Blog

  • DÜNYANIN GELECEĞİ HEPİMİZİN ELİNDE

    DÜNYANIN GELECEĞİ HEPİMİZİN ELİNDE

    Hani “çevre konusunda düşülen en büyük hata onu başka birinin kurtaracağına inanmaktır” diye ünlü bir söz vardır. Siz de bireysel hayatlarınızda alacağınız küçük önlemlere kocaman gezegenimizin ihtiyacı olmadığını düşünüyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. Bilmelisiniz ki dünyamız için aldığınız o küçücük önlem gerçekte büyük sonuçlar yaratacak bir kelebek etkisine sahiptir. Gelin yer yer burun kıvırdığımız oysa çevremizin geleceği konusunda bizi birer kahraman yapabilecek detaylara bir göz atalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Derelerde nehirlerde şırıl şırıl akan sular dünyamız için ne kadar iyi ise biz insanların boş yere şırıl şırıl akıttığı sular da aynı dünya için bir o kadar kötü. Dünya nüfusunun yüzde 40’ı su sıkıntısı çekmekte ve tarım alanlarının yüzde 70’i çölleşme tehlikesi altında iken şu soruları sorup samimi cevaplarla siz de kendinizi test edebilirsiniz: Mutfakta ya da banyoda herhangi bir iş için su kullanırken gereksiz harcama yapıyor muyum? Dolmamış bir bulaşık ve çamaşır makinesini çalıştırmak âdetim mi? Su akıtan musluk veya boruları, boşa giden suya üzülüp bir an önce tamir ettirme eğiliminde miyim? Olması gereken cevapları aslında hepimiz biliyoruz. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Elektrik tasarrufu için dikkat edeceğimiz küçük detaylar sayesinde enerji üretiminin çevreye verdiği büyük zararı olabildiğince aşağıya çekebiliriz. En basitinden başlayalım: Çay ya da kahve makinelerini sürekli açık bırakmamak (bu sıcak içecekler için termos iyi bir koruma yöntemi olabilir). Enerji tasarruflu ampuller seçmek ve kullanmadığınız alanların ışığını daima kapatmak. Evinize beyaz eşya alırken enerji sarfiyatına özellikle dikkat edip en düşük olanları tercih etmek. Çamaşır ya da bulaşık makinelerinde kısa sürede yıkayan “Eko Program”ı seçmek, gerekmedikçe sıcak suda yıkamamak. Fazla enerji harcamasını engellemek için klimanızın bakımını düzenli olarak yaptırmak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yemek siparişi verdiğimizde yanına konan tek kullanımlık plastik servislerin son bulduğu yer eninde sonunda çöp oluyor. Ve bu plastiklerin doğada kaybolma süreleri 500 ile 1000 yıl arasında değişiyor. Peki, yapılan araştırmalarda Akdeniz Havzası’nda 4 m2’ye bir plastik atık düştüğünü biliyor muydunuz? Anlayacağınız sipariş verirken bu plastik araçlardan istemediğimizi söylemek çevre için çok şey ifade ediyor. Yine kâğıt israfının önüne geçmeye çalışmak da aynı oranda önemli. Mümkünse kâğıtları önlü arkalı değerlendirmeye çalışmak ve bütün faturalarınızı e-fatura sistemine yönlendirmek bu israfı önlemek için kolaylıkla yapabilecekleriniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Zannediyoruz ki gıda israfı yaptığımızda bundan etkilenen sadece bütçemiz oluyor, oysa o gıdanın soframıza gelene kadar geçirdiği süreçte pek çok çevresel kayıplar yaşanmakta. Hatta çöpe dökülen yiyeceklerle birlikte bu zararlar katlanarak devam ediyor. Tüketeceğiniz gıdaları gerektiği miktarda satın almak, bu gıdaları doğru koşullarda muhafaza ederek çöpe dökülmesine engel olmak iyi bir çevreci olduğunuzun en önemli kanıtlarından biri olacaktır. Yine sebze ve meyveleri sadece yetiştiği ve toplandığı mevsimlerde tüketerek karbon salınımının iklim üzerinde yaptığı olumsuz etkileri asgariye çekebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bu konuda ne yapabilirim ki diyenler için maddelerimiz saymakla bitmez. Örneğin balkonunuzda (bahçeniz varsa daha da güzel) saksı ya da küçük kasalar içinde minik biberler, domatesler, yeşil soğan ya da salatalıklar yetiştirmek hoşunuza gitmez miydi? Ya da bulaşık ve çamaşırlarınızı yıkamak için kendi doğal deterjanınızı yapmak? Bu konuda ihtiyaç duyduğunuz tarifleri internet üzerinden kolaylıkla sağlayabilirsiniz. Aynı şekilde krem, maske, tonik gibi kozmetik malzemelerinizi de tamamen doğal yollardan kendiniz üreterek çevreye dolaylı yollardan destek sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Başka bir üretim şekli de eskiyen eşyalarınızı atmadan önce dönüştürmenin yollarını aramaktır. Ya da bir eşya almak istediğinizde ikinci el ürünlere şans tanımak da geri dönüşümü desteklemek demektir. Geri dönüşümü her alanda gözetmek sürdürülebilir bir çevre için en iyi tavırlardan biri olacaktır, hemen birkaç tane daha sıralayalım: Çöpleriniz için kullanacağınız torbaları satın alırken doğada en hızlı kaybolacak olanlardan seçmek. Kızartma yağlarını kesinlikle lavaboya dökmemek. Bitmiş pilleri herhangi bir çöpe atmayıp, bu tür eşyaları değerlendirecek kurumlara ulaştırmaya çalışmak ve sık kullandığınız eşyalarınız için şarj edilebilir piller almak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kısa mesafelere araba kullanmadan yürüyerek gitmek ya da uzak mesafeler için toplu taşıma araçlarını kullanmak. Kullanıp atılabilenler yerine uzun ömürlü ürünler tercih etmek, örneğin kâğıt havlu yerine dokuma kumaşlar kullanmak. Kapı ve pencerelerinizin etrafına ısıyı içeride muhafaza etmesi için hava geçirmeyen bant takmak. İşte, gündelik yaşamınızda dikkat edeceğiniz bu gibi minicik detaylarla kimi zaman bütçenizi kimi zaman sağlığınızı ama en çok da havayı, suyu, toprağı, yani yaşadığımız dünyayı koruyarak bir kahramana dönüşebilirsiniz.

