Blog

  • DİJİTAL SANAT HAKKINDA KISA KISA

    Sanat çevrelerinde en çok tartışılan konulardan biri, hangi dijital üretimlerin sanat başlığı altında değerlendirilebileceği olmuştur. Kabul görmesi zaman almış olsa da günümüzde dijital sanata gösterilen ilgi özellikle yeni kuşaklar sayesinde üst seviyelere ulaşmış bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Merkezinde bilgisayarın yer aldığı dijital sanatın tarihçesinin 1950’li yıllara kadar uzandığı söylenebilir. Bu dönemde öne çıkan isimlerden biri Benjamin Francis Laposky olmuştur ve dalga formlarından elektronik görüntüler oluşturarak dijital sanatta ilk adımların atılmasına öncülük etmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1970’lerde bilgisayar sanatı veya çoklu ortam sanatı gibi isimlerle anılırken, sonraları dijital sanat ismiyle anılmaya başlanmıştır. Dijital sanat denince akıllara dijital teknolojiler tarafından üretilen tüm sanatsal yapıtlar gelmelidir ve bu oldukça geniş bir alanı kapsamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bilgisayar grafiği, dijital İllüstrasyon, dijital boyama gibi alanlar dijital sanat dalları arasında sayılmaktadır. Tabii yapılan üretimlerin sanat başlığı altında kabul görmeleri için düşünce sınırlarını aşan bir hayal gücü ve yaratıcılık sunması gerekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dijital sanat, bilgisayarın içinde veya dışında oluşturulan, fakat neticede çalışmanın yaratıcı bir hal alması için bir bilgisayardan yararlanan sanat eserlerini de içerir. Örneğin çekilen bir dijital fotoğrafın bilgisayarda manipüle edilerek bambaşka bir ürüne dönüşmesi dijital sanat örneği olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Müzik ve ses efektlerinden, elektronik ortamda hareket eden görüntülere kadar izlediğimiz sinema filmleri, özellikle animasyonlar da dijital sanat dalları arasında değer görürler. Geçmişi çok önceye gitmeyen bu alan günümüzde dijital sanatın en güçlü platformlarından biri olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sanal gerçeklik teknolojisi kullanılarak üretilen video oyunu tasarım ve grafikleri de başka bir örnektir. Sanal alanları tuval olarak kullanan ve burada hayali bir dünya oluşturan kişilerin yaratımları da dijital sanat başlıkları arasında yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dünyada ve ülkemizde çok sayıda dijital sanat sergileri açılmakta ve büyük ilgi görmektedir. Dijital ortamda üretim yapan başlıca sanatçılar arasında dünyada Alberto Seveso, Jared Nickerson, Pablo Alfieri gibi isimler, ülkemizden ise Özcan Onur ve günümüz temsilcilerinden Refik Anadol gösterilebilir.

  • Pembeden Siyaha Dünyanın En İlginç 7 Sahili

    Pembeden Siyaha Dünyanın En İlginç 7 Sahili

    Sadece denize ya da okyanusa bakan sahiller yeteri kadar etkileyici olabilirken, alışılmışın dışında fotoğraflar veren sahiller insanı büyüleyebiliyor. Dünyanın dört bir köşesinden ilginç özellikleri olan bu yerleri ekranlarınıza taşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Elafonisi, Pembe Kum Sahili” title_font_size=”13″]
    yunanistan

    Yunanistan’ın güneyinde bulunan “Elafonisi” oldukça şirin bir ada ve Girit’ten de rahatlıkla görülebilen kumlu kıyıları pespembe bir görünüme sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Havai, Yeşil Kum Sahili” title_font_size=”13″]

    Havai’de yer alan ve Papakolea Plajı olarak da isimlendirilen Yeşil Kum Plajı’nın dünyanın dört yeşil sahilinden biri olduğu biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rabida, Kırmızı Kum Sahili” title_font_size=”13″]
    en güzel plajlar, ekvator

    Kırmızı Kum Sahili Ekvador’a bağlı Galapagos Adaları’ndan biri olan Rabida’da bulunuyor. Dünyadaki üç kırmızı plajdan diğerleri ise Yunanistan ve Havai’de…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kaliforniya, Cam Sahil” title_font_size=”13″]

    1900’lerin başlarından 1960’lara kadar çöplük olarak kullanılan sahil, 90’larla 2000’ler arasında çöpten arındırılınca ortaya böyle bir manzara çıkmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vik, Siyah Kum Sahili” title_font_size=”13″]

