Blog

  • 9 Madde İle Çocukluğumuzda Kalan Mahalle Kültürü

    9 Madde İle Çocukluğumuzda Kalan Mahalle Kültürü

    Çocukluğumuzla, gençliğimizle ilgili hatıralarımızın birçoğunu mahallemiz ve sokaklarında oynadığımız oyunlar ile orada kurduğumuz sarsılmaz dostluklar oluşturur. Ailemiz gibi hissettiğimiz komşularımız ve sokaklarını karış karış bildiğimiz mahallemiz, hayatımızdaki unutulmaz hatıraların bir parçasıdır. Mahallesini özleyenler, o günleri düşündüğünde burnunun direği titreyenler için 9 maddelik mahalle kültürü listemizle karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sokak Sakinleri ile Selamlaşılırdı” title_font_size=”13″]

    Mahalle kültürüyle büyümenin en güzel yanlarından biri sabah evden çıktığımızda ya da akşam eve dönerken yolda rastladığımız mahalle sakinlerine selam vermek, hatırlarını sormaktı. Mahallenin esnafıyla, camdaki teyzelerle, yolda gördüğümüz arkadaşlarımızla ayaküstü sohbet etmek mahalle hayatının değişmez bir parçasıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaşlılara, Hastalara El Birliği ile Bakılırdı” title_font_size=”13″]

    Mahallede yaşayan herkes âdeta büyük bir ailenin ferdi gibiydi. Biri hasta olduğunda bakımı yapılır, ona yemek götürülür, yaşlılar sık sık ziyaret edilerek alışveriş ihtiyaçları karşılanırdı. Bu yardımlaşma, mahalle ruhunun değerli bir özelliğiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Eksikler Komşudan İstenirdi” title_font_size=”13″]

    Mahalle kültürünün en güzel yanlarından biri de koşulsuz dayanışmaydı. En ufak bir yardıma ihtiyacımız olduğunda komşumuza koşardık. Mesela, yemek yaparken unumuz, yumurtamız eksik geldiğinde hemen komşuların zili çalınırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kapı Önünde Çay İçilirdi” title_font_size=”13″]

    Akşamüstü saatleri gelip işler azaldığında, mis gibi çaylar demlenir, yanına atıştırmalıklar iliştirilir, kapının önünde çay keyfi yapılırdı. Çocuklar oyunlar oynayıp eğlenirken büyükler bir gözleriyle çocuklarını kolaçan eder bir yandan da sohbet ederlerdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Komşular Sık Sık Ziyaret Edilirdi” title_font_size=”13″]

    Mahalle hayatında komşuluk ilişkilerine çok önem verilirdi; sık sık kahveye, akşam oturmasına gidilirdi. Komşulara saygıda da kusur edilmez; bayramda seyranda, özel günlerde aile büyükleri gibi komşular da ziyaret edilirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Zevkli Oyunlar Sokakta Oynanırdı” title_font_size=”13″]

    Mahallede maçlar yapılır, seksek, lastik, çelik çomak, saklambaç ve daha birçok oyun oynanırdı. Okuldan dönünce hevesle sokağa inilir ve eğlence başlardı. Çocukluğumuzun en renkli en güzel anılarında mahallede oynanan oyunların yeri büyüktür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tavla Turnuvalarında Büyük Rekabet Yaşanırdı” title_font_size=”13″]

    Mahalle hayatının eğlencesi sadece çocuklara özgü değildi, büyükler de tavla turnuvaları sayesinde eğlenceli bir rekabeti tadarlardı. Tavla turnuvaları bazen saatler sürer, bu sırada çaylar içilir, bol bol şakalaşılırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sokağın Köpekleri Kedileri Olurdu” title_font_size=”13″]

    Mahalleli nasıl birbirini sevip kolluyorsa, sokağın sevimli sakinlerini de aynı şekilde korurdu. Mahallenin köpeğine, kedisine el birliği ile bakılırdı, sokaktaki hayvanların yemeği eksik edilmez, bir rahatsızlıkları oldu mu hemen ilgilenirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mahalleli Paylaşmayı Bilirdi” title_font_size=”13″]

    Mahalle sakinleri her şeylerini kardeşçe paylaşmayı bilirdi. Evde pişen tatlılar, börekler, çörekler tabak tabak komşularla paylaşılır, komşulara giden tabaklar yine lezzetli yiyeceklerle dolu bir şekilde geri dönerdi. Hele televizyonun ülkeye yeni geldiği yıllarda, tüm mahalleli televizyonu olanların evine doluşur, teknolojinin son nimetinden beraber faydalanırdı.