  • FARKLI KÜLTÜRLERDE RAMAZAN GELENEKLERİ

    Ramazan, milyonlarca Müslüman için yalnızca oruç ayı değil; aynı zamanda ibadet, dayanışma ve paylaşma ayıdır. Her toplum, kültürel zenginliği ve tarihî mirasıyla ramazanı kendine özgü bir şekilde karşılar. Sahur sofralarından iftar davetlerine, geleneksel yemeklerden manevi ritüellere kadar, dünyanın dört bir yanında “11 ayın sultanı” olarak anılan ramazan; şükür, empati ve birliktelik gibi değerleri yeniden hatırlatır. Bu yazımızda, farklı ülkelerin ramazan ayını nasıl karşıladığını ve bu mübarek ayı hangi geleneklerle yaşadığını okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mahya geleneğinin, Osmanlı Dönemi’nde 16. yüzyılın sonlarında Sultan I. Ahmet Dönemi’nde başladığı kabul edilir. İlk mahyayı yakan kişinin, ünlü hattat ve mahyacı Hâfız Ahmed Kefevî olduğu rivayet edilir. O dönemde kandillerle oluşturulan mahyalar, Osmanlı coğrafyasına hızla yayılmış ve ramazan gecelerinin vazgeçilmez bir parçası hâline gelmiştir. Mahyalarda genellikle Hoş Geldin Ramazan“, “Oruç Tut Sıhhat Bul“, “İyilik Yap“, “Allah Affeder gibi dinî ve toplumsal mesajlar verilir. Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte, LED ışıklar ve modern sistemler kullanılarak daha farklı tasarımlar da yapılmaktadır. Osmanlı’dan miras kalan bu gelenek, özellikle İstanbul’daki Sultanahmet, Süleymaniye ve Eyüp Sultan gibi büyük camilerde hâlâ yaşatılmaktadır. Artık elektrikli sistemlerle oluşturulsa da eski geleneksel ruhunu koruyarak ramazan gecelerinin vazgeçilmez simgelerinden biri olmaya devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mısır’da ramazan ayı, yalnızca derin bir dinî anlam taşımakla kalmaz, aynı zamanda renkli gelenekler ve toplumsal dayanışma ile dolu bir şekilde kutlanır. Bu özel ayın en tanınmış sembollerinden biri fanus, yani ramazan fenerleridir. Renkli cam ve metalden el işçiliğiyle özenle yapılan bu fenerler, ramazan ayında evleri, sokakları ve dükkânları süsleyerek şehirlere büyüleyici bir atmosfer kazandırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Chand Raat, Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’te ramazan ayının son gecesi, yani şevval ayının hilalinin görüldüğü gece olarak kutlanan özel bir gelenektir. Ramazan ayının bitişini ve Ramazan Bayramı’nın başlangıcını müjdeleyen bu gece, bir yandan ramazanın ruhani derinliği için şükretme zamanı, diğer yandan bayram hazırlıklarının en yoğun olduğu zaman dilimidir. Akşam saatlerinden itibaren çarşılar ve pazar yerleri renkli ışıklarla süslenir, insanlar yeni kıyafetler, aksesuarlar, ayakkabılar ve bayram hediyeleri almak için alışverişe çıkar. Neşeli kalabalıklar, süslenmiş sokaklar ve bayram coşkusu, bu özel geceyi unutulmaz kılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Irak’ta, kökleri çok eski zamanlara dayanan ve tam olarak ne zaman başladığı bilinmeyen bir ramazan geleneği, günümüzde de yaşatılmaya devam ediyor. İftar sonrasında Iraklı erkekler, “muheibe” adı verilen bir oyunu oynamak için kalabalık gruplar hâlinde bir araya gelir. Bu eğlenceli aldatmaca oyunu, kayıp bir yüzüğün kimin elinde olduğunu bulma üzerine kuruludur. Oyuncular, yüzüğü saklarken ya da bulmaya çalışırken yalnızca beden diliyle iletişim kurabilir, konuşmak yasaktır. Muheibe, ramazanın manevi atmosferinde dostluk bağlarını güçlendiren ve birlik duygusunu pekiştiren keyifli bir gelenek olarak Irak kültüründe önemli bir yer tutmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Haq Al Laila, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Körfez ülkelerinde kutlanan geleneksel bir bayram etkinliğidir. Ramazan ayının 13, 14 ve 15. günlerinde, çocuklar geleneksel kıyafetlerini giyerek büyük bir heyecanla kutlamalara katılır. Erkek çocuklar “kandura”, kız çocuklar ise süslemeli abaya veya renkli elbiseler giyerek “kharyta” adı verilen bez çantalar taşırlar. Mahalle mahalle dolaşarak evlerin kapılarını çalan çocuklar, “Haq Al Laila” şarkısını söyleyerek şeker ve kuruyemiş toplarlar. Ev sahipleri, kapılarına gelen çocuklara ikramlarda bulunarak bu neşeli geleneğe katkıda bulunur. Haq Al Laila, toplumsal dayanışmayı ve paylaşım kültürünü pekiştiren renkli bir ramazan geleneği olarak yaşatılmaya devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Endonezya’da ramazan ayında gerçekleştirilen geleneksel arınma ritüeli “padusan”, ramazan ayının son günlerinde, Kadir Gecesi veya bayram sabahı gibi özel günlerde uygulanan bir temizlik ritüelidir. Padusan genellikle büyük nehirlerde, göllerde veya yerel halkın kutsal kabul ettiği su kaynaklarında gerçekleştirilir. İnsanlar, bu sulara girerek tüm yıl boyunca taşıdıkları negatif enerjiden ve günahlardan arındıklarına inanır. Sadece bireysel bir arınma değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı da güçlendiren bu gelenek, modern zamanlarda bile birçok bölgede coşkuyla uygulanmaya devam etmektedir.