    İzlanda’nın güneyindeki kıyı köyü Vik, siyah kumlu plajıyla fantastik filmlerin seti olduğu izlenimini veriyor ki burası gerçekten de dünyaca ünlü yapımlara mekan olmuş bir bölge.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Marieta, Adaları Saklı Sahil ” title_font_size=”13″]
    meksika

    Bir doğa harikası olan Meksika’daki Marieta Adaları’nda bulunan Saklı Plaj’a ulaşım helikopterle sağlanıyor ve giriş özel izne tabi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Moeraki, Ejderha Yumurtaları Sahili” title_font_size=”13″]
    yeni zelanda, koekohe

    Yeni Zelanda’nın güneyinde bir balıkçı kasabası olan Moeraki’de, Koekohe adıyla da bilinen 300 metrelik sahil boyunca ejderha yumurtasını andıran yüzlerce kaya görmek oldukça şaşırtıcı…

  • YAZININ EN ESKİ DOSTLARINDAN MÜREKKEP HAKKINDA BİLGİLER

    YAZININ EN ESKİ DOSTLARINDAN MÜREKKEP HAKKINDA BİLGİLER

    “Mürekkep yalamış” deyiminin okumuş, eğitimli, görgülü kişiler için kullanıldığını biliyoruz, peki ya bu deyimin nasıl ortaya çıktığını daha önce duymuş muydunuz? Hemen anlatalım… Eskiden kalem yerine kullanılan diviti mürekkebe batırarak yazı yazan kişiler, divitin ucunda mürekkep bittiğinde hafifçe dillerine dokundurur, divitin ucunda az da olsa kalan mürekkebin çözünmesini sağlar ve yazmaya devam ederlermiş. Burada amaç, yapımı zahmetli olan mürekkebi son zerresine kadar kullanmakmış. Dilleri mürekkep olan bu kişileri görenler de mürekkep yalamış derlermiş. Doğal olarak bu durum yazan, ilimle uğraşan kişilerle ilişkilendirilmiş ve anlam açısından bir miktar da olsa dönüşerek günümüze kadar gelmiş. Yazının en eski araçlarından olan mürekkep sayfamızın konuğu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • HAWAİİ HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Amerika Birleşik Devletleri’ne bağlı volkanik bir ada olan Hawaii, bulunduğu takımadalarının en büyüğü olarak Pasifik Okyanusu’nun tam ortasında yer alıyor ve her yıl 6 milyondan fazla insan bu ıssız adayı ziyaret ediyor. Hawaii’nin başkenti Honolulu, sürdürdüğü ekolojik politikalarla doğasını korumaya oldukça özen gösteriyor. ABD’nin tamamen adalardan oluşan tek eyaleti olan Hawaii, yüzlerce adadan oluşuyor. Vahşi doğası ile turizm cennetine dönen Hawaii hakkındaki bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Amerika Birleşik Devletleri’ne kabul edilen 50. eyalet olan Hawaii, ABD’nin kahve yetiştiren tek eyaletidir. Ayrıca her yıl 320 bin tondan fazla ananas üretilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Doğal güzellikleri ile nam salan Hawaii’deki dünyaca ünlü Waikiki Plajı yapay bir plajdır ve kumu Kaliforniya’dan getirilmiştir. Waikiki Plajı, Diamond Head Yanardağı’nın muhteşem manzarasına sahiptir. Plajın arka planını oluşturan bu ikonik yanardağ, gün batımını izlemeyi sevenlerin uğrak noktasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hawaii her ne kadar tropik bir ada olsa da dağlarının tepesinde kar vardır. Ayrıca Hawaii, ABD’nin toprağı artan tek eyaletidir çünkü volkanik patlamalar denizde sürekli yeni kara alanları oluşturmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Nüfusunun yüzde 20’sinden fazlası, diğer tüm ABD eyaletlerinden çok daha fazla etnik kökene sahiptir. İlginç bir şekilde Hawaii alfabesinde sadece 12 adet harf ve 1 adet (‘) okina denilen ters kesme işareti bulunmaktadır. Beş ünlü harf olarak A, E, I, O, U kullanılırken, yedi ünsüz H, K, L, M, N, P, W harfleri kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Hawaii, sörf sporunun doğduğu yerdir. Dev dalgalarıyla ünlü Hawaii’de sörf, yerliler için sadece bir spor değil aynı zamanda bir ritüel, yaşam tarzı hatta bir sosyal statü işareti olarak kabul edilir. Eski dönemlerde Hawaii’de sörf, yerel tanrı ve tanrıçalara adanmış dini törenlerin bir parçası ve yerel halk arasında büyük saygı gören bir ritüeldir. İlk sörf tahtaları da buradaki kauila ve wiliwili gibi yerel ağaçlardan yapılmıştır. Uzun ve ağır olan bu tahtaların boyutu sosyal statünün de sembolüdür. Avrupalı kaşiflerin Hawaii’ye gelmesiyle birlikte sörf kültürü diğer bölgelere yayılmıştır. Günümüzde de dünyanın dört bir yanından sörf tutkunlarının merkezi olmaya devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hawaii’nin kültüründe “aloha” bir selamlaşma kelimesi olmaktan öte, sosyal birliği ve esenliği anlatan kavramdır. Aynı zamanda sevgi, misafirperverlik ve barışı ifade eder. Hawaii’de bu kavram günlük yaşamın bir parçasıdır. Başkalarıyla iyi geçinmenin ve iyi duygular ifade etmenin bir yöntemidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kahuna, Hawaii kültüründe önemli bir yer tutan geleneksel şifacı, bilge veya lider anlamına gelir. İnsanlar arasında halk sağlığı, ruhsal iyilik ve toplumsal dengenin korunması gibi birçok konuda danışılan ve saygı gösterilen kişilerdir. Genellikle şifacılık, astroloji, hula dansı, bitki bilimi, ritüeller ve geleneksel tıp gibi alanlarda uzmanlaşmışlardır. Kahunalar ahşap totem heykelleri ile sembolize edilir.