  • DÜNYA SOFRALARINDAN ADABIMUAŞERET KURALLARI

    “Bir toplulukta uyulması gereken ve insanlar arasındaki davranışları düzenleyen nezaket, saygı ve görgü kuralları.” adabımuaşeretin sözlük anlamı olarak geçmekte. Adabımuaşeret selamlaşmadan hediye alıp vermeye, tanışma veya tanıştırılmadan ilk randevuya kadar geniş bir alanı kapsar. Yazılı değil fakat sözlü olarak nesilden nesile geçen bu kurallar bütünü, ülkeden ülkeye farklılıklar gösterir. Bu içeriğimizde ise farklı ülkelerin, sofrada uyulmasını bekledikleri görgü ve nezaket kurallarını sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • GÖRME ENGELLİ BİREYLERİN HAYATINI KOLAYLAŞTIRAN 6 TEKNOLOJİ

    Teknolojinin faydalarını hayatımızın her anında deneyimliyoruz. Örneğin dün çok uzak bir kavram olan yapay zekâ, bugün evlerimize kadar ulaştı. Akıllı saatler, nesnelerin interneti, akıllı bileklikler derken her gün onlarca “akıllı” teknoloji ile tanışıyoruz. Teknolojinin bu denli hızlı gelişmesi yalnızca günlük hayatımızı kolaylaştırmakla kalmıyor, engelli bireylere de yepyeni bir dünyanın kapısını aralıyor. Engelliler Haftası vesilesiyle görme engelli bireyler için geliştirilen teknolojilerden birkaçını paylaşmak istedik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Akıllı baston” title_font_size=”13″]

    Akıllı baston teknolojisi, görme engelli bireylerin hayatını kolaylaştıran en önemli gelişmelerden biridir. Normal bastonlardan farklı olarak, baş hizasındaki engelleri tespit eder ve görme engellileri uyarır. Üzerinde bulunan sensörler, engeli tespit eder ve kullanıcıya bir uyarı verir. Uzun bir batarya ömrüne sahip olması da kullanım avantajlarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sesli uyarı sistemi: EyeSense” title_font_size=”13″]

    EyeSense, nesneleri tanıyabilen bir uygulamadır. Kullanıcı, etrafındaki nesneleri ve renkleri bu uygulama sayesinde sesle duyabilir. Aynı zamanda renk tanıma özelliği de vardır, telefon, bir rengin üzerine tutulduğuna o rengin ne olduğu bilgisi kullanıcıya sesli olarak aktarılır. Bu özelliği kullanabilmek için telefonun kamerasını kullanmak yeterlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Akıllı saat” title_font_size=”13″]

    “Akıllı” teknolojilerden biri de görme engelliler için özel olarak tasarlanan akıllı saatlerdir. Akıllı saatler, görme engellilerin iletişimlerini sürdürebilmelerine, mesajlarına giyilebilir cihaz üzerinden ulaşmalarına olanak sağlayarak hayatlarını kolaylaştırmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Talking Money Identifier” title_font_size=”13″]

    Talking Money Identifier için “konuşan para okuyucusu” demek mümkündür. Paraları tanıyan bir cihazdır. Görme engelli bireylerin hayatını kolaylaştırmak için tasarlanmıştır. Paraları tanımlar ve bireye sesle aktarır. Bu sayede kişi, elindeki paranın değerini öğrenmiş olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Seeing AI” title_font_size=”13″]

    Microsoft’un görme engelli bireyler için geliştirdiği bir yapay zekâ uygulamasıdır. Türkçe sürümü de vardır ve ücretsizdir. Uygulama, yapay zekâ üzerinden görsel tanıma ve betimleme teknolojisi ile çalışmaktadır. Böylece engelli bireyler, çevrelerindeki görsel öğeleri ses yoluyla algılayabilir. Ayrıca metinleri okuma imkânı da bulabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”GPS Cihazları” title_font_size=”13″]

    GPS uygulamaları da hayat kolaylaştıran teknolojilerden biri. Kişiyi yönlendirmek ve bilgi sağlamak amacıyla tasarlanmıştır. GPS cihazları, görme engelli bireylerin aradıkları yeri bulmalarına olanak sağlarken bir nevi onları özgürleştirir. Çünkü bu cihazlar sayesinde yollarını rahatlıkla bulabileceklerinden, dışarıda dolaşmaları da daha konforlu olacaktır.

  • BU SPOR DALLARINI DAHA ÖNCE DUYMUŞ MUYDUNUZ?