  • NİKOLA TESLA

    Nikola Tesla, eğitimli bir mühendis, filozof ve fütürist olarak dünyayı derinden etkileyen fikirlere ve icatlara sahip bir mucit. Yaşadığı dönem olan 19. yüzyıl icatların çağı, Nikola Tesla da bu çağın ruhunu yakalamış ve ömrünü insanlık için yeni keşiflere adamış önemli bir isim. Annesinin mutfak işlerinde yardımcı olması için yumurta çırpıcı gibi küçük ev aletleri icat etmesi; Tesla’nın mucitlik serüveninde ilham kaynağı olurken, bu ilham, ilerleyen yıllarda onu önemli bir bilim insanına dönüştürür. İcatlarına yeterli kaynakları sağlamak ve gelişmekte olan dünyanın nimetlerinden faydalanmak adına yaşamına Amerika’da devam eden Tesla’nın bu zorlu mücadelede yalnız kaldığı dönemler de olur, tüm dünyanın dikkatinin üzerinde olduğu dönemler de… İnsanlığa iz bırakmak için ömrünü ve tüm servetini çalışmalarına aktaran bu önemli ismin yaşam hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tesla, 10 Temmuz 1856’da o dönem Avustralya İmparatorluğu sınırları içinde kalan Hırvatistan’ın Smiljan köyünde ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya gelir, kendisinden sonra bir kardeşi daha olur. Babası rahip olan Tesla’nın annesinden aldığı düşünülen mucitlik geni daha o yaşlarda kendini belli eder. Kitap okumaktan hoşlanan Tesla, okuduklarını hafızasında tutma konusunda oldukça başarılıdır. Ancak çocukluk yıllarına kara bulut gibi çöken bir kaza, Tesla’nın içe kapanık bir insan olmasına sebep olur. Tesla henüz beş yaşındayken abisinin attan düşerek öldüğü kazada, Tesla atı korkuttuğu için kazadan sorumlu tutulur. İlkokul yıllarında aritmetik, Almanca ve din dersleri alan bu mucit çocuk, altı yaşındayken kendi su çarkını yapar. Dâhi insanların sahip olduğu garipliklerden payını alan Tesla’nın ilginç olan davranış kalıpları vardır. Kimsenin saçına dokunamaz, parlak cisimlere zaafı vardır. Daha iyi bir ortaokul eğitimi almak için Hırvatistan’ın çağdaş ve gelişmiş şehirlerinden biri olan Karlovac’da yatılı okur. İntegral sorularını kafasından çözen Tesla, dört yıllık eğitimini üç yılda tamamlayarak 1873’te mezun olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tesla, kendi anılarında fizik hocası sayesinde elektriğe ilgisi olduğunu anladığını yazar. Gizemli olayların arkasında bu harika kuvvetin olduğunu düşünen Tesla, mezun olduktan sonra tekrar ailesinin yanına döner ancak bu defa da koleraya yakalanır. Ölümden döndüğü ve dokuz ay süren hastalık sürecinde oğlunun ölümünden korkan babası, Tesla’ya onu en iyi mühendislik okulunda okutacağına dair söz verir. Oysaki babanın en büyük arzusu oğlunun kendi gibi rahip olmasıdır. Savaş yıllarında her gencin harbe çağrıldığı bir dönemde, başka hedefleri olan Tesla, kaçak hayatı yaşamaya başlar. Ormanlarda avcı kıyafeti ile yaşamaya çalışan Tesla, o dönemde dağları ve doğayı keşfeder. Bu keşfin kendisini fiziksel ve zihinsel olarak daha güçlü bir insan yaptığını belirten Tesla, bu dönemde bolca kitap okur ve mucizevi bir şekilde hastalığı da iyileşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dağlarda geçen bir senenin sonunda 1975’te, Avusturya’daki Politeknik Enstitüsünde eğitim hayatına devam eden Tesla, hiçbir dersi kaçırmaz ve okulun en yüksek notlarını alır. Teknik fakülte dekanından ailesine övgü dolu tebrik mektupları gönderilir. 1879’da babasının vefatından sonra bunalıma giren genç dâhi, kumar bağımlısı olur ve bursunu kaybeder. Ancak şansı yaver giden Tesla, kumardan kazandığı parayla ailesinden eğitim için aldığı parayı iade eder ve bu kötü alışkanlığı ölünceye değin bırakır. Eğitim hayatına devam etme arzusunda olan Tesla, sınavlara hazırlanamadığı için geçer not alamaz ve bu durum okulu bırakmasına neden olur. Tesla hiçbir zaman üniversiteden mezun olamaz. Kariyerine 1881’de Budapeşte’deki bir telefon şirketinde elektrik mühendisi olarak devam eden Tesla, Amerika’ya göç etmeden önce bir süre de Paris’teki Continental Edison Company’de çalışır ve dinamo tasarımları yapar. 1883’te çalışmalarına yeterli desteği bulamadığı için kendisine teklif edilen işi kabul eder ve 1884’te New York’a taşınarak “Edison Machine Works” şirketinde çalışmaya başlar. 28 yaşında ABD’ye giden Tesla’nın yanında sadece birkaç madeni para, şiirleri, çizimleri ve Avrupa’da amiri ve aynı zamanda Edison’un arkadaşı olan Charles Batchelor tarafından yazılan tavsiye mektubu vardır. Mektupta “İki büyük adam tanıyorum. Biri sensin, diğeri ise karşında duran bu genç adam,” yazar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Edison ile çalışmaya başlayan Tesla, Edison’un çalışkanlığı, azmi ve ustalığından çok etkilenir. DC dinamolarını geliştireceği tasarım için 50.000 dolara anlaşan Tesla, aylarca süren deneylerden sonra tasarımı tamamlar ancak Edison’dan vaat edilen parayı alamaz. 