  • Akademi Ödülleri Namıdiğer Oscar Hakkında Genelgeçer Bilgiler

    Akademi Ödülleri Namıdiğer Oscar Hakkında Genelgeçer Bilgiler

    Sinema dünyasının her yıl heyecanla beklediği Akademi Ödülleri ilk kez 1929 yılında sahiplerini bulmuş. O yıldan bugünlere tören sahnesine kadar uzanan kırmızı halıdan o kadar çok isim ve film geçmiş ki hepsinin de ortak hayali Oscar’a uzanabilmekmiş. Kimileri kazanmış kimileri kaybetmiş görünse de biz arşive giren binlerce film sayesinde asıl kazananın sinemaseverler olduğunu söyleyebiliriz. Anladığınız üzere sayfamızın konusu Oscar tarihine geçmiş bilgiler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Herhalde en çok merak edilenlerden biridir bunca yıllık Oscar tarihinde en fazla ödülü kimin aldığı…  Hiç uzatmayalım, 12 adaylıktan dört tanesinde Oscar kazanan Katharine Hepburn bu rekorun sahibi. Aktörler arasında en fazla kazananlar ise üçer Oscar’la şu üç isim olmuş: Daniel Day-Lewis, Jack Nicholson ve Walter Brennan.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Peki, en çok Oscar kazanan film hangisi? Bu sorunun tek bir cevabı yok çünkü aday olduğu kategorilerden 11 tanesini kazanan tam üç film adını sinema tarihine yazdırmayı başarmış. Bunlar; 1959 yapımlı Ben-Hur, 1997 yapımlı Titanik ve 2003 yapımlı Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü filmleri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Big Five yani Büyük Beşli Akademi Ödülü’nü duymuşsunuzdur. Oscar’ın en önemli beş kategorisi olan En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Senaryo dallarının tümünde ödül kazanılması anlamına geliyor. Ve şimdiye kadar sadece üç film Big Five sahibi olabilmiş, hangileri mi? Bir Gecede Oldu/1934, Guguk Kuşu/1975 ve Kuzuların Sessizliği/1991.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Düşünsenize o salonda 20 kez aday olarak adınız okunuyor, yüreğiniz ağzınızda bekliyorsunuz ve 17’sinde başka bir oyuncunun adı kazanan olarak açıklanıyor. Şimdi size bir soru: Böyle bir durumda gerçekten kaybetmiş bir kişi mi olursunuz? Bu örneği birebir yaşayan Meryl Streep için hangimiz kaybetti diyebiliriz ki? Üç Oscar sahibi oyuncu sinemanın en sevilen isimlerinden biri olmayı sürdürüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sinemaya adımını atar atmaz Oscar’la tanışan şanslılar kadar dünyadan göç etmek üzereyken Oscar’la buluşanların hikâyesi de ayrı bir konu. Kayıtlara göre, en genç Oscar sahibi henüz 10 yaşındayken bu ödülü alan Tatum O’neal iken (Ay Beyazdır/En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu), en yaşlı Oscarlı 82’lik Christopher Plummer olmuş (Yeni Başlangıçlar/En İyi Erkek Oyuncu).