    Spor kelimesinin Latince kökenli olduğu ve temelinde eğlence, oyun gibi anlamlar barındırdığı biliniyor. Spor, insanların asırlar boyunca eğlenmek için ürettiği aktivitelerden belki de en kıymetlisi. Zamanla fiziksel ve zihinsel gücü artırmanın da aracı olan sporun, asırlar içinde geliştirilen yüzlerce farklı çeşidi bulunuyor. Günümüzde branş veya dal olarak nitelediğimiz sporlardan hepsine hâkim olmamız elbette mümkün değil…  Adını ülkemizde sıklıkla duymadığımız spor dallarından birkaçını sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ragbi, ilk kez 19. yüzyılda İngiltere’nin Rugby isimli bölgesinde Rugby School’da oynandığı varsayılan ve adı da buradan gelen bir spordur. Bu sporda elips şeklindeki top, el ve ayaklar kullanılarak kontrol edilir. 40’ar dakikalık iki devre boyunca top, kale direkleri arasındaki çıtanın üstünden aşılarak sayı yapmaya çalışılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bireysel bir spor olan triatlonda sporcu sırasıyla yüzer, bisiklete biner ve koşar. Evet yanlış duymadınız, kökenini Yunancadan alan triatlon, üç farklı branşın bir arada yapıldığı spor dalıdır. Sporcu bir branştan diğerine geçerken önceki spor kıyafetlerini çıkarır ve bir sonraki dala uygun kıyafetlerini giyerek devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Orta Çağ İskoçya’sında doğduğu bilinen körling sporu, rink adı verilen buz pistinde oynanır. Granitten yapılmış dairesel taşın buz üstünde kaydırılması ve rinkin iki ucunda yer alan hedeflerin merkezinde durdurulması esasına dayanır. Buz üstünde oynandığı için hassas ayarlamalar gerektiren sporun, özel ekipmanları bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bireysel ve takım olarak oynanabilen biatlon, kayaklı koşu ve tüfekli atışın art arda yapıldığı spordur. Sporcular belli bir süre içinde kayaklarıyla koşarcasına kayar ve hedefi vurmak için durarak nişan alırlar. Ne kadar mesafede kayacakları ve kaç tane hedefi vurmaları gerektiği, spor etkinliğinin türüne göre değişebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Korfbol, yüzyıldan fazla geçmişi bulunan, kadın ve erkeklerin bir arada oynayabildiği bir takım sporudur. Amaç, topu rakip takımın korf denilen, sepete benzer, 3,5 metre yüksekliğindeki potasına atmaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ayak voleybolu, üçer kişilik iki takımın karşılıklı oynadığı ve topu filenin üstünden aşırarak taraflarına düşürmemeye çalıştıkları spor dalıdır. Ayak voleybolunda sadece ayaklar değil, diz, omuz ve kafa da topu kontrol etmek için kullanılabilir, bu sporda bir tek elleri kullanmak yasaktır. İlk defa 15. yüzyılda oynandığı sanılan oldukça eski bir spordur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Netbol, basketbola çok benzeyen ama sahada sadece bir potanın bulunduğu spordur. Diğer ayırt edici özelliği ise sadece kadınlar tarafından oynanan bir spor dalı olmasıdır. Yedişer kişilik iki takımın sahada birbirine dokunmadan, top koşturmadan veya sektirmeden basket atarak sayı kazanmaya çalıştığı bir oyun türüdür.

  • YAPIMI 99 YIL SÜREN SARAY: İSHAK PAŞA SARAYI

    Doğu Anadolu’nun dağları arasında yükselen İshak Paşa Sarayı, ilk bakışta bir kartal yuvasını andıran görünümüyle ziyaretçilerini etkiliyor. Osmanlı mimarisinin Anadolu’daki seçkin örneklerinden biri olan bu yapı, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alıyor. Türkiye’den ve dünyanın dört bir yanından gelen yolcuların rotasında bulunan İshak Paşa Sarayı’nın öne çıkan özelliklerini sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinin 7 kilometre doğusunda, bir dağın yamacındaki tepe üzerine kurulan sarayın inşasına Çıldır Atabeklerinden Çolak Abdi Paşa tarafından 1685’te başlamıştır. Saray, aynı soydan gelen Küçük İshak Paşa zamanında, 1784’te tamamlanmıştır. Osmanlı’nın doğu sınırında konumlanan bu yapı hem yönetim merkezi hem de güvenlik karakolu olarak görev görmüş; sivil ve askerî işlevleri bir arada barındıran kapsamlı bir kompleks olarak tasarlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yaklaşık 7.600 m²’lik alana yayılan sarayın bazı kısımları tek veya iki, bazıları ise bodrum dâhil üç katlı olarak inşa edilmiş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci avlu, ziyaretçiyi karşılayan kamuya açık alanlar ile geçiş mekânlarını içerir. İkinci avlu, yönetim işlerinin yürütüldüğü ve sosyal yaşamın şekillendiği merkez konumundadır. En içte yer alan harem ve özel yaşam alanları ise, aile bireylerine ayrılmış mahrem mekânlarından oluşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sarayın yapımında kesme taş kullanılmış; taşların doğal kırmızı, sarı ve gri tonları tercih edilerek yapıya estetik bir görünüm kazandırılmıştır. Duvar kalınlıklarının 1 metreyi aşması, sarayın Doğu Anadolu’nun sert iklimine uygun şekilde inşa edildiğini göstermektedir. En dikkat çekici teknik özellik ise, dönemin çok ilerisinde sayılabilecek zemin altı ısıtma sistemidir. Bu sistemde ocaklarda ısıtılan hava, duvar içi ve zemin altındaki kanallar aracılığıyla odalara dağıtılarak mekânların ısınması sağlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Barok, Selçuklu ve İran üsluplarının bir arada kullanıldığı süslemeler, girişteki taç kapıdan pencere nişlerine, cami mihrabından minbere kadar her köşede kendini gösterir. Osmanlı Dönemi’nde Ağrı’da inşa edilen en büyük ve en önemli mimari eser olan İshak Paşa Sarayı’nın duvarlarındaki yazıtlar ve kitabeler ise yalnızca süsleme unsuru değil, aynı zamanda inşa süreci ve dönemin yöneticilerini belgeleyen tarihî kayıt niteliği taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sarayın tek kubbeli camisi, iki renk taşla örülmüş minaresiyle dikkat çeker. Bugüne en sağlam şekilde ulaşan bölüm olan cami, sarayın tarihî izlerini günümüze taşır. Kıble duvarının dışında yer alan türbe ise muhtemelen Abdi Çolak Paşa ile İshak Paşa ve yakınları için inşa edilmiştir. Geometrik ve bitkisel motiflerle süslenen bu alan, ziyaretçilerin en çok ilgisini çeken bölümlerden biri olarak öne çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yapımı 99 yıl süren saray, Doğubayazıt’a yalnızca 7 kilometre uzaklıkta yer alır. Adım attığınız anda taş işçiliğinin detaylarını ve tarihî dokuyu hisseder, avlular arasında dolaşırken sarayın konumu ve manzarasıyla bütünleşirsiniz. Anadolu’da günümüze ulaşabilen tek saray yapısı olarak kabul edilen bu eseri, videoda da izleyebilirsiniz.