6 ay süren bu çalışma macerasından sonra Edison ile yollarını ayırmaya karar verir. Edison’ın biyografisinde bu durumla ilgili, Tesla’nın AC patentlerini Edison’a 50.000 dolara satmaya çalıştığı, bunun üzerine Edison’un gülerek bu teklifi reddettiği yazmaktadır. Edison’un şirketinden ayrıldıktan sonra üzerinde çalıştığı ark aydınlatma sistemlerinin patentini almaya çalışan Tesla, kendi kuracağı şirketi finanse etmesi için iş insanları Robert Lane ve Benjamin Vail ile anlaşır. 1885’te New Jersey’de “Tesla Electric Light and Manufacturing Company” adlı şirketini kurar. Tesla, yeni alternatif akım motorları ve elektrik iletimi donanımları hakkındaki çalışmalarının patentini almak için çabalasa da iş ortakları onu yarı yolda ve beş parasız bırakır. Yaşadığı hayal kırıklığı ve parasızlıkla çeşitli elektrik ve hendek kazma gibi işlerde çalışarak hayatını kazanmaya çalışır. O dönem için Tesla, “korkunç baş ağrıları ve acı dolu gözyaşları” yazar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1887’de Amerikalı girişimci George Westinghouse’dan şirket kurmak için fon alan Tesla, Edison’un doğru akım sistemiyle rekabet edebilmek için DC jeneratör üzerine çalışır ve bu jeneratörler rakiplerinden daha dayanıklı, verimli ve ucuz olmasıyla dikkatleri üzerine çeker, bolca övgü alır. Tesla bu asenkron motor tasarımı ile 1888’de Westinghouse Company adına lisans almayı başarır. 1891 tarihinde Tesla, 35 yaşındayken Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olur. Aynı sene kendi ismiyle anılan “Tesla Bobini”nin patentini alır. Bu dönemde işleri yoluna koymayı başaran Tesla, 1893’te Kristof Kolomb’un Amerika yolculuğunun 400. yıl dönümü şerefine düzenlenen Şikago’daki dünya fuarında alternatif akımı tanıtır. Bugün hayatımızda olan birçok buluşun sergilendiği ve mucitlerin bir araya geldiği fuara dünyanın dört bir yanından insanlar katılmaktadır. Fuar, Tesla’nın alternatif akımın güvenilirliği konusundaki şüphelerin ortadan kalkmasını sağlar ve alternatif akımın sorunsuz çalıştığını insanlara gösterme şansı bulur. Ancak talihsizlikler peşini bırakmaz; 1895’te New York’taki laboratuvarı yanan Tesla’nın tüm tasarımları, notları, patentleri de yangında yok olur. Yıllarca emek verdiği çalışmaların yanmasıyla depresyona giren Tesla, şehir değiştirir ve bu yeni şehirde “kablosuz ağ” fikrine yoğunlaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Talihsizlikler peşini bırakmasa da çalışmalarını daha da yoğunlaştırarak finans kaynağı arayışına giren Tesla, dönemin ünlü yatırımcısı J.P. Morgan ile görüşerek New York’ta yeni bir laboratuvar kurmak için anlaşır. Aynı sene 50 mil uzakta bulunan bir noktaya radyo sinyali iletmeyi başarır ve 1897’de patent başvurusu yapar. Kablosuz iletişim sağlaması açısından büyük önem taşısa da bir sene önce Guglielmo Marconi radyonun patentini aldığı için Tesla yine hayal kırıklığına uğrar ve Marconi’nin kendi fikirlerini çaldığını iddia eder. Tesla, sonraki yıl, verici istasyonlarının bireysel alıcılar aracılığıyla haber toplayıp yayınlayacağını öngördüğü “Dünya Telgraf Sistemi” önerisi ile gelmiştir ancak Tesla’nın bu radyo fikri uygulanabilir görülmez ve laboratuvarını destekleyen J. P. Morgan finans desteğini çeker. Tesla’nın son yılları yoksulluk içinde geçer ve 7 Ocak 1943’te hayata veda eder. Ölümünden 6 ay sonra Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi telsizin patentini Tesla ile birlikte John Stone ve Oliver Lodge’e geri verir. İletişim ve elektrik alanında önemli ilerlemeler kaydeden, projelerini hayata geçirmek için canla başla çalışan, azimli ve başarılı bir mucit olarak hatırlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Para yönetimi konusunda mucitliği kadar başarılı olamayan Tesla, hayatının son yıllarını borçlarından kaçmak için sürekli otel değiştirerek geçirmek zorunda kalır. 86 yaşındayken New Yorker Oteli’nin bir odasında kalp yetmezliği nedeniyle hayata veda eden Tesla’nın beslenme alışkanlıkları da o dönem için sıra dışı sayılır. Vejetaryen olan Tesla, yaşamı boyunca nazik bir insan olarak anılsa da çok çabuk öfkelenmesi de başka bir özelliğidir. Ölmeden önce “Teleforce” silahı adını verdiği bir çalışma yürütmekte olan Tesla’nın ölümünden iki gün sonra Federal Araştırma Bürosu, Yabancı Mülkiyet Sorumlusu’na Tesla’nın eşyalarına el koymasını emreder ve bütün çalışmalarına ABD hükümeti tarafından el konulur. Floresan, radar, MRI, Nikola Tesla’nın teorilerinden yola çıkılarak hayat bulmuş projelerdir. 1952’de yeğeninin ısrarı üzerine Tesla’nın sahip olduğu tüm mülkü, N.T. olarak işaretlenen 80 sandıkla Belgrad’a gönderilir. 1957’de külleri de gönderilen Tesla’nın külleri, kişisel eşyalarının da bulunduğu Nikola Tesla Müzesi’nde mermer bir kaide üzerinde sergilenmektedir.

