Blog

  • EV YAPIMI LİMONATA TARİFLERİ

    Yazın kavurucu sıcağında serinlemek, misafirlerinizi şık bir ikramla karşılamak veya sadece günün yorgunluğunu atmak için bir bardak limonata gibisi yoktur. Yazımızda klasik limonata tariflerinden yaz mevsimine özgü farklı lezzetlerle hazırlayabileceğiniz limonata tariflerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Limonada Suíça ” title_font_size=”13″]

    Brezilya mutfağının sevilen yaz içeceği “limonada suíça”, limon, süt ve taze nane yaprakları ile hazırlanır.

    • 4 adet yıkanmış misket limonu
    • 70 gr toz şeker
    • 200 gr süt veya Hindistan cevizi sütü
    • 4-5 dal taze nane
    • 4 su bardağı soğuk su
    • 4 bardak buz

    Limonların uç kısımlarını kesin, çekirdeklerini temizleyin ve dörde bölün. Limon, şeker, süt, su ve buzu pürüzsüz bir kıvam elde edinceye kadar blenderda karıştırın. Karışımı bir süzgeçten geçirerek posasından ayırın. Bu işlem, limonatanın daha pürüzsüz olmasını sağlar. Misket limonlarının acı bir tat bırakmaması için parçalanmamasına dikkat edilmesi gerekir ve süzerken katı parçalar kaşıkla alınmalıdır. Buz dolu uzun bardakta içine limon dilimleri ve nane yaprakları katarak servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Narenciyeli Limonata” title_font_size=”13″]

    Meyve bahçelerinin taptaze kokusunu evinize getiren narenciyeli limonata için gerekli olan malzemeler:

    • 4 adet limon
    • 2 adet portakal
    • 1 adet greyfurt
    • 1 su bardağı toz şeker
    • 6 su bardağı soğuk su
    • 1 su bardağı buz
    • 1/4 su bardağı taze nane
    • Narenciye dilimleri ve nane yaprağı (süsleme için)

    Limonları, portakalları ve greyfurtu iyice yıkayın. Birkaç dilim süsleme için ayırın, geri kalanını sıkın ve suyunu bir kaba alın. Bir tencereye toz şekeri ve bir su bardağı suyu ekleyin. Orta ateşte şeker tamamen eriyene kadar karıştırarak kaynatın. Şeker eridikten sonra ocaktan alın ve soğumaya bırakın. Büyük bir sürahiye taze sıkılmış limon, portakal ve greyfurt sularını dökün. Üzerine hazırladığınız şeker şurubunu, soğuk suyu ve buzu ekleyin ve hepsini iyice karıştırın. Taze nane yapraklarını da katarak bir kaşık yardımıyla hafifçe karıştırın. Bu, limonataya ferah bir tat verecektir. Servis için limonata karışımını bardaklara döktükten sonra üzerine narenciye dilimleri ve nane yaprakları ekleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güllü Limonata ” title_font_size=”13″]

    Gül yapraklarının narin ve hoş kokusunun, limonatanın ferahlatıcı tadıyla birleşerek lezzet şölenine dönüştüğü güllü limonata için gerekli olan malzemeler:

    • 4 adet limon
    • 1/2 su bardağı gül suyu (gıda sınıfı)
    • 1 su bardağı toz şeker
    • 6 su bardağı soğuk su
    • 1 su bardağı buz
    • 1/4 su bardağı taze gül yaprakları (organik ve yenilebilir)
    • Limon dilimleri ve gül yaprakları (süsleme için)

    Limonları iyice yıkayın. Birkaç dilimi süsleme için ayırın, geri kalanını sıkın ve suyunu bir kaba alın. Bir tencereye toz şekeri ve bir su bardağı suyu ekleyin. Orta ateşte şeker tamamen eriyene kadar karıştırarak kaynatın. Şeker eridikten sonra ocaktan alın ve soğumaya bırakın. Büyük bir sürahiye taze sıkılmış limon suyunu dökün ve üzerine hazırladığınız şeker şurubunu katın. Gül suyunu, soğuk suyu, buzu ve taze gül yapraklarını sürahiye ekleyin ve bir kaşıkla hafifçe karıştırın. Bu, limonataya hafif bir gül aroması verecektir. Karışımı gül yaprakları ve limon dilimleri ile süsleyerek ikram edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karpuzlu Limonata” title_font_size=”13″]

    Yaz mevsiminin en sevilen meyvelerinden olan karpuzu limonla buluşturan ve her yudumda serinlik veren karpuzlu limonata için gerekli olan malzemeler:

    • 4 adet limon
    • 4 su bardağı karpuz (çekirdekleri çıkarılmış ve doğranmış)
    • 1 su bardağı toz şeker veya yarım su bardağı bal
    • 6 su bardağı soğuk su
    • 1 su bardağı buz
    • Nane yaprağı (isteğe bağlı)
    • Limon ve karpuz dilimleri (süsleme için)

    Limonları iyice yıkayın. Birkaç dilim süsleme için ayırın, geri kalanını sıkın ve suyunu bir kaba alın. Karpuzun çekirdeklerini çıkarın ve blender veya mutfak robotu kullanarak pürüzsüz bir kıvama gelene kadar karpuzu çekin. Şeker veya balı bir su bardağı sıcak su ile karıştırarak çözün. Büyük bir sürahiye taze sıkılmış limon suyunu, karpuz püresini ve şurubu dökün. İyice karıştırın. Soğuk suyu ve buzu sürahiye ekleyerek tekrar karıştırın. Dilerseniz bu karışıma bir de taze nane yaprağı ekleyebilirsiniz. Bu, limonataya ferah bir tat verecektir. Hazırlanan karışımı limon ve karpuz dilimleri eşliğinde servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lavantalı Limonata ” title_font_size=”13″]