  • DÜNYANIN DÖRT BİR TARAFINDAN METROPOL MANZARALARI

    Bir şehrin metropol sayılabilmesi için, ülkedeki diğer yerleşimlere göre kültürel, ekonomik, mimari, nüfus gibi olgular bakımından gelişmiş olması ve öne çıkması gerekir. Metropol kelime olarak, Yunanca anakent anlamına gelen metropolis kelimesinden türemiştir. Sayfamızda dünyadaki metropollerden bazılarını görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    2020 yılına göre 83 milyonun üstüne çıkan Türkiye nüfusunun %18,49’u İstanbul’da yaşıyor. İstanbul, 15 milyonun üstündeki insan sayısıyla, 131 ülkeden daha kalabalık bir nüfusa sahip. Fakat bu eşsiz şehir, yüksek nüfusundan ziyade kültürel, tarihî, ekonomik ve mimari değerleriyle büyük bir metropoldür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1.104 kilometrekarelik bir alanda 7,5 milyona yaklaşan nüfusuyla Hong Kong, dünyanın en kalabalık metropollerinden biridir. Güney Çin Denizi kıyısındaki konumuyla, eskiden tarım ve balıkçılıkla uğraşılan bir yerleşim yeri olan Hong Kong, günümüzde gökdelenlerin kuşattığı bir silüete sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hindistan’ın kuzeyindeki Delhi, ülkesinin ekonomik açıdan taşıyıcı şehirlerindendir. 2020 yılı verilerine göre 30 milyonu aşan nüfusuyla dünyanın en kalabalık ikinci şehridir, bilindiği gibi listede ilk sıra uzun zamandır Tokyo’nundur. Bu büyük metropol, Yeni ve Eski Delhi olarak iki ayrı bölgeden oluşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İstanbul, Paris ve Moskova’nın ardından Avrupa’nın en kalabalık şehri olan Londra, dünyanın en popüler metropolleri arasındadır. Şehrin öne çıkan özelliklerinden bir diğeri ise etnik açıdan bir hayli kozmopolit olması ve sınırları içinde yaklaşık 300 farklı dilin konuşulmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Lizbon, 3 milyona yaklaşan nüfusuyla, ülkesinin dörtte birini sınırları içinde barındıran önemli metropollerdendir. Portekiz’in başkenti ve en büyük şehri olan Lizbon, tarihi ve kültürel dokusuyla etkileyici bir geçmişe sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp, Osmanlı izleri barındıran tarihî geçmişi, kültürel değerleri ve endüstriyel birikimiyle Avrupa’nın özgün metropollerinden biridir. Üsküp aynı zamanda, yüksek dağları ve büyük gölleriyle doğayla da kucaklaşan şehirlerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    12 milyonu aşan nüfusuyla Güney Amerika’nın en büyük şehirlerinden olan São Paulo, Brezilya’nın 26 eyaletinden birinin de başkentidir. Bu büyük metropol, ülkesinin sanayi, ticaret, finans ve kültür merkezi olarak öne çıkmaktadır.

