Blog

  • SIRA DIŞI UNESCO MİRASLARINA YOLCULUK

    UNESCO Dünya Mirası Listesi, tarihin ortak mirasını korumak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla belirlenen kültürel, doğal ve karma değerlerden oluşur. Antik şehirlerden görkemli tapınaklara kadar bu liste, yeryüzünün en nadide hazinelerini barındırır. Ancak bazı miras alanları, alışılmışın dışında özellikleri ve sıra dışı görünümleriyle listedeki diğer yerlerden farklılaşır. Bu alanlardan bazılarını keşfetmek için yazımızı okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Göbeklitepe, Şanlıurfa, Türkiye” title_font_size=”13″]

    Göbeklitepe, Şanlıurfa’nın 20 kilometre kuzeydoğusundaki Örencik köyü yakınlarında yer alan ve dünyanın bilinen en eski tapınak kompleksi olarak kabul edilen bir arkeolojik sit alanıdır. “Tarihin sıfır noktası” olarak da nitelendirilen Göbeklitepe, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 2018 yılında dâhil edilmiştir. Tarıma geçiş öncesi dönem hakkında büyük ipuçları sunan Göbeklitepe’de ortaya çıkarılan ve her biri 40 ila 60 ton aralığında olan T biçimli dikili taşlar, yaklaşık 12.000 yıl öncesine tarihlendiriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rock Adaları, Palau Cumhuriyeti” title_font_size=”13″]

    Rock Adaları; Pasifik Okyanusu’nun batısında, Filipinler’in doğusunda ve Papua Yeni Gine’nin kuzeyinde bulunan küçük bir ada ülkesi olan Palau Cumhuriyeti’nde yer alıyor. “Chelbacheb” olarak da bilinen Rock Adaları, volkanik kökenli 445 ıssız kireç taşı adacığından oluşuyor. Mercan resifleri, çevresini saran deniz anemonlarına ve dev midyelere yaşam alanı sağlıyor. 2012’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilen bu bölge, 746 balık türü ve 385’ten fazla mercan türü ile dünyanın en zengin deniz ekosistemlerinden birine ev sahipliği yapıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Moai Heykelleri, Paskalya Adası, Şili” title_font_size=”13″]

    Moai Heykelleri, Şili’ye bağlı Paskalya Adası’nda (yerel adı ile Rapa Nui) bulunan, dünyanın en ünlü arkeolojik kalıntılarından biridir. Büyük taş devasa heykeller, Polinezya halkı tarafından MS 11. ve 17. yüzyıllar arasında yapılmıştır. Adada, uzunlukları 2 ila 20 metre arasında değişen yaklaşık 900 heykel bulunuyor. Çoğunluğu volkanik tüf taşından yapılan bu heykellerin yapımında kırmızı ponza taşı ve bazalt da kullanılmıştır. 1995 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan bu anıtların nasıl inşa edildikleri ve bulundukları konuma nasıl taşındıkları ise hâlâ gizemini koruyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Derbent Kalesi, Dağıstan Cumhuriyeti” title_font_size=”13″]

    Derbent Kalesi, Rusya’ya bağlı Dağıstan Cumhuriyeti’nde, Hazar Denizi’nin batı kıyısında yer alan Derbent şehrinde bulunan tarihî bir yapıdır. Kale, stratejik konumu nedeniyle tarih boyunca önemli bir savunma noktası olmuştur. Kalenin temelleri, 5. yüzyılda Sasani İmparatorluğu Dönemi’nde atılmıştır. Yerel taş malzemelerle inşa edilen kalenin surları, Hazar Denizi’nden başlayarak dağlara kadar uzanır ve şehri ikiye böler. Bu surlar, yaklaşık 3.6 kilometre uzunluğundadır. Derbent Kalesi ve çevresindeki tarihî yapılar, 2003 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne eklenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Socotra Adası, Yemen” title_font_size=”13″]

    Socotra Adası, Socotra Takımadaları’nın en büyük adası olup Yemen sınırları içindedir. Yaklaşık 3.600 kilometrekarelik bu adada, bitki örtüsünün %37’si yalnızca burada görülen endemik türlerden oluşur. Adanın simgesi hâline gelen “Ejderha Kanı Ağacı” bu eşsiz bitki çeşitliliğinin en dikkat çekici örneklerinden biridir. Ayrıca, adadaki sürüngen türlerinin %90’ı ve kara salyangozu türlerinin %95’i de dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmaz. 2008 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Socotra Adası, bu özellikleriyle dünyanın en özgün biyolojik çeşitlilik alanlarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ha Long Körfezi, Vietnam” title_font_size=”13″]