    Lavantanın rahatlatıcı etkisi ile limonatanın ferahlığını birleştiren lavantalı limonata için gerekli olan malzemeler:

    • 4 adet limon
    • 1/2 su bardağı kurutulmuş lavanta çiçekleri (gıda sınıfı)
    • 1 su bardağı toz şeker
    • 6 su bardağı su
    • 1 su bardağı buz
    • 1/4 su bardağı taze nane yaprağı
    • Limon dilimleri ve lavanta dalları (süsleme için)

    Bir tencereye bir su bardağı toz şeker ve bir su bardağı suyu ekleyin. Orta ateşte şeker tamamen eriyene kadar karıştırarak kaynatın. Şeker eridikten sonra kurutulmuş lavanta çiçekleriyle karışımı beş dakika daha ocakta tutun. Ardından şurubu oda sıcaklığında soğumaya bırakın. Soğuduktan sonra lavanta çiçeklerini süzerek şurubu ayırın. Limonları iyice yıkayın. Birkaç dilim limonu süsleme için ayırın, geri kalanını sıkın ve suyunu bir kaba alın. Büyük bir sürahiye taze sıkılmış limon suyunu dökün. Hazırladığınız lavanta şurubunu, kalan suyu, buzu ve taze nane yapraklarını sürahiye ekleyin. İyice karıştırın. Taze nane yapraklarını ekleyin ve bir kaşıkla tekrar hafifçe karıştırın. Servis için limonata karışımını bardaklara döktükten sonra lavanta dalları ile güzelleştirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ballı-Zencefilli Limonata ” title_font_size=”13″]

    Zencefil ve balın sağlık dolu lezzetinin bir araya geldiği ballı-zencefilli limonata için gerekli olan malzemeler:

    • 4 adet limon
    • 1 parça taze zencefil (yaklaşık 5 cm, rendelenmiş)
    • 1/2 su bardağı bal
    • 6 su bardağı soğuk su
    • 1 su bardağı buz
    • Limon dilimleri ve nane yaprağı (süsleme için)

    Limonları iyice yıkayın. Birkaç dilim süsleme için ayırın, geri kalanını sıkın ve suyunu bir kaba alın. Bir tencereye rendelenmiş zencefili, balı ve bir su bardağı suyu ekleyin. Orta ateşte kaynamaya başlayana kadar karıştırarak ısıtın. Kaynamaya başlayınca ocaktan alın ve karışımı oda sıcaklığında soğumaya bırakın. Zencefilin aroması bal ve suya iyice karışacaktır. Büyük bir sürahiye taze sıkılmış limon suyunu ve soğumuş zencefil şurubunu ekleyin. Şurubu süzmek isterseniz, süzgeçten geçirebilirsiniz. Kalan soğuk suyu ve buzu sürahiye ekleyin. İyice karıştırın. Hazırladığınız karışımı limon dilimleri ve taze nane yaprakları eşliğinde servis edebilirsiniz.

  • DUYGUSAL ZEKÂ NEDİR? NASIL GELİŞTİRİLİR?

    Duygusal zekâ yani EQ, bir insanın kendisinin veya diğer insanların duygularını anlama, sezinleme kapasitesidir. Duygusal zekâsı yüksek olan kişiler aile, sosyal ve iş hayatlarında daha kolay başarıya ulaşmakta ve sosyal ilişkilerinde daha dengeli ve sakin ilişkiler kurmaktadır. Kendi duygularını anlayan bir bireyin karşısındaki insana empati yapması kaçınılmaz olurken, doğru kurulan ilişkiler neticesinde bireylerin öz güveni de artmaktadır. Bir kişinin analitik düşünme yeteneğine karşılık gelen IQ zekâsı yüksek olsa da duygusal zekâsının yeteri kadar gelişmemesi yine bu kişiyi sosyal ilişkilerde sorunlara ve çıkmaza sürükleyebilir. Kısaca EQ olarak tanımlanan ve kurduğumuz tüm sosyal ilişkilerin temelini oluşturan duygusal zekâyı artırmak için uzmanlar tarafından tavsiye edilen maddeleri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Empati yani duygudaşlık; bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu durum ya da sergilediği davranışlardaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek ile mümkün olmaktadır. Bir insanın kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak anlama yetisi insan ilişkilerini geliştirir, insanlar arasındaki gerginliği azaltır. Farklı bakış açıları edinmemizi sağlayan empati yeteneği, duygusal zekânın gelişmesinde oldukça önemlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bazen herhangi bir kişiden duyduğumuz eleştiri ya da negatif geri bildirimler hoşumuza gitmese de bu eleştirilere kulak asmak eksik yanlarımızı kavramamız açısından oldukça önemlidir. Sürekli pohpohlanan bir insanın kendini bütünsel olarak kavraması söz konusu olduğunda hiç de yeterli olmayacaktır. Bu konuyla ilgili söylenmiş “Dost acı söyler” atasözü tam olarak bu tavsiyeye denk düşmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İnsanlar bilgiyi çok farklı şekillerde edinir; mantıksal, işitsel, görsel vb. Zihnimiz her şeyi anlamaya ve tanımlamaya çalışır. Öğrendiklerimizi ya da bir anımızı hatırlamak istediğimizde ise en hızlı aklımıza gelen konular beş duyu organımız ile algıladığımız -eğlendiğimiz, üzüldüğümüz ya da şaşırdığımız- anlar olur. Zekânın gelişmesinde tecrübelerin yeri kaçınılmazdır ve yaşadığımız tecrübeleri içselleştirerek yeni davranışlar edinmek, duygusal zekâmızın gelişimini sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir kriz anında sergilediğimiz tutum aslında o olaya kaç yönlü yaklaşabildiğimizle alakalıdır. Problemler karşısında panik olmamak ve en doğru çözüme ulaşmak ise tamamen duygusal zekâ ile ilişkili… Mümkün olduğunca çok sayıda ve farklı problemlere çözüm bulmak hem tecrübe kazanmamıza hem de sonuca kolayca ulaşmamıza olanak sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yukarıda saydığımız tavsiyelerin tümünü kapsayan konulara farklı açılardan bakma yetisi hem duygusal zekânın gelişmesinde hem de duygusal zekâyı geliştirecek diğer önerilerin uygulanmasında kilit rol oynar. Kalıplaşmış düşünce yapısı bireylerin olaylara tek bir çerçeveden bakmasına neden olur ve empati gibi yetilerin gelişmesine engel olacağı gibi olayların objektif bir şekilde değerlendirilmesinin de önüne geçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bir kişinin duygularını tanıması çok önemlidir. Düşüncelerin beslediği duyguları dengeli ve uyumlu bir şekilde ortaya koyabilmek ve kendini doğru bir şekilde ifade edebilmek sağlıklı bir iletişimin olmazsa olmazıdır. Karşımızdaki insanı anlamak ne kadar önemliyse karşımızdaki insana kendimizi doğru bir şekilde ifade edebilmek, hedeflere daha kolay ulaşmamızı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Öz bilinç, bireyin ruh hâlinin ve o ruh hâli hakkındaki düşüncelerinin farkında olabilmesidir. Öz bilince sahip bir bireyin duygusal hayatı hakkında fikirleri vardır ve bu fikirler farkındalık getirir. Kendi sınırlarını bilen, özerk ve güçlü bir insana dönüşmemizi sağlayan bu bilinç; hayata olumlu bir gözle bakabilen, olayları büyütmekten imtina eden, kısa bir süre içinde yaşadığı problemlere çözüm bulan bireylere dönüşmemizi sağlar. Bakış açımızı geliştirmek için gösterdiğimiz her çaba bizleri öz bilince götüren yolun zeminine döşediğimiz bir tuğla görevi görmektedir.

