Blog

  • Sudan İlham Alan Deyimler

    Sudan İlham Alan Deyimler

    Su denince aklınıza gelen ilk beş şeyi sorsak nasıl bir sıralama yaparsınız? 1- Yaşam kaynağı… 2- Dünyanın ve vücudumuzun büyük bir bölümü… 3- Vazgeçilmez… 4- Renksiz ve kokusuz… 5- Saf ve temiz… Bizim aklımıza bir çırpıda gelen sıralama böyle… Peki, su ile ilgili deyimler desek kaç tane sayabilirsiniz? İsterseniz önce siz sıralayın, sonra biz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Su gibi değerli ol

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ne yapacağını bilememek, çok şaşırmak

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çok iyi ezberlemek

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sakıncalı konularla ilgilenmemek

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Zamanın hızla geçip gitmesi

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Gizli gizli bir şeyler yapmak

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Belli olmak, aydınlanmak

  • BU BİTKİLERİN AİT OLDUĞU AİLELER ŞAŞIRTIYOR

    BU BİTKİLERİN AİT OLDUĞU AİLELER ŞAŞIRTIYOR

    Bitkilerde taksonomi yani sınıflandırma şu sıralamaya göre yapılıyor: âlem, şube, alt şube, sınıf, takım, aile, cins ve tür. Ortak özellikleri çok olan yakın cinslerin oluşturduğu topluluğa aile veya familya deniyor. Fakat bazı bitkilerin ait olduğu familyayı duyunca “o aileyle ortak özellikleri ne olabilir ki” demeden edemiyorsunuz. Tabii ki bilimsel anlamda ortak özellikleri yoğun olduğu için o aileye mensuplar ama biz yine de aşağıda kulağa tuhaf gelen bazı bitki-familya eşleşmelerini sıraladık. Şu bilgiyi de söylemeden geçmemek gerekir, bir bitkinin ait olduğu aile sık sık değişebiliyor ve bu da bitkinin zamanla yeni özelliklerinin keşfedilmesi, yeni bitki gruplarının bulunması nedeniyle oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • Çevre İle İlgili Bilimsel Terimler

    Çevre İle İlgili Bilimsel Terimler

    Diğer canlılarla birlikte içinde yaşadığımız doğal ortama çevre diyoruz ve yer kabuğundan atmosfere kadar sayısız konusu olan bir alandan söz ediyoruz aslında. Çevre, Kültür ve Yaşam’da sık sık ele aldığımız başlıklardan biri. Doğaya bırakılan atıkların yok olma sürelerinden, çevreyi korumak için alışveriş yaparken nelere dikkat etmeliyiz sorusuna kadar farklı biçimlerde hazırladığımız çevre konusunu şimdi de günlük hayatta karşınıza çıkabilecek bilimsel terimler ile ekranlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • YORULMAK NEDİR BİLMEYEN CANLILAR

    Vahşi doğanın oluşturduğu zorlu koşulların üstesinden gelebilmek her canlının görevi. Ancak doğada öyle türler var ki diğer canlılarla kıyaslandığında dur durak bilmeden çalışarak görevlerini yerine getirmeleriyle ünlü. Yazımızda hayvanlar âleminin uzun süre mesai yapan türlerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kunduzlar ” title_font_size=”13″]

    Başarılı mühendisler olarak bilinen kunduzlar topluluk halinde yaşar ve el birliği ile yaşadıkları su kıyılarında barajlar kurarak geniş ailelerinin rahat bir hayat sürmesine katkıda bulunur. Evlerini inşa etmek için keskin dişlerini kullanan kunduzların ekosistemdeki görevi bizler için de önemlidir. Kurdukları barajlarla su taşkınlarını engellerken yaşadıkları sudaki doğal ve yapay çöpleri arındırarak suyun temiz ve duru kalmasını sağlarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karıncalar ” title_font_size=”13″]

    Ekip çalışmasının en güzel örneğini teşkil eden karıncalar, kalabalık bir ordu halinde yaşadıkları yuvalarına sürekli yemek taşıyarak neredeyse gece gündüz efor sarf eder. Kolonideki her karıncanın farklı bir görevi vardır. Kraliçe karınca kolonide görev alacak yeni karıncaları dünyaya getirirken; işçi karıncalar larvaları besler, koloniyi temiz tutar, tüneller açar. Toplayıcı karıncalar ise yiyecek bulmak ve bu yiyecekleri yuvalara getirmek gibi onlar için hayati olan görevleri sadık bir şekilde uygular.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sinek Kuşları” title_font_size=”13″]