  • 8 Maddede Şimdi Orada Olmak Vardı Dedirten Güzellikleriyle Giresun

    8 Maddede Şimdi Orada Olmak Vardı Dedirten Güzellikleriyle Giresun

    Aksu ile Baltama vadileri arasında, denize doğru uzanan bir yarımada üzerindeki Giresun, Karadeniz Bölgesi’nin nadide şehirlerinden bir tanesi. Birbirinden güzel yaylaları, fındık bahçeleri ve tarihi zenginliği ile her yıl çok sayıda turistin ilgisini çekiyor. Bizler de doğa ile tarihin iç içe geçtiği, kirazın anavatanı, fındık diyarı Giresun’u sizler için araştırdık ve bir liste hazırladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bir Miletos kolonisi olarak kurulan Giresun, 1397’de Türkmen Beyi Emir Oğlu Süleyman tarafından fethedilip Türklerin kontrolü altına geçmiştir. İsmini nereden aldığına dair birçok söylenti vardır ancak en bilineni, Yunanca bir isim olan ‘‘Kerasus’’un sonraları buraya gelen Romalılar tarafından ‘‘Cerasus’‘ olarak değiştirilmiş olmasıdır. Bölgede bol miktarda yetişen kirazdan dolayı bu ismi almıştır. Bir diğer rivayete göre ise Spartacus isyanını bastıran komutan ‘’Kerasus’’tan gelmiş olabileceği ve zamanla da Giresun olarak dillere yerleştiğidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehrin başlıca yapıları arasında olan Giresun Müzesi, 1. yüzyıldan kalma tarihi bir yapıdır. Kilise olarak tasarlanan binanın ismi Gogora Kilisesi olarak bilinir. 1923 yılına kadar ibadethane olarak kullanılmış, 1948-1967 yılları arasında da cezaevi olarak işlev görmüştür. Restore edilmesinin ardından, içinde Tunç, Hitit, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait tarihî eserlerin sergilendiği bir müzeye dönüştürülmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Şehrin kuzey kısmında bulunan Giresun Kalesi’nin, Pontus Kralı 1. Farnakes Dönemi’nde yaptırıldığı biliniyor. Bölgenin en yüksek yerinde bulunan kaleye ulaşmak için 500 metrelik bir yol kat etmeniz gerekiyor ama Giresun’un en etkileyici manzarası da bu kaleden görünüyor. Burası, güneşin batışını en romantik hâliyle izleyebileceğiniz, en iyi panorama fotoğrafları çekebileceğiniz, kale eteklerinde bulunan restoranlarda keyifli vakitler geçirebileceğiniz bir yer…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz Bölgesi’ndeki iki adadan biri olan Giresun Adası (Aretias) kıyıdan 1,6 kilometre açıklıkta bulunmakta… Adada farklı dönemlere ait sur kalıntıları, kuleler ve manastır gibi pek çok kalıntı yer almaktadır. Rivayete göre Herkül’ün altın postunu aradığı, Yunanlıların Hz. Yusuf heykelini aramak için seferler düzenlediği, hatta Amazon kadın savaşçıların erkeklerden uzak bir yaşam kurarak burada yaşadığı söylenmektedir. Adada dikkat çekici bir diğer detay da dilek taşı olarak kullanılan ve ziyaretçiler tarafından sıkça merak edilen Hamza Taşı’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Meşhur Karadeniz mutfağı dışında Giresun denince ilk akla gelenlerden biri de fındıktır. İsmini kirazdan almış olmasına ve meyvenin dünyaya yayılmasını sağlamasına rağmen Giresun fındığın başkenti olarak bilinir. Nisanda ağaç dallarının yeşillendiği, mayıs-haziran gibi çotanakların patlamasıyla fındıkların göründüğü ve ağustosun başlarında da hasadın başladığı Giresun’da geçimin büyük bir bölümü fındıkla sağlanmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Giresun, özellikle yayla turizminin geliştiği bir şehirdir. Kümbet Yaylası ise doğa turizmi açısından şehrin en popüler yerlerinden biridir ve tam 1640 metrelik rakıma sahiptir. Turistler tarafından genellikle kamp veya piknik alanı olarak tercih edilen Kümbet Yaylası, tertemiz havası ve yemyeşil ağaçlarıyla görenleri kendine hayran bırakır. Eğer ziyaretinizi temmuz ayında yaparsanız bölgede düzenlenen ünlü Kümbet Yayla Şenlikleri’ne de katılabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Giresun’un turizme elverişli yaylalarından bir de Sis Dağı Yaylası’dır. Görele ilçesinde bulunan yayla, Aladağların en yüksek tepesi olarak bilinen yerdedir. Tam 1950 metrelik zirvededir ve Karadeniz Bölgesi’nde denize en yakın yayla olma ünvanına sahiptir. Adeta bulutlar arasında kaybolduğunuzu hissedeceğiniz ve yaşattığı görsel şöleni uzun süre unutmak istemeyeceğiniz yaylada, her yıl temmuz ayında büyük ilgi gören Sis Dağı Şenlikleri düzenleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Dereli ilçesinde yer alan şelale, Kuzalan Köyü’nde bir tabiat parkının içinde bulunmakta. Son zamanlarda bölgede artan turist sayısı nedeniyle de ülkemizde yeni turizm rotalarından biri olarak dikkat çekmekte. Kuzalan Şelalesi’nin merkeze yaklaşık 50 kilometrelik bir mesafede olması ve yol üstünde bulunması da ulaşımını daha kolay bir hâle getirmiştir. Giresun seyahatiniz esnasında Kuzalan Şelalesi’ni ve tabiat parkını da mutlaka ziyaret etmenizi öneriyoruz.