  • DENİZLERİN AKROBATLARI: UÇAN BALIKLAR

    Uçan balıklar, deniz yüzeyinde hızla hareket ederek suyun üzerinde kısa mesafe uçabilir. Bu yetenekleri ile diğer balıklardan ayrılan uçan balıkların pek çok farklı türü bulunur. Sıcak iklimlerde görülen; Atlantik, Pasifik ve Hint Okyanusu’nda yaşayan uçan balıkların ülkemiz denizlerinde de yaşayan birkaç türü var. Marmara Denizi’nde görülmesiyle şaşkınlığa sebep olan uçan balıklarla ilgili bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tropik ve yarı tropik bölgelerde yaşayan uçan balıkların yaklaşık 64 farklı türü vardır. İnce ve uzun vücutları çevik olmalarını ve havada süzülmelerini sağlar. Yüzgeçleri uçuş esnasında kanat işlevi görür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Aslında bu balıklar uçmaz, sadece havada süzülür. Önce hızlarını artırarak su yüzeyine doğru yükselir. Su yüzeyine ulaştıklarında ise güçlü kuyruk darbeleri ile sudan çıkar ve yüzgeçlerini açarak havada yol alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Süzülmeleri genellikle 30-50 metre arasında olur ancak bazı durumlarda 200 metreye kadar ulaşabilir. Havada kalma süreleri ve mesafeleri, rüzgâr ve hızlarına bağlı olarak değişir. Tekrar suya döner ve aynı hareketi tekrarlayarak avcılardan kaçarlar. Avcıları arasında ise yunuslar, tuna balıkları, kuşlar ve mürekkep balıkları bulunur. Bazı deniz kuşları, uçan balıkların suyun yüzeyine yakın yerlerde uçmasını fırsat bilerek onları havada avlar. Uçuş yetenekleri, avcılardan kaçmak için geliştirdikleri bir savunma mekanizmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Akdeniz’e özgü bir uçan balık türü olan “Akdeniz uçan balığı” (Exocoetus volitans), Güney Ege ve Akdeniz’de dibe inmeden deniz yüzeyinde yaşar. Saatte 80 kilometreyi bulan hızları sayesinde sudan çıktıklarında 200 metrelik mesafeyi uçarak katetebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ülkemiz sularında yaşayan bir diğer uçan balık türü olan “cheilopogon heterurus”, Atlas Okyanusu’na bağlı Akdeniz’in sıcak sularında yaşayan bir türdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Marmara Denizi gibi daha serin sularda görülmeleri alışılmadık bir durum olsa da ekosistemdeki değişimler nedeniyle Marmara Denizi’nde farklı balık türleri çoğalmaya başladı. 2024’ün Haziran ayında Marmara Denizi’ndeki Adalar açıklarında Akdeniz uçan balığı (Exocoetus volitans) yakalandı. Yakalanan uçan balık, üç binin üzerinde deniz canlısının bulunduğu Türkiye Deniz Canlıları Müzesi’ne dâhil edildi.

  • İnsanlık Tarihinin Vazgeçilmez Besini Süt ve Süt Ürünleri

    İnsanlık Tarihinin Vazgeçilmez Besini Süt ve Süt Ürünleri

    Farklı medeniyetlerden kalan binlerce yıl önceye ait duvar çizimleri ya da kabartmalarında, süt ve hatta peynir benzeri süt ürünlerine rastlandığını biliyor muydunuz? Verilerden yola çıkarak insanlığın 5 bin yıldan beri süt içmekte olduğu düşünülürse başlıkta neden “vazgeçilmez” ifadesini kullandığımız daha iyi anlaşılır. Hastayken güçlenmek, yatmadan önce sakinleşmek ama çoğunlukla beslenmek için içtiğimiz bu kıymetli ürün ve dönüşebildiği besinler sayfamızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1# ” title_font_size=”13″]