    Doğadaki en küçük kuş türü olan sinek kuşları, hızlı şekilde çırptıkları kanatları için sürekli enerjiye, dolayısıyla gıdaya ihtiyaç duyar. Bir günde kendi ağırlığının üç katı kadar besin tüketmesi gereken sinek kuşları, bir çiçekten diğer çiçeğe devamlı kanat çırparak mesafeler kateder. Uzun ve ince yapıdaki gagaları, özellikle bazı çiçek türlerinin derinliklerindeki nektara ulaşmak için uygun yapıdadır. Çiçeklerden aldıkları nektar sırasında vücutlarının baş, göğüs ve başka bölgelerine polen bulaşır ve bu şekilde bir çiçekten aldıkları poleni başka bir çiçeğe taşırlar. Tüm bu özellikleriyle sinek kuşları; çiçek polenlemesi, bitkilerin üremesi ve çeşitliliğini sürdürebilmesi açısından kritik bir öneme sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Termitler” title_font_size=”13″]

    Odunla beslendikleri için ahşap ev sahiplerinin korkulu rüyası haline gelen termitler, yıkıcı bir etkiye sahipmiş gibi gözükseler de aslında doğanın geri dönüşüm işçisidir. Karıncalar gibi kalabalık gruplar halinde yaşar ve yaptıkları iş bölümü sayesinde organize olarak çalışır. Beyaz ya da şeffaf renge sahip işçi termitler, yiyecek kaynağı bulmaktan, odun kazmaktan ve genç termitlerin bakımından sorumludur. Asker termitler ise, fiziksel olarak daha büyüktür ve koloniyi karınca veya rakip termit saldırısından korur. Bitkiler ve hayvanlar tarafından tüketmesi için ağaçlardaki selülozu parçaladıklarından orman ekosisteminin değerli bir parçasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Solucanlar ” title_font_size=”13″]

    Solucanlar basit bir omurgasız hayvan gibi gözükse de yaşamın sürekliliği için doğanın çiftçileri olarak adlandırılır. Tünel açarak yaşadıkları toprak altında; toprağın havalanması, organik minerallerin ve suyun taşınması gibi çok önemli ve hayati görevleri yerine getirir. Toprağı 15 cm kadar işleyen bu hayvanlar; nitrojen, kalsiyum ve diğer sağlıklı besinleri de dışkı olarak toprağa bırakır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çardak Kuşları ” title_font_size=”13″]

    Aşklarından âdeta harika birer mimara dönüşen çardak kuşları, eş bulabilmek ve potansiyel eşini etkileyebilmek için inşa ettikleri yuvayı süsler, dekore eder. Yuva için çakıl taşları, tohumlar, kabuklar, çiçekler ve doğada buldukları diğer nesneleri kullanan çardak kuşlarının yuvası ne kadar büyükse eş bulma olasılığı da o kadar artar. Dişileri etkilemek için zorlu bir rekabet içinde olan bu kuşlar, yılmadan ve yorulmadan yuvalarına nesneleri taşır.

  • Mazide Kalan 9 Sosyalleşme Alışkanlığı

    Mazide Kalan 9 Sosyalleşme Alışkanlığı

    Bir zamanlar sevdiklerimizi kalbimiz kadar temiz sayfalarda muhafaza eder, duygularımızı ucunu yaktığımız mektuplarla ifade eder, özlemle andıklarımızı kartpostallar ile sevindirirdik. Belki artık telefonu elimize aldığımızda ya telesekreter çıkarsa diye kalbimiz atmıyor, arkadaşımızın doğum gününden önceki gece kaset doldurmak için sabahlamıyoruz ama o günlerden, nostaljik alışkanlıklarımızdan bahsedince hala içimiz titriyor. Sizi yakın geçmişin belki biraz tozlu ama özlemle anılan sayfalarına götürmek için bazıları çok eski günlerde kalan bazıları birkaç yıl öncesine kadar kullanılan sosyalleşme alışkanlıklarını 9 maddelik listemizde bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hatıra Defteri Tutmak” title_font_size=”13″]
    nostalji, 90'lar