    Ha Long adı, Vietnamcada “ejderhanın indiği yer” anlamına gelir ve Ha Long Körfezi 1.133’ten fazla kireç taşı adası ve adacığıyla ünlüdür. 1994 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Ha Long Körfezi’nde tekne turları, kano gezileri ve deniz uçağıyla manzaralı uçuşlar gibi çeşitli turistik aktiviteler yapılmaktadır. Yaklaşık 20 milyon yıllık bir jeolojik sürecinin sonucuyla oluşan körfezdeki adalar yerel efsaneye göre; Vietnamlılar Çinlilere karşı savaşırken tanrıya yalvarmışlar ve tanrı onlara bir ejderha göndermiştir. Ejderha, ağzından alevler saçarak bu adaları oluşturmuş ve böylece Vietnamlılar Çinlilerden kurtulmuştur.

  • ÇAY OLMADAN TADI EKSİK KALAN YİYECEKLER

    ÇAY OLMADAN TADI EKSİK KALAN YİYECEKLER

    Çayı seven bir millet olduğumuz aşikâr. Ne de olsa dünyada yılda kişi başı en çok çay tüketen ülkeler sıralamasında Türkiye başı çekiyor. Demini iyice aldığında tek başına da keyifle içilebilen bu sıcak içeceğin bol da eşlikçisi bulunuyor. Hatta ülkemizde “Çayın yanında ne yapalım?” sorusunun bir kez olsun sorulmadığı bir hane bulmak belki de imkânsızdır. Aşağıda, çayla tadı çoğalan, çaysız yendiğinde ise eksik kalan lezzetleri göreceksiniz ve bakalım bize katılacak mısınız?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • ÜNLÜ İSİMLERİN SEYAHAT ETMEK İLE İLGİLİ SÖZLERİ

    “Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?” sorusu boşuna akıllara ve dillere düşmemiş. Çok okuyanın çok bileceği malum; ne var ki çok gezenin de çok okuyanla yarışabileceği gerçeğini göz ardı etmemek gerekir. Ünlü düşünür ve yazarların büyük bir kısmı, çok seyahat etmenin hem bilgi dağarcığını hem de hayal gücünü genişleteceğini düşünmekte. Seyahat etmekle ilgili sözlerin bazılarını sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • BULAŞIK VE ÇAMAŞIR MAKİNESİ TEMİZLİĞİ İÇİN ÖNERİLER

    Sürekli olarak su ve deterjanla muhatap olan bulaşık ve çamaşır makinelerinin neden temizlenmeye ihtiyaç duyduğunu düşünüyor olabilirsiniz. İyice arındırılmamış tabak ve tencerelerde kalan yemek, yağ kalıntıları, kısa programlarda kazana tutunan toz, yün kalıntıları ve hatta suyun kendisi uzun vadede tıkanmaya veya kireçlenmeye neden olabilir ve tüm bunlar makinelerin kullanım ömrünü kısaltabilir. Beyaz eşyaların uzun ömürlü kullanılabilmesi için belirli aralıklarla temizlenmesi önemli. Siz de aşağıdaki önerilerimizi inceleyerek makinelerinizin ömrünü uzatabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bulaşık makinesinde sirke ve karbonat mucizesi” title_font_size=”13″]

    Temizlik ve hijyen konusunda sirke ve karbonat ikilisi ayrı ayrı efsaneleşmiş durumda ama bu efsane söylentilere değil gerçeklere dayanıyor. Bulaşık makinesi temizliğinde de rahatlıkla tercih edebileceğiniz sirke ve karbonatı, karıştırarak veya ayrı ayrı kullanabilirsiniz. Bir miktar suda beyaz sirke ve karbonat karıştırıp bez yardımıyla makinenizin iç kısımlarını ve raflarını silebilir veya sadece karbonatlı suyla silerek, tüm makineyi temizledikten sonra beyaz sirke koyduğunuz bir kâseyi makinenin alt rafına yerleştirerek boş şekilde ve orta ısıda çalıştırarak temizleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Geleneksel yöntemler; Arap sabunu ve limon tuzu ” title_font_size=”13″]