  • BEYNİ OLMADAN HAYATTA KALAN DENİZ CANLILARI

    Beyni olmamasına rağmen hayatta kalmakta ustalaşmış canlılar olduğunu biliyor muydunuz? Özellikle deniz ve okyanuslarda rastlanan bu türler, karmaşık bir beyin yapısına sahip olmadan çevrelerine uyum sağlayabiliyor, avlanabiliyor ve yaşamlarını sürdürebiliyor. Peki, sinir sistemlerinin merkezi olmadan tüm bunları nasıl başarıyorlar? Zorlu koşullarda hayatta kalma becerileriyle bilim insanlarını bile şaşırtan bu doğa harikalarını ve benzersiz yeteneklerini sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denizanası” title_font_size=”13″]

    Denizanasının beyni yoktur ancak vücuduna çeşitli sinyaller gönderen nöronlardan oluşan bir ağı vardır. Kalbi ve akciğerleri de olmayan bu canlılar oksijeni doğrudan derileri yoluyla alır. Okyanus akıntılarıyla sürüklenmenin yanı sıra, vücudundan su fışkırtarak da hareket edebilir. Bu sayede plankton gibi avlarına doğru yol alırken balıklar, kaplumbağalar ve deniz kuşları gibi yırtıcılardan kaçabilir. Dokunaçlarındaki keskin iğneler, yabancı cisimlere tepki verir ve toksin salgılar; bu toksin, istenmeyen misafirleri etkisiz hâle getirebilir veya öldürebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Midye” title_font_size=”13″]

    Midye, iki menteşeli kabuğun arasında korunan yumuşacık bir vücuda sahip, denizlerin dayanıklı sakinlerinden biridir. Kabuklarını açıp kapatma yeteneğiyle hem kendini korur hem de çevresine uyum sağlar. İstiridye ve deniztarağı ile aynı aileden gelir. Beyni olmasa da gelişmiş sinir sistemi sayesinde çevresindeki değişimlere hızla tepki verir. Vücudunda böbrek, mide, ağız ve atan bir kalp bulunur; bu organlar onun hayatta kalmasını sağlar. Kolay yakalanması ve dünya genelinde yaygın olması nedeniyle balıkçılıkta da oldukça popülerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Deniz Anemonu” title_font_size=”13″]

    Deniz anemonu, beyni olmamasına rağmen çevresine son derece duyarlı bir deniz canlısıdır. Bitkiyi andıran görünümünün aksine aktif bir yırtıcıdır; uzun, esnek dokunaçlarındaki sinir ağları, çevresindeki en ufak uyarıyı bile algılayıp hızla tepki vermesini sağlar. Bu yetenekleri sayesinde yiyeceklerini yakalar, tehlikelerden kaçar ve hayatta kalır. En etkileyici özelliği ise şeklini değiştirebilme yeteneğidir. Dokunaçlarındaki uzun kaslar kasılıp gevşedikçe deniz anemonu farklı şekillere bürünür. Suda hafifçe sallanırken dokunaçlarının ve bedeninin uyumlu hareketleri fotojenik bir görüntü verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denizhıyarı” title_font_size=”13″]

    Denizhıyarı, ilk bakışta sıradan bir deniz canlısı gibi görünse de aslında hayatta kalma konusunda tam bir ustadır. Ne kalbi vardır ne de akciğeri… Beyni de yoktur ama hayatta kalma stratejileri gelişmiştir. Derin denizlerin sakini olan bu canlı, kimi zaman 1.000 metreye kadar iner sonra yüzeye döner ve hiç yorulmaz. Ağız çevresindeki tüp ayaklarıyla planktonları, algleri ve organik atıkları süzer. Tehlike anında bazı türleri holothurin adlı zehirli bir madde salgılar; öyle ki bu madde insanlarda kalıcı körlüğe bile neden olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denizyıldızı” title_font_size=”13″]

    Denizyıldızının ne beyni vardır ne de kanı. Ama hayatta kalma konusunda epey başarılıdır. Zamanının çoğunu okyanus tabanında sürünerek geçirir; yüzemez ama kararlılıkla ilerler. Her bir kolunun ucunda ışığı ve karanlığı ayırt edebilen minik göz benzeri yapılar bulunur. Beyin yerine bu ilkel sensörlerle çevresini tanır, yönünü bulur, hatta tehlikeyi sezer. Kırk kola kadar uzanan türleri vardır. Üstelik bu kollar zarar görse bile sabırla yeniden büyüyebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denizzambağı” title_font_size=”13″]

