal şehirlerden biri olan Barselona, Gaudi’nin tarihî eserleri, plajları ve sokaklarıyla ziyaretçilerine büyüleyici bir atmosfer sunar. 19. yüzyılda yaşamış olan ve Art Nouveau akımının İspanya’daki öncüsü kabul edilen Gaudi, mimari dehasını şehrin pek çok farklı noktasında sergilemiştir. 1882’de inşasına başlanan ve bir yıl sonra Gaudi’ye teslim edilen, ülkenin en önemli yapılarından biri olan Sagrada Familia (Kutsal Aile) Bazilikası, bugün hâlâ tamamlanmamış bir başyapıt olarak yükselmeye devam ediyor. 1926’da bazilikayı bitiremeden vefat eden Gaudi’nin mirası göklerde yükselmeye devam ediyor ve her sene yapıya yeni mimari ögeler ekleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tangonun doğduğu şehir Buenos Aires, sokaklarında yankılanan melodilerle âdeta bir sevda senfonisi fısıldar. 19. yüzyılda ortaya çıkan, kentin kimliğine işlemiş tango şarkıları eşliğinde Buenos Aires’in en ikonik noktalarından biri olan San Telmo Mahallesi’nin taş döşeli sokakları ve tarihî binaları hem nostaljik hem de coşkulu bir atmosfer sunar. Ayrıca La Boca’nın renkli evleri ve Caminito Sokağı’ndaki canlı performanslar, Buenos Aires’i her adımda sanat ile buluşturur. Rosedal Parkı’ndaki gül bahçeleri, doğayla iç içe vakit geçirmek isteyen ve bu özel anlarını fotoğraflamak isteyen çiftler için en ideal yerlerden biridir.