    Bir kişiye değer verdiğinizi göstermenin en güzel yollarından biri ona hatıra defterinizi vermek ve kalbiniz kadar güzel bir sayfayı sizin için doldurmasını istemekti. Hala bir köşede sakladığımız hatıra defterlerimiz eski dostlukların nostaljik bir rehberi olarak kişisel tarihimizin en değerli belgeleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mektup Yazmak” title_font_size=”13″]

    Ailemizi, arkadaşlarımızı özlediğimizde; sevdiğimizin uzağında olduğumuzda özenle en özel mektup kâğıdını seçer, en güzel yazımızla mektubumuzu yazardık. Her biri ayrı bir tarih yazan pulları zarfa yapıştırır, tatlı bir heyecanla mektubumuzu postaneye teslim ederdik. En eski iletişim yöntemlerinden biri olan mektuplar, sandıklarda saklanır, geçen yıllarla sararsalar da onlara gözümüz gibi bakılırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kartpostal Atmak” title_font_size=”13″]
    nostalji, 90'lar

    Seyahate gidince ilk yaptığımız kartpostal alıp sevdiklerimize göndermek olurdu. Sanki ailemize, dostlarımıza o kartpostalı göndermezsek seyahatin tadını çıkaramazdık. Biri bize kartpostal yolladığında ise kendimizi özel hissederdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Arkadaşlık Teklif Etmek” title_font_size=”13″]
    nostalji, 90'lar

    Birisiyle arkadaş olmak eskiden şimdiki kadar teklifsizce gerçekleşen bir durum değildi. Arkadaş olmak istediğimiz kişiye aracılar gönderirdik. Arkadaşlık teklif etmek genelde okul yıllarında yaşanan bir deneyim olduğundan ağaç arkalarından, duvar kenarlarından bakılır ve heyecandan kıvranarak gelecek cevap beklenirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Akrostiş/Mâni Yazmak” title_font_size=”13″]
    nostalji, 90'lar

    Birini önemsediğimizi göstermenin en naif yollarından biri onun için olan duygularımızı şâirane bir şekilde ifade etmek değil midir? Okul defterlerinin arkasına, kokulu kâğıtlara, arasında çiçek saklanan defterlere yazılan akrostişler, mâniler en masum duygularımızın bir yansımasıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Telesekreter” title_font_size=”13″]
    nostalji, 90'lar

    Telesekreterler gündelik hayatımıza ilk girdiğinde bir devrim olmuşlardı. Karşılama mesajını en güzel şekilde kaydetmek için uğraşır, her eve geldiğimizde koşarak telesekreteri kontrol ederdik. Telesekretere mesaj bırakmak da bir o kadar zordu, sesimiz titreyerek mesaj bırakır heyecanla alacağımız cevabı beklerdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Not Bırakmak” title_font_size=”13″]
    nostalji, 90'lar

    Sevdiklerimizle iletişim kurmanın en tatlı, en sıcak yollarından biri de onlara not bırakmaktı. Minik kâğıtlara yazılan hatırlatma ya da sevgi notları evde, okulda, iş yerinde uygun yere iliştirilir, okuyanların içini ısıtırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fotoğraf Albümü” title_font_size=”13″]
    nostalji, 90'lar

    Fotoğrafların eski makinelerle çekildiği günlerde özenle saklanan fotoğraflarla albümler oluşturuldu. Çocukluk ve aile fotoğrafları, okul anıları, düğün fotoğrafları… Her fotoğraf bir albüme yerleştirilir ve saklanırdı. Evimize gelenlere fotoğraf albümlerini göstermek, onlarla en güzel anılarımızı paylaşmak ise güzel bir dostluğun başlangıcı olarak görülürdü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karışık Kaset Ve CD Hazırlamak” title_font_size=”13″]
    teyp kaseti, nostalji, 90'lar

    Bir insana verilebilecek en özel hediyelerden biri onun için karışık kaset ya da CD hazırlamaktı. 90’lardan önce doğmuş herkes en yakın arkadaşına, sevgilisine bir albüm hazırlamıştır. Karışık kaset hazırlarken çekilecek şarkıları özenle seçmek ve arada boşluk kalmayacak, ses kalitesi düşmeyecek şekilde kaydedebilmek maharet isterdi.

