Blog

  • KARLAR İÇİNDE RENGÂRENK KUŞLAR

    İnsan, minicik bedenlerine bakıp da karla kışla nasıl baş ettiklerine şaşırmıyor değil. Osmanlı döneminde ne güzelmiş; camilerin, köşklerin, çeşmelerin ve daha pek çok yerin duvarlarına kuş evleri inşa edilir, zor hava koşullarında buralara sığınmaları sağlanırmış. Doğa koşullarına adaptasyon yetenekleri tahminlerimizin üstünde olsa da biz de soğuk günlerde onlar için yaşamsal çözümler üretebiliriz. Örneğin sokağımızdaki uygun yerlere yemlikler yerleştirerek beslenmelerine yardımcı olabiliriz. Balkonumuza zaman zaman sevecekleri besinleri bırakarak onlara güzel bir ziyafet çekebiliriz. Onlar, hayatımıza renk ve ses katan varlıklar…  Bu minik canlıları birkaç saniye görmenin bile ruhumuza iyi geldiğine şüphe yok… Aşağıda beyazlar içinde göreceğiniz rengârenkler kuşlar da size iyi gelecek. Onlara eşlik eden ise şairlerimizin birbirinden güzel dizeleri olacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    “Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar

    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”

    Cemal Süreya

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    “Hele kuşlar! Avcılara bile kin beslemezler.”

    Cahit Sıtkı Tarancı

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Konuşuyorsun ya

    Sisten güneşe çıkıyor

    Kırmızı kuşlar.”

    Şükrü Erbaş

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    “Hayatımın üstünde imkânsız kuşlar uçuyor.”

    Didem Madak

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    “Çok neşeli, kuşlar konmuş sesine.”

    Birhan Keskin

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    “Seni anlatmaya başlayınca güle

    Baktım kuşlar da dinliyor hikâyemi.”

    Ömer Hayyam

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Kuşlar döner uzun yağmurlardan sonra bir gün.”

    Gülten Akın

  • MISIR HİYEROGLİFLERİNİ DEŞİFRE EDEN GİZEMLİ TAŞ

    1798’de Mısır’ın kuzeyindeki Reşid kentinde tesadüfen bulunan bir taş, Antik Mısır medeniyetinin kullandığı hiyeroglif dilini çözmemizi sağladı. Bulunduğu kentin ismini alan Rosetta ya da Reşid Taşı, binlerce yıldır gizemini koruyan Firavunlar ve Antik Mısırlılar hakkında muazzam bilgilerin de kapısını araladı. Rosetta Taşı’nın ilginç hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İnsan, hayvan ve nesnelerin resimleri ile oluşturulan hiyeroglif, Yunanca bir kelimedir ve “kutsal oyma” anlamına gelir. 5 bin yıl önce kullanılmaya başlanan bu yazı dili, M.S. 4. yüzyıla kadar da aktif olarak kullanılmıştır. Hiyeroglif dilinde kelimeler arası boşluk bırakılmaz ve noktalama kullanılmaz. Sağdan sola yazılabildiği gibi soldan sağa da yazılabilir hem yatay hem dikey olabilir. Bu durum hiyerogliflerin okunmasını daha da zorlaştırırken, metinlerin deşifresi için Eski Mısır dilinin kurallarına hâkim olmayı zorunlu hâle getirir. Ancak artık yok olan bu dil, neredeyse iki bin senedir kullanılmamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Binlerce yıldır gizemini koruyan Mısır hiyerogliflerinin okunabilmesi ancak 18. yüzyılda gerçekleşir. Gizem perdesini aralayan olaylar zinciri Fransız komutan Napolyon’un Mısır seferi sırasında ordu mühendisi Pierre-François Bouchard’nın kale inşa ederken tesadüfen siyah ve büyük bir taş bulmasıyla başlar. Granit ya da siyah bazalttan yapılan bu taş; 760 kg ağırlık, 114 cm uzunluk, 72 cm genişlik, 28 cm kalınlığa sahiptir. Taşın gizemini çözmek için bölgeye arkeologlar getirilse de hem taş hem de taşın üzerinde yazan metnin ne olduğu anlaşılamaz. Taşın gizemi Kahire’deki Mısır Araştırma Enstitüsüne taşındıktan sonra önemli bir dil bilimci sayesinde çözülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    2000 yaşındaki Rosetta Taşı’nda üç farklı dile ait metinler vardır. Mısır hiyeroglif yazısı, Mısır halkının kullandığı yerel bir dil olan demotik yazısı ve eski Yunancanın yazılı olduğu taş; ancak bu taş bulunduğunda bir kısmı kırıktır. Taştaki metinlerin 14 satırı hiyeroglif, 32 satır demotik, 53 satırı da Antik Yunanca yazılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Rosetta Taşı’nın üzerindeki metinleri Antik Mısır biliminin babası olarak anılan Fransız dil bilimci Jean-François Champollion çözer. Champollion, P’nin hiyeroglif yazısında bir kareyle simgelendiğini fark etmiş; L yerine yerde yatan bir aslanın, A harfi yerine de bir kartalın olduğunu anladıktan sonra binlerce yıldır gizemini koruyan Mısır hiyeroglifleri okuyarak önemli bir keşfe imza atmıştır. Rosetta Taşı aslında M.Ö. 196’da Firavun V. Ptolemaios’in taç giyme töreni için işlenmiş bir fermandır. Firavunun onuruna yazılmış mesajda hükümdarın Mısırlı insanlar ve rahipler için yaptığı tüm iyi şeyler anlatılmış; firavunun talimatıyla borçların affedildiği de tutukluların serbest bırakıldığı da bu taşa işlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Rosetta Taşı, kaybolmuş daha büyük bir dikili taşın sadece bir parçasıdır. Birkaç parça eksik olduğundan üzerine yazılmış metinlerin hiçbiri eksiksiz değildir. Fransızlar tarafından bulunmasına rağmen taş, İngilizlerin eline geçmiş ve 1802’de Britanya Müzesine getirilmiştir. Mısır hükümeti, tarihlerine ışık tutan, atalarından miras Rosetta Taşı’nın iadesi için halen diplomatik mücadeleyi sürdürmektedir.