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bir de nereden baksan 90 dakika süren filmde arada bir görünmesine rağmen Oscar kazanan oyuncular bulunuyor. Örneğin Beatrice Straight… 1976 yapımlı Şebeke isimli filmde onu sadece 5 dakika 40 saniye görebiliyoruz ama o bu rolle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nü almayı başarmış. Yine 1991 yapımı Kuzuların Sessizliği’nde Anthony Hopkins’i 20 dakika bile göremiyoruz ama o En İyi Aktör ödülünü almış. Elbette o kısa dakikaların oyunculuğun zirvesine denk geldiğini hepimiz biliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Oscar Ödülleri kimilerini yaşarken mutlu etmiş, kimilerinin de adını ölümlerinden sonra onurlandırmış. Tıpkı 1955 yılında bir trafik kazasında hayatını kaybeden James Dean’in hikâyesinde olduğu gibi… Dean, ölümünün ardından iki kere Oscar adayı gösterilmiş. Yine 2008’de hayata veda eden Heath Ledger da Kara Şövalye filmindeki Joker rolüyle aday gösterilmiş ve 2009 yılında En İyi Yardım Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazanmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Oynadıkları film Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde yarışmamasına rağmen yabancı dilde canlandırdıkları karakterlerle ödül alan isimler de var. Sayısı bir elin parmakları kadar olan bu oyuncular, film boyunca İtalyanca konuşan Sophia Loren, Roberto Benigni, Robert De Niro; İspanyolca konuşan Benicio del Toro ve Fransızca konuşan Marion Cotillard.