    Biliyor musunuz, içerdiği protein, vitamin ve minerallerle zengin bir kaynak olan sütün %88’ine yakın kısmı sudan oluşuyor. Ne var ki günlük kalsiyum ihtiyacımızın büyük bir kısmını karşılayabilen birkaç bardak süt, çocuk ve ergenlerde de kemik gelişimi için büyük önem taşıyor. Doğduğumuz günden itibaren tattığımız bu ilk besinin değeri kendisinden elde edilen farklı lezzetlerle de kat kat artıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ve o farklı lezzetlerin başında yoğurt geliyor. Sütün fermente edilmesi, halk dilindeki adıyla mayalanmasıyla elde edilen yoğurt dünyaya Türklerin bir armağanı. Birçok yemeğin eşlikçisi olabilirken ayran ya da cacık yaparak da tüketebileceğiniz yoğurdu ister evde kendiniz mayalayın ister marketten alın ama bağışıklık sistemini güçlendirip, sindirimi kolaylaştırdığını unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Fermente süt ürünlerinden bir diğeri de peynirdir. Ülkemizde lordan çökeleğe, tulumdan hellime; dünyada mozzarelladan rokfora, gravyerden goudaya peynir dediğimizde çok farklı aroma ve çeşitten söz etmiş oluyoruz. Sütün, peynir mayası ve kültürü ile fermente edilmesiyle elde edilen besin yapılmak istenen türe göre farklı aşamalardan geçiyor; tuzlanıyor, olgunlaştırılıyor ve sair.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tavaya kırılmış yumurtalara karıştığında ortalığı özgün kokusuyla kaplayıveren tereyağı da en değerli süt ürünlerindendir. Ama biliyor musunuz ki 19. yüzyıla kadar tereyağının besin olarak tüketilebileceği bilinmiyor sadece kozmetik ve ilaç yapımında kullanılıyormuş. Mutfaklara girdiği günden beri Anadolu’daki insanların özenle evlerinde yaptıkları tereyağının günümüzdeki büyük bölümü sanayi üretimi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çıkış noktası Kafkasya olan, son yıllarda Amerika ile Avrupa’da da üretilmeye ve sağlıklı içeriğiyle ilgi görmeye başlayan kefir de fermente süt ürünlerinden. Faydaları saymakla bitmeyen bu yoğun kıvamlı içecek de yoğurt gibi mayalanarak elde ediliyor fakat doğal kefir mayasından üretilen besin yoğurttan farklı olarak probiyotik bakterileri direkt içeriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Süt ürünlerinin balla muhteşem uyumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Baksanıza tıpkı tereyağı hatta sütün kendisi gibi kaymak da balla bir araya geldiğinde mükemmel ikiliyi oluşturuyor. En lezzetlisinin manda sütünden elde edildiği kaymak bildiğiniz gibi ülkemizde genellikle Afyon iliyle anılır ve süt yağının yoğunlaştırılmasıyla elde edilen bu besinin ayva tatlısı ya da ekmek kadayıfı yanındaki tadına doyum olmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Krema da kaymak gibi süt yağından elde edilen, dolayısıyla yağ oranı yüksek olan bir besin. Kıvamı kaymak kadar yoğun olmayan kremayı leziz bir makarnanın sosu ya da içinizi ısıtacak bir çorbanın en önemli detayı olarak kullanabileceğiniz gibi, pudra şekeri ve vanilya özütü ile karıştırarak krem şantiye dönüştürebilir pasta ya da meyve salatalarınızda kullanabilirsiniz.

  • TÜRKİYE’NİN DÖRT BİR YANINDAN SOKAK LEZZETLERİ II

    TÜRKİYE’NİN DÖRT BİR YANINDAN SOKAK LEZZETLERİ II

    Yabancı ülke mutfaklarının fast food seçenekleri varsa bizim de mis gibi sokak yemeklerimiz, atıştırmalıklarımız var. Öyle ki her biri topraklarımızın ve kültürümüzün bir uzantısı olan bu yiyecekler, zaman zaman tam teşekküllü bir sofranın yerini bile başarıyla doldurabilirler. Türk mutfağının sunduğu tüm sokak lezzetlerini tek bir listeye sığdırmak mümkün olmadığı için ikinci 10 maddelik liste ile huzurlarınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Elma Şekeri” title_font_size=”13″]
    tatlı

    Karnemizi iyi getirdiğimizde, uslu davrandığımızda, parlak ve lezzetli bir elma şekerini hak ederdik. Tatlı bir elmanın şekerle kaplanmasıyla yapılan ve her çocuğun çok sevdiği bu lezzet, genellikle bir tepsinin üzerine dizilmiş halde satışa sunulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nohutlu Pilav ” title_font_size=”13″]
    sokak lezzetleri, turkish fast food

    Karnınız acıkınca, hele bir de fazla vaktiniz yoksa mis gibi bir tabak pilavdan iyisi can sağlığıdır. Genellikle camekânlı el arabasında satılan tane tane nohutlu pilavın mükemmel eşlikçileri ise ayran ve turşudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Boyoz” title_font_size=”13″]
    kahvaltı, çay, yumurta

    İzmirlilerin kıymetli kahvaltılığı, çıtır çıtır ağızda dağılan boyozu yedikçe daha çok yemek ister, doyamazsınız. Boyoza genelde haşlanmış yumurta eşlik eder, birlikte Ege’nin en sevilen kahvaltı ikilisini oluştururlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dondurma” title_font_size=”13″]
    tatlı, sokak lezzetleri, türk kültürü

    Dondurma tüm dünyada çok sevilen bir sokak lezzetidir ama bir türlü külahı almamıza izin vermeyen “şakacı dondurmacı” karakteri Türkiye’ye özeldir. Dondurmacıdan dondurmayı kapmak özel bir uğraş gerektirse de yazın sıcağında bir dondurmacıya rastlamaktan keyiflisi yoktur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tantuni” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, turkish fast food