  • Duayen Oyuncu Münir Özkul’un Girdiği Karakterler

    Duayen Oyuncu Münir Özkul’un Girdiği Karakterler

    “Duayen oyuncu” söylemi şüphesiz ki Münir Özkul gibi yıldızları tanıyıp gördükten sonra üretilmişti. O, oyunculuğa meddahlıktan başlamış, büyük tiyatro eserlerinin tozunu sahnede attırmış, beyaz perdeye ise sadece yıldızını parlatmak kalmıştı. 2018 yılında kaybettiğimiz 1925 doğumlu sanatçının sinemada canlandırdığı unutulmaz karakterler listemizde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    yeşilçam

    Ertem Eğilmez’in yönetmenliğini yaptığı Hababam Sınıfı, A’dan Z’ye her yönüyle unutulmazlar arasına giren filmlerden. Peki, bir an için Mahmut Hoca karakterini Münir Özkul’un canlandırmadığını düşünün… Düşünmek bile istemediniz öyle değil mi?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    tarık akan, şener şen, ayşen gruda

    İki ailenin birleşerek birbirine kenetlenmiş tek bir aile kurduğu film Bizim Aile. Biliyorsunuz aslında siz, biz, hepimiz o ailenin fertleriydik. Ve Münir Özkul’un canlandırdığı anlayışlı, fedakâr haliyle Yaşar Usta ne güzel bir babaydı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    metin akpınar, yeşilçam

    Şeker Kamil, Yakışıklı, Mıstık, Kaymakam Cafer, Süleyman… Her biri pırıl pırıl yüreğe sahip insanlardı ve o gazino sahibi güzel insanların gururuyla oynamayacaktı. Mavi Boncuk filminde her birine kol kanat geren kişi ise Münir Özkul’un canlandırdığı Yaşar Baba’ydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    yeşilçam

    Türk Sineması’nın en iyi komedi filmlerinden Gırgıriye serisi bir dönem her birimizin hayatına mutlaka neşe katmıştır. Sanatçımız bu filmde, sudan sebeplerle kavga edip kapı gıcırtısında oynayan bir mahallenin neşeli sakinlerinden namı diğer Sabayat’ın kocası Emin’di.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    adile naşit, yeşilçam

    Türk Sineması’nda sıklıkla baba karakterini canlandırmıştır Münir Özkul. Bunlardan biri de Hülya Koçyiğit ve Tarık Akan’ın başrolleri paylaştığı Sev Kardeşim’di. Filmdeki Mesut Baba, kızı Alev’le Ferit’in aşkına destek olan, elinden gelen fedakarlığı yapan çok sevecen, çok sevilesi bir babaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Oh Olsun, Füsun Önal’ın seslendirdiği şarkısıyla hafızalara yerleşmiş romantik komedilerden biri. Filmde fabrikatör Fehmi Haznedar’ın üç oğlundan Ferit aynı fabrikada ustabaşı olan onurlu ve sevgi dolu Burhan Usta’nın kızına âşık olur ve tahmin ettiğiniz gibi Burhan Usta Münir Özkul’dur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    adile naşit, şener şen, yeşilçam

    Turşu, en iyi sirkeyle mi olur limonla mı? Boşandığı karısıyla bu önemli konunun kavgasını veren ne var ki çocuklarının baskısıyla bir araya gelmeyi kabul eden, hafiften huysuz ama bir o kadar da fedakâr Kazım Bey Neşeli Günler filminde Münir Özkul’un canlandırdığı unutulmaz karakterlerden biriydi.