  • DEŞİFRE EDİLEMEZ DENİLEN ENİGMA MAKİNESİNİN İCAT SERÜVENİ

    Kelime anlamı bilmece, gizem, muamma ya da anlaşılmaz kimse anlamına gelen Enigma, tarihin akışını değiştirecek bir teknolojiye de ismini vermiştir. Alman ordusu tarafından güvenli bir şekilde kripto (şifreli) mesaj üretmek ve deşifre etmek için kullanılan bir sistem olan Enigma makinesi, 1930’larda geliştirilmiş bir şifreleme sistemidir. I. ve II. Dünya Savaşı’nda şifreli kodlarla iletişimi sağlayan ve İngiliz matematikçi Alan Turing’in bu özel şifreleme sisteminin çalışma prensibini çözmesiyle savaşın kaderini değiştiren Enigma makinesinin hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kriptografi yani metinleri şifreleme, eski zamanlarda basitleştirilmiş bir not sistemi olarak başladı. Julius Caesar ve diğer Roma imparatorları özel yazışmalarını korumak için basit şifreler kullandılar. O dönem, elçi ve ulaklarla aktarılan mektuplar ve mesajlar, bir ordunun ya da ülkenin kaderini değiştirecek önemli bilgiler taşıyordu. Ancak bunlar kolayca ele geçirilebilirdi ve güvenli değildi. Julius Caesar’ın şifreleme mantığı harflerin yer değiştirmesi gibi basit bir sistemle yapılıyordu. Alfabedeki bir harfi, başka bir harfle değiştirerek şifrelenen bu basit sistem ileride çok daha karmaşık bir makinenin de öncüsü oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Metinlerdeki harflerin yerini değiştirerek yapılan şifreli mesajlaşma, I. ve II. Dünya Savaşı sırasında yerini makinelere bıraktı. Savaş sırasında mesajlar telsiz yoluyla ulaştırılıyordu ve bu mesajların dinlenebilme riskinden dolayı şifreleme ihtiyacı doğdu. I. Dünya Savaşı’nın sonunda 23 Şubat 1918’de Alman mühendis Arthur Scherbius tarafından icat edilen Enigma makinesi, başta Almanya olmak üzere birçok ülkenin askerî ve devlet hizmetlerinde kullanılmaya başlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Enigma, dışarıdan büyük bir daktilo gibi görünür ve bu mantıkla çalışmaktadır. Ancak mesajın ilk harfi klavyeye girildiğinde şifrelenmiş mesajda nelerin değiştirildiğini gösteren bir harf yanmaktadır. Yani rastgele harf üreten bir mekanizması vardır. Enigma makinesi bir harfe basıldığında o harfi alfabedeki bir başka harf ile eşleştirir. Böylece ortaya şifrelenmiş bir metin çıkar. Örneğin; “C” tuşuna bastığınızda “Z” harfi ile eşleştiriliyorsa, “C” tuşuna yeniden bastığınızda başka bir harf ile eşleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Enigma makinesinde tuş takımının hemen üst kısmında 26 harften oluşan ışıklı bir pano vardır. Bu pano, “rotor” olarak adlandırılan şifreli üç farklı çift haneli sayının seçilebileceği bir alandır. Rotorlar bir Enigma makinesinin en önemli parçasıdır. Enigma makinesinin klavyesine bir harf girildiğinde elektrik sinyali farklı rotorda dolaşarak başka bir harfe dönüşür. Bu dönüşüm, her harfin ardışık girişlerinde farklı harfler üreterek karmaşıklığı arttırır. Ayrıca her giriş için rotorların pozisyonlarını değiştirmek, şifrelemenin her seferinde farklı olmasını sağlayarak güvenliği artırmaktadır. Bir metni şifrelemek için bir harfe basıldığında ışıklı panoda da bir harfin ışığı yanar. Rotorlar bu pimler üzerinden elektrik akımını iletirken, harf girişi yapıldıkça dönerek şifreleme yolunu da değiştirmiş olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mesajı gönderen ve alan kişiler Enigma makinesinin şifreleme kodlarını belirten bilgilere sahiptir. Örneğin; bir el kitapçığındaki harflere verilen kod referansı sayesinde şifreli mesajı gönderen makinenin ayarlarına getirilen Enigma makinesinde gelen mesaj, bu referans bilgilerle hızlıca deşifre edilebiliyordu. Bu sayede gizlenmiş bilgiler ve savaş taktikleri kilometrelerce uzakta, karada, havada ya da denizde bulunan Alman subaylara iletilebiliyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Almanlar tarafından kırılamaz olduğu düşünülen Enigma makinesini, İngiliz matematikçi Alan Turing kendi icadı olan ve “Bombe” olarak bilinen bir makine ile kırmayı başarmıştır. Ancak daha öncesinde Fransızlar, Almanların kullandığı bazı günlük konuşma trafiğine ait şifrelere erişmiş ve bu bilgileri Polonyalılarla paylaşmıştır. Polonyalılar bir süre sonra kendi Enigma makinelerini yapabilecek ve Alman şifrelerini çözebilecek hâle gelse de Almanların Enigma makinesine yeni rotorlar eklemesiyle bu şifreler tekrar kırılamaz duruma gelmiştir. Yaptıkları çalışmaları ve bilgi birikimlerini Fransızlar ve İngilizlerle paylaşarak, İngilizlerin savaş esnasında birçok şifreli mesajı çözmelerinde öncü çalışmaları başlatan ülke olmuştur. Pek çok kişi, ülkeler arasında paylaşılan bu bilgi birikimi sayesinde Turing’in II. Dünya Savaşı’nı iki yıl erken bitiren ve 14 milyon insanın hayatını kurtaran isim olduğunu düşünmektedir.

  • ŞEHİRLERİMİZ, GELENEKLERİMİZ VE ZANAAT ÜRÜNLERİMİZ

    Günümüzde tüm dünyada trend haline gelen etik üretim, geri dönüşüm, sıfır atık, kadın emeği, sürdürülebilirlik ve doğal malzemeler gibi yaklaşımların çoğu yüzlerce yıldır Anadolu’daki üretim kültüründe yer alıyor. Nesilden nesile aktarılan, el işçiliği ile farklılaşan, ustaların marifetli ellerinde hayat bulan ve hayatımızın parçası olan kültürel miras niteliğindeki ürünlerin ve üretim tekniklerinin en güzel örneklerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Konya Gelin Aynası ” title_font_size=”13″]

    Anadolu kültüründe bereket ve aydınlığı temsil ettiğine inanılan gelin aynası, baba ocağından ayrılan gelini uğurlarken gelinin önünde taşınıyor. Evliliğinin bereketli olması, uğur ve şans getirmesi, gelini kötülüklerden koruması için yüzyıllardan bu yana uygulanan bu gelenekte tutulan aynalar ise el emeği göz nuru. Ahşap kasanın ortasında yer alan aynanın kenarları cam altı tekniği ile işlenmiş çiçeklerle süsleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tokat Yazması” title_font_size=”13″]