    Mersin’den çıkıp tüm ülkeyi etkisi altına alan tantuni, biftek tadıyla olmasa da yarattığı etkiyle çekirdeğe benzer. Zira tantuninin tadını bir kez alan, bir daha onsuz yapamaz. Köşe başında bir tantunici belirdiğinde tok olsanız bile karnınız zil çalmaya başlar ve kendinizi tantuni tezgâhının başında bulursunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Börek” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı

    Herkes annesinin böreğine düşkün olsa da sokak böreğinin tadı bir başkadır. Çıtır yufkaların arasındaki peynir, kıyma, ıspanak her ne olursa olsun, börek ayaküstü atıştırmalar için harika bir fikirdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Turşu” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı

    Bir bardağın içine turşu parçaları eklenir ve üzerine de isteğe göre acılı ya da acısız turşu suyu ilave edilir. Sokakta turşucuya rastlayıp da bir bardak turşu aldınız mı kendinize gelir, adeta yorgunluğunuzu üzerinizden atarsınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pamuk Şeker” title_font_size=”13″]
    tatlı, sokak tatlısı, türk mutfağı

    Karşıdan bu pembe ve tatlı bulutların geldiğini gören her çocuk, heyecanlanır ve büyüklerinin elini çekiştirmeye başlar. Tadıyla olduğu kadar görüntüsüyle de zihnimizde yer eden pamuk şekerin yarattığı heyecan, kaç yaşına gelirseniz gelin unutulmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gözleme” title_font_size=”13″]
    turkish fast food

    Elle açılan incecik yufkaların arasına ıspanak, patates, kıyma, peynir serilir ve gözlemeler sac üzerinde yavaş yavaş kızarmaya başlar. Pişmesini beklerken sabırsızlıktan yerimizde duramadığımız gözleme, sokak yemeklerinin en has çeşitlerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Salatalık” title_font_size=”13″]
    salatalıkçı

    Sıcak havalarda bunaldığınızda, uzaktan yaklaşan bir salatalıkçı fark ettiğiniz anda adeta çölde bir vaha görmüş gibi olursunuz. İkiye kesilmiş ve arasına tuz serpilmiş bir salatalığın verdiği ferahlığı başka hiçbir yiyecek sağlayamaz.

  • Romantik Şair Özdemir Asaf’tan: Yalnızlık Paylaşılmaz

    Romantik Şair Özdemir Asaf’tan: Yalnızlık Paylaşılmaz

    “Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim / İncinirsin, yine de sen bilirsin…” Bestesi de yapılan bu dizeler Cumhuriyet dönemi şairlerinden Özdemir Asaf’a ait. Ama biz hepimizin melodisiyle ezbere bildiği Lavinia şiirine değil de başka bir şiire davet edeceğiz sizi… Romantik şairin, yalnızlığın paylaşılamayacağını anlattığı şiirine…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
  • Efsanelerden Festivallere 8 Madde ile Enginarın Hikâyesi

    Efsanelerden Festivallere 8 Madde ile Enginarın Hikâyesi

    Eskiden enginar için “kralların yiyeceği” denirmiş. Osmanlı mutfağında da ilgi gören besin ne yazık ki günümüzdeki mutfak kültürümüzde çok yaygın değil… İklimsel uygunluğu nedeniyle de daha çok Ege, Akdeniz, Marmara’da yetiştirilir ve bilinir. Ama biz bu listemizde enginarın son derece sağlıklı olan lezzetine değil onun bilinmeyen hallerine de yer veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Enginarın papatyagiller familyasından bir çiçeğin tomurcuğu olduğunu söylesek şaşırır mıydınız? Evet, enginar aslen mavi-mor renkte çiçekler açan bir bitkidir. Yemek olarak kullanılan kısmı ise çiçekleri açmadan hatta olgunlaşmadan önce oluşan baş kısmıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Orijinal adı cynara scolymus olan enginarın bu ismi bir efsaneden aldığı anlatılır. Efsaneye göre Zeus, güzelliğiyle ünlenmiş Cynara ile birlikte yaşamak için onu Olimpos dağına götürür. Cynara ilk zamanlar bu durumdan hoşnuttur fakat zamanla eski dünyasını özlemeye başlar. Bir gün Zeus’tan gizlice yaşadığı yeri ziyarete gider. Bunu öğrenen Zeus o kadar sinirlenir ki Cynara’yı bir enginara dönüştürerek gerisin geriye Dünya’ya fırlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Enginarın ilham verdiği kullanım alanları arasında mimari ve süsleme sanatları da bulunur. Yunan ve Romalılar döneminde yapılan sütun başlıklarında enginar motiflerine sıkça rastlamak mümkün iken, Osmanlı döneminde de enginar yaprağı tıpkı karanfil, gül, lale gibi süsleme sanatında kullanılan bitkisel motifler arasına girmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Karaciğer dostu olarak bilinen enginar düşük kalorili, kolesterol düşürücü, bağışıklık sistemini güçlendirici haliyle sağlıklı beslenmek isteyenlerin yemek listesinde genellikle ilk sıralardadır. Yine de mineral zengini, lifli bu değerli besinin bazı kişiler için alerjik etkilerinin olabileceğini de akılda tutmak gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Zeytinyağlısından dolmasına, çorbasından salatasına, yemeğinden böreğine enginarla yapılacak türlü türlü tarifler bulabilirsiniz. Enginarın sağlık saçan etkisinden daha iyi yararlanmanız için ise fazla pişirmemenizi, içindeki A vitamininin daha etkili olabilmesi için zeytinyağı ile birlikte yemenizi, antioksidan etkisini koruması için buharda pişirmenizi tavsiye ederiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Enginarın nasıl seçilmesi gerektiği ise başlı başına bir konudur. Örneğin baş kısmındaki yaprakları açmış bir enginarı almamanız gerekir. Çünkü bu onun artık olgunlaştığını ve çiçek açmaya yaklaştığını gösterir. Yaprakları sıkı sıkıya kapalı, tok, ağır ve ezik olmayan bir enginarı ise gönül rahatlığıyla alabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Uzun bir sapın ucunda duran görüntüsü o kadar estetiktir ki dekorasyon amaçlı hatta gelin çiçeği olarak kullananlar bile olabilmektedir. İsterseniz siz de enginarları su dolu vazoya koyarak evinizin havasını değiştirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Enginarla ilgili ilginç bir bilgiyle bitirelim listemizi… Kaliforniya’da “Dünyanın enginar merkezi” olarak bilinen Castroville’de her yıl enginar festivali düzenlenir. Bu festivalde de bir enginar kraliçesi seçilir. Tarihteki ilk enginar kraliçesi ise Norma Jean isimli genç kadın olmuştur. Norma Jean o günlerde henüz ünlü değildir ve adını Marilyn Monroe olarak değiştirmemiştir.