    Evin her köşesinde kullanımı alışagelmiş Arap sabunu da beyaz eşya temizliğinde kullanabileceğiniz ürünlerden. Islak bir beze dökeceğiniz bir miktar Arap sabunuyla makinenizin her tarafını silebilirsiniz. İşiniz bittikten sonra makinenizi boş çalıştırarak sabun artıklarından arındırabilirsiniz. Başka bir tavsiye de suda erittiğiniz limon tuzunu bulaşık makinesinin içine boşaltmanız ve boş olarak çalıştırmanızdır. Limon tuzunun güçlü bir kireç sökücü olduğu bilinmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aynı ürünler çamaşır makinesinde de kullanılabilir” title_font_size=”13″]

    Çamaşır makinesinin kazanı, lastik kısmı ve dış yüzeyi, ayda bir temizlenmeli. Yukarıda saydığımız tüm ürünler bu makinenin temizliği için de kullanılabilir. Özel tavsiyemiz, beyaz sirke ile limon tuzundan yapacağınız bir karışım ile temizlemeniz olacaktır. Deterjanları koyduğunuz bölüm ise biraz daha farklı bir uygulama gerektirebilir. Deterjan ve yumuşatıcı kalıntıları sertleşmişse sıcak su ile yumuşatabilir, hafifçe fırçalayabilir, bir sünger ve deterjan yardımıyla yıkayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Temizlik için boş çalıştırma yöntemi” title_font_size=”13″]

    Bulaşık makinesini özel temizlik ürünleriyle boş çalıştırmak bilinen bir yöntemdir, aynı yöntemin çamaşır makinesinde de uygulanabileceğini söyleyebiliriz. Bir bardak beyaz sirke içinde erittiğiniz karbonatı çamaşır makinesinin deterjan çekmecesine dökün ve en fazla 1 saatlik program ayarında çalıştırın. Kireç sökücü ve parlatıcı özellikleriyle ünlü bu iki ürünün makinenizi yenilediğine şahit olacaksınız.

  • İŞ YERİNE YEMEK TAŞIYANLAR İÇİN ALTERNATİF LİSTE

    Siz de iş yerinde öğle öğünlerini dışarıdan söyleyen ama sürekli aynı yemekleri yemekten sıkıldığı için ya da daha sağlıklı olduğu düşüncesiyle zaman zaman evden ofise yemek taşıyan kişilerden misiniz? Biliyoruz ki bu kişiler için her gün tekrarlanan “Bugün ne yesem?” konusu ciddi bir sorun. Farklı sandviçler yaparak öğün oluşturmak en pratik yöntemlerden biri ama o da bir yere kadar… Biz de iş yerine yemek götürenlere ilham versin, menülerini çeşitlendirsin düşüncesiyle bir liste hazırladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • NUH’UN GEMİSİ GİBİ ŞEHİR