    Görünüşü ve adına rağmen denizzambağı aslında bitki değil; beyni olmayan, omurgasız bir deniz hayvanıdır. Tüylü dalları bitkilere benzese de yaşamının büyük bir kısmını okyanus tabanında hareketsiz geçirir. Vücudunun tam ortasında küçük bir ağız bulunur ve genellikle okyanus tabanına düşen hayvan dışkılarıyla beslenir. Bu sayede, mavi suların doğal temizlik görevlilerinden biri olarak çevresine hizmet eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Deniz Tulumlusu” title_font_size=”13″]

    Deniz tulumlusu, çoğalmak için bir eşe ihtiyaç duymayan sıra dışı bir deniz canlısıdır. Larva evresinde minicik bir beyni bulunur ve bu beyin çevresel uyarılara tepki vermesini sağlar. Ancak uygun bir yere yerleşip hareketsiz yaşamaya başladığında beynini yavaş yavaş tüketir. Beynini tamamen kaybettikten sonra ise ömrünün geri kalanını basit vücut fonksiyonlarıyla beyni olmadan geçirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denizkestanesi” title_font_size=”13″]

    Denizkestanesi, beyni olmayan ama şaşırtıcı derecede düzenli çalışan bir deniz canlısıdır. Vücudu sert dikenlerle kaplıdır ve çıplak ayakla üzerine basmak can yakabilir. Güney Florida dışındaki türleri genellikle zehirli değildir. En ilginç özelliklerinden biri, hareket ve beslenmesini sağlayan su damar sistemidir. Bu sistem, suyun basıncını kullanarak küçük tüp ayaklarını hareket ettirmesine olanak tanır ve yosunları kazıyarak beslenmesini sağlar. Denizkestanesi çoğunlukla kayalık deniz tabanlarında yaşar ve bu hareketleriyle bulunduğu ortamın temiz kalmasına yardımcı olur.

  • DAHA LEZZETLİ SANDVİÇLER İÇİN PÜF NOKTALARI

    DAHA LEZZETLİ SANDVİÇLER İÇİN PÜF NOKTALARI

    Ekmeğin içine sadece domates-peynir de koysanız evde kendi ellerinizle yapacağınız sandviç mutlaka lezzetli olacaktır. Yine de daha lezzetlisini, daha renkli ve daha besleyicisini yapmak da her zaman mümkün. Tabii burada ufak tefek incelikler devreye giriyor. Bu sayfa tam da o inceliklerin peşinde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ekmek, sandviçinizi taşıyacak ana malzemedir ve bu yüzden taze, en azından ısırırken ufalanıp parçalanmayacak kadar taze olmalıdır. Çok daha lezzetli bir sandviç içinse ısırıldığı an kopan yumuşak dokulu bir ekmek seçmelisiniz. İster somun ekmek, ister bazlama, lavaş ya da tost ekmeği olsun yeteri kadar taze değil ise tost makinesinde kızartarak gevrek bir yumuşaklık verebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Etli, balıklı, sebzeli ya da peynirli onlarca hatta yüzlerce sandviç tarifi bulabilirsiniz. Hemen hepsinin ortak özelliği içine koyduğunuz malzemelerin, sandviçin toplam ağırlığının yarısı veya daha fazlasına karşılık gelmesi olmalıdır. Bu durum, ekmeğin yoğunluğunun ve tadının dolgu malzemelerinin tadını bastırmaması açısından önemlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hazırladığınız malzemenin suyu ekmeğe geçmesin istiyorsanız, tereyağı veya krem peynir sürerek ince bir duvar oluşturabilir hem de sandviçinizin lezzet katsayısını artırabilirsiniz. Domates, salatalık gibi ürünler suyunu çabuk bıraktığı için bekletmeden tüketmekte fayda vardır. Eğer yeşilliği bol bir sandviç yapacaksanız yıkadığınız malzemeleri yerleştirmeden önce mutlaka kurulamalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Et ürünleriyle hazırlanmış bir sandviçten çabasız ısırıklar alınabiliyorsa ortada başarılı bir çalışma var demektir. Böyle bir sandviçte etin iyi piştiğini ve incecik dilimlere ayrılmış olduğunu öngörebiliriz. Etin beklemiş ve kuru olmaması önemli bir detaydır. Siz de bu tür bir sandviç hazırlayacağınız zaman eti bütün olarak pişirebilir, ılık hâle gelince de ince ince dilimleyip yerleştirerek hemen tüketebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sebze kullanılarak yapılacak sandviçler için de yukarıdaki durum geçerli… Sebzeler ne kadar ince dilimlenirse lezzeti diğer malzemeler ile daha fazla bütünleşir ve bir o kadar da rahat yenir. Yapraklı sebzelerin sap kısımlarını da mümkün olduğunca ayrılmalı ve sadece yapraklarını kullanmalısınız. Bu tür malzemelerle sandviç yaparken üstüne hafifçe bastırabilir ve ekmekten taşmasının önüne geçebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Domates sosu, mayonez, hardal, peynir sosu, pesto, zeytin ezmesi… Bütün soslar sandviçlerin lezzet artırıcılarıdır ama sosun yoğunluğunun dolgu malzemesinin önüne geçmemesi de önemlidir. Genellikle çok akıcı olmayan daha ziyade sürülebilir soslar tercih edilir, eğer siz akıcı bir sos kullanacaksanız yemek için fazla bekletmemenizi öneririz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bazı malzemelerin sandviçlerin içinde değil yanında servis edilmesi daha uygun olabilir. Örneğin köfteli sandviç yaptığınızda patates kızartmasını garnitür olarak tabağa alabilirsiniz. Ya da herhangi bir sandviçe sulandıracağını düşünerek salata koyamadıysanız yine garnitür olarak servis edebilirsiniz.