  • 8 Maddede Terzilik ve Terzilik Terimleri

    8 Maddede Terzilik ve Terzilik Terimleri

    Günümüzde çoğunluk hazır giyimi tercih etse de, yakın geçmişe dek tüm kıyafetler terzilerin elinden çıkardı. Özenle seçilen kumaşlar terziye götürülür, provalar alınırdı. Üstelik yakın zaman dek hemen herkes kendi söküğünü dikecek, eskiyen kıyafetlerini tekrar değerlendirebilecek kadar bu zanaata hâkimdi. İşte bu içeriğimizde bazılarımızın hâlâ adı gibi bildiği bazılarımızın ise pek de aşina olmadığı terzilik terimlerini listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kumaşın üzerine süsleme amacıyla başka kumaşlar dikilmesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Estetik amaçla kullanılan kumaş kıvrımları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Giysilerin üzerine dikilen süslü şeritler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Renkli ve desenli dokunmuş kumaş…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şapkanın tepe bölümü…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ceketin veya tişörtün üst düğme ile yaka arasında kıvrılan kısmı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Pileli etekten tanıdığımız kumaş kıvrımları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kumaş veya dantelden yapılan süsler…

  • GÖKYÜZÜNÜ FETHEDEN HÜKÜMDAR ULUĞ BEY

    Türk-Moğol kökenli bir hanedanlık tarafından yönetilen Timur İmparatorluğu’nun hükümdarlarından Uluğ Bey, sadece hükümdarlığıyla değil, aynı zamanda bilimsel çalışmalarıyla da tarihe geçmiştir. Bilim ve astronomi alanında derin izler bırakmış bir bilgin olarak Ay’daki bir kratere ismi verilmiştir. Semerkant’ta inşa ettirdiği rasathane ve hazırladığı “Zîc-i Uluğ Bey” adlı eseri ile gökyüzü haritalarına ve bilim dünyasına öncülük eden Uluğ Bey’in hayatını ve bilime katkılarını yazımızda derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1394 yılında Azerbaycan’ın güneyindeki Sultaniye kentinde dünyaya gelen Timur İmparatorluğu’nun dördüncü sultanı, Türk matematikçi ve astronomi bilgini Uluğ Bey’in babası İmparator Timur’un küçük oğlu Şâhruh, annesi Gevher Şad’dır. Tam adı Mirza Muhammed Taragay bin Şâhruh olan büyük Türk-İslam bilgini, matematikçi, astronom ve Timur İmparatorluğu’nun önemli bir hükümdarıydı. Timur’un en sevdiği torunu olan Uluğ Bey, çocukluk yıllarında iyi bir eğitim almış; matematik, astronomi, tarih ve edebiyat gibi alanlarda büyük bilgi birikimi kazanmıştır. Genç yaşta dedesi Timur’un seferlerine katılarak imparatorluk yönetimine dair tecrübe kazanmış, devlet idaresindeki sorumluluklarını öğrenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Uluğ Bey, dönemin kültürel ve entelektüel merkezi olan Timur İmparatorluğu’nun başkentlerinden Semerkant’ta yetişmiştir. Küçük yaşlardan itibaren matematik, astronomi, bilim ve felsefe eğitimi alarak geniş bir entelektüel birikim kazanmıştır. Babası Şâhruh tarafından 1409 yılında Maveraünnehir valisi olarak görevlendirilmesi, onun bilimsel çalışmalarını daha da derinleştirmesine ve Semerkant’ı bir ilim merkezi hâline getirmesine zemin hazırlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    O dönemde Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ı kapsayan Maveraünnehir, İslam uygarlığının en gelişmiş bölgelerinden biriydi. Özellikle Semerkant ve Buhara, dönemin en önemli kültür ve bilim merkezleri arasında yer alıyordu. Timur İmparatorluğu Dönemi’nde ekonomik ve kültürel gelişimi hızlanan Maveraünnehir şehirleri, 15. yüzyılın başlarından itibaren Timur hükümdarı Şâhruh ve Uluğ Bey’in izlediği politikalarla altın çağını yaşadı. Başta Semerkant olmak üzere bu bölgede inşa edilen çok sayıda cami, medrese, han, hamam ve sarayların arasında Uluğ Bey Medresesi önemli bir yere sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dinî ilimlerle birlikte diğer ilimlerin de okutulduğu medresede, dönemin bilim insanları hem ders vermiş hem de aritmetik, cebir, geometri ve astronomi alanında eser ve buluşlar üzerine çalışmıştır. Uluğ Bey, dönemin ünlü astronomları Ali Kuşçu, Kadızâde-i Rûmî, Gıyâsüddîn Cemşid el-Kâşi gibi İslam dünyasının en başarılı âlimlerini, sanat ve edebiyatçılarını kurduğu medreseye davet ederek, çalışmalarını gerçekleştirebilmeleri için gerekli olan tüm imkânları sağlayarak, Semerkant’ı bilim ve kültürün merkezi hâline getirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Uluğ Bey’in en büyük katkılarından biri 1421 yılında inşa ettirdiği rasathanedir. Bu rasathane, sadece İslam dünyasının değil, dönemin en gelişmiş gözlemevlerinden biri olmuştur. Bursalı astronom Kadızâde-i Rûmî’nin yönetiminde faaliyet gösteren rasathane, teleskop icat edilene kadar tüm dünyada astronomiye yön veren çalışmaların yürütüldüğü bir bilim merkezi hâline gelmiştir. Burada Güneş, Ay, çıplak gözle görülebilen beş gezegen ve yıldızlara dair kapsamlı gözlemler gerçekleştirilmiş; bu gök cisimlerinin konumları ve hareketleri titizlikle tablolar hâlinde kaydedilmiştir. O döneme kadar hazırlanan gökyüzü katalogları yeniden düzenlenmiş, Güneş ve Ay tutulmalarına dair önemli veriler elde edilmiş, takvimler hazırlanmış ve şehirlerle bölgelere ait coğrafi koordinatlar hassas bir şekilde hesaplanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    13. yüzyılın önde gelen astronomu, matematikçisi ve filozofu olan, Kopernik ve Kepler gibi batılı astronomları etkilemiş, Nasîrüddîn-i Tûsî tarafından yazılan ve dönemin en önemli astronomi eserlerinden olan “Zîc-i İlḫânî” kitabında gördüğü ölçüm hatalarını ve eksiklikleri düzeltecek kadar bir yetkinliğe ulaşan Uluğ Bey, Kur’an-ı Kerim’i yedi kıraat üzere okuyacak kadar kıraat ilmine de hâkimdir.

     

    40 yıl süren başarılı devlet yöneticiliğinin yanı sıra, çağının ötesinde bir matematikçi ve astronom olarak kabul edilen Uluğ Bey, 1437-1440 yılları arasında tamamlanan ve rasathanesindeki gözlemlerin sonuçlarını içeren “Zîc-i Uluğ Bey” adlı eseriyle bilim dünyasına önemli bir miras bırakmıştır. Farsça kaleme alınan bu eser, daha sonra Arapça, Türkçe ve Avrupa dillerine çevrilmiş ve yüzyıllar boyunca temel bir astronomi kaynağı olarak kullanılmıştır. İçindeki bazı bilgiler zamanla geçerliliğini yitirse de pek çok gök bilimsel veri günümüzde hâlâ ders kitaplarında yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Babası Şâhruh’un vefatının ardından Timur İmparatorluğu’nun başına geçen Uluğ Bey, hükümdarlığı boyunca adalet ve refahı sağlamaya çalışırken bilimsel ve kültürel gelişmelere de büyük önem vermiştir. Özellikle Semerkant’ta kurduğu rasathane ve hazırlattığı Zîc-i Uluğ Bey adlı astronomi cetveli, gök bilimine yaptığı en değerli katkılar arasında yer alır. Uluğ Bey’in astronomiye olan katkıları, modern bilim çevreleri tarafından da unutulmamış ve 1830 yılında Alman astronom Johann Heinrich von Mädler tarafından Ay’ın kuzeybatısında bulunan bir kratere Uluğ Bey’in adı verilmiştir. Bu onurlandırma, Uluğ Bey’in yalnızca büyük bir hükümdar değil, aynı zamanda bilim dünyasına yön veren bir bilgin olarak da tarih sahnesindeki eşsiz yerini ebedîleştirmiştir.

  • SOKAK HAYVANLARI NE İSTER?

    SOKAK HAYVANLARI NE İSTER?

    Onların olmadığı bir dünyayı düşünmek bile sıkıntı verici öyle değil mi? Tüyleri, patileri, bakışları, oyunları derken bir bakmışsınız hayatınıza sevgi, şefkat, iyilik, neşe katmışlar. Peki biz onların hayatına ne katabiliyoruz? Hazır 4 Nisan Sokak Hayvanları Günü de gelmişken minik dostlarımızla empati yapmanın tam zamanı… Sahiden de akıllarından neler geçiyor olabilir ki?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”-Selin Abla yine mamayla donatmış kaldırımı dediler, oraya gidiyorum, ne oldu ki?” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”-Tüylerim uzun diye ben üşümüyor muyum? Biraz ilgi beklediğimi anlamalılar. ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”-Biri Selim Abi’ye söylemeli hamurlu yiyecekler verilmemesi gerekiyor bana…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”-Farkında mısın? Beni sahiplendiğinden beri daha sevgi dolu biri oldun sen.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”-Merak etmeyin çocuklar Ahmet Abi bizi bırakmaz, büfeyi açar birazdan… ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”-Asla ilk kaçıran ben olmam gözlerini… Bu oyunu hep kazanmışımdır.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”-Yaşasın birileri geliyor… Geçerken başımı okşarlar mı acaba?” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”-Çok şey mi istedik? Biraz sevgi, biraz ilgi, biraz da yaş mama… Hadi kuru olsun…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”-Neymiş efendim bu saatte havlanmazmış! Şu manzara karşısında nasıl susacaksın?” title_font_size=”13″]
  • Türkiye’nin Kuzeybatı Ucundaki Rengârenk Trakya Kültürü

    Türkiye’nin Kuzeybatı Ucundaki Rengârenk Trakya Kültürü

    “Trakya kültürü” dediğimizde anlaşılan ile “Trakya coğrafyası”nın farklı olgular olduğunu biliyor muydunuz? Coğrafya olarak Türkiye Trakyası (ki Bulgaristan ve Yunanistan Trakyası da bulunmakta) içine Çanakkale’yi de alan Avrupa Kıtası’ndaki ülkemiz topraklarına deniyor. Fakat biz listemizde Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ’ı kapsayan Trakya kültüründen bahsedeceğiz. Şivesinden, eğlencesinden, yemeğinden…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    tekirdağ