  • DOĞAL GÜZELLİKLERİYLE KEŞFEDİLMEYİ BEKLEYEN TUNCELİ

    DOĞAL GÜZELLİKLERİYLE KEŞFEDİLMEYİ BEKLEYEN TUNCELİ

    Komşuları Elazığ, Erzincan ve Bingöl olan Doğu Anadolu şehrimiz dağları, nehirleri, vadileri ile göz kamaştıran bir doğal güzelliğe sahip. Şehrin diğer ilçeleri Merkez, Mazgirt, Pertek, Çemişgezek, Hozat, Nazimiye ve Pülümür’den oluşuyor. Ve bakın gezginlerin en çok ilgi gösterdiği yerleri nereler?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Karasal iklimi nedeniyle kış dönemleri uzun geçen Tunceli’de yaz bir o kadar sıcak geçer. Hele de yaz aylarında düzenlenen Çemişgezek Dut ve Peynir Festivali’ne ya da Pülümür Bal Festivali’ne veya Munzur Kültür ve Doğa Festivali’ne denk gelirseniz günleriniz renkli ve şenlikler içinde akıp gider.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Fotoğrafta gördüğünüz masalsı ilçe Ovacık… İsmini tam da dağların çevrelediği 74 km2’lik ovadan aldığı düşünülüyor. Tabii bu düzlüğüne aldanmayın, denizden yüksekliği 1300 metre. Hele de ilçenin 3 bin 377 rakımlı Kepır Yaylası var ki böyle bir güzellik sadece masallarda olur dedirtiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Pertek ilçesinde bulunan kale en ilginç noktalardan biri, çünkü Keban Baraj Gölü ortasındaki bir ada üzerinde. Elazığ şehri ile Pertek arasında yer alan kalenin turizme açılması planlanıyor, fakat şimdilik en yakından Elazığ-Pertek arasında gidip gelen feribotlardan görülebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Munzur Dağı veya Dağları (çünkü Munzur bir sıradağ) Yukarı Fırat bölgesinde kalıyor ve Tunceli’nin birden fazla ilçesiyle çevreleniyor, örneğin yukarıda söz ettiğimiz Kepır Yaylası da Munzur Dağı’nda bulunmakta. Beş milyon yaşındaki bu olağanüstü güzellik aslında Toroslar’ın bir uzantısı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Munzur Dağı, jeolojik oluşumlardan buzul göllerine, akarsulardan derelere sayısız doğal oluşuma sahip. Onlardan biri de Munzur Çayı ya da başka bir ifadeyle Munzur Suyu. Ziyaret Tepesi’nin eteklerinden doğan su uzun bir yol kat etmekte ve bu noktadan itibaren eşsiz doğa fotoğrafları vermektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1971 yılında Milli Park ilan edilen Munzur Vadisi 42 bin hektarlık alanıyla ülkemizin en büyük milli parklarından biri. Bu alan endemik bitkiler ve hayvan türleri bakımından doğal bir hazine barındırmakta. Anadolu parsından boz ayıya yaban hayatının da korunduğu bir doğa harikası.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Anadolu’nun birçok şehrinde yetişen fakat seyrek rastlanan nadide çiçek türü ters lale de Tunceli’nin bakir doğasının bir parçasıdır. Soğanlı bitkinin çiçek kısmı ters durduğu için bu adı almıştır fakat halk arasında efsanelerle anılan çiçeğin yaygın adı ağlayan gelindir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Tunceli’nin mutfak kültüründe et yemekleri bol baharatlı olmak şartıyla başı çeker. Bununla birlikte tahıllı yemekler de yaygındır. Şehrin en meşhur meyvesi ise adına festival bile düzenlenen duttur. Gözlemeye benzetebileceğimiz patila veya patile ise Tuncelili kadınların en sık yaptığı ve çayla ikram ettiği lezzetlerden biridir.