    NUH’UN GEMİSİ GİBİ ŞEHİR

    Düzce için Nuh’un Gemisi benzetmesi, eski kaynaklarda ve Sefine-i Nûh ifadesiyle yapılıyor. Nedeni ise içinde farklı etnik kökenlere, farklı kültürlere bağlı toplulukları barındırıyor olması. Kafkasya’dan, Balkanlar’dan hatta Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’dan göçüp gelen insanlarla kültürel anlamda zenginleşmiş bu şehirde biz de kısa bir tura çıkarıyoruz sizi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sakarya, Bolu ve Zonguldak illeriyle komşu olan şehrin ilçeleri Merkez, Akçakoca, Cumayeri, Gümüşova, Gölyaka, Çilimli, Kaynaşlı ve Yığılca. Merkeze yolunuz düşerse mutlaka uğramanız gereken yer ise Konuralp Mahallesi. Burası 4,5 kilometre çapında olduğu tahmin edilen Prusias ad Hypium Antik Kenti’nin üstüne kurulmuş bir yerleşim alanı. O dönemlerden günümüze ulaşan kalıntıları da buradaki Konuralp Müzesinde görmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Akçakoca, Düzce’nin Karadeniz’le 22 kilometre kıyısı olan ve turistler tarafından en çok ilgi gören ilçesi. Burayı yelken, sörf gibi su sporları yapmak isteyenler de tercih ediyor, deniz kıyısındaki balık restoranlarında muhabbete koyulmak isteyenler de. Kurugöl Kanyonu, Fakıllı Mağarası oluşumları ve tek bir çivi çakılmadan inşa edilmiş ahşap Hemşin Camii de Akçakoca’nın ilgi gören doğal ve tarihî adresleri arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gölyaka sınırları içinde yer alan Efteni Gölü ise doğayla baş başa uzun vakit geçirmek isteyenlere huzur dolu saatler vaat ediyor; göl etrafında yürüyüş yapmak, Efteni Gölü Kültür Parkı’nda kuş seslerini dinleyip farklı kuş türleriyle tanışmanın ayrıcalığını yaşamak, Toptepe Seyir Terası’na çıkarak Düzce Ovası’nı seyre dalmak gibi… Bu gölde toplanan suyun Büyük Melen Nehri aracılığıyla Karadeniz’e ulaştığı bilgisini de ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz Bölgesi’nin ucunda kalsa da diğer Karadeniz şehirleri gibi Düzce de yayla turizmiyle öne çıkar. Kardüz’den başlayıp Abant’a kadar devam eden Düzce yaylaları birbirine kısa geçiş yollarıyla bağlıdır. Odayeri Yaylası, Pürenli Yaylası, Torkul Yaylası, Yörükler Yaylası derken yemyeşil alanlar uzar gider. Bu geniş doğa alanlarında dağ bisikleti, off-road, atlı gezinti, foto safari yapılabiliyor, karavan ya da çadır kampları kurulabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Düzce yeşilin olduğu kadar suyun da şehri. Deniz, göl, dere, şelale ne görmek isterseniz bulabileceğiniz bir yer. Örneğin, Gölyaka’da Bıçkı Deresi üzerindeki Güzeldere Şelalesi… 135 metre yükseklikten dökülen şelale görkemiyle görenleri büyülüyor. Samandere, Harmankaya, Aktaş, Saklıkent, Tahirli, Aydınpınar Şelaleleri de şehrin gürül gürül çağlayan diğer şelaleleri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Köylüler tarafından keşfedilen ve 2018 yılında davullu zurnalı açılışı yapılan Sarıkaya Mağarası Düzce-Yığılca sınırları içinde. Tavan yüksekliği 15 ile 40 metre arasında değişen ve sarkıtlar, damlataşlar arasından küçük bir şelalenin de düştüğü fosil mağara 1. derece SİT alanı içinde bulunuyor. Fantastik bir deneyim yaşamak isteyenlerin tercihi Sarıkaya Mağarası içinde kısa bir yürüyüş olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kentin farklı kültürlerden oluşan mutfağında Çerkez tavuğu, Boşnak böreği, Abhaz katığı gibi özgün lezzetler tatmak mümkündür. En ünlü tatlısı Melengücceği de es geçilmemeli. Bununla birlikte Düzce’ye gidildiği vakit yapılacaklar listesinde mutlaka organik gıdalar satın almak da olmalıdır, tabii ki şehrin simgesi haline gelen fındık listenin başında yer almalı.