    Şöyle bir örnek verelim: “ayır ayır, iç söylediğin işleri alletmez olur muyum asan abi!” Alfabedeki “H” harfinin samimiyetle yutulmasıyla oluşur Trakya şivesi. Samimiyet ve kalenderlikle…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Biz “dabruka” diyelim, zihninize 9/8’lik melodi geliversin. Ülkenin batısına ait bu ritme en doğu ucunda yaşayanımız bile hâkimdir. 9/8’lik başlamasın yeter ki… Dum trak dum dum trak… Dum trak dum dum trak…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    festival

    Kadim Anadolu’nun mevsimlik bayramı Hıdırellez hayatta bir kere olsun Trakya’da kutlanmalı… Mayıs ayının 5 ve 6’sında Kırklareli’nde, Edirne’de ateş etrafında en renkli, en eğlenceli günler yaşanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Her yıl haziran sonu temmuz başına denk gelen günlerde pehlivanlar Edirne’deki Kırkpınar meydanına çıkar ve izlemeye gelenleri tek tek selamlarlar… Artık kim kimi yenerse…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    mimar sinan

    Önemli yapıların adresidir Trakya… Büyük mabetlerin özellikle… Edirne’de ülkenin en büyük sinagogu vardır mesela ve Koca Sinan’ın Selimiyesi… Kırklareli’nde Üsküp Kilisesi, Edirne’de Sveti Georgi Bulgar Kilisesi, Eski Camii, Meriç Köprüsü ve daha neler neler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ayçiçekleri Trakya bölgesine girdiğinizde sizi karşılayacak sarışın kültürel elçilerdir. Trakya panoraması ayçiçek ve buğday tarlalarından, alçak tepelerden ve geniş arazilerden müteşekkildir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Trakya mutfağında Tekirdağ köftesi her zaman ilk üçtedir. Osmanlı mutfağından yadigâr elbasan tavayla, yine tavada kendini bulan yaprak yaprak doğranmış Edirne ciğeri de Trakya’nın diğer gözde yemekleridir.

  • İLK TÜRK YEMEK KİTABI MELCEÜ’T-TABBÂHÎN

    Osmanlı mutfak kültürünün zenginliğini ve zarafetini yansıtan ilk yazılı kaynaklardan biri olan Melceü’t-Tabbâhîn, Türk yemek tarihinin en kıymetli eserlerinden biridir. 19. yüzyılın ortalarında Mehmed Kâmil tarafından yazılan bu eser, sadece bir yemek kitabı değil, aynı zamanda dönemin toplumsal yaşamını ve mutfak alışkanlıklarını anlatan önemli bir kaynaktır. Osmanlı coğrafyasındaki yemek kültürünün yazılı bir kaydı olarak Melceü’t-Tabbâhîn, hem Osmanlı hem de Türk mutfağına dair sayısız tarifin yanı sıra yemek yapma ve sunma geleneği hakkında da bilgiler sunar. Bu yazıda, ilk Türk yemek kitabı olarak kabul edilen bu değerli eserin içeriğini, tarihsel önemini ve mutfak kültürümüz üzerindeki etkilerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin ilk modern tıp okulu olan Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane’nin hocalarından Mehmed Kâmil’in yazdığı ilk yemek kitabı, 1844’te taş baskı olarak yayımlanmıştır. Yemek kültürüne katkısı büyük olan Mehmed Kâmil, eski yemek risalelerini inceleyerek nadir ve lezzetli yemeklerin fazla kısımlarını çıkarmış, 12 bölümden oluşan kitabına salata, turşu, tarator gibi meze türünden yiyecekler eklemiş ve eserine “aşçıların sığınağı” anlamına gelen “Melceü’t-Tabbâhîn” ismini vermiştir. Ayrıca, tariflerde kullanılan ölçüler, eski Osmanlı ölçü sistemine göre verilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kitap hem klasik hem de çağdaş mutfağa özgü yemek tariflerini içermektedir. Mehmed Kâmil, eski yemek risalelerini dikkatle inceleyip bu kaynaklardan seçkin tarifleri derlemiş, aynı zamanda kendi deneyimlediği tarifleri de ekleyerek eserin içeriğini zenginleştirmiştir. Bu kitabıyla hem Osmanlı mutfak kültürünü derinleştirmeyi hem de yanlış pişirme tekniklerini düzeltmeyi amaçlamıştır. Melceü’t-Tabbâhîn, yemek tariflerinin yanı sıra Osmanlı mutfağının pişirme yöntemleri, kullanılan malzemeler ve yemeklerin hazırlanış biçimleri hakkında da ayrıntılı bilgiler sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kitabın birinci bölümü, “Fasl-ı Evvel”, beş farklı çorba tarifinden oluşur: Nohut çorbası, balık çorbası, tarhana çorbası, terbiyeli ciğer çorbası ve ekşili çorba. İkinci bölümde; kebap çeşitleri ile koyun, kuzu ve balık etinden yapılan külbastı gibi yemeklerin tarifleri yer almaktadır. Bu bölümde 22 çeşit kebap tarifi bulunmaktadır. Üçüncü bölüm; yahni, köfte ve büryan yemeklerinden oluşur. Beyaz yahni, yaka yahnisi, uskumru balığından yapılan papaz yahnisi ve maydanozlu sıkma köfte gibi 31 farklı yemek tarifi içerir. Dördüncü bölümde, 11 çeşit tava tarifi yer almaktadır. Et tavası, hamsi tavası ve istiridye pilakisi gibi tarifler detaylıca anlatılmıştır. Beşinci bölüm, 21 çeşit börek tarifinden oluşurken; altıncı bölümde musanna kaymak baklavası, kadın göbeği, kadife, yağsız kadayıf, fodula kadayıfı, sabuniye helvası, lamunya helvası, güllabiye ve cızlama gibi 44 farklı hamur işi tatlı tarifi bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yedinci bölümde, tavukgöğsü, elmasiye, süzme saray aşuresi ve güllaç paludesi gibi 15 farklı sütlü tatlı tarifi yer almaktadır. Sekizinci bölüm, 26 çeşit bastı tarifini içermektedir. Bunlardan bazıları kabak bastı, herîse, yalancı keşkek, patlıcan kayganası ve sebzevat olarak sıralanır. Dokuzuncu bölümde, zeytinyağlı ve sade yağlı dolmalar; onuncu bölümde pilavlar; on birinci bölümde hoşaflar; son bölümde ise kahve içmeden önce tüketilen tatlı tarifleri bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mehmed Kâmil Efendi, kitabında dönemin aşçılarının çoğunlukla eski yemek tarifleriyle sınırlı kaldığını, yeni yemekler hazırlamakta yetersiz olduklarını eleştirmektedir. Bu durumdan duyduğu rahatsızlık, onu bu eseri kaleme almaya yöneltmiştir. Kitapta yer alan yemek tarifleri, yemeğin keyfini ve inceliklerini bilen, lezzet ve estetik değerine önem veren kişiler için hazırlanmıştır. Ancak, günlük yaşamını sade bir şekilde sürdüren, basit yemeklerle yetinen ve bu alana özel bir ilgisi olmayanlar için kitabın bir gereklilik taşımadığını da özellikle vurgular. Eserde, İslam’ın yemekle ilgili kuralları ve nasıl hazırlanmaları gerektiği konusuna da yer verilmektedir. Böylece kitap, yalnızca yemek tarifleri sunmakla kalmaz; aynı zamanda yemek kültürünün dinî ve sosyal bağlamını da ele alarak geniş bir perspektif sunar.