  • SAĞLIKLI, DAYANIKLI VE DOĞAYA DOST BİR OYUN KÜLTÜRÜ

    Bir çocuğun elinde şekillenen bir tahta parçası… Kimi zaman bir kamyon olur kimi zaman da uçsuz bucaksız gökyüzünde havalanan bir uçak. Oyuncaklar aslında sadece vakit geçirmek için değil, hayal gücünü beslemek ve dünyayı keşfetmek için vardır. Üstelik her oyuncak, yapıldığı dönemin kültürünü ve estetik anlayışını da içinde taşır. Anadolu’da binlerce yıldır süren bu gelenek, bugün hâlâ küçük atölyelerde doğal ve sağlıklı malzemelerle üretilen oyuncaklarla yaşamaya devam ediyor. Yazımızda, ahşap oyuncakların tarihini ve öne çıkan özelliklerini sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tarihe baktığımızda ilk oyuncaklar doğadan elde edilen taş, kemik ve kil gibi malzemelerle şekilleniyordu. MÖ 3000’lerde Mısır ve Mezopotamya’da minyatür figürler, topaçlar ve oyun tahtaları çocukların dünyasına eşlik ediyordu. Orta Çağ’da el işçiliğiyle ahşap ve metal oyuncaklar öne çıkarken, Rönesans’la birlikte estetik kaygılar arttı ve oyuncaklar âdeta birer sanat eserine dönüştü. Sanayi Devrimi ile seri üretim devreye girdi ve oyuncaklar daha geniş kitlelere ulaştı; 20. yüzyılda ise plastik ve elektronik oyuncaklar sahneye çıktı. Ancak tüm bu değişimlere rağmen ahşap oyuncaklar, doğallığını ve sıcaklığını koruyarak köklü geleneğini günümüze kadar taşımayı başardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bu köklü geleneğin Anadolu’daki en belirgin yansıması ise Osmanlı Dönemi’nde İstanbul’un Eyüpsultan semtinde görülür. 17. yüzyıldan itibaren Eyüpsultan’da oyuncakçılık köklü bir zanaat hâline gelmiş, marangozların ürettiği tahtadan oyuncaklar zamanla farklı meslek gruplarına da yayılmıştır. Çocuklar oyuncaklarını çoğu zaman Eyüpsultan’daki dükkânlardan ya da seyyar satıcılardan temin ederken, 19. yüzyılda semt hem üretim hem de satış merkezi olarak önemini korumuştur. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde oyuncakçı dükkânlarından söz etmesi, bu geleneğin ne kadar canlı olduğunu ortaya koyar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Peki, bu oyuncakları özel kılan ahşabın kendisi hakkında neler söyleyebiliriz? Ahşap, elde edilmesi ve işlenmesi kolay gibi görünse de aslında sabır ve ustalık isteyen bir malzemedir. Lifli yapısı sayesinde oldukça dayanıklı olan ahşap, küçük kazalarda tamir edilebilirliğiyle de öne çıkar. Bu özelliğiyle bir oyuncak yalnızca bir nesile değil, kuşaktan kuşağa aktarılan özel bir hatıraya dönüşür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dayanıklılığı ve tamir edilebilirliği bir yana, ahşap oyuncaklar çocukların gelişimine sunduğu katkılarla da öne çıkar. Sade tasarımları çocukların hayal gücünü harekete geçirir; nesneleri keşfetmelerine, neden-sonuç ilişkileri kurmalarına ve problem çözme becerilerini geliştirmelerine olanak tanır. Doğal yapısı sayesinde güven hissi verir, gözenekli dokusu ise statik elektrik oluşumunu engelleyerek bedensel rahatlama sağlar. Böylece çocuklar enerjinin oluşturduğu gerginlikten arınır ve hem fiziksel hem de duygusal açıdan daha kolay sakinleşir. Üstelik geri dönüştürülebilir olmaları ve yeni ağaç kesimine gerek bırakmamaları ahşap oyuncakları yalnızca sağlıklı değil, aynı zamanda çevre dostu bir seçenek hâline getirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ve işte bu geleneği günümüzde yaşatmaya devam eden ustalardan biri de Ali Akbey’dir. UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında “Yaşayan İnsan Hazinesi” ünvanıyla tanınan Akbey, yıllardır mobilya atıklarını değerlendirerek oyuncak üretmektedir. Onun için ahşap oyuncak yapmak yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda bir yaşam biçimidir. Sıfır atık felsefesiyle çalışan Ali Usta, her oyuncağa doğayla uyumlu bir yaklaşım kazandırırken çocuklara geçmişle gelecek arasında köprü kuran değerli hatıralar bırakır. Mesleğine tutkuyla bağlı olan Ali Akbey’in çalışmalarını videoda izleyebilirsiniz.