  • Evlendiğiniz Günü Unutulmaz Kılacak 9 Düğün Konsepti

    Evlendiğiniz Günü Unutulmaz Kılacak 9 Düğün Konsepti

    Evlilik hayatta ne kadar önemli bir karar ise düğün daveti de o kadar unutulmazdır. Çiftler evlenecekleri günü uzun süre, titizlikle planlar. Bu önemli davetin sizi ve tarzınızı yansıtması için seçeceğiniz düğün konsepti büyük önem taşır. Biz de bu listemizde en çok tercih edilen düğün konsepti alternatiflerini derleyerek gelin ve damat adaylarına yardımcı olalım istedik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Davet modası da giyim gibi sürekli olarak değişse de birçok çift salonlarda düzenlenen klasik düğün davetlerini tercih etmeye devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Düğün davetlerinde doğanın içinde bir masal ortamı yaratmak da son yıllarda oldukça popüler bir seçim…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yaz düğünleri için en çok tercih edilen alternatiflerden biri elbette plaj düğünleri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yurt dışındaki konsolosluklarda küçük çaplı düğünlerle evlenenlerin sayısı da gün geçtikçe artıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kır düğünleri de tüm zamanların en favori düğün konseptlerinden biri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bazı düğün sahipleri ise bu özel günü üye oldukları derneklerde, kulüplerde kutlamayı tercih ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Deniz kenarında olduğu gibi yemyeşil ormanların içinde, göl kenarında evlenmek de mümkün…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Geleneksel kültürümüzden ayrıntılar taşıyan davetler de büyük ilgi görüyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Özellikle son yıllarda birçok çift samimi bir ortamda düzenlenen küçük kutlamaları tercih etmeye başladı.