    Doğanın güzelliklerinden ilham alınarak süslenen Tokat yazmaları, Osmanlı’dan bu yana boyayı emme özelliği olan ıhlamur ağacından üretilen ahşap kalıplarda elle işleniyor. Kalıpla oyulan motifler kara kalem ve elvan baskı tekniği ile pamuk bezlere işleniyor. Kırmızı tonların hâkim olduğu yazmalarda kullanılan üzüm, elma, kiraz, asma yaprağı gibi motifler ve geometrik desenler ise yörenin kültürel birikiminin bir yansıması.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Adıyaman Sincik Halısı ” title_font_size=”13″]

    Ateş kırmızısı rengi ve birbiri ardına sıralanan altıgen Selçuklu yıldızlarının el dokumasıyla Adıyaman’a özgü Sincik halısı kök boya ile renklendiriliyor. Siyah, kırmızı, gri, turuncu, lacivert yün ve pamuk karışımı koyu renkli ipliklerle dokunuyor; yerde oturma kültürünün hâlâ devam ettiği yörelerde yer yaygısı veya yastık olarak da kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aydın Kıl Çadırı ” title_font_size=”13″]

    Aydın’ın Bozdoğan ilçesine bağlı Olukbaşı köyünde yaklaşık bin yıllık bir gelenekle keçi kılından elde edilen kaşmir çadırlar üretiliyor. Yazın serin, kışın sıcak tutan çadırlar ateşte yanmıyor; üzerinde yılan, akrep gibi haşereler yürüyemediği için doğa koşullarında güvenli yaşam alanları sağlıyor. Kıl çadırında kış mevsiminde ya da yağmurlu havalarda gözenekler kapandığından yağmurun veya soğuk havanın içeri girmesi önleniyor. Yazın ise gözenekler açılıp rüzgârın geçmesini sağladığı için sirkülasyon meydana gelip içeride serinlik sağlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gaziantep Kutnu Kumaşı” title_font_size=”13″]

    Gaziantep’in geleneksel kutnu kumaşı, suni ipek ve pamuktan üretilen floş iplikler ile el tezgâhlarında metresine 5 binden fazla iplik atılarak dokunuyor. Osmanlı döneminde olduğu gibi bugün de kadın-erkek giyiminde ve döşemelerde kullanılan kutnu kumaşında sarı rengin hâkim olduğu boyuna çizgili desenleri ön plana çıkarken çarpıcı tonlardaki kırmızısı, moru, yeşili ile her göreni kendine hayran bırakıyor. İplik sayısı ve çözgüsüne göre mecidiye, zencirli, kürdiye, sedefli, mekkavi, hindiye, cütari ve Osmaniye gibi isimleri ve çeşitleri olan kutnu kumaşı ülkemizde sadece Gaziantep’te üretiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karamürsel Sepeti ” title_font_size=”13″]

    Karamürsel sepeti, kestane ağaçlarının köklerinden çıkan, yörede şah diye bilinen dal ve filizlerin tekleme ve ikileme tekniği ile elde örülmesiyle üretiliyor. Yarım koni şeklini andıran sepet, iyi kesilmiş ve kurutulmuş kestane çıtalarından örüldüğü için iç hacmi oldukça geniş oluyor. ”Ufacık tefecik gördün de Karamürsel sepeti mi sandın?” deyimi ise tam olarak bu özelliğinden kaynaklanıyor. Bahçelerden zedelemeden meyve-sebze taşımak ve muhafaza etmek için kullanılan Karamürsel sepeti, pazar çantası, dekoratif amaçlı saksılık gibi farklı şekillerde de kullanılıyor.

  • KALP SAĞLIĞIMIZ İÇİN BİRBİRİNDEN ÖNEMLİ BAŞLIKLAR

    Yaşamsal organlarımızdan biri olan kalbimizin sağlığı, yaşam kalitemizin ve dahası hayattaki devamlılık sürecimizin belirleyicilerinden biri. Ona gösterdiğimiz ilgi ve özenin karşılığını sağlıklı ve uzun ömürlü bir yaşam olarak alabilir veya özensizliğimiz karşısında farklı hastalıklarla uğraşmak zorunda kalabiliriz. Çok zor değil… Sadece aşağıdaki başlıklardan yola çıkarak bir yaşam rutini oluşturmak ve daha mutlu bir yaşamda sevdiklerimizle yol almak elimizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • İŞARET DİLİ NEDİR?