  • Türk Pop’unun Yıllara Yayılan Macerasından 8 Unutulmaz Grup

    Türk Pop’unun Yıllara Yayılan Macerasından 8 Unutulmaz Grup

    Türk popunun yıllara yayılan macerasında birçok müzik grubuyla karşılaştık, kiminin ömrü kısa süreli oldu kimi yıllarca müzik listelerinin zirvesinde yer aldı. Türk pop müziğinin unutulmaz 8 grubunu sizin için sıraladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Seçkin İkili Noyan Noyan” title_font_size=”13″]
    türk pop müziği
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karizmatik Gözlükleriyle Hatırladığımız Ayna” title_font_size=”13″]
    türk pop müziği
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Müzik İle Mizahı Birleştiren Grup Vitamin” title_font_size=”13″]
    türk pop müziği, ismail
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Popun Romantik Üçlüsü İzel Çelik Ercan” title_font_size=”13″]
    türk pop müziği
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkiye’yi “Halay” İle Eurovision’a Taşıyan 5 Yıl Önce 10 Yıl Sonra ” title_font_size=”13″]
    pop müzik
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”90’lı Yılların En Ünlü İkilisi Oya Bora” title_font_size=”13″]
    türk pop müziği
    [eltd_section_title alignment=”left” title=” “Aşk Olsun” İle Zirveye Tırmanan Ajlan – Mine” title_font_size=”13″]
    pop müzik
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Bekâr Gezelim” İle Tanıdığımız Grup Laçin” title_font_size=”13″]
    pop müzik
  • 9 Maddeyle Gülhane Parkı

    9 Maddeyle Gülhane Parkı

    Gülhane Park’ı, İstanbul’un en eski en tarihi parklarından birisidir. Asırlık ağaçların altında dinlenip kitap okumak, biraz olsun şehrin gürültü ve kalabalığından uzaklaşmak, renk renk çiçeklerle dolu yollarda yürüyüş yapmak isterseniz eğer Gülhane Parkı bunun için en ideal noktalardan bir tanesi. Bizler de bir araştırma yaptık ve 9 maddelik listeyle bu tarihi parkı sizler için ele aldık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un en güzel parkları arasında yer alan Gülhane Parkı ilk olarak Osmanlı Dönemi’nde sarayın dış bahçesi olarak kullanılmış. Parkın içerisindeki lalelerin, çeşit çeşit çiçeklerin ve güllerin burada yer alması tarih boyunca adının Gülhane Parkı olarak kalmasını sağlamıştır. Şehrin güzide noktalarından biri olan park uzun bir dönem bakımsız kalmış, 2003 yılında yapılan yenileme çalışmasından sonra ise bugünkü görünümüne kavuşmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2# ” title_font_size=”13″]

    Geçmiş tarihinden günümüze kadar sahip olduğu zenginliği korumayı başaran park halk arasında Sarayburnu Parkı olarak da bilinmektedir. Fatih ilçesi, Eminönü semtinde bulunmaktadır ve 1912 yılında da saray bahçesi konumundan çıkarılıp halkın hizmetine açılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gülhane Parkı, tüm güzellikleriyle beraber tarihsel açıdan bakıldığında da pek çok önemli olaya şahitlik etmiştir. Hagios Georgies Manastırı ve Panagia Hodegetria Ayazması’nın bölgede yer alması Bizans döneminde burayı değerli kılmış, park İstanbul’un fethi sırasında surlarla çevrilmiş, sayısız etkinliğe ve festivale de ev sahipliği yapmıştır. Aynı zamanda Osmanlı tarihinin önemli gelişmelerinden biri olan 1839 Tanzimat Fermanı da ilk kez Gülhane Parkı’nda okunmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Hafızalarda yer alan ilk Atatürk heykelinin de 1926 yılında Gülhane Parkı’nda dikildiği söylenmekte. Ayrıca 1928 yılında parkta düzenlenen bir törenle Mustafa Kemal Atatürk, Latin harflerini halka duyurmuştur. İlk dersini burada verdiği ve Başöğretmen unvanını da bu parkta aldığı bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Parkın içinde İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi de bulunur. Müzenin önemi maket ve model koleksiyonu bakımından Almanya Frankfurt’tan sonra dünyada ikinci müze olması… Matematik, mimari, coğrafya, tıp, astronomi, kimya ve daha birçok farklı bölümün bulunduğu müzede İslam bilim adamlarının ortaya koydukları nadide eserler de sergileniyor. Ziyaretçilerin yoğun ilgi gösterdiği bir diğer eser de müze girişindeki bahçede bulunan ve 9.yüzyıldan kalma dünya haritasının bir kopyası olan bu renkli yerküre.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Geziniz esnasında mutlaka uğramanız gereken yerlerin arasında Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müzesi de yer alıyor. Müze, zamanında Osmanlı döneminde geçit yapan alayları izlemek amacıyla kullanılan ve Topkapı Sarayı pencerelerinin İstanbul sokaklarına uzanan ilk ve tek Alay Köşkü’ymüş. 2011 yılında bir kütüphaneye dönüştürülmüş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7# ” title_font_size=”13″]