  • FATMA REFET ANGIN: TARİHİ GELECEK KUŞAKLARA ANLATAN ÖĞRETMEN

    Fatma Refet Angın, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın tarih öğretmeniydi. Öğretmen olma kararında Atatürk’ün vizyonu ve yol göstericiliği belirleyici oldu. Cumhuriyetin ışığında eğitim hayatına adım atan Angın, binlerce öğrenciyi yetiştirerek tarih bilincini geleceğe taşıdı. Yazımızda, öğretme ve öğrenme aşkıyla dolu bu öncü eğitimciyi yakından tanıyacağız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1915 yılının 18 Mart günü, Gelibolu’da dünyaya gözlerini açtı Fatma Refet. Emniyet Amiri Hafız Şerif Bey ile Halime Hanım’ın üç çocuğunun en büyüğüydü. Babası, Mustafa Kemal’in izinden Anadolu’ya geçmiş, cephelerde yıllarca savaşmış bir Kuvayımilliye neferiydi. Öğrenmeye meraklı bir çocuk olan Refet, harfleri ve heceleri ilk annesinden öğrendi. Ancak asıl başlangıç, 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu’yla Gelibolu’da açılan iki okuldan biri olan Cumhuriyet Okulunun sınavına girmesiyle oldu; Refet, sınavdaki başarısıyla üçüncü sınıftan okula kabul edildi. Bu, hayatındaki dönüm noktalarından biriydi. Daha o günlerde mesleğini seçmişti: Öğretmen olacaktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Refet’in yolu okul sıralarında iki kez Mustafa Kemal Atatürk’le kesişti. İlki 1928’de, Gelibolu Cumhuriyet İlkokulunda Atatürk’ün ona “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorduğunda aldığı “Öğretmen.” cevabıyla oldu. İkinci karşılaşmaları ise 1930’da Edirne Kız Öğretmen Okulunda gerçekleşti. Refet, “Bakın Paşam sözümü tuttum!” deyince Atatürk onu tanıdı ve ne öğretmeni olmak istediğini sordu. “Matematik!” yanıtı üzerine ise, “Hayır, sen tarih öğretmeni olacaksın. Çünkü nesillere tarihlerini öğretmek en önemli vazifedir.” dedi. Bu söz, Refet’in yolunu çizdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Refet, 1932’de Edirne Kız Öğretmen Okulunu bitirip yeni açılan Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü Tarih Bölümüne kaydoldu; aynı yıl Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesini de kazandı; 1936’da iki okuldan mezun oldu. 1934 yılında kabul edilip 1935 yılında yürürlüğe giren Soyadı Kanunu’yla “Angın” soyadını aldı. 1937 Eylül’ünde İkinci Türk Tarih Kongresi için Dolmabahçe Sarayı’nda bulunurken, Afet İnan onu Atatürk’e tanıttı. Paşa gülümseyerek, “Çocuk, sen geç kalmışsın; ben onu tanıyorum.” dedi Afet İnan’a. Refet saygıyla, “Paşam, ben sözünüzü yerine getirdim ve tarih öğretmeni olarak emrinizdeyim!” yanıtını verdi. Atatürk ise, “Öğretmen olmak kâfi değil; çok okuyacaksın, talebelerini çok iyi yetiştireceksin. Onlara, Kurtuluş Savaşı’nı çok iyi öğreteceksin. Ve bu arada Çanakkale Savaşları’nı sakın unutma.” diyerek onda gördüğü sorumluluğu sözleriyle pekiştirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1981’de, Atatürk’ün 100. doğum yıl dönümünde 24 Kasım “Öğretmenler Günü” olarak kutlanmaya başlandı ve ilk Öğretmenler Günü’nde Refet Angın “Yılın Öğretmeni” seçildi. Yıldız Teknik Üniversitesi de 2006’da ona “Onursal Doktora” ünvanı verdi. 1982’de resmî olarak emekli olsa da özel anlaşmayla görevine 24 yıl daha devam etti. Bir öğretmen olarak “90 yaşında olmama rağmen hâlâ çalışıyorum; erken emekli olanları anlayamıyorum!” sözleri, öğretmeye olan sevgisini ve çalışma azmini gözler önüne seriyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin pek çok kasaba ve ilinde tarih öğretmeni olarak görev yapan Refet Angın, binlerce öğrenciyi yetiştirdi ve onların başarılarını gururla izledi. Mustafa Kemal’in gösterdiği ışık doğrultusunda eğitim anlayışını benimsedi ve Ortaköy Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesi ile İstanbul Rüştü Uzel Kız Meslek Lisesinin kuruluş çalışmalarında yer aldı. Son günlerine kadar Millî Eğitim Bakanlığı Onursal Danışmanı olarak görevini sürdürdü ve 30 Ocak 2010 yılında, 95 yaşında, hayatını kaybetti.