    İşaret dili, işitme ve konuşma engelli bireylerin kendi aralarında iletişim kurmak için el hareketlerini, mimiklerini ve vücut dillerini kullanarak oluşturdukları sessiz ve görsel bir dildir. Dünya çapında 100’den fazla türü bulunan işaret dilinin evrensel bir dil olmadığını ve ülkelere göre farklılık gösterdiğini biliyor muydunuz?  Bu yazımızda sizlere işaret dili hakkında bilgiler vereceğiz ancak öncesinde tarihçesine kısaca değinelim…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İşaret dilinin tarihçesi” title_font_size=”13″]

    Tarihin her döneminde işitme engelli ve dilsiz bireyler, kendi içlerinde iletişim kurabilmek için birbirinden farklı diller geliştirdiler. Bu anlamda ilk resmi adım Fransa’da atıldı; 1770’li yıllarda işitme engelli bireylerin kullandığı el hareketleri, grameri ve yapısı olan bir dil olarak kabul edildi ve okullarda öğretilmeye başladı. Tüm dünyada yaygınlaşmaya başlayan işaret dilinin bir sonraki ayağı Amerika oldu; ilk işitme engelli okul 1817 yılında Thomas Gallaudet tarafından açıldı. Şimdiki adı Gallaudet University olan okul, sadece işitme engelli bireylere eğitim veren ve işaret dili öğreten ilk okul olarak tarihte yerini aldı. Dünyada bu gelişmeler olurken, ülkemizde işaret dilinin tam olarak ne zaman ortaya çıktığına dair net bilgiler yok ancak Evliya Çelebi’nin yazılarından yola çıkarak ulaşılan bilgiye göre 1500-1700 yılları arasında Osmanlı’da bulunan mahkemelerde iletişim sağlamak için işitme engelli bireyler görev yapmış. Bu arada ilk işitme engelliler okulunun II. Abdülhamit döneminde açıldığı bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İşaret dilinin özellikleri nelerdir?” title_font_size=”13″]

    Sözel dillerde olduğu gibi işaret dilinde de bir sözcük yapısı vardır; soyut kavramlar için kullanılan işaretler ortaktır ancak bu noktada beden dili anlatımı oldukça önemlidir. Her ülkenin farklı bir işaret dili vardır, aynı işaret birden çok anlama gelebilir, hangi anlamda söylendiği cümle içinde anlaşılır. Temelde tüm ülkelerin kendine has bir işaret dili olsa da bazı işaret dilleri evrensel kabul edilir. Örneğin işitme engelliler olimpiyatlarında ya da Dünya İşitme Engelliler Federasyonu gibi uluslararası konferanslarda ortak bir dil olan “gestuno” kullanılır. Uluslararası işaret dili olarak bilinen gestuno, ilk olarak 1951 yılında Dünya İşitme Engelliler Federasyonu’nun dünya çapındaki kongresinde uygulandı. Gerçek bir dil gibi somut bir dilbilgisi kuralı olmayan gestuno, bugün hâlâ uluslararası işaret dili için referans olarak kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İşaret dili hakkında doğru bilinen yanlışlar” title_font_size=”13″]

    İşaret dili ile alakalı pek çok yanılgı vardır. Yalnızca eller kullanılarak, harf görselleri ile iletişim kurulduğu düşünülür ancak bu doğru değildir; işaret dilinde harfler bulunur fakat temel iletişim bu şekilde yürütülmez, vücut dili ve mimikler iletişimin temel unsurlarını oluşturur. Ayrıca, işaret dili, sesli dile bağlı değildir yani sesli dilin, eller aracılığı ile gösterilmesinden ibaret değildir. Örneğin Türkçe işaret dili ile Türkçe arasında yapısal olarak farklılık bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İşaret dili nasıl öğrenilir?” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde, işaret dilini öğreten pek çok kurum vardır, bunlardan size uygun olan birini seçebilirsiniz. Eğer ileri düzeyde değil yalnızca işin temelini öğrenmek istiyorsanız evde işaret dilini kolayca öğrenebilirsiniz. Online işaret dili eğitimi alabilir, işaret dili tercümanlarının yer aldığı videoları izleyebilirsiniz. İşaret dili sözlüğünü kullanıp, bu dile hâkim kişilerle pratik yapabilirsiniz. Okuduğunuz herhangi bir şeyi işaret diline uyarlamak da iyi bir pratiktir; herhangi bir durumu, işaret dili sözlüğünü kullanarak anlatmaya çalışın ve bol bol bunu tekrarlayın, bir süre sonra ezberlemeye başladığınızı fark edeceksiniz. İşaret dilini öğrenme uygulamalarından da destek alabilirsiniz, telefonunuza indireceğiniz uygulamalar işaret dili öğrenme sürecinizi hızlandırabilir.