  • Caz Müzikle İlgili En Temel Bilgiler

    Caz Müzikle İlgili En Temel Bilgiler

    Orijinal adıyla “jazz” dilimize adapte olmuş haliyle “caz” müzik derin mi derin bir konu… Kiminin tutkunu olduğu kiminin de özel bir bilgi birikimi gerektirdiğini düşünüp uzak durduğu bir müzik türü. Oysa caz, ortaya çıktığı ilk yıllardan bu yana bütün müzik türleri gibi -hatta çok daha fazla- duygularla yoğrulmuştur ve duygularla şekillenmeye devam etmektedir. Caz üstatları özellikle canlı bir caz dinletisine katılmış kişinin bu müzikten kolay kolay vazgeçemeyeceğini bile söylüyor. Hazır tüm dünyada 30 Nisan Caz Günü de ilan edilmişken, dinlemeye yeni başlayacaklar için birkaç temel bilgiden söz edelim.

    müzik
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Caz, 1910’ların başında ABD’nin New Orleans şehrinde doğan, Afrika, Amerika ve hatta Avrupa’dan izler taşıyan bir müzik türüdür. İçinde geleneksel esintiler taşıyor olsa da günümüz popüler müziğini dahi etkileyebilen güçte, köklü bir şehir müziğidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Enstrümanın vokal kadar, belki de vokalden daha fazla öne çıktığı caz müziğinde hemen akıllara gelmesi gereken enstrümanlar vardır. Bunlar genellikle, bir caz topluluğunda melodi bölümünü oluşturan trompet, trombon, klarnet, saksofon ile ritm bölümündeki piyano, kontrbas, gitar ve davuldur.

    müzik, caz, jazz
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Cazın en ayırt edici özelliği, şarkının kimi yerlerinde müzisyenin solo çalarak ve doğaçlama yaparak bütün dikkatleri üzerine çekmesidir. Besteye bağlı kalınarak yapılan bu doğaçlamalar hem ileri seviyede enstrüman hakimiyeti hem de müzik ve duygu birikimi gerektirdiği için az sayıdaki caz müzisyenleri özel sanatçılardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Caz tarihinde enstrümanı ile birlikte efsane olmuş pek çok isim vardır ama aşina olunanlar arasında Miles Davis (trompet-besteci), Duke Ellington (piyano), Louis Armstrong (trompet), Charlie Parker (saksofon), John Coltrane (saksofon-tenor), Bill Evans (piyanist-besteci) gibi isimler öne çıkar.

    müzik
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bir caz şarkısı dinlerken beklenmedik bir şekilde ritmin değişip hafiften bir dans müziği melodisine dönüştüğünü fark edersiniz. Bu esnada dinleyici ritim tutmaya ve yerinde dans etmeye başlar. İşte müziğin ayırt edici özelliklerinden biri de bu tekniktir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Caz, bazı görüşlere göre atası sayılan blues müzik ile sık sık birbirine karıştırılır. Ayırt edebilmek için ise bazı detaylara dikkat etmek yeterlidir. Örneğin cazda saksafon, piyano öne çıkarken bluesda gitar daha fazla yer alır. Blues yavaş, caz ise nispeten hareketlidir. Blues gücünü geleneklerden alırken, cazın yüzü şehre dönüktür.

    müzik, caz, jazz
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Caz müziğin gelişim sürecinde pek çok alt tür oluşmuştur. New Orleans caz, caz rock, caz funk, etno caz, soul caz, caz blues gibi. Hangi türü dinlerseniz dinleyin cazın her zaman özel bir ilgi beklediğini unutmayın. Bu müziği dinlemeye dikkatinizi verdiğinizde aldığınız keyif de fazlalaşacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Listemizin son maddesinde, sesine doyamayacağınız üç caz vokalinden üç caz şarkısı önereceğiz. Efsane caz sanatçısı Ella Fitzgerald’ın yorumuyla “The Music Goes Round And Around”,  Billie Holiday’in yorumuyla “Strange Fruit” ve Nina Simone’dan “I Loves You Porgy”.