  • SATRANÇ TUTKUNLARI İÇİN 7 FİLM TAVSİYESİ

    Beyinsel aktiviteleri geliştirmesi açısından en çok tavsiye edilen oyunların başında gelen satrancın dünyaca ünlü oyuncuları ve bu oyuncuların oynadığı efsane maçlar zihnimize kazınmış durumda. Yapay zekânın gelişimini bile satranç oyunlarından ölçtüğümüzü düşünürsek, bu zorlu zihin oyunu için sinema filmlerinin çekilmesi çok da şaşırtıcı olmasa gerek. Listemizde çoğu gerçek hikâyeye dayanan satranç temalı filmleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ünlü Rus yazar Vladimir Nabokov’un üçüncü romanından sinemaya uyarlanan Lujin Savunması, çocukluk dönemindeki sorunları satranç sayesinde atlatan Aleksandr İvanoviç Lujin’in hayatını anlatıyor. Okulda çirkin ve içe kapanık olduğu için sürekli alay konusu haline gelen Lujin’in anne ve babasından daha yakın olduğu teyzesinin ona satranç öğretmesiyle hayatı değişir. Zamanla iyi bir satranç oyuncusu haline gelen Lujin, dünyanın en önemli oyuncuları ile maçlar yapar, ünü hızla ülkesinin sınırlarını aşar. 1920’lerde geçen filmde kahramanımız hayatının en zorlu maçlarından biri için İtalya’ya gider. Kazananın dünya şampiyonu olacağı maçta kahramanımızın zihni bulanıklaşır ve karmaşık bir dizi olay peşi sıra gelir. 2000 yapımı filmin yönetmen koltuğunda Hollandalı yazar ve yönetmen Marleen Gorris oturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    New York’un fakir bir mahallesi olan Bronx’ta geçen bu dram filmi, derslerle alakası olmayan ilkokul öğrencilerinin okula yeni atanan öğretmenleri sayesinde tutkulu satranç oyuncularına dönüşmesini konu alıyor. Gerçek bir hikâyeden uyarlanan 2005 yapımı filmde, öğretmen David MacEnulty’nin derslerinde başarılı olamayan öğrencilerine “Satrançta kazanırsan kimse sana aptal diyemez!” sözü etkili oluyor ve bu azimli çocuklar yeni öğrendikleri satrançtan bir okul takımı kurarak bölgenin önemli maçlarını bir bir kazanmaya başlıyor. Sevginin ve emeğin sonuçsuz kalmayacağını anlatan filmin yönetmeni Amerikalı Allen Hughes.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bilgisayar Satrancı, Andrew Bujalski tarafından yazılan ve yönetilen gerilim ve komedi unsurlarıyla bezeli 2013 yapımı belgesel tadında bir film. Film, internet ve bilgisayarların ilk ortaya çıkmaya başladığı 1980’lerde geçiyor. Dünyanın en iyi satranç oyuncuları arasında yer alan Peter Bishton’u yenmek için bir bilgisayarı programlamaya çalışan bir grup bilgisayar dehâsının maceraları anlatılıyor. Satranç tarihi hakkında yeni bilgiler öğrenmek isteyenlerin listesinde olması gereken bir film olan Bilgisayar Satrancı, bilgisayar ile mücadele etmek zorunda kalan Peter Bishton’un, yapay zekâ ile mücadelesini ve deha mühendislerin bilgisayara satranç oynamayı öğretmeye çalışırken karşılaştıkları sorunlara odaklanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Gerçek olaylardan uyarlanan 2014 yapımı filmde yenilmez Rus şampiyon Boris Spassky ile Amerikalı genç ve yetenekli satranç oyuncusu Bobby Fischer’ın haftalar süren efsanevi maçı konu ediliyor. “Asrın Maçı” olarak tarihe geçen bu satranç mücadelesi 1972’de geçiyor. Amerikan yapımı filmde, ülkenin satranç dehası Fischer’ın maçtan hemen önce düşüncelerinin giderek paranoyaklaşması üzerine kendisine komplo kurulacağı yanılsamasına düşmesi anlatılıyor. Soğuk Savaş döneminde geçen filmin yönetmeni Edward Zwick, yıllarca satranç turnuvalarını kazanan Rusya’ya karşı Amerikalıların kazanma iştahını ve bu isteğin Amerikalı oyuncuda yaşattığı psikolojik baskıyı dramatik bir şekilde beyaz perdeye yansıtıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Satranç ile yakından ilgilenen herkes efsanevi oyuncu Sven Magnus Øen Carlsen’i bilir. Beş kez Dünya Satranç Şampiyonu olan Norveçli satranç ustası Carlsen’in dünya şampiyonu olmadan önce ve sonrasında yaşadıklarını konu alan 2016 Norveç yapımı belgesel filmi “Magnus”, önemli maçlardan heyecan verici görüntüler içeriyor. 13 yaşında profesyonel olan, 22 yaşında satrançta dünya şampiyonluğunu kazanan Magnus’un hayatını anlatan filmin yönetmeni Benjamin Ree. Ree, Magnus’un henüz 13 yaşındayken Kasparov’la yaptığı dillere destan maçını da sinematik evrende heyecan verici bir şekilde izleyicilere aktarıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    2016 yapımı Katwe Kraliçesi’nde, Ugandalı fakir bir kız olan 10 yaşındaki Phiona’nın satrancı keşfetmesiyle değişen hayatı anlatılıyor. Aslında bu film, şampiyon satranç oyuncusu Phiona Mutesi’nin gerçek hayat hikâyesinden uyarlanmış. Günlerini ailesine yardımcı olmak için mısır satarak ve küçük erkek kardeşine bakıcılık yaparak geçiren Phiona’nın tüm hayatı, Ugandalı satranç koçu Robert Katende ile tesadüfen tanışmasıyla değişiyor. Koçtan satrancın tüm inceliklerini öğrenip yeni tutkusu için çok çalışan Phiona, zamanla Katwe köyünün en büyük satranç oyuncusu oluyor. Yerel turnuvaları kazandıktan sonra uluslararası düzeyde satranç oynamaya başlayan Phiona’nın tüm zorluklara rağmen başarıya ulaşan hikâyesini Mira Nair yönetiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2017 yapımı kurmaca bir hikâyeye dayalı Satranç Oyuncusu, Diego Padilla adlı yetenekli bir satranç oyuncusunun ülkesinde 1934’te gerçekleşen maçı kazanarak İspanya Satranç Şampiyonu olmasını ve bu sayede tanıştığı Fransız gazeteci Marianne Latour ile yaşadığı fırtınalı aşkı konu alıyor. Ancak filmde İspanya’da başlayan iç savaş ve ardından gelen II. Dünya Savaşı ile bambaşka bir hayatın kapılarını açan Padilla’nın altüst olmaya gebe hayatı dramatik bir şekilde anlatılıyor. İspanyol yazar Julio Castedo’nun kitabından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda ise Luis Oliveros oturuyor.

  • FRANSA’NIN DEMİR SİMGESİ: EYFEL KULESİ

    İngiltere’den Japonya’ya dünyanın birçok yerinde taklitleri inşa edilen, her yıl milyonlarca turistin ziyaret ettiği, evlilik tekliflerinin hayallerdeki adresi Eyfel Kulesi’nin, Fransa halkı tarafından önce reddedilip sonra benimsendiğini biliyor muydunuz? Paris’in her yerinden görülebilen bu devasa yapıyı, gelin biz de yakından inceleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kulenin mimarı Eiffel değildi” title_font_size=”13″]