  • Mutfağımızın Şifalı 9 Kış Baharatı

    Mutfağımızın Şifalı 9 Kış Baharatı

    Kullandığımız baharatların lezzetleri bir yana sindirim sistemine metabolizmaya iyi gelebildiğini, öksürüğü, nezleyi iyileştirebildiğini hatta doğal antibiyotik yerine geçtiğini biliyor muydunuz? Tabii ki dozunda ve kıvamında kullanmak kaydıyla… Kurutularak, toz haline getirilerek ya da tazeyken kullanılan baharat çeşitlerinden özellikle kış soğuklarında faydalanabileceğiniz 8 tanesini listemize alıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tarçın kelimesi Farsçada “çin ağacı” anlamına gelen “dârçîn” kelimesinden alıntılanmış. Özellikle sütlü tatlılarla olağanüstü bir uyum gösteren, kurutulmuş kabuk şeklinde ya da toz halinde kullanılabilen tarçının kan şekerini dengelediği, hafızayı güçlendirdiği ve kasları rahatlattığı ifade ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kökleri Endonezya’ya dayanan karanfilin eski dönemlerde de ağızda bir süre çevirmek kaydıyla nefesi ferah tutmak için kullanıldığı biliniyor. Şerbetli tatlılara, bilhassa ayva ve armut içeren tatlılarla, et yemeklerine yakışan karanfilin mide bulantısına ve hazımsızlığa iyi geldiği düşünülmekte…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Maydonozgillerden olan kişniş bitkisinin kurutulmuş meyveleri top şeklindedir. Öğütülerek de kullanılabilen baharatın sayısız faydası bulunuyor. Kolesterolü dengelediğini, içerdiği B vitamini ile uykusuzluk ve strese iyi geldiğini söyleyerek örneklendirebiliriz. Kişnişi et yemeklerinde ve zeytinyağlı dolmada kullanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kimyon Orta Doğu, Kuzey Afrika, Hindistan, batı Çin ve Meksika mutfağında özellikle et yemeklerinde en çok kullanılan baharattır. Soğuk algınlığına, öksürüğe, boğaz iltihabı ve solunum yolu enfeksiyonlarına iyi gelen baharatın ölçüsünü kaçırmanın da farklı rahatsızlıklara neden olabileceği unutulmamalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Zencefilin kök yumruları baharat olarak kullanılır ve şifa alanları çok geniştir; sindirime iyi geldiği, bağışıklık sistemini güçlendirdiği, antibakteriyel özelliği ile enfeksiyonları engellediği belirtiliyor. Zencefili salata ve yemek yapımında kullanabileceğiniz gibi bitki çayı ve ekmek yapımında da kullanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kakule, zencefilgiller ailesinden olan özellikle Hindistan, Nepal, Malezya gibi ülkelerin ormanlarında yetişen yabani bir bitkidir. Meyveleri kurutulup öğütülen kakule kimi ülkelerde çay ve kahve içinde tat artırıcı olarak kullanılıyor. Kalsiyum, potasyum, magnezyum açısından zengin olan baharat balık yemeklerinde, baklagillerde hatta sütlü tatlılarda kullanılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Akdeniz defnesi olarak da adlandırılan defne yaprağı çorbaya, balık ve et yemeklerine hoş bir koku ve tat verir. Çayı da yapılabilen baharatın kalp ve damar sağlığına iyi geldiği düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Zihni güçlendirdiği, sindirim bozukluklarıyla savaştığı, kan şekerini düzenlediği ifade edilen zerdaçala “Hint safranı” da deniyor. Baharatı et ve sebze yemeklerine hatta yumurtaya bile ilave edebilirsiniz. Çayı da içilebilen zerdeçalın anavatanı Güney Asya’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Soğanlı bir kültür bitkisi olan safrandan elde edilen baharatın adı da safrandır. Ülkemizde Safranbolu’da yetiştirilen safran için en pahalı baharat diyebiliriz. İçine konduğu yemeklere sarı renk katan safranın çiçekleri aslında mor renktedir. Enerjiyi artıran, bağışıklığı düzenleyen, hafızayı güçlendiren ve sinir sistemine iyi gelen etkileri ise uzmanlar tarafından ifade edilmektedir.