  • FOTOĞRAFÇILIKTA KÖKLÜ DEĞİŞİM: ANALOGTAN DİJİTALE GEÇİŞ

    Teknoloji tarihinin en ilgi çekici dallarından olan fotoğrafçılık, 1826’da ilk kalıcı fotoğrafın basılmasıyla başlıyor. Bir zamanlar filmli kameralar kullanarak anılarımızı ölümsüzleştirdiğimiz kameralar, dijital çağın gelmesiyle köklü bir değişime uğradı. Analog fotoğrafçılığın karanlık oda süreçleri yerini dijital sensörlerin ve anında görüntülemelerin olduğu bir dünyaya bıraktı. Yazımızda fotoğraf teknolojisinde yaşanan gelişmeleri ve analog fotoğrafçılıktan dijitale geçişin kültürel yansımasını okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Fransız mucit Joseph Nicéphore Niépce, tarihin bilinen ilk fotoğrafını 1826’da çekti ve “heliograf” olarak adlandırdığı bu fotoğrafı, bir kalay levha üzerine bitkisel yağ kullanarak oluşturdu. Fransız mucit Louis Jacques Mande Daguerretarafından 1839’da çekilen ay fotoğrafı, gümüş kaplamalı bakır levhalar üzerine basıldı ve Fransız Hükümeti, Daguerre’den bu buluşun patentini alarak, tüm dünyanın serbestçe kullanımına açtı. Her geçen yıl yeni teknikler ile daha net ve detaylı fotoğraflar üretildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Analog fotoğrafçılık, analog makineye takılan film ile çekilir ve fotoğrafların baskı işlemleri kimyasal maddelerle yapılır. Bu makinelerin sınırlı çekim kapasitesi vardır, ışığa duyarlı film kullanılır. Film rulosunun uzunluğuna bağlı olarak çekim sayısı 24 veya 36 pozdur. Fotoğraf çekildikten sonra film, karanlık odada kimyasal işlemlerle basılır. Analog fotoğrafçılıkta kullanılan çeşitli türde film kameraları vardır. Bunlar arasında tek mercek yansıtmalı (SLR) kameralar, orta format ve büyük format kameralar bulunur. SLR kameralar, tek bir mercek kullanarak fotoğraf çeker ve bu mercekle görüntüyü vizöre yansıtır. Bu sayede, fotoğrafçının gördüğü görüntü ile çekilen görüntü aynı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1888 yılında ilk taşınabilir fotoğraf makinesi “Siz düğmeye basın, gerisini biz yapalım!” sloganıyla piyasaya sürülür. İlk ticari renkli filmin 1930’larda satışa sunulması ile profesyonel fotoğrafçılık mesleği doğar. Ancak fotoğrafçılığın yaygınlaşması 1940’ların sonunda piyasaya sürülen ve saniyeler içerisinde siyah-beyaz baskı yapan Polaroid fotoğraf makineleriyle olur. Özel baskı işlemleri gerektirmeyen şipşak fotoğraf makinelerinin renkli baskılar yapan modelleri ise 1970’lerde satışa sunulur ve günlük yaşamda geniş bir kullanım alanı bulur, herkes kolayca fotoğraf çekebilir hâle gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    20. yüzyılın sonlarında yaygınlaşan dijital fotoğrafçılık, elektronik ortamda sensörler yardımıyla makinenin topladığı ve sonrasında işlenen ışığın fotoğrafa dönüştüğü fotoğrafçılık dalıdır. 1960’larda NASA’nın uzay çalışmalarında kullandığı dijital görüntüleme teknolojisi, dijital fotoğraf makinelerinin üretilmesinde öncü çalışmalar olmuştur. 1980’lerde manyetik disklere görüntü kaydeden ilk ticari dijital fotoğraf makinesi tanıtılır. Hızla gelişen bu yeni teknolojide görüntüler dijital olarak hafıza kartlarında saklanır ve bilgisayarlarda işlenir. 24 veya 36 poz sınırlandırılması kalkar. Hafıza kartları, binlerce fotoğraf çekilebilmesine ve saklanabilmesine olanak tanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dijital fotoğraf makineleri, film maliyetlerinin ve karanlık oda gereksinimlerinin ortadan kalkmasıyla, fotoğrafçılığı daha erişilebilir hâle getirdi. Dijital fotoğrafçılıkta çekilen fotoğraflar anında görüntülenebilir ve dijital olarak düzenlenebilir; renkler, parlaklık ve diğer özellikler yazılımlar kullanılarak değiştirilebilir. Bu makinelerin yaygınlaşmasıyla birlikte, fotoğraf çekme ve paylaşma süreçleri çok daha erişilebilir hâle geldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    2000’li yıllar dijital fotoğrafçılıkta bir dönüm noktasıdır. Akıllı telefonların yaygınlaşması ile herkes, cebinde ya da çantasında bir kamera taşır hâle geldi. Bu sayede, anı yakalamak ve paylaşmak hiç olmadığı kadar kolaylaştı. İlerleyen yıllarda akıllı telefonlar, yüksek çözünürlüklü kameralar ve gelişmiş sensörler ile donatıldı. Bu, daha da kaliteli fotoğrafların çekilmesini sağladı. Otomatik odaklama, yüz tanıma, düşük ışık koşullarında çekim yapma gibi özelliklerin eklenmesi ile fotoğraf makineleri kadar profesyonel çekimler yapılabilmekte; akıllı telefonlarla sinema filmleri bile çekilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Analogtan dijitale geçiş, fotoğrafçılıkta köklü değişikliklere neden oldu ve bu değişiklikler kültürel yaşamı da derinden etkiledi. Fotoğraflar artık sadece anı saklamak için değil, aynı zamanda kişisel kimliklerin ve kültürel trendlerin bir yansıması olarak da kullanılıyor. Filmli kameralar ve Polaroid makineler ise artık sadece fotoğrafçılığın estetiğini sevenler ve koleksiyoncular için nostaljik bir değer taşıyor.