  • GİRİŞİMCİLER İÇİN SOSYAL MEDYA TÜYOLARI

    Bir zamanlar eğlence aracı olan internet, günümüzde bütün alanlarda varlığını sürdürüyor. Tüm dünyadan milyonlarca kullanıcısı olan sosyal medya platformları sadece kişisel hesapların değil, kurumların ve markaların da varlık gösterdiği önemli bir alan haline geldi. Birçok kullanıcının kendi küçük atölyesinde ürettiklerini dünyanın öbür ucuna pazarlayabilmesi de yine internet sayesinde mümkün. Kısaca artık ticari kazancın internetsiz düşünülemeyeceği bir çağdayız. Peki sosyal medyayı kullanarak ticaret yapmanın püf noktaları neler? Sanatsal, toplumsal ya da ticari bir girişim için listelediğimiz sosyal medya tüyolarını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Başarılı bir girişimci olmak için planladığınız işin sürdürülebilir olması ve sizin bu işi yaparken mutlu hissetmeniz gerekir. Hoşlandığınız şeyler ile yetenekli olduğunuz alanlar farklı olabilir. Öncelikle ne istediğinizi ve neyi hedeflediğinizi tespit etmelisiniz. Kuracağınız işin gereklilikleri ile sizin kapasiteniz örtüşmeyebilir. Bu tür pürüzlerin önüne geçmek için en iyi olduğunuz konuları belirleyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sosyal medya platformlarında ürününüzün doğru kitleye ulaşması çok önemlidir. Sizin ürün veya hizmetinize ilgi duymayan takipçiler yerine, nokta atışı yaparak potansiyel müşteri haline gelecek hedef kitle belirlenmelidir. Yüksek kullanıcı sayısı olan ancak sizin girişimlerinize ilgi duymayan takipçiler sizin için bir anlam ifade etmeyecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sosyal medya platformlarında ürününüz kadar rakiplerinizin durumu da önemlidir. Elbette rakiplerinizin aksiyonlarını kopya etmenizi tavsiye etmiyoruz ancak rakiplerinizin takipçi sayısı, pazarlama stratejisi, takipçilerin yoğunlaştığı ürünler gibi bilgiler sektörün nabzını yoklamanız açısından faydalı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Girişimciler sosyal medya platformlarında izleyecekleri yolu oluştururken öncelikli olarak bir sosyal medya stratejisi geliştiriyor ve bu stratejiler sayesinde amacına ulaşıyor. Sosyal medya stratejisini oluştururken; aktif olarak üretilen içerikler ve bu içeriklerin günün hangi saati paylaşılması gibi konular önem kazanıyor. Sosyal medya pazarlama stratejisinde kişisel markanızı veya işinizi tanıtan, sosyal medya ağlarını sizin yararınıza nasıl kullanacağınıza dair hedeflerin açıkça tanımlanmış olması gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bir zamanlar eski okul arkadaşımızı bulmak için kullandığımız sosyal medya platformları bugün ciddi ticari işletmelere dönüşmüş durumda. Elon Musk’ın Twitter’ı satın almasından sonra ‘mavi tık’ı ücretli hâle getirmesi bunun en güzel kanıtı. Sosyal medya platformlarından oluşturacağınız pazarlama hamleleri için hedef kitlenize uygun reklam ve pazarlama çalışmaları yapabilirsiniz. Bunun için az da olsa bir bütçe ayırmanız sizi rakiplerinizden bir adım öne taşıyacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Stratejinizi, hedef kitlenizi ve bütçenizi belirledikten sonra atacağınız önemli bir adım da sosyal medya platformları arasındaki farklılıkları belirlemek olacaktır. Çünkü verdiğiniz ürün ya da hizmetin kapasitesi her sosyal medya platformu üyesi için uygun olmayabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İş dünyasında başarıya ulaşmış insanların verdiği tavsiyelerin başında risk almak geliyor. Başarıya ulaşılan yolda konfor alanından çıkarak yeni deneyimler elde etmek oldukça önemli. Karşılaştığınız belirsizlik ortamı kısa vadede stres yaratabilir ancak bu riskli adım atılmadığı sürece girişiminiz bir nihayete eremez. Burada önemli olan ulaşılabilir ve mantıklı risklerin peşinden koşmaktır. Hayallerinizin peşinden koşmak yerine, projeye dönüşmüş fikirlerin ardından gitmek daha mantıklı olacaktır. Yine de bilmediğiniz bir alanı deneyimlemenin sizi bir sonraki hamlenizde daha bilge yapacağını unutmayın.