    Eyfel Kulesi’nin adı, onu inşa eden Fransız mühendis ve mimar Gustave Eiffel’in soyadından, daha doğrusu firmasından gelmektedir. Eiffel şirketinin iki ana mühendisi, Émile Nouguier ve Maurice Koechlin, Eiffel’i tasarladıktan sonra, kamuoyu için daha kabul edilebilir kılmak için mimar Stephen Sauvestre’den projeyi şekillendirmesini istediler. Fransız İhtilali’nin 100. yılı şerefine, yani 1889 yılında gerçekleşecek fuar için sipariş edilen kulenin inşası, 3.000 işçi tarafından yapılmıştır. İşçiler, 18.038 adet demir parçayı, 2,5 milyon perçin ile birleştirmiş ve 2 yıl 2 ay gibi kısa bir sürede yapıyı tamamlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Utanç abidesi olarak görüldü” title_font_size=”13″]

    İnşa edildiği dönemde Eyfel, demir bir fabrika bacasına benzetilerek, Paris’in bütün estetiğini bozduğu ileri sürülmüştü. Sanatçılar, sokaklarda bildiriler dağıtıp imza toplayarak Eyfel’in sökülmesini talep etmişlerdi. Zaten Gustave Eiffel de 20 yıllığına izin almıştı ve süre dolduğunda kule sökülecekti. Ne var ki 20 yıl dolduğunda yüksekliği nedeniyle radyo vericisi olarak kullanılması uygun görüldü ve ayakta kalmayı başardı. O dönemler eleştirilere maruz kalsa da insanlar akın akın ziyaret etmekten geri durmadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kızıl kahveden bronz renge dönüştü” title_font_size=”13″]

    İnşa edildiği zaman kırmızımsı bir kahve renginde olan kule, zaman içinde sarımtırak kahveye, kestane kahvesine ve en son da bronz rengine dönüştürülmüş. En açık renk en tepede, koyusu alt tarafta kullanılmak üzere üç tonda boyanmakta. Boyama işlemi, her 7 yılda bir tekrarlanan dev bir organizasyona karşılık geliyor. 25 kadar işçi, yaklaşık 15 ayda, 60 ton boya kullanarak Eyfel Kulesi’ni adeta yeniliyor. 27 metrelik vericiyi saymaz isek yaklaşık 300 metre yüksekliğindeki kulenin dört ayağı, birbirinden 130 metre uzaklıkta yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Üç manzara platformu ziyarete açık” title_font_size=”13″]

    Üç ayrı noktadan, üç asansörle ancak ilk iki platforma çıkılabilirken, üçüncü platforma çıkmak için ikincisinde inilmekte ve başka bir asansöre aktarma yapılmaktadır. İlk iki kata merdivenle de çıkılabilir, fakat üçüncü kata ancak asansörle çıkılabilmektedir. 57 metre, 115 metre ve 276 metre yükseklikte bulunan üç platformun özellikle iki ve üçüncü katından şehir manzarası izlenebilir. Kule hakkında bilgi alabileceği bir sergi görmek veya hediyelik eşya almak isteyenler ilk platformda, şık bir restoranda yemek arzu edenler ikinci platformda, üstü kapalı veya açık biçimde Paris’i zirveden seyretmek isteyenler üçüncü katta mola vermeyi tercih etmelidir.

  • Yurt Dışında Bizi Temsil Eden 9 Genç Sporcumuz

    Yurt Dışında Bizi Temsil Eden 9 Genç Sporcumuz

    Yaptıkları yapacaklarının teminatı olan, çalışkan, azimli, iddialı genç sporcularımız onlar… Onların başarıları kendi gelecekleri ile birlikte ülkemizin geleceğini de aydınlatıyor. Tanımayanlarla tanıştırmak için bu parlak gençlerimiz içinden 9 tanesini listemizle karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    futbol

    1997 Bursa doğumlu Enes, genç yaşına rağmen uzun ve görkemli bir kariyere sahip. 2015 yılından bu yana Milli Takım forması giyen ve katıldığı 37 maçta 33 gol atan futbolcumuz 2015’te Manchester City’e transfer oldu ve bugün İspanyol takımı Villarreal’de oynuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türk tenisçi

    1996 doğumlu İpek Soylu 6 yaşında tenise başladı ve 10 yaşına geldiğinde Romanya turnuvasındaydı. En eski ve saygın tenis turnuvası Wimbledon Tenis Turnuvası’nda oynayan ilk Türk kadın tenisçimiz oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türk futbolcu

    Almanya 1994 doğumlu Hakan Çalhanoğlu 2017 yılında İtalya’nın büyük takımlarından Milan’a transfer oldu. Aslen Bayburtlu olan futbolcu Bild gazetesi tarafından Almanya futbol ligleri tarihinin en iyi 10 frikik atan oyuncusundan biri olarak nitelenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    türk futbolcu

    10 yaşında Bucaspor’da forma giymeye başlayan kanat oyuncusu 2017 yılında Roma’ya transfer oldu. Günümüzün en değerli futbolcuları arasında sayılan Cengiz Ünder 1997 doğumlu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    genç yetenek