  • SAİT FAİK ABASIYANIK KİMDİR?

    Türk edebiyatının değerli isimlerinden Sait Faik Abasıyanık, öykü ve romanın yanı sıra şair kimliği ile de adından söz ettirmeyi başarmıştır. Sait Faik Abasıyanık’ın kısa biyografisini sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1906 yılında Adapazarı’nda dünyaya gelen Sait Faik Abasıyanık, çocukluğunun büyük bir kısmını burada geçirdi. Kurtuluş Savaşı’nda göstermiş olduğu mücadeleden dolayı devlet tarafından İstiklal Madalyası verilen Sait Faik’in babası varlıklı bir kereste tüccarıydı bu nedenle yakın çevresi tarafından Sait Faik “burjuva çocuğu” olarak adlandırılırdı. Sait Faik doğduğunda ona Mehmet Sait adı verildi yani aslında gerçek adı Mehmet Sait’tir. Daha sonra ilerleyen yaşlarda babasının adını kullanmayı tercih etti. Soyadı kanununun çıkmasıyla birlikte önceden Abbasızadeler olarak anılan aile Abasıyanık soyadını aldı. Abasıyanık, aynı zamanda ailenin lakabı olarak bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sait Faik ilkokul eğitimine Rehber-i Terakki Özel Okulunda başladı. Çocukluk yıllarında farklı şehirlerde yaşadı ve ardından lise eğitimi için İstanbul’a geldi. İstanbul Erkek Lisesinde öğrenimine devam ederken arkadaşları ile yaptıkları bir şaka yüzünden okuldan atıldı. İstanbul Erkek Lisesinden ayrılmak zorunda kaldığı için bu sefer öğrenimine Bursa’da, Bursa Erkek Lisesinde devam etmek durumunda kaldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Liseyi bitirdikten sonra üniversite eğitimi için İstanbul’a döndü ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine kaydoldu fakat henüz ikinci sınıftayken okuldan ayrılmaya karar verdi. Bunun sebebi olarak Sait Faik’in yabancı dil öğrenme merakı gösterildi; Uygurca diline merak saldığı için okuldan kendi isteği ile ayrıldığı bilinir. Bu dönemde pek çok eser yazdı ve şans bu ki o eserler dönemin ünlü gazetelerinden biri olan Hür gazetesinde yer aldı. Eserleri artık pek çok insana ulaştı ve kariyer yolculuğunun ilk adımları böylelikle başlamış oldu. Yazı işlerine merak saran Sait Faik, 1936 yılında ilk kitabı Semaver’i yayımladı ve devamında pek çok eseri Türk edebiyatına kazandırdı. Babasının ölümünün ardından yazı yazmayı bıraktı ve maddi güçlük çeken annesiyle birlikte Burgazada’daki evlerinde yaşamaya başladı. İlerleyen yaşlarda siroz nedeniyle hayatını kaybeden Sait Faik Abasıyanık’ın ölümünden sonra Burgazada’daki evi Sait Faik Müzesi hâline getirildi. Vasiyeti üzerine tüm eserleri Darüşşafaka Derneğine bağışlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Pek çok eseri Türk edebiyatına kazandırmış olan Sait Faik’in eserleri arasında; Semaver, Şahmerdan, Kumpanya, Havada Bulut, Alemdağ’da Var Bir Yılan, Son Kuşlar, Havuz Başı, Sarnıç, Mahalle Kahvesi, Tüneldeki Çocuk, Az Şekerli gibi eserler bulunur.  Aynı zamanda roman ve röportaj türünde eserleri bulunan Sait Faik, ağırlıklı olarak Çehov tarzını benimsedi. Hikâyelerinde sık sık gerçek yaşamlardan kesitler sundu. Kayıp Aranıyor ve Medar-ı Maişet Motoru kaleme aldığı romanlardandır.