    Hepimizin bildiği üzere İstanbul sokakları ve parklarında her yıl lale festivalleri düzenleniyor. Gülhane Parkı da bünyesinde barındırdığı 50’ye yakın farklı tür ve 2 milyonu aşkın laleyle festival döneminin vazgeçilmez adresleri arasında bulunuyor. Eğer bahar aylarında İstanbul’da veya Gülhane Parkı yakınlarındaysanız burayı ziyaret etmeden geçmeyin deriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Gülhane Parkı’na kadar gitmişken hemen bitişiğinde yer alan Arkeoloji Müzesi’ni de mutlaka görmelisiniz. Ülkemizin yanı sıra dünya için de önemli bir yere sahip olan müzede tarihe ışık tutan pek çok eser mevcut. Arkeoloji müzesi hem mimari yapısı ve dış cephesindeki mükemmel işçilik bakımından hem de içerisinde bulunan eserlerle dünyanın en iyi 10 müzesi arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Gülhane Parkı’nın en güzel noktalarından biri de gün sonuna doğru yaklaştığınızda yorgunluğunuzu atabileceğiniz güzel mi güzel çay bahçesi… Uzun süre unutamayacağınız huzur dolu bir günün ardından İstanbul Boğazı’nın yarattığı o muhteşem manzaranın eşliğinde çayınızı yudumlayabilirsiniz.