    Deniz Selin Üstündağ 2001 doğumlu. Genç sporcumuz henüz 17 yaşında, 2018’de Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenen Yıldızlar ve Gençler Avrupa Eskrim Şampiyonası’nda kadınlar kılıç kategorisinde Avrupa Şampiyonu oldu. Deniz Selin aynı zamanda Türkiye eskrim sporu tarihinde bu başarıyı elde eden ilk Türk kadın…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    cleveland cavaliers, genç yetenek, nba

    NBA’de Cleveland Cavaliers takımında forma giyen gururumuz Cedi Osman 1995 Makedonya doğumlu… Türk basketbolcunun kariyer listesine baktığınızda kısacık hayatına ne kadar büyük başarılar sığdırdığını görüyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    genç yetenek, philadelphia 76ers, nba

    NBA takımlarından Philadelphia 76ers’ta kariyerine devam eden Türk profesyonel basketbolcu Furkan Korkmaz 1997 doğumlu ve basketbola 9 yaşında okul takımında oynayarak başladı. Türkiye millî basketbol takımı formasını ilk kez 2015 Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda giydi ve turnuvanın en genç oyuncusu oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    genç yetenek

    16 yaşında, 2010 yılında Avrupa Gençler Şampiyonası’nda teklerde çeyrek finale çıktı. Türk milli tenisçi Başak Eraydın Ankara doğumlu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    genç yetenek, türk motorcu

    1996 yılında Alanya’da dünyaya gelen Toprak Razgatlıoğlu motor sporlarına 8 yaşında başladı ve kariyerindeki ilk Avrupa Şampiyonluğunu İtalya’da yapılan yarışlarda henüz 18 yaşındayken elde etti. Türk milli motosikletçimizin menajerliğini ise Türk motosikletinin en önemli isimlerinden Kenan Sofuoğlu genç sporcuya destek olmak için üstlendi. Toprak, Sofuoğlu için “İdolüm!” demişti.

  • SAHNELERİN EN PARLAK YILDIZI

    Türk sinema ve tiyatrosunun duayen ismi Yıldız Kenter hem sahne performansı ile hem de yurt dışındaki önemli kurumlardan aldığı oyunculuk eğitimini genç kuşaklara aktarması ile ülkemize hizmet etmiş önemli bir isim. Yıllarca sahnelediği “Ben Anadolu” oyunuyla devleşen, Kemal Sunal gibi önemli oyuncuları sahnelere kazandıran Kent Tiyatrosunun kurucusu olan emektar oyuncuyu aramızdan ayrılışının üçüncü yılında özlemle anıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    11 Ekim 1928’de Çamlıca’da dünyaya gelen Ayşe Yıldız Kenter’in annesi İngiliz asıllı Nadide Kenter, babası ise Meclis-i Âyan üyesi Mehmet Galip Bey’dir. Annesinin asıl ismi Olga Cynthia olsa da Türk vatandaşlığına geçtikten sonra Nadide ismini almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çamlıca’daki bir köşkte varlıklı bir ailenin üyesi olarak hayata gözlerini açan Kenter’in babasının işlerinin bozulması sebebiyle çocukluk yılları Şişli’deki kiralık bir apartman dairesinde geçmiştir. Usta oyuncu Müşfik Kenter’in ablası da olan Yıldız Kenter, kardeşinin doğumundan bir sene sonra henüz beş yaşındayken, ailesi ile beraber oyunculuk kariyerinin başlayacağı Ankara’ya taşınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İçe kapanık bir çocukluk geçiren Kenter, babasının teşvikiyle Ankara Devlet Konservatuvarında eğitim almış ve yeteneği daha genç yaşında dikkat çekmiştir. İlerleyen yıllarda Türk tiyatrosunun adını duyuran oyuncularından biri olacak Kenter, konservatuar eğitimini sınıf atlayarak tamamlamıştır. On bir sene mezun olduğu kurumda çalışan Kenter, Rockefeller bursu kazanarak yurt dışında da oyunculuk eğitimi almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Aldığı burs ile “Amerikan Theatre Wing”, “Neighbourhood Play House” ve “Actor’s Studio”da oyunculuk üzerine yeni teknikler öğrenen Kenter, mezun olduğu okula eğitmen olarak geri dönmüş ancak 1959’da Devlet Tiyatrosundaki görevinden kendi isteği ile ayrılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Muhsin Ertuğrul ile çalışmaya başlayan Yıldız Kenter, bir sene sonra kendisi gibi oyuncu olan kardeşi Müşfik Kenter ve sonradan eşi olacak Şükran Güngör ile Kent Oyuncuları topluluğunu kurmuştur. Kendini sürekli geliştirmek isteyen Kenter, yeni metotlar öğrenmek için dönem dönem ABD ve Birleşik Krallık’ta oyunculuk üzerine çalışmalar gerçekleştirmiştir. 1962’de gönül verdiği tiyatroya katkılarından dolayı “Yılın Kadını” seçilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sinema filmlerindeki performansı ile üç kez “Altın Portakal” ödülü kazanan efsane oyuncu, 100’ün üzerinde tiyatro oyununda yer almıştır. Çehov, Shakespeare, Arthur Miller, Sergey Kokovkin gibi uluslararası yazarların yanı sıra Adalet Ağaoğlu, Melih Cevdet Anday, Muzaffer İzgü, Necati Cumalı gibi birçok Türk yazarın oyunlarını da sahnelemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sadece ulusal değil, uluslararası birçok sinema ve tiyatro festivalinden de önemli ödüller kazanan Kenter, 91 seneye sığdırdığı hayatının 37 senesini sahne eğitmenliği yaparak geçirmiştir. Yıldız Kenter’in sanat ve oyunculuk aşkıyla geçen ömründe Türk tiyatrosuna kazandırdığı birçok genç oyuncu, Kenter Tiyatrosu ve sahnelerde sergilediği performansları unutulmayacaklar arasında yerini almıştır.