  • BİRBİRİNDEN LEZİZ KIZARTMALAR

    2

    Sağlıklı beslenme düzeninde, kızartılmış yiyeceklerin neredeyse son sıralarda yer aldığını biliyorsunuz. Bilhassa kızartma yağının değiştirilmeden birden çok defa kullanılmaması veya çok ısıtılarak yakılmaması büyük önem taşıyor. Aşağıdaki listede lezzetli kızartma alternatifleri yer alıyor ancak bu lezzetleri, beslenme rutininize dâhil etmek üzere değil, sadece arada sırada tatmak üzere öneriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kalori oranını düşünmek canımızı sıksa da kahvaltı sofralarında, altın günü tabaklarında, çay saati masalarında görmek bir o kadar yüzümüzü güldürür. Hamur kızartmasının mayalı, mayasız, sade, peynirli, tuzlu, tatlı çok sayıda çeşidi yapılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sigara böreği gerek hazırlama sürecinin oldukça pratik olması gerekse üçer beşer yediren lezzetiyle 7’de 77’ye reddedilemeyen atıştırmalıklar arasında yer alıyor. Sigara böreği fırında da pişirilebiliyor ama rulo biçimindeki yufkaların kızartılması onu çıtır çıtır bir hâle getiriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde dünyanın her yerinde karşımıza çıkabilen bir lezzet köfte. Suda pişirilebiliyor, buğulaması yapılabiliyor. Fakat kıymanın, kuru ekmek içi, soğan, maydanoz, yumurta, baharatı ile karıldıktan sonra kızartılmasıyla elde edilen köftenin lezzetine çok azı sahip olabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Orta Doğu mutfağının esintilerini taşıyan içli köfte, özellikle Güneydoğu ve Akdeniz illerimizin mutfağında özel ilgi gören, yapımı zahmetli bir lezzettir. Hamur hâline getirilen bulgurlu dış harcın içinin kıyma harcıyla doldurulmasıyla ve kızgın yağda kızartılmasıyla elde edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kalamar tava olarak da bilinen bu kızartma çeşidi için en pratik yöntem dondurulmuş kalamar almaktır.  Kalamarların yumuşaması için terbiye etmek ise işin püf noktasıdır. İyice yumuşayan kalamarları un karışımına bulayarak, kızgın yağda altın rengini alana kadar kızartmak yeterlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şinitzel veya şnitzel, tavuk veya dana gibi farklı etlerden yapılabilir, önemli olan dilimin ince kesilmiş ve daha da inceltilmek üzere dövülmüş olmasıdır. Et dilimi sırasıyla una, yumurta sarısına ve galeta ununa bulanır ve kızgın yağda kızartılarak şinitzel elde edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hazırlaması son derece kolay bir kızartma çeşidi de karnabahar ile yapılandır. Tuzlu suda kısa bir süre bekletilen karnabaharlar iyice süzülmeli, un, yumurta, sütten oluşan karışıma bulanmalı ve kızgın yağda kızartılmalıdır. Tabağa alınan karnabaharların üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek yenmesi ise âdettendir.

  • 9 Madde ile Festival Gibi Bir Şehir: Adana

    9 Madde ile Festival Gibi Bir Şehir: Adana

    Nevi şahsına münhasır insan olur da şehir olmaz mı? Eğer o şehir Adana gibi bütün hücreleriyle yaşayan bir şehirse neden olmasın? Bırakın doğasını, mutfağını, insanını, havası bile şahsına münhasırdır Adana’nın, tabii bir o kadar da bize özgüdür. Bu listede belki bazılarını ilk defa duyacağınız güzellikleriyle 9 maddede sizi güneyin en sıcak ve içten diyarına götürüyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    şar

    Adana denince aklımıza ilk düşenleri saymamız istense kaçımız bu listenin içine antik kentleri koyarız acaba? Oysa bu kadim şehir eskiden beri bilinen ya da yakın zamanda tespit edilmiş çok sayıda antik yapıyı barındırır ve meraklılarına farklı bir Adana rotası çizer. Anavarza, Misis, Sirkeli, Magarsos ve dahası… Fotoğrafta kalıntılarını gördüğünüz Şar Antik Kenti de Toros Dağları üzerinde kurularak günümüze kadar ulaşmayı başaranlardan bir tanesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehir merkezinde eski mi eski bir mahalle Tepebağ… Modern zamanların Adanasında kurulan ilk yerleşim yerlerinden… Surlarla çevrili mahallenin kimi restorasyona alınmış kimi sırasını bekleyen, yaşı yüzyılı aşmış evleri ve konakları ise tarih ve nostalji severlerin ilgi odağında bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    James Bond serisi için kamera karşısına geçen Daniel Craig, Skyfall filminin bir sahnesinde Adana’daki Varda Köprüsü üzerinde görülüyor. O sahnenin ardından tarihî köprünün çok daha fazla ilgi gördüğünü inkâr edemeyiz. Rahatlıkla “anıtsal” olarak niteleyebileceğimiz köprü, Birinci Dünya Savaşı öncesinde İstanbul-Hicaz-Bağdat Demiryolu Projesi kapsamında Almanlar tarafından inşa edilmiş, bu nedenle Alman Köprüsü olarak da anılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Adana’nın dillere destan, romanlara ilham olan sıcağını bilmeyen yoktur. Adana insanı kavurucu sıcaktan kurtulmak için dönem dönem yaratıcı çözümlere başvurur ama onlara en iyi çözümü yine şehrin kendisi sunar. Yaylalara gitmek gibi bir kanyonun eteklerinde yürümek de insan bünyesinde serinletici etki yaratır. Kapıkaya Kanyonu hem serinlemek hem bir doğa harikası görmek isteyenler için çok cazip bir oluşum. 200 metreyi bulan kayalıklar arasında yürümek ve 5,5 kilometrelik yürüyüş parkurunu geçerek Varda Köprüsü’ne ulaşmak sizi de farklı bir Adana ile tanıştırabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Seyhan Nehri üzerinde Roma Dönemi’nden kalma Taşköprü, 16. yüzyıldan kalan Ulu Camii, 32 metre uzunluğuyla Türkiye’nin en uzun saat kulesi olan Büyük Saat, Adana’nın güzellikleri saymakla bitmez. Ortaçağ’dan kalma Yılan Kale ise hem sapasağlam kalabilen mimari yapısı hem Ceyhan ovasını tepeden süzen konumu ile şaşırtıcı bir yapı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    altın koza film karnavalı, adana