  • DOĞANIN SESSİZLİĞİNDE ADRENALİN DOLU BİR YOLCULUK: DAĞCILIK

    Şehir hayatının gürültüsünden uzaklaşıp doğanın sessizliğine karışmak isteyenler için dağcılık hem macera hem de deneyim dolu bir yolculuk sunuyor. Zirvelere tırmanmak, sabrı, dayanıklılığı ve doğayla uyumu sınayan bir macerayla dağcılık tutkusunu pekiştiriyor. Yükseklerden manzara izlemek için hem yurt içinde hem de yurt dışında çok sayıda zirve bulunuyor. Türkiye’de 3000 metreyi aşan yüzlerce doruk, ülkemizi dağcılık açısından oldukça zengin kılıyor. Yazımızda, dağcılık sporuna dair merak edilen detayları sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dağcılık, orman sınırının ötesinden başlayarak zirveye kadar uzanan uzun yürüyüşleri ve teknik tırmanışları kapsar. Bu yolculuğun bir parçası da kampçılıktır; kamp, yürüyüşler arasında dinlenme fırsatı sunar ve etkinliği uzun soluklu bir deneyime dönüştürür. Mevsim seçimi, dağcılığın en kritik unsurlarından biridir. Yaz, ilkbahar ve sonbahar ayları yeni başlayanlar için daha uygunken, kış dağcılığı çok daha çetin koşullar içerir. Kar, buz ve fırtına gibi zorlu hava şartlarında güvenli tırmanış tekniklerini bilmek, ısı kaybına karşı önlemler almak ve kamp kurabilmek ayrı bir bilgi ve deneyim gerektirir. Bu nedenle ilk adımlarını atanlara kış dağcılığından önce bahar ve yaz rotaları tavsiye edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dağcılık sporu ilk kez Avrupa’nın en yüksek doruğu olan ve Güneydoğu Fransa’da bulunan Mont Blanc’a (4.807 metre) 1786 yılında gerçekleştirilen tırmanışla başlamıştır. Bu tırmanışı, biri doktor olmak üzere iki Fransız öncünün başarması, dağcılık tarihinin dönüm noktası sayılmaktadır. Türkiye’deki dağcılık faaliyetlerinin başlangıcı ise 1829 yılında bir Alman dağcının Ağrı Dağı’na yaptığı çıkışla kayıtlara geçmiştir. Türk dağcıların ilk çalışmaları I. Dünya Savaşı sonrasında daha çok askerî amaçlarla başlamış; kayıtlara geçen ilk resmî Türk tırmanışı ise 1924’te Miralay Cemil Cahit Bey’in Erciyes Dağı’na yaptığı tırmanış olmuştur. Zamanla dağcılık, askerî amaçlardan bağımsızlaşarak doğayı keşfetmenin ve sınırları zorlamanın bir aracı hâline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Farklı hedefler ve süreler doğrultusunda dağcılık çeşitli stillere ayrılır. Alpin stil, hafiflik ve hızın ön planda olduğu, zirveye en doğal ve doğrudan yöntemlerle ulaşmayı amaçlar. Günübirlik yapılan hiking, sabah çıkılıp akşam dönülen rotaları içerirken; trekking, doğada geçirilen birkaç günü kamp kurarak tamamlamayı ifade eder. Daha uzun ve kapsamlı deneyimler ise expedition stilinde karşımıza çıkar; araştırma gezileri, uzun süreli kamplar ve zorlu zirve tırmanışları bu kategoriye girer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Her stilin ortak noktası güvenliktir. Dağda atılacak her adımın planlı olması gerekir. Tırmanış sırasında gruba yol gösteren, bölgeyi iyi bilen bir liderin bulunması büyük önem taşır. Yürüyüşlerin tek sıra hâlinde yapılması, kişiler arasında mesafe bırakılması ve temponun en yavaş üyeye göre ayarlanması hem uyum hem de güvenliği sağlar. Eşyaların kötü hava şartları düşünülerek hazırlanması ve yüklerin adil bir şekilde dağıtılması da ekip ruhunun vazgeçilmez unsurlarındandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Güvenliğin bir diğer ayağı ise doğru ekipmandır. Tırmanma ipleri, halatlar, kazmalar ve kramponlar zorlu parkurlarda en büyük destekçidir. Su geçirmez, sert ve ayak bileğini saran dağcılık botları her koşulda konfor ve güvenlik sağlar. Giysilerin katmanlı olması şarttır. Nemi uzaklaştıran iç katman, mevsime uygun orta katman ve su geçirmez dış katman vücudu korurken; bere, eldiven ve bandana gibi aksesuarlar koşullara göre tamamlayıcıdır. Yükün dengeli taşınmasını sağlayan dağcılık çantalarının ise dayanıklı ve su geçirmez olması büyük fark oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ekipman kadar önemli olan bir diğer unsur düğümlerdir. Sekizli düğüm, kolay çözülebilirliği ve yüksek dayanıklılığı ile en sık tercih edilen bağlama yöntemidir. İplerin kalınlıklarının farklı olması durumunda çift balıkçı düğümü devreye girerken, prusik düğümü hem tırmanış hem de inişlerde güvenlik sağlar. Ancak bu düğümler sağlam bir istasyona bağlanmadıkça tek başına yeterli değildir. Kök salmış bir ağaç veya kaya çıkıntısına kurulan güvenli istasyon, tırmanışın en hayati halkasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tüm hazırlıklara rağmen doğa her zaman kendi kurallarını koyar. Buzulların kırılgan yüzeyleri, taş düşmelerinin yoğunlaştığı çarşak alanlar, kış ve bahar aylarında sıkça rastlanan çığ riski, yıldırımlar, sis ve karanlık dağcıların karşılaşabileceği tehlikeler arasındadır. Bu durumlarda ip kullanımı, riskli saatlerden kaçınma, sinyal cihazı taşıma, uygun sığınak arayışı ve navigasyon bilgisi hayati önem taşır. Ayrıca yüksek rakımlarda artan güneş ışınlarına karşı koruyucu krem kullanmak ve bol su tüketmek unutulmamalıdır.