  • KÖPEK HACHİKO’NUN GÖZ YAŞARTAN HİKÂYESİ

    Köpeklerin sadık birer dost olduğunun en güzel kanıtı olan Hachiko’nun öykülere, romanlara, filmlere konu edilen gerçek hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Akita cinsi Hachiko’nun hikâyesi, 1924’te Tokyo Üniversitesi Ziraat Fakültesinde görev yapan Japon Profesör Dr. Hidesaburo Ueno’nun bu minik yavruyu sahiplenmesi ile başlar. Ueno, bulduğu sevimli safkan köpeğe Japoncada “sekizinci” anlamına gelen Hachiko ismini verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hachiko, her sabah üniversiteye gitmek için evden metroya kadar yürüyen sahibine eşlik eder, metronun dış kapısına kadar getirdiği Profesör’ü uğurladıktan sonra da eve döner. Sabah yürüyüşleri rutin olarak devam ederken bir gün Profesör, metronun önünde Hachiko’nun kendisini beklediğini görür. Hachiko, sahibinin işten dönüşünü metro girişinde beklemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sonraki bir yıl boyunca Hachiko, Ueno’ya sabah yürüyüşlerinde olduğu gibi akşam eve dönüş yolunda da eşlik eder. Sahibini işe uğurladıktan sonra metro istasyonunun olduğu mahallede dolaşır ve tam saat 15.00’te Profesör’ü karşılamak için her zamanki yerine döner.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ancak bu sevgi dolu hikâye bir akşam Profesör’ün metrodan çıkmaması ile kederli bir hâle dönüşür. Gözlerini metro çıkışından ayırmayan Hachiko, bütün gece her zaman buluştukları yerde bekler. Maalesef Profesör Ueno kalp krizi geçirip hayata veda etmiştir. Aylar boyunca her akşam Tokyo metrosundaki Shibuya İstasyonu’nun kapısında sahibini bekleyen Hachiko’yu, onları tanıyan metro istasyonu müdürü ve mahalledeki esnaf beslemeye başlar. Sahibini beklemekten ümidini kaybetmeyen Hachiko’nun hikâyesi gazetecilerin ilgisini çeker ve yapılan bu haberle kısa sürede Tokyo ve ötesinde ünlenir. Birçok kişi Hachiko’yu görmek ve onu beslemek için Shibuya İstasyonu’na gelir. Hayvanseverler onu evlerine götürür ancak o yine de sahibini beklemek için götürüldüğü evlerden kaçar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tam 9 sene 10 ay umutla bekleyen Hachiko, 8 Mart 1935’te 11 yaşındayken metronun kapısında Profesör’ü beklediği noktada hayata veda eder. Bir sadakat simgesi olarak Hachiko’nun kürkü doldurularak saklanır. Külleri ise Tokyo’daki Aoyama Mezarlığı’nda, çok sevdiği ve beklemekten hiçbir zaman vazgeçmediği Profesör Hidesaburo Uneo’nun yanına defnedilir. Yıllar sonra Hachiko’nun doldurulmuş kürkü, Tokyo’daki Japonya Ulusal Doğa ve Bilim Müzesinde sergilenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bugün Tokyo’daki Shibuya İstasyonu’nun kapısında bir köpek heykeli vardır. Bu heykel, sevginin sembolü haline gelen Hachiko’nun heykelidir. Ancak bu, Hachiko’nun ikinci heykelidir. Metro durağının girişine yerleştirilen ilk heykel, 1934 yılında Hachiko’nun katılımıyla dikilmiştir. Fakat yıllar sonra II. Dünya Savaşı’nda Japon hükümetinin cephanede kullanmak için en küçük metal parçasına bile ihtiyaç duyduğu zamanda eritilerek mühimmata dönüştürülür. Savaş bittikten bir süre sonra ülkenin sembolü haline gelen Hachiko’yu unutmayan Japonya, 1948 yılında yeni bir heykeli aynı noktaya yerleştirir. Günümüzde Tokyo’daki insanların buluşma adresi olan heykelin önü, Hachiko’nun öldüğü 8 Mart’ta hayvanseverlerin toplandığı bir adres olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hachiko’nun hikâyesi Japonların belleklerine kazınır. Bir köpek ile sahibinin arasında hissedilen bu güçlü bağı ve sınırsız sadakati ölümsüzleştirmek için Profesör Hidesaburo Uneo’nun ölümünün 90. yılında Tokyo Üniversitesi Tarım Bilimi Fakültesi, üniversite kampüsüne, Hachiko ve Profesör Uneo’nun bronz heykelini diktirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Hachiko’nun sevgi dolu hüzünlü hikâyesi 1987’de bir Japon filmine de konu olurken, Hollywood bu etkileyici hikâyeyi tüm dünyaya duyuran filmi tekrar çeker. Profesör Ueno’yu Amerikalı aktör Richard Gere canlandırır.