    Adana, duayen isimler eliyle Türk Edebiyatı’na romanlar, öyküler veren, Türk Sineması’na oyuncular yetiştiren bereketli topraklara sahip bir kent. Hal böyle olunca ülkemizin en köklü film festivallerinden birine, bilinen adıyla Altın Koza resmî adıyla Uluslararası Adana Film Festivali’ne 1969 yılından beri her yıl ev sahipliği yapması da tesadüf değil elbette…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Acısıyla tatlısıyla Adana dediğimizde ise çoğunuzun aklına duygular değil tadına doyamadığımız tatlar gelecektir. Tabii ki şehre özgü Adana kebap, mumbar ve şırdan gibi özel lezzetler İlk sırayı alır. Peki siz Adana’da Adana kebaba “kıyma” dendiğini, mumbar ve şırdanın sokaklardaki tezgahlardan yendiğini biliyor muydunuz? Ve bütün bu yiyeceklerin vazgeçilmez bir eşlikçisi vardır ki o da şalgam suyudur. Hatta sabah kahvaltısında, öğle ve akşam yemeğinde, ocakbaşında et ile her zaman her yerde baş tacı şalgam suyudur. Her konuda kendine has bir yanı olan Adana kahvaltı konusunda da bir fark yaratır. Gerçek bir Adanalı kahvaltıda yumurta yiyip portakal suyu içmez, paça çorbası, ciğer kebap, şalgam suyu ile güne başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Adana her ne kadar kebaplarıyla ünlü olsa da hem ismiyle hem cismiyle bir efsaneye dönüşen “bici bici” de pek meşhurdur. Buzun üzerine yerleştirilen muhallebi, gül şerbeti ve pudra şekeri ile tatlandırılır ve Adana’nın sıcağına deva olarak seyyar tezgâhlarda satılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Her daim üreten doğası ve insanı, coğrafyası, bütün farklılıkları ile festival gibi bir şehirdir Adana. Bunu en iyi 2012’den beri her yıl düzenlenen Portakal Çiçeği Festivali’nde gözlemleyebilirsiniz. Portakalların çiçek açtığı Nisan ayında başlayan karnavalda Adana’nın şenlik sever yanı tüm ihtişamıyla ortaya çıkar. Festival boyunca düzenlenen sanat etkinlikleri, söyleşiler, gösteriler, hem Türkiye’den hem de dünyanın dört bir yanından insanları Adana’ya çekmekte hiç ama hiç zorluk çekmez.