  • ÜLKELER VE GELENEKSEL SPORLARI

    Her ülkenin kendine ait kültürel ögeleri bulunur: Yemekleri, iklimleri, müziği, doğası, coğrafi yapısı ve iklimleri farklılık gösterirken; spor dalları da bu farklılıklardan ötürü kendine has kurallar ve branşlar geliştirmiştir. Yazımızda yedi farklı ülkenin geleneksel spor dallarını okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Beyzbol Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en yaygın iki spordan biridir. 19. yüzyıl ortalarından itibaren Amerika’da oynanmaya başlanmış ve kısa sürede ülke genelinde popüler hâle gelmiştir. Takımların stratejik hamlelerle birbirine üstünlük kurmaya çalışmasına dayanan bir oyun olan bu spor, beyzbol topu ve sopası ile oynanır. Sporcularının genellikle yüksek fiziki güce ve yüksek stratejik zekâya sahip olmaları gerekir. Beyzbol sporunda maçlar dokuz devreden oluşur. Devrelerin ilk bölümüne “top” ismi verilirken ikinci bölümüne “bottom” denilmektedir. Her devrede bir takım atak, diğeri defans pozisyonuna geçmektedir ve dolayısıyla beyzbolda iyi savunma yapmak en önemli amaçtır. Her ne kadar oyun defansa dayalı olsa da beyzbolda en fazla atak ve koşu yapan takım kazanmaktadır. Beyzbolda atıcı, tutucu, birinci kaleci, ikinci kaleci, üçüncü kaleci, kısa mesafe kesici, sol dış saha oyuncusu, orta dış saha oyuncusu ve sağ dış saha oyuncusu bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Capoeira; dans, müzik ve akrobatik hareketlerle oluşan bir savunma sanatıdır. Tam olarak hangi zaman diliminde ortaya çıktığı net bir şekilde bilinmemekle birlikte, ana vatanı Afrika olarak bilinir. Kölelik döneminde gizli bir şekilde gelişen bu spor dalı köle olarak Avrupa’ya taşınan Afrikalılar tarafından önce Portekiz ve İspanya’ya, ardından da Brezilya’ya taşınmıştır. Brezilya’da oldukça sevilen bu spor dalı, seneler içerisinde bu ülkenin geleneksel sporu haline gelmiştir. 1890’lardan sonra özgürlük mücadelesini kazanan Afrika kökenli sporcular bu spor sayesinde devlet kurumlarının önemli isimlerinin koruması olarak görev almış, hızla popülerleşmesi ile eğitim merkezleri kurulmuştur. Ancak 1932’ye kadar ölümcül ve tehlikeli olduğu belirtilerek yasaklanan bu spor dalı, gizli eğitimlerle “Mestre” yani bu sporun en yüksek mertebesine erişen Mestre Bimba’nın ısrarlı çalışmaları neticesinde ülke genelinde resmileşmiştir. Capoeira, müzik eşliğinde yapılır ve müzik ritmi arttıkça sporun sertliği de artar. Mestreler tarafından geliştirilen, özel stilleri bulunan capoeira’nın en popüler stili ise Mestre Bimba tarafından geliştirilen stilidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çin’in geleneksel savunma sanatı olan Wushu’nun kelime anlamı; “güç iş”, “zor teknik” anlamına gelmektedir. Saldırı ve savunma sanatlarının akrobasi ve baleye benzer hareketlerle kombinasyonundan oluşan bu spor dalı, uyumlu bir beden ve ruhun neticesinde başarılı bir şekilde uygulanabilmektedir. Wushu’da denge, solunum egzersizleri, esneklik, düşünce, pratik zekâ ve meditasyon önemlidir. Bu sporu icra eden ustalar, bu çalışmalarını bir yaşam stili, kültürü olarak ifade eder. Yüzlerce wushu stili bulunan bu spor dalı, 1949’dan sonra gösteri sporu olarak özellikle devlet törenlerinde sergilenmeye başlanmıştır. Günümüzde 83 ülkede federasyonu bulunan bu spor dalı, insana zarar verme amacı gütmemektedir. İnsanın vücut yapısını geliştirmeyi ve savunma niteliğindeki saldırı kabiliyetini yükseltmeyi amaçlamaktadır. Wushu, Çin halkı ve Çin geleneksel kültürünün özünü yansıtan bir spordur. Yani Wushu, sadece sıradan bir spor dalı değil, aynı zamanda Çin’in milli sporu ve Çin halkının akıl eseri olarak, bir açıdan da Doğu’nun milli kültürünü yansıtmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı İngiltere olan ragbi, dünya genelinde yaygın olmasa da Birleşik Krallığa ait ülkelerden Avustralya, Yeni Zelanda, Galler, İrlanda, İskoçya ve Fiji’de oldukça popüler bir spor dalıdır. Ragbi oyunu ilk kez 19. yüzyıl başlarında İngiltere’nin Ragby şehrinde yer alan “Rugby School” isimli okulda oynanmaya başlanmıştır. 1823’te okulun öğrencisi William Webb Ellis’in futbol oynarken ragbi topunu eline alarak sayı yapmasıyla ragbi sporu ortaya çıkmış, 1845’te de kuralları yazılı hâle gelmiştir. Ragbi, iki takım arasında oval topun hem el hem de ayaklar ile kontrol edilerek oynanmasına dayalı bir spordur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Troyka, Rusya’ya ait geleneksel bir spordur ve kelime anlamı üç atın çektiği araba anlamına gelir. Yan yana koşulan üç atın çektiği ayaklı bir kızak, bazen de tekerlekli bir araba ile yapılan atlı bir spordur. Rus soyluların tercih ettiği bir spor dalı olsa da Sibirya’daki köylülerin ve halktan her kesimin yaptığı bir spor olarak tarihsel kayıtlarda yer bulur. Troykalarda kullanılan ağacın cinsi ve süsü, bu sporu yapan kişilerin maddi gücünü gösterirken, soylular altın varaklı ve değerli mücevherden oluşan koşumlarla bu sporu icra etmektedir. Halkın troykası ise son derece basit ve sade olur. Koşumları oldukça hafif olan ve özenle hazırlanan üç atın ortada bulunan atı tırıs koşusu yaparken, yandaki iki at ise dörtnal biçiminde koşu düzeninde koşar ve bu üç atın arasında oluşan açı, bir yelpazeyi andıran etkileyici bir görüntü ortaya çıkarır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Japon dövüş sporları arasında en eski branşlardan biri olan kyudo, yoğun meditasyon sırasında ok atmaya dayalı bir spor türüdür. Bu sporda amaç sadece ok atmak değil, aynı zamanda bedenin doğruluk, güzellik ve iyilik durumunu sürdürebilmektir. Beden estetiğine oldukça önem verilen bu okçuluk sporunda, modern okçuluk sporunda kullanılan yaydan farkı; kyudo yayının eski ahşap malzemelerden el işçiliği ile yapılmasıdır. Savaşsız geçen Edo döneminde Kyudo bir sanat olarak sürdürülmüş, II. Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde, 1951’de okullarda ders olarak okutulmaya başlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    At üzerinde oynanan spor dallarından biri olan cirit, rakibe karşı isabetli bir şekilde oku atarken; sürülen atın hakimiyetini de kaybetmeden rakibe üstünlük kurmayı amaçlar. Türklerin yüzyıllardan beri oynadığı cirit, Orta Asya’dan Anadolu topraklarına ulaşmıştır. 16. yüzyılda savaş alanlarında kullanılan bu teknik, 19. yüzyılda Osmanlı döneminde sarayın en büyük gösteri sporu olmuştur. Özellikle Malatya, Kars, Bayburt, Uşak, Manisa, Sivas, Ardahan ve Erzurum’da oynanan bu ata sporumuz 1988’de resmî kulüp statüsüne erişmiştir. Atlı cirit sporunda bir takım yedi asıl, iki yedek sporcusuyla saha çıkmaktadır. Yedek sporcular atlarıyla her an oyuna girecekmiş gibi saha kenarında hazır bulunurlar. Bu sporda eksi ve artı puanların olduğu ve hiçbir spor dalında olmayan rakibi bağışlama mevcuttur.