  • Beyaz Kumsalları Ve Mavinin Eşsiz Tonları İle 8 Maddede Türkiye’nin Maldivleri Salda Gölü

    Beyaz Kumsalları Ve Mavinin Eşsiz Tonları İle 8 Maddede Türkiye’nin Maldivleri Salda Gölü

    Doğal güzellikleri, saklı kalmış cennet köşeleri saymakla bitmeyen ülkemizde son yıllarda popülerleşen Salda Gölü ülkemize ve bulunduğu Göller Bölgesi’ne büyük sayıda yerli ve yabancı turist çekiyor. Güzeller güzeli doğası sayesinde Türkiye’nin Maldivleri olarak anılmaya başlayan Salda Gölü’nü 8 maddelik listemizle ekranınıza taşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Salda Gölü, Burdur Yeşilova’ya 4 kilometre uzaklıkta bulunan karstik bir göldür. Karstik göller, kalker ve kaya tuzu gibi eriyebilen kayaçların bulunduğu bölgelerde meydana gelirler ve genellikle Alp-Himalaya kuşağı üzerinde yer alırlar. Salda Gölü’nün kendine has görsel güzelliğinde bu karstik yapının da payı vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Salda Gölü’nün suyunda ve çevresindeki kayalarda magnezyum mineralinin bulunması burayı eşsiz kılan özelliklerin başında gelir. Çünkü magnezyum göldeki kayalara beyaz rengi verir ve böylece Salda Gölü, Mars gezegenine has yüzey özellikleri gösterir. Birçok kaynakta yeryüzünde bu özellikleri gösteren sadece bir göl daha olduğu, bu gölün ise Kanada’da yer aldığı belirtilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gölün suyunda bulunan magnezyumun bir diğer etkisi ise göl suyunun cilt rahatsızlıkları için rahatlatıcı bir etki sağlamasıdır. Salda’nın suyunda bulunan magnezyum, soda ve kilin bazı cilt hastalıklarının tedavi edilmesinde yararlı olduğu düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Salda Gölü’nün bir başka özelliği ise Türkiye’nin en derin, dünyanın ise üçüncü en derin gölü olmasıdır. Gölün seyir eyleyenleri başka diyarlara götüren masmavi sularının altında yaklaşık olarak 185 metrelik bir derinlik yatmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Salda Gölü, çoğu gölden farklı olarak yüzmeye uygun plajlar da barındırır. Yeşilova Halk Plajı ve Salda Orman Plajı, Salda Gölü’nün yüzmeye en uygun yerleridir. Gölün mavi suları insanı yüzmeye davet etse de gölde yüzerken dikkatli olmak gerekir. Suyun daha koyu renkli olduğu bölgelerde yüzmek tehlikelidir çünkü gölde doğası gereği bataklık alanlar bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Salda Gölü’nün manzarası hem gölün özel yapısı hem de çevresindeki çam ormanları nedeniyle büyüleyicidir. Bu güzel manzaranın tadını çıkarmak için en elverişli nokta denizden 1280 metre yükseklikteki Salda Beli’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Salda Gölü sadece yüzmek ya da manzara fotoğrafı çekmek isteyenler için değil kamp meraklıları için de çok çekicidir. Gölün etrafı çam ormanlarıyla çevrilidir, bu güzel ortamda kamp yapmak isteyenler Salda Gölü’ne akın eder. Temmuz ve ağustos aylarında ise Salda’da gençlik kampları düzenlenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz’in yeşilini ve mavisini izlemeye doyamadığımız Salda Gölü; Türkiye’nin en temiz ve en berrak özelliklere sahip gölü olarak tanınıyor.