  • Dâhi Komedyen Charlie Chaplin

    Dâhi Komedyen Charlie Chaplin

    Günümüzün sinema eleştirmenleri hayatın en ağır yönlerini zeki bir şekilde komediye dönüştürdüğü için dâhi olduğu yorumunu yapıyorlar. Bu övgünün benzerleri sanatçı yaşarken de ifade edilmişti ancak, o ana dek oldukça dramatik bir hikâyeyi bizzat yaşaması gerekmişti. Oyuncu, yazar ve yönetmen; aynı zamanda kurgucu ve besteci büyük komedyen Charlie Chaplin listemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1889 yılında Londra’da başlayan hayatının ilk 10 yılını şöyle özetleyebiliriz: O çok küçükken birer müzikhol ve tiyatro sanatçısı olan anne ve babası ayrılır. Sahne adı Lili Harley olan annesi sesini kaybedince buna dayanamaz ve bir kliniğe yatırılır. Yanına gönderildiği babası alkol komasına girerek hayatını kaybeder ve bir süre üvey abisi Sydney’le bazen aynı bazen ayrı bakımevlerinde kalır. Kısa bir süre gittiği okula da devam edemeyince geriye sokaklarla tanışıp sefaletin bütün yönlerini deneyimlemek kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Anne ve babasından kalan en büyük miras sanatçı bir ruhtur. Önce bir dans topluluğuna sonra gezici kumpanyalara katılır; ABD’ye ilk gidişi de, yönetmen Mack Sennett tarafından keşfedilmesi de bir turne sayesinde gerçekleşir. 14 yaşında ilk anlaşmasını yapar ve tek makaralık “Yaşıyor Gibi Yapmak/Making a Living” isimli filmle sinemaya adımını atar. O sene tam 35 film çevirir. Charlie’nin doğru zamanda doğru yerde olması dışındaki en büyük şansı doğaçlama yeteneğidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sinemada bir tuhaf adam… Alt düğmesini ilikleyemediği daracık ceketi, bol pantolonu, melon şapkası, yanından ayırmadığı bastonu ve ilginç bıyığı ile seyirciye “Şarlo/Charlot” rolünde yeni bir merhaba der. Bu tarz uzun uzun düşünülmemiştir. Film stüdyosunun deposunda o an var olan kıyafetlerden alelacele seçilmiştir. “Venedik’te Çocuk Otomobil Yarışları/ Kid Auto Races at Venice” 11 dakikalık kısa bir filmdir ama bu kısacık süre içinde çok şey olur… Seyirci, türlü türlü sakarlıklarına gülerken kibar ve romantik oluşuna sempati duyduğu bu avare adamı Charlie Chaplin ile bütünleştirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İlk uzun metrajlı filmi “The Kid/Yumurcak” 1921 yılında çekilir. Bir satış mağazasında çalışan Şarlo’nun ayağında patenle yaptığı gösteri, filmde ince bir mizah anlayışı barındıran yüzlerce sahneden sadece biridir. Kayıt süresi uzadıkça Charlie Chaplin komedinin içine duygusal öğeler ekler ve vermek istediği toplumsal mesajları mizah aracılığıyla kitlelere taşımaya başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    modern zamanlar

    Şarlo gittikçe bir efsaneye dönüşür. Charlie Chaplin ise kendi film şirketini kurmuştur. Yavaş yavaş tarihe karışan sessiz film onun özellikle direttiği bir mesele haline gelir. Sözlerin hızının hareketin hızına yetişemeyeceğini düşünmektedir. Son sessiz filmi “Modern Zamanlar/Modern Times” olurken “Büyük Diktatör/The Great Dictator” ise ilk sesli filmiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1925’te TIME dergisine kapak olan aktör, Amerika’dan dünyaya yayılan ekonomik kriz ile İkinci Dünya Savaşı döneminde yaptığı politik mesajlı filmler artan bir hızla tepki çekince dördüncü kez evlendiği Oona ile birlikte İsviçre’ye yerleşir. Burada da bir filmin kurgusundan müziğine bütün detaylarını üretecek biçimde çalışmalarını sürdürür. 1972 yılında ABD’ye tekrar dönüşü ise kendisine layık görülen Oscar özel ödülünü almak için olur. İngiltere’de geçen çocukluğunda çöplerde yiyecek arayan adama Kraliçe II. Elizabeth tarafından da şövalye unvanı verilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Charlie Chaplin biraz daha yaşasaydı, yoğun ve zorlu hayat hikâyesini belki kendi bile kolay kolay anlatamazdı. Sanatçının filmlerinde verdiği sessiz mesajlar ve kitapları aracılığıyla hayata bıraktığı sözler, gelen her yeni nesle “Bu insan dâhi miydi komedyen mi?” sorusunu sordurmaya devam ediyor. 11 çocuğu olan Chaplin ise durduğu yeri 70. yaş gününde kendine hediye ettiği uzun bir şiirle anlatmaya çalışmıştı…