  • VEJETARYENLER İÇİN YEMEK TARİFLERİ

    Et ve et ürünlerinin tüketilmediği vejetaryen beslenme tarzının temelinde, bitkisel kaynaklı beslenme yatar. Pesketeryan, semi-vejetaryen, lakto-ovo vejetaryen, lakto-vejetaryen, ovo vejetaryen gibi pek çok alt sınıfı olan vejetaryen beslenmede, sınıfların her birinde yenen ve yenmeyen gıdalar farklılık gösterir. Örneğin ovo vejetaryen olarak adlandırılan sınıf et ve süt tüketmez ancak yumurta tüketimleri esnektir ya da semi vejetaryen beslenmede hayvansal gıda olarak sadece kırmızı et yenmez ancak süt, yumurta, tavuk ve balık tüketilebilir; özetle her bir sınıfın kendine özgü kuralları vardır. Her ne kadar son günlerde yaygınlaşmış olsa da aslında 1840’lı yıllardan beri hayatımızda yer alan vejetaryen beslenme modeline olan talep arttıkça, tarif seçenekleri de çoğaldı. Bu yazımızda her sınıfa uygun vejetaryen yemek tariflerinden birkaçını sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Leziz vejetaryen tariflerden biri olan kokoreç, aynı zamanda oldukça pratik bir lezzettir. Vejetaryen kokoreç yapmak için önce domates, sivri biber ve kapya biberi güzelce yıkayın ve küp küp doğrayın. Mantarı zeytinyağı ile önce yüksek ateşte, sonra kısık ateşte suyunu alana kadar pişirin. Sonra biberleri zeytinyağında kavurun ardından domatesleri ilave edin. Piştikten sonra üzerine mantarları ekleyin ve kısık ateşte pişirmeye devam edin. Üzerine kekik ekledikten sonra ocağın altını kapatın. Ekmeğin içine bu muhteşem harcı koyun ve dilediğiniz baharatlarla süsleyin. Enfes kokoreç hazır!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Lazanya ana yemek olarak da tüketilebilen, sofraların eşsiz tatlarından biridir. Lazanya tarifini vejetaryen damaklara uyarlamak oldukça kolay.  Bu leziz tarifi yapmak için önce soğan, kırmızıbiber, patlıcan ve kabağı doğrayın, suyunu çekene kadar kavurun. Üzerine rendelenmiş domatesleri ekleyin. Klasik bir beşamel sos hazırladıktan sonra lazanyaları tepsiye dizin ve üzerini sebzeli harç ile kaplayın. Üzerine bir kaşık beşamel sos dökün ve kaşar peyniri ekleyin. Bir kat daha lazanya koyun ve tüm malzemeler bitene kadar bu şekilde kat kat çıkın. Fırında yaklaşık 20-25 dakika pişirdikten sonra lazanyanız hazır!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Lezzetli vejetaryen tariflerinden biri olan falafeli yapmak için nohutları bir gece önceden bekletmekte yarar olacaktır. Soğanı, maydanozu doğrayın ve nohutlarla karıştırın. Baharatları ilave ettikten sonra robottan geçirin ve karışımı kâseye alın. Azar azar un eklediğiniz karışımı bir güzel yoğurun. 15 dakika kadar buzdolabında beklettikten sonra harçtan ceviz büyüklüğünde parçalar alın ve fırın tepsisine dizin. Fırında yaklaşık 10 dakika pişirdikten sonra falafel hazır olmuş olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Hamburger sevenler bu tarife bayılacak! Nohutlu bir vejetaryen burger yapmaya ne dersiniz? Önce soya peynirini elinizde ufalayın ve cevizi, nohudu, baharatları ekleyin. Galeta unu ve zeytinyağını da bu karışıma ekleyin ve harca köfte şeklini verin. Buzdolabında 50 dakika kadar dinlendirdikten sonra orta ateşte arkalı önlü pişirin. Köfte pişince üzerine cheddar peyniri ilave edin. Dilerseniz mantar ya da karamelize soğan da ekleyebilirsiniz. Marul, domates ve benzeri ürünleri hamburger ekmeğine koyun ve üstüne köfteyi yerleştirin. İşte bu kadar kolay!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fransız menşeli harika bir haşlanmış sebze yemeği önerimiz var. Fırında pişen ve sunumuyla önce gözleri doyuran bu eşsiz lezzetin Fransa’da Confit Byaldi adında bir varyasyonu da var. Gelelim tarife… Sosu için soğanları doğrayıp yağda kavurduktan sonra üzerine sarımsak ve sivri biberi ekleyin. 2-3 dakika daha kavurduktan sonra domates ve tereyağı ilave edin ve bu şekilde birkaç dakika daha pişirin. Baharatları ekledikten sonra üzerini kapatın. Şimdi sıra sebzelerde… Kabak, patlıcan, domates ve patatesi doğrayın ve üzerine az miktar tuz atın. Fırın tepsisine ilk olarak hazırladığınız sosu dökün ve ardından sebzeleri birer birer yerleştirip, yaklaşık 20 dakika kadar pişirin. Sebzelerin üzeri hafif kızardıktan sonra kaşar peynirini ilave edin ve bir süre daha pişirin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Klasik kadınbudu köfte tarifine vejetaryen bir dokunuş yapmaya ne dersiniz? Önce pirinçleri haşlayın ve suyunu süzdükten sonra kâselere alın.  Üzerine yumurta, kaşar peyniri, maydanoz, taze soğan ve baharatları ilave ettikten sonra güzelce yoğurun. Harçtan parçalar alın ve önce galeta ununa sonra yumurtaya ve ardından tekrar galeta ununa bulayıp kızartın. Nefis vejetaryen köfteler hazır!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Vejetaryen beslenme de olsa pizza olmadan bir şeyler eksik kalır sanki. İşte bu nedenle sebzeli pizza tarifi vermeden geçmek istemedik. Derin bir kaba glütensiz un, su, maya ve tuz ilave edin ve yoğurun. Hamur kıvama geldikten sonra biraz dinlendirin ve ardından ince bir şekilde açın. Salça ve zeytinyağını hamurun üstünde gezdirdikten sonra üzerine soya peynirin yarısını ilave edin. Peynirin üzerine kullanmak istediğiniz sebzeleri yerleştirin. Üzerine bir kat daha soya peynirini serpin ve fırına verin. Yaklaşık 30-35 dakika sonra enfes kokulu sebzeli pizzanız hazır olacaktır.